• Sonuç bulunamadı

Trabzon Vilayeti Maçuka/Maçka Kazâsı Müslim Nüfus Defteri Örneği Osmanlı Nüfus Defterlerinin Tarih Yazımındaki Yeri: 1835 Tarihli

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Trabzon Vilayeti Maçuka/Maçka Kazâsı Müslim Nüfus Defteri Örneği Osmanlı Nüfus Defterlerinin Tarih Yazımındaki Yeri: 1835 Tarihli"

Copied!
27
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

ISSN: 1309 4173 (Online) 1309 - 4688 (Print)

A Tribute to Prof. Dr. Şerafettin Turan, Volume 6 Issue 3, p. 119-145, April 2014

JHS

H i s t o r y S t u d i e s Volume 6 Issue 3

April 2014

Osmanlı Nüfus Defterlerinin Tarih Yazımındaki Yeri: 1835 Tarihli Trabzon Vilayeti Maçuka/Maçka Kazâsı Müslim Nüfus Defteri

Örneği

The Place of Ottoman Population Registry Books in Writing of History:

The Case of 1835 Maçuka/Maçka District of Trabzon Province Muslim Population Registry Books

Prof. Dr. Süleyman DEMĠRCĠ Erciyes Üniversitesi - Kayseri

Kâzım KARTAL Doktora Öğrencisi

Öz: Nüfus, yeryüzünde sınırları belirli bir alanda belirli bir zamanda bulunan insanların oluşturduğu toplam sayı olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde dünya ülkelerinin üzerinde durduğu en önemli konulardan birisi de nüfustur.

Osmanlı Devleti'nde ilk genel nüfus sayımı 1831 tarihinde II. Mahmut zamanında yapılmıştır.

Yapılan bu sayımla Müslim ve gayr-i Müslim nüfusu tespit etmek ve böylece II. Mahmut döneminde Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılıp (1826) yerine yeni bir ordunun kurulması için ülke içerisindeki askerliğe elverişli erkek nüfusun ve ülke içerisindeki cizye mükellefi gayr-i Müslim nüfusun tespit edilmesi hedeflenmişti.

Maçka, çok eski bir yerleşim yeri olarak karşımız çıkmaktadır. Tarihi süreç içerisinde Pers, Bizans, Osmanlı-Türk medeniyetlerine ev sahipliği yapmıştır. Maçka‟nın ismi rivayete göre İranlılar ile Bizanslılar arasında meydana gelen çarpışmalarda yerli Rum halkı “Maçuka” denen sopa ile dövüştüklerinden ötürü buraya Maçuka-Maçka denilmiştir. Bilindiği üzere Maçka kazâsı Rum Pontus krallığının idaresinde iken, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Trabzon‟un fethinden sonra Osmanlı idaresine katılmıştır. Bugünkü Maçka ilçesi ise 1913 yılında kurulmuştur.

Osmanlı coğrafyasının değişik yerlerinde olduğu gibi Trabzon ve havalisinde de nüfus sayımları yapılmıştı. Bu anlamda Trabzon Vilayeti‟ne bağlı olan sancak, kazâ ve diğer merkezlerde nüfus sayımı uygulanmış olduğunu arşiv kayıtlarından görmekteyiz. Nitekim bölge ile ilgili yapılan nüfus sayımları alan olarak Batum‟dan Kastamonu‟ya kadar olan bölgeyi kapsamakta ve sayı olanakta 203 adet nüfus defterinden oluşmaktadır. Burada inceleyeceğimiz Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki nüfus defterleri serisi içerisinde 1100 numara ile kayıtlı Trabzon Vilayeti Maçka Kazâsı Müslim Nüfus Defteridir. Bu çalışmada, defterde verilen bilgilerden hareketle bahse konu kazâ‟nın mahalle ve köylerinde yaşayan ailelerin ve görevli memurların isim ve esamilerini öğrenme imkânımız olacak. Ayrıca bölgeye yönelik yaşanan göç ve nakiller hakkında ilk elden bilgi sahibi olma imkânı bulacağız. Yine bölgedeki mahalli idareciler; görevdeki muhtarlar, imamlar, askerler, özürlüler, halkın kullandığı yerel isimler (lakaplar), insanların fiziksel özellikleri gibi bölgesel tarih yazımında önemli ayrıntılara ulaşmamıza imkân tanıyacaktır.

Anahtar Kelimeler: Nüfus defterleri, II. Mahmut, Trabzon Vilayeti, Maçuka kazâsı, 19. Yüzyıl

Bu çalıĢma 3-5 Mayıs 2012 tarihleri arasında Niğde Üniversitesi tarafından düzenlenen 1. Uluslararası Niğde Dil, Kültür ve Tarih Sempozyumu'nda sunmuĢ olduğumuz bildiri metninin yeniden düzenlenmiĢ ve geniĢletilmiĢ halidir.

(2)

Osmanlı Nüfus Defterlerinin Tarih Yazımındaki Yeri…

JHS 120

H i s t o r y S t u d i e s Volume 6 Issue 3

April 2014 Abstract:Population is defined as the total number of people on a specific time period and location.

It is regarded as an important issue by different states around the world.

The fist census of the Ottoman State takes place in 1831, during the reign of Mahmut II. The purpose of the census was to find out the number of Muslim and non-Muslim population so that it would be possible to detect the eligible man for the construction of the new army after the abolition of the Janissaries (1826) during Mahmut II reign and to detect the number of non-Muslim cizye tax payers.

Regarding the purpose of the study, the history of Macuka/Macka district starts as an old settlement location. The district has been under Persian, Byzantium and Ottoman-Turkish rules. The legend claims that the name comes from a type of spear called “Macuka”, used by local Greek people during an Iranian-Byzantium war. Following the conquest of Trabzon on 1461 by Mehmet II, the district is taken over by Ottomans from the Greek Pontus Kingdom. Macka District as it is known today has been founded in 1913.

The general census of Trabzon and its districts takes place as a part of the general Ottoman census.

From the archives, it is possible to observe that Trabzon province, together with its districts, villages and other settlements are included in the census. The census of the Trabzon district spreads over an area from Kastamonu to Batumi and has total of 203 registry books. This study analyses the book no 1100 from Trabzon Province Macka District Registries. It will enable a closer look on the population, population movements, names and titles of the residents as well as officials on duty.

Another result of the study is to find first hand information about the migrations and transfers. The study will also shed light on details important for the writing of history, such as local administrators, mukhtars, imams, soldiers, handicapped people, local monikers for people, and physical features of individuals.

Keywords: Population Registry Books, Mahmut II, Trabzon Province, Macuka District, 19th Century

Giriş

Genel bir ifade ile nüfus, sınırları belirli herhangi bir yerde belirli bir tarihte yaĢayan insan sayısı olarak tanımlanabilir. Günümüzde ülkelerin önem verdiği konulardan biri nüfustur.

Çünkü Nüfus, ülkelerin kalkınmasında, tanıtılmasında doğal kaynakların işletilmesin de, üretim ve tüketim üzerinde son derece etkilidir. Aynı zamanda ülkeler için önemli bir güç kaynağı ve devamlılıklarını sağlamada önemli bir ölçüttür.1

Osmanlı Ġmparatorluğu’nda ilk dönemlerden itibaren, XVII. yüzyıla kadar belirli aralıklarla nüfus ve arazi tahrirleri denilen bir sayım ve yazım uygulanmıĢtır. Bu tahrirlerle devlet askeri gücünü ve gelir kaynaklarını tespit etmede önemli bir aşama kaydetmiş olmakla birlikte XVII. Yüzyıldan itibaren de bu uygulamanın düzensiz yapılan bazı yoklamalarla devam ettiği görülmektedir.2 Ancak II. Mahmud (1808-1839) bütün kurum ve kuruluĢları tekrar düzenlemiĢ3 ve 1826’da Yeniçeri Ocağı kaldırılıp yerine Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye’nin kurulduğu zamana kadar, imparatorlukta artık benzeri bir sayım ve yazım faaliyetine rastlanmaz.4 Osmanlı devletinde nüfus sayımına baktığımız da ise Osmanlı

1Tahir Kodal, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Ġlk Genel Nüfus Sayımında Çorum Vilayeti’nin Nüfus Özellikleri’’, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:19,Sayı: 1, Elazığ-2009, s.233-258; ayrıca

bkz. Zübeyde GüneĢ –Yağcı & Serdar Genç, H.1256/ M.1840-41 Tarihli Balıkesir Nüfus Defteri, Balıkesir Belediyesi Kent ArĢivi Yayınları No:9, Balıkesir 2013, s. 23-35.

2Hasan Yüksel, “Osmanlı’da Modern anlamda yapılan ilk Nüfus Sayımına göre Divriğ’nin Demografik yapısı,’’

Nüfus Bilimi Dergisi/Turkish Journal of Population Studies, 2006-07, 28-29, s.73-89. Ayrıca bkz. Hava Selçuk,

“Niğde’de Ġlk Nüfus Sayımı (22 ġevval 1246/6 Nisan 1831)”, JASSS, Volume 6 Issue 2, February 2013, s. 1263- 1294.

3Musa Çadırcı, Tanzimat Sürecinde Türkiye Anadolu Kentleri, Ġmge Kitabevi, Ankara-2011, s.51.

4Musa Çadırcı, Tanzimat Sürecinde Türkiye Askerlik, Ġmge Kitabevi, Ankara-2008, s.110.

