• Sonuç bulunamadı

BEÞ BASAMAK EN BÜYÜK BÝLMECE MEVLÂNA ve DOSTLUK

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "BEÞ BASAMAK EN BÜYÜK BÝLMECE MEVLÂNA ve DOSTLUK"

Copied!
52
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

BEÞ BASAMAK

EN BÜYÜK BÝLMECE

MEVLÂNA ve DOSTLUK

(2)

Aylýk Kültürel ve Siyasi Dergi

Cilt: 51 Sayý: 612 Aralýk 2019

ÝÇÝNDEKÝLER

Onur Baþkaný:

Dr. Refet Kayserilioðlu Sahibi ve Genel Yayýn Müdürü:

Ayþegül Kayserilioðlu Yazý Ýþleri Müdürü:

Güngör Özyiðit Yayýn Kurulu:

Güngör Özyiðit Nelda Bayraktar

Hale Ürkmezgil Haberleþme ve Okur/Abone Ýliþkileri:

0535 4554223 - 0549 7220248 Yönetim Yeri:

Hayri Eðmezoðlu Sk. Ýkizler Ap.

No: 8 D: 32 Erenköy/Ýst.

Alýnganlýk ve Dargýnlýklar ... 2

Dr. Refet Kayserilioðlu

Batýda Bilimsel

Mucizeler ... 6

Ahmet Kayserilioðlu

Beþ Basamak ...16

Güngör Özyiðit

Mevlâna ve Dostluk ... 20

Nihal Gürsoy

Enerji Deðiþimi ve

DNA’ya Etkisi ... 24

Der: Ýsmail Acar

Meraklý Gözlerle Bakmak ... 35

Çev: Nelda Ýnan

En Büyük Bilmece ... 40

(Canlý Kryon Celsesi)

Dergimizin internet sitesini

www.sevgidunyasidergisi.com, www.dostluk.org adreslerinden ziyaret edebilirsiniz

Kapak Resmi:

“Þömine Önündeki Kedi”

Macneil Studio

(3)

Sevgili Dostlar

Bazen verdiðimiz mücadelelerden, sonuçsuz gibi görünen çabalardan bunaldýðýmýzda “þu bitsin, bir rahat edeceðim. Bunu tamamlayayým çok mutlu olacaðým” deriz ya... Lafý hiç dolandýrmadan söyleyelim: Dünya rahat etme yeri deðildir. Tüm sorunlara raðmen içimizdeki inanç ve sabrýmýz, kötülüklerden uzak kalmamýza neden olacaðýndan iç huzurunu bir þekilde yakalamamýz mümkün olabilse de, dünyanýn þartlarý ve varoluþ sebebi bizim öylesine rahat ve kaygusuz býrakýlmamýza imkân vermeyecektir. Belki içinden geçtiðimiz belli tecrübe döngüleri, bilgimizin ve tecrübemizin yettiði oranda olmasý gerektiði gibi tamamlanabilirse biraz dinlenip soluklanmamýz, farkedebilirsek kazandýðýmýz ödüllerle sevinmemiz mümkün olabilir. Ama ardýndan yeni badireler, aþýlmasý gereken yeni engeller belirmeye baþlayacaktýr. Çünkü dünya görgü ve tecrübelerle eðitilip yükselmek için imtihana girme yeridir. Bu imtihanlar bizi O’nun hayýr düzenine uyumlayarak ebediyete taþýyacaklardýr.

Bunun hayrýna inanýp gönülden isteyenler, garip bir þekilde heyecanlý ve canlýdýrlar; imtihanda zorlansalar bile sýkýlmazlar, kazanýmlara odaklandýklarý için. Dünyada varolduklarýna, O’nun kendileri için hazýrladýðý þartlara þükrederler sadece. Bu nedenle güleryüzlüdürler onlar. Zaten bilirler ki, yaþam eskiyeni yenilemek, bozulaný düzeltmek, kirleneni temizlemek için verilen yoðun çabalarla, mücadelelerle geçmektedir. Ama yine de zor durumda olan diðerleri ve sevdikleri için mahzun ve hüzünlü olmaktan alýkoyamazlar kendilerini. Yaþamýn son hedefinin mutluluk olduðunu düþünenler yanýlmaktadýrlar. Aralarda nefes aldýðýmýz zamanlarda hani o mutluluk diye tanýmlanan hâli biraz olsun yakalayabilenler olabilir ama gerçek mutluluk kavramýný ve tarifini içselleþtirememiþlerse mutsuzluk kapýda bekleyecektir onlarý. Rahatýn, huzurun ve mutluluðun kendinin, gönlünün isteklerinin ve beklentilerinin fazlasýyla karþýlandýðý bir hâl içinde olduðunu zannederse insan, kolayca vesvese verene, yanlýþ insanlara baðlanarak karanlýk yerlere, kötü sonlara gidebilir. Oysa gerçek mutluluk, doðru yolda yürüyen iyi insanýn

çalýþmaktan, bilgiden ve sevmekten duyduðu hazdýr; gülmeyen yüzleri güldürmektir, bekleyenlere derman, susamýþlara su olmaktýr; O’nun adýna, O’nun rýzasý için kendi yapýp ettiklerinden baþkalarýna verebilmenin tamamlanma duygusunu tatmaktýr. Yeni yýlda hepinize huzur içinde alýnan nefesler, hayýrlý dostlar ve gerçek mutluluk dileriz.

En Derin Sevgilerimizle SEVGÝ DÜNYASI

(4)

Alýnganlýk ve Dargýnlýklar

Dr. Refet Kayserilioðlu

Alýnganlýk ve çabuk darýlma, bazen bir kötü alýþkanlýk

bazen bir kötü huydur.

Her iki halde de

mutlaka deðiþtirilmelidir.

Huy deðiþmez diye yanlýþ bir vargý vardýr.

Huy deðiþir,

ama daha büyük bir

iç savaþý gerektirir.

(5)

ÇABUK KIZAN ve DARILAN

Ýyi iliþkiler içinde olan iki haným arkadaþ, bir gün küçük bir sebepten dolayý darýldýlar. Daha doðrusu birisi, diðerinin bir davranýþýna kýzdý ve alýndý. Bir süre

arkadaþýyla konuþmadý.

Arkadaþýnýn özür dileme- si ve barýþmak için yap- týðý ricalar da onun gön- lünü yumuþatamadý.

Dýþtan barýþýr gibi yaptý, ama gönülden bir türlü affedemedi ve onu tam sevemedi. Halbuki aralarýnda geçen olay, çok küçüktü, o kadar önem verilecek bir þey deðildi. Fakat incinen dost, bunu büyük bir saygýnlýk konusu yap- mýþtý, bir türlü yapýlan davranýþý unutamýyor, hep "Böyle davranýlýr mý?" diye söyleniyor ve arkadaþlarýna dert yanýyordu.

Aslýnda alýnan haným, evinde mutlu deðildi. Eþi tarafýndan yeterince sa- yýlmýyor ve sevilmiyor- du. Bazen de azarlanýyor ve horlanýyordu. Akýllý

ve güzel bir kadýn olduðu halde, bir türlü kendine güvenemiyordu. Çünkü kocasýndan yeterli destek ve övgüyü alamýyordu.

Kocasýndan ayrýlamadýðý için, ona fazla tepki gösteremiyordu.

Arkadaþýnýn saygýsýzlýðý- na gösterdiði aþýrý tepki, bir bakýma kendine hor davranan herkese karþý duyduðu kýzgýnlýðýn bir dýþa vurmasýydý.

Çabuk alýnan ve çabuk kýzan bir baþka haným tanýyorum. Mutlu bir ev- lilik yapmýþtý. Kocasýný çok seviyor ve çok da seviliyordu. Aralarýnda saygýya dayalý köklü bir sevgi vardý. Buna rað- men kocasýnýn küçük bir sözüne veya davranýþýna çabucak tepki gösteriyor- du. Bu aþýrý alýnganlýðýn ve tepkinin temelinde yatan düþünce ve duygu neydi? Bu ailenin ve bil- hassa alýngan hanýmýn davranýþlarýný yakýndan inceledim. Gördüm ki, hanýmda gizli bir

"Ezilme korkusu" var.

Kocasýna, kendisini ezdirmek istemiyor, kim- senin onu ezmesine izin vermemek için, tetikte

bekliyor. Halbuki

kocasýnýn onu ezmek gibi bir niyeti ve tutumu yok.

Tersine onu yüceltmek, geliþtirmek ve yetenek- lerini ortaya koymak için devamlý çaba harcýyor.

Bu duygu kocasýndan kaynaklanamaz. Çocuk- luðunu inceledim. Ýlk yaþlardan itibaren bir direnme ve savunma var.

Anne ve babasýnýn tutum ve davranýþlarý biraz fazla müdahaleci, fazla karýþýcý. Bunun etkisi olmuþtur, mutlaka. Ama ilk aylardan itibaren karþý koyma ve direnmesi var- mýþ. Bu pekâlâ doðum- dan önceki geçmiþ haya- týndan getirdiði bir tepki de olabilir. Herhalde savunma içgüdüsünün fazla abartýlmasý söz konusu burada.

Onun bu aþýrý alýngan- lýk ve tepkilerinden kur- tulmasý için kendi deðer- lerini iyice görmesi ve onlara inanmasý gerekir önce. Sonra bugünkü durumunu ve þartlarýný iyi deðerlendirmesi, sevdiðini, sevildiðini iyi görmesi, kimsenin onu ezmek istemediðini, zaten bunun da mümkün

(6)

olmadýðýný idrak etmesi ve gönlüne sindirmesi gerekir. Elbette çevresinin de ona yardýmcý olmasý, hiçbir þeyi ona zorla yaptýrt- maya çalýþmamasý, bunu þaka için dahi yapma- masý gerekir. O bir takým görevlerini ihmal ediyor- sa, onu baþka metotlarla uyarmak, düþündürmek icap eder. Ama ona daha büyük sevgi, daha büyük içten övgü þarttýr.

ALINGANLIKLARIN SEBEPLERÝ

Alýnganlýklarýn ve çabuk darýlmalarýn temelinde yatan duygu, beðenilmeme, deðer verilmeme, son örnekde olduðu gibi de ezilme korkusu olabilir. Bu korkular ya ailenin yanlýþ tutum ve davranýþlarýn- dan kaynaklanýr. Ya da kiþinin geçmiþ hayat- larýndan getirdiði ters tutumlarýn ve korkularýn çocuklukta giderilemeyip ileri yaþlarda devamý tarzýnda olabilir. Ýnsanlar eksiklerinden ve yan- lýþlarýndan kurtulabilmek için ve tecrübeli, olgun bir kiþi olabilmek için bir çok defalar dünyaya

gelip gidiyor. Ayný ailenin beþ çocuðu olsa, beþinin de ayrý karakteri, ayrý davranýþ ve duygu- larý olur. Bu farklýlýðý aile ortamý meydana getirmemekte, onlar ayni aile ortamýna, farklý, kiþi- lik ve karakterde doð- maktadýrlar. Farklýlýk en baþta genlerin deðiþik oluþundan ve geçmiþ hayatlarýn farklý tekâmül seviyelerinden kay- naklanýyor. Aile ortamý ve toplum bilinçli bir eðitim ve terbiye ile büyük oranda kiþilerde deðiþiklikler yapabilmek- tedir. Daha sonra aile de ve toplum da kiþiye, iyi ne kötü alýþkanlýklar ve huylar kazandýrabiliyor.

