ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
ÖZEL EĞİTİM ANABİLİM DALI
ZİHİN YETERSİZLİĞİ OLAN ÖĞRENCİLERE CİNSEL İSTİSMARI ÖNLEMEYE YÖNELİK TEKNOLOJİ DESTEKLİ
EĞİTİMİN ETKİLERİ
Özge ÜNLÜ
Doktora Tezi
Eskişehir, 2020
Z İHİ N YE T E RSİ Z L İĞİ OL AN ÖĞ RE NC İL E RE Cİ NSE L İ ST İS M AR I ÖNL E M E YE YÖNE L İK T E KNOL OJİ DE ST E KL İ E Ğİ T İM İN E T Kİ L E Rİ
Özge ÜNLÜ
2020
ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
ÖZEL EĞİTİM ANABİLİM DALI
ZİHİN YETERSİZLİĞİ OLAN ÖĞRENCİLERE CİNSEL İSTİSMARI ÖNLEMEYE YÖNELİK TEKNOLOJİ DESTEKLİ
EĞİTİMİN ETKİLERİ
Özge ÜNLÜ
Doktora Tezi
Danışman: Doç. Dr. Macid Ayhan MELEKOĞLU
Eskişehir, 2020
ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
JÜRİ VE ENSTİTÜ ONAYI
Özge ÜNLÜ tarafından hazırlanan Zihin Yetersizliği Olan Öğrencilere Cinsel İstismarı Önlemeye Yönelik Teknoloji Destekli Eğitimin Etkileri başlıklı bu tez, 05/06/2020 tarihinde Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği’nin ilgili maddeleri uyarınca yapılan Tez Savunma Sınavı sonucunda başarılı bulunarak, jürimiz tarafından oy birliği ile Doktora Tezi olarak kabul edilmiştir.
Görevi Unvanı Adı SOYADI İmza
Jüri Başkanı : Doç. Dr. Ayten DÜZKANTAR ………
Danışman : Doç. Dr. Macid Ayhan MELEKOĞLU ………
Üye : Dr. Öğr. Üyesi Mine SÖNMEZ KARTAL ………
Üye : Dr. Öğr. Üyesi Özlem TOPER ………
Üye : Dr. Öğr. Üyesi Zeynep BAHAP KUDRET ………
Prof. Dr. Mustafa Zafer BALBAĞ Enstitü Müdürü
i
ETİK İLKE VE KURALLARA UYGUNLUK BEYANNAMESİ
Zihin Yetersizliği Olan Öğrencilere Cinsel İstismarı Önlemeye Yönelik Teknoloji Destekli Eğitimin Etkileri başlıklı tezin bizzat tarafımca hazırlanan, özgün bir çalışma olduğunu; bu çalışmanın tüm aşamalarında (hazırlık, veri toplama, analiz, bilgilerin sunumu ve raporlaştırma vb.) bilimsel etik ilke ve kurallara uygun olarak hareket ettiğimi; bu çalışma kapsamında elde edilmeyen tüm veri, bilgi vb. için kaynak gösterdiğimi ve bu kaynaklara çalışmanın kaynakçasında yer verdiğimi; bu çalışmanın Eskişehir Osmangazi Üniversitesi tarafından kullanılan “Bilimsel İntihal Tespit Programı’yla tarandığını ve hiçbir “intihal içermediğini” beyan ederim. Herhangi bir zamanda, herhangi bir biçimde bu çalışmamla ilgili yukarıdaki beyanıma aykırı bir durumun saptanması halinde, ortaya çıkacak tüm ahlaki ve hukuki sonuçların sorumluluğunu kabul ettiğimi bildiririm.
05/06/2020 Özge ÜNLÜ
i Teşekkür
Tez çalışmam süresince bilimsel katkılarını ve yardımlarını esirgemeyen, beni anlayış ve sabırla destekleyen, öğrencisi olmaktan büyük mutluluk ve gurur duyduğum saygıdeğer danışmanım Doç. Dr. Macid Ayhan MELEKOĞLU’na sonsuz teşekkür ve minnettarlığımı sunarım.
Yoğun çalışmalarına rağmen bana zaman ayırarak bilgi ve deneyimleriyle her zaman destek veren ve araştırmam süresince güler yüzlerini hiçbir zaman esirgemeyen saygıdeğer hocalarım Doç. Dr. Ayten DÜZKANTAR’a ve Dr. Öğr. Üyesi Mine SÖNMEZ KARTAL’a teşekkürü bir borç bilirim.
Tez çalışmamın başarıya ulaşmasında önemli bir rol oynayan ve bu çalışmayı 2018/21A218 proje numarası ile destekleyen Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu’na teşekkür ederim.
Araştırmama gönüllü olarak katılan, “Yarın da geleyim mi öğretmenim? Ben hep geleyim değil mi öğretmenim? Beni yarın da gelip al lütfen öğretmenim! Seni çok seviyorum ve hemen özlüyorum öğretmenim.” diyen canım katılımcılarıma; çalışmamın başından sonuna dek büyük bir özveri ve istekle destek veren o güzel ailelerime ve her zaman ellerinden gelenin en iyisini yapmaya hazır olduklarını dile getiren biricik öğretmenlerime gönülden teşekkür ederim.
Hayatım boyunca maddi ve manevi desteklerini her zaman hissettiğim, varlıklarıyla gücüme güç katarak beni gururlandıran ve mutlu kılan canım annem Emine ZEYBEK ve canım babam Yüksel ZEYBEK’e; daima olumlu düşünmemi sağlayarak destek ve sevgilerini tüm kalbimle hissettiğim can kardeşlerim Gamze ALPTEKİN ile Ertan ALPTEKİN’e çok teşekkür ederim.
Biricik can yoldaşım, yoğun iş temposu ve aramızdaki kilometrelerce mesafeye rağmen o büyük sevgisi, anlayışı, sabrı ve özverisiyle bana güç ve cesaret veren; her fırsatta beni motive eden sevgili eşim Emre ÜNLÜ’ye sonsuz teşekkür ederim.
Son olarak bu süreçte ona ayıracağım zamandan çaldığım, bu yoğun çalışma sürecinin bir gün biteceğine bir türlü ikna edemediğim, bu tezi yazma amacım ve şükür sebebim olan Canım Oğlum, en değerli varlığım Ege’m; beni sabırla beklediğin için en çok da sana teşekkür ederim Annem!
ii İçindekiler
Teşekkür ... i
İçindekiler ... ii
Tablolar Listesi ...v
Şekiller Listesi ... vi
Özet ...1
Abstract ...3
BİRİNCİ BÖLÜM...5
1. Giriş ...5
1.1. Problem Durumu ...5
1.2. Araştırmanın Amacı ...6
1.3. Araştırmanın Önemi ...8
1.4. Sınırlılıklar ...9
İKİNCİ BÖLÜM ... 10
1. Kavramsal / Kuramsal Çerçeve ... 10
2.1. İstismar ... 10
2.2. Çocuk İstismarı ... 11
2.3. Çocuk İstismarı Türleri ... 12
2.3.1. Duygusal istismar ... 12
2.3.2. Fiziksel istismar ... 13
2.3.3. İhmal... 14
2.3.4. Cinsel istismar... 14
2.4. Cinsel İstismarın Çocuk Üzerindeki Etkisi ... 16
2.5. Cinsel İstismarı Önlemeye Yönelik Çalışmalar ... 17
2.6. Zihinsel Yetersizliği Olan Çocuklarda Cinsel İstismar ... 20
2.7. Zihinsel Yetersizliği Olan Çocuklarda Cinsel İstismarı Önleme Çalışmaları .. 25
2.7.1. Uluslararası alanyazında yapılan çalışmalar ... 26
2.7.2. Türkiye’de yapılan çalışmalar ... 33
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ... 37
3. Yöntem ... 37
3.1. Araştırma Modeli ... 37
3.2. Katılımcılar ... 38
3.2.1. Öğrenci katılımcılar ... 38
iii
3.2.2. Öğrenci katılımcılarda aranan önkoşul özellikler ... 38
3.2.3. Tuzak kuran katılımcılar... 40
3.2.4. Uygulamacı ... 41
3.3. Ortam ... 41
3.4. Araç Gereçler ... 41
3.5. Bağımlı Değişken ... 42
3.6. Bağımsız Değişken ... 44
3.6.1. Temel kavramların sunulması ... 45
3.6.2. Animasyon örnekleri ... 46
3.6.3. Rol yapma etkinlikleri ... 48
3.6.4. Gerçek ortam uygulamaları ... 48
3.7. Deney Süreci ... 48
3.7.1. Pilot çalışma... 49
3.7.2. Ön-test ve son-test oturumları... 51
3.7.3. Yoklama oturumları ... 51
3.7.3.1. Toplu yoklama oturumları... 51
3.7.3.2. Günlük yoklama oturumları ... 52
3.7.4. Öğretim oturumları... 53
3.7.5. Genelleme oturumları ... 61
3.7.6. İzleme oturumları ... 62
3.8. Verilerin Toplanması ... 62
3.8.1. Etkililik verilerinin toplanması ... 62
3.8.2. Sosyal geçerlik verilerinin toplanması ... 62
3.8.3. Güvenirlik verilerinin toplanması ... 62
3.8.3.1. Gözlemciler arası güvenirlik verilerinin toplanması ... 63
3.8.3.2. Uygulama güvenirliği verilerinin toplanması ... 63
3.9. Verilerin Analizi ... 63
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM ... 65
4. Bulgular ... 65
4.1. Katılımcıların Bilgi Düzeyi Edinim, Kalıcılık ve Genelleme Bulguları ... 65
4.1.1. Ela’nın özel bölge adları, çamaşırların çıkartılabileceği yerler, iyi ve kötü dokunuş kavramlarına ilişkin edinim, kalıcılık ve genelleme bulguları. ... 65
4.1.2. Naz’ın özel bölge adları, çamaşırların çıkartılabileceği yerler, iyi ve kötü dokunuş kavramlarına ilişkin edinim, kalıcılık ve genelleme bulguları. ... 68
iv
4.1.3. Simla’nın özel bölge adları, çamaşırların çıkartılabileceği yerler, iyi ve
kötü dokunuş kavramlarına ilişkin edinim, kalıcılık ve genelleme bulguları. ... 70
