HABER BÜLTENİ
2 Ekim 2007
Haber Özetleri
Irak
Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Irak‟ın kuzeyinden Türkiye'ye saldırılar düzenleyen terör örgütü PKK ile mücadele konusunda Türkiye'nin ''hem Irak‟ın kuzeyindeki yönetim, hem Irak merkez yönetimi, hem de ABD'nin kararlı ve somut sonuçlar getirici çaba sarf etmeleri gerektiğini'' söyledi.
Babacan, New York'taki temasları çerçevesinde Türkevinde, Türk gazetecilerle yaptığı basın toplantısında, Irak‟ın kuzeyinde terör örgütü PKK ile ilgili mücadelede nasıl bir uluslararası iş birliği öngörüldüğüyle ilgili bir soru üzerine, ''Irak‟ın kuzeyindeki konu, Irak'ın genel durumunu da dikkate alırsanız farklı bir özellik taşıyor. Çünkü bugün Irak'ta merkezi bir hükümet var, Irak‟ın kuzeyinde de bir yönetim var ve yine Irak'ın genelinde bir ABD gerçeği var.
Dolayısıyla PKK konusunda hem kuzeydeki yönetim, hem Irak merkezi yönetimi, hem de ABD'nin büyük bir kararlılıkla ve somut sonuçlar getirecek şekilde çaba içinde olmaları gerekiyor'', dedi. Bakan Babacan, Türkiye'nin bu yöndeki görüşlerini ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ve Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ile yaptığı görüşmelerde kuvvetli ifadelerle dile getirdiğini belirterek ''Bu konudaki, mücadeledeki kararlılığımızı vurguladık, mutlaka somut sonuçlar getirecek somut adımlar atılması gerektiğini tekrar tekrar vurguladık. Biz kendi üstümüze düşeni yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz'', diye konuştu. Babacan, ABD'nin PKK ile mücadelede özel temsilcisi emekli General Joseph Ralston'ın istifa ettiği yönündeki iddialarla ilgili olarak, kendilerine bu yönde bir bilgi gelmediğini belirterek, Washington Büyükelçiliği'nin de bu konuyu araştırdığını ve ABD'li muhataplarından böyle bir durumun söz konusu olmadığı bilgisini aldıklarını söyledi. Babacan, terör örgütü PKK'nın elindeki ABD yapımı silahlarla ilgili yapılan soruşturmanın henüz tam olarak neticelenmediğini belirterek ''Ancak belli ki çok ciddi yanlışlıklar yapılmış'', dedi. Terör örgütü PKK'nın eline geçen ABD yapımı silahlarla ilgili bir soru üzerine, bu konunun başlı başına bir soruşturma konusu olduğunu ve bu soruşturmanın henüz tam olarak neticelenmediğini söyledi.
Babacan, ''Ancak belli ki bu konuda çok ciddi yanlışlıklar yapılmış. Tabii biz hep söylüyoruz, Irak adeta terörist grupların antrenman sahası haline geldi. Bu kaotik ortamda, karmaşık ortamda belli ki bu konudaki kontroller Amerikalılar tarafından tam yapılamadı ki, bu silahlar teröristlerin elinde çıkabiliyor. Ancak tabii ki kesin neticeyi bu soruşturma sonucu alındıktan sonra göreceğiz'', dedi.
(AA)
İngiltere Başbakanı Gordon Brown, Irak'ın başkenti Bağdat'a önceden duyurulmamış bir gezi düzenliyor. Brown'un bu gezisi, başbakanlığı Tony Blair'den devraldığından beri ilk Irak gezisi oluyor. Brown Irak Başbakanı Nuri El Maliki dışında, Irak'taki belli başlı dini gruplardan üst düzey politikacılarla da bir araya gelecek. Ülkesine ziyarette bulunan Brown‟la görüşen El-Maliki, Basra‟nın kontrolünü iki ay içerisinde devralabileceklerini söyledi. Ancak İngiliz askerlerinin çekilmesi konusunda bilgi verilmedi. BBC muhabiri James Hardy, Brown'un Bağdat Uluslararası Havaalanına çok sıkı güvenlik önlemleri altında gittiğini söyledi. İngiltere Başbakanının Irak'taki Amerikan güçleri komutanı General David Petraeus'la da bir görüşme yapması bekleniyor. Brown'un bu ziyareti, Avam Kamarası'nda gelecek hafta Basra'daki İngiliz güçlerinin geleceğine ilişkin yapacağı konuşmanın öncesine rastlıyor. İngiltere'nin Basra'da şu anda 5 bin askeri bulunuyor. Bu güçlerde bir süre önce, Basra Sarayı'ndaki üslerinden, Basra Havaalanı'na çekilmişlerdi. İngiliz güçlerinin Basra'dan tamamen çekilmesini öngören planlar şimdiye kadar reddedildi.