(3)

Süleyman DEMİRCİ - Kâzım KARTAL

JHS 121 H i s t o r y S t u d i e s Volume 6 Issue 3

April 2014

hükümetinin kendine has nüfus sayımının olmadığı konsolosluk raporları, diplomatlar ve milliyetçi liderler tarafından iddia ediliyordu.5

Osmanlı Devleti’nin herhangi bir yerleĢim yerinde yaĢayan nüfus, çoğu zaman iki kaynaktan yararlanılarak hesaplanır. Bunlardan en önemlisi Osmanlı arĢiv kayıtları, diğeri ise Osmanlı coğrafyasını gezen konsolosluk raporları olup, bu konsolosluk raporları Osmanlı arĢiv kayıtları ile desteklendiği zaman bilimsel sonuçlara ulaĢılabilinmektedir.6

Osmanlı arĢiv kayıtları tahrir7, avarız8, cizye9, temettuat defteri10, vilayet salnameleri, nüfus yoklama ve nüfus sayım defterleri, Osmanlı coğrafyasında yaĢayan nüfusun tespitinde kullanılan baĢlıca kaynak serileri arasında yer almaktadırlar.

Osmanlı- Rus SavaĢı’nın sekteye uğrattığı 1828–29 nüfus sayımı, bütün kazâlarda sayım yapılmamıĢ olmasına rağmen modern manada kabul edeceğimiz ilk Osmanlı nüfus sayımı olarak kabul edilmektedir. Ancak son zamanlarda ortaya çıkan yeni bilgi ve belgeler, nüfus sayımına iliĢkin çalıĢmaların daha önce baĢladığını göstermektedir.11

Tanzimat'ın ilanıyla birlikte mahallî idarelerde bazı değiĢikliklere gidilmiĢtir. Ġdarî birim olarak bakıldığında en küçük birim olan muhtarlıklardan baĢlanarak kazâ, sancak ve eyaletlerin idarî yapılarında bazı değiĢikliklerin yapıldığı bilinmektedir. Nüfus iĢlerini takip edilmesi için ise 1839'dan itibaren eyaletlerde nüfus nazırı, sancak ve kazâlarda da nüfus memurları görevlendirilmiĢ olup, Bu memurların görevi ise, bölgelerindeki doğum ve ölüm olaylarını takip etmek ve aylık cetveller hazırlayarak Ġstanbul'da bu cetvelleri takip edecek olan Ceride-i Nüfus Ġdaresi'ne bildirmekle mükelleflerdi.12

XIX. yüzyılda süren savaĢlar, iç isyanlar ve mali güçlükler sebebiyle Osmanlı Devleti’nde askeri ve mali alanda köklü bazı değiĢiklikler yapılması zorunlu hale gelmiĢti. Bu amaçla Ragıp Efendi tarafından Sultan II. Mahmud’a bir layiha13 sunuldu. Layihada, her sancak ve kazâya uygun Ģartlara haiz olan dirayetli müdürlerin tayini ile bu müdürlerin, tapu, evkaf,

5Stanford j. Shaw, “The Ottoman Census System And Population’’, International Journal of Middle East Studies, Vol.9 no. 3 (Oct.1978), s.325-339.

6Zehra Topal, 1840 tarihli Akçabat Nüfus Kayıtları, Akçabat Belediyesi Kültür Yayınları-5, Akçabat 2010, s. 16.

7Bahaeddin Yediyıldız ve Mehmet Öz, Ordu yöresi Tarihinin Kaynakları III, TTK Yay, Ankara 2002, s.

xxı. Ayrıca bkz. Mehmet Öz, "Tahrir Defterlerine göre Canik Sancağında Nüfus 1455-1643", Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim fakültesi Dergisi, Sayı:6, 1991,s. 173-205. Aynı müellif XV-XVI. Yüzyıllarda Canik Sancağı, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 1999. 17. Yüzyılın ikinci yarısına doğru yapılan mufassal avarız tahrirleri bağlamında 1642 tarihli Canik Sancağı Avarız Defterleri bölge ile ilgili nüfus ve yerleĢim yerleri gibi konularda daha ayrıntılı bilgi edinmemize yardımcı olmaktadır. Söz konusu defter yeni yazı metin ve tıpkı basımı ile birlikte kısa bir süre önce Türk Tarih Kurumu tarafından Türkiye’nin Sosyal ve Kültürel Tarihi Projesi çerçevesinde yayınlandı. Bkz. Mehmet Öz, Canik Sancağı Avarız Defterleri (1642) – Orta Karadeniz Tarihinin Kaynakları VIII, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 2008. Ayrıca bkz. Kemal Çiçek, “Osmanlılar’dan Önce Akdeniz Dünyasında Yapılan Tahrirler Hakkında Bazı Gözlemler”, OTAM, S. 6, Ankara 1995, s.51–89.

8Avarız defterlerinin nüfus tahminlerinde kullanılabilirliği konusunda bkz. Süleyman Demirci,“Demography And History: The Value of The Avârizhâne Registers For Demographic Research: A Case Study of The Ottoman Sub- Provinces of Konya, Kayseri And Niğde, C.1620s-1700”, Turcica 38 (2006), s. 181-211. Ayrıca bkz. Halil Ġnalcık,

“Military and Fiscal Transformation in the Ottoman Empire, 1600-1700”, Archivum Ottomanicum, VI (1980): 283- 337; Sureyya Faroqhi, “Crisis and Change, 1590-1699”, An Economic and Social History of the Ottoman Empire, (eds.) Halil Ġnalcık and Donald Quataert, Part II (1600-1914), (Cambridge, 1994), s. 411-636.

9 Oktay Özel, “Avarız ve Cizye Defterleri”, Osmanlı‟da Bilgi ve İstatistik, (Editör: ġevket Pamuk), Devlet Ġstatistik Enstitüsü Yayınları, Ankara 2000, s.1–29.

10 Mübahat S. Kütükoğlu, “Osmanlı Sosyal ve Ġktisadî Tarihi Kaynaklarından Temettü Defterleri”, Belleten, Cilt LIX, S.225, Ağustos 1995, s.395-412.

11Kemal Karpat, Osmanlı Nüfusu (1830-1914), TimaĢ Yay., Ġstanbul 2010, s.62.

12Salih Kahraman ve Fevzi Gür, Amasya Nüfus Defteri 1840, Amasya Belediyesi Kültür Yay., Amasya-2012, s.5.

13Musa Çadırcı, Tanzimat Sürecinde Türkiye Anadolu kentleri, Ġmge Kitabevi, Ankara-2011, s.120.

(4)

Osmanlı Nüfus Defterlerinin Tarih Yazımındaki Yeri…

JHS 122

H i s t o r y S t u d i e s Volume 6 Issue 3

April 2014

saliyane, cizye, evrakının dağıtılması, vergilerin adaletli bir Ģekilde tespiti ve toplanması, halkın sosyal ve mali durumunun tespit edilmesi ile boĢ toprakların kullanılması teklif edilmekteydi. Görevlendirilecek memurlar tarafından baĢta Ģehir merkezlerinde olmak üzere daha sonrada köylere yerleĢen ahalinin sahip olduğu hane, han, hamam, dükkân, çiftlik, değirmen, bağ, bahçe, arazi, vs. emlak ve arazilerinin tımar, mülk ve vakıf tarlalarından kendilerine verilmiĢ olan senetlerin bizzat görülerek tek tek isim ve Ģöhretleriyle deftere kaydedilmesi talep edilmekte idi. Aynı zamanda tapu senetleriyle sahibi oldukları mülk ve arazilerin ise ayrı ayrı deftere kayıt olunması, tapu defterlerin Ġstanbul’a gönderilmesi, senetlerin yenilenmesi ve ayrı bir mühürle mühürlenip, eski senetlerin alınması ile yenilerinin emlak ve arazi sahiplerine verilmesi, altı ayda bir nüfus defterlerinin yapılması istenmiĢtir.

Böyle bir çalıĢma sonucunda haksızlıkların önüne geçileceği düĢünülmüĢtür.14

Aynı zamanda sayım memurları hükümet tarafından merkezden seçilmiĢ olup ilgili yerleĢim yerine gönderilirlerdi. Görevlendirilenlerin kiĢilerin mesleklerine baktığımızda hemen hemen tümünün bilgin din adamlarından oluĢtukları görülmektedir. Böylelikle halkın Ģeriata aykırı deyip sayıma karĢı çıkılmasını önlenmek istendiği düĢüncesi dile getirilmektedir.15

1831 yılında yapılan nüfus sayımı bir takım eksiklik ve aksaklıklara rağmen ülke dâhilinde yaĢayan Müslüman ve gayrimüslim nüfusu ortaya çıkarması bakımından önem teĢkil etmektedir. Bu nüfus sayımı Osmanlı Devleti’nin toprak yazımı vesilesi olmadan yapılan bir nüfus sayımı olarak kabul edilir. Ayrıca 1831 sayımı öncesi ve sonrası yapılan bir takım değiĢikliklerle çıkartılan nizamnameler ülke dâhilinde merkezi bir nüfus kayıt sisteminin kurulmasını ve aynı zaman da nüfus değiĢikliklerinin düzenli olarak takip edilmesini sağlaması açısından önemlidir.16

1831 sayımında Müslüman ve gayr-i müslim nüfus ayrı yazılmıĢ, defterleri de ayrı tutulmuĢtur. Bütün sancak, kazâ ve köylerde halk, Ġslâm ve gayr-i Müslim olarak iki gruba ayrılmıĢtır. Kıptîler, Yahudiler, Fellahlar ve göçebeler de ayrı sayılmıĢ ve defterleri de ayrı tutulmuĢtur. Anadolu'da ise aĢiretlerin nüfusları ayrı sayılmıĢ ve bazı defterlerde çadır sayısı da ayrıca kaydedilmiĢtir. Anadolu ve Rumeli'de yaĢayan erkek nüfusu yaĢına bakılmadan istisnasız sayılmıĢtır. Devlet, Müslüman nüfusu askerlik açısından, gayr-i müslim nüfusu ise vergi bakımından öğrenmek istediği için sayımın hedefine ulaĢtığı söylemek mümkündür.