4.1.4. Seyfi’nin özel bölge adları, çamaşırların çıkartılabileceği yerler, iyi ve kötü dokunuş kavramlarına ilişkin edinim, kalıcılık ve genelleme bulguları. ... 73
4.2. Katılımcıların Beceri Düzeyine İlişkin Edinim, Kalıcılık ve Genelleme Bulguları ... 75
4.2.1. Ela’ya cinsel istismardan korunma becerisinin öğretiminde teknoloji destekli eğitimin etkililiği ... 75
4.2.2. Naz’a cinsel istismardan korunma becerisinin öğretiminde teknoloji destekli eğitimin etkililiği ... 76
4.2.3. Simla’ya cinsel istismardan korunma becerisinin öğretiminde teknoloji destekli eğitimin etkililiği ... 76
4.2.4. Seyfi’ye cinsel istismardan korunma becerisinin öğretiminde teknoloji destekli eğitimin etkililiği ... 77
4.2.5. Ela’ya ilişkin ortamlar arası ve kişiler arası genelleme bulguları ... 79
4.2.6. Naz’a ilişkin ortamlar arası ve kişiler arası genelleme bulguları ... 80
4.2.7. Simla’ya ilişkin ortamlar arası ve kişiler arası genelleme bulguları ... 82
4.2.8. Seyfi’ye ilişkin ortamlar arası ve kişiler arası genelleme bulguları ... 84
4.2.9. Katılımcıların öğretim sürecine ilişkin zaman verileri ... 86
4.3. Sosyal Geçerlik Bulguları ... 87
4.3.1. Annelerin sosyal geçerliğe ilişkin görüşleri ... 87
4.3.2. Öğretmenlerin sosyal geçerliğe ilişkin görüşleri ... 92
4.3.3. Çalışmaya katılan öğrencilerin sosyal geçerliğe ilişkin görüşleri ... 97
BEŞİNCİ BÖLÜM ... 100
5. Sonuç, Tartışma ve Öneriler ... 100
5.1. Sonuç ve Tartışma ... 100
5.2. Sınırlılıklar ... 111
5.3. Öneriler ... 111
5.3.1. Uygulamaya yönelik öneriler ... 112
5.3.2. Gelecek araştırmalara yönelik öneriler ... 112
KAYNAKÇA ... 114
EKLER ... 126
ÖZGEÇMİŞ ... 138
v
Tablolar Listesi
Tablo Numarası
Başlık Sayfa
Numarası
4.1. Katılımcıların Öğretim Oturumu Süreleri 86
vi Şekiller Listesi
Şekil Numarası
Başlık Sayfa
Numarası 3.1. Cinsel İstismar Bilgi Düzeyi Değerlendirme Aracı 43 3.2. Cinsel İstismardan Kaçınma Becerisi Performans
Değerlendirme Aracı
44
4.1. Ela’nın Bilgi Düzeyi Edinim ve Kalıcılık Performansı 66 4.2. Ela’nın Bilgi Düzeyi Araçlar Arası Genelleme Performansı 67 4.3. Ela’nın Bilgi Düzeyi Kişiler Arası Genelleme Performansı 68 4.4. Naz’ın Bilgi Düzeyi Edinim ve Kalıcılık Performansı 69 4.5. Naz’ın Bilgi Düzeyi Araçlar Arası Genelleme Performansı 69 4.6. Naz’ın Bilgi Düzeyi Kişiler Arası Genelleme Performansı 70 4.7. Simla’nın Bilgi Düzeyi Performansına İlişkin Bulgular 71 4.8. Simla’nın Bilgi Düzeyi Araçlar Arası Genelleme Performansı 72 4.9. Simla’nın Bilgi Düzeyi Kişiler Arası Genelleme
Performansına İlişkin Bulgular
72
4.10. Seyfi’nin Bilgi Düzeyi Performansına İlişkin Bulgular 73 4.11. Seyfi’nin Bilgi Düzeyi Performansına İlişkin Bulgular 74 4.12. Seyfi’nin Bilgi Düzeyi Kişiler Arası Genelleme
Performansına İlişkin Bulgular
75
4.13. Teknoloji Destekli Eğitimin Cinsel İstismardan Korunma Becerisini Kazanma Üzerindeki Etkililiği
78
4.14. Ela’ya Ait Ortamlar Arası Genelleme Bulguları 79 4.15. Ela’ya Ait Kişiler Arası Genelleme Bulguları 80 4.16. Naz’a Ait Ortamlar Arası Genelleme Bulguları 81 4.17. Naz’a Ait Kişiler Arası Genelleme Bulguları 82 4.18. Simla’ya Ait Ortamlar Arası Genelleme Bulguları 83 4.19. Simla’ya Ait Kişiler Arası Genelleme Bulguları 84 4.20. Seyfi’ye Ait Ortamlar Arası Genelleme Bulguları 85 4.21. Seyfi’ye Ait Kişiler Arası Genelleme Bulguları 86
1 Özet
Zihin Yetersizliği Olan Öğrencilere Cinsel İstismarı Önlemeye Yönelik Teknoloji Destekli Eğitimin Etkileri
Özge ÜNLÜ
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Özel Eğitim Anabilim Dalı
Danışman: Doç. Dr. Macid Ayhan MELEKOĞLU 2020
Amaç: Bu araştırmanın amacı hafif ve orta düzeyde zihin yetersizliği olan öğrencilere sunulan teknoloji destekli cinsel istismarı önleme eğitiminin etkililiğini değerlendirmektir. Ayrıca, araştırmaya katılan çocukların, annelerinin ve öğretmenlerinin araştırma hakkındaki görüşlerine dayalı olarak araştırmanın sosyal geçerliği belirlenmiştir.
Yöntem: Araştırma, zihin yetersizliği olan 10-16 yaşları arasında üç kız, bir erkek öğrenci ile yürütülmüştür. Araştırmada tek denekli araştırma modellerinden, katılımcılar arası yoklama evreli çoklu yoklama modeli kullanılmıştır.
Bulgular: Araştırmanın etkililik bulguları, teknoloji destekli cinsel istismarı önleme eğitiminin zihin yetersizliği olan bireylere cinsel istismarı önleme bilgi ve becerilerinin öğretiminde etkili olduğunu göstermektedir. Tüm katılımcılar bilgi düzeyi kapsamında özel bölge adlarını, çamaşırlarını çıkarabilecekleri yerleri ve iyi-kötü dokunuşu; beceri düzeyi kapsamında ise “Hayır” deyip uzaklaşmayı ve durumu güvenilir birine rapor etmeyi öğrenmişlerdir. Ayrıca tüm katılımcıların öğretim oturumları sona erdikten 2, 4, 8 ve 28 hafta sonra hedef bilgi ve becerileri korudukları ve farklı araç, ortam ve kişilere genelledikleri görülmüştür. Araştırmanın sosyal geçerlik bulguları katılımcıların annelerinin, öğretmenlerinin ve kendilerinin araştırmaya ilişkin olumlu görüşler ifade ettiğini göstermiştir.
Sonuç ve Öneriler: Araştırmanın sonuçları geçmişte yapılan pek çok çalışmanın sonuçları ile tutarlılık göstermektedir. Çalışmada teknoloji kullanımı katılımcıların hedeflenen bilgi ve becerileri çok kısa sürede edinmelerini ve edindikleri bu bilgi ve becerileri yedi ay gibi uzun bir zaman sonra da sürdürmelerini sağlamıştır. Bu çalışma farklı yetersizlik türüne sahip çocuklarla ve daha büyük gruplarla yapılabilir.
2
Anahtar kelimeler: Cinsel istismarı önleme eğitimi, Teknoloji desteği, Cinsel istismar, İstismar, Zihin yetersizliği.
3 Abstract
Effectiveness of Technology Supported Sexual Abuse Prevention Education for Students with Intellectual Disabilities
Özge ÜNLÜ
Eskişehir Osmangazi University Institute of Educational Sciences Department of Special Education
Advisor: Assoc. Prof. Macid Ayhan MELEKOĞLU 2020
Purpose: The aim of this study was to examine the effectiveness of technology supported sexual abuse prevention education to students with mild and moderate intellectual disabilities and evaluate in terms of maintenance and generalization of the knowledge and skills. Also social validity data were collected from the mothers, teachers and participants.
Method: One male and three female participants with intellectual disabilities whose ages ranged from 10-16 participated in the study and the study was conducted by using the multiple probe across participants design.
Results: Findings of the study showed that technology supported sexual abuse prevention education was effective on teaching the information and skills of preventing sexual abuse to all participants with intellectual disabilities. All the participants learned the names of special parts of their bodies, where they can take off or change their clothes, good touch and bad touch as a knowledge level and also they learned to say
“No”, move away and report the situation to a reliable person when they exposed to a bad touch as a skill level. Furthermore, target knowledge and skills were maintained and generalized with different materials, settings and people after the 2, 4, 8 and 28 weeks of finishing the training sessions. Social validity findings indicated that opinions of mothers, teachers, and participants were positive.