Her ne sebepten olursa olsun, alýnganlýðýn teme- linde beðenilmeme, hor görülme, saygýnlýðý kay- betme, deðersiz bulunma korkusu yatar. Kiþi gös- terdiði aþýrý tepkileriyle kendini savunmak ister.

Ama bu tepkiler kiþiyi yüceltmez, çoðu zaman onu daha güç durumlara düþürür. Alýnganlýk bir de kendi deðerinden emin olamamaktan, kendinden kuþkulanmak- tan, yani kendine güven-

ememekten kaynaklanýr.

Kendi deðerlerini kuþku- suz bilen, baþkalarýnýn yargýlarýna ve düþüncele- rine fazla önem vermez, aldýrmaz. "Kim ne derse desin, ben kendimi bili- yorum" der. Alýnganlýðýn ve çabuk kýzmanýn teme- linde bir de tecrübe ek- sikliði, insanlarýn tutum ve davranýþlarýnýn sebep- lerini görememek, yani olgun olamamak yatar.

Olgun insan, olaylarýn ve sözlerin dýþ görünüþüne deðil, iç yüzüne, anlamý- na, söyleyenin ruh halle- rine bakar. Ona göre da- ha hoþ görür ve daha boþ verir olur. Olgun ve tec- rübeli insanlar, dedikodu- lara ve boþ lâflara pek aldýrýþ etmezler. Kendi doðru görüþlerine ve doðru düþüncelerine önem verirler.

ALINGANLIÐI GÝDERMEK GEREKLÝ MÝ ve MÜMKÜN MÜ?

"Alýnganlýktan ne yap- sam kurtulamýyorum. Bu benim huyum olmuþ artýk" diyenler pek çok- tur. Bu, doðru mudur?

Alýnganlýk gerçekten bir huy mudur? Ve huy

(7)

deðiþmez mi? Önce huy nedir? Huy, alýþtýðýmýz tutum, davranýþ ve düþünceleri ruhumuzun tam olarak benimsemesi ve artýk onlarý otomatik olarak yapmaya baþla- masý demektir. Alýþtýðý- mýz þeyler doðru da olur, yanlýþ da olur. Meselâ sürekli olarak, çoðu zaman da gereksiz olarak burun çekenler vardýr. Bu huy haline gelmiþtir, onlarda. Önceleri belki nezleli bir anlarýnda burun çekmeleri gereki- yordu. Sonra bunu alýþkanlýk halinde tekrar etmeye baþladýlar. Çünkü çok yapýlan, tekrar edilen bir þey alýþkanlýk haline gelir. Daha sonra bu huyu, bilinçaltý veya ruh da yapýlmasý gereken bir þeymiþ gibi benimsedi, öylece huy oldu. Artýk onu yapmazsa rahatsýz olmaya, huzursuz olmaya baþlar. Yapmamasý gerek- tiðini düþünse de, çevresi onu ayýplarsa da, yap- madan edemez. Ýradesi etkisiz kalýr.

Alýnganlýk da huy haline gelmiþse durum bunun gibidir. "Alýngan- lýk yapmayayým" dese bile, çevresi "Ne var

bunda alýnacak?" dese de, o alýnmadan ve kýz- madan edemez. Sonra da

"Huyum kurusun" der.

Alýnganlýk huy haline gelmeden, yalnýz bir tu- tum þekli veya bir alýþ- kanlýk iken deðiþtirmek daha kolaydýr. Huy haline gelince deðiþmez diye bir þey yoktur.

Deðiþir, ama daha büyük, daha sürekli mücadele etmek gerekir. O huyu- nun kötü, zararlý, gerek- siz ve mutlaka kurtulun- masý gereken bir þey olduðunu görmek, düþünmek ve kurtulmak için kesin bir karar ver- mek icap eder. Böyle etraflý düþünerek, gö- nülden kesin karar vere- rek yapýlacak sürekli bir iç savaþý ile deðiþmeye- cek hiç bir huy yoktur.

Ama bu iç savaþtan çoðu kiþi kaçar. Kaçmak için bahanesi de hazýrdýr.

"Yapamam, baþaramam, can çýkmayýnca huy çýk- maz" der. "Ýnsan

yedisinde ne ise, yet- miþinde odur." der.

Yenilgiye peþin peþin tes- lim olur. Böyle yapanlar korkaklýðý, uyuþukluðu, tembelliði ve yeteneksiz olduklarýný kabullenmiþ zavallýlardýr. Ýlâhi kanun-

lar, böyle tembelliði, korkaklýðý, uyuþukluðu ve güçsüzlüðü kendile- rine kalkan edenleri hiç affetmez. Onlar her yerde bunun cezasýný çekerler.

"Yapamadým, baþara- madým" demek mazeret deðildir. "Yapmalýydýn, baþarmalýydýn... Aklýn vardý, elin, kolun ve vücudun saðlamdý.

Yapamayýþýn, kendinle cenge girmeyiþinden, tembelliðinden, uyuþuk- luðundandý" derler insana. Tembelliði kim affeder? Kim mazeret olarak kabul eder?

Alýnganlýklar ve çabuk darýlmalar insan için zararlýdýr. Kiþinin çevresiyle kaynaþmasýný ve iliþkilerini bozar.

Kendisi ve çevresi için sürekli bir huzursuzluk ve mutsuzluk sebebi olur.

Öyleyse kötüdür, gerek- sizdir ve zararlýdýr.

Mutlaka deðiþtirilmesi gereken bir tutumdur.

Bu gerçeði iyice gören kiþi, o zararlý alýþkanlýk veya huyundan kurtul- mak için kesin karar verir, sürekli ve hoþgörü- süz bir iç savaþýna girer.

Sonuçta baþarý mutlaktýr ve çok parlaktýr.

(8)

Gülyüzlülerden Ýbretler: 73

Batýda Bilimsel Mucizeler….

Ahmet Kayserilioðlu, Psikolog

üslümanlarýn 150 yýllýk çeviri dönemlerinin kitaplarý ve son- rasýnda 200 yýllýk altýn devirde yazýlanlarýn 12. yüzyýldan baþlayarak Latince'ye çevrilmesi, Batý bili- mini uçuþa hazýrlamýþtý. Ancak 13. yüzyýlda Avrupada üniversiteler kurulurken, gariptir ki ayný yüzyýlda, engizisyon canavarý da meydana salýnmýþtý. Ýhtiyatlý davranmayýp Katolik inancýn tersine konuþanlar, 16.

yüzyýlda Galile gibi ev hapsinde ömrünü tamamlamayý; 1600 yýlýnda Bruno gibi, odun ateþinde yanmayý göze almak zorundaydý.

Üniversiteler yine vardý ama 18. yüzyýl son- larýna kadar oralarda sadece Yunan ve Lâtin dilleri ve ilâhiyat eðitimi veriliyordu neredeyse. Mucizeleri saðlayan bilim adamlarý, genellikle kendi kendilerini yetiþtirmek zorunda kalýyordu.

Mektuplaþarak, zaman zaman biraraya gelip çetin tartýþmalar yaparak usta-çýrak iliþkisi ile bilgilerini paylaþýyorlardý. Tematik Larousse bunun bir örneði olarak ünlü Newton'dan söz eder. Onun bile Cambridge'deki öðrencilik yýllarýnda, ne matematik ne de fizik okumadýðýný kendi

M

(9)

kendini yetiþtirdiðini dile getirir.

Düþünüyorum da, bütün bu engellere rað- men, bilimde yarattýklarý mucizelerden onlara teþekkürlerimizi, kat be kat artýr- mamýz gerçek bir hakseverlik olacaktýr.

Bir dergi yazýsýnda bu bilimsel devrimlerin hepsinden söz etmek kuþkusuz ki imkânsýz.

Çok ünlü kiþilerin birçok alanda birden, insanlýða kazandýrdýklarýný biraz açýklama ile anlatýp diðerlerinin katkýlarýna birkaç kelime ile deðinip geçeceðim.

16. YÜZYIL

* Kopernik (1473-1543):

Polonyalýdýr. Ýyi bir eðitimle hekim olarak yetiþip, hasta tedavileriyle uðraþýrken, esas ilgi duyduðu matematik ve astronomiyi ala- bildiðine inceler ve derin düþüncelere dalar.

Öyle bir zor yolu seçer ki, beþ duyumuzla Dünya'nýn dönmediði aþikâr iken o, tersini düþünmeye baþlar; üstelik ikinci Ýsa gibi, bil- ginlerin ve dindarlarýn taparcasýna sevdikleri Aristo ve izinden giden Batlamyus'la ters düþeceðini bildiði halde. Çünkü beþ duyuyu bir kenara býrakarak, matematik olarak Dünya'nýn döndüðü onun için inkâr ede- meyeceði bir gerçektir. Kitabýný yazar ama çok ihtiyatlý, ölümünden sonra yayýnlanacak- týr. Matematik bilgisi olmayan geniþ halk kitleleri için yazýlmamýþtýr bu kitap. Ama anlayanlar, Dünya'nýn döndüðü savýný, fazla da dile getirmeden kabul etmiþlerdir.

Gelenekçiler ve din ulularý hariç. Reformist Luther ve Calvin'in onun arkasýndan söyledikleri hiç de yenir yutulur deðil…

Martin Luther'in kýnamasý, Kutsal Kitaba dayanýr: "Bu budala, tüm astronomi bilimini

tersyüz etme hevesindedir. Oysa kutsal kitap bize Joshua'nýn yer küresini deðil, Güneþ'i durdurduðunu söyler." Calvin bilgi meleði Cebrail ile ters düþmekle suçlar onu:

"Kopernik'i kim Kutsal Ruh'un üstünde tutabilir?"

Luther'in Kutsal Kitaptan alýntýsý, Musa'dan sonra peygamber olan ve Filistin'e, vadedilmiþ ülkeye Musevileri sokup yer- leþtiren Yûþa peygamberle ilgili. Gerçekten her nasýlsa Tevrat'a girmiþ þöyle bir olay var.

Güya Yûþa peygamber, savaþý tam kazanacakken akþama doðru düþmanýn karanlýk bastýðý zaman kaçacaðýndan kork- muþ, Allah'tan Güneþ'i durdurmasýný dilemiþ.

Hem Güneþ hem Ay, bir gün boyunca yer- lerinde asýlý kalmýþlar. Dünya'nýn çok yerinde gördükleri böyle muhteþem bir olayý yaþayan insanlarýn hiçbirinin, bundan söz etmemesi üzerinde de kimse durmaz. Yine astronomi ile devam edelim.

* Tycho Brahe(1546-1601)

* Kepler(1571-1630):

Çok dikkatli uzay gözlemleri yapýp bunlarý titizlikle kayýtlara geçiren devrin en büyük astronomu Tycho Brahe ve Prag'daki göz- lem evindeki asistaný Kepler de geleceðe önemli miras býrakanlardandýr. Gerçi Kepler'in ustasýnýn o titiz kayýtlarýndan yararlanarak Dünya'nýn, odaklarýndan birinde Güneþ olan elips bir yörüngede döndüðünü 1609'da yazmasý bir devrim niteliðindedir. Bu onu da 17. yüzyýl bilgini saymamýzý gerektirir ama yararlandýðý kay- nak 16. yüzyýla aittir. Astronomiyi yeni bir canlýlýða kavuþturmuþtur. Öyle ki, Güneþ etrafýndaki bütün gezegenlerin dönüþleriyle ilgili bulduðu üç kanun, 50 yýl sonra

(10)

Newton'a çekim kanununu formüle etme þansýný vermiþtir.

16. yüzyýlda Gilbert'in mýknatýs üzerindeki çalýþmalarý da fizikte önemli bir geliþmedir.

Descartes'ýn (Dekart) birbirine dik y ve x doðrularýyla koordinatlarý bularak, cebirsel sayýlarý geometrik ortama taþýmasý, mate- matikte "analitik sistemin" önünü açmasý da önemli bir devrimdir.

17. YÜZYIL

Çaðýmýzýn önemli matematikçi, filozof ve aktivisti Bertrand Russell'ýn bu dönemle ilgili þu sözleri her zaman hatýrýmda: "17.

yüzyýldaki en önemli 100 bilim adamý yaþa- mamýþ olsaydý, bugünkü bilime ulaþmamýz imkânsýzdý."

* Galileo(1564-1642):

O tam bir deneyci. Yaptýðý teleskopla Jüpiter'in dört uydusundan söz edince, "göz- lerin yanýlýyor" dedi arkadaþlarý. Çünkü Aristo bunun tersini söylemiþ. Pisa kulesin- den taþ atmasý falan yok. Ama eðik düzlem- lerle yaptýðý deneylerde, sürtünmesi çok az ortamlarda, yüksekten býrakýlan aðýr cisim- lerin de, hafiflerin de ayný anda yere düþtüðünü görerek bunu ortaya sermesi, onu yine Aristo ile ters düþürdü. Eðik düzlem- lerde kaymakta olan cisimlerin hýzýnýn art- týðý, ivme kazandýðý onun baþka bir buluþudur. Sürtünmesi neredeyse hiç olmayan, çok cilalý yatay bir düzlemde hare- kete geçen bir cismin, ayný hýzla sonsuza ka- dar gitmesini sürdüreceðini, yani eylemsiz- lik prensibini de ilk dile getiren odur. Þimdi sýra çok yaman bir konuya gelir. Kopernik'in matematik kanýtýna o da uyar ve etrafýna da

söyler ama dönmediðiyle ilgili o en eski iti- razlarý, fiziksel gerçek kanýtlar ileri sürerek çürütür. Ýtirazlarýn temelinde, yukarýya attýðýmýz bir topun düþerken arkamýza veya önümüze deðil, yine elimize düþmesi olayý var. Çünkü Dünya döndüðüne göre top eli- mize deðil, geriye veya ileriye düþmeli idi.

Galileo'ye göre Dünya'nýn dönüþ hýzý aynen bizde ve o topta da var. Dünya dönerken o top da ayný bizim gibi Dünya ile birlikte döner onun için baþka yere deðil elimize düþer. Ýtirazcýlarýn, "Dünya dönseydi bulut- larýn arkada kalmasý gerekirdi" sözleri için ayný kanýt yine geçerli. Yerin çekiminden dolayý onlar da bizimle birlikte dönmekteler.

Güneþ'in doðup battýðý, yýldýzlarýn 24 saatte bizim etrafýmýzda döndüðünü de insanlar yanlýþ yorumladýlar. Biz 24 saatte Dünya ile birlikte bir tur döndüðümüz için bize öyle görünüyorlar. Bütün bunlar mantýklý ama Yûþa'ya ters, öyleyse haydi engizisyona.

Neyse ki, tükürüðünü yalayarak ölümünü önledi ama sonuna kadar bir evde hapis yatarak hayatýný noktaladý. Ayný yýllarda yaþayan bilgin Gassendi, yukarý atýlan topun elimize düþmesi olayýnýn bir benzerini terti- pler. Denizde sabit ve yüksek bir hýzla kayar- casýna giden bir geminin direðinin tepesin- den atýlan taþýn, gemi direðinin ötesine beri- sine deðil, dibine düþtüðünü 1641'de Mar- silya'da halkýn huzurunda herkese seyrettirir.

Ayrýca kendisi bir köprüden sarkarak, elinde hareketsiz duran taþý, altýndan geçmekte olan geminin direðinin üstünden býrakýnca geriye düþtüðünü gözlemler. Çünkü artýk bu taþta geminin hýzý mevcut deðildir.

O muhteþem yüzyýlda yaþayanlardan biri de Galileo'nun talebesi Toriçelli. Ýçine hava girmesini engellediði, civa dolu bir metrelik

(11)

çubuðu civa dolu bir tekneye boþaltýnca;

çubuktaki civanýn akarak 76 cm kadar indiðini sevinçle görür. Ve atmosfer basýncý kanununu insanlýða hediye eder.

Harvey'in 1628'de Lâtince olarak yayýn- ladýðý küçük kitapçýk, insan ve canlýlardaki büyük kan dolaþýmýnýn esrarýný kýsmen çözümlüyordu. Küçük dolaþýmda devamlýlýk var. Büyük dolaþýmýn esrarý ise, atardamar- larýn bir yerde sonlanýp, sanki arada baþka bir þey yokmuþ gibi kalýn toplar damarlarla kalbe ulaþmasýydý. Harvey bu ara boþluktaki esrarý tam çözebilmek için, canlý hayvan kalpleri üzerinde gözlemler yaptý. Kafasýnda dolaþýmýn dairevi olmasý fikri iyice pekiþti.

Mikroskop bulunduktan sonra Malpigi, atar ve toplar damarlar arasýndaki kýlcal damar- larý gözlemledi ve Harvey'i onaylayarak esrarý ortadan kaldýrdý.

1614'de J. Napier'in logaritmayý bulmasý da matematikte önemli bir adýmdýr. Geçmiþ yýllarda mühendislik eðitimindeyken kul- landýðým hesap cetvelleri ancak logaritmik prensiplere göre hazýrlanabilirdi.

* Newton(1642 - 1727):

Veba salgýnýndan dolayý okumakta olduðu Cambridge Üniversitesi 1665-1667'de, iki yýl kapalý kaldý. Newton büyüdüðü çiftlik evine döndü. Kendisi ile baþ baþa iken o kadar önemli buluþlar yaptý ki, bugün onu haklý olarak bütün çaðlarýn en büyük bilim adamý diye tanýmlarlar. Ýçine kapalý, göste- riþten uzak kiþiliðinden dolayý buluþlarýný ancak 20 yýl sonra açýða vurmuþtur. Bunlar üzerinde kýsaca duralým: Güneþ'ten gelen beyaz ýþýðýn 7 renkli olduðu onun buluþudur.

Kendisini anlatýrken "Ben devlerin omuzuna

basarak buluþumu yaptým" der. Bu gerçeðin tam kendisidir. Elmanýn yere düþtüðünü hepimiz biliriz. Lâkin Kepler'in Güneþ Sis- temi ile ilgili üç kanunu olmasaydý, çekim kanununu bulamazdý. Bütün maddelerin bir- birini çektiðini anlamýþtý ama matematik olarak formüle etme Kepler'in buluþlarý ýþýðýnda olmuþtu. Çekimin cisimlerin kütleleri ile doðru orantýlý, aralarýndaki mesafenin karesiyle ters orantýlý olduðuyla ilgili çok önemli buluþu, 19. ve 20. yüzyýl- larda bile Neptün ve Plüton'un bulunma- sýnda ön haberci olmuþtu. Galileo'nun çalýþ- malarýndan yararlanarak okullarda öðrendiðimiz Newton'un üç hareket kanununu bulmasý da çok önemlidir.

Cisimlere uygulanmakta olan kuvvetin küt- leyle ters orantýlý olarak hýz artýþýna yani ivmeye sebep olduðu, etkinin tepkiye eþitliði prensipleri fiziðe hýz vermiþtir.

Newton'un ve Leipniz'in birbirinden habersiz olarak neredeyse ayný yýllara rast- ladýðýndan sonradan çok tartýþmalara neden olan buluþlarý da çok önemlidir. Bu buluþlarý, þimdi bizim türev ve integral diye isim- lendirdiðimiz analizin, en küçükler matema- tiðinin esasý olmuþtur. Kabataþ Lisesi, son sýnýf fen bölümünde öðrendiðimiz zaman çok hayran olmuþtum. Bir fonksiyondaki y ve x deki artýþlarý neden birbirine bölüyorlar ve paydasýný neden sýfýra doðru limitliyorlar, düþünüp duruyordum. Çünkü bulunan türevin ve onun tersi integralin sayesinde, geometrideki ve fizikteki en önemli sorun- lara net cevaplar veriyordu. O günlerdeki bir konferans bu sorularýmý aydýnlatmýþtý:

Zamana baðlý hareket denklemlerinde ani hýzý bulmak için, kuþkusuz yoldaki artýþlarý zamandaki artýþlara bölüp paydayý sýfýra

(12)

ötelemek gerekiyordu. Newton'un türevi, top atýþlarýndaki ani hýz sorununu çözmek için bulduðu söylenir. Sanýyorum Leipniz, geometrik þekillerdeki teðet problemini çözmek için türevi bulmuþtur. Þimdi bize düþen her ikisinin de önünde saygý ile eðilip teþekkür etmektir.

17. yüzyýlýn en önemli bilim adamlarý üzerinde tek tek durmak kitaplara sýðmaz.

Þimdi sadece bunlardan bazýlarýnýn isimleri ve buluþlarý üzerinde kýsaca duracaðým.

Newton ýþýðýn parçacýk olduðunu söylerken, Huygens, ýþýðýn dalga teorisini oluþturdu. Þimdi her ikisini de onaylýyoruz.

Gassendi maddenin atomsal yapýsý üzerinde durdu. Kimyacý ve fizikçi Boyle, Mariot'la birlikte gazlarýn hacim ve basýnçlarý arasýn- daki ters orantýyý, yani sýkýþtýrýlarak hacmi azaltýlan gazlardaki, ayný orandaki basýnç artýþýný deneylerle buldular.

Matematikte sonsuz seriler, negatif ve kesirli üsler üzerine derin çalýþmalar, yüzyýlýn ortalarýndan itibaren o dönemdeki hem matematikçi hem filozof olan kiþilerin uðraþtýðý konular oldu.

Pascal, 1642'de bir hesap makinesi yaptý.

Binom teorisinde, Pascal üçgeni denilen karakteristik hesaplamayý yaptý. Sývýlarýn kararsýzlýðý, basýncý hakkýnda kitap yazdý.

1654'de matematikteki ilk olasýlýk kuramý da Pascal'a aittir.

Leeuwenhoek'in bulduðu mikroskop ile biyologlar hücre kuramýný oluþturdular.

Birçoðu da canlý ve cansýzlarýn küçük parçalardan oluþtuðu üzerinde durdu.

18. YÜZYIL

18. yüzyýlda Black, Priesley, Cavendish ve Lavoisier'in araþtýrmalarý ile modern kimyanýn temelleri atýlmýþtýr. Galvani ve Volta'nýn çalýþmalarý da elektriðin bulunuþundaki ilk büyük adýmlardýr.

Kimya çalýþmalarý ile oksijen gazý elde edilmiþtir. Kütlenin korunumu yasasý ortaya konmuþtur. 1770'de Lavoisier'nin: "Hiçbir þey yoktan var edilemez; var olan hiçbir þey de yok edilemez" diye atasözü haline gelmiþ kuralý, gerçekten sonraki yüzyýllarda her bi- limsel çalýþmada aynen onaylanmýþtýr.

Çaðýmýzdaki "Büyük Patlama" teorisinde bütün evrenin enerjisini içinde taþýyan zer- relerin patlamasýyla her þeyin meydana geldiði söylenir. Bu, zihinleri hâlâ kurcala- maktadýr. Çünkü patlamanýn hýzýnýn, milyon kere milyondan az veya fazla olmasý duru- munda bugünkü evren asla oluþamayacaktý.

Çünkü patlayan zerrelerin hiç daðýlmaya- caðý, topak olarak kalacaðý veya birbirinden ayrýlýp daðýlýp gideceði hesaplanmýþtýr. O ilk patlayan zerreler önceki evrenlerden kalmýþ bile olsa hepsinden önceki ilk evrenin varoluþu, "hiçbir þey yoktan varedilemez"

kanununa aykýrýdýr. Öyleyse maddenin ötesinde zaten yaratmýþ olduðu madde ve zaman kanunu ile sýnýrlandýrýlamayan, bizim yetersiz aklýmýzla anlama sýðdýramaya- caðýmýz hep var olan Yüce bir Yaratýcýyý düþünmek hiç de zor olmasa gerek. Sudan cevaplarla geçiþtirilemeyecek, varoluþa ve yaþama anlam katan çok önemli ve bilimsel bir inançtýr bu!...

1761'de Ýsviçreli matematikçi Lambert, daire hesaplarýnda kullandýðýmýz 3,141 diye

(13)

kullandýðýmýz "Pi" nin irrasyonel, yani son- suza kadar hiçbir kurala tabi olmadan deðiþik rakamlarla yazýlan bir sayý olduðunu ispat- ladý. Karekök 2 ve karekök 3 gibi sayýlar da böyle idi. Ama onlardan ayýrmak için 1842 de "Pi'nin" "Üssel" olduðu kanýtlandý.

Bernoulli kardeþler, 17. yüzyýlýn sonundan itibaren günümüze kadar büyük bilim insan- larý yetiþtiren bir ailenin fertleridir. 18.

yüzyýlda yaþayan Johann'ýn matematiðe katkýlarý aðabeylerininki kadar önemlidir.

Onun oðullarý ailenin matematik yönünü deðiþtiren kiþiler olarak anýlýr. Onlar hidro- dinamik üzerine eserler yazmýþlardýr.

* Euler(1707-1783):

18. yüzyýlýn, hattâ tüm zamanlarýn en üretken matematikçisidir. 1741-1776 yýllarý arasýnda büyük Frederick'in özel korumasý altýnda Berlin Akademisi'nde, sonra da Çari- çe Katerina'nýn davetlisi olarak Rusya'da idi.

Yaþamý boyunca 530 kitabý çýktý. Farklý zamanlarda yavaþ yavaþ görme duyusunu kaybettiði halde çalýþmalarýna ara vermeyen örnek bir insan olarak yaþadý. Günümüz trigonometrisini, anlaþýlmasý kolay þekilde düzenleyen odur. Cebirde, türev ve integ- rallerde benzeri kolaylýklarý saðladý. Eðriler ve yüzeyler denklemlerini öyle geniþ araþtýrdý ki, "ilk analitik geometri kitabý onundur" denir oldu. Diferansiyel denklem- ler kuramýný da, yeni buluþlarla düzene koyan odur. Euler denklemlerini hidrolik, gemi yapýmý, topçulukla ilgili kitaplarýný da hazýrlayarak, çaðýnýn ve sonraki yüzyýllarýn iyi bir öðretmeni oldu. Bu yüzyýlda Lagrance ve Laplace'ýn da matematiðe unutulmaz katkýlarý olmuþtur. Ancak yüzyýlýn sonuna doðru bazý öncü matematikçilerde, "artýk

yapýlacak bir þey kalmadý" diye bir üzüntü ve tükeniþ yaþanmaya baþlanmýþ, Lagrance bir süre için matematiði býrakmýþtý.

Ancak sonraki yüzyýllarda matematiðin deðiþik alanlarýnda yeni buluþlar 20. yüzyýlýn sonuna kadar yepyeni matematik alanla- rýnýn oluþturulmasýyla, akla hayale sýðmaya- cak yepyeni bir matematik dünyasý yaratýlmýþtý.

Bu yüzyýlda astronomide de büyük atýlým- lar olmuþtu. Bunlarý Tematik Larousse'dan alýntýlýyorum: "18. yüzyýlýn ikinci yarýsýnda, Alman kökenli, Ýngiliz Astronom William Herschel, Güneþ Sisteminin, gökyüzündeki görünür izi Samanyolu olan çok büyük bir yýldýz kümesinde yani gökada içinde yer aldýðýný ortaya koymayý baþardý. Çeþitli doðrultularda yapýlan yýldýz sayýmý sonunda, gene bu bilgin 1785 yýlýnda, gökadanýn yapýsýna ve yassý biçimine iliþkin ilk betim- lemeyi bile yaptý. Ayrýca burada Güneþ'in iþgal ettiði çevresel konumu açýkladý.

Herschel'in yanýsýra Ýngiliz Thomas Wright gibi bilim adamlarý ve Alman Immanuel Kant gibi bazý filozoflar da, bizim gökadamýzýn tek baþýna evreni oluþtur- madýðýný ve uzayýn benzer sistemlerle dolu olduðunu sezinlediler."

19. YÜZYIL

Bu yüzyýla adým atarken önce, biri anlaþýl- madan ve deðerlendirilmeden 21 yaþýnda düelloda ölen bir Fransýzdan, bir diðeri de ayný tarihlerde benzer durumlarda yaþayýp 27 yaþýnda sefalet içinde ölen bir Norveçliden söz edeceðim. Her ikisinin de matematikte devrim yaratan büyük buluþlarý yaþamlarý noktalandýktan sonra anlaþýlmýþtý.

(14)

* Galois(1811-1832)

* Abel(1802- 1829)

Kitaplar okuyarak matematiðe dehâ dere- cesinde yatkýn muhakemesiyle önemli buluþlar yapan Galois'in yaptýklarý anlaþýl- madýðýndan, üniversiteye iki baþvurusu da olumsuzlukla sonuçlanmýþtý. Ama o yýl- mamýþ, çalýþmalarýný sürdürmüþtü. 1830 yýlýndaki siyasi olaylarda yanlýþ tarafý seçtiðinden, aylarca hapiste yaþamýþtý. Orada da durmamýþ, bütün bilgisini kaleme alýp yakýn arkadaþýna býrakmýþtý. Biliyordu ki, hapisten kurtulunca düelloda ölüp gidecek.

Miyoptu ve deneyimi yoktu. Ve öyle de oldu.

Arkadaþýna sýkýca tembihlerde bulundu. O devrin en büyük matematikçilerinin isimleri- ni vererek, yazdýklarýný onlara vermesini söyledi. Verildi ama onlardan da bir ses çýk- madý. Ancak 50 sene kadar sonra bu yazýlara ulaþan parlak zekâlý bir matematikçi bunlarýn devrimsel deðerini anlayýp yayýnladý. Ve ancak o zaman deðeri herkesçe onaylandý.

Teorisyenin önemini anlamak için, biraz geri yýllara uzanmamýz gerek. Müslümanlar ancak x kareli, yani ikinci derece denklem- lerin katsayýlarýný kullanarak çözümünün formülünü bulmuþlardý. Avrupa'da ise, 17. ve 18. yüzyýllarda x küplü ve x üzeri 4'lü denk- lemlerin formülleri büyük uðraþlarla bulun- du. X üzeri 5 ve ötesi için çok çalýþtýlar ama nafile. Norveçli Abel, Galois teorisine ben- zeyen yöntemlerle, beþinci derece denklem- lerin katsayýlarýný formüle ederek çözüle- meyeceðini kanýtladý. Matematikte aykýrý þeylerin bulunmasý da önemliydi. Bundan dolayý sayýlarýn kareköklerinin pek çoðunun ve pi sayýsýnýn irrasyonelliði ya da üssel olduðunun ispatý da ayný derecede önemlidir.

Ancak Abel'in teorisi sadece 5. derecenin çözümsüzlüðünü kanýtlýyordu. 6. ve sonraki-

lerin deðil. Ýþte Galois'in hapiste yazdýklarý yani modern cebir ve geometrinin anahtarý olan gruplar teorisine dev adýmlar attýran buluþu, bu soruya da cevap veriyordu. 5 dâhil, sonraki bütün denklemlerin kat- sayýlarýný kullanarak çözülmesi imkânsýz.

Yüksek matematikçiler bu buluþlardan diðer pek çok matematik sorusunun cevaplarýný bulup bilgilerini derinleþtirdiler.

* Gauss(1777-1855):

Bir Alman dükü onun dâhi bir çocuk olduðunu anlayýp eðitimini üstlenmiþti.

Ünlü Göttingen üniversitesinde okudu.

Doktorasýndan sonra 1807'den ölümüne kadar ayný üniversitede profesör ve astrono- mi gözlemevinin yöneticisi olarak sessiz, sakin bir hayat sürdü. Siyasi ve bilimsel çekiþmelerin hep kenarýnda oldu. Yalnýz matematikte çok üstün buluþlarýnýn itiraz- larla canýný fazla sýkmamalarý için ancak bir kýsmýný yayýnladý. Hem uygulamalý hem saf matematiði bütün derinlikleriyle kavramýþ, astronomiyle de ilgilenmiþti. Cebirin temel teoremi denilen "n dereceli" gerçek sayý kat- sayýlý denklemlerin "n kökü" olduðunu kanýt- ladý. Önceki yüzyýllarda üzerinde çok uðraþýlmasýna raðmen bu, kanýtlanmamýþ olarak ortada duruyordu. Daha sonraki yüzyýllarda integralde özel buluþlar yaptý.

Serilerin yakýnmasýyla ilgili ilk sistemli araþtýrmayý yapan odur. Eksi sayýlarýn karekökleri olmadýðý halde, karekök -1'i imaginer anlamýndaki i'ye eþitleyerek;

gerçek sayýlarýn yanýna içine i'yi de katarak oluþturulan, kompleks sayýlarýn hem cebirini hem de aritmatiðini oluþturdu. Yerin manyetikliðinin matematiði üzerinde de çok yazýlarý oldu. Buna benzer bazýlarýný yayýnla- madýðý çok konu, sonradan mektuplarýnda

(15)

ve býraktýklarýnda ele geçirilince matema- tikçiler define bulmuþ gibi oldular.

Tasarý geometriyi bulan, Fransa'daki en büyük üniversitenin müdürü Monge ve öðrencisi Poncelet ve Amper gibi pek çok matematikçi geçmiþte eksik kalmýþ konularý bütünleyerek aydýnlýk saçtýlar. Amper, 1820'- den sonra elekromanyetikliðin öncüsü oldu.

Fourier de 1822'de bir kitabýnda ýsý iletken- liðinin matematiksel kuramýný ortaya koydu.

Jacobi, Silvester, Hamilton da o dönemde yüksek matematikte önemli ürünler verdiler.

19. yüzyýlda her alanda büyük bilim adamlarý ortaya çýktý. Çünkü yönetimin baþýndakiler, savaþlarda bilimsel buluþlarýn çok önemli olduðunu anlayýp artýk onlarý destekliyorlardý. Bu yüzyýlýn ortalarýnda dörtten daha çok boyutlu geometri üzerinde durulmasý, fizikteki standart teoriden ayrý olan sicim teorisinin 11 boyutlu evren düþüncesine ýþýklar serpmiþtir. 20. yüzyýlda Kuantum fiziðinde Heisenberg kendisinin

"belirsizlik teorisini" tamamlamak için, ayrý bir matematiði öðrenmek zorunda kalmýþtý.

Gerçekten matematik olmadan, bilimlerde ötelere varýlamayacaðýnýn bir kanýtýydý bu.

