• Sonuç bulunamadı

N E F ' RLER. VARLIK Ankara caddesi, YAYI N E V î stanbul HAYATI SANATI TÜRK KLÂSKLER! : ABDÜLKAJ3R KARAHAN. Hazrlyan:

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "N E F ' RLER. VARLIK Ankara caddesi, YAYI N E V î stanbul HAYATI SANATI TÜRK KLÂSKLER! : ABDÜLKAJ3R KARAHAN. Hazrlyan:"

Copied!
130
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

TÜRK KLÂSKLER

NEF

(2)

TÜRK KLÂSKLER!

: 32

N E F

'

HAYATI SANATI

RLER

Hazrlyan:

•Dr,

ABDÜLKAJ3R KARAHAN

stanbul üniversitesi Hmki Türk Edebiyat Doçenti

VARLIK YAYI N E V

î

Ankara

caddesi,

stanbul

(3)

TÜRK KLASKLER

: 32

Varlk Yaynlan, say

: 220

stanbul

da Yeni

Matbaada baslm?

Ocak, 1554

(4)

HAYATI VE SANATI

HAYAT

XVII.

Yüzyl

klâsik Türk Edebiyatçda Nef’i

mahlas

ile müstesna bir öhret ve tesire sahip bulunan

büyük

airimizin ad:

hemen

bütün kaynaklarda belirtildii

ve

mührüne

ilendii söylenilen

Muhteri-i tarz- bedevi'-eser

Nafck- csrar- ilâh

Ömer

beytinin dc gösterdii

gibi Ömer’dir.

Peinlerin merkezi ve Erzurum’un

krk Km.

kuzey- dousundaki Ilasankak’dc?

doduu

içte, eskiler

çou

za-

man

«ne, «Erzoö-üi'-Bûmî

Ömer

Rey» veya

«uara-y kUM’un mümtaz

ve bittendi Erz»tuxni

Ömer

Efendi» der- lerdi. Umumiyetle bugün de Hasankaldiler oldukça ay- dn, hosohbet ve nüktedandrlar.

Babasnn

ora

erafndan Ahmet

Bey

adnda

bir zat

olduu

hakkndaki söylentiler tevsike muhtaçtr. Bunun-

la beraber onun aleyhinde söylenmi olan bir kiraya gö-

re,

babasnn

«bey»

olduu

tahmin edilebilecei gibi, Nef'i’nin münevver bir aileye nisbeti cc kesin ekilde ifa-

de olunabilir.

Babasnn

rahatça iir yazabildii ve hattâ muhitinde öhret sahibi de

olduu

«Siham- Kaz»» daki bir

manzumeden

açkça anlalmakladr:

Benim züürtlük ile ellerini

ta

altnda Müzahrafatm o dün* ü güher satar Han’a Ben

ztrab

ile bunda semâu girmede ol

beyt okur neamat. i.lç..dcl.ftalar Han’a

U demde kim

peder-i nâ-bekâr- siüe-nihad Beni garib kovub oldu hern-soler Han’a

(5)

NEF’I

4

iki kasîd

okumutu

ekâbir-i cer içtin

Annla

doldu yine

*hr

içinde her hane

(Bak,

Sikam

Kaza, 1)

Nef’i’nin

doum

tarihini

doru

olarak tesbit de,

im-

dilik maalesef,

mümkündür

diyemeyiz. Umumiyetle ka- bul edilen 090/1582 tarihleridir. Bizim incelememize ve kanaatimize göre bu tarihi, on yl kadar daha önceye, ya- ni

aa

5fukan 980/1572 etrafna almak daha uygundur.

Burada teferruata inmeden sebeplerini ksaca belirtebi- liriz:

Evvelâ Nef’i 1024/1625 te

Sadrazamla

getirilen Ha- fz

Ahmet

Paa’ya

bu vesile ile—

yazd

bir kasidede, âdeti üzre kendinden bahsederken

u

beyitleri de inat

eder:

Mcta- nazmmn

sen olmasan zira harldâr

Kalrd Hare

dek bazar-

endiem

kesad üzre Baha tahmin eder bir kimse yok erbâb- ma’nide Otuz

yldr

felek ikd-i dür-i

nazmm

mezad üzre

(Karlatr,

Kashle.

XV) Demek

o, 1004/1596 sralarnda iirle

uraan

bir gençti.

Bu

son tarihten liç olmazsa yirmi yl önce

do-

mu olduunu

tahmin etmek, hatal olmaz. Sonra bundan daha kuvvetli ve

ayn

zamanda bir

baka bakmdan

da- ha

mühim

gözüken bir nokta da udur:

Erzurumlu genç örner’c, Nef’i mahlas, öhretli air ve tarihçi Âli (ölm. 1008/1599) tarafndan verilmitir. Bu- nu Nef'i,

Türkçe

Divan’nm

Bulak (1252) ve Ceridc-i

Havadis (1269) basmalar ile

yazma

nüshalarnda bile bu-

lunmyan

Âli Efendi hakkmdaki «suhan» redifii bir genç- lik devri kasidesinde

göylece açklar:

Eyledin mahlâs- Ncfî ile kadrim a’lâ

Zihn-i pâkimde görüb kuvvet-i iz'an- suhan Himmetinle giderek buldu terakki i’rim

Oldu her bir gazelim âleme destan- suhan

(6)

5

NEF’I

Bilindii gibi Mustafa Âli, Rum’a iki kere defterdar

(Erzurum 903/1585 ve Sivas 997/1589) olmutur.

lk

mah-

las

«Zam» olduu

da rivayet edilen Nefi Efendinin, bu

iki tarihten birinde, Gelibolulu Ali ile

tanm

olmas

en kuvvet!* ihtimaldir.

le

bu güz önünde bulunduru-

lunca da, airimizin hiç olmazsa yine bu zamandan 15-29

yl önce

doduunu

kabul etmek gerektir. Hülâsa se- bepler bize Ncfi’nin

doumunu

S80/1572

snrlarna

al-

makla hakl

olduumuzu

gösterecek kuvvettedir.