Conclusion and Suggestions: The findings of this research are consistent with the findings of most studies conducted in the past. In this study using of the technology ensured that the children could acquire the target knowledge and skills in a short time and they could maintain these knowledge and skills even seven months later of finishing the training sessions. This study can be replicated with the children with different disabilities and larger groups.
4
Keywords: Education of preventing sexual abuse, Technology support, Sexual abuse, Abuse, Intellectual disabilities.
5
BİRİNCİ BÖLÜM
1. Giriş
1.1. Problem Durumu
Cinsel gelişim; fiziksel, sosyal, duygusal, iletişimsel ve bilişsel gibi gelişim alanlarının hepsinden etkilenen ve bu alanlardaki gelişimi etkileyen bir özelliğe sahiptir.
Sağlıklı cinsellik veya cinsel davranışlardan söz edebilmek için bireyin fiziksel olarak belli bir büyüme ve olgunlaşma düzeyine gelmesi, sosyal olarak karşı cinsle de belli bir iletişim ve etkileşim içinde olması, bilişsel olarak cinselliğe ilişkin bir anlayış geliştirmesi ve psikolojik olarak da kendini cinsel iletişim ve etkileşime hazır hissetmesi gerekmektedir. Cinsellik ve cinsel gelişim normal gelişim gösteren bireylerinkiyle birçok açıdan benzerlik gösterse de özel gereksinimli bireyler için, kendi özel koşullarından ötürü çok daha karmaşık ve zorlayıcı bir alan olabilmektedir (Düzkantar, 2017a, s. 139). Bu nedenle özel gereksinimli bireylerin cinsel eğitim içerikleri hazırlanırken normal gelişimsel özelliklerinin belirlenerek bir önceki gelişimsel evrenin edinimlerinin kontrol edilip, içinde bulunulan gelişimsel evrenin kazanımlarının öğretimi planlanmalıdır. Bu bireylerin cinsel gelişim alanındaki edinimlerinin desteklenmesi için öncelikle çocukluk döneminde cinsel gelişimle ilgili edinilmesi gereken bilgi, beceri ve kuralları kazanıp kazanmadıkları kontrol edilmelidir. Özel gereksinimli bireylerin dönemsel edinimlerinin eksik olabileceği düşünülerek gerektiğinde telafi edici öğretim çalışmalarına yer verilmelidir (Düzkantar, 2017b, s.
147).
Cinsel gelişimin sağlıklı bir şekilde tamamlanmış olması sağlıklı bir birey olmanın önemli bileşenlerinden biridir. Bunun sağlanmasında cinsel eğitim önemli bir etmen olarak görülmektedir. Normal gelişim gösteren akranlarına göre zihin yetersizliği olan bireylerin diğer gelişim alanlarında olduğu gibi cinsel gelişim alanında da ailesi ve eğitimciler tarafından verilecek özel bir desteğe ve eğitime daha çok ihtiyaçları bulunmaktadır. Başarılı bir şekilde cinsel gelişimi desteklenmemiş ve gerekli eğitimleri almamış olan zihin yetersizliği olan bireyler cinsel istismara uğrama gibi problemler ile daha çok karşı karşıya kalabilmektedir. Bu nedenle, zihin yetersizliği olan bireylere yönelik cinsel gelişimin desteklenmesi ve cinsel istismarın önlenmesine yönelik eğitim programlarının geliştirilerek uygulanması büyük önem taşımaktadır. Ancak, uluslararası alanyazında cinsel istismarın önlenmesine yönelik pek çok çalışmaya
6
rastlanırken Türkiye’de zihin yetersizliği olan bireylerde cinsel istismarın önlenmesine yönelik olarak sadece bilgi düzeyinde gerçekleştirilmiş bir çalışmaya (Küçük ve diğ., 2017, s. 153) rastlanmaktadır. Bununla birlikte, gerçekleştirilmiş olan çalışmalarda cinsel istismarı önleme programlarında teknolojiden yararlanan programların hazırlanmasının gerekliliğinden bahsedildiği de görülmektedir.
Cinsel istismarın önlenmesine yönelik olarak gerçekleştirilmiş olan geçmiş çalışmalarda genellikle 18 yaş üzerindeki zihin yetersizliği olan yetişkinler ile çalışıldığı görülmektedir. Bu durum bireylerin yetişkinlik öncesinde yaşayabilecekleri olası cinsel istismar durumlarında kendilerini koruyamayarak cinsel istismara uğramalarına neden olabilmektedir. Ayrıca cinsel istismara uğrama olasılığının zihin yetersizliği olan bireylerde normal gelişim gösteren akranlarına göre daha yüksek olduğunun ifade ediliyor olması, zihin yetersizliği olan bireylerin mümkün olduğunca erken yaşlarda cinsel istismardan korunma becerilerini edinmeleri gerektiğini düşündürmektedir.
Geçmiş uygulamalarda, hazırlanmış olan cinsel istismarı önleme programlarının zihin yetersizliği olan bireylerin yeterlikleri, özellikleri ve gereksinimlerine özgü olmadığı, çocukların tanıdığı kişilerin çalışmalara dâhil edilmediği ve çocukların edindikleri becerileri genelleyip genellemediklerine bakılmadığı görülmektedir. Özellikle zihin yetersizliği olan çocukların genelleme konusunda daha başarılı olabilmesi için gerçek ortam uygulamalarının ve rol yapma çalışmalarının önemi vurgulanmasına rağmen gerçekleştirilen uygulamalarda bu bileşenlere çok dikkat edilmediği görülmektedir.
Ayrıca zihin yetersizliği olan bireylerde cinsel istismarın önlenmesine yönelik gerçekleştirilmiş olan çalışmalarda değişkenlerin ve uygulamanın bağımsız değerlendiriciler tarafından değerlendirilmemiş olması bu çalışmaların geçerlik ve güvenirliklerinin düşük olduğunu göstermektedir. Bahsedilen tüm bu eksiklikler ve gereksinimler doğrultusunda zihin yetersizliği olan çocuklara cinsel istismardan korunma becerisinin kazandırılmasında etkili uygulamalara gereksinim olduğu görülmektedir.
1.2. Araştırmanın Amacı
Bu araştırmanın amacı, zihin yetersizliği olan bireylere yönelik olarak hazırlanmış olan cinsel istismarı önlemeyi hedefleyen teknoloji destekli eğitimin etkisinin değerlendirilmesidir. Bu amaçla aşağıdaki sorulara yanıt aranmıştır:
1. Cinsel istismarı önlemeye yönelik hazırlanmış teknoloji destekli eğitim;
7
a. Zihin yetersizliği olan bireylerin özel bölgelerinin adlarını öğrenmelerinde etkili midir?
b. Zihin yetersizliği olan bireylerin özel bölgelerinin adlarını öğretim tamamlandıktan 2, 4, 8 ve 28 hafta sonra koruyabilmelerinde etkili midir?
c. Zihin yetersizliği olan bireylerin özel bölgelerinin adlarını farklı araç ve kişilere genelleyebilmelerinde etkili midir?
2. Cinsel istismarı önlemeye yönelik hazırlanmış teknoloji destekli eğitim;
a. Zihin yetersizliği olan bireylerin özel bölgelerin sadece özel yerlerde açılabileceği bilgisini öğrenmelerinde etkili midir?
b. Zihin yetersizliği olan bireylerin özel bölgelerin sadece özel yerlerde açılabileceği bilgisini öğretim tamamlandıktan 2, 4, 8 ve 28 hafta sonra koruyabilmelerinde etkili midir?
c. Zihin yetersizliği olan bireylerin özel bölgelerin sadece özel yerlerde açılabileceği bilgisini öğretim tamamlandıktan 2, 4, 8 ve 28 hafta sonra koruyabilmelerinde etkili midir?
3. Cinsel istismarı önlemeye yönelik hazırlanmış teknoloji destekli eğitim;
a. Zihin yetersizliği olan bireylerin iyi ve kötü dokunuş kavramını öğrenmelerinde etkili midir?
b. Zihin yetersizliği olan bireylerin iyi ve kötü dokunuş kavramlarını öğretim tamamlandıktan 2, 4, 8 ve 28 hafta sonra koruyabilmelerinde etkili midir?
c. Zihin yetersizliği olan bireylerin iyi ve kötü dokunuş kavramlarını farklı araç ve kişilere genelleyebilmelerinde etkili midir?
4. Cinsel istismarı önlemeye yönelik hazırlanmış teknoloji destekli eğitim;
a. Zihin yetersizliği olan bireylerin cinsel istismardan kaçınma becerisini öğrenmelerinde etkili midir?
b. Zihin yetersizliği olan bireylerin bu beceriyi öğretim tamamlandıktan 2, 4, 8 ve 28 hafta sonra koruyabilmelerinde etkili midir?
c. Zihin yetersizliği olan bireylerin bu beceriyi farklı ortam ve kişilere genelleyebilmelerinde etkili midir?
5. Araştırmaya katılan zihin yetersizliği olan bireylerin annelerinin, öğretmenlerinin ve kendilerinin araştırma hakkındaki görüşleri nelerdir?