Orduya asker vermeyen bölgeler ise (Basra, Yemen, Mısır, Tunus, Cezâyir gibi) sayımın dıĢında tutulduğu görülmektedir.17

1844 tarihinde yapılan nüfus sayımının amacı, 1834-35 yıllarında "Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye" ismiyle Yeniçeri Ordusu'nun yerine kurulan yeni orduya alınacak asker sayısını tespit etmekti.1844 yılında askere alınabileceklerin sayısını tespit için ülke genelinde yeni bir nüfus sayımı yapılmasına karar verildi. Sayım hazırlıkları 1831 sayımı tecrübelerinden yararlanılarak daha ayrıntılı yapılmıĢtır. Ancak sonuçlar baĢarılı olmadı. Sayım memurlarının dikkatsizlikleri, askere gitmek istemeyenlerin yanlıĢ bildirimlerde bulunması, gayrimüslim cemaat liderlerinin cemaati hakkında verdikleri bilgilerin doğru olmaması baĢarısızlığın ana nedenleri arasında sayılabilir. 1844 Genel nüfus sayımına göre, Osmanlı Devleti’nin toplam nüfusu 35.350.000’dir. Bu nüfusun içinde, 15.500.000’i Avrupa, 16.050.000’i Asya,

14Sezgin Demircioğlu ve Süleyman Bilgin, Of Nüfus Defteri (1834), ġenyıldız Yay., Ġstanbul-2011, s.2.

15Musa Çadırcı, Tanzimat sürecinde Türkiye Anadolu Kentleri, Ġmge Kitabevi, Ankara-2011, s.121.

16Demircioğlu-Bilgin, a.g.e, s.3.

17Salih Kahraman ve Fevzi Gür, Amasya Nüfus Defteri 1840, Amasya Belediyesi Kültür Yay.,Amasya-2012, s.5

(5)

Süleyman DEMİRCİ - Kâzım KARTAL

JHS 123 H i s t o r y S t u d i e s Volume 6 Issue 3

April 2014

3.800.000’ide Afrika da yaĢamaktadırlar.18 1844 nüfus sayımından sonra birkaç defa daha sayıma giriĢildi ise de bunlar çeĢitli nedenlerle tamamlanamadı.1852’de Rumeli’de, 1856’da Anadolu ve Suriye’de sayımlar yapılmıĢtır. 1870 yılında genel nüfus sayımı yapılacağına dair irade çıkarıldı fakat iç karıĢıklıklar dolayısıyla yürürlüğe konulmamıĢtır. 1874 yılında yapılması planlanan nüfus sayımı ise 1876–77 Osmanlı-Rus savaĢı, nedeniyle yapılamamıĢtır.

1877–78 yılında Osman Rus savaĢından sonra bir nüfus sayımı daha yapıldı. Ancak Rumeli’den devamlı göçmen gelmesi sebebiyle sayım altı ayda tamamlanabildi. 1881 Nüfus Nizamnamesi’ne dayanılarak yapılan 1882, 1885, 1907 ve 1915 sayımları daha önceki sayımlara nispeten çok daha sağlıklı Ģekilde tamamlandığı söylenebilir.19 Nitekim modern anlamda Nüfus Sayımların yapılmasında XIX. yy önde gelen iki Hükümdarı Sultan II.

Mahmud (1808–1839) ve Sultan II. Abdülhamid (1876-1909), etkili olmuĢtur. Nüfus araĢtırmalarıyla ilgili hemen her meseleyle yakından ilgilenmiĢlerdir.20

Tapu Tahrir ve Nüfus Defterleri'nden farklı olarak 1845–1850 (Hicrî 1255–1260) yıllarında Maliye Nezareti Temettuat Defterleri de önemlidir. Keza Arap vilayetleri ile Anadolu’nun doğu vilayetlerinde bu sayımlar yapılmadığı bilinmektedir. Temettuat Defterleri, Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra ele alınan konulardan biri de vergi reformu idi. Bu suretle devlet gelirlerinin kontrol altında tutulması, vergi konusundaki aksaklıkların giderilmesi, vergi mükelleflerinin tespit edilmesi ve bütçe dengesinin oluĢturulması amacıyla ülke kapsamında sayımlar yapılmıĢtır. Osmanlı devletinin büyük bir bölümünde aynı sistematik ölçülerle tutulan temettuat defterleri, bazı eksikliklere olmasıyla birlikte XIX. yüzyıl iktisadı ve sosyal tarihi üzerinde yapılacak araĢtırmalara kaynak teĢkil edebilecek bir zenginliğe sahiptirler. Defterlerde; sancak, kazâ, mahalle veya köylerde bulunan hane reislerinin sahip olduğu arazisinden baĢlanarak her yerde ahalinin ismi, Ģöhreti, araziler, koyun, keçi ve arı kovanı sayısı, esnafın ise yıllık gelirlerine kadar mallarının sayımı yapılmıĢtır. Defterlerin düzenlenmesindeki gaye ise, bütün malların tespitinin yapılarak vergi miktarının ortaya konulmak istenmesi ve bu vergilerin adil bir Ģekilde toplanmak olduğu söylenilebilir.21

Osmanlı devletinde tarih yazımına geçmeden önce kısaca tarih üzerinde durmanın faydalı olacağı düĢüncesindeyiz. Teyfur Erdoğdu’nun “Tarih Yazıcılığında Gerçek (Realite)-Hakikat (Verıte) Sorunsalı’’ isimli çalıĢmasında ifade ettiği gibi, “Tarih, Latinler tarih için historia kelimesini kullanmışlardır. Historia kelimesinin kökten bilimsel aşamalarının en derinde M.Ö 1500 civarındaki Sanskritçe veda kelimesinin kullanıldığı düşünülmektedir. Veda, bilindiği üzere Hinduizmin kutsal kitabıdır ve hakikat anlamına gelir. Sonuç olarak hakikat ile tarih arasında kökenbilimsel bir bağ kurulabilmektedir. Bu bağın üzerinden tarihin en kısa ve en özlü tanımını yapmak gerekirse tarih, hakikati arama ameliyesidir.”22

Ayni Ģekilde Türk Tarihine yapmıĢ olduğu bilimsel çalıĢmalarla önemli katkılar sunmuĢ olan Mustafa Öztürk’e göre: “İnsanoğlu‟nun tarihe olan merakı, çok eski çağlara dayanmaktadır. Fakat tarihten şuurlu bir şekilde faydalanma ve onu yorumlama çabaları

18Abdülkadir Gül ve Salim Gökçen, Son Dönem Osmanlı Nüfusu ve Ecnebiler Meselesi, Cedit NeĢriat, Ankara- 2010, s. 51.

19Demircioğlu-Bilgin, a.g.e, s.4.

20Karpat, a.g.e., s.62.

21Kahraman ve Gür, a.g.e., s.8. Ayrıca bkz. Mübahat S. Kütükoğlu, “Osmanlı Sosyal ve Ġktisadî Tarihi Kaynaklarından Temettü Defterleri”, Belleten, Cilt LIX, S.225, Ağustos 1995, s.395-412; Ġsmet Demir, “Temettu Defterlerinin Önemi ve HazırlanıĢ Sebepleri”, Osmanlı 6, (Editör. Güler EREN), Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 1999, s.315–321.

22Teyfur Erdoğdu, “Tarih Yazıcılığında Gerçek (Realite)-Hakikat (Verıte) Sorunsalı’’, Cumhuriyet Döneminde Türkiye‟de Tarihçilik Ve Tarih Yayıncılığı Sempozyumu Bildiriler Ankara 18-20 Mart 2010, T.T.K. Yay., Ankara- 2011, s.33.

(6)

Osmanlı Nüfus Defterlerinin Tarih Yazımındaki Yeri…

JHS 124

H i s t o r y S t u d i e s Volume 6 Issue 3

April 2014

yakın zamanlarda, dağınık haldeki cemiyet yaşayışından devlet hayatına geçildiği dönemlerde başlamıştır. Bu dönemdeki çabalar, belki metodik değildi. Ama en azından tarihten ders almayı öğütleyen bir tarzdı. Üstelik bu ilk tarih örnekleri, o devirlere ait olan ve günümüze yetişen tarihi kaynaklardır. Tarihe ait bu ilk örnekler, sadece Batı‟da değil, bütün eski kavimlerde değişik suretlerde görülmektedir. Tarih; insan topluluklarının geçmişte meydana getirdikleri olayları yer ve zaman göstererek illiyet prensibi dâhilinde anlatan bir bilim olarak tarif edilen tarih, bu haliyle bütün olarak insanlığın geçmişini ifade etmektedir.”23

Bu yaklaĢımdan hareketle Tarih, sadece savaĢlar ve siyasi olaylarla sınırlı değildir.