Fakat bazı uzmanlar Brown‟a Irak'taki İngiliz askerleri çalışmalarının odağına Iraklı güvenlik güçlerinin eğitimini koyduktan sonra, Irak'taki İngiliz askeri sayısını 5 binden, 3 bine çekebileceği önerisini getirmişti. (BBC)
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Irak'ın kuzeyinde oluşabilecek bağımsız bir devleti Türkiye'nin güvenliği için bir risk olarak gördüklerini söyledi. Harp Akademileri'nin yeni eğitim ve öğretim yılı açılışında konuşan Büyükanıt "Kuzeyde oluşabilecek bağımsız bir devlet yalnız siyasi değil, güvenlik boyutuyla da birinci derece risk oluşturur. Hem siyasi, hem askeri, hem psikolojik boyutuyla. Dolayısıyla Türkiye'nin dikkatle bakması gereken yer Irak‟ın kuzeyindeki oluşumdur", dedi. Büyükanıt ayrıca, Irak'ın parçalanmasının da büyük bir ihtimal olduğunu söyledi. (BBC)
Irak'ın kuzeyindeki sözde yönetimin Washington'daki temsilcisi ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin oğlu olan Kubad Talabani'nin, ABD kongresinde Iraklı Kürtlerin lobi gücünü artırmak için, kongredeki milletvekillerinden oluşacak ''Kürt dostluk grubu'' kurma çabası içinde olduğu belirtildi. (AA)
Irak‟ın kuzeyindeki sözde Kürt Yönetimi sınır kapılarının tekrar açılmasını görüşmek üzere Tahran‟a bir heyet gönderiyor. Sözde Kürt Yönetimi Hükümet Sözcüsü Cuma Abdullah, bugün bir açıklama yaparak sözde yönetimin sınır kapılarının tekrar açılması konusunda İranlı yetkilileri ikna etmek için bu hafta içinde Tahran‟a resmi bir heyet göndereceğini belirtti. Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani‟nin danışmanlarından Abdullah El-Hac Said de sözde Kürt Bölgesindeki işadamlarından ve yatırımcılardan oluşan bir heyetin birkaç gün içinde ABD Başkanı George W. Bush‟a sınır kapılarının kapatılmasından dolayı yaşanan zarara ilişkin bir not gönderme kararı aldıklarını söyledi. Said, Kürt işadamlarının İran‟la sözde Kürt Bölgesi arasındaki ekonomik, kültürel ve toplumsal bağlara dikkat çeken notunun Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani tarafından ABD gezisi sırasında George W. Bush‟a iletileceğini söyledi. Öte yandan Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, İran‟ın sınır kapılarını kapatmasının haksızlık olduğunu belirterek “İran Kürt Bölgesi ile olan sınır kapılarını kapatarak haksızlık yapıyor; çünkü bu ülke Kürt Bölgesini sorumlu olmadığı bir işten dolayı cezalandırmaya çalışıyor”, dedi. İran Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Muhammed Ali Hüseyni ise sınır kapılarının kapatılmasının İran Ticaret Heyeti üyesi Ferhadi‟nin ABD askerleri tarafından Süleymaniye‟de kaçırılmasıyla bir ilgisinin olmadığını belirtti ve kapıların kapatılmasının sınır bölgesinde yaşanan güvenlik sorunlarından kaynaklandığını söyledi.
(www.yakindoğuhaber.com)
Dava Partisi Başkanı Ali El-Edip yaptığı açıklamada, Başbakan Nuri El- Maliki‟nin yakında barış siyaseti programı başlatacağını söyledi. Edip, Maliki‟nin Irak‟taki siyasi ortamı ve Irak‟ın dış ilişkilerini güçlendireceğini ifade etti. (www.iuiturkmen.org)
ABD'nin Irak'ta hizmetlerinden yararlandığı özel güvenlik şirketi Blackwater'ın, son 3 yılda rastgele adam vurmaktan, uyuşturucu ve alkol kullanımına kadar varan çeşitli nedenlerle 122 kişiyi işten kovduğu ve yol açtığı problemlere rağmen Amerikan hükümetinden çok yüksek miktarda para almayı sürdürdüğü belirtildi. Amerikan Kongresi‟ndeki bir komite tarafından hazırlanan rapor, özel güvenlik şirketi Blackwater‟ın, 2005 yılından bu yana Irak‟ta en az 195 silahlı eyleme karıştığını belirtiyor. Rapor, bu olayların yüzde 80‟inde, korumaların „ilk ateş açan taraf olduğuna‟ dikkati çekti. Temsilciler Meclisi‟nin hükümet reformunu denetlemekle görevli komisyonu, bugün de Amerikan hükümetinin Irak‟ta özel güvenlik şirketlerini kullanma konusunu tartışmak üzere bir oturum düzenleyecek. Komisyona, Başkan Bush‟un Irak politikasına karşı çıkanların başında gelen Demokrat Partili milletvekili Henry Waxman başkanlık ediyor.
Öte yandan Amerikan Federal Soruşturma Bürosu (FBI), özel güvenlik şirketi Blackwater'ın Bağdat'ta 11 Iraklının ölümündeki rolünü araştırmak üzere Irak'a bir ekip göndereceğini açıkladı. (AA)(VOANEWS)
Suriye, Iraklı mülteci akınını durdurmak amacıyla, tüm Irak vatandaşlarına vize uygulaması başlattı. Karar bir aylık ertelemenin ardından, dünden itibaren yürürlüğe girdi. Suriyeli yetkililer, yalnızca iş ve öğrenim için giriş yapan Irak vatandaşlarına vize verileceğini duyurdu. Suriye, en çok Iraklı mülteciye ev sahipliği yapan ülke durumunda. Suriye‟nin sağlık ve eğitim altyapısı, 1 buçuk milyon Iraklı mültecilerin yükünü kaldıramıyor. Yarım milyon Iraklı mülteci barındıran Ürdün de, vize uygulaması başlatmayı düşünüyor. İki ülke de, sorunla başa çıkabilmek için uluslararası yardım istiyor. (VOANEWS)
Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, ABD Senatosu‟nun geçen hafta kabul ettiği Irak‟ın üçe bölünmesine ilişkin planının başarısız olacağını söyledi.
ABD‟de Harvard Üniversitesi‟nde konuşan Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari,
“Eğer ülkeyi etnik köken ve mezheplere göre bölerseniz, orada ayrımı nasıl yapacaksınız? Bazı bölgeler karışık nüfusa sahip”, dedi. Zebari, “Bu yüzden kararın Irak halkına bırakılması gerektiğini düşünüyoruz. Belki üçten daha fazla, 4-5 bölgeye ayrılabilir”, ifadesini kullandı. Irak Dışişleri Bakanı, ABD Senatosu‟ndan geçen planın iyi niyetli olduğunu; ancak Irak‟ın karmaşık etnik yapısının dikkate alınmadığını vurguladı. Senato, geçen hafta Irak‟ın gevşek bir federatif yapı altında 3‟e bölünmesini öngören bir planı onaylamıştı. Planın bağlayıcılığı bulunmuyor. (NTV)
Mehdi Ordusu, Hz. Ali‟yi anma törenlerinde provokasyonlara meydan verilmemesi konusunda taraftarlarını uyardı. Mehdi Ordusu bürosu bugün bir
açıklama yaparak Hz. Ali‟yi anma törenleri dolayısıyla Necef‟e gitmekte olan taraftarlarını yabancıların provakasyon tuzağına düşmemeleri konusunda uyardı. Yabancıların düzenleyecekleri komplolarla Şiiler arasında bir fitneye sebep olabileceklerinin belirtildiği bildiride Mehdi Ordusu yanlısı sloganlar atılmaması, Mukteda Sadr ve Muhammed Sadık El-Sadr‟ın posterlerinin taşınmaması talebinde bulunuldu. (www.yakindoğuhaber.com)
Bağdat tan alınan habere göre dun akşam saatlerinde Hayelamil bölgesinde güneybatı Bağdat ta 15 havan topunun düştüğü bildirildi. Saldırılar sonucunda onlarca kişinin öldüğü ve yaralandığı bildirilirken, ölü ve yaralı tam sayısı açıklanmadı. (www.aswataliraq.info)
Ortadoğu
İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni, BM'ye, İran'a karşı derhal harekete geçilmesi çağrısında bulundu. Livni, BM'de yaptığı konuşmada, nükleer çalışmaları konusunda daha açık olabilmesi için İran'a zaman tanınmasını isteyen Rusya ile Çin'i isim vermeden eleştirdi ve bu ülkelerin, uzlaşma yolunu gerekçe göstererek yaptırım seçeneğinden uzak durduğunu söyledi. Livni, BM'nin, İran'ın nükleer niyetiyle sınandığını belirtti ve İran'a karşı harekete geçme vaktinin geldiğini kaydetti. İran'ın BM Genel Kurulu'ndaki sandalyesinin, Livni'nin konuşma yaptığı sırada boş olması dikkati çekti. (AA)
İsrail, El Fetih mensubu 57 Filistinli mahkûmu serbest bıraktı. Gazzeli mahkûmlar ise, Cumhurbaşkanı Şimon Peres'in karşı çıkması yüzünden bu uygulamadan yararlanamadı. İsrail'in serbest bıraktığı Filistinliler, El Fetih ya da daha küçük fraksiyon mensupları. Hiçbirinin İsraillilerin öldürülmesi olaylarına karışmadığı bildirildi. Daha önce serbest bırakılacaklar listesinde olan bir mahkûm ise, El Fetih'ten Hamas'a geçtiğinin tesbit edilmesi üzerine listeden çıkarıldı. Serbest kalan Filistinliler, Ramallah'ta sevinç gösterileriyle karşılandı. İsrail, Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas'a, El Fetih mensubu olup Gazze'de tutuklanan 29 Filistinliyi de serbest bırakma sözü vermiş; ancak Cumhurbaşkanı Peres, bu tutukluların affını imzalamamıştı. (TRT)
Tahran yönetimi, Washington'un İran'a düzenleyeceği olası bir saldırı için
"Elini arı kovanına sokmuş gibi olur" benzetmesi yaptı. İran, Irak'tan çekilme takvimini belirlemesi halinde Amerika Birleşik Devletleri''ne, bu ülkede istikrarın sağlanmasında yardım edebileceğini de bildirdi. Söz konusu açıklamayı, İran Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri ve nükleer konulardaki başmüzekereci Ali Laricani yaptı. Laricani, İngiliz Financial Times gazetesine verdiği demeçte, İran'a düzenlenecek olası bir saldırı konusunda Amerikan yönetimini uyardı. İranlı yetkili, işgalin sürdüğü Irak'taki başarısızlığın, Bush yönetimini başka bir dış müdahaleden uzak tutması gerektiğini savundu. İran'a yönelik olası bir saldırı için, "Washington elini arı kovanına sokmuş gibi olur"
benzetmesi yapan Laricani, böyle bir saldırının ancak İsrail'i tekerlekli sandalyede görmek isterlerse düzenlenebileceğini belirtti. İranlı yetkili Financial Times gazetesine verdiği demeçte, Irak'ın işgali ve bu ülkede istikrarın sağlanması çalışmalarına da değindi. Ali Laricani, Washington'un çekilme takvimini belirlemesi halinde Amerika Birleşik Devletleri'ne, Irak'ta istikrarın sağlanmasında yardım edebileceklerini kaydetti. (TRT)
Suriye, kendi kaygıları ve ilgilendiği konular gündemde olmadığı sürece, Kasım ayında yapılması planlanan Ortadoğu Barış Konferansı'na katılma niyetinde değil. Bu yöndeki açıklama, BBC'ye özel bir mülakat veren Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad'dan geldi. Beşşar Esad, "Konferansın içeriği açısından bizim için en önemli konu, 1967'de İsrail tarafından işgal edilen Golan Tepeleri'nin durumudur. Golan Tepeleri'nin Suriye'ye iadesi konuşulmayacaksa, bizim için bu konferansa gitmenin anlamı kalmaz", dedi.
Beşşar Esad, Ortadoğu'da barış için hiçbir fırsatın kaçırılmaması gerektiğini söyledi. Ancak Esad, ABD'nin konferansın başarıya ulaşması için gereken şeylerin çok azını yaptığını belirtti. Esad, Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın, "Suriye Ortadoğu'da istikrarı bozuyor. Onlarla bu nedenle görüşmek istemiyoruz" sözlerine ise "Ortadoğu'yu istikrarsızlaştırmaktan söz ederken hatırlatmak isterim: Irak'a savaş açan biz değildik. Lübnan'daki sorunu da biz yaratmadık. Biz başka ülkelerin içişlerine karışmıyoruz. İkincisi, bölgede istikrarı bozmaktan ne çıkarımız olabilir ki?
Bedelini yine biz öderiz. Bunun farkındayız ve istikrar için çalışıyoruz.
Dolayısıyla bu tür açıklamaları dikkate almıyoruz", cevabını verdi. Beşşar Esad, İsrail'in geçen ay Suriye topraklarına yönelik hava saldırısına ilişkin de ilk kez konuştu. Esad saldırıda vurulan binanın orduya ait olduğunu ancak kullanılmadığını söyledi. Suriye lideri, "Bina, inşaat halindeydi, dolayısıyla da içinde kimse yoktu. Ancak bizim için bu saldırı, İsrail'in barışa antipati duyduğunun açık bir işareti. Biz bunu böyle görüyoruz", dedi. Beşşar Esad,
"Şam yönetimi bu saldırı karşısında eli kolu bağlı oturacak mı?" sorusunu da
"Misillemede bulunmak ille de, füzeye füze, bombaya bomba ile karşılık vermek demek değildir. Bizim de kendimize göre karşılık verme yöntemimiz var. Siyasi olarak, ya da başka yollardan. Karşılık verme hakkımızı saklı tutmakla birlikte, bunu yapmak istemediğimizi de söylemeliyim. Çünkü askeri bir karşılık verirsek, İsrail'in istediğini yapmış oluruz", diye yanıtladı. İsrail'e karşı askeri seçeneğin de masada olduğunu belirten Esad, ilk başvuracakları seçeneğin bu olmayacağını, başka seçeneklerimiz de olduğunu; hangilerinin daha etkili ve ulusal çıkarlarına en uygun olduğuna bakıp, ona göre hareket edeceklerini söyledi. (BBC)
Kafkasya ve Orta Asya
Ukrayna'da Pazar günü yapılan erken seçimde oyların sayılan yüzde 90'ına göre, Başbakan Viktor Yanukoviç'in Bölgeler Partisinin birinciliğini sürdürdüğü, ancak olası koalisyonu kuracak çoğunluğa erişemediği belirtiliyor. (AA)
Kıbrıs
Adaya gidecek olan İngiltere Başbakanı Gordon Brown'ın Kıbrıs özel temsilcisi Joan Ryan, "Kıbrıs'ta anlaşma sağlanması zamanının geldiğini" belirtti. İşçi Partisi'nin Kuzey Londra milletvekili Ryan, bugün başlayacağı Kıbrıs ziyaretinden önce yaptığı açıklamada, özel temsilci olarak ilk kez Kıbrıs'a gideceğine dikkati çekerek, özel bir çözüm hedefi olduğunu ileri sürdü. Adada 40 yıldır Birleşmiş Milletler barış gücü askerlerinin iki kesimi ayıran silahtan arındırılmış bölgede devriye görevi yaptıklarını anımsatan Ryan, "Avrupa
Birliği içindeki modern bir ülkenin böylesine bölünmüş bir durumda kalmasının kabul edilemez olduğunu" söyledi. "Bir çözüm bulunmalı ve zaman hızla akıyor" diyen Ryan, 2008'in bölgede seçimlerin yapılmayacağı bir yıl olarak bir umut penceresi sayılabileceğini belirtti. (TRT)
Diğer Haberler
Pakistan'da Devlet Başkanı Pervez Müşerref karşıtı 85 milletvekili parlamentodan topluca istifa etti. Devlet televizyonundaki haberde, milletvekillerinin, 6 Ekimde yapılması öngörülen devlet başkanı seçimi için Müşerref'in adaylığını koymasını protesto etmek amacıyla toplu halde istifa ettikleri belirtildi. Haberde, istifa eden milletvekillerinin Müşerref'in aday olmasını anayasaya aykırı bulduğu da ifade edildi. (AA)
Kuzey Kore ve Güney Kore'nin liderleri yedi yıl aradan sonra ilk kez yeniden bir araya geldi. Güney Kore Devlet Başkanı Roh Moo-hyun, sembolik diye nitelenen bir jest yaparak, iki ülke arasında sıkı şekilde korunan sınırı yürüyerek geçti ve Kuzey'e vardı. Başkent Seul'den beraberinde işadamları, bürokratlar, şairler ve din adamlarıyla ayrılan devlet başkanının Kuzey'e yolculuğu, bir saat sürdü. Kuzey ve Güney Kore, resmi bir barış anlaşması imzalamadıkları için teknik olarak savaşta sayılıyorlar. Kore yarımadası 1950'li yıllarda ikiye bölünmüştü. Başkan Roh, Seul'den ayrılırken yaptığı açıklamada, amacının barış zemini sağlamak olduğunu söyledi. Başkan Roh, gündeminde pek çok mesele bulunduğunu, ancak temel olarak barış konusuna yoğunlaşmak istediğini dile getirdi. Kuzey Koreli temsilci Pak Gil - Yon da, zirvenin iki ülke arasındaki olumlu hava sonucunda oluştuğunun altını çizdi.