*

Nef’inin çocukluu vc ilk gençlii

hakknda

da he-

men

hiçbir esasl bilgimiz yoktur.

üphe

ve tereddüde mahal olmadan söylenebilecekleri bir iki cümlede topla-

mak

kabildir:

Sanatkâr,

doup büyüdüü

topraklarda, kuvvetli bir

medrese öretimi

görmü,

arapça ve farça örenmitir.

Babasnn

iir zevkine sahip olmas, onda, daha erginlik

çanda

iire

balama

hevesi

uyandrmtr.

Âli ile tan-

p

görümeleri de/ bu tabiî ve irsî temayülün daha ça-

buk geliip serpilmesine hizmet etmitir.

Âli,

Abdürrahman

Cami'nin (1414-1492) bir beyti- nin erhini ihtiva eden küçücük (yazma) bir risaîclsinin

mukaddemeciinde: bu beytin

anlalmas

güç mo’naîar ve bediî sanatlardan birçok remizler

tad

düüncesiy-

le ve

erh

edilmek üzere dostlarndan

naml

bir zat tara-

fnda kendisine

«hünermendâ-

tiz-fehm ve uarâ-yi ze- vi’l-iz’ân bî-vehm frkasndan

NEF’ an

bir vücud-i a-

ziz ile» gönderildiini kaydediyor ki, bu da, Nefi ile ara- larndaki dostluun esasl delillerinden biridir.

Ayrca

Kyazî (ölm. 1054/1644)

in

Nefi’yc hitaben kaleme

ald

hiciv ktalarndan birinde, Ali ile aralarndaki

tankl-

n

ilk gençlik ve delikanllk

çalarndan baladn

söy-

lemesi, parçadaki yerici mazmunlar bir tarafa, bu ahbab-

l

ve sanatkârn tesiri altnda

kald

ilk yerli airi gös-

termesi

bakmndan,

manaldr.

(7)

NEF'I

8

Nefi'nin edebiyatla

uramaya balad

ve ilk iir-

lerini

yazd?

srada ilkin

o devrin birçok genç airleri

gibi—

ran

edebiyatndan

Hâfz’n

(ö!m. 791/1388) Di-

vau'n

ve Sadi'nin (ölrn. 694/1294) Gülistan ve Bostan’m okuyup hayran olduunu; mahlas alg münascbetiio

ad

ge- çen «Suhan» kasidesine dayanarak söylemek yersiz olmaz,

Bugünkü

bilgimize göre

yazdklarnn

cn eskisi telâkki edilmek mevkiinde olan bu

manzumede

Nef’ öyle di-

yor:

Ol ki üstad- suhan-perver

imi

sabi

Ma

Biri

Hafz k

odur

murg-

ho-elhan- suhan

Biri de liazreti Sa’üi-i said-i iraz

Olmu

ol dahi mürebbi-i Gülistan-: suhan

’r

ü ina’da adil olmaz ana ancak odur

Nesr ile Hâce Cihan

nazm

ile Sahban- suhan

Ne m

-i kilkile ter ü taze GüListan- hüner Â’o- nazmiyle safa bulmada Bostan- suhan

airimiz daha memleketinde iken, babas, onu bra-

kp Krm Han’nn yanna

gitmi, orada

Han'n

nedimi

olarak galiba biraz da ferah içinde

yaamann

yolunu

bulmu,

buna mukabil

olunun

yoksulluunu vc

ban

sokacak bh evi bile

bulunmadn

kaalc

almam

olacak

ki, Sikam- Kaza’nm bir hedefi de:

Saadet ile nedim olal peder Han’a

Ne

mercimek görür oldu

gözüm

ne tarhana

malla’l

manzume

ile: _

Peder deil bu beJâ-y siyahdr

bama

dedii O’dur.

Bu manzumeden

öreniyoruz ki, bu air zatn:

«Minare üstüne laklak çkar yapar hane»

gibi tuhaf

msralar

ca vardr. Yine bu parça bize Nefi*- nin

amcasn,

hür

eref

adl eski bir aile dostunu da ta- ntyor. Lâtife karakterini

tayan

ve daha yukarlarda

(8)

7

NEF’f

da öylece temas edilen tu kasideden,

airm

aile haya-

tnn

ilk devreleri hakknda, ihtiyat elden

brakmamak kavd

ile, istifade edilebilir.

k

Ncfi’nir stanbul’a gelii hâdisesi de henüz karanlk- çadr. Ebüzziya

T

evlik,

«Krn?

ajanlarndan

Cambck

Gî- rayhn (Cnnbog ekli hataldr) Celâiiierh tenkili

memu-

riyetiyle Auadoîuda

bulunmu

elan Sadrazam Koca

Mu-

sad Paa’ya» hlefi'yi tavsiye ettiini, onun da stanbul’a gönderdiini kaydeder. Ancak Canbck'in

Krm Hanl-

na getirilii 1019/1610 dadr. Denebilir ki tavsiye,

Hanla

nasptan önce de yaplabilir. Ancak bu takdirde dali Sa- daretin

Kuyucu

Murat Pua’ya tevcihi senesinden daha evvelki bir tarih, yani 10 15/i60(1 ten öncesi düünülemez.

Oysaki 1018/1609 da telif edilen Kiyazi Tezkiresinde (Ri- yaz-ü-uarâ’da) Nefi için «bâlâ Divau-

hümâyun-

sui- tani'de ma’de-n mukataaftssclar»

kayd

vardr. Bu

bakm-

dan airin stanbul’a gelii daha eski olmaldr. Acaba

Âli, biraa, 1004/1595 te Sivas

Defterdarl

ve

Amasya Mirlivalnda

ve yine

ayn

yl içinde (1596) Kayseri

Mirlivalnda bulunduuna

göre, eskiden

tanyp been-

dii Nefi’yi stanbul’a

göndermi

veya

götürmü

olamaz

m?

Yalmz bu ihtimal

u

yüzden gever: Nefi Divarvmda

I. Abmed’den (1603 - 1617) Önceki

Padiah

TTT. Mehnred’e (1595 - 1603) dair herhangi bir iir, kayl mevcut deil-

dir. Hattâ T. Ahmed’e sunulan sekiz kaside arasnda bir cülûsiye de yoktur.

Kuyucu

Murat

Paa

1dan daha eski sad-

razamlardan her hangi birisine de

yazlm

kasidelere

Hlamadmza

göre, Nefi’nin stanbul’a geli tarihini, III. Ahmed’in cülusundan sonraya (1603 ten sonra) al-

mak

imdilik

doruya yakn

bir ihtimal deerini tar.

Nef’i’nin, ksa bir müddet Edirne’de

kal

bir yana

braklrsa, öyle böyle otuz yl kadar stanbul’da yasa-

d

tahmin edilebilir.

Onun

saltanatlar devrini

yakn-

dan

tand

dört padiahtan üçü airdi: I.

Ahmet

(1GC3 -

(9)

N E F

1 a

1G17) ISahtî, II.

Osman

(1618 - 1622} Farisi, IV, Murat (1623- Ö40)

Murad

mahlaslar le iirler kaleme

alm-

lardr. 1. Mustafa (1. defa 1617-1618 vc 2. defa 1622 - 1623) ise esasen zayf akll bir

adamcazd.

Nef’i’nin en çok sevdii ve en fazla lûluf ve ihsan-

larn gördüü

padiahlar I.

Ahmet

ve IV. Murat’tr.

O

da

birinciye sekiz, sonuncuya da tam on iki kaside

sunmu-

tur. öyle

anlalyor

ki en rahat demleri de Sultan Ah-

met’in saltanat günlerine raslar.

Bu

sralarda ilkin

maden

mukataacs, sonra

maden

kâtibi olmutur. Hünkâr tara-

fndan

korunan air, bir Edirne’ye gidite

padiahn

mai- yetindekiler arasnda da bulunmaktadr. Devrin erkân ve

ümeras

arasnda da artk deeri tannyordu. Sadrâzam-

larla vezirlerin iltifatlarna nail olmu, onlara kasideler takdimden geri

kalmamtr.

Bu

devrin sadrazamlar olan

Kuyucu

Murat Paa’ya

(ölm, 1020), Nasuh Paa’ya (ölm. 1023),

Damat Mehmet

Paa’ya (ölm. 1020) ve Halil Paa’ya (ölm. 1040) methi-

yeler

yazm, hemen

hepsinin iltifat vc takdirine nail ol-

mutur.

II.

Osman

devrinde de air olarak kendisine

düen

vazifeyi

yapmtr. lk

önce padiaha bir «cülusiyc» ka- leme

alm,

sonra bir «kaside-i fahriye» ile «bir kasr hak-

knda» ayr

bir kaside

yazmtr.

Nihayet Lehistan |Po- - lonya] seferi (1029) üzerine

mehur:

Aferin ey rüzgârn

ehsüvar-

safderi

. Ar’a as

imdengeru

tîg-i süreyya-cevheri

matlal

muhteem

kasideyi

yaratmtr (Karlatr,

Ka-

side VIII).

Vezirlere övgülerde

devam

ediyordu. Sözgelimi Sad- razam Güzelce Ali

Paa

(ölm. 1030) ve Hüseyin

Paa

(ölm. 1033) bu arada hatrlanabilir. Fakat II.

Osman'n

yerine geçen I. Mustafa

hakknda

hiç kaside söyleme-

mitir. Bu da airin yalnz caize almak ve göze girmek düüncesiyle hareket etmediinin, ancak sevdii vc be-

endii

sultanlara

ballk

gösterdiinin bir örnei sa-

(10)

0

N E F

ylmak

gerekir. Nitekim sevmedii vc

beenmedii

ve- zirlere de

bir iki istisna bir yana

braklrsa

methiye

yazma

gururuna yedirememigtir.

*

Nef'i’nin iltifat ve nimete en fazla gark edildii, ede- bi öhretinin en yüksek derecesine

ulat,

fakat azle,

musibete de en çok

urad

devre: IV. Murat’n saltanat

yllarna raslar.

Kendisi de air olan, bilginleri vc sanatkârlar koru- yan sultan Murat, kendi sert ve

takn

mizacna da uy- gun

düen

Neffnin

mübalâa

ve beyan ahengi ile seçkin kasidelerini, birer belâ okur gibi

muarzlarnn

tepesine inen hicivlerini pek beeniyordu.

Padiah

Nef’i’yi hususî meclislerine davet eder, iirler okutur, sohbetler yapard.

Rivayete göre,

Hünkârn

teveccüh vc iltifatn çekmeyen baz kskançlar, onun öyle pek de kabiliyetli bir air ol-

madn,

bir kaside yazmak için aylarca

uratn

söy-

lerler. Sultan bir bahar günü

Aynal

Kavak’ta Kaptan Cafer

Paa’nn

kendisi için

yaptrd

kökte iken Nefi’yi

çartr;

münasip bir kaside

inadn

emreder.

air

he- mencecik koynundan

bükülmü

bir

kât

çkarp, sanki ondan

okuyormu

gibi davranarak ezberden öhretli:

Esdi nesim-i nev-bahar

açld

güller subh-dem

Açsn

bizim de gönlümüz saki meded'sun

câm- Cem

matla’l «bahariye* yi

(Karlatr,

Kaside IX.) okur.

Padiah, airinin beyaz bir

kâda baktn

hisset- mitir. Tekrarlamasn irade edince, Nef’i irticalen inat ettiini vc

kâdn bo bulunduunu

arzeder. Fakat daha önce sür atli yazan sekreterler onun sözlerini gizlice zap- tettikleri için, bu sefer de bizzat Padiah, bu enfes kasi- deyi okumaktan kendini alamaz.

Bu

hikâyenin

uydurma

olduu, hakl olarak, söylenebilir. Ancak böyle bir anek-

dot, airle

hükümdar

arasndaki

yaknl,

iir söyleme- deki

kolayl,

münevver çevrelerdeki tesiri

bakmndan

üzerinde

durulmaa deer

düüncelere yol açabilir. Nite-

(11)

N E F

1J 10

kim IV. Murat'r. Nefi lakkmdaki

u ktasnn

o srada kalemine

doduuna

dair söylenti de bu fikri bir

baka

cepheden teyit edecek durumdadr:

Gelin insaf edelim fark edelim

mikdar

airiz biz de deyü laf ü güzaf

koyalm

Edelim

b-meze

sciz söylemeden istifar Dâmen-1 Nefî-i pakize-edûy tutalm Biz kelâm nakiliyiz nerde o sahih-güftar

Ona

teslim edelim emrine

münkad

olalm

Bu

rivayet ve bu kta, herhalde ve hiç olmazsa, Hün- kârn aire, bir zamanlar gerçekten pek büyük

deer

verdiini, iirini fazlas ile beendiini, ihsanlarn esir- gemediini açkça gösterecek deliLlcr arasndadr.

O

da, birçok kasidelerinde zaten

padiahn

lûtfundan, kendisi- ne

deer

verdiinden söz açar. Sözgelimi Sultan Murat’n

birçok allarn;

övmek

için

yazd

«Rahîyye» do, —hele

bu, sahasnda emsalsiz denecek kadar öhretli ve taze ii- rin sonlarnda

bulunan

u

msralar bir vesika deerini

de muhafaza eder:

ömrün efzn

ede Allahu Tufilâ dilerim iltifatnla dil-i mürdeyi ittin ihya

Eyledin lûtf ile bir böyle kaside teklif

Ki nazire diyemez, bir yere gelse guarâ

Bu türlü övmeler, sultann adalet ve

kahramanln-

dan

balayp

iirlerine, yazlarna ve atlarna kadar he-

men

her eyine tahsis ediliyordu.

Bir yandan

Padiahn

bu lakdirkârl, öte yandan

övme

ve sövmelerindeki müstesna kudret

dolays

ile ola- cak ki: devlet erkânndan birçoklar da, ona

kar

tevec-

cüh ve ihsanlarn esirgemiyorlard, öyle vezirler görül-

mütür

kibunlarn (mesc’â lyas

Paa

gibi) bir kasidesi için caize

makamnda

gönderdikleriarmaanlar,bugün, bir insan zenginletirmee elverir. Bu sralarda (1024/1025) sadra-

(12)

11

NEF’t zamîa

getirilen Hâliz

Ahmet

Paa'ya, 1037 de

ayn

ma-

kama

nail olan Husrev Paa’ya da kasideleri vardr. Bun-

larn bazlar

muayyen

vesilelerle, meselâ

Eadad’^ye-

niden

aln

veya Erzurum’un. Abaza elinden

kurtarl

gibi hâdiseler üzerine takdim olunmutur.

Bu

güzel ve ferahl günleri boy çen 14 Zilkade 1031» [24 Haziran 16301 tarihine kadar sürer.

O

gün, stanbul’da

gayet iddetli

yamurlar boanr, imekler

parlar, gök- lerden

yldrmlar

düer. IV. Murat o srada

babas

T. Ah-

met’in Beikta’taki

kökünde

bulunuyormu. Huzurunda

Hekimba

Emir Çelebi

varm.

Nefi’nin

«Siham-

Kaza»

sim

okuyormu.

Birdenbire

hemen yan balarna

bir yl-

drm

düer. Enderun

aalan

yüzükoyun yere kapanrlar.

Sultan

mecmuay

yrtar. Nefi’yi de derhal vazifesinden uzaklatrr.

Ayrca

bir daha da hicivle

uramayacana

dair söz alr ondan. Yine rivayete göre:

Gökden nazire indi

Siham-

Kaza’sma

ISTefî di'ile

urad Hakk’n

belâsna

beytini

çadalarndan

biri, bu hâdise üzerine söylemitir.

Ncf’i’mn bu son azil srasndaki memuriyetini bile-

miyoruz. Bildiimiz daha önceleri onun Giircü

Mehmet Paa

(ölm. 1035/1626) tarafndan da,

hem

de üç defa az-

ledildiidir. Kendisi bir hicviyesinde, kabaca terzil ettii bu sadrazama yarana

madiim,

yok yere azledüdiini be-

lirtir:

Üçüncü defadr bu

Hak

belâsn vere

morunun

Ki yok yere beni azietdi

olmuken

senâhân

Belki de «felek» rcdifli ve devrandan ikâyet, yollu kasi- desini, IV. Murat’n gözünden

dütüü

veya

düürüldüü

bu günlerde

yazmtr.

Onu

daima kskananlar, çekitirenler

padiahn

der-

gâhnda

n eksilmemilerdir.

Dergehinde bir dilim

nâm

bana çok gördüler Uydular ulatlar bir kaç kiiâb- rüzgâr

{Karlatr:

Kasideler X) demesi herhalde beyhude olmasa gerek.

(13)

N E F

12

Nefi,

padiahn

teveccühünü kaybetmekten fazlas

ile üzülmütür.

Yalnz anlaldna

göre bu menkûpluk

devri uzun sürmemi, az zaman içinde, eski bir deyimle, yeniden «iade-i iltifata r.ail olmutur». Husrev

Paa’nn

1040

ylnda Badat

üzerine

yürüyüü

münasebetiyle yaz-

d:

Muzaffer ola serdarn eyâ

aheneh-i

gazi

Nc Tebriz’i koya

ah- kzübaa

ne irazi

matla’l kasidesini «Edirne’de Muradiye mütevellisi iken Asitane’ye (stanbul'a) göndermitir».

Demek

oluyor ki,

sanatkârn azlini takip ederi menkûbiyet devri çok sür-

memi,

yeniden bir vazifeye, Edirne'de Muradiye

mü-

tevelliliine tayin olunmutur.

Ad

geçen kasidede air,

padiahn

emri üzerine artk kimseyi hicv etmeyeceini, yalnz müsaade edilseydi taliini yereceini ilân ediyor,

ondan uzak

yaamaktan duyduu

hasret ve itiyak belir- tiyor ve nihayet bu vazifenin kendisini taltif için veril-

diini de açklyor:

Bu günden ahdim olsun kimseyi hiev etmeyem illâ Vereydin ger icazet hiev ederdim bakt- nâ-saz Beni dür etdi zira dergeh-i devlet-penahudan Nice hicv

etmeyem

bir böyle gaddar ü çep-endaz

Çkar

âh- derunum Ar’a derd-i itiyaknla Eerçi

mansbn

oldum garik- ni’meî ü nâz.

Bir müddet sonra, Sultan Murat Edirne’ye gelir (1043). Nefi, orada

hünkâr

güzel bir kaside ile selâm-

lar. Gönlünde itiyak derdi öylesine

iddetlenmimi

ki,

bu hicran günleri daha uzarsa, âdeta öleceini sanyor-

mu:

Ölmeden görmek nasib oldu yine di

darn Etmesem imdengerü

nola

gam-

hicran yad.

airin en son memuriyeti, yine stanbul'dadr.

Bu

defa Cizye muhasebecisidir.

Nef’i’nin

bodurulmasna

sebep olan’ hâdise

hakknda

(14)

3

NEF-r

çeitli söylentiler ve teviller vardr. Bunlardan ikisini ta- rihçi

Naima

(1649-1712) kaydetmitir. Bir rivayete göre IV. Murat bir gün (1044) hususi sohbetlerinden biri es-

nasnda Nef’iye hitaben:

Bir taze hicvin yok mudur? diye, sormu, air de herhalde gafil tarafndan avlanarak, yahut sultann yeni iltifatlarndan ve hicve

kar

gösteregeldii zaaftan cesa-

ret alarak:

Vardr,

Padiahm,

demi.

O

srada sadaret kay-

makamlmda

bulunan vezir

Bayram Paa

aleyhindeki uzun kasidesini

sunmu.

Hünkâr önce beenir gibi yapar.

Sonra da Bayram Paa’y>

çarr,

hicviyyeyi gösterir.

Bundan

çok gücenen

Paa’mn

arzusunu göz önünde bu- lundurmakla beraber, airin sözünde dui'ir

aym

da ay-

rca

kzm bulunduundan

katline izin verir. Fakat o za-

manlar halk arasnda

yaygn

dier bir rivayete göre de:

Bayram Paa

hakkmdaki hicviyeyi, Nef’i, bizzat sultann emir ve

srar

üzerine kaleme

almtr.

Ancak meseleyi haber alan Paa, Padiaha müracaatle halk arasnda

e-

ref ve haysiyetinin

yaralandndan

szlanmas neticesin- de, bu öldürme müsaadesini elde

etmee

muvaffak ol-

mutur.

Baka

eserlerde, hâdiseye eklenmi noktalara da te-

sadüf edilir. Sözgelimi:

Bayram Pas'nn

bu bicviyye do- laysi

y

e air Naili (öim. 1077/1ÖÖ6) yi davet ederek s- rarla Nef'i aleyhine bir

manzume

yazdrtmas, bunu hec- cav sanatkâra gösterince de onun

kâd

hiddetle vezirin

önüne frlatmasndan büsbütün gazaba geldii için öl-

dürmesi.. v.s. bu kabilden telâkki olunabilir.

Prof. Fuat Köprülü’nün ileri

sürdüü

bir ihtimal da- ha vardr:

Eski mecmualardan birkaçnda Nef’i’nin kaleminden

çkm

veya ona mal edilmi, IV. Murat aleyhinde çok a-

r

bir isnat da

tayan

bir

kta

vardr ki,

eer

padiah

bu parçadan haberdar olmusa, pek

mümkündür

ki ai- rinin ölümüne asl bu hiciv sebep

olmu

bulunsun.

Bir iki yabanc veya yerli eserde görülen, her iki-

(15)

N EF’I

1-1

sinin de air olmasi münasebetiyle, Sultann sanatkar kskanarak öldürtmesi yollu mütalâa, masal karakterinde bir

uydurmann

hududunu güe aar.

Hülâsa sebep nc olursa olsun, realite

udur

ki: Mcfi, hicvi yüzünden katledilmek üzere

Bayram Paa’mn

elle- rine lerkediImiLi*. Paa, NefTnin

kanma mubah

oldu,

una

dair fetva

alma

da ihmal etmemitir.

Yine uydurma

olduu

üphesiz bulunan öyle bir söylentiye de, bir iki yerde tesadüf edilmektedir:

Guyâ

Nef'i öldürüleceini haber alnca Dar-üs-scv.do

Aasnn

tavassutuna

snm

ve

Aann,

airin

affn

rica yolun- da yazmakla

olduu

tezkereye, kaleminden damlayan mü- rekkep üzerine de:

Mübarek

terinizi »ilseniz, zira

kâd

karalyor; * mealinde nükteler

yapm.

Oysaki, NefTnin gafil ya-

kaland

ve bir yere

bavurma imkânna

d;

kavumad-

tereddütsüz söylenebilir.

Derler ki: Nef'i idam

olunaca

saatte, bütün iirle- rinin en güzellerinden biri olan

u

enfes rubaiyi inat

eylemitir. Bu, yalan da olsa, insann

doruluuna,

gü- zellii dolaysiyle inanmak isteyecei bir masaldr:

Ey dil hele âlemde bir

âdem yogimi

Var ise de eh]-i dile

mahrem

yogim

i Cam

çekme hakikatde

eer

arif isen

Earz eyle ki el’an yine âlem

yoimi

Bayram

Paa, Nefl’yi huzuruna getirtip birçok azar- ladktan sonra:

— Kaldrn,

der.

Bodurulmasn

emreder,

O

tarihte

Boynu eri Mehmet

(Paa)

gavufea

imi.

Kaba

saba hir

adam

olmak hasebiyle:

Gel Meri Efendi,

demi;

odunlukta bir hiciv dü-

zecek kii vardr, gel, gör. Zaten hayatndan

umudunu

kesen ate dilli air birden

köpürmü

ve:

Yürü, bildiinden kalma, bre meVun, diye

balayp yukarya aaya, büyüe küçüe azna

geleni söylemi,

durmu.

(16)

NEF.

Nihayet sarayn

odunluunda

kementle

bomular.

Nâm

da denize atmlardr. BabIâli'nin .Sirkeci yolun- daki

kap dnda

bulunan bir kabrin ona izafesi de tabi- atiyle esasszdr.

Boylere XVI. asrn bedbaht, fakat bakir nükteler ve mazmunlar airi Trabzonlu Figan (038/1531), kendi

ça-

da

ve bir kasidesinde de hicvine

uryan aml

sanat-

kâr

Mantkî

<n'm. 1045/1635) gibi, o da, cellât elinde ca-

nn

verenler zümresine eklenmitir.

Bu

idam, birçok edip ve

aratrclara içszs olmu-

tur.

Bu

üzüntüyü ifade edenlerden Ziya Paa:

Bayram

gibi bir hâr- zemanc

Kyd

o yegane-i cihana

der.

Namk

Kemal, bu tezyifi

ar

bulur. Hâdise korkunç vc .Ziya

Paa

da samimî

olduu

için mazurdur,

demek

yersiz olmasa gerek.

•*

NefTnin

bodurulmas

tarihi üzerinde de, görünürde,

ihtilâf vardr.

Dorusu:

yalnz eski birkaç kaynakta belir- tildii için deil,

u

tarih gösteren

msra

ve beyitlerin de,

«Ebced hesab ile»

açklad

gibi 1044 h,

yldr:

Geçdi Sihar.- Kaza

Katline oldu sebeb hicvi hele Nefi’ni Nftgehan geldi bir eksikli dedi tarihin

Ar

kim

ky

d: felek Nef’i gibi üstada.

ölüm

günü de, bâz kaynaklarda gösterilmitir; 8

a-

ban 1044 (27 Ocak 1635).

Nefi’nin idam tarihini Kâtip Çelebi, Fezleke’de 1045 y:2 vakalar; arasnda kaydetmise de, Kef.ûz-züun’da

gorelc Divan, gerekse Siham- Kaaâ vesilesiyle,

ayr

ayr,

iki defa 1044, yani

doru

tarih tasrih olunmutur.

Tezkireei Rza, 1046'da, Scyrekzâde

Asm

1045, Bur-

salI Beli de 1.040 tarihlerinde NefTyi öidürtiirlcr.

Bu

ya-

(17)

nimalar Nef’i’den bahseden bir hayli yerli ve yabanc in- celeyiciler tarafndan, birçok defalar, tenkitsiz olarak ka- bul ve tekrar edilmitir. Gerçei,

Nalna

ve §cyhi gibi

muteber kaynaklarn ve

ad

geçen tarih

msra arnn

be-

lirttii ekilde, 1044 ten ibarettir.

*

Nefi, mezhep

bakmndan

sünnî, tarikat

bakmndan

du Mevlevi veya Mevlevi muhibbi idi. Sünniliine eser-

leri. ve bilhassa isminin «Ömer» oluu delildir. Mevlevi

tarikatna nisbeti ise: Türkçe ve farsça divanlarndaki Mevlânâ'ya ait kasidelerinden çkarlabilir.

Baz çada

airlerin, meselâ Riyazi (ölm. 1054/1644) ve Ncv’îzade At&yi (991 - 1045/1583 - 1635) nin onun hak- kndaki hiciv ktalarndan

szdrlmas

kabil bilgi

krnt-

larna dayanlarak: Ncfi’nin

babasnn

cimri bir bey ol-

duu,

kendisinin esmer tenli, zengince bir

hanmla

evli ve evlât sahibi

bulunduu

tahmin edilebilir. airimizin

aban

ve ünsi gibi dostlar ile

yaknl

da

baz

imalara ve tarizlere sebep olmutur. Nef’i'yc yaplan bütün hü- cumlar zarurî müdafaa mahiyetinde görünüyorlar.

Ça-

dalarndan

onu hiciv oklarna hedef

klmad

sanat-

kâr vok gibidir: Riyazi, Nev’izade

Atay

ve Kafzade Fai- zi’den

baka

Ganizûde Naidiri, Geredeli Nigâr, tri, Bahsi, Merebi, Tfli,

Çemi,

Vahdeti, Frsati, Kanii, Mantki...

gibi devrinin birçok

tannm

sanatkârlarm,

çou

zaman

bir defa deil, birkaçar defa,

hem

de gayet

ar

ekilde, hicivden geri

durmamtr.

Bunlarn cümlesiyle Nefi'nin aras, her zaman

açk

olmasa gerek.

Muarzlar

da ona mukabeleden geri

kalm

deillerdir. Bazan, galiba, du- rup dururken ona çalan ahbaplar da

olmu

olmaldr. Bi- raz da o devirlerde bu tarz kaba

akalarn

airler arasn- da

moda

olduu, birbirlerine hattâ müstehcen telmihler

tayan

bu kabil manzumelerde de kabiliyet göstermenin bir maharet

sayld düünülmek

yerinde olur.

(18)

17

N E F

Ed. Fazy ve AbdlÜhalim

Memduh’m

Antolojilerinde- ki bir kayda göre: Saray-

hümayun

hâzinesinde (Topka-

p

saraynda

bulunmas

gerek), Nefi’yi tersim ve tasvir

eden,

zamannn,

bir gravürü mahfuzdur. Bunda sair âte- in, canl bir

baka,

uzun byklara,

krlam

uzunca bir sakala maliktir.

Umumi

görünümü

bakmndan

çehre hey-

betli ve sevimlidir.

Bu

duruma baklacak olursa, Tevfik

Fikret’in (1807 - 1915) «Aveng-Î te.savir teki

u

bey*?;

leri, airimizin fizikî ve psikolojik hüviyetine uygun dü-

er

görünmektedir:

Bir

yaz

çehre,

çatlm

iki hançer kalar, Yine hançer gibi kesicin iki ma’nai nazar.

Yâd-

ulvisi hayalimde bu

simay

tar, Bence NefTyo bu sima-y mehabet yarar.

Ali Emiri de, Maarif Nezaretine (Millî

Eilim

Veka-

letine) takdim ve sonra nerettii bir arizaöa: XV. Murat

ile Nef’i'nin birlikte

yaplm

tasvirlerini havi ve bun- larn hayatlar

zamannda yazlm

bir Neft

Divanndan

bahseder.

ESESLER

Nefi’nin eserleri unlardan ibarettir:

1. Türkçe Divan.

2. Farsça Divan.

3; Siham

-

Kazâ.

Bunlardan

baka

onun bir

Müneat

sahibi

olduunu

söyleyenler

olmusa

da, hakikatte, «baz iirleri ve nesir parçalarn ihtiva ettii» bile belirtilerek söz konusu edi- len bu

mecmua

(Üniversite kütüp. T. Y. 3637) zahrlye- sindc «Müngeat- Nefî ve Divan- Ali ve Sahbaname-i RyazS»

kaydm tam

olmasna

ramen

bir

ahsa

mahsus mektuplardan müteekkil deildir.

Müneat

ks-

m

içinde «Bostanzâöe

Mchmcd

Efendi tarafndan Haleb defterdar olan

Malmud

Efendi’ ye#, «Rumeli kazaskeri olan Karayelebizâde Efendiye Maksud Efendi tarafndan»

Forma : 2

(19)

N E F

I 13

gönderi)dilcleri tebarüz ettirilen mektuplar

bulunduu

gi-

bi. muharriri meçhul yalnz

muhatab maltn

mektup-

lar da bavlcadr. Topu lopu bir tanesinin

ballnda

«Ncf'i Efendi tarafndan

Haan

Bey Unsi'yc* tes- vid olunmutur, (varak 36 a-b)»

açk kayd

vardr ki. bu- nun airimize aidiyeti üphesizdir.

«Muhatabna

takdim

edilen iirlerinin beenildiini bildiren bir mektuba ve onunla gelen bir

manzumeye

teekkür ve sevinci» muaz-

zamnn

olan bu muhabbetnamenin sonlarna Nefi ayr-

ca - Molla Naziri (ölm. 1021/3612)

Divann

göndermesini»

Ünsi’de reça etmektedir.

Gerek bu mektup, gerekse OsmanlI Tarih ve Edebi-

yat, Mecmuns’nda

yaymlanan

dier b r mektup. Mel’inin

tertipli ve müstakil bir «müneat» sahibi

olduunu

ispata yeter delil olmaktan tabiatiyle uzaktr.

airin

u

beyti de fikrimizi teyit ve ayrca inaya pek do rabet göstermediini teshil

etmee

elverilidir.

Tenezzül eylemem inaya eylee

m

yoksa

Müsobbihan- felek vird öderdi

inam.

k

1.

TfcRKÇE DVAN,

stanbul kütüphanelerinde bir-

çok yazmalarna tesadüf edilen Türkçe Divan’m iki ayr

hasm

mevcuttur: a.

Msr

- Bulak 1252: b. stanbul - Ce-

rido-i Havadis matbaas 1269.

Basmalarn iyi gözükeni Bulak tab olup «59 kiide»

arlk noktasn

tekil eder ki müfredat öyledir:

Bata

bir nait, sonra Mevlâna örgüsünde bir kaside., daha sonra sras ile

u

zatlar

hakknda

saylar kerre

içinde rakamla gösterilen miktarda kasideler:

I. Sultan

Ahmed

(8); II. Sultan

Osman

(4), IV. Sul- tan Murat (12, atlar ve ehzadeler için yazlanlar dahil);

Kuyucu

Murat

Paa

(2); Nasuh

Paa

(4);

Mehmet

Pa-

a

(3); Halil

Paa

(1); Ali

Paa

(1); Hüseyin

Paa

(1);

Ahmet Paa

(3): Huarev

Paa

(2);

Bayram Paa

(1):

Mustafa

Paa

(11; îlyas

Paa

(2); Cafer

Paa’mn

Padi-

(20)

aha yapt kök

(1); eyhülislâm

Mehmet

Efendi (5);

eyhülislâm Esat Elendi (2>;

Kaymakam Mehmet Faa

(2): Aziz Efendi (1); Darüssaâde

Aas

(1).

Bunlar: Terkib i bend tarznda bir Sakiname ile Pa-

diahn

ok

at,

hatt, Kandiili’de yaplan

kök

tarihi,

K- rm Ham Canbck

Giray, Padiah Tablbaz, Esat Efendi, eyhülislâm Yahya Efendi, smail

Aa

vc Musa Çelebi

mevzularnda dokuz

manzume

ve bir de fahriyye takip etmektedir.

Gazeliyyat bölümünde, ayrca, «lil* gazel, «1» müsed-

des-i mütekerrir, Tl.

Osman’n tahtm

dair bir kta, «9»

matla vc «15» tc rubaî vardr.

çindekileri özetlediimiz Divan’da hacim

bakmn-

dan dahi kasidelerin bata geldiini söylemee lüzum yok- tur sanrz. Bunlarn Peygamber ve Mevlâna

hakknda

ç-

lanlar müstesna, dierlerinin cümlesi; airin

çada

bu- lunan üç padiaha, sekiz sadrazama, iki eyhülislâma ve b.rçoVnüfuzlu devlet ricali ile padiah yaknlarna yazl-

mlardr.

Fakat Ncf'i’nin iki defa

hükümdarlk tacn

gi-

yen I. Mustafa’ya ve

baz

sadrazamlara (sözgelimi:

Haan,

Dilâver, Davul ve Recep Paalar gibi) kaside söylememi olmas da gösterir ki, o, bütün büyüklere deil; ancak be-

endii

veya hiç olmazsa 1utlunu

gördüü

ve muvakkat

bir zaman için olsun sevdiini

sand

kimseler silâyina- meler kaleme

almtr.

Sanatn

incelerken etraflca üzerinde

duracamz

bu casideciJik kudreti, onun birçok mevzular kaleminin emrinde

baar

ile kullanmasna yol

açmtr.

.Nefti, ba- har,

ak,

felei, rüzgâr

olduu

nisbette, at, harbi, kah-

ramanl

ve daha birçok varlklar kaside nesihlerinde samimi ve sanatkâane ekilde ilemitir. Birçok zaman-

lar dil nesih vc tebihe lüzum görmeksizin dorudan,

do-

ruya mevzua girdii de olur.

Onun

için, girizgâh, her va- kit öyle pek önemli gözükmez. Mevzua istedii gibi ta-

sarrufa muktedirdir. Sözü istedii mecraya götürmekte, ondaki

ustaln

eine ender raslanr.

Kasidelerinde olsun, gazellerinde olsun «fahriyyeaden

(21)

N

E F •' 20

yakasn

asla kurtaramaz. Kendine güveni »onsuzdur.

Marur

vc nefsine itimat sahibi oluu, sesine öylesine bir ton verir ki, bunu

baka

bir airimizde bulamayz. Gazel- lerinde methiye veya

Mriyye

karakterinde gözüken-

ler,

âkane

olanlar, felein ve sevgilinin ccvrü cefasn, dan ikâyeti

tazammun

edenler çoktur. Gelibolulu Âli vc Nef’rnin birkaç muakkibi müstesna, fahriyye vadisini bu derece

benimsemi

vc

ahslarna

bu kadar

dükünlük

göstermi sanatkâr tanyamamaktayz. Fakat NefTnin kendi ahsiyetini, edebî kudretini, iire hâkimiyetini öv- mesi, yadrganmaz.

Onun

hakl ve samimî övgüleri, oku- yucuyu skmaz. Aksine

bulu

vc söyleyi kabiliyeti insa-

n

hayran brakr.

Divannn

gerek kaside, gerekse gazel bölümlerinde öyle beyitlere tesadüf edilir ki, imdiye kadar üzerlerin- de

durulmam

olmakla beraber, bunlar, klâsik Türk e-

debiyatmm

ah

beyitleri arasnda rahatça yer alabilirler.

«Ker

maksud eserse nusra- bereeste kâfidir» vecizesine deer' verenler nazarnda, bu bereeste msralarla da Tsefi,

en büyük sanat ereflerimizden biridir. Böyle esiz güzel- likler ülkesinden kopup

gelmi

gözüken dört beytini bu- raya alacaz.

Nurdan bâl açar

uçmaa m

etekdir sanasn ülsa zinpû-i serâserle ne

dem

cilve-nümâ

(Bak. Kaside XI.)

Deildir lâle yer yor zahir oldu andan âteler Zerr.anc tutdu çarh- âftâba tîg-i kühsâr

(Bak. Kaside XVUJ.)

Olmu

o

uh

o mertebe mest-i

arab-

naz

Kim

bâde içre aksine eyler itâb- naz

(Bak, Divandan seçilmi parçalar, 14)

Urunca

âne

giysû-yi hayâl-i yâra

müjgâmm

Gülâb-efsan olur yâd- ruhiyle çem-i giryamm

(Bak, Divandan seçilmi parçalar, 17)

Referanslar

Benzer Belgeler

Bu 8 nci cildin birinci bölümü havuz vc rezervuar'lardan (hazne) bahis eder. İkinci bölümde basit kanal konusu ele alınmıştır. Basit kanal işlerinde sebebi iyi incelenmemiş k

Bu yazımızda ise, lüksten vazgeçtik, en basit ve ilkel yapı tarzları hakkında bile en u f a k bir fikre sahip olmadıkları bilinen idareci ve entellektüellerimizin

Enerji bakımından dışa bağımlı olduğumuz da Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığını ve huııun dolaylı sonucu olarak da siyasal bağım- sızlığımızı büyük

Sanayi de ameli olarak hararet, elektrik, mekanik energi husule getirmek için énergie chimique den istifade edilir: meselâ: Buhar makinesinde kömürün havanın

Orta kubbenin dafiasına karşılık olarak 4 köşeye ayrıca birer kontrpuva kulesile 4 küçük kubbe oturtulmuş ve esas- kubbeyi taşıyan büyük kemer- ler 4 fil ayağına

Küçük bir de bahçesi bulunan kulübesinde yaşayan reçper sabit bir ücret mukabilinde çiftçi için çalışır; çiftçi ise tarla- larını kendi menfaat ve maişeti için

Mutfak, halâ ve banyo duvarla- rına bir buçuk metre yükseklikte yağlıboya sürülmüştür. Dış merdivenler mozayikten ve iç merdivenleri karaağaçtan geç- me ve cilâlı

Üst kat ayni