8 1.3. Araştırmanın Önemi
Günümüzde zihin yetersizliği olan bireylere yönelik cinsel istismar olaylarının büyük bir artış gösterdiği görülmektedir. Zihin yetersizliği olan bireylerin cinsel eğitim ve cinsel istismar konusundaki bilgi ve beceri eksiklikleri nedeniyle kendilerini koruyamayarak cinsel istismara maruz kaldıkları düşünülmektedir. Zihin yetersizliği olan bireylere yönelik olarak hazırlanmış olan cinsel istismarı önleme programlarının ise bu bireylere cinsel istismardan kaçınma davranışlarını kazandırdığı görülmektedir (Chodan, Häßler ve Reis, 2017, s. 2). Ayrıca, uluslararası alanyazında cinsel istismarı önlemeye yönelik pek çok çalışma bulunurken ülkemiz alanyazınında zihin yetersizliği olan bireylere yönelik cinsel istismar konusunda sadece bilgi düzeyinde çalışılmış olan tek bir çalışma (Küçük ve diğ., 2017, s. 153) bulunmaktadır. Bu nedenle, yapılacak olan bu araştırmanın Türkiye’de zihin yetersizliği olan bireylere cinsel istismarı önlemeye yönelik bilgi ve beceri düzeyinde uygulanacak olan ilk çalışma olması açısından önem taşıdığı düşünülmektedir. Bununla birlikte, gerçekleştirilecek olan eğitim dijital içerikler ile desteklendiğinden, FATİH projesi kapsamında okullardaki akıllı tahtalarda öğretmenler tarafından kolayca kullanılabilmesi ve ailelerin de evlerindeki bilgisayarlarda yetersizliği olan çocukları için bu programı uygulayabilmeleri açısından da önem taşıdığı düşünülmektedir.
Gerçekleştirilmiş olan çalışma doğrudan zihin yetersizliği olan bireylerin gereksinimlerine göre planlanmış ve Özel Eğitim alan uzmanlarının görüş ve önerileri doğrultusunda geliştirilmiştir. Böylece çalışma alanyazındaki normal gelişim gösteren çocuklara yönelik uygulama uyarlamalarından ayrılarak doğrudan zihin yetersizliği olan bireyleri esas alan bir uygulama olma özelliği göstermektedir. Alanyazında katılımcı çocukların tanıdıkları kişilere çalışmalarda yer verilmemiş olduğu ve bunun önemli bir sınırlılık olduğu ifade edilmiştir, bu nedenle mevcut çalışmada tüm katılımcıların hem tanıdıkları hem de tanımadıkları kişilere yer verilmesinin ve bu kişiler ile değerlendirme oturumlarının gerçekleştirilmesinin çalışmanın güçlü yanlarından birisi olduğu söylenebilir. Ayrıca mevcut çalışmada özellikle katılımcı çocukların evleri, apartmanları ve sokakları gibi doğal ortamlarda gerçek ortam uygulamalarına yer verilmesi çalışmanın genellenebilirliğini artıran bir özellik olarak ortaya çıkmaktadır.
Çalışmanın 18 yaş altındaki zihin yetersizliği olan çocuklarla gerçekleştirilmesi alanyazındaki özellikle 18 yaş altındaki çocuklarla yapılacak çalışmalara duyulan gereksinimi karşılamayı hedeflemiştir. Ayrıca önceki çalışmalarda teknoloji desteğinden sınırlı şekilde yararlanıldığı görülmektedir. Bu çalışmada ise hem
9
öğretilecek olan hedef becerilerin sunumunda hem de kullanılan araç gereçlerde teknoloji desteğinden yararlanılmıştır. Çalışmada kullanılan görseller ile iki boyutlu animasyonların öğrencilerin ilgi ve motivasyonlarını artırarak çalışmanın başarılı olmasına katkı sağladığı düşünülmektedir. Ayrıca içerikte teknolojiden yararlanılmış olmasının çalışmanın yaygınlaştırılabilirliği ve yinelenebilirliği açısından da önemli bir avantaj sağlayabileceği söylenebilir. Çalışmada toplanan gözlemcilerarası ve uygulama güvenirliği verileri bir Özel Eğitim alan uzmanı tarafından analiz edilmiştir. Ayrıca çalışmada sosyal geçerlik verileri aileler, öğretmenler ve özellikle de çocukların kendileri sürece dâhil edilerek alınmıştır. Çalışmanın bu yönüyle geçerlik ve güvenirlik açısından oldukça güçlü bir çalışma olarak alanyazına katkı getireceği düşünülmektedir.
Çalışmada, bir cinsel istismarı önleme programında yer alması gerektiği belirtilen model olma, ipucu süreçleri, pekiştirme, rol yapma, gerçek ortam uygulamaları, doğal ortam değerlendirmeleri gibi tüm tekniklere yer verilmesi ve hem bilgi düzeyindeki kavramların hem de istismardan kaçınma becerilerinin eş zamanlı olarak kazandırılması çalışmayı gerçekleştirilmiş olan diğer çalışmalardan ayırmakta ve güçlü kılmaktadır.
Çalışmanın çok sayıda öğrenciye yaygınlaştırılabileceği ve özel eğitim alanında çalışan eğitimciler, öğretmenler, aileler ve uzmanlara yol gösterici olabileceği düşünüldüğünde alana katkı getireceği söylenebilir.
1.4. Sınırlılıklar
Bu araştırmada üç sınırlılık bulunmaktadır. Bunlar:
a) Araştırma Eskişehir ili, Tepebaşı ilçesindeki özel bir rehabilitasyon merkezinde eğitim alan zihin yetersizliği olan dört öğrenci ile,
b) Öğretilmesi hedeflenmiş olan öpme ve kucağa oturma davranışlarından kaçınma becerileri ile,
c) Özel bölge adları, çamaşırların çıkarılabileceği yerlerin adları ve iyi-kötü dokunuş kavramlarının öğretimi ile sınırlıdır.
10
İKİNCİ BÖLÜM
2. Kavramsal/Kuramsal Çerçeve
2.1. İstismar
Şiddet ve istismar, gücün bilerek ve isteyerek kullanılarak bir kişi, bir grup ya da topluluğun tehdit edilmesi ve sonucunda yaralanma, ölüm, psikolojik olarak etkilenme, gelişim bozukluğu ve kaybına neden olan her türlü eylem olarak tanımlanmaktadır (Dünya Sağlık Örgütü, 2014, s. 2). Farklı kaynaklarda ise istismar genel anlamıyla, bir başkasını kasten yaralayan ya da zarar veren herhangi bir eylem olarak tanımlanmaktadır (Wodarski, Holosko & Feit, 2015, s. 28). İstismar, bir kişinin ya da kişilerin iyi niyetini kötüye kullanarak yararlanmak, bir düşünceyi kötüye kullanarak zarar vermeyi hedeflemek, karşısındakinin kendi rızası olmadan ve iradesini dikkate almadan sömürmek gibi anlamları içermenin yanında; bilinci etkileyen bağımlılık yapıcı maddelerin uygun olmayan şekilde kullanılması gibi durumları da kapsamaktadır.
İstismar her toplumda, her kurumda ve her koşulda gerçekleşebilmekte ve ahlâk kurallarına ters ve çoğunlukla da yasa dışı olarak değerlendirilmektedir. Genellikle gücü ya da erki (ekonomik, sosyal, siyasal ya da cinsel) elinde bulunduranların başkalarına karşı suistimal ve keyfî yönelim şeklinde ortaya çıkmaktadır. Belli başlı istismar türleri arasında; fiziksel istismar, cinsel istismar, madde istismarı, yaşlı istismarı, çocuk istismarı, psikolojik istismar, ekonomik istismar, sözel istismar ve manevi istismar yer almaktadır (Center for Relationship Abuse Awareness, 2018, s. 1; Girlguiding, 2018, s.
2; Newfoundland Labrador, 2018, s. 1; Washington State Department of Social Health Services, 2018, s. 1).
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre özellikle kadınlara, çocuklara ve yaşlılara yönelik şiddet ve istismar dünya çapında en sık görülen istismar türüdür. Çocuklar, kadınlar ve yaşlılar kendilerine uygulanan fiziksel, cinsel ve psikolojik istismarın sonuçlarına katlanmak zorunda kalmakla birlikte gerçekleşen bu istismar olaylarına ilişkin pek çok vaka rapor edilmemektedir. Elde edilen veri ve bulgular ise, bu konuda gerçekleştirilmiş olan araştırmalar sayesinde ortaya çıkmaktadır (Dünya Sağlık Örgütü, 2014, s. 2).
11 2.2. Çocuk İstismarı
İstismar türleri arasında üzerinde en çok durulan ve çalışılan alanlardan birinin çocuk istismarı olduğu görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü 2002 yılında çocuk istismarını, “çocuğa bakım veren, güven ilişkisini kuran kişiler veya yetişkinlerin;
çocuğun sağlığına ve yaşamına olumsuz etkisi olan fiziksel, cinsel, duygusal kötü muamelesi ya da ihmali” olarak tanımlamakta; 2014 yılına gelindiğinde ise çocuk istismarının Dünya Sağlık Örgütü tarafından “çocuğun sağlığını, fiziksel ve sosyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen bir yetişkin, toplum veya ülke tarafından bilerek veya bilmeyerek yapılan davranışlar” şeklinde tanımlandığı görülmektedir (Dünya Sağlık Örgütü, 2002, s. 59; 2014, s. 2). Bir davranışın çocuk istismarı olarak sınıflandırılabilmesi için, çocuğun fiziksel, psikososyal gelişimini engelleyen, gerçekleştikleri toplumun kültür değerleri dışında kalan ve uzmanlar tarafından da istismar olarak kabul edilen bir davranış olması gerektiği ifade edilmektedir (Dokgöz ve Kar, 2017, s. 170). Çocuk istismarı; fiziksel istismar, cinsel istismar, duygusal istismar ve ihmal olarak dört temel grupta incelenmektedir (Dünya Sağlık Örgütü, 2006, s. 9;
2014, s. 2; UNICEF, 2010, s. 10).