Ġnsanın yaptığı her Ģey tarihin konusu olmaktadır. Devlet, iktisadi hayata ait her türlü değiĢmeler tarihi ilgilendirmektedir. BaĢka bir ifade ile Tarihin amacı insandır.24Tarihi diğer bilim dallarından ayıran en önemli fark, diğerlerinin insanı bir yönüyle ele alırken, tarihin insanı her yönüyle ve anlamayı ve anlatmayı amaçlamasıdır. Ġnsanlığın her eylemi ya tarihin konusudur, ya da bir süre sonra tarihin konusu olacaktır. Dolayısıyla insanlığın bütün zıtlıklarının, renkliğinin ve çeĢitliğinin her yönüyle tarih alanına yansıması kaçınılmazdır.25 Tarih, geçmiĢ ve gelecek ile olan iliĢkisini ise Ġbni Haldun Ģöyle açıklar; “geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha ziyade birbirine benzerler‟‟ diyerek, geçmiĢ ile gelecek arasındaki bağı bu Ģekilde ifade etmiĢ olur.26

Osmanlı Tarih çalıĢmalarının usta kalemlerinden Ġlber Ortaylı’ya göre, Osmanlı tarih yazıcılığı, köken olarak Arap ve Fars kroniklerini; içerik olarak; Ortadoğu devlet veya toplumlarındaki nasihatname geleneğine bağlanılmaktadır. Solakzade ve Mustafa Ali v.d, bu geleneği ele aldıkları nasihatnamelerle sürdürmektedir. Böyle bir bağlantının genelde doğru olduğuna kuĢku yoktur. Ancak daha XVI yüzyıldan itibaren ise, Osmanlı tarih yazıcılarının bazılarının Avrupa kroniklerine ilgi duyduğu, okuduğu veya çevirttiği de bir gerçektir. Feridun Bey, efsanevi Kral Bohemond’dan kendi zamanına kadar Fransa tarihini, Divan-ı Hümayun tercümanlarından Hasan bin Hamza ve Ali bin Yusuf çevirttirmiĢti. Peçevî, büyük ölçüde Ġstvanfy’nin Macarca tarihlerinden, Almanca bazı kaynaklardan yararlanmıĢ ve tarih mekânını imparatorluğun dıĢına da taĢırmıĢtır.27

Ortaylı’nın özgün ifadesiyle, “Yazılı kaynaklarımız itibariyle, Osmanlı tarihçiliği Yahşi Fakih‟le başlıyor. Bu kaynak henüz elde yoktur, sadece Aşıkpaşazade‟nin referanslarından tanıyoruz. Düsturname-i Enveri gibi manzum tarihlerimiz var. Bir de iyi tarihlendirmemiz mümkün olmayan anonim „‟Tevarih-i Al-i Osman‟‟ lar var. Neşri ve Oruç Bey‟le devam eden menkıbe ve rivayetin süslediği ilk dönemden sonra; XVI. Yüzyılda Kemal Paşazade ve Hoca Saadeddinler‟le, usta bir üslup ve kayıtlara sadakatle kaleme alınan tarihler ortaya çıkar.”28

XVIII. yüzyılda Osmanlı tarih yazıcılığında Vakanüvislik adı verilen resmi tarihçiliğin oluĢması ile birlikte yeni bir dönem baĢlanılmıĢ ve Vakanüvislerin arĢiv malzemelerinden yararlanması sağlanılmakla birlikte Osmanlı imparatorluğunun ve hanedanın tarihindeki önemli olayları kayda geçirmeleri istenmiĢtir. XVIII. yüzyıl baĢlarında Osmanlı devletinin yıkılıĢına kadar iki yüzyıl boyunca devam eden Divan-ı Hümayun’a bağlı olan Vakanüvisler kendilerinden önceki dönemin olaylarını toplayarak ve kendi dönemlerindeki hadisatı ise bizzat kaleme almıĢlardır. Vakanüvisler arasında Halepli Mustafa Naima, RaĢid, Vasıf,

23Mustafa Öztürk, Tarih Felsefesi, Akçağ yay., Ankara 2010, s.3.

24Öztürk, a.g.e., s.4.

25Ġbrahim Hakkı Öztürk, “Bilimsel (Modern) Tarihten parçalanmıĢ (Postmodern) Tarihe’’, (Editör: Ahmet ġimĢek) Tarih Nasıl Yazılır?, Tarihçi Kitapevi, Ġstanbul 2011, s.65-66.

26Mustafa Öztürk, “Geleceğin ĠnĢasında Tarihin Önemi’’, Cumhuriyet Döneminde Türkiye‟de Tarihçilik Ve Tarih Yayıncılığı Sempozyumu Bildiriler Ankara 18-20 Mart 2010, T.T.K. Yay., Ankara-2011, s.110.

27Ġlber Ortaylı, Tarih Yazıcılık Üzerine, Cedit NeĢriyat, Ankara-2009, s.85.

28Ortaylı, a.g.e., s.86.

(7)

Süleyman DEMİRCİ - Kâzım KARTAL

JHS 125 H i s t o r y S t u d i e s Volume 6 Issue 3

April 2014

ġanizade, Ahmed Cevdet PaĢa gibi eserleri basılan büyük tarihçiler bulunmaktadır.

Ayrıca Fatih Sultan Mehmet devrinin meşhur vak'anüvisi Tursun Bey'dir. Vakanüvisler çoğu zaman olayların gerçek sebeplerini vermeyerek sadece olayı ele almakla yetinmiĢlerdir.29

Ġbrahim Hakkı Öztürk’e göre, XIX. ve XX. yüzyıllardaki tarih düĢüncesi ve yazımındaki değiĢim iki Ģekilde incelendiğine değinmiĢtir. Bunlardan birincisini, XIX. yüzyıldaki “bilimsel tarih‟‟ yaklaĢımları ve XX. yüzyılda bilimsellik ve nesnellik algısı açısından yaĢanan değiĢim olarak ele alırken. Ġkincisi ise XIX. yüzyıldaki devlet ve siyaset merkezli tarih anlayıĢından XX. Yüzyıldaki toplum ve kültür merkezli tarih yaklaĢımlarına doğru yaĢanan değiĢimler olarak ele almıĢtır. Tarihçiliğin zaman içinde geliĢmesi elbette ki fizik, kimya, astronomi gibi doğa bilimlerinden olan bilimsel geliĢmelerden farklı olmaktadır. Örneğin doğa bilimlerinde XVII. yüzyıldan günümüze kadar yaĢanan ilerlemeyle temel bilimsel prensipler, kanunlar ve araĢtırma yöntemleri neredeyse tamamen değiĢmiĢtir.30 Buna karĢılık, Ġlber Ortaylı’nın vurguladığı gibi tarih yazımında, fizikte Newton veya Einstein’ın yaptığı gibi büyük bilimsel ilerlemeler söz konusu olmamıĢtır. Çünkü tarihte böyle bir geliĢme çizginin zaten aranmaması gerekir.31

Ġbrahim Hakkı Öztürk’e göre, XIX. yüzyılda “bilimsel tarih‟‟ arayıĢı temel olarak iki farklı yaklaĢım üretmiĢtir. Bunlardan birine göre, geçmiĢin bilimsel olarak bilinebilmesi, doğa bilimleri yöntemlerinin tarih yazımı alanında uygulamasına bağlıydı. Ġkinci görüĢ ise, tarihin kendine ait bilimsel yöntemleri olan bağımsız bir beĢeri bilim dalı olması gerektiğini savunuyordu. Pozitivist düĢünür, Aydın ve tarihçilere göre tarihin bir bilim olabilmesi için tarihsel olay ve kiĢilerle tek tek ilgilenmek yerine, doğa bilimlerin yöntemlerini kullanarak tarihsel geliĢimin değiĢmeyecek olan kanunlarını araĢtırmaya yönelmek gerekmekteydi. Ancak pozitivist tarih düĢüncesi tarihçiler arasında pek benimsenmemiĢtir. XIX. yüzyıl tarihçilerin çoğu bu fikri kabul etmemiĢlerdir.32

Pozitivist tarih anlayıĢını kabul etmeyen tarihçiler ise, belirli yöntem ile bilimsel kuralar içerisinde devam eden araĢtırmaların tarihin realitesini nesnel ve bilimsel bir biçimde ortaya çıkarabilecekleri fikrini paylaĢıyorlardı. Bu tarihçiler tarihi, doğa bilimlerinden farklı olarak, kendine ait belirli kural ve yöntemlere dayanan bilimsel bir araĢtırma alanı olarak algılıyorlardı.33 XIX. yüzyılda bu yaklaĢımı savunanların ve tarih yazımını yönlendirenlerin baĢında ise Alman tarihçi Leopold Von Ranke gelmektedir.34 Ranke’ye göre tarihçi tarihi incelerken her türlü siyasi ve felsefi amaç ve değerden arınarak, sadece tarihin realitesini ortaya koymaya yönelmelidir. Tarihin amacının geçmiĢi yargılamak veya ahlak dersi vermek olmadığını, Kaynağına, “aslında ne ise” ona sadık bir tarih yazımı üzerine düĢünceleri ile kendinden sonraki tarih yazımının niteliğine önemli katkılarda bulundu.35 Tarihi geniĢ anlamıyla ele alan görüĢ ise Ġbn-i Haldun’un görüĢüyle özetlenebilir. Ġbn-i Haldun “tarih insanın sosyal yaĢamının incelenmesi, sosyal yaĢamının zaman ve mekânsal sınırları içerisinde

29Nevzat Köken, Cumhuriyet Dönemi Tarih Anlayışları ve Tarih Eğitimi (1923-1960), Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Isparta-2002, s.7.