19. yüzyýlýn ikinci yarýsýndaki en büyük Fransýz matematikçisi Sorbonne profesörü Poincare, kendi çalýþmalarý ve buluþlarýnýn ötesinde herkesçe anlaþýlabilir kitaplarýnda, modern matematiðin problemlerinin genel bir kavrayýþýný anlatýyordu. Bu tutum, 20.

yüzyýlýn her branþýndaki bilim adamlarýnýn deðiþmez bir âdeti oldu. Bu yazýmý 19.

yüzyýlla sonlandýracaðým. Bu nedenle 20.

yüzyýlý anlamak için o kitaplara ulaþýlmasýný öneririm.

19. yüzyýlda Öklid'in düzlem geo- metrisinin tamamen dýþýnda küresel geometri ortaya konmuþtu. Riemann (1826 - 1866) hipotezinden söz etmek istiyorum. Artýk üçgenimiz düz kaðýda deðil, küre üzerine çizilen bir üçgen. Hepsi geniþ açýlý, toplam- larý da 180 den fazla. Ýki nokta arasýndaki en kýsa yol, artýk cetvelle çizilen bir çizgi deðil, küresel bir yay. Buna göre oluþturulan matematik, Dünyamýz dâhil uzaydaki her cisim küresel olduðundan uzayýn matema- tiðinde kolaylýklar saðlýyor. Bundan dolayý artýk genç matematikçiler tarafýndan çok benimseniyor.

Þimdi elektrik, elektromanyetik, teknoloji ve bilimle insanlýðýn yollarýný açan iki öncü bilim adamý ve Darwin'den söz ederek, 19.

yüzyýlý noktalýyorum.

* Faraday(1791-1867):

Manyetik bir ortamda tel bobinlere, barajlarda su gücü ile veya termik enerjiyle bir dönüþ veriyoruz. Böylece de haraket enerjisini elektirik akýmýna çeviriyoruz.

Bunun ilk basit deneysel örneklerini düþü- nen ve ortaya koyan Faraday'dýr. Sonradan oluþturulan dinamolarýn ve alternatif akým cihazlarýnýn esasý da Faraday'ýn ortaya koyduklarýdýr.

* Maxwell(1831 - 1879):

Elektromanyetik akýmlarýn ayný fotonlar gibi ýþýk hýzýyla gittiðini görerek, bu akým- larýn da ayný aileden olduðunu buldu.

1871'deki kitabý elektrik, manyetizim ve optik konularýnda tüm bilgileri içeriyordu.

Einstein'in 1905'deki özel; on yýl kadar son- raki "genel rölavite" teorisinin oluþmasýnda Maxwell denklemleri çok yarar saðlamýþtýr.

(16)

Einstein'in bu teorilerine, ayrýca Michelson ve Morley'in birlikte yaptýklarý deney sonuçlarý da yardým etmiþti. Bu deneyde, Dünya'nýn dönüþ yönüne ya da tersine gön- derilen ýþýk akýmlarýnýn hýzýna, Dünya'nýn dönüþ hýzýnýn zerre kadar etkili olmadýðý anlaþýlmýþtý. Yani modern fizikte öðrendiðimiz hýzlarýn birbirine eklenmesi kanunu ýþýk için iþlemiyordu.

* Darwin(1809 - 1882):

Þimdi bile yandaþ veya karþýtlarý arasýnda sýk sýk tartýþýlan Darwin'in teorisi üzerinde çok kýsa duracaðým. Türlerden, genetiðinde deðiþiklikler yaparak, daha geliþmiþ türler oluþtuðuyla ilgili ana tezine katýlýyorum.

Ancak tesadüflerle deðil, bizim gen mühendislerinin biyoteknik müdahalelerle, domuz insülininden insan insülinini oluþtur- malarý gibi. Yani hem Darwin kuramý hem de akýllý tasarýmcýlar iþ baþýnda.

Parapsikolojide "Doða ruhlarý" gibi söyle- negelen þeyler boþuna deðil. 19. yüzyýlýn ikinci yarýsýnda yani Darwin'in yaþadýðý dönemlerde en üst düzeydeki bilim adamlarýnýn yaptýklarý parapsikolojik deneyler, ruhsal âlemin madde üzerinde muazzam ve bilinçli etkileri olduðunu apaçýk ortaya koyuyordu ve elde ettikleri sonuçlarý yayýnladýlar da. Ayrýca yüzyýlýn sonuna doðru Lamark'ýn ve Darwin'in sandýðýnýn ter- sine vücuttaki soma hücrelerindeki deðiþik- liklerin soya geçmediði, ancak üreme hücrelerindeki deðiþikliklerin soya geçtiði açýkça ortaya konmuþtur. Yani zürafalarýnýn boynunun yukarýdaki yapraklara uzana uzana büyüdüðü bugün bir efsaneden ibaret- tir. Darwin'in de itiraf ettiði gibi "yarým göz iþe yaramaz". 530 milyon yýl önceki Kambrien Döneminde öncesinde hiçbir þey

olmadan 10 milyonluk çok kýsa bir dönemde þimdiki zamanýmýzdan daha fazla türlerin nasýl oluþtuðu da hâlâ çözülememiþtir.

Biyologlarýn "Kambrien Patlamasý" dedikleri bu olayý tasarýmý hesaba katmadan açýkla- maya çalýþmak boþunadýr.

19. yüzyýldaki Batý bilimine burada son ve- riyorum. Ancak þu içinde yaþadýðýmýz gün- lerin yani 20. yüzyýl matematiðindeki akýl almaz geliþmeyi anlamak için Lütfi Göker'in

"Matematik Tarihi" kitabýnýn 46. sayfasýndan þu paragraflarý alýntýlamak istiyorum:

"Günümüz matematiði 544 ayrý bilim dalýna ayrýlmýþtýr. Bunlardan sadece birkaçý hakkýn- da yeterli bilgi sahibi olabilcek ebir matem- atikçi düþünülemez. Matematiðin herhangi bir dalýnýn iyice bilinmesi dahi, bir matema- tik dehânýn bütün ömrünü meþgul edebilir.

Çünkü matematik 300 yýldýr hýzla geliþmek- te ve ayný zamanda da çok deðiþik ve geniþ konularý içermektedir... Son elli yýl içinde keþfedilenler, insanlýðýn varlýðýndan günü- müze kadar binlerce yýl içinde ortaya konan- lardan kat kat daha fazladýr."

TOPYEKÛN

YOK OLMAMAK ÝÇÝN!...

Fizik, Kimya, Biyoloji, Astronomi gibi bilim alanlarýnda Müslümanlardan itibaren Batýlýlarýn da bu büyük bilimsel buluþlarýyla hepimizin hayatý kolaylaþtý, bunu her gün yaþamaktayýz. Evet bunlarý ortaya koyan bilim adamlarýnýn hepsine elbette teþekkürler borçluyuz ama…..

Evet "ama" demek zorundayým. Aklýmýzý olabildiðince çalýþtýrarak bu buluþlarý yaparken gönlümüzü de ele alýp onu

(17)

deðiþmeyen ahlâk kurallarýnda geliþtirip, arýttýk mý? Yoksa tamamen ilgisiz mi kaldýk bu konulara?!... Yok etmekte olduðumuz çevremiz, insanlar ve devletler arasýndaki büyük gelir farklarý, atom bombasýyla Japonya'da yýkýma ve ölüme gönderilen iki þehir, insanlýk olarak felâketlere doðru git- tiðimizin örnekleri deðil mi?!.. 1960'lardaki Küba krizinde karþý karþýya gelmek üzere olan, hidrojen bombasýna sahip en büyük iki devlet, tüm dünyanýn yüreðini aðzýna getir- miþti. Kuzey Kore gibi, halkýný doyurmaktan aciz küçük bir ülkenin, nükleer silâh taþýyan balistik füzelerle tehditler savurmasý, iþler böyle giderse gelecek nesillerin yaþayacak- larýndan insanlýk olarak endiþe duymamýzý gerektirmez mi?

Bizi sevgisinden vareden Yüce Allah'ýmýz elbet yine yardým elini uzatýp, gökte olduðu gibi yerde de O'nun ahlâk kurallarýna göre yaþamamýz için bizleri yeniden aydýnlatacak- týr. Ama uygulayýp uygulamamak yine biz insanlara kalmýþtýr. Çünkü yaratýlýþýmýzdaki temel kural sadece budur. Özgür irademiz var, davranýþlarýmýzda serbestiz ama sonuçlarýndan da alabildiðine sorumluyuz.

Gönül eðitiminin kurtuluþumuz için vazgeçilmez bir çare olduðuna inanan insan- larýn hattâ kurumlarýn sayýsý hýzla artýyor.

A.B.D'de kendilerini çevreyi korumaya adamýþ bilgili, çalýþkan, iyi insanlar her yýl State of the World (Dünyanýn durumu) ile ilgili kitap yayýnlarlar. Geçmiþ yýllarda daha çok alternatif enerji kaynaklarý ve çevre sorunlarýyla ilgili yazýlarla doluydu yýllýklar.

En son çýkan 2017 kitabý ise tamamen çocuk- larýn ve gençlerin karakter eðitimi ile ilgili bilgilerle dolu. "Sorunlar belli ama herkes

çözümü karþýsýndan bekliyor" diyerek ancak gönül eðitimiyle dünyanýn kurtulacaðýna inandýklarýný kitabýn önsüzünde açýklýkla dile getiriyorlar.

Bizim Celselerimiz'in baþladýðý ilk ayda rehber varlýðýn þu uyarý ve müjdeleri üzerinde derinliðine düþünmeliyiz:

"Kavgalarýnýzý çoðalttýnýz, kendinizi yal- nýz zannettiniz, kâinatý unuttunuz. Sizi çok yakýn duyanlar var. Hayrýnýza, kâinatýn hayrýna size yardýmcý olacaklar. Sizi doðruya, salime götürecekler. Onlar vazife aldýlar."

Bilimdeki ve teknolojideki bütün geliþmelere raðmen þimdi bir "bunalým çaðýnda" yaþamamýzýn nedeni, geçmiþ yýllar- da Tarabya Otelinde yaptýðýmýz misafir celsesinde Rehber Varlýk tarafýndan açýkça þöyle ortaya konmuþtu:

"Ve biliniz ki, insan sýkýntýdadýr. Ve bili- niz ki, þimdi gönüllerde yer eden O'nun dilediðinden baþkadýr da, ondandýr hep sýkýntý ve ondandýr hep böyle ayrý ayrý, bölük bölük toplanmak. Ve iþte ondan yalan ortada. Ve iþte ondan kavga her zaman var.

Ve iþte ondan düzen böyle bozuk. Böyle gidecekse, böyle duracaksa her þey yerinde, size ve kardeþlerinize ne yazýk!..."

Rehber Varlýðýn bu uyarýlarýndan kesin- likle anlaþýlýyor ki, bizi Sevgisinden Vareden'in gerçek dileði olan: Ýyilik, Doðruluk, Çalýþma, Bilgi ve Sevgide birleþip bir olursak, topyekûn yok olmak- tan ancak o zaman kurtulabiliriz. Baþka çaremiz yok!…

(18)

Beþ Basamak

Güngör Özyiðit, Psikolog

Yükselmenin merdiveni

beþ basamaklýdýr:

Doðruluk, Ýyilik, Bilgi,

Çalýþmak ve Sevmek.

Bizim Celselerimiz

nsan özgür seçimlere baðlý olarak yaptýðý davranýþlarla hem kendi geleceðini belir- ler, hem de diðer insanlarý olumlu ya da olumsuz yönde etkiler. O nedenle insan, kendine ve baþkalarýna karþý sorumlu bir varlýk konumundadýr.

Yine bu yüzden, aldýðý ahlâki kararlar ve yaptýðý uygulamalar önemlidir.

Özgün tercihlerde bulunma, davra- nýþ biçimlerinden birini diðerine yeðleme ve o yönde davranýþlarda bulunma serbestisi sorumluluðun baþ koþuludur.

Ýnsan öyle veya böyle bir davranýþ- ta bulunmak zorunda olduðundan, özgürce seçimler yapmasý hem gerekli

Ý

(19)

hem de kaçýnýlmazdýr. Ancak Kant'ýn dediði gibi bu gereklilik, içinde birçok imkâný içerir.

Kimse etik (ahlâka iliþkin) sorunlar- dan ve sorumluluktan kaçamaz ve bu konuda tarafsýz olamaz. Çünkü yaþýyor olmak ahlâki bir tavýr takýnmakla ve tercihlerde bulunmakla eþ anlamlýdýr.

Yaþarken yaptýðýmýz seçimler, dikkate aldýðýmýz deðerler, seçimle- rimize yön veren ilkeler bizim hayat görüþümüzü, yaþam stilimizi oluþturur.

Bu inanýp baðlandýðýmýz ilkeler tüm yaþantýlarýmýza rengini verir, damgasýný vurur.

Burada iç dünyamýzý biçimleyen etik ilkeleri, deðerleri benimseme, onlarý inanç haline getirme sürecinde akýl ve mantýðýmýz, insanlarýn düþünerek bul- duðu veya insanlara bildirilen doðru, bozulmaz esaslar bize kýlavuzluk eder.

Bilim alanýnda insan yöntemli akýl yürütmeyle doða yasalarýný bulmaya çalýþýrken, ahlâki yönde akýl yürüt- tüðünde doðru ve iyi eylem biçimlerini bulmayý amaçlar. Ahlâk doðasý gereði eyleme yönelik bir etkinliktir. Ahlâka

"pratik akýl" denmesinin bir nedeni de bu olsa gerek.

Ahlâkýn akýlla doðrudan iliþkisi olmasý, insanýn ahlâki yönden eði- tilebilir olduðunu gösterir. Ve bu eðiti- mi yapacak kiþinin kendisinin özendiri- ci bir örnek, rol model olmasý gerekir.

Böyle bir eðitim 'istenilen davranýþlarý

kazandýrma'yý deðil, 'kiþilerin insanlaþ- masýna yardýmcý olmayý' amaçlar.

Ýnsan olmanýn bilgisi ise, insanýn ne gibi yapýsal olanaklara sahip olduðu- nu ve bu olanaklarýnýn her birinin deðerini bilmesi, o yönde bilinçlen- mesi demektir.

Kiþi bir yandan kendi özünü gerçekleþtirirken, kendini geliþtirip yükseltirken bir yandan da baþkala- rýnýn yücelmesine yardýmcý olmasý ve bunu fazla geciktirmeden yapmasý gereklidir.

Ýnsan, yaþamýna yön veren ilkeleri seçerken inanç ve tutumlarýný belir- lerken çok dikkatli olmalý, doðru seçimlerde bulunmak için saðlam kriterler (ölçütler) kullanmalýdýr.

Çünkü Aristoteles'in de belirttiði gibi, sürekli yaptýðýmýz þey neyse, biz o'yuz. O halde mükemmellik bir eylem deðil, bir alýþkanlýktýr.

Ýyi alýþkanlýklar edinmek ve kötü alýþkanlýklardan kaçýnmak ahlâkýn özünü oluþturur.

Þu ölçütler doðru ilkeleri sapta- mamýzda bize yardýmcý olabilir. Bir davranýþ bilgisi eðer akla ve mantýða uyuyorsa, tanrýsal buyruklarla bað- daþýyorsa, uygulandýðýnda huzur ve mutluluk veriyorsa, taraflara yarar saðlýyorsa, insaný kötülüðün zararlarýn- dan koruyor ve yükseltiyorsa, sevgiye yol açýp birliðe götürüyorsa, o bilgi veya ilke benimsenip inanýlmaya ve uygulamaya deðerdir.

(20)

MERDÝVEN METAFORU

Yükselmenin beþ basamaklý merdi- veni, yükselme yolunda olan bizlere en saðlam etik temeli ve en doðru

davranýþ formülünü sunmaktadýr. Öyle ki, beþ duyu organýmýzla farkýna vardýðýmýz algýlara, beþ esasý benim- seyip uygulama yoluyla yeni algýlar ekleyeceðimizi bildirerek ilkelerimize, beþe beþ, matematiksel bir kesinlik ve paralellik kazandýrmaktadýr. Öylece gerçeði bütünlemekte, bizi yuvarlaðý tam görmeye hazýrlamaktadýr.

Metafor (mecaz) henüz iyi bilinmeyen bir þeyi, iyi bilinen bir þeye benzeterek onun yardýmýyla anlaþýlmasýný kolaylaþtýrmaktýr. Beþ basamaklý merdiven metaforu doðru- luk, iyilik, çalýþma, bilgi ve sevgi olarak o beþ esasýn yükseltici olduðunu, mantýklý bir sýralama içinde bulunduðunu birbirine baðlý bir biçimde birlikte bir bütünü oluþturduðunu gösteriyor. Bu yük- selme yolu yukarýya doðru merdivenle somutlanarak, basamaklar aþaðýdan yukarýya sýralanýr. Ýlk dördü 'Erdem' olup beþincisi, yani sevgi 'Kutsal'ýn alanýna girer.

Yükselmenin merdiveni beþ

basamaklýdýr; Doðruluk, Ýyilik, Bilgi, Çalýþmak ve Sevmek. En üst basamak da en kýymetli basamak: Sevmek.

Davranýþlar düþünceden doðduðuna göre, önce düþüncede doðruyu bulmaya

çalýþmak, bunun için gerçeði her þey- den fazla sevmek gerekiyor.

'Doðruluk' bizi en kestirmeden gerçeðe götürüyor. Doðruda olan tanrýsal bir þemsiye altýnda korunuyor, korkudan kurtuluyor. Doðruluk insan için güvenilir bir kimlik kartý oluyor.

Doðrulara üstün bir yardýmla destek olunuyor ve onlar güçlü kýlýnýyor.

Yine doðrular 'hak' sýnýrlarýna saygý duyuyor, hakký çiðnemekten sakýnýyor. Öylece doðruluk adalete bakan yüzüyle bizi haksýzlýk yap- maktan koruyor. Sevdiklerimizden vererek paylaþma yönüyle iyiliðe yol açýyor. Doðruluðu dürüstlükle birleþtirerek her hâl ve koþulda yararlýlýðý gözeterek ustaca uygu- lamalarda bulunuyor. Doðruluk, yapanýn ve herkesin yararýna, yükseltici yönde eyleme dönüþtü- ðünde "iyilik" adýný alýyor. Her deðer en baþta doðruluk sayesinde nefes alýp yaþýyor. Güzel doðru ile saðlam bir karakter kazanýyor. Ýyinin doðrusu daha samimi oluyor. Sevginin doðrusu gerçek sevgi adýný alýyor.

Ýyilik, kendi gibi ihtiyacý olan insan- larý veya varlýklarý görüp ihtiyaca göre yerinde, zamanýnda, ölçülü olarak elimizdekini vermeye deniyor. Bunu karþýlýk bekleyerek, gösteriþ için, desinler diye deðil, sevgi ile gönülden yapmak gerekiyor. Ýyiler vermeye ve vermedeki hazza doyamýyor. Verdikçe, verilecek çok þey olduðunu gören, öylece mutluluða eren oluyor. Ve ancak vererek tamam olacaðýný biliyor.

(21)

Baþkalarýna iyi þeyler vererek ve iyilikler yaparak Yaradan'a olan borcunu bir nebze ödemiþ olacaðýnýn bilincine varýyor. Ýyilik dönücü olduðundan, iyilik yapmakla kendi nasibini de artýrýyor. Ýyiliklerle ömrünü bereketlendiriyor. Baþýnýn gözünün sadakasý olarak iyilikler onu her türlü tehlikeye karþý kalkan gibi koruyor.

Ýyilik, yaptýklarýnýn gönlüne girerek kendini sevdiriyor. Ve onlarýn hayýr duasýný alýyor. Zamanla birlikte artan ihtiyaçlarý karþýlamak için, gerçek iyiler iyiliði seviyor, yeniliðe açýk oluyor ve yeni þeyleri öðrenmek için çalýþmayý baþ tacý ediyor.

Çalýþmak kiþisel ve toplumsal yük- selmeyi, ilerlemeyi saðlýyor. Ve elde edilen her hayýr, insanlarýn yararýna bir buluþ mutlak doðru bir çaba sonucu gerçekleþiyor. Emeksiz yemek olmu- yor. Her þey emek karþýlýðý elde ediliy- or. Ýnsan, gerçek sevinci ve mutluluðu anlamlý bir çalýþma sonucunda bir þey üretip yarattýðýnda buluyor. Çalýþma insana düzene uymayý, disiplinli olmayý öðretiyor. Çalýþan insan yanýlsa bile tecrübe ve bilgi sahibi oluyor.

Ýnsana yeni bilgi ve beceriler edin- menin kapýlarýný açýyor. Ve öðrenmeyi, üretmeyi, yaratýcýlýklarda bulunmayý, yaþam boyu uygulanan bir etkinlik haline getiriyor.

Bilgi akla yol gösteriyor. Ve bilgi sayesinde insan aklýný doðru bir þekilde kullanabiliyor. Kendindeki deðerleri ortaya çýkarabiliyor. Bilgi

insanýn etkinliðini ve gücünü çoðal- tarak özgürlük alanýný geniþletiyor.

Her türlü bilgi insanýn yücelmesine katkýda bulunuyor. Bilim insana varlýðý tanýtýyor, doðanýn dilini öðretiyor.

Sanat, düzendeki uyumu, orantýyý ve güzelliði göstererek duygularý eðitiyor, inceltiyor ve varlýðý sevdiriyor. Teknik, hayatý kolaylaþtýrýyor, insana, yaþamýný daha üstün alanlarda deðerlendirmesi için emek vermeye zaman býrakýyor.

Felsefe, bütünü kavramayý, sade aðacý deðil, ormaný görmeyi, derin ve geniþ düþünmeyi öðretiyor, hoþgörüyü geliþtiriyor. Ahlâk iyi davranmasý konusunda insana doðru kurallarý önererek yardýmcý oluyor. Din ise, insanýn derin benliðini tanýmasýna, gönlünü arýtmasýna, içinde onu ve her þeyi Sevgisinden Vareden Tanrý'yý duymasýna, varoluþun o en yüce coþkusunu yaþamasýna yol açýyor.

Ve dört basamak iyice benimsenip uygulandýðýnda, sevgi bir güneþ gibi insanýn iç dünyasýna doðuyor.

O zaman iþte yüzler gülüyor, gözler biribirine sevgi ile bakýyor, diller birbirini övüyor. Akýlla gönlün alýþve- riþi baþlayýnca eller durmuyor, her türlü iyiliðe yol oluyor. Ýçimizdeki sevgi çiçeði sabýr, hoþgörü, özveri, merhamet, baðýþlama ve tevazu gibi taç yapraklarýný açýyor. Ýnsan sevgi içinde geliþip, gitgide yücelerek tan- rýsal ve koþulsuz sevgiye eriyor.

Öylece yeryüzünde Tanrý'nýn eli ve dili oluyor. Ve insanýn dünyadaki evri- mi bu muhteþem finalle son buluyor…

(22)

osyal bir varlýk olan insan, birlikte yaþadýðý insanlarla farklý boyutlar- da iliþkiler geliþtirir. Bu iliþki boyutlarýndan biri de dostluktur.

Her kültürde var olan dostluk kavramý insani bir gerçekliktir. Bu nedenle düþünce tarihi boyunca birçok düþünür bu konuyla ilgilenmiþ ve dostluðun insan hayatýna iliþkin önemine vurgu yapmýþtýr. Bütün eðitimciler þu veya bu

þekilde çevrenin insan üzerindeki etki- lerinden söz etmektedir. Gayesi, ideal insan portresi çizmek olan Mevlâna'da insan üzerindeki bu etkiye dikkat çeker. Bu baðlamda Mevlâna kendi yaþamý boyunca, kurduðu derin dostluklarla gerçek bir örnek teþkil etmektedir. Eserlerinde dostluk kavramýný sýklýkla ele almýþ, gerçek dostluðun önemini, insan için fayda ve gereðini defalarca dile getirmiþtir.

Mevlâna ve Dostluk

Nihâl Gürsoy

S

Resim: “Eski Dostlar” Carol Carmichael

(23)

DOSTLUK KAVRAMI

Dilimizde insanlar arasý iliþkilerde ileri düzeyde samimiyet ve yakýnlýðý ifade etmek için kullanýlan dost

sözcüðü, Büyük Türkçe Sözlükte þöyle açýklanmaktadýr. "Sevilen, güvenilen, yakýn arkadaþ, gönüldaþ, iyi görüþülen kimse, düþman karþýtý" Arkadaþ, gönüldaþ, sýrdaþ, yoldaþ gibi kelimeler her ne kadar dostluk kavramýna benzer bir þekilde ifade edilseler de, dostluk kavramý; arkadaþlýktan çok öte bir baðlýlýðý, derinliði, vefayý, samimiyeti, mahremiyeti ve ilgiyi bünyesinde barýndýrmasý açýsýndan farklý bir realiteyi içermektedir. Arkadaþlýk, bazen irade dýþý durumlarda da geliþe- bilir, okul arkadaþlýklarýnýn bazýlarý buna güzel bir örnektir. Ancak dost- larýmýzý özenle seçeriz. Dostluk, bir oluþ, bir var olageliþtir. Dostluðun meydana gelmesi için; emek, özveri, sabýr, saðlamlýk, saygý ve sevgi gerek- lidir. Gerçek bir dostluk erdem ve yetkinlik içerir.

MEVLÂNA'NIN DOSTLUK ANLAYIÞI

Mevlâna'ya göre dost, gerçek sevgili olan Allah olsa da; o dost kavramýný insani iliþkiler baðlamýnda da ele almýþ, dostlarýný yaþamýnýn merkezine koy- muþtur. Þems- i Tebrizi, Selahaddin Zerkubi ve Hüsamettin Çelebi ile olan iliþkileri derin bir dostluk baðýna dayanan Mevlâna, düþüncelerini ifade ederken adeta kendi yaþanmýþlýklarýný

da dile getirmektedir. Mevlâna dostluk- larýnda, hoca, öðrenci, mürþid, mürid kimlikleri yerine dostluk baðýný ön plana çýkarmýþ, diðer roller daima bunun altýnda kalmýþtýr.

Mevlâna, Hüsameddin Çelebi'nin olmadýðý meclislerde ya çok az konuþur ya da hiç konuþmazdý. Bu nedenle, onun bulunduðu meclislerde Hüsameddin Çelebi'nin hazýr bulun- masýna özellikle dikkat edilirdi.

Mevlâna, dost edineceðimiz kimselerin sýfatlarýnýn ya da görünüþlerinin ötesine geçip, özünü iyice tanýyýp, bilmenin önemini özellikle iþaret eder. Ýnsanlarýn birbirlerini deðerlendirirken geçici ve eðreti olan vasýflarla deðil, özlerini iyiden iyiye gördükten sonra deðer- lendirme yapmalarýný tavsiye eder. Bu nedenle "Bir insanýn iyisini, kötüsünü bir yana býrakýp, o kimsenin þahsi- yetinin aslýna nüfuz etmek lâzýmdýr ki, bakalým o kimsenin nasýl bir cevheri ve ne çeþit bir mayasý vardýr. Onu anla- mak, bilmek gerekir. Zaten görmek, bilmek de budur" der.

(Fihi Ma Fih,32)

Mevlâna; dostluk için, öncelikle yüreðin doðru olmasý gerektiðine inanýr.

"Sen dost ol da sayýsýz dost gör, fakat dost olmazsan dostsuz, yardýmsýz kalakalýrsýn." diyerek (Mesnevi, C.6, 42), öncelikle kiþinin dostluk kurmaya yeterli isteði duymasýný ve gereken çabayý göstermesini öðütler.

(24)

Dost kimdir? Sorusunun cevabýný ise þu beyitleriyle dile getirir:

"Yol nasýl yoldur? Gidenlerin ayak izleriyle dopdolu bir yol. Dost nasýl dosttur? Ray ve tedbir bakýmýndan merdivene benzeyen. Seni aklýyla her an irþat edip yücelten dost."

(Mesnevi, C.6,43)

Dost, bizi irþat eyleyen, týpký mer- diven gibi aþama aþama yol almamýzý saðlayan, yol gösteren, bizi yüceltendir.

Eleþtirileriyle aklýmýzý doðru ve yararlý bir biçimde kullanmamýzý saðlayandýr.

Mevlâna, dostluðun aktif bir eylem ve çabayý içerdiðini buna katlanamayan- larýn dost olamayacaðýný þöyle dile getirir:

"Senin gamýný yemeden, derdine uðramadan, senden bir þey umana, aldanma sakýn; aldatýyor seni, yalan söylüyor sana. Amma gam gecesi dost olaný kolay bulamaz kimse."

(Mecalis - i Saba, 35)

Mevlâna'ya göre dostluðun sýnavý gam keder anýdýr. Týpký ondan asýrlar önce Ý. Þafii'nin (767 - 820) Divan'ýnda belirttiði gibi: "Zor gün dostun

sýnavýdýr." (S.75)

Mevlâna zor zamanlarda dost olmanýn önemini, "Gam gecesi dost olan Tanrý dostudur ancak." diyerek ifade eder. Dostlarýn, dostluklarýn kýymetinin farkýna varmayý vurgulayan düþünür, dostluklarýn bozulmamasý için

gereken önemin gösterilmesini tavsiye eder.

"Seni dosttan ayýran sözü dinleme; o sözde ziyan vardýr, ziyan!"

(Mesnevi, C.3,33)

O dostluklarýn ebedi olmasýndan yanadýr. Kýsa süreli, çýkara dayalý olan ve çýkar zedelenmesi durumunda bozulan dostluklarý tasvip etmez.

Dostluklarý bozan, dostlarý birbirinden ayýran iliþkilere ve sözlere karþýdýr. Bu yüzden dostlarýn birliðini yüceltir.

"Dostun, dostlarla birliði hoþtur.

Mânâ ayaðýný tut, suret serkeþtir (Dik baþlý). Serkeþ sureti, eziyetle eritip mahfeyle ki onun altýnda define gibi olan vahdeti (teklik) göresin." (Mesnevi, C.1, 54) diyerek nefis terbiyesinin mücadele gerek- tirdiðini, ancak bu mücadeleyi verebilenlerin özlerindeki gerçeðe ulaþabileceklerini müjdeler. Ýnsan böylece kendi gerçek varlýðýnýn, Yaradan ve diðer insanlarla birliði- nin farkýna vararak birlik ve dostluk halkasýna girebilir der.

Mevlâna, sýkýntýlarý olan insan penceresiz eve benzer, siz onunla soh- bet ettikçe, dostça konuþtukça, o eve pencereler açýlýr der. Dostluk iliþki- lerinin geliþtiði toplumlarda insanlar her zaman daha mutlu ve huzurlu olurlar. Bir beyitinde "Topluluða dost ol, hattâ dost bulamazsan taþtan bir dost yont onu sev." (Mesnevi, C.2,

(25)

165) diyerek, insanýn dosta ne kadar ihtiyacý olduðunu belirtir.

"Kurt, çok defa sürüden bir kuzu, yalnýz baþýna bir yol tutup ayrýldý mý onu kapar yer. Sünneti ve topluluðu býrakan kiþi, yýrtýcý hayvanlarla dop- dolu olan böyle bir yerde kendi kanýný dökmez de ne yapar. Sünnet yoldur, topluluk da yoldaþ. Yolsuz, yoldaþsýz oldun mu bu daracýk yerde helâk olur- sun." (Mesnevi, C.6, 43) diyerek, doðru yoldan, dostlardan ayrý düþmenin getireceði zorluklarý vurgulamaktadýr.

Dostumuz bizimle dertlerimizi pay- laþan, bizim de sýkýntýlarýmýzý, gündelik yaþamda karþýlaþtýðýmýz sorunlarý pay- laþtýðýmýz, yol yordam sorduðumuz, ya da deneyim ve tecrübelerimizle

yardýmcý olmaya çalýþtýðýmýz kiþidir.

Kimi zaman dost kavramý yerine yoldaþ kavramýný kullanýr Mevlâna.

Ancak bu yoldaþ akla düþman olma- malýdýr. (Mesnevi, C. 4, 44) Akýllý yoldaþla yapýlan yolculuðun tadýnýn farklý olduðunu söyler.

"Yalnýz olarak bir yolda neþeli, neþeli giden kiþinin neþesi, yoldaþlarla giderse bir iken yüz olur." (Mesnevi, C. 6, 44)

Dostlar arasýndaki samimiyet ve güven cana can katar, insana dertlerini unutturur, güven ve samimiyet, oluþan huzur, ruhu besler, geliþtirir, güç katar.

Dostluk iliþkisinin bir yolunun da ihsanda bulunmaktan geçtiðini söyler.

Ýhsanda bulunulan kimse düþman bile olsa ihsanda bulunmayý tavsiye eder.

"Çünkü ihsan nedeniyle kiþiler dost olabilir, dost olmasalar da kin tutanýn kini azalabilir, ihsanda bulunmak; kini iyileþtiren merhem gibidir der.

(Mesnevi, C.2, 165)

Dostluða çok önem vermesine rað- men kötü, aklýný kullanamayan kiþilerle dost olunmasýndan yana deðildir.

Çünkü böyle dostlar insaný yanlýþ yöne sevk edebilir, zarar verebilir, rezil ede- bilir. Kötü dostun insana zarardan baþka verebileceði bir þey yoktur.

Aþaðýdaki örnek bu konuda uyarýcý mahiyettedir.

"Sende kötü dostun sevgisi pey- dahlandý mý kendine gel. Ondan kaç, onunla az konuþ, az görüþ! Onu kökün- den sök çýkar. Çünkü biter boy verirse seni de kökünden söker, mahveder."

(Mesnevi, C.4, 114)

Kötü arkadaþýn insanýn sonunu getirdiðini bu beyitlerle ifade eder.

Böylesi birinin insaný kötülüðe götüre- ceðinden ondan uzak durulmasý gerek- tiðini belirtir. Kötü arkadaþýn insanýn dünyadaki huzursuzluðunun sebebi olmakla kalmayýp, ahiretini de etki- lediðini belirten Mevlâna, kötü dostu yýlan metaforu ile ifade eder.

"Herkesin kendisine muhtaç olduðu ihtiyacý olmayan pak Tanrý'nýn zatýna andolsun ki, kötü yýlan bile kötü arkadaþtan yeðdir. Çünkü kötü yýlan

(26)

insanýn yalnýz canýný alýr. Kötü arkadaþsa insaný cehenneme sürer, orasýný adama durak eder."

(Mesnevi, C.5, 216)

Kötü arkadaþýn kötülüðünü ifade için düþünür, yýlanla mukayese eder. Mev- lâna'nýn tespitiyle insan, düþüp kalktýðý adamýn, konuþa görüþe huyu ile huy- lanýr, gönül arkadaþýnýn huyunu kapar.

Bu durum, insanýn arkadaþlarýndan ve çevresinden ne kadar etkilendiðini belirtmesi bakýmýndan önemlidir. Bu konuda yine, "Ýyi kiþilerle dost olma- yan, elbette kötülerin yanýnda yer alýr."

diyerek, böyle bir yakýnlýðýn insaný insanlýðýndan uzaklaþtýrdýðýný söyler.

(Mesnevi, C.4, 131) Mevlâna'ya göre dost, dost kýlýnmaya deðmelidir.

"Bari yük, eþeðin kirasýna deðseydi; Bari dost, gönlümün gamýna deðseydi" diyerek, dost seç- menin önemini vurgular. Mevlâna felsefesinde en nihayetinde gerçek dost O'dur. Gerçekten insan olmanýn yolu da O'nunla dost olmaktan geçer.

Mevlâna, insan için sosyal çevrenin ve iyi dostlarýn gereðine ve olumlu etki- sine þöyle deðinir:

"Dostlarýn gönlüne öyle üzüntüler gelir ki, hiçbir ilaçla geçmez. Ne uyu- makla, ne de yiyip içmekle 'dostun yüzü hastanýn þifasýdýr ' dedikleri gibi sadece dostun yüzünü görmekle iyileþir" Hattâ bu Mevlâna'ya göre öyle bir dereceye varýr ki, münafýk dahi iman edenle biraraya geldiðinde

"ben de iman ettim" diyerek onlarýn

arkadaþlýðýnýn tesiriyle mümin olur.

"Münafýk bile bu arkadaþlýktan böyle faydalanýrken, inananýn inananla olan dostluðundan nasýl faydalar meydana gelir, bir düþün artýk. Bak da gör, þu toprak akýllý birinin eline geçince nasýl nakýþlarla bezenmiþ bir bað ve bahçe oluyor. Akýllý kimseyle birliktelik topraða bu kadar tesir ederse, inananýn inananla arkadaþlýðý ve dostluðu bak ki nasýl bir tesir meydana getirir."

(Fihi Ma Fih, 193)

Bu nedenle Mevlâna, temiz ve iyi dostlarla beraberliði bir olgunlaþma vesilesi ve bir yükselme yolu olarak görmektedir.

"Çalýþmalarýn ve mücahedenin (nefse karþý verilen mücadele) en büyüðü, dünyanýn geçici zevklerinden yüzünü Allah'a çevirmiþ olan dostlarla kurulan dostluk ve birlikteliktir. Ýnsanýn temiz dostlarla beraberliðinden daha erdirici bir yol yoktur. Çünkü onlarý görmek, nefsin kötü huylarýný eritip, yok eder."

Erdem, dostluðun kurulmasýnda ve korunmasýnda en önemli faktördür.

Gerçek dostluklar erdemli insanlar arasýnda kurulur ve yaþar. Birbirini sevip sayan, bir diðerinin derdiyle dertlenip çare arayan, birbirinin mutlu- luðuna sebep olan kiþiler giderek bir olurlar. Sevgiyle bir olmuþ kiþilerin çoðaldýðý bir Dünya'da barýþ, huzur ve mutluluk hüküm sürer. Dostluklarý gerçek, gerçekler dostu olan insanlar yeryüzüne direk olurlar.

(27)

Enerji Deðiþimi ve DNA’ya Etkisi

Derleyen: Ýsmail Acar

Güneþ ve Dünyada Enerji Deðiþimi - 3

azý dizisinin sondan bir önceki bölümünde Güneþ Sistemi enerjilerinin can- lýlara yansýmasýný gösteren 'Astroloji' ile Güneþimiz ve Dünyamý- zýn enerji alanlarýnýn ve bu enerji alan- larýndaki deðiþimlerin 'DNA'mýza Etkisi' ele alýnmaktadýr. Takip edecek son bölümde de ise Güneþ ve Dünya- mýz enerji alanlarýnýn ve bu enerji alan- larýndaki deðiþimlerin 'Bilinçimize Etkileri' aktarýlacaktýr.

ASTROLOJÝ

'Astroloji', kiþinin doðum anýnda bulunduðu coðrafi konumda egemen olan kozmik enerjilerin, kiþinin genetik yapýsýný programladýðý savýný ileri sürmektedir. Sava göre doðum anýnda ilk nefes ile bedene giren 'prana', can- lýnýn çevresinde o anda varolan kozmik enerjilerin yapýsýný taþýr. Kozmik ener- jileri içeren 'prana', o anda sahip olduðu frekans formu ile bebeðin hücrelerini programlamakta, 'gen'

yapýsýný oluþturmaktadýr. Böylece kiþinin huy, karakter, düþünce tarzý, yetenek, istidat, kabiliyet gibi yaþamsal unsurlarý ortaya çýkmaktadýr.

Günümüzde bilimsel verilere

dayandýrýlamadýðý için, bilim insanlarý arasýnda astrolojinin bilimselliði halen tartýþýlmaktadýr. Ancak bu konuda Kryon'un bildirileri dikkat çekicidir:

Kryon, 'Soru-Cevaplar', 28 Nisan 2003

"Astrolojik özellikler, manyetik alanýn ve yer çekiminin DNA'nýn boyutlararasý bölümleri üzerindeki izleridir. Doðumda ortaya çýkarlar ve kiþilik kurulumu, baþlangýç söz- leþmeleri ve diðer insanlarla etkile- þimler bu sistemin parçasýdýr."

Kryon, 'Manyetik Að ve DNA', 14 Temmuz 2001

Kryon 'astrolojinin mekanizmasý'ný da þöyle açýklamaktadýr:

"Güneþ sistemi hareket ederken,

Y

(28)

kendi bölümleri arasýnda farklý çekim- sel nitelikler ve etkin modeller yaratýr.

Güneþ’in etrafýndaki her bir gezegen kendi rotasýnda baðýmsýz olarak döner ve zamanýn her bir dakikasýnda, Güneþ’in etkisi altýnda farklý bir manyetik düzen yaratýr. Gezegenlerin - ki bu taným Dünya ve Ay'ýnýz da dâhil gezegenleri ve onlarýn Aylarýný da kap- sar- hareketleri vasýtasýyla geliþen manyetik model, her zaman Güneþ'ten Dünya'ya gelen güneþ rüzgârý (solar enerji) yoluyla Dünya'ya aktarýlýr.

Güneþ rüzgârý onu Dünya'nýn manyetik aðýna gönderir, güneþ rüzgârý ve aðýn ikisi de manyetik olduðu için, bilgi, rüzgârýn ve aðýn alanýnýn etkisiyle transfer edilir. Bundan dolayý, aðýn modeli her gün deðiþir! Dünyanýn manyetik aðýnýn Dünya fiziðinin bir ürünü olmasý sizin için ilginçtir, ancak onun temel iþlevi Ýnsan DNA'sý için bir iletiþim makinesi olmasýdýr."

Astroloji ve DNA

Astrolojide temel sav 'Kozmik Enerji'lerin DNA'ya etki etmesidir.

'Kozmik Enerji'lerin genetik kodlar üzerindeki etkilerinin, atomaltý (kuan- tum) boyutunda oluþtuðu kabul edilir.

Güçlü enerji taþýyan kozmik enerji dal- galarý DNA moleküllerine çarpýp DNA'yý parçalayýnca, 'DNA Dizilimi'ni oluþturan bilgiler deðiþmektedir. 'DNA Dizilimi'ndeki bilgilerin deðiþmesi ile farklý bir 'gen' yapýsý oluþmakta ve 'gen' belirgin özellikler kazanmaktadýr.

Bu konuda da gene Kryon Bilgilerine baþvurmaktayýz:

Kryon, '7. Kitap - Yeni Baþlangýç', Sayfa 136

“Sizler boyutlararasý varlýklarsýnýz ve bilim insanlarý da þimdi böyle dü- þünmeye baþladýlar. DNA'nýzýn göre- bildiðiniz iki iplik ile göremediðiniz on iplikten, toplam 12 iplikten oluþtuðunu daha önce söylemiþtik. Bu bilgi fizikçi- lerinizin þimdi verdiði mesaja çok ben- zer: Onlar tüm maddenin merkezinde dördünü görebildiðiniz, yedisini ise göremediðiniz 11 boyut bulunduðunu söylemekteler.

“DNA'nýz her zaman boyutlararasý olmuþtur. Onun görünmez iplikler üze- rinde varolan boyutlararasý kalýplarý, karma, karmik kalýntý, yaþam dersleri, eski kimliðinizin damgasý, ruhsal kon- tratýnýz ve geçmiþ yaþamlarýnýzda ettiðiniz ruhsal yeminlerin enerjisini taþýmaktadýr. Astrolojik ve manyetik nitelikleriniz de oradadýr. Doðumunu- zun enerjisi -günü, saati, âný, Güneþ Sisteminin o andaki konumu- hepsi DNA'nýn kimyasal deðil, manyetik bölümlerine damgalanmýþtýr.”

Astroloji ve Bilim

'Manyetik Að ve DNA' bilgileri kap- samýndaki aktarýmýnda Kryon, 'Kozmik Enerji - DNA Ýliþkisi'ni ortaya koy- makta, 'Astrolojinin bilim olduðu'nu vurgulamaktadýr:

Kryon, 'Manyetik Að ve DNA', 14 Temmuz 2001

“Doðum anýnýzda DNA'nýza damgalanan þeyin niteliklerinden biri

Referanslar

Benzer Belgeler

O zaman lise öğrencisi olan küçük oğluma, fırsat buldukça gel yanıma, matematik fizik çalışalım dedi. İşte öyle birkaç yıl Hocamla havadan

Kutsal anamýz kilise, kesin olarak ve en büyük bir ýsrar ve sebatla belirtir ki, tarihe uygunluklarýnda hiçbir tereddüt olmayan Ýnciller, Tanrý'nýn oðlu Ýsa'nýn

Utah Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nden John Hawks, eldeki verinin insan evriminin Afrika’da yaklaşık iki milyon yıl önce başladı- ğını ve buradan tüm

Daha sonra madalyayı takmak üzere yaklaşırken Yaşar Ke­. mal’in gözündeki muzip ve

Bunun üstünde en büyük me­ ziyeti, herkesin bildiği gibi, so­ nuna kadar Atatürkçü kalmış olması, sonuna kadar gericili­ ğin karşısında bulunmuş olma­ sı,

Astarciyanın Arapça olarak neşrettiği (Ermeni Milletinin Tarihi) adlı eserinden aynen tercüme

‘Beşer şaşar’ ifadesinin doğru olduğunu çok iyi biliyorum ama, aşılması zaten imkânsız olan savaş zamanının engellerini ve daha sonra mütareke ile ortaya

‹mmünosüprese olmayan grupta ise 15 hastada 16 fungal infeksiyon ata¤› saptand› ve 12 hastada kandidemi, bir hastada mediastenit, bir hastada santral sinir sistemi