• Sonuç bulunamadı

Anadolu evleri sökülerek, İstanbul'da pazarlanıyor:Tarihi yapılar kapısız, tavansız kaldı

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Anadolu evleri sökülerek, İstanbul'da pazarlanıyor:Tarihi yapılar kapısız, tavansız kaldı"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

*TT-Cumhuriyet

70. YIL

SAYI

24873

S A N A T K Ü L T Ü R M A G A Z İ N T E L E V İ Z Y O N 12

KASIMI 993 CUMA

Anadolu evleri sökülerek, İstanbul’da pazarlanıyor

Tarihi yapılar kapısız, tavansız kaldı

OKTAY EKİNCİ____________

Anadolu kentlerindeki kimi ta­ rihi konakların duvarlarında öze­ nerek yapılmış İstanbul resimleri görülür. Örneğin, bunlardan Bir- gi’deki ünlü Çakırağa Konağı’nda, eski bir İstanbul manzarası olduk­ ça duygulu öyküsüyle de tanınır. Söylendiğine göre konağa gelin ge­ len İstanbullu bir paşanın kızı ‘sıla

hasreti çekmesin’ diye bu incelik

gösterilmiş, harem odasının du­ varına memleketinin görüntüleri işlenmiş. Datça’daki Mehmet Ali

Ağa Konağı’nın da bu kez baş

odasında, oymalı ahşap lambalı­ kların bulunduğu duvann üst kesi­ minde yine İstanbul’dan görüntü­ ler var. Mehmet Ali Ağa görmüş geçirmiş bir beymiş, İstanbul’u da

pek severmiş...

Eski Anadolu zenginlerindeki bu İstanbul sevgisi, günümüzde sanki tersine dönüyor. İs­ tanbul'daki ‘süper lüks’ dairelerde, ya da yeni moda olan Amerikan tipi çiftlik villalarında, yoğun bir

‘Anadolu tutkusu’ yaşanıyor. Ne

var ki, bu sevgi, öyle Birgi’deki ya da Datça'daki gibi, salt duvarlara resim yapmakla yetinmiyor. H at­ ta, hiç resim de yapılmıyor. Ana­ dolu evlerinin bizzat kendisi, ‘sö­

külerek’, kapısıyla, tavanıyla, do­

labıyla ve hemen tüm ahşap süsle­ meleriyle kamyonlara yüklenip İstanbul’a taşmıyor. Ve za­ manımızın ‘varlıklı ve uygar’ in­ sanlarının çağdaş konutlarına

‘geleneklerine olan bağlılıklarının’

dekoratif kanıtları olarak

yerleşi-K

ültür mirasımızın ayrılmaz parçası olan

mimari elemanlar, antikacı dükkanlarında ve kaldırım

kenarlarında özgürce alınıp satılıyorlar.

yor...

Evet. Son birkaç yıldır Kütah­

ya’nın, Kastamonu’nun, Tokat’ın, Nevşehir’in, Çorum’un, Muğla’­ nın, Milas’ın, Safranbolu’nun eski

ahşap evlerindeki ne kadar ‘taşına­

bilir’ parça varsa, önce İstanbul’­

daki antika eşya dükkanlarına, oradan da Moda, Etiler, Boğaziçi ya da ‘yeşil vadilerdeki’ konutlara taşınıyor. Geride ise kapısını, ta­ vanını, dolabını, kepengini, yüklü­

ğünü yitirmiş, yani ‘soyulmuş’ tari­

hi ve ‘tescilli’ ev harabeleri kalı­ yor..

Arkeolog Nezih Başgelen ile Prof. Dr. Ayda Arel, bu yeni eski eser piyasasının kısa sürede büyük bir kültür mirası tahribatına yol açmaya başladığını fark etmişler; ve hemen kağıda kaleme sarılıp, Kültür Bakanlığı’na gözlemlerini özetleyen bir rapor göndermişler.