30Ġbrahim Hakkı Öztürk, a.g.m., s.39.

31Ortaylı, a.g.e., s.14-15.

32Ġbrahim Hakkı Öztürk, a.g.m., s. 42.

33Ġbrahim Hakkı Öztürk, a.g.m., s. 43.

34Fatma Acun, “Tarihin ĠnĢası Sürecinde Belge ve Kullanımı’’, Cumhuriyet Döneminde Türkiye‟de Tarihçilik Ve Tarih Yayıncılığı Sempozyumu Bildiriler Ankara 18-20 Mart 2010, T.T.K. Yay., Ankara-2011, s.67.

35Hale ġıvgın, “Ulusal Tarih Eğitiminin Kimlik GeliĢimindeki Önemi’’, Akademik bakış 35,C.2, Sayı 4 yaz 2009, s.1-17.

(8)

Osmanlı Nüfus Defterlerinin Tarih Yazımındaki Yeri…

JHS 126

H i s t o r y S t u d i e s Volume 6 Issue 3

April 2014

anlaĢılmasıdır’’ Ģeklinde tarif ediyor. Bu nokta-i nazardan bakıldığında siyaset bilimi, uluslar arası iliĢkiler, sosyoloji, psikoloji vd. her Ģey tarihtir.36

Tarih anlayıĢları içinde Annales Okulu Tarih anlayıĢını kısa bir değerlendirmeye almak istiyoruz. Annales tarih yaklaĢımı Lucien Febvre (1878–1956) ve Marc Bloch (1886-1944) adını taĢıyan iki Fransız tarihçi tarafından 1929 yılında Strasbourg Üniversitesi’nde ders verdikleri bir dönemde kuruldu. Bu döneme kadar tarih çalıĢmaları genel olarak siyasal tarihe odaklanmıĢ bir Ģekilde idi. Daha çok imparatorlukların ya da yeni kurulmuĢ ulus-devlet modellerinin ideolojik reflekslerine geçmiĢten argümanlar üretmesi vasıtasıyla resmi ideolojinin meĢrutiyet araçlarından birisi haline gelmiĢtir. Annales Okulu’nun iddiası tarihi bu tarz bir siyasi meĢrutiyet kazandırma aracı dıĢında tanımlamak oldu. Bundan hareketle Annales Okulu temsilcilerinden ekonomist François Simiand’a göre, tarihçi kabilesinin yıkılması gereken üç putu vardır: Birincisi “siyaset putu’’, siyasi olaylara abartılı önem verilerek sürekli siyasi tarihle, siyasi olaylarla uğraĢma. Ġkincisi “birey putu’’,siyasi olaylara abartılı önem verilerek sürekli siyasi tarihle, siyasi olaylarla uğraĢma. “birey putu’’, baĢka bir anlatımla sözüm ona büyük adamlara verilen ölçüsüz önem, Son olarak “kronoloji putu’’, yani köken incelemelerine dalıp kendini kaybetme alıĢkanlığıydı.37

Annales Okulu’nun Türk Tarihçiliği üzerindeki etkileri bağlamında Ġbrahim ġirin’in özetleyici değerlendirmesi dikkat çekmektedir: “Annales Okulu, tarih yazımında özellikle iki alanda etkili oldu. Bunlardan ilki sosyo-ekonomik tarih yazımı iken, ikincisi ise düşünce tarihi araştırmalarıdır. Türkiye de Annales Okulu daha belirgin bir şekilde sosyal ve ekonomik tarih yazımı üzerinde etkili oldu. Ömer Lütfi Barkanın 1943‟te ele aldığı XV ve XVI. Asırlarda Osmanlı İmparatorluğu‟nda Zirai Ekonominin Hukuki ve Mali Esasları, Kanunlar isimli eseri sosyo-ekonomik çalışmalarda öncü bir çalışma olarak dikkat çekicidir. Barkanın ardından Halil İnalcık, Mustafa Akdağ, Tayyip Gökbilgin ve Cengiz Orhonlu sosyo-ekonomik tarihe yönelip eserler vermişlerdir. Onların takipçileri olan tarihçiler Halil Sahillioğlu, Mehmet Genç, Yavuz Cezzar, Tevfik Güran, Mübahat Kütükoğlu, Musa Çadırcı, Yücel Özkaya, Özer Ergenç, Bahaddin Yediyıldız Osmanlı sosyo-ekonomik tarihine yönelik yaptıkları çalışmalarla Annales‟in etkisinde tarih yazımına katkıda bulundular.”38

Osmanlı Türkiyesin’de ise çağdaĢ tarihçilik, 1880’lerde baĢlayan Türk aydınlanma çağı etkisi altında, II. MeĢrutiyet (1908-1918) döneminde Tarih-i Osmanî Encümeni’nin (TOE) kuruluĢu ile baĢlamıĢtır. Nitekim Cumhuriyet dönemi önde gelen tarihçileri burada yetiĢmiĢtir.

27 Kasım 1909 tarihinde dönemin Osmanlı hükümdarı II. Abdülhamit’in talimatıyla kurulmuĢtur. 12 üyeden oluĢan bir kurum halinde faaliyete baĢlamıĢtır. Hükümetçe seçilen kurucu üyeler, son Osmanlı vakanüvisi olan Abdurahman ġeref, Ahmet Tevhid, Ahmed Refik, Ahmed Midhat, Ġskender Hoci, Efdaleddin,39 Diran Dilikyan, Zühdi, Ali Seydi, Karolidi, Mehmed Arif, Necip Asım; muavin üyeler ise Ali Emiri Efendi, Tevfik PaĢa, Halid Ethem, Safvet, Süleyman Nazif, Arifi paĢa, Osman Ferid, Faik ReĢad, Mehmet Galib, Musa Kazım, Mistadikidis’dir. Encümenin masrafları ise devlet hazinesi tarafından karĢılanıyordu.40

36ġıvgın, a.g.m., s.1-17.

37Ġbrahim ġirin, “Genel Tarih AnlayıĢları’’, (Editör: Ahmet ġimĢek) Tarih Nasıl Yazılır?, Tarihçi Kitapevi, Ġstanbul-2011, s.109.

38ġirin, a.g.m.,s.111.

39Eyüp BaĢ, “Târîh-i Osmânî Encümeni Kurucularından Efdaleddin (Tekiner) Beyin Hayatı, Eserleri ve Tarihçiliği Üzerine”, AÜİFD XLVI (2005), sayı II, s. 167–204.

40Halil Ġnalcık, “Türkiye’de Modern Tarihçiliğin Kurucuları’’, ( Ed. Vahdettin Engin& Ahmet ġimĢek ), Türkiye‟de Tarih Yazımı , ġenyıldız Yay., Ġstanbul-2011, s.179.

(9)

Süleyman DEMİRCİ - Kâzım KARTAL

JHS 127 H i s t o r y S t u d i e s Volume 6 Issue 3

April 2014

Cumhuriyet dönemi tarih yazımına baktığımızda ise karĢımıza çıkan sorun genel olarak uzmanlaĢmayı daha çok Atatürk dönemiyle sınırlı tutulması anlayıĢından kaynaklanmaktadır.41 Ġlber Ortaylı göre, cumhuriyet tarihçiliğimizin çoğulcu demokrasinin fikri alt yapısı oluĢmadığı için, tarih yazıcılığı günlük siyaset ile iç içe olduğuna değinmektedir. Bunu fikri ve ilmi planda aĢmanın yolu ise belgelere dayanan monografik çalıĢmalar olduğunu anlatmaya çalıĢmaktadır.42

Tarih anlayıĢları dikkate alındığında ne kadar çok sayıda ve birbirlerine zıt ya da birbirini tamamlayan pek çok yaklaĢım olduğu görülür. Her bir tarih anlayıĢının, belli bir yaklaĢımın ekseninde kalmasından dolayı bazı öğeleri dıĢta bıraktığı fark edilmektedir. Ġnsanın tarihi anlama, tarihi anlamlandırma ve yorumlama gayreti tarih boyunca hiç eksik olmamıĢtır.

Bundan sonraki süreçte de insanoğlunun daha kuĢatıcı, daha evrensel tarih anlayıĢına ulaĢmasına kadar bu uğraĢlar devam edecektir.43 Osmanlı tarihçiliği ile ilgili olarak Nüfus Defterlerinin geçmiĢ çeyrek asırda yeterince ilgi gördüğünü söyleyemeyiz. Bu çalıĢmamızda 2009’dan itibaren araĢtırmaya açılan Nüfus Defterlerinin Trabzon/Maçuka kazâsı üzerinden tarihçiliğe bir katkı yapmaya çalıĢacağız. Kısaca Maçka kazâsı tarihini hatırlatarak Nüfus defterini değerlendirmeye almanın faydalı olacağı kanaatindeyiz.

