Cumhuriyet Halk Partisi

Tam metin

(1)

Cumhuriyet Halk Partisi

Atatürk’ü Anma Haftası’nda Atatürk’ten Anılar

Tarih : 10.11.2011 Çankaya Köşkü’nün Kütüphane Memuru Nuri Ulusu anlatıyor:

Atatürk dil konusuna çok önem veriyordu.

Aritmetik, geometri terimleri üzerinde çalıştı.

Bunları bana dikte ettiriyordu.

Dört işlem, toplama, çıkarma, çarpma, bölme, açı gibi terimleri o buldu.

***

Yeni Türk harfleri kabul edilmişti.

Bu harflerin Köşk personeline öğretilmesi için bizzat ders verdi.

Bu arada Cumhurbaşkanlığı Bandosu Şefi’ni çağırtıp ona, “Yeni Türk alfabesini notaya alın ve her gün Meclis bahçesi ve Kızılay’da adeta bir şarkı gibi çalıp söyleyin. Böylece halkın kulağı yeni alfabeye alışacaktır” dedi.

Emir hemen yerine getirildi.

***

(2)

Bir akşam sofrada konuklardan biri, “Paşam, izin verirseniz bir kanun çıkaralım, siz ömür boyu Cumhurbaşkanı olarak kalın” dedi.

Atatürk’ün gözleri çakmak çakmak oldu, kaşları kalktı.

Sinirlenmişti.

Öneriyi yapan konuğa, “Beni Mısır Kralı Faruk, Arnavutluk Kralı Zogo’ya mı benzetmek istiyorsunuz” yanıtını verdi.

***

Son günlerinde yanındaydım.

Doktorları saraya hemşire ve hastabakıcı getirmek istediler.

Bizleri kastederek, “Benim çocuklarım bana çok iyi bakıyorlar… Başkasını istemem”

dedi.

***

Çankaya Köşkü’nün garsonu Cemal Granda anlatıyor:

Atatürk çiçekleri çok severdi. Çiçek olmadı mı sofraya oturmazdı.

Zaman zaman başka yerlerde de yemek yenirdi, Tokatlayan, Pera Palas, Park Otel gibi.

Hepsine gittiğimizde parasını cebinden öderdi.

(3)

Bir gün Atatürk’ün manevi kızlarından Nebile Hanım, Köşk’ün otomobiline binmiş gidiyordu.

Atatürk, nizamiye kapısından geri çevirtti onu.

Nebile Hanım, “Arkadaşlarıma gidiyorum” deyince, Atatürk, “Böyle şey olmaz” dedi,

“Hepiniz toplanacaksınız, haftanın bir günü Köşk’ten dışarı çıkacaksınız. Bu otomobil bizim babamızın malı değildir. Benzin parasını da millet ödüyor….”

***

Cumhuriyet Gazetesi Foto Muhabiri Selahattin Giz anlatıyor:

Atatürk Florya Deniz Köşkü’nde kalıyordu.

Ben de fotoğraflarını çekebilmek amacıyla Köşk’ün bahçesinde bekliyordum.

Dışarıya genellikle akşam saatlerinde çıkardı.

Ama bir gün farklı bir şey yaptı, güneş tam tepedeyken dışarı çıktı, plajda halkın arasına karıştı.

Hem ben, hem de plajın fotoğrafçısı çok sayıda fotoğraf çektik.

Ama aklıma takılan soruya yanıt bulamıyordum:

Atatürk neden güneşin tam tepede olduğu bir saatte çıkmıştı?

Merakımı Başyaver Celal Bey giderdi.

Meğer Atatürk Köşk’ün penceresinden bakarken, gayet zayıf, eti derisine yapışmış plaj fotoğrafçısını görmüş ve “Çıkalım da şu adama bir faydamız olsun, biraz para kazansın”

demiş…

***

(4)

Sihirbaz Zati Sungur anlatıyor:

1936 yılıydı.

Beyoğlu’nda bir tiyatro salonunda sihirbazlık gösterileri yapıyordum.

Bir gece gösterinin ardından Beyazıt’taki evime gittiğimde kapının önünde polisler gördüm.

Bana, “Sizi Atatürk’e götüreceğiz” dediler.

Atatürk’ün benim hünerlerimi görmek istediğini anlamıştım.

Önce tiyatroya uğradık, oradan malzemeleri aldık ve Atatürk’ün bulunduğu Garden Gazinosu’na vardık.

Sahneye çıktım, kısa bir konuşma yapıp gösterime başladım.

Atatürk dikkatle beni izliyordu.

İlk oyunum iskambil kağıtlarıyla yapılıyordu.

İskambil demetini açıyor, kapatıyordum.

Her açılıp kapanışında demet biraz daha küçülüyor ve sonunda kayboluyordu.

Bu gösteri bitince Atatürk hem gülümsedi, hem de alkışladı beni.

Heyecanım gitmiş, kendime güvenim tümüyle yerine gelmişti.

Sırasıyla diğer oyunlarıma geçtim..

Her oyunum bittiğinde gülümsüyor ve alkışlıyordu.

(5)

Masasına gittim.

“Tebrik ederim oğlum”

dedi, “Sanatını çok güzel yaptın..”

Atatürk’ün bundan sonra söylediği şey beni çok etkiledi:

“Bunu nasıl öğrendin, bana anlatır mısın?”

Bize büyükler genellikle “Bunu nasıl yapıyorsun” diye sorarlar.