Dünya Sağlık Örgütü (2018, s. 1), her dört çocuktan birinin fiziksel istismara uğradığını rapor etmektedir. Yine Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünya üzerindeki çocukların %23’ü fiziksel istismara, %36’sı duygusal istismara, %16’sı fiziksel ihmale ve %26’sı cinsel istismara uğramaktadır. Ayrıca, aynı verilere göre kız çocuklarının %18’i, erkek çocuklarının ise %8’inin cinsel istismara uğradığı belirtilmektedir (Dünya Sağlık Örgütü, 2018, s. 3). Cinsel istismarın sıklık ve yaygınlığına ilişkin ülkemizde gerçekleştirilmiş olan çalışmalarda, çocukların yaklaşık
%45’inin istismara uğradıkları görülmektedir (Bahar, Savaş ve Bahar, 2009, s. 53).
Türkiye’de istismara uğramış olan çocukların uğradıkları istismar türleri incelendiğinde, 7-18 yaş arasındaki çocukların %56’sının fiziksel istismara, %49’unun duygusal istismara ve %10’unun cinsel istismara uğradığı görülmektedir (UNICEF, 2010, s. 30).
Çocuk istismarı ve ihmaline ilişkin nedenler incelendiğinde; madde ve alkol bağımlılığı, psikolojik sorunlar gibi anne babaya ilişkin nedenler ile zayıf dil becerileri, özel gereksinimli olma gibi çocuğa ilişkin özellikler önemli birer unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumsal nedenler arasında istismara ilişkin toplumsal ve kültürel yapıya odaklanılmaktadır. Kültürel olarak kabul edilen otoriter ve cezalandırıcı çocuk yetiştirme uygulamaları ve şiddete yönelik toleransın (şiddet uygulamanın normal karşılanması) yüksek olması ise yine önemli birer etkendir. Ekonomik yetersizlik gibi
12
stres kaynakları, yoksulluk, işsizlik ve yetersiz ev koşulları da istismara neden olabilen etkenler arasındadır (Çakar ve Okuyan, 2017, s. 254). Görülme sıklığı bu kadar yüksek olan ve toplumun büyük bir bölümünü etkileyen çocuk istismarı sosyal bilimler alanında üzerinde durulması ve çalışılması gereken önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır (Doğrucan ve Yıldırım, 2011, s. 192). Çocuklara yönelik yapılan bu olumsuz davranışların önlenmesi, risk gruplarının belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir. (Pekdoğan, 2017, s. 182).
2.3. Çocuk İstismarı Türleri
Çocuk istismarının sınıflandırılmasında en yaygın kullanılan ve genel kabul gören sınıflandırmanın Dünya Sağlık Örgütü (2006, s. 9) tarafından gerçekleştirilmiş olan sınıflandırma olduğu görülmektedir. Dünya sağlık örgütü sınıflandırılmasına göre istismar; a) duygusal istismar, b) fiziksel istismar, c) ihmal ve d) cinsel istismar olarak sınıflandırılmaktadır.
2.3.1. Duygusal istismar
Duygusal istismara ilişkin tanımlar incelediğinde, çevredeki yetişkinler tarafından gerçekleştirilen, çocuğun kişiliğini zedeleyici, duygusal gelişimini engelleyici eylemler ya da eylemsizlikler olarak tanımlandığı görülmektedir (Taner ve Gökler, 2004, s. 85). Bununla birlikte fiziksel ve cinsel istismar vakalarının çoğunda duygusal istismarın da yer aldığı görülmektedir (Şahiner, Yurdakök, Kavak ve Çetin, 2001, s. 277). Claussen ve Crittenden (1991, s. 9), fiziksel istismar ve ihmal olgularının
%90’ında duygusal istismar olduğunu belirtmiştir. Psikosomatik (baş ve karın ağrısı, endişeli ruh hali, denge sorunları gibi ruhsal kaynaklı bedensel rahatsızlıklar) belirti taşıyan 230 yetişkinle yapılan bir çalışmada çocukluk dönemlerindeki duygusal istismarın psikosomatik belirtilerle anlamlı bir şekilde ilişkili olduğu görülmüştür (Carpenter ve diğ., 2009, s. 71). Yapılan bir başka çalışmada ise ihmalin en çok bildirilen durum olduğu ve kızların duygusal istismara erkeklere oranla daha fazla maruz kaldığı bulunmuştur (Zoroğlu ve diğ., 2001, s. 72). Ülkemizde görülen en yaygın duygusal istismar türlerinin ise; dersler nedeniyle baskı görme ve azar işitme veya hoşa gitmeyen şeyler duyma olduğu görülmüştür. Çocukların en sık evde anneleri tarafından azarlandığı; hoşa gitmeyen sözlerin ise okulda, başka genç ya da çocuklar tarafından söylendiği görülmektedir. Bu davranışlara maruz kalmanın yarattığı en yoğun hissin ise üzüntü olduğu belirtilmektedir (UNICEF, 2010, s. 6).
13 2.3.2. Fiziksel İstismar
Fiziksel istismar, 18 yaşından küçük çocuk ya da gencin anne babası ya da bakımından sorumlu başka bir kişi tarafından sağlığına zarar verecek biçimde fiziksel hasara uğraması, yaralanması ya da yaralanma riski ile karşı karşıya bırakılması olarak tanımlanmaktadır. Bu hasar; elle ya da bir nesneyle vurularak, itilerek, sarsılarak, yakılarak ya da ısırılarak oluşabilmektedir (Kaplan, Pelcovitz ve Labruna, 1999, s.
1216; Pelendecioğlu ve Bulut, 2009, s. 50). Bir başka benzer tanıma göre ise fiziksel istismar, 18 yaşından küçük bir çocuğa ebeveyn ya da yetişkin bir kişi tarafından gerçekleştirilen el ya da bir nesne ile vurma, tekmeleme, sarsma, yakma, bıçak ve benzeri sivri bir alet ile yaralama ya da boğma davranışları sonucu yaralanması ya da yaralanma riski yaşaması biçiminde tanımlanmıştır (Miller-Perrin, Perrin ve Renzetti, 2017, s. 32).
Fiziksel istismar vakalarında risk grubunda olan çocukların ailelerinde panik atak, depresyon, sosyal fobi, şizofreni, paranoid bozukluk ya da pedofili gibi psikopatolojik belirtilerin var olduğu ortaya koyulmuştur. Springer, Sheridan, Kuo ve Carnes (2007, s. 523), yapmış oldukları araştırmada fiziksel şiddet uygulayan aile üyelerinde tıbbi teşhis konulanların %15, fiziksel semptomları olanların %16, depresyonun %19, öfkenin %22 ve anksiyetenin %21 oranında olduğunu saptamıştır.
Yapılan bir meta-analiz çalışmasında, fiziksel istismara maruz kalan çocuklarda ise;
depresyon, kaygı bozuklukları, bilişsel ve iletişim bozuklukları, alkol kullanımı, kendine zarar verme ve madde kullanımı gibi olumsuz sonuçların ortaya çıktığı görülmüştür (Norman, Byambaa, De Butchart, Scott ve Vos, 2012, s. 4).
Saç çekme, kulak çekme, cisim fırlatma, elle vurma ve tokat atma en sık görülen fiziksel istismar biçimleri olarak belirlenmiştir. Çocuklar ve gençler bu davranışlara en fazla okulda maruz kalmaktadır. Ceza olarak uygulanan fiziksel istismarda ise sorumlu olarak genellikle öğretmenler gösterilmektedir. Kızgınlık ve üzüntü fiziksel istismarın yarattığı hislerdir. Fiziksel acı ve kendisiyle ilgili hislerinin zarar görmesi ise fiziksel istismarın diğer etkileridir (UNICEF, 2010, s. 7). Dünya genelinde fiziksel istismara uğrayan çocukların %25-50 oranında olduğu (Dünya Sağlık Örgütü, 2014, s. 14), her yıl dünya çapında beş yüz milyon ile bir buçuk milyar arasında çocuğun şiddete maruz kaldığı, iki yüz yetmiş beş milyon çocuğun ise evde şiddete tanık olduğu belirtilmektedir (UNICEF, 2014, s. 8).
14 2.3.3. İhmal
İhmal, çocuğa bakmakla yükümlü kişinin bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi; beslenme, giyim, tıbbi, sosyal ve duygusal gereksinimler ya da yaşam koşulları için gerekli ilgiyi göstermemesi, çocuğu fiziksel ya da duygusal yönden ihmal etmesi şeklinde tanımlanmaktadır (Dünya Sağlık Örgütü, 2006, s. 7; Tıraşcı ve Gören, 2007, s. 72). Başta anne ve baba olmak üzere, bakmakla yükümlü yetişkinlerin, çocuğun temel gereksinimlerini ihmal etmeleri sonucunda, çocuğun bedensel, duygusal ya da sosyal gelişiminin engellenmesi olarak da tanımlandığı görülmektedir (Taylor ve Daniel, 2005, s. 13). İhmal, fiziksel ve cinsel istismara göre çok daha göreceli olduğundan tanılanması zordur. İhmal ve istismarı birbirinden ayıran en temel nokta ihmalin pasif, istismarın ise aktif bir davranış şekli olmasıdır. İhmal; özellikle büyüme geriliği olan, psiko-sosyal uyum güçlüğü çeken ve eğitim gereksinimleri karşılanmayan çocuklarda akla gelmelidir (Taylor ve Daniel, 2005, s. 13).
2.3.4. Cinsel istismar
Cinsel istismar, rıza yaşının altında bulunan bir çocuğun, cinsel açıdan olgun bir yetişkinin cinsel doyumuna yol açacak bir edim içerisinde yer alması ya da bu duruma göz yumulması olarak tanımlanmaktadır (Çeçen, 2007, s. 3; Davis ve Gidycz, 2000, s.
257). Bir başka tanıma göre ise cinsel istismar, çocuğun bir yetişkin tarafından, cinsel haz almak için, bir obje olarak kullanılmasıdır (Ovayolu, Uçan ve Serindağ, 2007, s.
15). Cinsel istismar; sözel istismar, cinsel içerikli telefon konuşmaları, teşhircilik, röntgencilik, cinsel amaçlı dokunma, çocuğun vücuduna çıplak tenle dokunma ya da dokunmasını sağlama, vücuda cisim sokma, cinselliğe şahit etme, ensest gibi şekillerde ortaya çıkabilmektedir (Bulut, 2007, s. 140). Topçu (2009, s. 17)’ya göre de cinsel istismar; cinsel ilişki, öpme, cinsel amaçlı kucaklama ve dokunma veya edilgin cinsel davranışlar biçiminde olabilmektedir. Örneğin; çocuğun cinsel organını okşama, parmak ya da başka nitelikteki nesneleri sokma ya da yetişkinin cinsel organını çocuğa dokundurtması, kendisine mastürbasyon yaptırması, çocuğun önünde cinsel ilişkide bulunması farklı nitelikteki cinsel istismar davranışlarıdır. Klinik çalışmalar, kız çocuklarının erkeklere göre cinsel istismara daha fazla maruz kaldığını göstermektedir (Çöpür ve diğ., 2012, s. 46; Gencer, Özbek, Özyurt ve Kavurma, 2016, s. 56; Soylu, Şentürk-Pilan, Ayaz ve Sönmez, 2012, s. 296; Şimşek ve Gençoğlan, 2014, s. 168).
Dünya Sağlık Örgütü (2018, s. 3) verilerine göre kızların %18’i, erkeklerin ise
%7,6’sının cinsel istismara uğradığı belirtilmektedir. Ayrıca, beş kadından birinin
15
çocukluğunda cinsel istismara maruz kaldığı belirtilirken bu oran erkeklerde 13 erkekten biri olarak belirtilmektedir. Fiziksel istismar kız ve erkek cinsiyette eşit sıklıkta iken, cinsel istismar olgularının çoğunluğunu (%56,8) kız çocuklarının oluşturduğu belirlenmiştir (Koç ve diğ., 2012, s. 119). Alikasifoğlu vd. (2006, s.
247)’nin İstanbul’da kadın ergenlerde cinsel istismarın yaygınlığı üzerine yaptıkları araştırmada 1955 kadın öğrencinin %13,4’ünün cinsel istismar deneyimi geçirdikleri ve istismarcıların %93’ünün erkek olduğu bulunmuştur. Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde bilimsel veriler olmamakla birlikte rakamların daha da yüksek olduğu düşünülmektedir (Dünya Sağlık Örgütü, 2014, s. 65)
UNICEF (2010, s. 30) tarafından Türkiye için hazırlanan rapora göre cinsel istismara rastlama oranının diğer istismar türlerine göre daha düşük olduğu görülmektedir. Çocukların %1’i, son bir yıl içinde, izlemek ya da bakmak istemediği halde, kendilerine cinsel içerikli bir film izlettirildiğini; bir dergi ya da bilgisayardaki cinsel içerikli resimlere bakmaya zorlandığını söylemiştir. Binde beşi ise, herhangi birinin, kendisine, istemediği halde, -dokunmak ya da kendine dokundurtmak gibi- cinsel içerikli başka bir davranışta bulunduğunu belirtmiştir.
Cinsel istismar toplumda sık rastlanan bir durum olmasına karşın, çoğunlukla gizli kalmakta, en çok %5-10'u ortaya çıkmaktadır. Bu eylemlerin %90'ı, çocuğun tanıdığı biri tarafından gerçekleştirilmektedir (Çeçen, 2007, s. 5). Finkelhor (2007, s.
641), çocukların cinsel istismara çoğu kez tanıdıkları kişiler tarafından maruz bırakıldıklarını ve cinsel istismar kurbanlarının çoğunun bu yaşantılarını gizli tuttuğunu ortaya koymuştur. Benzer şekilde, Çöpür ve diğerlerinin (2012, s. 46) yaptığı araştırmada, cinsel istismarda bulunanların %80’inin mağdurun aile fertlerinden biri olduğu belirlenmiştir. Cinsel istismarın herhangi bir sosyo-demografik grupla bağlantısı saptanmamış ve her sosyoekonomik düzeyde görülebileceği belirtilmiştir (Hedin, 2000, s. 353). Ülkemizde gerçekleştirilmiş olan çalışmalar incelendiğinde cinsel istismara uğrayan çocukların yaşlarının 9 ila 14 arasında değişiklik gösterdiği ve genellikle cinsel istismara uğrayan kızların yaş ortalamasının erkeklere göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu görülmüştür (Bilginer, Hesapçıoğlu ve Kandil, 2013, s. 55; Dönmez ve diğ., 2014, s. 44; Şimşek ve Gençoğlan, 2014, s. 166; Urazel, Fidan, Gündüz, Şenlikli ve Asfuroğlu, 2017, s. 20).
Çocukların cinsel istismara maruz kaldıkları alanlar çok çeşitli olup, açık alanları, iş yerlerini, istismarcı ve mağdurun evini, araç içlerini, okul ile diğer kapalı mekânları kapsadığı görülmüştür(Urazel ve diğ., 2017, s. 23).Gallagher (1999, s. 358)
16
yapmış olduğu alanyazın taramasında sosyal kurumlarda yaşayan çocukların istismarının son yıllarda dikkat çektiğini, bu kurumlarda olan cinsel saldırı ve istismarın yarısının yine orada eğitim ve tedavi alan diğer çocuklar tarafından yapıldığını belirtmiştir. Metin, Gamsız-Bilgin ve Yıldırım (2014, s. 196)’ın yaptıkları çalışmada, istismara maruz kalan bir olgu incelenmiş ve bakımevlerinde görülen istismar durumu ortaya koyulmuştur. Bu nedenle bakımevlerinde hizmet veren personelin cinsel istismarın önlenmesi konusunda eğitim almış ve yetersizliği olan bireylerin ihtiyaçlarına yönelik bilgi sahibi olan kişilerden seçilmesi ve denetimlerin yapılmasının önemli olabileceği vurgulanmıştır. Topçu (2009, s. 146)’ya göre ise, Türkiye’de resmi ve özel çocuk yuvalarında, çocuk evlerinde, yetiştirme yurtlarında, kreş ve gündüz bakımevlerinde ve çocuk ve gençlik merkezlerinde barındırılan, korunan ve eğitilen çocuklar istismar riski altındadır. Olayın gerçekleştiği mekânlar ve özellikleri göz önüne alındığında cinsel istismarın çok çeşitli yerlerde meydana gelebileceği ve sadece belirli mekânlara özgü olmadığı görülmektedir (Urazel ve diğ., 2017, s. 22).
2.4. Cinsel İstismarın Çocuk Üzerindeki Etkisi
Çocuğun cinsel istismarının, çocuk üzerinde yıkıcı etkilere neden olduğu ve bu etkilerin cinsellik ile ilgili sorunlar, güven duygusunun zarar görmesi, güçsüzlük ya da çaresizlik duygusu ve damgalanma ile ilgili düşünceler olarak dört başlık altında toplanabileceği belirtilmektedir (Çeçen, 2007, s. 4). Yaşanılan istismar, cinsel norm ve standartlarda karmaşa yaratmakta ve hem cinsel duygular, hem de cinsel tutumların normal gelişimden sapmasına ve uygun olmayan biçimler almasına neden olmaktadır (Kendall-Tacket, Finkelhor ve Williams, 1993, s. 165). Cinsel istismara uğramış çocuklarda kaygı bozuklukları kısa sürede ortaya çıkabilmekte, uyku bozuklukları, kâbuslar, fobiler, bedensel yakınmalar ve korku tepkileri gözlenmektedir (Tıraşçı ve Gören, 2007, s. 72).
Çocukluk döneminde yaşanan cinsel istismarın, uzun dönemde de olumsuz etkileri söz konusudur. Kaygı bozuklukları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, ikincil enürezis ve enkoprezis (alt ıslatma ve dışkı kaçırma), çözülme, depresyon, öfke tepkileri ve zayıf dürtü kontrolü, kişiler arası ilişki kurma ve sosyal ilişkileri sürdürme becerilerinde sorunlar, yüksek riskli cinsel eylemlerde bulunma davranışları cinsel istismara maruz kalan çocuklarda sık görülen ruhsal durumlardır (Taner ve Gökler, 2004, s. 84). Cinsel istismarın çocuk üzerindeki etkilerine ilişkin yapılan çalışmalarda çocuklar üzerinde birçok olumsuz sonuçtan bahsedilmektedir. Bu çocukların ya ilişki
17
kurmaktan kaçındıkları ya da aşırı yakınlık gereksinimi duyup çok fazla beklenti içeren ve kontrol edici tarzda ilişki kurdukları gözlenmektedir. Her iki tip ilişki de işlevsellikten uzak olup genellikle yalnızlıkla sonuçlanmaktadır (Tackett, 2002, s. 719).
Yüksek düzeyde riskli cinsel eylemler, cinsel istismara uğramış çocuk ve ergenlerde daha sık görülmektedir. Ayrıca, cinsel istismar öyküsü olan çocukların daha fazla cinsel saldırıda bulunduğu da bildirilmektedir (Walrath, Ybarra ve Holden, 2003, s. 514).
2.5. Cinsel İstismarı Önlemeye Yönelik Çalışmalar
UNICEF (2010, s. 27) tarafından gerçekleştirilmiş olan çalışmaya katılan çocuklara cinsel istismarın önlenmesine yönelik neler yapılması gerektiği sorulduğunda, çocuklara eğitim verilmesi gerektiği en sık karşılaşılan cevap olarak rapor edilmiştir.
Cinsel istismara ilişkin toplumsal farkındalık ve araştırmaların artışı Kuzey Amerika ülkelerinde cinsel istismarın önlenmesine yönelik programların ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır (Bolen, 2003, s. 176). Ülkemizde yaygın bir şekilde kullanılmamasına karşın gelişmiş ülkelerde bireylerin küçük yaşlardan itibaren cinsel istismardan korunabilmeleri ile ilgili farklı isimler altında (örn; kişisel güvenlik ya da iyi dokunuş ve kötü dokunuş gibi eğitim programları) okul temelli beceri eğitimi programlarının uygulanarak, bireylerin cinsel istismara karşı uyanık, bilinçli ve donanımlı olmalarının sağlanması hedeflenmektedir (Çeçen, 2007, s. 11). Ülkemizde normal gelişim gösteren çocuklarla okul çaplı olarak cinsel istismarı önleme programının uygulandığı ilk ve tek çalışma Çeçen-Eroğlu ve Hasırcı (2013, s. 719) tarafından yapıldığı görülmüştür.
Yapılan bu çalışmada, normal gelişim gösteren toplam 36 ilkokul 4. sınıf öğrencisiyle öntest-sontest kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılarak okul temelli bir çocuk cinsel istismarı önleme programı uygulanmıştır. Programın içeriğini kişisel haklar,
“bedenim bana aittir”, iyi dokunuş ile kötü dokunuşu ayırt etme, sözünde durmama, vücudun güvenliğini koruma, “Hayır” deme, kötü sırlar, çocuğa inanan bir yetişkine durumu anlatma ve cinsel istismarın asla çocuğun suçu olmadığına ilişkin konular oluşturmuştur. Uygulanan program süresince kontrol grubu hiçbir eğitim almamıştır.
Çalışmanın sonunda yapılan istatistiksel analizler; uygulanan programın normal gelişim gösteren 4. sınıf öğrencileri üzerinde etkili olduğunu, cinsel istismarı önleme programına katılan deney grubundaki öğrencilerin puanlarının kontrol grubundaki öğrencilerden anlamlı şekilde yüksek olduğunu ve programın etkisinin çalışma bittikten sekiz hafta sonra da devam ettiğini göstermiştir.
18
Cinsel istismarı birincil düzeyde önleme çalışmaları alanyazında ve uygulamada etkili bir yöntem olarak kabul edilmesine karşın, bu önleme çalışmalarının, uygulayacak yeterli personelin olmayışı (Bolen, 2003, s. 183), ülkemiz dâhil gelişmekte olan ülkelerde cinsel istismarı önlemede disiplinler arası bir yaklaşımın benimsenmemiş olması nedeniyle okullarda uygulanmasını güçleştirmektedir. Önleme çalışmalarında kullanılan diğer bir yol ise, cinsel istismarla ilgili risk faktörlerinin ve risk gruplarının belirlenerek, cinsel istismardan korunabilmeleri için sahip oldukları becerilerin güçlendirilmesidir (Dubowitz, 1989, s. 570). Varsayılanın aksine çocukların yaşları büyüdükçe kendilerine uygulanan programların etkileri azalmakta ve çocukların programlardan daha az kazanç sağladığı görülmektedir. Bu nedenle, istismarı önleme programlarına olabildiğince erken başlanması gerekmektedir. Bununla birlikte, ileri yaştaki çocuk ve ergenler için de alternatif programların geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır (Davis ve Gidycz, 2000, s. 263).
Öğrencilerin istismarı önleme programlarına katılım düzeyleri programların başarılarını etkilemektedir. Programlara çocukların aktif olarak katılım göstermeleri ve çocuk katılımını artıran programların geliştirilmesinin programın etki büyüklüğünü iki katına çıkardığı görülmektedir. Ayrıca, hazırlanan programların içerisinde davranışsal beceri öğretimlerine yer verilmesinin öğrenmeyi olumlu yönde etkilediği ve programın etkililiğini artırdığı görülmektedir (Davis ve Gidycz, 2000, s. 262).
Davis ve Gidycz (2001, s. 12) alanyazında daha önce yapılmış, 3-13 yaş arası 8115 çocuğu kapsayan, okul temelli cinsel istismarı önlemeyle ilgili 27 çalışmayı belirlemiş ve yaş, müdahale programının sunum şekli, öğrencilerin katılım şekli, uygulamayı yapan kişinin nitelikleri ve cinsiyeti, programın süresi, ön-test ve son-test arasındaki zaman aralığı, kullanılan ölçme araçları ve yöntemlerini incelemiştir.
Araştırma bulgularına göre, çocuklara uygulanan cinsel istismarı önleme becerileri eğitiminin çocukların cinsel istismardan korunmaya yönelik bilgi ve becerilerinin artırılmasında etkili olduğu görülmüştür.
Sarı, Ardahan ve Öztornacı (2016, s. 505), gerçekleştirmiş oldukları alanyazın taraması çalışmasının sonuçlarına göre özellikle duygusal istismar ve cinsel istismara yönelik müdahale çalışmalarının yetersiz olduğunu ve alanyazında bu konuda gerçekleştirilecek olan çalışmalara ihtiyaç olduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte, kurumlarda verilecek olan eğitim ve müdahale programları ile istismar olgularının, istismar potansiyelinin ve risk faktörlerinin azaltılabileceği belirtilmektedir. Ayrıca, zihin yetersizliği olan çocuklarda istismara ilişkin tekrarların arttığı saptanmış olup bu
19
risk grubundaki çocuklar için izleme ve önleme programlarının planlanmasının önemine de vurgu yapılmaktadır.
Sanderson (2004, s. 3), cinsel istismarın önlenmesine yönelik hazırlanması gereken etkili programların genel olarak sahip olmaları gereken bazı özellikler olduğuna dikkat çekmektedir. Bu özelliklerin; çalışmaya herkesin aktif olarak katılımının sağlanması, eğitimci ve personellere eğitim verilmesi, grup öğretimi, standardize edilmiş araç gereçlerin kullanılması, kısa süreli dersler yerine uzun süreli derslere yer verilmesi, aile katılımı ve öğretmen eğitimi olduğunu belirtmektedir.
İstismarı ve istismar sonrası ortaya çıkabilecek zarar verici durumları ortadan kaldırmanın ve en aza indirmenin en etkili yolu, istismar daha ortaya çıkmadan önlenmesinin sağlanmasıdır (Letourneau, Eaton, Bass, Berlin ve Moore, 2014, s. 223;
Smallbone, Marshall ve Wortley, 2013, s. 46). Bu noktada, gerçekleştirilecek ilk önlemlerden birisi çocuk cinsel istismarını önleme eğitimlerinin müfredatlarda yer alarak tüm okullarda kullanılır hale getirilmesidir. Okullar, risk altında olabilecek her türlü ekonomik düzeyden çok sayıda çocuk ve ergene erişim sağlayabilme olanaklarına sahiptirler. Bu durum, okulları birincil ve ikincil önleme konusunda etkili bir ortam haline getirmektedir (Wurtele ve Kenny, 2012, s. 531). Okul temelli programlar biçimsel olarak farklılık göstermesine (süresine, etkinliklerine vb.) rağmen, genellikle bu programlar çocukların potansiyel istismar durumlarını anımsamalarını güçlendirmeyi ve kişisel güvenliklerini artırmayı amaçlamaktadır. Programlar çocuklara istismara ilişkin uygun bilgileri ve risk durumlarından kaçınma veya karşılık verme becerilerini sağlamaktadır (Finkelhor, 2007, s. 641; Topping ve Barron, 2009, s. 434; Wurtele ve Kenny, 2012, s. 365). Tüm bunların yanında, okul temelli cinsel istismar önleme programları giderek artmakta olan raporlanmış cinsel istismar vakalarına karşı aileleri, öğretmenleri ve toplumu eğitmek noktasında önemli bir rol oynamaktadır (Finkelhor, 2007, s. 641; Maureen ve Wurtele, 2012, s. 362).
Alanyazında cinsel istismarı önleme programlarına ilişkin gerçekleştirilmiş gözden geçirme çalışmalarının bulguları, öğrencilere yönelik hazırlanmış olan cinsel istismarı önleme programlarında program hedeflerine ulaşmada aktif katılım sağlayacak içerik ve araç gereçlerden yararlanılmasının programların etkililiğini artırdığını ortaya koymaktadır. Aktif katılım sağlayan programların ise; rol etkinlikleri, video model uygulamaları ve davranışsal beceri uygulamalarını içerdikleri görülmektedir.
Öğrencilerin aktif olarak rol etkinlikleri yaptıkları ve pekiştirme ile şekil verme süreçlerinin yer aldığı uygulamaların daha etkili olduğu belirtilmektedir (Daro, 1994, s.
20
212; Davis ve Gidycz, 2000, s. 261; Kenny, Capri, Thakkar-Kolar, Ryan ve Runyon, 2008, s. 40; MacIntyre ve Carr, 2000, s. 185; Zwi ve diğ., 2007, s. 10). Wilson (2017, s.