Maçka Kazâsı

Maçka’nın çok eski bir geçmiĢi vardır. Tarih boyunca Ad Vicesium, Dikaisimon, Magnana, Karydia, Cevizlik, Matsouka, Maçuka, Maçka olarak adlandırılan kıyı ile bağlantısı olmayan yerleĢimin Anabasis’te bir yunana kolonisi olarak adı geçmeyen, geç dönem kolonize edildiği ya da büyük bir ihtimalle Dril44 ve Tzan adlı halkların otokton ektogezen geliĢimiyle etnik yapısının oluĢmuĢ olduğu düĢünülmektedir. Prokopius döneminde putperest olan yöre halkı Tzanlar ancak imparator Justinianus’un ordusunun bölgeye gelmesiyle birlikte Roma egemenliği kabul edilmiĢ ve aynı zamanda bu dönemde Hıristiyanlıkta kabul edilmiĢtir.45 Trabzon Ġmparatorluğu döneminde ise bir yandan Türkmen akınlarını önlenmesine yardım ederlerken diğer yandan ise Ġmparatorluğu sarsan isyanlarda çıkarttıkları bilinmektedir. Bizans ve Trabzon Ġmparatorluğu döneminde geçimlerini kiliseye ait toprakları iĢleyerek kazanan Maçka halkı, Osmanlı Devleti döneminde ise Statüsü pek değiĢmemiĢtir.46

Doğu Karadeniz bölgesine XI. Yüzyılın ortalarından itibaren baĢlamıĢ olan Türkmen göçleri bu bölgenin etnik yapısı bakımından önem teĢkil etmektedir. Bu Türkmen göçlerin XII.

Yüzyılın sonlarına doğru Samsun ile Trabzon arasındaki alana yayılmıĢ47 olan Türkmen Nüfusu, Moğolların önünden kaçarak 1247 civarında Erzurum, ġavĢat, göç eden altmıĢ bin kiĢi ile daha da artmıĢ, bunun neticesi olarak ise XIII. yüzyılın sonlarında yalnızca Trabzon ve ahalisinde Ortodoks/Rum kültürü yaĢandığı söylenilebilir. Türkmenler; Kovanlar, Torul, Maçka-Hamsiköy ile GümüĢhane’yi yurt edinmiĢlerdir.

Trabzon tarihinde, Osmanlıların ilk defa Karadeniz’de, bilhassa Giresun önlerinde belirdiği Osmanlı azap ve sipahi gemileri tarafından 1368 yılı Temmuzunda Giresun adasına yapıldığı bildirilen önemli bir akın olarak görünmektedir. Bu hadiseden sonra bu tür akınlardan

41Sinan Ġnan, “Yakın ve ġimdiki Zamanı Yazmak: Türkiye’de Cumhuriyet Tarihçiliği’’, Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Isparta 2010, s.304.

42Ortaylı, a.g.e., s.152.

43ġirin, a.g.m.,s.117.

44 Bilgin, s. 41-42.

45Özhan Öztürk, Antik Çagdan Günümüze Karadeniz‟in Etnik ve Siyasi Tarihi Pontus, Genesis Yay, Ankara-2011, s. 659.

46Özhan Öztürk, s. 659.

47J.P.Fallmerayer, Trabzon Rum İmparatorluğunun Tarihi, (Çev. Cevat Eren), Türk Tarih Kurumu Kitaplıgı Yazmalar Bölümü, NO:40/86, s. 41 vd.

(10)

Osmanlı Nüfus Defterlerinin Tarih Yazımındaki Yeri…

JHS 128

H i s t o r y S t u d i e s Volume 6 Issue 3

April 2014

bir daha bahsedilmez. Bundan sonraki dönemde Osmanlılar, daha önce Giresun’a kadar ki sahil kesiminde kurulmuĢ olan Türk Beyliklerinin topraklarını ele geçirerek Batı Karadeniz’de üstünlüklerini sağlamıĢlardır. II. Murad döneminde Trabzon’a taarruz amacıyla gönderilmiĢ olan Osmanlı donanmasının fırtına nedeniyle baĢarısız olduğu bilinmektedir.48 1456 senesinde Osmanlılar Trabzon’a doğru akına çıkmıĢ Osmanlıların bölgeye yaptıkları akınlarla birlikte Trabzon Rum Tekfuru Kalo Ġoannes önce, iki bin bilahare üç bin altınlık senevî bir vergi ile Osmanlı egemenliğini benimsemek zorunda kalmıĢtır.49

II. Mehmet’in Trabzon’u 1461 tarihinde Osmanlı devleti sınırlarına katması ile birlikte Çepni Türkmenleri getirilerek bölgeye iskân ettirilmiĢ ve böylece bölgedeki Türk nüfusu arttırmak istenmiĢtir. Akabinden Trabzon, Osmanlı taĢra teĢkilatına uygun olarak sancak haline getirilmiĢ olup, daha sonra ise Rum Beyler Beyliğine bağlanmıĢtır. Trabzon idari yapısına baktığımızda; 1520 tarihinde Vilayet-i Rum-ı Hadis’e bağlanan Trabzon Sancağı 1535 yılına gelindiğinde Erzurum’da kurulan Eyalet-i Rum-ı Hadis’e bağlanmıĢtır. 1581’den itibaren Batum Beylerbeyliği’ne bağlanan Trabzon, 1650’lerden sonra Eyalet statüsüne kavuĢmuĢtur.50 Bu düzenlemeye göre Trabzon Eyaleti’ne merkez kazâ, Maçka, Sürmene, Of, Rize, Mapavri, Giresun, KeĢap, Kürtün, Yavabolu ve Tirebolu kazâları ile Torul nahiyesi bağlandı.51 Tanzimat’ın ilanı ile birlikte taĢra teĢkilatında meydana gelen değiĢiklikler sonucunda vilayete dönüĢtürüldü. Bu idari bölünme ufak tefek değiĢikliklerle birlikte on dokuzuncu yüzyılın sonuna kadar sürdüğü görülmektedir. 1910 yılında çıkarılan kanunla birlikte Bu tarihten itibaren Trabzon Vilayeti; Trabzon Merkez, Lazistan ve GümüĢhane Sancağı olmak üzere üç sancaklı bir il olarak varlığını sürdürdü. Trabzon Vilayeti’nin idari teĢkilat yapısı, Milli Mücadele dönemine kadar bu Ģekilde devam etmiĢtir. 1920 tarihin de Giresun’un, 4 Nisan 1921’de ise Ordu’nun müstakil mutasarrıflık haline getirilmesiyle yeniden değiĢti. Trabzon Vilayeti’ne bağlı Sancaklar olan Rize ve GümüĢhane ise 20 Nisan 1924 tarihli kanunla müstakil il’e dönüĢtürülmüĢtür.52

Maçka adının anlamı ile ilgili yapılan bilimsel araĢtırmalara göre Maçka adının Kafkas kökenli olduğu söylenilmektedir.53 Maçka nahiyesi ise arĢiv kayıtlarında “Maçuka” olarak kaydedilmiĢtir. Bu nahiyeye ait bilgiler 1583-1600 yılları arasında Trabzon sancağında beĢ yeni kazânın kurulduğunu görmekteyiz. 16. yüzyılın son çeyreği ile 17. yüzyıl baĢlarında KeĢap, Tirebolu, Yavabolu nam-i diğer Görele, Maçka (Maçuka) ve Ġçil namı diğer Yomura kazâları kurulmuĢtu.54

1486 tarihli Tımar defterinde Maçka merkezinin yeri tespit edilememiĢtir. Ancak nahiyede 49 köy olup, bunlara bağlı 27 adet hisse bulunmaktaydı. Ayrıca 4 tanede mezra bulunuyordu. Aynı zamanda yukarıda belirtilen 49 rakamının içinde 5 adet köyün hisseli köy olarak kaydedildiği görülmektedir.

48Kenan Ġnan, “Trabzon’un Osmanlılar Tarafından Fethi”, KTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sa.14,Trabzon 2003, s. 71-84.

49 Kenan Ġnan, a.g.m., s. 71-84.

50Hanefi Bostan, XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayat, TTK Yay, Ankara 2002, s. 19-20-21-22.

51Mehmet Okur ve Veysel Usta, “Karadeniz Bölgesi’nin Demokrafik Yapısına Dair Bir İnceleme”, History Studies, Volume 1/1 ( 2009), s. 36-69.

52 Mehmet Okur, a.g.m., s. 36-69.

53 Karagöz Ġlyas, Maçka Yer Adları,Turan Kültür Vakfı Yay.,Ġstanbul 2003, s.35.

54 Süleyman Demirci, “XVII. YY’da Trabzon Eyaletinin Ġdari Taksimatı Ve Vergilendirilebilir Nüfus: Giresun, KeĢap, Kürtün Ve Yavabolu Nam-ı Diğer(Görele) Kazaları Örneği”, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,S.15, Iparta 2012/1, s.15-29.