Atatürk farklı bir şey söylüyordu oysa…

Hünerleri nasıl öğrendiğimi bilmek istiyordu.

Avrupa’ya, Amerika’ya gittiğimi, oralarda yıllarca çalıştığımı, işi iyice öğrenince yurduma geldiğimi söyledim

Biz hünerlerimizi nasıl yaptığımızı, sırlarımızı kimseye anlatmayız.

Ama Atatürk sorsaydı, ona her şeyi anlatırdım.

Sofradan kalkarken yanındakilere, “Beyler bu delikanlıyı himaye edeceksiniz” dedi.

Birkaç gün sonra beni İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ çağırdı, “Senin bu icra ettiğin meslekle ilgili bir zorluk var mı, bir şey yapmamızı ister misin” dedi.

Gösteri için sattığımız biletlerden belediye yüzde 25 vergi alıyordu. Yurt dışında böyle bir şey yoktu. Bunu anlattım.

(6)

İki gün sonra gösteri yaptığımız tiyatroya telgaraf geldi. Yüzde 25 belediye vergisi y ü z d e 6 ′ y a indirilmişti.

***

Tiyatro Sanatçısı Vasfi Rıza Zobu anlatıyor:

Tiyatromuz Ankara turnesindeydi.

Atatürk oyunumuzu seyrettikten sonra bizi yemeğe davet etti..

Hep birlikte Marmara Oteli’ne gittik.

Bugünkü kokteyl usulü bir yemekti bu…

Bir büfeden yemekleri, içkileri alıp ayakta dolaşıyorsunuz…

Gece çok neşeli geçiyordu doğrusu Ama bizim önemli bir sorunumuz vardı.

Ertesi gün trenle Eskişehir’e gideceğimiz ve orada oyun sergileyeceğimiz için uzun süre orada kalamazdık.

Aramızda bunu Atatürk’e nasıl söyleyeceğimizi, gitmek için nasıl izin alacağımızı tartışmaya başladık.

Sonunda Atatürk’ün yakın arkadaşı Reşit Galip Bey’e durumu anlattık, izin istedik.

Reşit Galip Bey, isteğimizi olumlu karşıladı, Atatürk’ün yanına yaklaştı, “Paşam sanatkarlar yarın Eskişehir’e gidecekler” dedi, “İzin verirseniz elinizi öpüp ayrılsınlar”

(7)

el öpmez. Ama dünya biraraya gelse hiç kimse Mustafa Kemal de olamaz. O halde izin verin de elinizi öpsünler…”

Bu sözler üzerine biz hurra el öpmeye yöneldik…”

***

P r o f . A f e t İ n a n anlatıyor:

“Fransız Kız Lisesi’nde öğrenci iken bir Fransız ders kitabında “Türkler barbar ve ikinci sınıf ırktır” şeklinde bir cümle gördüm.

Bunu Atatürk’e anlattım.

O çok üzüldü ve tarih üzerinde çalışmamız gerektiğini söyledi.

Tarihle ilgili kişileri çevresine topladı, onlara görevler verdi.

Bu olay benim tarihçi olmamın yanısıra Türk Tarih Kurumu’nun kurulmasına da vesile oldu.

***

Ankara’dan otomobille İstanbul’a gidiyorduk.

Kazan köyünden geçerken köylülerin yol üzerinde toplandığını görüp otomobili durdurduk.

Ancak köylüler çekingen duruyor, hiçbiri otomobilimize yaklaşmıyordu.

Biraz bekledikten sonra otomobile gayet güzel köylü giysisi giymiş bir kadın yaklaştı, Atatürk’e, “Paşam size ayran hazırlamıştık, yolculuğunuza ara verip inip bizimle içer misiniz” dedi.

Kadın gayet cesurane konuşuyordu.

(8)

Kazan köyü muhtarlığına yeni seçildiğini söyledi, köyü hakkında gayet güzel bilgiler verdi.

Onlara veda edip tekrar yola koyulunca Atatürk yanındaki Nuri Conker’e döndü, muhtar kadını kastederek, “Bak” dedi, “Tam milletvekili olacak kadın o… Onu milletvekili yapacağız”

Conger, biraz alaysı bir şekilde, “Ya demek öyle” dedi, “Bize böyle arkadaşlar getireceksiniz demek…”

Atatürk, “Daha fazlasını getireceğim, göreceksiniz” diye yanıt verdi.

Gerçekten de 1934′te çıkan kanunun ardından 1935′te yapılan seçimde aralarında Kazan Muhtarı Satı Kadın’ın da bulunduğu 18 kadın milletvekili olarak Meclis’e girdi.

***

Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu anlatıyor:

Atatürk, İstanbul’da Türk Ressamlar Cemiyeti’nin açtığı sergiyi geziyordu.

İbrahim Çallı’nın Kuvayi Milliye isimli tablosunun önüne geldi, dikkatle inceledikten sonra Çallı’ya şunları söyledi:

“Çallı, senin tablonu tenkit edeceğim.

(9)

Bunları biraz zayıflat…

Efelerin kıyafeti de çok yeni..

Onları da biraz eskit..

O zaman daha başarılı olursun…”

Çallı, bu sözler üzerine “Çok haklısınız Paşam” dedi, “Emrinizi yerine getireceğim…”

KAYNAK: Atatürk’le Yaşayanlar- Nazmi Kal-Ziraat Bankası Kültür Yayınları.

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :