Araştırma sonuçlarına göre kentsel dönüşüm çalışmasının 6306 Sayılı Kanun’a göre yapılmasının malikler ve belediyeler yönlerinden

59  Download (0)

Tam metin

(1)

ANKARA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

DÖNEM PROJESİ

KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN 5393 SAYILI BELEDİYE KANUNU İLE 6306 SAYILI AFET RİSKİ ALTINDAKİ ALANLARIN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ

HAKKINDAKİ KANUNA GÖRE UYGULAMALARININ KARŞILAŞTIRILMASI:

ANKARA İLİ ALTINDAĞ İLÇESİ GÜLTEPE II. ETAP PROJESİ ÖRNEĞİ

Abdurrahman KELEŞ

GAYRİMENKUL GELİŞTİRME VE YÖNETİMİ ANABİLİM DALI

ANKARA 2019

Her hakkı saklıdır.

(2)

i ÖZET Dönem Projesi

KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN 5393 SAYILI BELEDİYE KANUNU İLE 6306 SAYILI AFET RİSKİ ALTINDAKİ ALANLARIN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ HAKKINDAKİ

KANUNA GÖRE UYGULAMALARININ KARŞILAŞTIRILMASI:

ANKARA İLİ ALTINDAĞ İLÇESİ GÜLTEPE II. ETAP PROJESİ ÖRNEĞİ Abdurrahman KELEŞ

Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü

Gayrimenkul Geliştirme ve Yönetimi Anabilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Nihan ÖZDEMİR SÖNMEZ

Bu çalışmada Türkiye’de kentsel dönüşüm uygulamalarının mevzuattaki yeri incelenmiş ve bu çerçevede 5393 sayılı Belediye Kanunu ile 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında yapılan uygulamaların avantajlı ve dezavantajlı yönleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında öncelikle kentsel dönüşüm mevzuatı ve uygulamaları irdelenmiş ve daha sonra Ankara İli, Altındağ İlçesi, Gültepe Mahallesi II. Etap Kentsel Dönüşüm Projesi’nin sonuçları değerlendirilerek genelleme yapılması yoluna gidilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre kentsel dönüşüm çalışmasının 6306 Sayılı Kanun’a göre yapılmasının malikler ve belediyeler yönlerinden; iş ve işlemlerdeki etkinlik, mali yönden kabul edilebilirlik, riskli yapı, rezerv yapı alanı ve riskli alanlarda kira yardımları ile dönüşüm alanlarında proje geliştirme ve uygulama çalışmalarına engel olabilecek anlaşma sağlanamayan taşınmazların acele kamulaştırılması ve proje sahasındaki yapıların hızla kaldırılması yönlerinden daha etkin bulunduğu ve belirtilen yönlerden söz konusu yasal düzenlemenin 5393 Sayılı Kanun’a göre daha avantajlı olduğu ortaya konulmuştur. Kentsel dönüşüm proje sahasındaki hak sahiplerinin kısa sürede konut edinimleri, proje uygulama süresi boyunca konut ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde ekonomik katkı alabilmeleri ve kentsel dönüşüm uygulaması sonucunda sosyal ve kültürel yönlerden kazanımların olması açısından da iki temel kanun arasında farklılıkların olabildiği dikkati çekmektedir. Merkezi idare ve belediye düzeylerinde kentsel dönüşüm projesi hazırlık çalışmaları, mevcut durum analizi, hak sahipliği tespiti ve değerleme çalışmaları ile imar uygulama, mimari proje geliştirme ve proje değerleme çalışmalarının iyi yapılamaması nedenleri ile birçok projenin uygulama sonuçlarının tatminkar olmadığı görülmektedir. Kentsel gelişim ve dönüşüm projeleri uygulamalarının bütün aşamalarında yerel yönetimler ve merkezi idare kurumlarında gayrimenkul geliştirme ve yönetimi bölümü lisans ve lisansüstü programlarından mezun olan uzmanların mevzuatta yapılacak değişiklik ile kariyer uzmanı olarak görev almalarının sağlanması yoluyla; proje sahasının seçimi, mevcut durum analizi, hak sahipliği analizi, taşınmaz edinimi, değerleme, proje geliştirme ve değerleme, finans analizi, şerefiyelendirme uygulaması, etki değerleme gibi çalışmaların rasyonel olarak yapılmasına büyük ölçüde katkı yapabileceği vurgulanmalıdır.

Haziran 2015, 51 sayfa

Anahtar Kelimeler: Kentsel dönüşüm, gayrimenkul mülkiyeti, hak sahipliği, gayrimenkul değerleme, 5393 sayılı Kanun ve 6306 sayılı Kanun uygulamalarının karşılaştırılması

(3)

ii ABSTRACT

Term Project

A COMPARISON ON LAW NO. 5393 OF URBAN TRANSFORMATION BY MUNICIPAL LAW AND LAW NO. 6306 ON THE TRANSFORMATION OF AREAS UNDER DISASTER RISK: A CASE OF GÜLTEPE II. PHASE PROJECT

UNDER ALTINDAĞ DISTRICT IN ANKARA PROVINCE Abdurrahman KELEŞ

Ankara University

Graduate School of Natural and Applied Sciences Department of Real Estate Development and Management

Supervisor: Assoc. Prof. Nihan ÖZDEMİR SÖNMEZ

This study has examined the ground of legislation of urban transformation application in Turkey and in this context, the advantage and disadvantage aspects of the applications made under the Municipal Law No. 5393 and the Law No. 6306 on the transformation of areas under disaster risk were evaluated comparatively. Within the scope of the research, firstly the urban transformation legislation and its applications have been examined and then the results of the Urban Transformation Project of Gültepe Neighborhood II of Altindag District have been evaluated and generalizations have been made thereby. According to the results of the study, it has seen that the urban transformation study has been carried out according to the Law no.6306 in terms of owners and municipalities and it has found more effective in terms of efficiency in business and transactions, financial acceptability, risky structure, reserve structure area and rent assistance in risky areas, and urgent expropriation of the real estate properties that could prevent the development and implementation of projects in transformation areas and the rapid removal of the structures in the project site and it has shown that the legal arrangement subject to this law is more advantageous than the Law no. 5393. It has pointed out that there may be differences between the two basic laws in terms of the rights holders in the urban transformation project area to acquire house in a short period of time, to receive economic contributions to meet housing needs during the project implementation period and to have social and cultural gains as a result of urban transformation application. It has seen that the implementation results of many projects are not found satisfactory due to the preparatory studies of urban regeneration projects at the central administration and municipal levels, current situation analysis, determination of rights ownership and valuation studies, development of architectural project development and project valuation studies. In all stages urban development and transformation projects implementation, it should emphasize that it should be emphasized that the graduates from the undergraduate and graduate programs of real estate development and management department should employ career experts in local administrations and central administration institutions who have graduated from undergraduate and graduate programs through the provision of amendments in the legislation; the selection of the project site, the current situation analysis, right ownership analysis, real estate acquisition, valuation, project development and valuation, financial analysis, goodwill application, impact valuation to be done rationally might contribute greatly.

June 2015, 51 pages

Key Words: Urban transformation, real estate ownership, right ownership, real estate valuation, comparison of law no. 5393 and law no. 6306 practices.

(4)

iii TEŞEKKÜR

Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Gayrimenkul Geliştirme ve Yönetimi Anabilim Dalı’nda yüksek lisans programına kabul eden, derslerde güçlü teori ve çok yönlü uygulama deneyimlerini bütün öğrencileri ile paylaşmayan önem veren ve dersler, uygulama ve proje çalışmalarım boyunca beni yönlendiren Anabilim Dalı Başkanı sayın Prof. Dr. Harun TANRIVERMİŞ’e, Gayrimenkul Geliştirme ve Yönetimi Anabilim Dalı ile Türkiye Belediyeler Birliği arasında yapılan işbirliği protokolü dahilinde ikinci öğretim kapsamında harç yükümlülüğünü karşılayan Türkiye Belediyeler Birliği yöneticilerine, proje kapsamında yardımlarını ve fikirlerini esirgemeyen danışmanım sayın Prof. Dr. Nihan ÖZDEMİR SÖNMEZ’e, düşünceleri ile çalışmama katkıda yapan değerli hocam sayın Doç. Dr. Yeşim ALİEFENDİOĞLU’na, proje ve yüksek lisans eğitimime girmeme vesile olan ve eğitimim boyunca her zaman destekte bulunan, sevgili kardeşim İnşaat Müh. sayın Agah AKSU’ya, çalıştığım kurum olan Altındağ Belediyesi’nde zaman ve izin sorunu olmaksızın yüksek lisans yapmamı destekleyen belediye başkanım sayın Dr. Veysel TİRYAKİ’ye, bugüne kadar her zaman yanımda olan ve büyük fedakarlık gösteren, canım aileme ve arkadaşlarıma sonsuz teşekkür ederim.