(11)

Süleyman DEMİRCİ - Kâzım KARTAL

JHS 129 H i s t o r y S t u d i e s Volume 6 Issue 3

April 2014

1515 yılı Tahrir Defterinin Maçka Nahiyesine ait kısmının baĢ tarafında bir bölüm eksiktir. Buna rağmen nahiyeye tabi olan köyler ve köylerde yaĢayan nüfusun büyük bir kısmı tespit edilebilmektedir. Buna göre nahiyeye tabi 53 köy, bu köylere ait 15 hisse ve 2 mezra bulunduğu bilinmektedir. Maçka nahiyesinde 1520 yılında ise 53 köy bu köylere ait olan 4 hisse ve 2 mezra bulunduğu elde edilen bilgiler arasında yer almaktadır.1554 yılında ise Maçka nahiyesine tabi 58 köy tespit edilen bilgiler arasındadır.1583 yılında ise Maçka nahiyesine tabi 71 köy 15 mezra ve 1 kilisa-i Sümela adını taĢıyan kır iskân merkezi olduğu bilinmektedir.55

Bu dönemlerde Maçka nüfusuna baktığımızda ise 97 yıllık dönemde baĢtinalar hariç tutulduğunda nüfusun 9455’ten 15.224’e yükseldiği görülmektedir. Bu dönemde nüfusun artıĢ oranı %61.01 olmuĢtur. Nüfusun yıllık büyüme hızı ise %0.62’dir. Bu zaman diliminde Hıristiyan nüfus baĢtinalar hariç %41.49 oranında artarken, Müslüman nüfus %324,42 oranında artmıĢtır. Hıristiyan nüfusun yıllık büyüme hızı %0.42, Müslüman nüfusu ise %3.34 olarak gerçekleĢmiĢtir.56

1817 yılında bölgeye gelen seyyahlara göre Maçkalı Müslümanların da bu dönemde Rumca konuĢtukları kaydedilmiĢtir. 19.yüzyılda ise öbür adı cevizlik olan Maçka’nın Trabzon merkez sancağına bağlı bir nahiye olduğu, Trabzon-Erzurum yolu üzerinde bulunduğu için ticari bir öneme sahip olduğu, Maçkalıların rençperlik, Trabzon ve Rusya da taĢçılık, Ġstanbul’da ise yorgancılık ve kazancılık yaptıkları kaydedilmiĢtir.57

1880 Trabzon Vilayet salnamesine göre ise Maçka nahiyesinde 64 mahalle ve 5.170 hanede 12.305 erkek yaĢamakta olduğu bunların 5.967 si Müslim, 6.406’sı Rum, 202’si Ermeni olduğu günümüzde ise 3 belediyesi bulunmaktadır. Bunlar; Atasu, Esiroğlu, Maçka olup, 21 mahalle ve 57 köyün bağlı olduğu Maçka ilçesi nüfusu 1927 de 19.176 iken, 1950 yılında 35.465, 1960 yılında 38.316, 1970 yılında 40.641, 1980 yılında 41.208, 1990 yılında 42.324, 2000 yılında 42.557, 2009 yılında 25.723 ulaĢtığı bilinmektedir.58

Maçka’nın tarihine kısaca bakacak olursak; çok eski bir yerleĢim yeri olan Maçka, tarihi süreç içerisinde pers, Bizans, Osmanlı ve Türk uygarlıklarının beĢiği olmuĢtur. Maçka ilçesi Rum Pontus krallığının elinde iken, 1461 yılında dönemin padiĢahı Fatih Sultan Mehmet Hanın Trabzon’un fethinden sonra Osmanlı imparatorluğu topraklarına katılmıĢtır. Maçka ilçesi 1913 yılında kurulmuĢtur. Maçka ismi; rivayete göre Ġranlılarla Bizanslılar arasında vuku bulan çarpıĢmalarda Maçka’nın yerli Rum halkı “Maçuka” denen sopa ile dövüĢtüklerinden onların yerleĢim birimine Maçuka anlamına gelen Maçka denilmiĢtir. I. Dünya savaĢında Rusların Maçka’yı iĢgali üzerine yöre halkı buradan göç etmiĢ ve 15 ġubat 1918 tarihinde Rusların çekilmesiyle birlikte Maçka ilçesi Rus iĢgalinden kurtulmuĢtur.59

Maçka Kazâsı Müslim Nüfus Defteri Değerlendirmesi

Nüfus, sosyo-ekonomik bakımdan bir toplumun kalkınmasında önemli bir rol oynamaktadır. Bir toplumda nüfusun artıp, azalması ile nüfus ve üretim iliĢkisi savaĢların ve tarihi olayların bazen sebepleri bazen de sonuçları üzerinde önemli bir rol oynar. Nüfus sayımları, bir toplumu meydana getiren fertlerin, sayı, yaĢ, cinsiyet, meslek, din, dil ve öğrenim durumlarını ortaya koyduğundan toplumların ekonomik, sosyolojik ve tarihi yönlerini araĢtırmak, sosyal tarihlerini yazmak için çalıĢma yapacak olan kiĢi veya kiĢiler açısından

55 Bostan, s.186-189.

56 Bostan, s.186-189.

57Özhan Öztürk, a.g.e, s.659.

58Özhan Öztürk, a.g.e, s. 659.

59http://www.trabzon.org/macka/macka_tarihi.htm.

(12)

Osmanlı Nüfus Defterlerinin Tarih Yazımındaki Yeri…

JHS 130

H i s t o r y S t u d i e s Volume 6 Issue 3

April 2014

oldukça önemli olduğu bilinmelidir. Ülkeler yüzyıllar öncesinden yirminci yüzyılın ortalarına kadar, nüfusun sayısal olarak fazlalığını güçlü olmak için önemli ve gerekli bir faktör olarak gördüklerinden nüfus miktarını ve sahip olunan nüfusun özellikleri ile ülkelerin büyümesi ve kalkınması arasında önemli iliĢkiler kurdukları söylenilebilir.60

Aile geçmiĢine ait bilgilere ulaĢabileceğimiz kaynaklar olarak tahrir, avarız, ahkâm, cizye, nüfus defterleri ve Ģeriye sicilleri görülmektedir. Bu kaynaklar içinde ahkâm defterleri ve Ģeriye sicillerinde adli veya ġeri bir olayla ilgisi olan Ģahıslara ait bilgilere ulaĢılabilmektedir.

Tahrir, avarız, cizye ve nüfus defterleri ise genel nüfusa ait daha hacimli bilgilerle aile araĢtırmaları konusundaki en önemli malzemelerdir. Bu kaynaklar içinde 1829 ve sonrası döneme ait nüfus sayım sonuçlarını ihtiva eden nüfus defterleri ise bu konuda en önemli baĢvuru kaynağımızdır. Nüfus defterlerinde Ģahıs isimleri genellikle aile lakapları ile birlikte verilmiĢken, tahrir, avarız ve cizye defterlerinde ise sadece Ģahıs ve baba adı verilmiĢtir. Bu durum XVIII. yüzyıl öncesine ait tahrir bilgilerini değerlendirmede karĢılaĢılan en önemli zorluklardan biridir.

ÇalıĢmamıza esas teĢkil eden Maçka nüfus defteri BaĢbakanlık Osmanlı ArĢivi’nde NFS.

d koduyla 1100 numarada kayıtlıdır. 1835 tarihli ve 19x52 ebatlarındaki defter 139 sayfadan oluĢmaktadır. 1835 tarihli Trabzon Maçka kazâsı nüfus defterini incelediğimizde, Maçka bağlı bulunan köylerde yaĢayan ailelerin isimleri, nüfus ve nüfus hareketleri, muhtarlar, imamlar, askerler, halkın kullandığı isimler, fiziksel özellikleri, hane sayısı, gibi bölge tarihi ve insanı için önemli ayrıntılara ulaĢılmıĢtır.

Maçka nüfus defterinin içeriğine baktığımızda genel olarak hemen hemen her köyde bir muhtar ve imam bulunduğu bilinmektedir. Memurlar özellikle vergi ve askerliğe elveriĢli olup olmadığı gibi hususları göz önüne bulundurarak, Müslümanları yaĢ göre sınıflandırmıĢ olup;

bunlar Tüvana (güçlü kuvvetli), Ģabb-ı emred (sakalı bıyığı çıkmamıĢ genç), sıbyan (çocuk), müsinn (yaĢlı) gibi sınıflandırmalara tabi tutulmuĢtur.

BaĢka mahallelerden gelenler ile diğer mahallelere gidenler, defter kaydedilirken gelenler için Farsça gelmek anlamına gelen “amed” gidenler için Farsça gitmek anlamına gelen “reft”

ibaresi kullanılmıĢ ve geldikleri gittikleri mahalleler tarihleri ile birlikte yazılmıĢtır.

KiĢilerin yaĢları “sinn” ibaresiyle kimlik bilgilerin hemen ardından yazılmıĢ olup Arapça bir kelime olan sinn “yaĢı” anlamına gelmektedir.

YaĢ olarak askerliğe elveriĢli olmayıp Tüvana, Ģabb-ı emred veya müsinn olarak belirtilenler dahil olmak üzere topal, a’ma, yekçeĢm (tek gözlü), divane (deli), gibi fiziksel yönden sorunlu olanlar ise defterde kaydedilmiĢtir.

Defterde aynı zaman da kiĢilere ait özellikler tekrar yazılması yerine “bu dahi” denilerek kısaltılmıĢtır. Bu ifadeden bir önceki Ģahsa ait ne kastedilmiĢ ise, o kiĢi içinde aynı Ģeyin kastedildiği anlamına gelmektedir.

Tablo 1: Maçka Kazâsında Kullanılan İsimler Sıra

No

İsim Adet Sıra No

İsim Adet Sıra No

İsim Adet

1. Hasan 824 14. Salih 65 27. Abdi 13

60Ġrfan Dağdelen, Beykoz Nüfus Defterleri, Beykoz Belediyesi Kültür Yayınları No:26, Ġstanbul 2012, s.13.