Kuzey Koreli temsilciyle dün görüşen Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Mun zirvede ilerleme sağlanmasını umduğunu belirtti. (BBC)
ABD‟de, yeni genelkurmay başkanı Amiral Mike Mullen yemin ederek görevine resmen başladı. Mullen, görevi Peter Pace‟den devraldı. Yemin töreninde konuşan Pace, Washington‟ın Irak konusunda daha fazla sivil tartışma yürütmesi gerektiğini söyledi. Yeni genelkurmay başkanı Mullen da, Irak ve Afganistan‟daki çatışmaların bir gün biteceğini belirterek “Bunun arkasından kimin ve neyin geleceğine hazırlıklı olmalıyız”, dedi. Devir teslim töreni sırasında savaş karşıtları da protesto gösterisi düzenlendi. Protestocuların sesleri üsse kadar ulaştı. (NTV)
Dünya Basını
İngiltere'nin erken seçime gidip gitmeyeceği tartışmaları son on günün iç siyaset gündemine damgasını vururken, muhalefetteki Muhafazakâr Parti'nin kongresinde ortaya atılan yeni vergi politikaları Guardian, Times ve Daily Telegraph'ın manşetlerinde.
Guardian ve Times, seçmenin oyları için iki büyük parti tarafından verilen savaşın cephesinin, vergi politikaları olduğu yorumunda birleşiyorlar.
Daily Telegraph, birinci sayfasında, Başbakan Gordon Brown'un, Irak'daki İngiliz askerlerinin sayısını iyice azaltacağını yazıyor. "Parlamento gelecek hafta yeni yasama yılına başladığında, gazetemize sızan haberlere göre, Başbakan Brown 2008 yılı başında Irak‟taki İngiliz askerlerinin sayısını ciddi şekilde azaltacağının işaretini verecek. Başbakan gerçi net bir takvim vermeyecek ama edindiğimiz bilgilere göre, Basra'da şu anda 5 bin 250 olan İngiliz askerlerinin iki bin kadarının önümüzdeki altı ay içinde geri çekilmesi düşünülüyor. Başbakanlık yetkilileri, 5 yıldır hem Afganistan hem Irak'ta harekâtlar yürüten ordunun da asker sayısının azaltılması konusunda baskı yaptığını söylüyorlar." Daily Telegraph başbakanın gelecek hafta parlamentoda, böylesi popüler bir adım atacağını açıklamasının, ister istemez, sonbaharda erken seçim planladığı söylentilerini güçlendireceğini de ekliyor haberine.
Irak politikası, Amerika Birleşik Devletleri'nde gelecek yıl yapılacak başkanlık seçimlerinde de önemli bir faktör olacak gibi görünüyor.
Financial Times "Obama Clinton'a karşı Irak kozunu oynayacak" bu başlıkla öne çıkardığı haberde, Demokrat Parti'nin başkan adaylarından Barack Obama'nın bugün, Demokratların en güçlü başkan adayı Hillary Clinton'a meydan okuyacağını duyuruyor. "İllinois senatörü Barack Obama, Hillary Clinton'un en güçlü Demokrat Parti başkan adayı olduğuna işaret eden kamuoyu yoklamalarından etkilenmemiş görünüyor. Obama Irak Savaşına muhalefetinin beşinci yıldönümü dolayısıyla bugün Amerika Birleşik Devletlerinin dört bir yanında aynı anda düzenlenecek 18 ayrı mitingle Clinton'a meydan okuyacak. Obama, ayrıca Iowa eyaletinde başlatacağı dört günlük kampanyada da, 2002 yılında, Irak savaşına 'evet' oyu veren senatör Clinton'un, bundan dolayı hiç bir şekilde özür dilememesine odaklanacak.
Ayrıca, kendisine Clinton tarafından yöneltilen, devlet tecrübesi bulunmadığı eleştirilerine yanıt verecek." Financial Times'ın haberinde Demokratların başkan adayının belirlenmesinde en güçlü işareti verecek ilk adımın Ocak ayında İowa eyaletinde yapılacak ön seçim olduğunu da hatırlatıyor.