Ankara, Haziran 2017 Abdurrahman KELEŞ

(5)

iv

İÇİNDEKİLER

ÖZET ... i

ABSTRACT ... ii

TEŞEKKÜR ... iii

SİMGELER VE KISALTMALAR DİZİNİ ... vi

ŞEKİLLER DİZİNİ ... vii

1. GİRİŞ ... 1

2. KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN KAVRAMSAL GELİŞİMİ VE TEMELLERİ ... 4

2.1 Kentsel yenileme/yenilenme (urban renewal/renovation) ... 4

2.2 Sağlıklaştırma/rehabilitasyon (urban rehabilitation) ... 5

2.3 Yeniden canlanma/canlandırma (revival/revitalization) ... 5

2.4 Yeniden geliştirme (redevelopment) ... 5

2.5 Soylulaştırma (gentrification) ... 5

2.6 Koruma (conservation) ... 6

2.7 Kentsel Dönüşüm Kavramı ve Uygulamalarının Tarihsel Gelişimi ... 6

2.7.1 Dünyada kentsel dönüşümün gelişimi ... 6

2.7.2 Türkiye’de kentsel dönüşümün gelişimi ... 9

3. KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN MEVZUATTA YERİ VE SEÇİLMİŞ PROJELERİN UYGULAMA SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ .... 12

3.1 5393 Sayılı Belediye Kanunu ... 12

3.2 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ... 15

3.3 5366 Sayılı Kanun ... 15

3.4 2985 Sayılı Toplu Konut Kanunu ... 17

3.5 5104 sayılı Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi Kanunu ... 18

3.6 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ... 18

3.7 644/648 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ... 20

3.8 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ... 22

3.8.1 Kanun’un avantajları ve içerdiği potansiyeller ... 23

3.8.2 Kanun’un zayıf yönleri ve fiziksel mekana yönelik barındırdığı tehditler ... 24

3.9 5393 Sayılı Kanun ile 6306 Sayılı Kanun’un Uygulamalarının Karşılaştırılması ... 28

3.9.1 Kentsel dönüşüm alanı ilan edilmesi ... 29

(6)

v

3.9.2 Planlama ... 29

3.9.3 Parselasyon planları ... 30

3.9.4 Tespitler ve yıkım işlemleri ... 31

3.9.5 Enkaz bedelleri ... 32

3.9.6 Kira bedelleri ... 33

3.9.7 Uygulamadaki yetkiler ... 33

3.9.8 Proje onayı ve ruhsat işlemleri ... 33

3.9.9 Muafiyetler... 34

3.10. Altındağ ve Gültepe II. Etap Projesinin Tarihsel Gelişim Süreci ... 34

3.10.1 Yenileme alanının mekansal ve teknik bilgileri ... 38

3.10.2 Gültepe II. Etap bölgesinde 5393 Sayılı Kanun’a göre kentsel dönüşüm ... 41

3.10.3 Gültepe II. Etap bölgesinde 6306 Sayılı Kanun’a göre kentsel dönüşüm ... 43

4. SONUÇ VE ÖNERİLER ... 46

KAYNAKLAR ... 49

EK Kentsel Dönüşüm Meclis Kararı ... 50

ÖZGEÇMİŞ ... 51

(7)

vi

SİMGELER VE KISALTMALAR DİZİNİ

ha Hektar

m2 Metrekare

TL Türk Lirası

Kısaltmalar

Cad. Cadde

KHK Kanun Hükmünde Kararname Mah. Mahalle

TOKİ Toplu Konut İdaresi Başkanlığı

(8)

vii

ŞEKİLLER DİZİNİ

Şekil 2.1 Rezerv yapı alanı ve riskli alanın fiziksel mekanda yarattığı avantajlar ... 24

Şekil 2.2 Rezerv yapı ve riski alanlarda üst ölçekli planların gerekliliği ... 25

Şekil 2.3 Üst ölçekli planlama yaklaşımı ile ele alınacak alanlar ... 25

Şekil 2.4 Afet riski bağlamında kentsel açık alanların önemi ... 27

Şekil 2.5 6306 Sayılı Kanun’a göre yetkiler ... 28

Şekil 2.6 Gültepe II. Etap Proje Planı ... 37

Şekil 2.7 Gültepe II. Etap Proje alanı halihazır durumu ... 38

Şekil 2.8 Gültepe II. Etap uydu görüntüsü ... 39

Şekil 2.9 Gültepe II. Etap İmar Planı ... 39

Şekil 2.10 Gültepe II. Etap Projesi alanında konutların bitmiş hali uydu görüntüsü ... 40

(9)

1 1. GİRİŞ

Sanayileşme sürecinin ve küresel olguların, toplumsal, ekonomik, kültürel ve sosyal dinamikleri etkilemesi; kentsel mekanın yaşanılabilirliğini kaybetmesine sebep olmuştur.

Bu olgulara bağlı mekânsal ve toplumsal çözülmelere karşı yerel yönetimler ve merkezi otoriteler kentsel dönüşüme gereksinim duymaya başlamışlardır. Kentsel dönüşümün sadece kent mekanının imarı olmaması, dönüşümün muhteviyatında; gayrimenkul geliştirme ve yönetimi, finans, hukuk, mimar ve tasarımcı, mühendis, sosyolog gibi birçok alanda uzman olan kişileri, akademisyenleri ve son olarak yöneticileri barındırması, eserin kapsamının geniş bir yelpazeye hitap etmesine yol açmaktadır.

Türk Hukuku’nda kentsel dönüşümü düzenleyen münhasır bir yasal düzenleme olmamakla beraber; dönüşümün yapısal olgusu, dönüşüme bağlı iş bölümü, idareler arası koordinasyon, dönüşüm alanlarının kamulaştırılması, kamulaştırılan alanların bedellerinin mülk sahiplerine ödenmesi ve dönüşüm sürecine halkın katılımı gibi hayati öneme sahip konular ya belediye kanunlarında düzenlenmekte ya da dönüşüm alanları hakkında yasa koyucu tarafından nev-i şahsına münhasır özel kanunlar çıkarılarak, dönüşüm odaklı iş ve işlemleri çerçevesi çizilmektedir.

Kentsel dönüşüm alanında çerçeve bir kanun bulunmayışı, çok başlılığı beraberinde getirdiği gibi, idareler arası koordinasyon problemleri doğurmakta ve bu da dönüşüm sürecini kentin aleyhinde sekteye uğratmaktadır. Ayrıca kentlerin tarihsel mirasları ve yerel halkın kentle bütünleşik kimliksel yapısı dönüşüm evresinde hiçe sayılarak, konut arzı bağlamında tek tip kimliksiz, tarihsiz siteler inşa edilmesi, dönüşüm projelerinin amacına bağlı geçerliliğini sakatlamaktadır.

Kentsel dönüşüme tabi alanların, hakları olmadığı halde göçe binaen kentlerde kamu arazilerine yerleşen ve gecekondulaşmaya sebebiyet veren kişilerin imar afları ve yasal düzenlemelerle konut arzını sağlamak maksadı ile mülkiyete kavuşturulması, daha sonraki kuşakları kentsel dönüşüme mecbur bırakmaktadır. Mevcut yaşam koşullarını yeniden yapılandıran kentsel dönüşüm sırasında, idarelerin takdir yetkilerini kullanırken

(10)

2

kamulaştırma yapma yetkilerini hukuka ve hakkaniyete aykırı icra etmeleri mağduriyetlere sebebiyet vermektedir.

Kentsel mekânlar, fiziksel, toplumsal, çevresel, ekonomik, siyasal ve ideolojik faktörlerin etkisinde değişim ve dönüşüm gösterdikleri gibi, kendileri de birçok değişim ve dönüşüm süreçlerini tetikleyebilirler. Bu değişim ve dönüşümler, kimi zaman mekân ve yaşam kalitesini arttırıcı yönde olurken; kimi zaman da mekânın ekonomik, toplumsal, çevresel ve fiziksel çökme ve bozulması olarak kendini gösterir. Bu çerçevede öncelikle kentsel dönüşüm ve gelişimin çerçevesinin çizilmesi, temel kavramların tanımlanması ve sınırlarının çizilmesi gerekmektedir.

Türk Dil Kurumu sözlüğünde dönüşüm kelimesinin anlamından hareket (dönüşüm:

olduğundan başka bir biçime girme ve başka bir durum alma) ile kentsel dönüşüm; kentsel alanların var olan durumundan başka bir biçime girmesi, başka bir durum almasıdır. Bu bağlamda kentsel dönüşüm süreci; kentsel sorunların çözümünü sağlayan ve değişime uğrayan bir bölgenin ekonomik, fiziksel, sosyal ve çevresel koşullarına kalıcı bir çözüm sağlamaya çalışan kapsamlı bir vizyon ve eylem planı olarak tanımlanabilmektedir.

Günümüzde kentsel dönüşüm kavramı ve içeriği ile ilgili bir kavram kargaşası yaşanmaktadır. İlk ortaya çıkışından bu yana farklı şekillerde ele alınan kentsel dönüşüm (urban regeneration, urban transformation), kentlerin ve kent parçalarının ihtiyaçları doğrultusunda müdahale şekilleri ve derecelerine göre farklı ülkelerde ve dillerde çeşitli isimlerle anılmıştır. Kent mekânlarının iyileştirilmesine yönelik müdahale şekillerini yönlendiren, ülkelerin sosyal, yasal, yönetsel ve ekonomik yapılarının farklılığı olmuştur.