(13)

Süleyman DEMİRCİ - Kâzım KARTAL

JHS 131 H i s t o r y S t u d i e s Volume 6 Issue 3

April 2014

2. Mehmed 725 15. HurĢid 51 28. Tahir 12

3. Ali 740 16. Halil 42 29. HamuĢ 11

4. Osman 582 17. Yusuf 38 30. Feyzullah 7

5. Ahmed 483 18. Temel 36 31. Ġbrahim 6

6. Mustafa 424 19. Yakup 35 32. Eyüpzade 5

7. Ömer 301 20. Bekir 34 33. Halid 4

8. Süleyman 301 21. Arif 30 34. KeleĢ 3

9. Hüseyin 228 22. Tufan 23 35. Abdülkerim 3

10. Emin 168 23. Eyüp 21 36. Muhammed 1

11. MemiĢ 116 24. Dursun 17 37. Ġshak 1

12. Abdullah 109 25. DurmuĢ 16 38. Sadullah 1

13. Mahmud 90 26. Ġsmail 13 39. ġaban 1

Maçka kazâsında en çok kullanılan isim Hasan’dır. Daha sonra ise Mehmet Ali, Osman Ahmet Mustafa Ömer’dir. En az ise ġaban’dır. Günümüzde Karadeniz insanıyla özdeĢleĢtirilen Temel ismi ise 36 dir.

Tablo 2: Maçka Kazâsında Erkek Nüfusunun Mesleklere Göre Dağılımı

Muhtar 44

Ġmam 16

Berber 6

ÇavuĢ 1

(14)

Osmanlı Nüfus Defterlerinin Tarih Yazımındaki Yeri…

JHS 132

H i s t o r y S t u d i e s Volume 6 Issue 3

April 2014

Solak 1

Tablo 2 incelendiğinde Muhtar sayısının 44 olduğu görülmekte olup Ġmam, Berber, ÇavuĢ, Solak Maçka kazâsında bulunan mesleklerdir.

Çavuş; Osmanlı Devletin de muhtelif hizmetlerde kullanılan bir memur çeĢididir. Tımarlı ve ulufeli olmak üzere ikiye ayrıldığı bilinmektedir. Tetkiklerimize göre 1 adet ÇavuĢ bulunduğu tespit edilmiĢtir. ÇavuĢ, aynı zamanlarda lakap ve isim olarak kullanıldığı da bilinmektedir

Tablo 3: Maçka Kazâsında Yaşayan Hacı, Molla, Hafız Muhtar, Ağa ve Bey’ler

Hacı (Hem isim hem lakap olarak kullanılmıĢtır)

22

Ağa 22

Bey 7

Molla

6

Hafız

6

Hacılık ancak zenginlerin yerine getirebildiği bir dini vecibe olması sebebiyle bölgenin iktisadi yapısının ortaya çıkarılmasında kullanılabilecek bir veriyi oluĢturmaktadır. Hacılık aynı zamanda ticaretle uğraĢanlar içinde kullanılmıĢtır.61 Defterdeki hacıları incelediğimizde toplam hacı sayısını 22 olduğu görülüyor. Buda kazâ’nın ekonomik durumun fazla iyi olmadığına dair bir gösterge olarak kabul edilebilir. ÇalıĢmada değerlendirilen bir diğer istatistik de hafızlardır. Hafız sayısına baktığımızda 6 tane hafız bulunuyor. Molla sayısı ise Maçka kazâsının dini eğitime verdiği önemi göstermektedir. Ağa ise, genelde mesleklerine baktığımızda bunların yönetici kadrosunda olduğu söylenilebilir. Ağa tabiri; Osmanlı devletinde ordu, saray memuru ve mensupları için kullanıldığı gibi aynı zamanda halkın ileri

61Sait Öztürk, İstanbul Tereke Defterleri(Sosyo- Ekonomik Tahlil) ,Osmanlı AraĢtırmaları Vakfı yay., Ġstanbul 1995, s.123.

(15)

Süleyman DEMİRCİ - Kâzım KARTAL

JHS 133 H i s t o r y S t u d i e s Volume 6 Issue 3

April 2014

gelenlerine, esnaf kethüda ve yiğit baĢlarına taĢra ayan ve eĢrafına da ağa denildiği bilinmektedir.62

Bey; bey unvanı da ağa gibi anonim bir unvan olarak kullanılmıĢtır. Askeri ve mülki büyük memurlara ve bir mevki sahibi herkes için kullanıldığı bilinilir beğ tabiri asalet için kullanıldığı da söylenilebilir.63

Tablo 4: Maçka Kazâsında Yaşayan Nüfusun Yaş ve Fiziki Özellikleri

1-8 1260

8-15 522

15-40 1243

40-60 573

60+ 232

Toplam 3830

Maçka kazâsı yaĢ ortalamasına baktığımızda 1-8 arası yaĢ ortalaması yaklaĢık % 33, 8-15 arası yaĢ ortalaması yaklaĢık % 14, 15-40 arası yaĢ ortalamasına baktığımızda ise yaklaĢık % 31, 40-60 arası yaĢ ortalamasına baktığımızda ise yaklaĢık olarak % 15, 60 ve üstü yaĢ ortalamasına baktığımızda ise yaklaĢık olarak % 6 olarak görülmektedir.

Tablo 5: Maçka Kazâsında Yaşayan Nüfusun Yaş ve Fiziki Özellikleri 1:Bıyık

Bıyıklı gurupları Adet

Kara bıyıklı 422

Kır bıyıklı 7

Köse bıyıklı 3

62Sait Öztürk, a.g.e.,s.121.

63Sait Öztürk, a.g.e.,s.123.

(16)

Osmanlı Nüfus Defterlerinin Tarih Yazımındaki Yeri…

JHS 134

H i s t o r y S t u d i e s Volume 6 Issue 3

April 2014

Kumral bıyıklı 31

Sarı bıyıklı 295

Ter bıyıklı 261

2: Sakal

Sakal grupları Adet

Aksakallı 132

Kara sakallı 297

Kır sakallı 33

Köse sakallı 3

Kumral sakallı 14

Sarı sakallı 67

Defter de kaydedilen fiziki özellikler sakal grubu ve bıyık grubu olarak ikiye ayırdık.

Nitekim kiĢilerin tanınmasında en büyük özellikler sakal ve bıyıktır. Bıyık kara, kır, köse, kumral, sarı ve ter bıyık olarak bulunmaktadır. Sakal ise; ak, kara, kır, köse, kumral sarı sakal olarak sınıflandırdık yukarıda kaç kiĢi oldukları belirtilmiĢtir.

Sonuç

Nüfus defterlerini araĢtırmacılar için önemli kılan en büyük özellik, muhtevasında barındırdığı detaylı bilgiler olduğunu söylemek gerekir. Zira bu kayıtlarda; Kazâ, Nahiye, Köy ve Mahallelerin idari durum ve taksimatları, köylerde bulunan sülaleler, köylerdeki imam ve muhtar adları, tüm kiĢilerin yaĢları, tipleri ve genel fiziki özellikleri, bütün fertlerin babaları ile birlikte adları, özürlülük durumları, zenginlik ve itibar seviyeleri, dini statüleri, gurbette bulunulan yer adları ve askere gidilen yerler belirtilmiĢtir.

Kayıtlarda Ģahısların fiziksel özellikleri belirtilirken genel olarak boy, sakal ve bıyık referans alınarak betimleme yoluna gidilmiĢtir. Boy özelliği için ise; uzun boylu, orta boylu ve kısa boylu seklinde üç ayrı sınıflandırma yapılmıĢtır. Sakal özelliği için kara sakallı, kır sakallı, kumral sakallı ve köse sakallı gibi betimlemeler tercih edilmiĢken bıyık için kara bıyıklı, sarı bıyıklı ve köse bıyıklı gibi ifadeler kullanılmıĢtır. Nüfus sayımı bir bakımdan asker sayısının tespiti amacıyla yapıldığı için özürlülük halleri özellikle belirtilmiĢtir. Sıkça ifade edilen özürlülük çeĢitleri, topal, çolak, sağır, kör, alil, yekçeşm ve mecnun olarak not

Referanslar

Benzer Belgeler

Hanede baba adı kayıtlı olmayan 2 veya 3 erkek kardeĢin bir arada yaĢadığı toplam 8 hane tespit edilmiĢ bunlar geniĢ aile statüsünde belirtilmiĢtir.3 hane

Öz: Osmanlı Arşivi “Çorum Şehrinin Müslim Nüfus Defteri’ incelenerek hazırlanan bu çalışma Çorum şehrinin 1844 tarihli Müslüman nüfus yapısını

1249) Tarihli Kayseri Sancağı, Karahisar-i Develi (Yeşilhisar) ve Talas Kazası Müslim Nüfus Defteri İncelemesi.. A Study on the 1833/34 (H. 1249) Dated Kayseri Sanjak,

Esas itibariyle nüfus defterlerinin tutuluĢ gerekçesi askeri ihtiyaçlardan çıkmıĢ olmasına rağmen Osmanlı Devletinde kadın ve kız çocuklarının nüfus

In this study in vitro phenolic compounds production capacity and the effect of UV irradiation on phenolic compounds via callus culture were determined in Vitis vinifera

Besides, according to cross-resistance MPN results, all of the mutant individuals showed higher tolerances than wild type against all of the stress types, which indicates

Programda: Beethoven’ in ikinci senfo­ nisi ve Jentsch’in köy şenlikleri, Mozart'ın sihirli flüt operası uvertürü vardır. İstanbul Şebir

Tablo 30: 1845 Tarihli Nüfus Defterine Göre Diyarbakır’da Mütemekkin Olan Gayrimüslim Nüfusu. Tabloda görüldüğü gibi numara sayısı yani hanede bulunan ve sayıma dahil