20), cinsel istismar önleme programlarına katılan öğrencilerin yarısından fazlasının, almış oldukları içeriğe daha sonra da ulaşabilmeleri için çevrimiçi bir ortamda yer almasını istediklerini belirtmektedir. Ayrıca, öğretim içeriğine videoların yerleştirilmesi gerektiği, bu sayede verilmek istenen bilgi ve diyalogların daha kolay kazandırılabileceği vurgulanmakta ve videoların içeriğe yerleştirilmesinin programların önemli bileşenlerinden olan rol etkinliklerini destekleyeceği ifade edilmektedir. Coyle, Doherty, Matthews ve Sharry (2007, s. 553), teknolojinin ve bilgisayarın uygulama sunulmasında eğitime dâhil edilmesinin hizmet sağlayan ve hizmeti alanlara destek olabileceğini vurgulamaktadır. Bilimsel dayanaklı uygulamalarda teknoloji kullanımının a) katılımcının değerlendirilmesi, b) oturumların sunulması, c) oturumların veriye dayalı gerçekleştirilmesi, d) uygulama güvenirliğinin sağlanması ve e) oturumun belgelenmesi gibi süreçleri destekleyerek kolaylaştırdığı belirtilmektedir. Self-Brown, Osborne, Rostad ve Feil (2017, s. 351), teknoloji desteği ile gerçekleştirmiş oldukları istismar önleme programının istismarı önlemede beklenen sonuçları göstererek başarılı olduğunu rapor ederken, alanyazında teknolojinin istismarın önlenmesinde bilimsel dayanaklı uygulamalar ile birlikte kullanımına ilişkin önemli bir gereksinim olduğunu belirtmektedir.
2.6. Zihin Yetersizliği Olan Çocuklarda Cinsel İstismar
Herhangi bir yetersizliği olan ya da zor mizaçlı çocuklar, cinsel istismar açısından risk altında olarak kabul edilmektedir (Svensson, Bornehag ve Janson, 2011, s. 407). Minnesota’da sosyal hizmetler ve eğitim yönetimi veri tabanları incelenerek yapılan bir çalışmada, istismar öyküsü olan 10.394 çocuğun %32’sinin özel eğitim aldığı, bu çocukların da %73’ünün hafif düzeyde bilişsel ya da davranışsal yetersizliği olan çocuklar olduğu saptanmıştır (Haight, Kayama, Kincaid, Evans ve Kim, 2013, s.
422). Urazel ve diğerleri (2017, s. 22) tarafından gerçekleştirilen çalışmada, cinsel istismar vakalarının %16,3’ünde istismara uğrayan çocukların zekâ düzeyinin düşük olduğu tespit edilmiştir. Cinsel istismara uğrayan çocukların zihin yetersizliği, psikiyatrik bozukluk ve bedensel yetersizlik gibi çeşitli özel durumlarının bulunması istismarcı açısından istismarı kolaylaştırıcı unsurlar olup, mağdurun maruz kaldığı eylemi ayırt etmesinde ve ifade etmesinde güçlük yaratan etkenler olarak belirtilmektedir (Murray, 2000, s. 220; Şimşek ve Gençoğlan, 2014, s. 24).Yetersizliği
21
olan bireylerin normal gelişim gösteren bireylere oranla 4 ile 10 kat daha fazla istismara uğradığı ifade edilmektedir (West ve Gandhi, 2006, s. 1). Bu risk grubundaki bireylerin;
zihin yetersizliği, işitme yetersizliği, konuşma yetersizliği, bedensel yetersizlik ve özel öğrenme güçlüğü gibi farklı kategorilerde sınıflandığı görülmektedir (McEachern, 2012, s. 387). Reiter, Bryen ve Scachar (2007, s. 377)’a göre yetersizliği olan öğrencilerin
%40’ı cinsel tacize ve %38’i cinsel dokunmaya maruz kalırken, bu oran yetersizliği olmayan öğrenciler için %16 ve %18’dir. Stalker ve McArthur (2012, s. 27)’un yapmış oldukları çalışmada da yetersizliği olan çocukların yetersizliği olmayan çocuklaraoranla istismara daha fazla uğradıkları sonucuna ulaşılmıştır.
Yetersizliği olan bireylere yönelik olan istismar vakalarında penetrasyonun (vajina, anüs, ağıza giriş) normal bireylere oranla daha fazla olduğu ve birden fazla istismara daha fazla maruz kaldıkları belirlenmiştir (Soylu ve diğ., 2012, s. 292).İleri derecede zihin yetersizliği olan bireyler cinsel istismar durumunu anlamayabilmekte ya da bunu şikâyet edecek iletişim becerilerine sahip olamayabilmektedir, orta düzeyde zihin yetersizliği olanlar ise bunu fark edebilmekte ancak yasadışı bir eylem olduğunu bilmeyebilmektedir ya da bu bireyler sosyal olarak izole edilmiş ya da kendilerine bakım verenlere bağlı olduklarından dolayı bunu sorgulamayabilmektedir (Chave-Cox, 2014, s. 72). Bulut ve Karaman (2018, s. 277) ülkemizde yapmış oldukları araştırmada yetersizliği olan bireylere yönelik olarak cinsel, fiziksel ve duygusal istismarı 2005- 2015 yılları arasında ulusal düzeyde yayın yapan en çok satan on gazeteyi seçerek basına yansıdığı şekliyle istismarcı, istismar türü, istismarın olduğu yer ve olduğu bağlam açısından incelemişlerdir. Gazetelere yansıyan haberlerde yetersizliği olan bireylere yönelik istismar sayısının 278 olduğu bulunmuştur. Cinsiyet açısından 194 kadının, 72 erkeğin istismara uğradığı; 148’inin reşit, 118’inin reşit olmadığı; reşit olmayan bireylerin yaş aralıklarına bakıldığında 0-4 yaş aralığında hiçbir bireyin istismara uğramadığı, 4-6 yaş aralığında dört kişinin istismara uğradığı, ilkokul düzeyinde 10, ortaokul düzeyinde 33, lise düzeyinde ise 71 yetersizliği olan bireyin istismara uğradığı bulunmuştur. İstismara uğrayan bireylerin yetersizlik türleri incelendiğinde ise 194’ünün zihin yetersizliği, 28’inin işitme yetersizliği, 26’sının bedensel yetersizliği, sekizinin görme yetersizliği, altısının down sendromlu, ikisinin otizmli, birinin konuşma yetersizliği olduğu görülmüş, 13’ünün ise yetersizlik türü belirtilmemiştir. Yetersizliği olan bireylere istismarda bulunan kişilerin 75’inin kimliği belirlenemezken, 58’inin komşulardan, 25’inin arkadaşlardan, 16’sının ebeveynlerden, 15’inin öğretmenlerden, 13’ünün akrabalardan, 13’ünün kurum personelinden, beşinin
22
idarecilerden ve üçünün kardeşlerden oluştuğu görülmüştür. İstismarı uygulayan kişilerin 245’inin erkek, yedisinin kadın olduğu belirtilmiş, 26 vakada ise istismarcının cinsiyet bilgisine ulaşılamamıştır. Yapılan istismar türleri incelendiğinde ise 224’ünün cinsel istismar, 42’sinin fiziksel istismar, 12’sinin duygusal istismar ve ikisinin ihmal olduğu görülmektedir. İstismar vakalarının 95’inin evde, 55’inin açık alanda, 31’inin kamu kurumunda, yedisinin tuvalette, yedisinin iş yerinde ve altısının diğer yerlerde gerçekleştiği ancak 72’sinin nerede gerçekleştiğinin bilinmediği belirtilmiştir. İstismar vakalarının 155’inin bir kez gerçekleştiği, 17’sinin 1-6 ay arasında sürdüğü, 14’ünün bir yıldan fazla sürdüğü, 10’unun bir aydan az sürdüğü, dokuzunun altı ay ile bir yıl arasında sürdüğü ancak 73 vakada ne kadar sürdüğüne ilişkin bir bilgiye ulaşılamadığı belirtilmiştir.
Zihin yetersizliği olan çocukların istismara maruz kalma oranı, normal gelişim gösteren akranlarına göre çok daha fazladır. Araştırmalar zihin yetersizliği olan çocukların her türlü istismara normal gelişim gösteren akranlarından neredeyse dört kat daha fazla uğradıklarını göstermektedir (Foster ve Sandel, 2010, s. 181; Stewart, 2012, s. 702). Bunun yanı sıra zihin yetersizliği olan ergen kadınların özellikle daha fazla cinsel istismar riski altında olduğu belirtilmektedir (Lund, 2011, s. 171; Randall, Parilla ve Sobsey, 2000, s. 1). Ayrıca, zihin yetersizliği olan kadınların yaklaşık %39-68’i, erkeklerin ise %16-30’unun 18 yaşından önce cinsel istismara uğradığı görülmektedir (Bowman, Scotti ve Morris, 2010, s. 120; Senn, 1988, s. 16). Sayısal veriler cinsel istismara uğrayan kadınların oranının çok daha yüksek olduğunu gösterse de, erkeklerin cinsel istismar yaygınlığı konusunda çok daha fazla araştırmaya ihtiyaç bulunmaktadır, çünkü genel nüfusta erkeklerin mağduriyeti daha az bildirilmektedir (Cermack ve Molidor, 1996, s. 386). Tüm bunlara ek olarak, evlat edinilen üvey erkek çocuklar kızlarla eşit oranda cinsel istismar tehlikesi altında bulunmakta ve kurban durumunda olan bu erkek çocuklar ileride kolayca bir suçluya dönüşme eğilimindedir (Euser, Alink, Tharner, van Ijzendoorn ve Bakermans-Kranenburg, 2016, s. 87). Araştırmacılar, erkek cinsel istismar kurbanlarının zayıf tepki denetimleri nedeniyle yasal sorunlarla karşılaşmaları ve özellikle cinsel ve şiddet içeren suçlar işleme olasılığının daha yüksek olduğuna dikkat çekmektedir (Tamra vd., 2002, s. 328).
Zihin yetersizliği olan bireylerin istismara daha sık uğramasının nedenleri arasında; bu bireylerin kendilerini koruma beceri ve deneyimlerine sahip olmamaları, haklarını bilmemeleri, suçlunun uyguladığı davranışın bir saldırı ya da tecavüz girişimi olduğunun farkına varamamaları, tehlikeli durumlarda kendilerini nasıl