Belirtilen müdahale biçimleri vurguladıkları vizyon, amaç, strateji ve yöntemlerine göre farklılık gösterirken, buluştukları ortak nokta ise, planlı bir biçimde sorunlu kentsel mekanların daha iyi şartlara ulaşması amacıyla yapılmasıdır.

Kentsel dönüşüm projelerinin uygulama aşamalarının incelenmesi ve özellikle etki değerleme çalışmalarının sınırlı sayıda bilimsel araştırmaya konu olduğu görülmektedir (Özüdoğru 2010, Cengiz 2013, Dükkancı 2013, Tiryaki 2015, Aliefendioğlu ve

(11)

3

Tanrıvermiş 2015, Tanrıvermiş vd. 2015). Bu çalışma öncekilerden farklı olarak kentsel dönüşüm uygulamalarının 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 73’üncü maddesi ile 6306 Sayılı Kanun uygulaması kapsamında yapılmasının karşılaştırmalı analizi yapılmış ve uygulama başarısı hem genel olarak, hem de araştırmacının bizzat bütün aşamalarında görev aldığı Altındağ İlçesi Gültepe II Etap Projesi uygulama sonuçları çerçevesinde detaylı olarak tartışılmıştır. Literatür analizi, idari kayıtları ve özellikle proje uygulama sonuçlarına ilişkin belediye verilerinin analizi ve değerlendirilmesine dayalı olarak yapılan bu çalışmanın sonuçları dört bölüm halinde özetlenmiştir. Konunun önemi, amaç ve kapsamının tanımlandığı giriş bölümünü izleyen ikinci bölümde kentsel dönüşümün kuramsal temelleri ve çerçevesi çizilmiş, üçüncü bölümde kentsel dönüşüm mevzuatı ve örnek proje uygulama sonuçlarının değerlendirilmesi ve son bölümde ise çalışmanın genel bulguları, dönüşümün temel sorunları ve çözüm yolları ortaya konulmuştur.

(12)

4

2. KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN KAVRAMSAL GELİŞİMİ VE TEMELLERİ

Kentsel dönüşüm kavramını açıklığa kavuşturmak için konu ile ilişkili olan kavramları ve eylem biçimlerini öncelikle tanımlamak gerekmektedir. Bu bağlamda, kentsel dönüşümün uygulanmasında bir araç olarak kullanılan kentsel yenileme veya yenilenme (urban renewal), sağlıklaştırma veya rehabilitasyon (rehabilitation), yeniden canlanma veya canlandırma (revitalization), yeniden geliştirme (redevelopment), soylulaştırma (gentrification) ve koruma (conservation) gibi kavramların bu kısımda tanımlanması gerekli görülmektedir:

2.1 Kentsel yenileme/yenilenme (urban renewal/renovation)

Kentsel yenileme, eskime ve köhneme sürecindeki kentsel bölgelerin veya binaların yıkılarak, stratejik bir yaklaşımla günün sosyo-ekonomik ve fiziksel şartlarına uygun olarak değiştirilerek yeniden yapılandırılmasıdır. Diğer bir ifade ile kentsel yenileme, yerel yönetimlerin değişen ekonomik yapının kentlerde yarattığı negatif etkilerin üstesinden gelmede önemli bir araçtır. Burada değinilmesi gereken bir diğer konu ise kentsel yenilenmenin sabit olmayan, değişken ve dinamik bir ekonomik ortamda gerçekleşmesinin zorunlu olmasıdır.

Gelişmiş ülkelerde kentsel yenileme (urban renewal), başlıca üç amacın gerçekleşmesine yardımcı olarak kullanılmaktadır. Bunlardan biri, yoksulluk yuvalarının temizlenmesi (slum clearance), ikincisi, kent özeklerinin, ana kentlerin öteki kesimleri ve yöre kentler ile aralarındaki ekonomik canlılık ayrımlarını gidermek üzere bu kesimlerin yenilenmesi, üçüncüsü de kent özeklerindeki yerel yönetimlerin mali olanaklarının artırılmasıdır. Kent yenileme, amaçlarından da çıkarılabileceği gibi sadece yoksulluk yuvalarının temizlenmesinden ibaret değildir. Buna ek olarak, “yeniden canlanma/canlandırma (revitalization), koruma (conservation) ve yeniden geliştirme de (redevelopment) kent yenilemenin türleri” arasındadır.

(13)

5

2.2 Sağlıklaştırma/rehabilitasyon (urban rehabilitation)

Sözlük anlamı, eski itibarına kavuşma, eski haline gelme, ıslah etme, esenleştirme olarak tanımlanan rehabilitasyon, yıpranmış ancak özgün niteliğini kaybetmemiş yapı gruplarının düzenleme ile iyileştirilmesi, sağlıklı hale getirilmesi eylemidir.

Rehabilitasyon, bozulmaların, sağlıksız ve niteliksiz gelişmelerin başladığı, ancak özgün niteliğini henüz kaybetmemiş olan kentsel alanın yeniden eski haline kavuşturulmasıdır.

Koşullar elverdiğinde öncelikle tercih edilmesi gereken yöntemlerden olan sağlıklaştırma, kentsel alanın özgün niteliğine zarar veren aykırı tüm oluşumlar ayıklanmasını da içermektedir. Tüm kentsel alanda uygulanması oldukça zor bir yöntem olsa da, alt ölçeklerde başarılı sonuçlara ulaşılabileceği söylenebilir.

2.3 Yeniden canlanma/canlandırma (revival/revitalization)

Sözlük anlamından anlaşılacağı gibi, yeniden canlanma/canlandırma, ekonomik, sosyal ya da fiziksel açılardan bir çöküntü dönemi yaşayan ya da bu çöküntü dönemi sonucunda terk edilmiş, başıboş bırakılmış kent parçalarının, özellikle de kent merkezlerinin, çöküntü kaynağı olan faktörlerin ortadan kaldırılması ya da değiştirilmesiyle tekrar hayata döndürülmesi anlamına gelmektedir.

2.4 Yeniden geliştirme (redevelopment)

Yeniden geliştirme yöntemi, mevcut yapıların yıkılması ve kazanılan toprağın yeni kullanışlara ayrılmasıdır. Sınırları önceden belirtilen belli alanlarda, hem yapıların hem de bölgelerin bir bütün olarak, yitirmiş bulundukları ekonomik ve toplumsal değerleriyle fiziksel ölçünlerine yeniden kavuşturulması amacını güder.

2.5 Soylulaştırma (gentrification)

Kentteki bazı sivil grupların insiyatifiyle ortaya çıkıp, kent yönetiminin de zamanla müdahil olduğu bir dönüşüm sureci de soylulaştırma/mutenalaştırma (gentrification)

(14)

6

olarak karsımıza çıkmaktadır. Soylulaştırma, içerik olarak alandan çıkan nüfusu değil, alana yeni gelen nüfusu tarif etmektedir.

Kavram, orta ve üst gelir gruplarının fiziksel müdahale yolu ile yenilenerek, yasam standartları yükseltilmiş alt gelir gruplarının yaşadığı köhneleşmeye yüz tutmuş tarihi konut alanlarına yerleşmelerini ifade eden bir süreç olarak tanımlanmaktadır.

2.6 Koruma (conservation)

Koruma, genellikle işlevlerini yerine getirebilmekte olan yapıların, büyük tarihsel, mimari ve kültürel değer taşıyan bölgeler içinde, onlarla birlikte korunmasını sağlamak için plansızlığın denetlenmesi ve aşırı nüfus birikiminin önlenmesidir.

2.7 Kentsel Dönüşüm Kavramı ve Uygulamalarının Tarihsel Gelişimi

Kentler, devamlı olarak gelişen ve canlılığını her dönem koruyabilen bir organizma olarak gösterilebilmektedir. Ancak bu organizma, her zaman aynı niteliğini taşıyamamakta ve dönem dönem değişimlere maruz kalmaktadır. 19. yüzyılda ağırlıklı olarak sosyoekonomik değişimler göze çarpmakta iken, günümüzde değişim tamamıyla farklı boyutlara kaymaktadır. Bu nedenle kentsel dönüşüm çalışmalarındaki farklılıkları, hem dünya, hem de Türkiye üzerinde incelemek gerekmektedir.

2.7.1 Dünyada kentsel dönüşümün gelişimi

II. Dünya Savaşı’nın sonrasında geliştirilen plânlama çalışmaları, genel olarak kentin fiziksel düzenlemesi ile ilgilenmiştir. 1950’li yıllardaki genel plânlama yaklaşımı;

merkezî alanların yıkılıp, fakir insanların bu alanlardan uzaklaştırılması ve boşaltılan bu alanlara yeni bir vizyon ve görünüm sağlanması şeklindeydi. Bu dönem tarihte ‘Buldozer Dönemi’ olarak geçmektedir. Avrupa’da 1950’li yıllarda, II. Dünya Savaşı’ndan zarar gören konut alanlarından sonra ikinci büyük yıkım dönemi, adı geçen Buldozer Dönemi’dir. Bu dönemde İngiltere’de yaklaşık 25.000-60.000 arasında konut yıkılmış ve yerine yeni konutlar yapılmıştır. Ancak Buldozer Dönemi’ndeki uygulama eksiklikleri ve

(15)

7

bunların toplum ve çevre üzerindeki olumsuz etkileri sebebi ile aşağıda verilen unsurlar oluşmuştur. İnsanların psikolojik yapıları düşünülmeden, yaşam ortamlarından çıkarılmaları, kişilerin ruh sağlıklarını olumsuz etkilemiştir.