"Amerika'nın İran'a hava saldırısı planı, İngiltere Başbakanı tarafından destekleniyor" başlıklı haberinde Independent, Amerika'da yayımlanan New Yorker dergisinin son araştırma dosyasına yer vermiş. Haber kısaca şöyle:
"New Yorker dergisinin Seymour Hersh imzalı haberine göre Bush yönetiminin, İran'ın Devrim Muhafızlarına hava akınlarıyla nokta vuruşları yapma planlarına Gordon Brown destek veriyor. Ama Başkan henüz planın hayata geçirilmesi için nihai emri vermiş değil. Hersh'e göre, Beyaz Saray yönetimi, Irak'ta başına gelenlerin çoğundan Tahran yönetiminin sorumlu olduğu inancında. Ama İran'ın nükleer tesislerine yönelik, büyük tepki çekebilecek bir saldırıdan ziyade, Amerikan yönetimi, sınırlı hava saldırıları yapmayı ve bunu Irak‟taki askerlerinin güvenliği için gerekli olduğunu söyleyerek savunmayı planlıyor. "Öte yandan New Yorker'ın haberinde yer alan Gordon Brown'un plana çok olumlu baktığı iddiasını, Amerikan ordusuna yakın bazı kaynaklar kesinlikle yalanlıyorlar. Eski bir CIA uzmanı, 'körfezdeki İngiliz mayın tarama gemileri, Amerikan ordusunun İran'a karşı yürüteceği bir harekâtta büyük önem taşıyor. Bu nedenle Beyaz Saray'ın İngilizleri kesinlikle yanına alması lazım. Ama şu ana kadar bunu başaramadılar' diyor ve
Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates'in son Londra ziyareti sırasında bu fikri açtığında, olumsuz tepki gördüğünü söylüyor."
Guardian'daki bir haber de, dün Washington'da yayımlanan bir Kongre raporuna ilişkin. "Gelişmekte olan ülkelere en çok silahı Amerika satıyor"
başlıklı haberde, Amerikan Kongresi tarafından hazırlatılan son rapora göre, gelişmekte olan ülkelere en çok silah satan üç ülkenin sırasıyla Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve İngiltere oldukları kaydedilmiş. Amerika'nın dünya silah pazarındaki payı yüzde 42, Rusya'nın yüzde 22, İngiltere'nin ise yüzde yedi civarında."
Rusya'da yasalar gereği devlet başkanlığına yeniden aday olamayan Putin'in, başbakanlıkta gözü olduğu yolundaki açıklamaları, bütün İngiliz gazetelerinde haber ve yorumlara konu olmuş. Daily Telegraph'ın yorumu şöyle: "Putin belli ki başbakan olup, bir de kukla devlet başkanı atayıp, şu andaki gücünü korumak istiyor. Sonra 2012 yılında bir dönem daha devlet başkanı olabilir.
Putin'in Rusya'daki demokratik süreçleri ayaklar altına alışına şaşmamalı.
Zaten parlamentoyu parmağının ucunda oynatıyor. Anayasayı her fırsatta çiğniyor. Putin, çekingen uluslararası toplumun uzun süredir göz yumduğu tehlikeli bir politikacı."
Times ise aynı konudaki başyazısında, Putin'in başbakan olması durumunun Rusya'nın siyasi rejimi açısından yaratacağı sonuçlara odaklanmış. "Sonuç başbakan ile devlet başkanı arasındaki güç dengelerinin tersine çevrilmesi olacak. Bu da Rus demokrasisi ve anayasasının zaafına işaret ediyor: Yani güçlü bir kişi her şeyi eğip bükebiliyor. Kamuoyu yoklamalarında hala halkın yüzde 80'inin desteğine sahip olduğu göz önüne alınırsa, Ruslar Putin dönemi ekonomisinden memnun olmalı. Ama henüz filizlenme döneminde olan demokrasi üzerindeki etkilerinden pişman olabilirler."
Türkiye ilgili bir haber Financial Times gazetesinde, "Avrupalı liderler Türkiye'nin birliğe üyeliğini savunuyor" başlığıyla verilmiş. Brüksel muhabirinin imzasını taşıyan haberde Avrupa'nın önde gelen 50 politikacısı ve aydınının, bugün Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyeliği için kapının açık tutulması konusunda bir çağrı yaptıkları duyuruluyor. "Yeni bir düşünce kuruluşu olan Avrupa Dış İlişkiler Konseyi'nin açılışı dolayısıyla bugün yayımlanan açıklamalarında, tanınmış 50 Avrupalı politikacı ve aydın, 'Avrupa Birliği'nin komşularından başlamak üzere, barış ve refahı güvence altına almanın en iyi yolu üyelik başvurusunda bulunmuş ülkelere verilmiş sözlere sadık kalmak ve siyasi reformları teşvik etmek için ekonomi ve politikada daha cömert işbirliği teklifleriyle ortaya çıkmaktır' ifadesini kullanıyorlar. "Açıklamayı imzalayanlar arasında Almanya eski Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, İtalya eski başbakanlarından Giuliano Amato ve Uluslararası Para Fonu IMF'nin başkanlığına seçilen eski Fransız Maliye Bakanlarından Dominique Strauss- Khan da bulunuyor. Ama bu önde gelen Avrupalıların Türkiye'nin üyeliği konusundaki görüşleriyle Avrupa kamuoyunun isteksizliği ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy gibi bazı politikacıların kesin itirazları arasında büyük bir uçurum var."
Son olarak, Guardian gazetesinden bir haberi kısaca duyuralım. "Che'yi öldüren askeri Kübalı doktorlar ameliyat etti" başlıklı haberde bundan 40 yıl önce Bolivya dağlarında yakalanan Küba devriminin liderlerinden Che Guevara'yı kurşuna dizmek üzere görevlendirilen Bolivyalı asker Mario Teran'ın katarakt ameliyatının Kübalı doktorlarca yapıldığı duyuruluyor.
Aslında ameliyat geçen yıl yapılmış; ama bu yıl Küba Komünist Partisi'nin yayın organı Granma gazetesinde duyuruluncaya kadar pek kimse fark etmemiş.
Haftanın Yorumu
Ufuk Turu
Bu haftaki, Ufuk Turu‟nda Ortadoğu ve Orta Asya-Kafkasya‟daki gelişmeler ele alınıp, kısa bir değerlendirme sunulmaya çalışılmıştır. Irak‟ın 3‟e Bölünme Planı, Türkiye İle Irak‟tan Teröre Karşı Anlaşma, Irak‟ta açılması planlanan yeni BM Temsilcilikleri ve Türkiye-İran Enerji İşbirliği‟nin Sınırları değerlendirilmiştir.
Irak’ın 3’e Bölünme Planı
ABD Kongresi'nin üst kanadı Senato‟da, Demokrat Senatör Joe Biden tarafından önerilen ve Irak'ın gevşek bir federatif yapı içinde 3 bölgeye ayrılmasını öngören, ancak bağlayıcılık taşımayan bir tasarı, 23‟e karşı 75 oyla kabul edilmiştir.
Planda federal sistem içinde bölgeler kurulması çağrısına yer verilirken, Irak‟ın tek ülke olarak kalması ve toprak bütünlüğünün korunması gerektiği vurgulanmıştır. Ancak sözde Kürt bölgesel yönetiminin idari rolü tanınarak buranın genel olarak istikrarlı ve barış içinde olduğuna değinilmiştir. Federatif çözüm desteklenerek BM Güvenlik Konseyi ülkelerinin acil yardım yapması önerilmiştir. Petrol gelirlerinin paylaşımına dair bir yasa çıkartılmasını öngören planda, tüm bu koşullar sağlandığı takdirde Irak‟ın istikrarlı ve komşuları için güvenli bir yer haline geleceği iddia edilmiştir.
Öncelikle söz konusu tasarının yeni olmadığı ve Irak‟ı uzun vadede 3‟e bölmek istediği aşikârdır. Uluslar arası hukukla bağdaşmayan bu dayatmayla ABD, Bağımsız bir devlet olan Irak‟ın iç işlerine karışırken, plana Irak Başbakanı Nuri El-Maliki, Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, ABD‟nin Bağdat Büyükelçiliği, Irak‟taki Şii ve Sünni Gruplar, Körfez İşbirliği Konseyi ile Arap Birliği‟nden tepkiler gelmiştir. Ayrıca, Irak‟ın ana siyasi grupları bir ortak bildiriyle kararı kınamışlar ve Irak parlamentosuna bu konuda karar alması için çağrıda bulunmuşlardır. Buna karşın, söz konusu plana bir takım Cumhuriyetçi senatörlerin de destek vermesi, ABD‟deki 2 siyasi kanadın da Irak‟ın sosyal, siyasi ve ekonomik gerçeklerine gözlerini ne denli kapadığını gösterir niteliktedir. Bununla birlikte söz konusu tasarının amacı, ABD askerlerinin Irak‟tan güvenle geri çekebilmesi için uygun ortamın yaratılması olarak yorumlanabilir. Bu bağlamda mezhep çatışmalarının bilinçli olarak kışkırtıldığı ve başından beri bölünmüş bir Irak‟ın hedeflendiği düşünülmektedir. Türkiye konu ile ilgili sessizliğini korurken, Türkiye‟nin ulusal güvenliğini ilgilendiren veya bölgede zulüm gören Türkmenlere dair yaptığı her açıklamada Irak‟ın iç
işlerine karışıldığı iddialarının, sadece Türkiye‟nin önünü tıkamak için sürülen gerekçelerden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Irak halkının çıkarlarını ve geleceğini belirlemek ABD‟nin değil, komşularıyla birlikte Irak halkının kararıdır.
Türkiye İle Irak’tan Teröre Karşı Anlaşma
Türkiye ile Irak arasında teröre karşı işbirliği konusunda daha önce varılan mutabakatın ardından, 28 Eylül‟de iki ülke İçişleri Bakanları tarafından atılan imzalarla anlaşma sağlanmıştır. Türkiye‟nin öncelikli hedefi olan “sıcak takip”
ise anlaşma metninde yer almamıştır.
Irak‟ın kuzeyindeki sözde yönetimin, görüşmelere en başından beri karşı çıktığı, böyle bir anlaşmanın kendilerine danışılmadan yapılamayacağını öne sürdüğü ve bu bağlamda da “sıcak takip” maddesinin Bağdat‟a baskı yaparak anlaşma metninin dışında tutulmasında rol oynadığı bilinmektedir. Anlaşmada Irak‟ın PKK‟nın askeri, mali ve siyasi alandaki her türlü faaliyetlerine mani olacağı belirtilmektedir. Buna karşın Irak hükümetinin, Irak‟ın kuzeyinde bir yaptırım gücünün bulunduğunu söylemek veya bölgedeki Kürt grupların bu konuda ikna edilmesini sağlamak zor görünmektedir. “Sıcak takip” hakkı, Türkiye ve Irak arasında 1946 yılında yapılan bir anlaşma ile süresiz hale getirilmiş ve Türkiye bu hakkı 2003 yılına dek kullanmıştır. Söz konusu anlaşma ile Türkiye müktesep haklarının yok sayıldığı bir metne imza atmış olmasına karşın, bu anlaşma, hukuki bir çerçevede yapılan ve mevcut durumun teyit edilmesinden öte bir anlam taşımamaktadır. Bağdat yönetiminin Irak‟taki zayıf rolü göz önüne alındığında böyle bir anlaşma ile Türkiye‟nin ulusal güvenliğini ilgilendiren konularda diğer haklarından feragat etmesi beklenmemelidir. Irak‟la, kuzeyindeki yeni oluşum, Kerkük ve Türkmenler konusundaki sorunlar devam etmektedir. Bu anlaşma Irak‟la ilgili sorunların çözüldüğü anlamına gelmediği gibi, Türkiye‟nin terörle ilgili endişelerini karşılamaktan dahi uzaktır.