Bu iki duyarb tarihçimizin geçen

mart ayında bakanlığa ilettikleri raporda, şu izlenimleri yer alıyor:

“İstanbul’daki birçok dükkanda, Anadolu yapılarına ait tarihsel de­ ğere sahip sabit eşyalar, müze bel­ geleriyle satılıyor. Bu rağbetin oluşturduğu piyasaya yeni mal bu­ labilme kaygısı iİe Anadolu’daki tahribat daha da artacak ve kültür mirasımız bu kez parçalanıp, sökü­ lerek yok edilecektir...”

Bu dükkânlardan biri Beşiktaş’­

ta Çırağan Caddesi’nde ‘eski eser’ olarak korumaya alınmış yan yana üç tarihi binanın zemin katı­ nda bulunuyor. Diğerleri ise Çu-

kurcuma, Galata, Aksaray ve Os- manbey’deki antikacılar bölgeleri­

ne dağılmış dürümdalar.

Beşiktaş’taki dükkanın kapısın­ da, hemen kaldırımın kenarında, eski kapılar ‘özgürce’ sergileniyor.

‘Şeref Döşeme Evi’ adlı dükkanın

sahibinden, bu kapıların nerelere ait olduğunu ve fiyatlarını soruyo­ ruz. Biri, Nevşehir’den ahşap do­ lap kapağı; 2.5 milyon. Kastam o­ nu yöresinden yine ahşap ve biraz daha oymalı, kakmalı kapak ise 3 milyon. Yine Nevşehir’den, bu kez göbekli ve bezemesi oyularak yapılmış kapılar ise 4 milyona tır­ manıyor.

Kartının üzerinde ‘Klasik eşya,

sandık, kapı alınır, satılır’ yazan

Ahmet Bey’den, bu kapılan nasıl edindiğini soruyoruz. Asıl satıcılar Üsküdar’dan çıkmışlar; Anadolu’­ yu dolaşır, özellikle ‘geceleri’, eski ve terk edilmiş evlerden bu parça­ lan söker, kamyonlarla getirirler­ miş. Geçen yıl üç-dört kamyon

‘mal’ gelmiş ve hemen satılmış. Bu

yıl daha durgunmuş, ama ‘malsız’ kalmıyorlarmış.

Ahmet Bey, bu malların değerle­ rinin nasıl saptandığını anlatırken ise ilginç bir anısını aktanyor. Kapıları getiren adam, bir tanesi­ ne ‘200 yıllık’ diyerek, yüksek fiyat istemiş. Tabii ‘parça’ kaçınlmamış ve alınmış. Ne var ki daha sonra aynı kapının ‘Selçuklu dönemine

ait olduğu’ anlaşılmış. İşte bu gibi

yanılgılarda da, girilen risklerin karşılığı fazlasıyla alınıyormuş.

Beşiktaş’taki kapılar arasında, birkaç ‘çift kapı’ dikkatimizi çeki­ yor. Öldukça gösterişli ve ‘ağır’ ka­ pılar bunlar. Meğer onlar da İstanbul’dan, ‘Adalar’dan’ sökü­ len parçalarmış. Hangi evden sö­ küldüğünü, daha doğrusu hangi tarihi evin ‘soyulduğunu’ anlaya­ bilmek için önemli bir ipucunu ya­ kalıyoruz. Görkemli kapının üze­ rinde, kırmızı tenekeden ‘20 A’ nu­ marası çakılı. Elektrik no, su ise 82562. Bu numaralı elektrik abo­ nesi hangi tarihi ev ise, bu piyasa içerisinde parçalanmış ve kapılan şimdi Beşiktaş'ta...

‘İlke kararı’ işlemiyor

Aslında, Kültür ve Edebiyat Varlılarını Koruma Yüksek Kuru­ lu, bu soygunu beş yıl önce görebil­

miş ve 4.3.1988 gün ve 17 sayılı ilke kararıyla, şu önlemi almıştı:

“Koruma kurullarınca yıkı­ lmasında sakınca görülmeyen resmi ve sivil mimarlık örneklerinin yıkımından evvel mahalli müze mü­ dürlüğü elemanlarınca gezilip, sa­ nat ve mimari tarihi açısından ko­ runması gerekli ahşap kapı, kafes, pancur, parmaklık, tavan göbeği.. gibi yapı unsurlarının, mahalli müze bünyesinde korunmalarının temin edilmesine...”

Ne var ki, bu kararın üzerinden geçen beş yıllık sürede, ne kurul kararlarıyla yıkılan eski binalar­ dan özgün mimari parçalar yete­ rince müzelere alınabildi, ne de eski evlerin sökülmesi için kurul karan beklendi.

K urullann ve müzelerin ‘ruhları

bile duymadan’ sökülen tarihsel

evlerimizin ‘o evlerle birlikte ko­

runmaları gereken’ kültür zengin­

likleri, son yıllann akıl almaz ‘yağ­

ma kültürüne’ hizmet eden deko­

rasyon malzemelerine dönüşüyor­ lar.

Oymalı kapılar, salonlarda ‘süs’ ya da ‘masa’ oluyor; küçük dolap kanatlan ‘şark köşelerinde’ sehpa oluyor; hatta dahası, kimi lüks dairelerde de betonarme tavana, Anadolu’nun ahşap tavan göbek­ leri yapıştınlıyor, ortasından da bir ‘saray avizesi’ sarkıtılıyor...

Ve kimbilir belki de bu eserleri modern evlerinde ‘değerlendiren­

ler’, kültür mirasına ‘sahip çıktıkları' için sağda solda ‘koru­ macılık’ laflan da ediyorlar; kendi­

leriyle gurur duyuyorlar.

İşte, 93 Türkiye'sinde ‘giderek

yükselen’ koruma bilincinden bir

kesit. Yurtdışma kaçırılan kültür zenginliklerimizi yeniden Türki­ ye'mize kazandırmaktan övünç duyduğumuz şu günlerde, kendi ülkemizdeki mirasın böylesine yağmalanıp, ‘gözler önünde’ ve

‘kaldırım kenarlarında’ pazarlan-

masma karşı artık bir önlem ala­ mayacak mıyız?

Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

görmüştür sanırım, geçen ak­ sam da Meksika Elçiliği Müs­ teşarının evinde bir kokteyl­ de evsahibesinin portresini se lâmladı misafirler.. Bir cok

sonraları Dormen Tiyatrosu’nda Prodüksiyon Menajerliği yapan Mardin, 1964 67 yıllan arasında İstanbul Radyosu ve Ankara Televizyonu Yapım Bölümü’nde program

“ İsmi yeni Türkiyenin bütün mil­ lî kurtuluş hareketine bağlı olan Ke­ mal Atatürkün vefatı, Türk milleti için büyük bir ziyadır. Müstakil Tür

Mimarhk Faki.iltesi Mimarhk Bolii- mi.i'nde halen verilmekte olan egitim kapsammda, tarihi ~evre olgusunun kav- ram olarak ozenle i~lenmekte oldugu, tarihi ~evre i~inde

Conclusion: Although risk of recurrence in lumbar disc hernia depends on many factors, possibility to develop recurrent disc hernia of the patients who have larger annular

Dalgalara karşı mahmuzlu olarak yapılmış olan bu kule, adını duvar örgüsünün büyük bölümünün mermer bloklarından oluşmasından alır.. Çevresi bugün

Ancak, tıptaki teknik bilgilerin gelişmesi ve doğum hekimliğinde uygulama metotlarının belirlenme­ si, 19’uncu yüzyılın başında aile içinde öğrenilen

circles or stadiums, the old Byzantine capital had a large hippodrome for horse and chariot races. Its construction was started early in the third century A.D. by the