 Yenileme çalışmasına gidilen bölgelerdeki tarihî eserlerin, koruma ve yenileme dışı bırakılmasına neden olmuştur.

 Çöküntü alanlarındaki yaşam alanlarından çıkarılan insanların; gelir düzeyi düşük kişiler için yeni yapılan binalara yerleştirilmesi ve bunların ihtiyaçlarına cevap verilmemesi de olumsuz etkilerin bir diğeridir.

 Özellikle Fransa’da, 1958-1975 yılları arasında böyle bir uygulamaya gidilmiş, bu da

“değişim ve yenileme sonrası modernizm” ya da “temizleme sonrası modernizm” olarak adlandırılmıştır.

Genel olarak yenileme çalışmaları, alanın mevcut yapısının insan yaşamına uygun koşullarda olmaması, altyapı eksiklerinin olması, alanda yeni yaşam mekânı oluşturmak için önce alanın iyi bir rehabilitasyona tabi tutulması, alandan taşınan sakinlerin güvenli ve temiz bir yasam mekânına taşınmasının sağlanması ve gerekli yenileme çalışmaları için yeterli kaynak bulunmasının amaçlanması sebebi ile yapılmaktadır. Bu çalışmalar kısaca temizleme çalışmaları olarak geçmektedir.

Buradaki yöntem, yenileme çalışması yapılacak olan arazinin kamulaştırılması, tüm yapıların yıkılması ve alana ait yeni projelerin yapılmasıdır. Ancak günümüzde, bu temizleme çalışmaları uygulanmamaktadır. Çünkü yol açacağı sosyal sorunları dikkate alan bir çalışma türü olarak görülmemektedir. 1950’lerdeki Buldozer Dönemi ile Yenileme ve Temizleme Dönemleri’nden sonra; 1960’larda bireysel eşitliğe inanan ve halkın çalışmalara katılımının olmasını isteyen fikirler ortaya atılmaya başlanmıştır.

Önceleri, yasal projelerin halka sorulmadan uygulanması sebebi ile zorla kabul ettirilmiş gibi görünen bir plânlama çalışması değil; halkla, en üst seviyedeki yöneticinin de dahil olduğu bir plânlama çalışması talebi ortaya çıkmıştır.

(16)

8

Belirtilen çerçevede kentsel çevreye yapılacak olan müdahalelerde yerel halkın bütün gereksinimlerinin ve çevresel yapının dikkate alınması gerekmektedir. Yenileme çalışması yapılmak istenen alanın tamamen tahliye edilmesi, yıkılması ve yeniden yapılandırılması isi oldukça masraflı olmaktaydı. Ancak bu dönemde geliştirilen rehabilitasyon ve iyileştirme çalışmalarıyla, bu masraflar en aza indirilmeye çalışılmıştır.

1970’li yıllarda ise; yenileme çalışmalarına gidilirken göze çarpan en büyük ve önemli değişiklik, plânlama çalışmalarına halkın katılımının sağlanmasıdır. Bu çalışmalar, katılımcı plânlama çalışmaları olarak isimlendirilmiştir. Ancak toplumun tüm kesiminin, bu çalışmalara girmesi imkânsızdır. Bu noktada oluşan plânlama yaklaşımı, ‘Savunucu Plânlama Yaklaşımı’dır. Bu yaklaşım kısaca plânlama ve yenileme çalışmalarına halkın katılımının olması ve bazı kesimlerin halkın katılımına sert tepki göstermesi durumunda, kamunun ve kamuda çalışan plâncıların, halkın istekleri doğrultusunda çalışmalar yapması ve tepki gösterenlerin karsısında durması olarak adlandırılabilir.

1980’ler, kentlerde daha çok çalışma alanı açmak için yenileme, kent merkezlerinde soylulaştırmanın ortaya çıktığı bir dönemdir. Bu dönem, arazi kullanım plânlamaları ve bağımsız kentsel tasarım projelerinin yaygın olarak kullanıldığı bir zaman aralığıdır.

Ancak bu plânlama çalışmaları, kentin bütününü kapsamayıp, yalnızca iş yerlerinin gelişimine yönelik bir çalışma olarak görülmekle birlikte Avrupa ile Amerika’da hızla gelişmeye başlamıştır.

Kentsel gelişim ya da kentsel korumanın esas kaynağını, kentsel yenileme çalışmaları oluşturmaktadır. Yenilemenin en önemli özellikleri arasında, kentin rehabilitasyonu ya da bir kent parçasının ekonomik ve sosyal yönden canlandırılmasında aktif rol alabilen yeni yöntemleri içinde barındırmasıdır. 1990’larda ekonominin gelişimiyle başlayan büyüme amaçlı plânlama çalışmalarında asıl amaç, mevcut durumda değişiklik yaratmayacak öneriler getirmektir. Uygulanabilirliği olan, halkın beklenti ve ihtiyaçlarını karşılayacak projeler yapılmaya başlanmıştır. Yine 1990’lı yıllarda ortaya çıkmış olan stratejik plânlama, kentsel ve bölgesel ölçekteki plânlama çalışmaları altındaki konulara (ulaşım, sağlık, çevre gibi) birleştirici bir uygulama örneği oluşturmuştur. Esasen yenileme projeleri; merkezî kontrol, yenilikçilik, stratejik idare, politik plânlama ve

(17)

9

geleceğe dönük çalışmalar olarak da görülmektedir. Bu çerçevede yapılacak stratejik plânlamanın temel yaklaşımları ise aşağıdaki gibi sıralanabilir:

 Uzun vadeli hedefleri kısa dönemde gerçekleştirecek eylemler yaratma özelliği,

 Kaynakların etkili kullanımının tanımlaması,

 Sorunlu alanlar için etkin projeler geliştirmesi,

 Gelecek için vizyon sağlaması,

 Yeni bakış açısı kazandırması,

 Tarafsız olması,

 Kamu ve özel sektör arasında işbirliği sağlaması.

Dünyada uluslararası ölçekte koruma çalışmaları ve gelişmeleri, 1992 Rio Konferansı ile büyük bir değişim sürecine girmiştir. Burada küresel ve doğal etkiler üzerinde durulmuş ve plânlama konularında özellikle ele alınması gerekli konular olarak enerji, kirlilik ve atıklar gibi ele alınmıştır. Rio Konferansı’ndan sonra Yerel Gündem 21 ile yerel yönetimlerin yenileme ve gelişim çalışmalarındaki önemi ve sorumluluklarının tanımı yapılmıştır.

2.7.2 Türkiye’de kentsel dönüşümün gelişimi

Dünyadaki birçok ülke, yenileme konusu kapsamında yerel politika ve plânlar oluşturmuş ve bunları yasal çerçevede uygulanabilir kılacak yenileme programları hazırlamıştır.

Ülkemizde ise henüz bu tür bir yapı tam olarak oluşturulmamıştır.

Türkiye; gerek tarihî, gerekse kültürel bakımdan zengin bir ülkedir. Ancak bu zenginliği değerlendirebilecek çalışmalara gidilmesi için öncelikle alanların rehabilitasyonu, yasam çevresinin düzenlenmesi ve yerel halkın ekonomisinin artırılması gerekmekte; bu sayede, eskiyen alanlar, halkın ihtiyaçlarına yanıt verebilecek şekilde kente tekrar kazandırılabilmektedir. Bu nedenle, kentsel yenileme konusunun yeteri kadar anlaşılması için öncelikle kentsel yenilemenin ne olduğunun anlaşılması ve daha sonra yasal çerçevesinin oluşturulup uygulanması gerekmektedir.

(18)

10

Türkiye, 19. yüzyılda geniş yollar açarak, parklar yaparak ve yapılarda ahşap yerine kâgir yapılara yönelerek, yeni yasam mekânları yaratma çabasına girmiştir. Osmanlılar Dönemi’ndeki bu ‘kısmen modern’ plânlama çalışmaları, tüm kentsel dokuların değiştirilmesine dayanmaktaydı. Osmanlılardaki bu değişimin iki ana nedeni ise; (i) yeni yangın alanlarının yapılanması sürecinin kendiliğinden oluşması ve (ii) ahşap yapı yerine kâgir yapıların kullanılmasının söz konusu dönemin modernleşme çabalarından biri olmasıdır. Özellikle bu zamanda, kent içi ulaşım ağının nasıl biçimlendirileceği ve yeni yerleşme alanlarının nasıl plânlanacağına dair çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Bütün belirtilen değişim, gelişim ve yenileme çalışmaları Cumhuriyet döneminde Ankara’nın plânlanması ile devam etmiştir.

1930’lar, planlamanın belli bir sistem üzerine oturtulmaya çalışıldığı bir dönemdir. İmar plânlamaları ile yeni konut alanlarının düzenlenmesi, yolların açılması gibi temel imar faaliyetlerinin başladığı ve Ankara’dan diğer Anadolu kentlerine yayılmaya başladığı bu dönemde yapılan plânlar aşağıda verilmiştir:

 Mahalle plânları,

 Köy plânları,

 Eski kentlerin plânları,

 Yeni kent plânları,

 Bölge plânlarıdır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye, hızlı bir kentleşme çalışmalarına girmiş, yeni ekonomik oluşum çalışmalarına başlanmıştır. Yalnız bu arada, plânlama çalışmalarındaki değişim ve yenilikler, yeni sorunlar ortaya çıkarmış ve plânlama çalışmaları, sorunları çözebilecek niteliğe kavuşturulamamıştır. 1950-1960’lı yıllar arasındaki değişim ve yenileme hareketleri, Ankara ve İstanbul illerindeki bazı alanların yıkıma uğramasıyla yapılmaya başlanmıştır. Bu yıkımlar, ülkemizdeki yenileme hareketlerinin başlangıç noktası olarak görülmektedir. 1956’da yürürlüğe giren 6785 sayılı İmar Kanun’uyla;

belediye sınırları içindeki plânlama ve yapılaşma konuları ile ruhsat alma işlemleri, belli

(19)

11

kriterlere bağlanmış ve imar plânı çalışmalarında, çalışma alanının belirli bir nüfus yoğunluğunun bulunması zorunluluğu getirilmiştir.

1961 yılında kurulan Devlet Plânlama Teşkilatı sayesinde, ekonomik plânlama anlayışı yayılmış, bölgesel plânlama anlayışının da gelişimine katkıda bulunulmuştur. 1985 yılında yürürlüğe girmiş olan 3194 sayılı İmar Kanun’u, kentlerin yaşadığı çarpık ve plânsız yapılaşmanın neden olduğu, ayrıca hızlı göç ve nüfus artışı sebebi ile oluşan olumsuzlukları gidermek amacıyla kabul edilmiştir. Bu yasanın kapsadığı plânlar aşağıdaki gibidir:

 Bölgesel plânlar,

 Çevre düzeni plânları,

 İmar plânları (Nazım İmar Plânı, Uygulama İmar Plânı).

Sonuç olarak, Türkiye kentlerinin, yurtdışındaki gelişmiş ülke kentleri ile yarışabilmesi için gereken tüm çalışmaların yapılmaya çalışılmasına rağmen; bunu uygulamaya geçirebilecek yaptırım, maddî kaynak ve halk katılımının yetersiz durumda olması sebebi ile geliştirilmiş olan tüm plânlama çalışmaları, günümüze kadar imar plânlarının etrafında çözülmeye çalışılmıştır. Son 10-12 yıldan beri yenileme ve dönüşüm projelerine yönelik plânlamalar yapılmaya başlanmıştır.

(20)

12

3. KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN MEVZUATTA YERİ VE SEÇİLMİŞ PROJELERİN UYGULAMA SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Türkiye’de ağırlıklı olarak 2000’li yıllardan sonra hem Avrupa Birliği uyum süreci içerisinde, hem de dönüşüm projelerine olan ihtiyacın artması ile birlikte bir takım yasal düzenlemeler yapılmış ve günümüzde de yapılmaya devam etmektedir. Fakat yapılan yasal düzenlemeler, belirli bir sistem içerisinde ve belli bir amaç çerçevesinde geliştirilemediğinden, sorunları giderememekte, aksine sorunların büyümesine ve yeni tehditlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Dönüşüm kavramının kentler arası rekabette bir araç olarak kullanılabilecek olmasının farkına varılması ile yapılan yasal düzenlemeler amacından uzaklaşmaktadır.

AB ülkelerinde örnek yönetim modellerinde esnek, saydam, örgütlü ve çok aktörlü olan dönüşüm projeleri, ülkemizde belli bir kesime ve belli bir amaca yönelik olmaktan çıkamamıştır. Çalışmanın bu kısmında Türkiye’de kentsel dönüşüm sürecini yönlendiren yasal altlıklar ele alınmakta ve söz konusu yasal altlıkların değerlendirmeleri yapılmaktadır.

3.1 5393 Sayılı Belediye Kanunu

Günümüzde dönüşüm sürecine yön veren en önemli ve bu bağlamda ilk yasal düzenleme, 5393 sayılı Belediye Kanun’udur. Belediyelere kentsel dönüşüm yapma yetkisi ilk kez, 2005 yılında yürürlüğe giren 5393 sayılı Belediye Kanun’unun 73’üncü maddesine göre verilmiştir.

5393 Sayılı Kanun’un her ne kadar 73’üncü maddesinde kentsel dönüşüm konusuna değinilse de, aynı Kanun’un “arsa ve konut üretimi” başlıklı 69’uncu maddesi ile belediyelere; düzenli kentleşmeyi sağlamak, beldenin konut, sanayi ve ticaret alanı ihtiyacını karşılamak amacıyla belediye ve mücavir alan sınırları içinde, özel kanunlarına göre korunması gerekli yerler ile tarım arazileri hariç imarlı ve alt yapılı arsalar üretme;

konut, toplu konut yapma, satma, kiralama ve bu amaçlarla arazi satın alma, kamulaştırma yapma, bu arsaları trampa etme, bu konuda ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ve

(21)

13

bankalarla iş birliği yapma ve gerektiğinde onlarla ortak projeler gerçekleştirme yetkisi verilmiştir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı başlığı altındaki 73’üncü madde ile de belediyelerin kentin gelişimine uygun olarak eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek;

konut alanları, sanayi ve ticaret alanları, teknoloji parkları ve sosyal donatı alanları oluşturmak, deprem riskine karşı tedbirler almak veya kentin tarihî ve kültürel dokusunu korumak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilecekleri belirtilmektedir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine konu olacak alanların ilanı söz konusu 73’üncü maddeye istinaden belirlenecek yerin, belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması ve alanın en az 50 bin m2 olması olmak koşulunu içermektedir.

Aynı Kanun’da, kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolunun esas olması gerektiği belirtilerek; kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan mülk sahipleri tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülüp, karara bağlanması hükmü getirilmiş ve böylelikle projenin uygulamaya geçme süresinin kısaltılması hedeflenmiştir.

5393 sayılı Belediye Kanun’unun 73’üncü maddesi her ne kadar belediyelere kentsel dönüşüm yapma yetkisi verse de, aslında uygulama aşamasında ciddi sorunlar içermektedir. 5393 sayılı Belediye Kanun’unda, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin sınırlarının belirlenmesinde alan büyüklüğü ve mücavir alan sınırları içerisinde kalmasından başka herhangi bir kriter belirtilmemiştir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine konu alanların, meclis üyelerinin kararı ile ilân edilmesi hükmü getirilirken, bilimsel etütleri gerektiren alan tespitinde uzman desteğinin alınması konusuna değinilmemiştir. Kentsel dönüşüm süreçlerinin yönetiminde ve uygulanmasında görev alacak olan, şehir planlama, mimarlık, harita, inşaat, vb. konularda

(22)

14

uzman akademik kadronun alan sınırı belirlemesinde de en azından danışman kurul olarak görev almaları, bu yönde belediyelere, yerel yönetimlere danışmanlık yapmaları ve bilimsel yaklaşımlarını belirtmeleri gerekmektedir.

Alanında uzman akademisyenlerin kentsel mekân içerisinde kentsel yenileme ve gelişim alanı belirlemesi nasıl bilimsel nedenler taşıyor olacaksa, il ya da ilçe meclislerinde de siyasi parti üyelerinin sınır ilanında söz sahibi olması sürece politik etkenlerin dahil olmasına neden olmaktadır.

Kanun’da kentsel dönüşüm proje alanı tanımlanırken; sağlıklaştırma, iyileştirme gibi kavramlara da değinilmemiştir. Buna karşın 73’üncü maddede “kentsel dönüşüm proje alanında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı” ifadesi getirilmiştir. Bundan dolayı yapılarının yıkımın ne şekilde olacağı net olarak tarif edilmemiştir. Ayrıca söz konusu Kanun’da belediyenin yetkilendirildiği kamulaştırma konusu hususunda, kamulaştırma yönteminin nasıl yapılacağı belirtilmemiştir.

Kanun’un 13’üncü maddesindeki hemşehri hukuku, 76’ıncı maddesindeki kent konseyi ile ilgili her ne kadar planlama alanında yaşayanların haklarının korunması, katılımıyla ilgili hususlar yer alsa da, aslında katılım konusu net olarak tarif edilmediği gibi, uygulanabilirliği konusunda da herhangi bir tanım getirilmemiştir. Ayrıca söz konusu maddede yer alan tanımların, bağlayıcı yönlerinin olmaması nedeni ile günümüze kadar olan süreçte yönetim birimleri tarafından göz ardı edilen kavramlar olarak dikkati çekmektedir.

5393 sayılı Belediye Kanun’u ne kadar yerel yönetimlere yani ilçe belediyelerine kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanının uygulaması yönünde yetkiler verse de, aslında süreçte esas onay ve uygulama işlemleri merkezi yönetime bırakılmıştır. Öyle ki Kanun, sözde uygulama işlemlerini ilçe belediyelerine verirken, bir alanın kentsel dönüşüm alanı ilan edilmesi Büyükşehir Belediyelerine aittir. Aynı zamanda alan içerisinde kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde Bakanlar Kurulu kararı ile uygulama yapılacağı kararları getirilmiştir.

(23)

15 3.2 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu

10.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanun’un amacı;

“Büyükşehir belediyesi yönetiminin hukukî statüsünü düzenlemek, hizmetlerin plânlı, programlı, etkin, verimli ve uyum içinde yürütülmesini sağlamak” olarak tespit edilmiştir.

5216 Sayılı Kanun’un “büyükşehir belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları” başlıklı 7’nci maddesinin (e) bendinde 5393 sayılı Belediye Kanun’un çalışmanın önceki başlığında belirtilen 69’uncu ve 73’üncü maddelerindeki yetkileri kullanmakla görevlendirilmiştir. Bu nedenle aslında 5393 Sayılı Kanun’da belirlenen katılım, uygulama gibi sorunları bu Kanun’da kapsamaktadır.

3.3 5366 Sayılı Kanun

5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkındaki Kanun 16.6.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

5366 Sayılı Kanun’un amacı; “büyükşehir belediyeleri, büyükşehir belediyeleri sınırları içindeki ilçe ve ilk kademe belediyeleri, il, ilçe belediyeleri ve nüfusu 50.000’in üzerindeki belediyelerce ve bu belediyelerin yetki alanı dışında il özel idarelerince, yıpranan ve özelliğini kaybetmeye yüz tutmuş; kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurullarınca sit alanı olarak tescil ve ilan edilen bölgeler ile bu bölgelere ait koruma alanlarının, bölgenin gelişimine uygun olarak yeniden inşa ve restore edilerek, bu bölgelerde konut, ticaret, kültür, turizm ve sosyal donatı alanları oluşturulması, tabiî afet risklerine karşı tedbirler alınması, tarihi ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve yaşatılarak kullanılması” olarak tespit edilmiştir.

5366 Sayılı Kanun, her ne kadar kentsel dönüşüm uygulamaları ile doğrudan ilişkili olarak görülse de, aslında tarihi ve kültürel varlıkların olduğu bölgelerde yenileme yapılmasına ilişkin uygulanan bir kanundur. Bu alanlarda yapılacak uygulamalarda Kanun; büyükşehir, il ve ilçe belediyelerini yetkilendirmiştir.

Yenileme alanı kararının alınması, Kanun’un 10’uncu maddesinde de belirtildiği üzere;

yetkili idarenin meclis üye tam sayının salt çoğunluğunun kararı ile alınmaktadır.

(24)

16

Sonrasında, Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisindeki ilçe ve ilk kademe belediye meclislerince alınan kararlar onaylanmak üzere Büyükşehir Belediye Meclisine sunulmaktadır.

Yenileme alanının onaylanma aşaması ise; Kanun’un 11’inci maddesinde belirtildiği üzere yetkili idarelerin kesinleşen kararlarının Bakanlar Kurulu’nun onayına sunulması ile gerçekleşmektedir. Yenileme alanı kararı, Bakanlar Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlüğe girer ve uygulama bir yıl içinde başlatılmaktadır.

Yönetmeliğe göre belirlenen alanda “örgütlenme, katılım ve kamuoyunun bilgilendirilmesi” başlıklı 5’inci maddede; “Yenileme projelerinin hazırlık ve uygulama sürecini yürütmek, yönlendirmek, denetim ve koordinasyonunu sağlamak, gelir ve giderlerini takip etmek, planlamasını yapmak amacıyla uygulama birimi oluşturulur.

Diğer mahalli idarelerle ortak proje yapılması halinde uygulama birimi bu idareler tarafından müştereken oluşturulur.” ibaresi yer almaktadır.

Yukarıda da belirtildiği üzere, yenileme alan sınırlarının belirlenmesinde herhangi bir bilimsel kriter bulunmamaktadır. Alan sınırının belirlenmesi sürecinde herhangi bir bilimsel inceleme ve değerlendirme raporu sunulmamıştır.

Yönetmelikte kamulaştırmaya ilişkin hükümlerin yer aldığı 24’üncü maddede yenileme alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırmasında anlaşma yolu esas alınmış; anlaşmanın sağlanamadığı hallerde ise yetkili idarelere kamulaştırma yetkisi verilmiştir. Söz konusu Kanun ile aslında, kentsel dönüşüm süreci, yıpranmış tarihi alanların yıkılarak, daha yüksek ve rant amaçlı yapılarla fiziksel olarak yenilenmesi olarak tarif edilmektedir. Bu Kanun’un uygulama alanlarına bakıldığında, özellikle İstanbul’un merkezindeki tarihi ve arazi değeri yüksek olan bölgelerin seçildiği görülmektedir. Kanun’un en önemli örneklerinden biri Sulukule Projesi olmuştur. Bu proje ile rant paylaşımının tamamen özel sermaye üzerinde gelişmesi ve birçok tarihi yapının tahribatı ulusal basında yer aldığı gibi uluslararası basına da yansımıştır.

(25)

17

5366 Sayılı Kanun ile de kentsel dönüşüm alanlarını belirleme kriterleri açıkça tespit edilmemiş olup, söz konusu süreçte il özel idareleri ve belediyelerin; proje, uygulama ve denetim gibi süreçlerdeki yetki ve sorumlulukları detaylı biçimde ele alınmıştır. Bu durum, uygulamada söz sahibi kurumlar arasında yetki karmaşalarının oluşmasına neden olmaktadır.

3.4 2985 Sayılı Toplu Konut Kanunu

02.03.1984 tarihli Toplu Konut Kanun’un 1’inci maddesinde; “Konut ihtiyacının karşılanması konut inşaatını yapanların tabi olacağı usul ve esasların düzenlenmesi, memleket şart ve malzemelerine uygun endüstriyel inşaat teknikleri ile araç ve gereçlerin geliştirilmesi ve Devletin yapacağı desteklemeler bu Kanun hükümlerine tabidir”

denmekte olup; konut ihtiyacını karşılamak amacıyla çıkarılan bir kanundur. Toplu Konut İdaresi’nin kaynaklarının hangi amaçla kullanılacağı Kanun’un 2’nci maddesinde belirtilmiş, bu Kanun kapsamında yürütülecek faaliyetler tespit edilmiştir.

Kanun’un 5162 Sayılı Kanun ile değiştirilen 4’üncü maddesine göre Toplu Konut İdaresi;

“mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerden konut uygulama alanı olarak belirlediği alanlar veya valiliklerce toplu konut iskân sahası olarak belirlenen alanlar” dışında ayrıca gecekondu alanlarında da “her tür ve ölçekteki imar plânlarını yapmaya, yaptırmaya ve tadil etmeye yetkilidir” denmektedir. 2985 Sayılı Kanun’un 7’nci maddesinde ise; TOKİ için “gecekondu bölgelerinin tasfiyesine veya iyileştirilerek yeniden kazanımına yönelik olarak gecekondu dönüşüm projeleri geliştirebilir, inşaat uygulamaları ve finansman düzenlemeleri yapabilir” denmektedir.

Kanun’un bu hükümleri ile TOKİ’nin ucuz konut ve arsa üretimi yaparak konut ihtiyacını karşılaması ve sağlıksız yapılaşmanın engellenmesinin sağlanması hedeflenmiştir.

Kanun’un diğer bir hedefi de; gecekondu bölgelerinin dönüştürülmesinin sağlanması tarihi ve kültürel değerlerin korunup yenilenmesidir. Ancak, Kanun’un arsa üretiminden teknik ve sosyal altyapı ve finansman konularına kadar bir bütün halinde ele almasına rağmen, konut ve altyapı sorunlarını tamamen fiziksel olarak ele alınması ve kentsel

(26)

18

dönüşüm sürecini yönetirken sosyal, ekonomik ve fiziksel sorunların kanunla çözülememesi nedeniyle olumlu sonuçlar alınmamıştır.

2985 sayılı Toplu Konut Kanun’un da kentsel dönüşüm proje alanlarının belirlenmesi ve örgütlenme modelinin nasıl oluşturulacağının yanı sıra, sosyal boyutunun nasıl ele alınacağına dair bir düzenleme getirilmemiştir.

3.5 5104 sayılı Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi Kanunu

04.03.2004 tarihinde kabul edilen Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi Kanun’un amacı; “Kuzey Ankara girişi ve çevresini kapsayan alanlarda kentsel dönüşüm projesi çerçevesinde fiziksel durumun ve çevre görüntüsünün geliştirilmesi, güzelleştirilmesi ve daha sağlıklı bir yerleşim düzeni sağlanması ile kentsel yaşam düzeyinin yükseltilmesi” biçiminde tanımlanmaktadır.

Proje, Ankara Esenboğa Protokol yolu üzerinde çevre yolu ile Çubuk barajı girişi arasında kalan alanı kapsamaktadır. Oldukça geniş alanı kapsayan proje alanı, konumu gereği, birçok belediyenin sınırları içinde kalmaktadır. Bu durum yetki karmaşasını beraberinde getirmiştir. Bu sebepten dolayı, proje bütünlüğünün sağlanması ve yapılacak çalışmaların hızlı gerçekleştirilebilmesi için bölgedeki dönüşümü sağlamak için tüm yetki 5104 Sayılı Kanun ile Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne verilmiştir.

3.6 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanun’unda, kültür ve tabiat varlıkları tanımlanmıştır. Bu Kanun’un amacı; korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili tanımları belirlemek, yapılacak işlem ve faaliyetleri düzenlemek, bu konuda gerekli ilke ve uygulama kararlarını alacak teşkilatın kuruluş ve görevlerini tespit etmektir. Kanun’un 3’üncü maddesinde tanımlar başlığı altında aşağıda verilen başlıca kavramların tanımları yapılmıştır:

(27)

19

Kültür varlıkları; “tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır.” şeklinde,

Tabiat varlıkları; “Jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli, yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan değerlerdir.” şeklinde,

Sit kavramı ise; “Tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlardır.” şeklinde açıklanmıştır.

Aslında kentsel dönüşümü doğrudan etkileyen, 16.6.2005 tarihinde kabul edilen, 5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun’da, yenileme projesi kapsamına alınacak

“kültürel ve tabiat varlıklarının” niteliği konusunda bir açıklık bulunmamaktadır. Bu nedenle kültürel ve tabiat varlıkları tanımları, bu Kanun’un ilgili maddelerinden alınarak uygulama yapılabilmektedir.

Kanun kapsamında, kültür varlıkları, tabiat varlıkları ve sit alanı tanımları yapılmış ve tabiat varlıklarının tespiti konusunda idareye takdir yetkisi tanınmıştır.

Kanun’un yine 3’üncü maddesinin tanımlar başlığı altında Koruma Amaçlı İmar Planı;

“2863 Sayılı Kanun uyarınca belirlenen sit alanlarında, alanın etkileşim-geçiş sahasını da göz önünde bulundurarak, kültür ve tabiat varlıklarının sürdürülebilirlik ilkesi doğrultusunda korunması amacıyla arkeolojik, tarihi, doğal, mimarî, demografik, kültürel, sosyo-ekonomik, mülkiyet ve yapılaşma verilerini içeren alan araştırmasına dayalı olarak; hali hazır haritalar üzerine, koruma alanı içinde yaşayan hane halkları ve

(28)

20

faaliyet gösteren iş yerlerinin sosyal ve ekonomik yapılarını iyileştiren, istihdam ve katma değer yaratan stratejileri, koruma esasları ve kullanma şartları ile yapılaşma sınırlamalarını, sağlıklaştırma, yenileme alan ve projelerini, uygulama etap ve programlarını, açık alan sistemini, yaya dolaşımı ve taşıt ulaşımını, altyapı tesislerinin tasarım esasları, yoğunluklar ve parsel tasarımlarını, yerel sahiplilik, uygulamanın finansmanı ilkeleri uyarınca katılımcı alan yönetimi modellerini de içerecek şekilde hazırlanan, hedefler, araçlar, stratejiler ile plânlama kararları, tutumları, plân notları ve açıklama raporu ile bir bütün olan nazım ve uygulama imar plânlarının gerektirdiği ölçekteki plânlardır.” olarak tanımlanmıştır.

Kanun’da kültür varlıklarının net tanımlanması, bu varlıklara ilişkin konulan korumaya yönelik maddeler, koruma amaçlı imar planları ile bu tür yapıların korunması esas alınmıştır. Bu Kanun’un koruduğu, tarihi taşınmazların koruma kullanma dengesiyle kentsel dönüşüm adı altında farklı fonksiyonlarda işlevlendirilmesi, bu yapıların canlı tutulmasında en etken işlemlerden bir tanesidir.

3.7 644/648 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın işleyişinin, görevlerinin ve yapısının belirlenmesi adına 2011 yılının Haziran ayında çıkan, 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname üzerinde 2011 yılının Ağustos ayında 648 sayılı KHK ile bir takım değişiklikler yapılmıştır.

Kentsel dönüşüm, şehircilik, imar ve çevre gibi kritik olgulara ilişkin en yetkili karar mercii olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın işleyişini belirleyen Kanun Hükmünde Kararname’de, 2 ay içinde değişikliğe gidilmesi, tam anlamıyla oturmayan yasal düzenlemelerin kanun haline getirildiğini, bunun da özellikle fiziksel mekanda problemlere neden olduğunu göstermektedir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin 1’inci maddesinin (ç) bendinde; “Her tür ve ölçekteki fiziki planlara ve bunların uygulanmasına yönelik temel ilke, strateji ve

(29)

21

standartları belirlemek ve bunların uygulanmasını sağlamak, Bakanlar Kurulunca yetkilendirilen alanlar ile merkezi idarenin yetkisi içindeki kamu yatırımları, mülkiyeti kamuya ait arsa ve araziler üzerinde yapılacak her türlü yapı, milli güvenliğe dair tesisler, askeri yasak bölgeler, genel sığınak alanları, özel güvenlik bölgeleri, enerji ve telekomünikasyon tesislerine ilişkin etütleri, harita, her tür ve ölçekte çevre düzeni, nazım ve uygulama imar planlarını, parselasyon planlarını ve değişikliklerini resen yapmak, yaptırmak, onaylamak ve başvuru tarihinden itibaren iki ay içinde yetkili idarelerce ruhsatlandırma yapılmaması halinde resen ruhsat ve yapı kullanma izni vermek”

denmekte olup; bahse konu kentsel dönüşüm alanında Bakanlar Kurulu’nca yetkilendirilen alanlarda uygulamaların aynı zamanda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından da yapılacağı belirtilmektedir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin 1’inci maddesinin (ı) bendinde; “Depreme karşı dayanıksız yapılar ile imar mevzuatına, plan, proje ve eklerine aykırı yapıların ve bunların bulunduğu alanların dönüşüm projelerini ve uygulamalarını yapmak veya yaptırmak”

denmekte olup, aslında bugün 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’da belirtilen deprem odaklı kentsel dönüşümde etkin rol oynayacak kurumun da yine Çevre Şehircilik Bakanlığı olacağı belirlenmiştir.

644 Sayılı KHK’ye, 648 Sayılı KHK ile 7’inci maddenin birinci fıkrasının (d) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş, mevcut bentler buna göre teselsül ettirilmiş ve (j) bendinde yer alan “kamu yatırımları” ibaresinden sonra gelmek üzere “mülkiyeti kamuya ait arsa ve araziler üzerinde yapılacak her türlü yapı” ibaresi eklenmiş olup;

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın uygulama yapacağı alanlar genişletilmiştir.

Kanun’un 2’nci maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde belirtilen konularla ilgili olarak “2985 sayılı Toplu Konut Kanun’un ek 7’nci maddesi çerçevesinde uygulama yapmak veya yaptırmak, bu uygulamalara yönelik olarak kentsel dönüşüm, yenileme ve transfer alanları geliştirmek, bu alanların her ölçekteki imar planı ve imar uygulamalarını,

(30)

22

kentsel tasarım projelerini yapmak, yaptırmak ve onaylamak, bu çerçevede paylı mülkiyetleri ayırmak, birleştirmek, arsa ve arazi düzenlemeleri yapmak, imar hakkı transfer etmek, kamulaştırma ve gerektiğinde usulüne uygun olarak acele kamulaştırma yoluna gitmek, yapı ruhsatı ve yapı kullanma izinlerini vermek ve kat mülkiyeti tesis ve tescilini sağlamak” denilmekte olup, bu ibare de Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın özellikle kentsel dönüşümle ilgili sınırsız ve belirsiz bir yetkiye sahip olduğunu göstermektedir.

644/648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile esasen 2000 yılından sonra kentsel dönüşümde başlayan yerelleşme rolünü yavaş yavaş merkezi yönetimin aldığı görülmektedir. Bu da yerel özerklik şartına aykırı bir işlemdir. Merkezi yönetimin vesayeti altına girmiştir.

3.8 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun

31.05.2012 tarihli ve 28309 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, Türkiye’de bugüne kadar kentsel dönüşüm sürecine yönelik çıkan en geniş kapsamlı yasal düzenlemedir.

Özellikle 17 Ağustos 1999 yılında yaşanan deprem felaketi ile birlikte gündeme gelen kentsel dönüşüm süreci, başta İstanbul olmak üzere, Türkiye’nin önemli ilçelerinde yasadışı yapılaşmış, sağlıksız ve ekonomik ömrünü tamamlamış yerleşim yerlerine müdahale etmeyi amaçlamıştır. Bu bağlamda hazırlanan ve yürürlüğe sokulan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, özellikle afet riskini en üst düzeyde hisseden yerleşim yerlerine müdahaleyi yönlendirmektedir.

Ankara gibi büyükşehirler düşünüldüğünde, göç, yasadışı yapılaşma kavramı, kentleşme sorunları gibi problemleri en üst düzeyde yaşayan kentsel mekanlara yapılacak müdahalelerin çok kapsamlı olması ve planlama disiplinin öngördüğü bir takım kuralları içermesi gerekmektedir. Bununla birlikte, kentsel dönüşüm sürecini yönlendirecek bir yasal düzenleme sadece kentsel mekanların fiziksel olarak iyileştirmelerini değil, aynı zamanda yapılacak uygulamaların ekonomik kaynaklarını belirlemede, yerel haklın

(31)

23

sosyal anlamda kalkınmasında, ileriye dönük olarak ortaya çıkacak risklere ilişkin tedbir alınmasında ve sürece katılacak tüm aktörlerin belirli görevler çerçevesinde iş birliği içerisinde olmasını tanımlamalıdır.