Irak’a Yeni BM Temsilcilikleri
Birleşmiş Milletlerin, Irak'ta bölgesel "destek büroları" açmayı planladığı açıklanmıştır. Genel Sekreter Ban Ki Mun tarafından yapılan açıklamada, Bağdat, Basra ve Erbil'de de açılacak büroların amacının, Irak ve komşuları ile işbirliğinin artırılması olduğu ifade edilmiştir.
Söz konusu büroların ihtilaflı bölgelerdeki çözüm sürecine katkı sağlamasının, ihtilaflı bölgelerde çalışmasıyla mümkün olabileceği değerlendirilmektedir. Bu bağlamda özellikle Erbil gibi giriş çıkışların belirli bir grup tarafından kontrol altında tutulduğu bir kentte açılacak BM bürosunun tarafsız karar almakta zorlanacağı ve işlevsel olmayacağı söylenebilir. BM‟nin mevcudiyeti, eğer sadece işgal gücünü ve işgal gücüyle işbirliği yapan tarafların haksız uygulamalarına meşruiyet kazandırmayı amaçlıyorsa durum daha da kabul edilmezdir. Bu uygulama 140. madde çerçevesinde bugüne kadar Kürtlerin gerçekleştirdiği dayatma ve uygulamalara uluslar arası bir anlam kazandırmayı amaçlıyorsa bu, BM‟nin ABD‟nin isteklerine alet olduğu anlamına gelir ki zaten sarsılan imajını daha da bozar. Irak‟taki sorun siyasidir ve bugüne kadar yayınlanan tüm raporlar, komşu ülkelerin desteği ve işbirliğiyle bu sorunların
çözüleceğini vurgulamaktadır. Dolayısıyla BM, komşu ülkeleri, Irak sorununun çözümüne yardımcı taraflar olarak kabul ederek çalışmalarına dâhil etmeli, bu bağlamda Türkiye, Irak‟taki çıkarlarını koruyacak şekilde Irak‟a ve BM‟ye destek olmalıdır.
Türkiye-İran Enerji İşbirliği’nin Sınırları
Türkiye‟nin İran ile mutabakata vardığı, ancak henüz imzalamadığı doğal gaz işbirliği anlaşması, daha şimdiden Türkiye‟nin karşısına farklı yaptırımlar olarak çıkmaya başladı. Bölgede Nabucco boru hattının gerçekleşebileceğine dair ümit besleyen tek ülke olarak Türkiye kalmış görünüyordu. Avusturya ve Macaristan enerji şirketleri arasındaki rekabet, Bulgaristan ve Romanya‟nın Rusya ile yakın işbirliğine gitmesi ve Rusya‟nın enerji politikalarının Orta Asya kaynaklarını her geçen gün daha da kendine bağlaması, Nabucco gibi sınırlı bir hattın ya tamamen bir kenara bırakılması, ya da bir an önce yapımına başlanması sonucunu doğuracaktır. Görünen o ki diğer ortak ülkeler hem Avrupa Birliği enerji politikalarına hem de Nabucco‟nun doğasına aykırı olarak Rusya ile işbirliğine gitmişler; ancak Türkiye Nabucco için diretmiştir. Böyle bir zamanda Türkiye‟nin İran ile yaptığı anlaşmanın temelinde sadece Nabucco‟nun işlerlik kazanması ve Rusya‟ya bağımlılığın azalması gibi motivasyonlar bulunduğu düşünülebilir. Ancak Türkiye‟yi Nabucco‟da yalnız bırakan Batı, Irak‟ta ve Orta Doğu‟da Türkiye‟ye kendi politikalarını uygulatmak isterken, Türkiye‟nin hassasiyetlerini dikkate almamıştır. İşte İran ile yapılan anlaşmanın Batı‟da bu kadar yankı bulmasının sebebi, tüm bu gelişmeler yaşanırken Batı‟nın Türkiye‟yi hiçbir şekilde dinlememiş olması, tam da İran‟la mutabakata varıldığında ise paniklemesidir. Türkiye İran ile böyle bir anlaşmaya varmanın orta ve uzun vadede kendisine ne gibi zararlar verebileceğinin farkındadır, ancak bu anlaşma ile ne Rusya‟ya karşı alternatif bir hat ne de İran rejimine destek amacı gütmektedir. Burada dikkate alınması gereken husus, hiçbir şekilde tedirginlikleri ve çıkarları dikkate alınmayan Türkiye‟nin elindeki son seçeneği kullanmış olmasıdır. Nabucco eninde sonunda gerçekleşecektir, ancak bu projenin İran doğalgazına bağlanması sonucunda ortaya çıkabilecek sorunlardan, Hazar geçişli boru hattı projesi için hiçbir siyasi ve ekonomik girişimde bulunmayan ABD ve AB sorumlu olacaktır.
Türkiye bütün bu hassasiyetlerini zamanında birçok defa dile getirmiş, ancak sonuç alamamıştır. ABD ve AB, Azerbaycan ile Türkmenistan arasında bir komisyonun oluşturulması için ön ayak olmalı, ayrıca gerekli finansmanın sağlanması ve Azerbaycan‟ın ilk safha çalışmalarına başlayabilmesi için ciddi öneri ve anlaşmaların yapılmasını sağlamalıdır.