Koç grubu MİGROS'u satmaya karar vermiş. CarrefourSA'nın alıcı olmayı düşündüğü; ancak Rekabet Kurulu'na takılma olasılığı nedeniyle kararsız kaldığı söyleniyor. Amerika'nın perakende pazarlama devi WAL-MART'ın da adaylığından söz ediliyor. Bu şirketin 300 milyar doları aşkın 2006 cirosu Türkiye milli gelirinin dörtte üçünü geçiyor. 1.3 milyon işçisi ile istihdamda ABD'nin açık farkla en büyük şirketi. Amerika dışında da 300.000 işçi çalıştırıyor. WAL-MART'ın MİGROS'u satın alması halinde, neo-liberal takımın söyleyeceklerini şimdiden tahmin edebiliyoruz: Yabancı sermayenin Türkiye ekonomisine güveni bir kez daha doğrulanmıştır; bu "yatırım" döviz kazandıracak; istihdamı, üretimi artıracak, teknoloji ve iş organizasyonunda sektöre yenilikler getirecektir.
Bu haberler beni harekete geçirdi ve WAL-MART'a ilişkin elimdeki malzemeyi gözden geçirmeye yöneltti. İşte saptamalardan kısa bir derleme...
***
Önce WAL-MART, MİGROS'u satın aldığında beklenen "döviz kazançları" tevatürüne gelelim: Satış bedelinden oluşan döviz girdisi ile sonraki yıllarda Amerika'ya kâr transferi nedeniyle gerçekleşecek döviz çıkışı arasındaki bilançonun uzun dönemde "eksi" değerlere dönüşmesi beklenmelidir. Perakende ticarete dönük bir alış-veriş zinciri olarak WAL-MART'ın (turistlerin alış-verişini saymazsak) hiç ihracat yapmayacağı da keza malûmdur. Ancak, daha da kötüsü var: Bu "ucuzcu" satış zinciri, raflarındaki malların önemli bir bölümünü Çin'den ithal etmeye öncxelik verir. WAL-MART şirketler kategorisi içinde Çin'in en büyük müşterisidir. Ve ABD'nin Çin'e karşı verdiği dış ticaret açığının yüzde 10'unun WAL-MART'ın ithalatından kaynaklandığı belirlenmiştir.
Böylece MİGROS'un raflarındaki yabancı (özellikle Çin kökenli) malların oranı, şirket WAL-MART'a devredildikten sonra dramatik boyutlarda artacak; ithal faturası yüksek; ihracat geliri hemen hemen sıfır olan özelliğiyle, satış
bedelinden sağlanan döviz birkaç yıl içinde dış ticaret açığı içinde eriyip gidecektir. ***
"İş organizasyonu" ve teknoloji bakımından WAL-MART'ın Türkiye'ye ne gibi yenilikler getirmesini bekleyebiliriz? Barbara Ehrenreich adlı Amerikalı bir gazeteci. "yoksulların Amerikası"nı aramaya, araştırmaya karar veriyor ve tüm geçmiş kimliğini, maddi kaynaklarını geride bırakarak "niteliksiz kadın emekçiler" saflarına katılıyor. 1998-2000 yılları içindeki bu serencamın bir aşamasında da bir WAL-MART mağazasında çalışıyor. WAL-MART'ta işbaşı etmeden hemen önce geçirildiği bir "oriyentasyon" (veya beyin yıkama) kursunda kendisine ve diğer "acemi işçiler"e anlatıldığına göre WAL-MART'ta iki büyük "cürüm"e kesinlikle göz yumulmayacaktır: Birincisi sendikalaşma; ikincisi ise "zaman hırsızlığı"dır.
WAL-MART'ın sendikalaşma çabalarına hiç ödün vermediği; bu doğrultudaki eğilimleri anında önlediği;
başaramadığı zamanlarda ise, işçilerin sendikalaştığı alış-veriş merkezini aniden kapatıverdiği biliniyor. (Barakalardan oluşan bu büyük mağazalarda, sabit sermaye "devede kulak"tır; herşey sökülüp, mal stokuyla birlikte bir başka şubeye taşınabilir.) Sendikalaşma bir yana, WAL-MART'ın ABD'deki iş yasalarını da sistematik olarak çiğnediği; özellikle kadın işçiler aleyhine ayrım yaptığı; kaçak, kayıt-dışı işçi çalıştırdığı; fazla mesai ücretlerini ödemediği ve bu tür konularda sürekli mahkemelik olduğu biliniyor. Amerikan kamuoyuna karşı WAL-MART bu uygulamaları açıkça savunmaktadır. Nasıl mı? "Şirketlerimizdeki düşük emek maliyetlerinin de katkısıyla Amerikan halkına ucuzluk getiriyoruz; bu sayede bizden alış-veriş yapanların alım gücünü, reel gelirlerini artırmış oluyoruz..."
"Zaman hırsızlığı" ise, "mesai süresi içinde zamanınız size değil, tamamen WAL-MART'a aittir" ilkesinin çiğnenmesi anlamına geliyor. Ehrenreich, bu ilkenin nasıl insafsızca uygulandığını; her iş sürecinin işçiler arasında en ince ayrıntılara kadar ve çalışma saatlerinin istisnasız tümünün şirketçe "sahiplenilecek" biçimde nasıl tanımlandığını; günde iki kere on beşer dakikalık molalar dışında diğer işçilerle "insanî" temasın, örneğin konuşmanın hangi yöntemlerle önlendiğini ayrıntılarla anlatıyor.
Türkiye'de süpermarket yapısı içinde örgütlenen büyük boyutlu ticaret sermayesinin pek çok günahı vardır; ama bu sektörün büyük bölümünde (bu arada MİGROS'ta) Tez-Koop-İş sendikalaşmayı başarmıştır. Kentli bir tüketici olarak zaman zaman alış-veriş yaptığım MİGROS'ta (ve tüm diğer süpermarketlerde) işçi sayısını asgarileştirme
çabalarından rahatsız olmuşumdur; ama çalışanlar arasında kişisel ilişkilerin, örneğin konuşmanın yasaklanmamış olduğunu gözlemişimdir.
WAL-MART'ın sendikalaşmanın köküne kibrit suyu dökerek, iş sürecini sonuna kadar yoğunlaştırarak emek
maliyetlerini asgariye indirmede; ayrıca yaygın tüketim mallarında ithal bağımlılığını artırmada sektöre "öğreteceği" çok şey olduğu anlaşılıyor.
Bu "öğretme" sürecinin Türkiye toplumunun ve emekçilerinin hayrına olup olmadığını ayrıca tartışmaya herhalde gerek yoktur.
15 Temmuz 2007 sol