Yukarıda bahsedilen hususlar bağlamında, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun bütün yönleri ile ele alınmış, öncelikle planlama olgusu açısından incelenmiş ve görülen eksiklikler ile sağlanan avantajlar ortaya çıkarılmıştır.

İkinci etapta ise; Kanun’un kentsel dönüşüm sürecini yönlendirmede yeterli olup olmayacağı tartışılmaktadır.

3.8.1 Kanun’un avantajları ve içerdiği potansiyeller

6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, kentsel dönüşüm sürecinin farklı boyutları için bazı hükümler getirmekte olup, bunlardan en önemlisi fiziksel planlama sürecidir. Kanun kapsamında iki adet müdahale bölgesi belirlenmiştir. Bunların ilki rezerv yapı alanı, diğeri ise riskli alandır. Bu açıdan bakıldığında tanımlanan bölgeler birbirleri ile birlikte planlanabilecek ve birbirlerine girdi verebilecek farklı karakteristikteki bölgelerdir.

Rezerv yapı alanı, yeni yerleşim alanları olarak belirlenmiştir. Kentsel mekan içerisinde kalmış ve üzerinde yapılaşma bulunmayan alanların yeni yerleşim alanı olarak planlanmaları ile bu alanlar üzerinde rezerv konut stoku elde edilmesi amaçlanmıştır.

Yeni yerleşim alanı olarak belirlenen rezerv alanlar içerisinde, konut stokunun elde edilmesi riskli alanların boşaltılmasında ve nüfusun desantralize edilmesinde kolaylık sağlamaktadır. Özellikle ülkemizde sürecin uzaması nedeniyle çıkan sorunlar göz önüne alındığın da, rezerv yapı alanı ve riskli alanların eş güdümlü olarak ve birbirleri ile ilintili olarak planlanması gerekliliği ortaya çıkmaktadır (Şekil 2.1).

(32)

24

Şekil 2.1 Rezerv yapı alanı ve riskli alanın fiziksel mekanda yarattığı avantajlar (Dükkancı 2013)

3.8.2 Kanun’un zayıf yönleri ve fiziksel mekana yönelik barındırdığı tehditler

Rezerv yapı alanı, riskli alan ve riskli yapı tanımlarını yapan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında, planlama sürecine ilişin olarak öne çıkan en büyük eksiklik, üst ölçekli bir plan zorunluluğu getirmemesi olarak belirmektedir. Özellikle, İlçe Belediyeleri sınırları içinde, birden fazla alanın belirlenmesi durumunda, söz konusu durum çevre bölgeler ile birlikte tüm ilçeyi etkileyecek nitelikte olmaktadır.

Rezerv Yapı Alanı altında belirlenen yeni yerleşim alanlarının kimlikleri, yoğunlukları, bölgeye getireceği ek ulaşım yükü gibi farklı dinamiklerin yanında riskli alanların yoğunluğunun azaltılması ile ortaya çıkacak alanların ne şekilde işlevlendirileceği parçacıl çözümlere bırakılmış durumdadır.

Riskli Alan olarak belirlenen bölgeler içerisinde zemin açısından riski taşıyan alanlar ve üzerinde riskli yapıları barındıran alt bölgelere müdahale edilecektir. Bu durum da riskli alanlar içerisinde nüfusun desantralize edilmesi ve boş alanların oluşturulması anlamına gelmektedir. 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun incelendiğinde ortaya çıkan boş alanların nasıl ve ne şekilde değerlendirileceğine dair bir ibare bulunmamaktadır (Şekil 2.2).

(33)

25

Şekil 2.2 Rezerv yapı ve riski alanlarda üst ölçekli planların gerekliliği (Dükkancı 2013)

Aşağıda verilen şekilde gösterilen 1, 2, 3, 4 ve 5 numaralı bölgeler, riskli alanlar içerisinde yapılaşmadan arındırılmış bölgeleri göstermektedir. Bu aşamada söz konusu bölgelerin ne tür donatı işlevine sahip olacağı çevresi ile ilişkilendirilmeden belirlenmektedir. Diğer yandan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun öncesinde boş alan olarak seçilen ve rezerv yapı alanı olarak belirlenen bölgelerde, ek bir nüfus artışı söz konusu olmaktadır. Verilen yoğunluk değerleri ile alana yerleşecek olan nüfusun donatı ve ulaşım gibi birtakım ihtiyaçları ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda, ek nüfusun getireceği trafik yükünün ne şekilde karşılanacağı ya da donatı ihtiyacının nasıl çözüleceği belirsizlik içerisindedir (Şekil 2.3).

Şekil 2.3 Üst ölçekli planlama yaklaşımı ile ele alınacak alanlar (Dükkancı 2013)

(34)

26

6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un uygulama işlemleri başlıklı 6’ncı maddesinin 6’ncı fıkrasında; “Bakanlık, riskli alanlardaki ve rezerv yapı alanlarındaki uygulamalarda faydalanılmak üzere; özel kanunlar ile öngörülen alanlara ilişkin olanlar da dâhil, her tür ve ölçekteki planlama işlemlerine esas teşkil edecek standartları belirlemeye ve gerek görülmesi hâlinde bu standartları plan kararları ile tayin etmeye veya özel standartlar ihtiva eden planlar yapmaya, onaylamaya ve kent tasarımları hazırlamaya yetkilidir” ibaresi yer almaktadır.

Söz konusu ibare ile rezerv yapı alanı ve riskli alanlar içerisinde yapılacak planlarda, herhangi bir standart ya da ölçüt aranmayacağı belirtilmektedir.

Kanun’un 3’üncü maddesinin 3’üncü fıkrasının, (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan;

“Bakanlığın talebi üzerine; 28/12/1960 tarihli ve 189 sayılı Millî Savunma Bakanlığı İskân İhtiyaçları İçin Sarfiyat İcrası ve Bu Bakanlıkça Kullanılan Gayrimenkullerden Lüzumu Kalmayanların Satılmasına Salâhiyet Verilmesi Hakkında Kanun ve 18/12/1981 tarihli ve 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanun’u kapsamında bulunan yerler de dâhil olmak üzere, riskli alanlarda ve rezerv yapı alanlarında olup Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlardan; (i) kamu idarelerine tahsisli olanlar, ilgili kamu idaresinin görüşü alınarak, 189 Sayılı Kanun ve 2565 Sayılı Kanun uygulamaları kapsamında bulunan yerler için Millî Savunma Bakanlığı’nın uygun görüşü alınarak, Maliye Bakanlığı’nın teklifi ve Bakanlar Kurulu kararı ve (ii) kamu idarelerine tahsisli olmayanlar, ilgili kamu idaresinin görüşü alınarak Maliye Bakanlığı tarafından Çevre ve Şehircilik Bakanlığına tahsis edilecek veya Bakanlığın talebi üzerine TOKİ’ye ve İdareye bedelsiz olarak devredilebilecektir.

Buna ilave olarak kentsel mekânlar içerisinde yer alan boş ve açık alanlar da, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın tasarrufuna bırakılmıştır. 6306 Sayılı Kanun’un, afet riski bağlamında çıkarıldığı düşünüldüğünde, kentsel mekânlar içerisinde bulunan boş alanların herhangi afet riski sonrasında toplanma alanı olarak düşünülmesi ve bu yönde planlanması gerekmektedir (Şekil 2.4).

(35)

27

Şekil 2.4 Afet riski bağlamında kentsel açık alanların önemi (Dükkancı 2013)

Kentsel mekânlar içerisinde bulunan açık alanlarda, mülkiyetin ve kullanım hakkının el değiştirerek yapılaşma izni verilmesi, ileriki süreçte geri döndürülemez problemlere yol açacaktır. 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un geleceğe yönelik içerdiği önemli tehdit unsurları bulunmaktadır. Tüm bu unsurlar bir arada değerlendirildiğinde, söz konusu yasal düzenlemenin afet riski adı altında yanlış uygulamalara altlık oluşturabileceği görülmektedir. Kanun’da, birçok ibare ucu açık bırakılmış, yetkilerin ise; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın elinde olduğu belirtilmiştir.

6306 S a yılı Kanun içerisinde eksik yönlerden önce dikkati çeken nokta, fiziksel mekâna bulunduğu müdahaleler ile oluşturabileceği tehdit unsurlarıdır. Günümüze kadar olan süreçte imara yönelik tüm iş ve işlemleri yönlendiren yasal düzenlemelerin yok sayılması, sağlıklı kentsel mekânların ve yaşam alanlarının planlanma adına belirlenen standartların yok sayılması, planlama sistematiğinin ilkeleri ile bağdaşmamaktadır. Söz konusu Kanun içinde yetki alanlarına ilişkin kullanılan ibareler ile kamusal alanlar dâhil, tüm alanların Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkisi altında değerlendirilebilir bir konuma getirilmiştir. Bunun yanında uygulama bütünlüğü ibaresi ile rant olgusunun tehdidi ortaya çıkmaktadır (Şekil 2.5).

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :