• Sonuç bulunamadı

Osmanlı Devleti'nden Cumhuriyet'e geçiş dönemi Türk romanlarında İstanbul ailesi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Osmanlı Devleti'nden Cumhuriyet'e geçiş dönemi Türk romanlarında İstanbul ailesi"

Copied!
163
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

SELÇUK ÜNĐVERSĐTESĐ SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ

SOSYOLOJĐ ANABĐLĐM DALI YÜKSEK LĐSANS PROGRAMI

OSMANLI DEVLETĐ’NDEN CUMHURĐYET’ E GEÇĐŞ

DÖNEMĐ

TÜRK ROMANLARINDA ĐSTANBUL AĐLESĐ

(Yüksek Lisans Tezi)

Danışman

Doç. Dr. Mustafa Aydın

Hazırlayan Seyhan Çelik Yaman

(2)
(3)

ÖNSÖZ

Romanlar, kendisini oluşturan toplumsal, kültürel, siyasi ve ekonomik koşullardan soyutlanamazlar, zira ortaya çıkışları bu kaynaklardan beslenerek gerçekleşir. Dolayısıyla her roman ne kadar hayal unsuru içerse de romanı üreten zihin söz konusu etkenlerden bağımsız değildir. Kaldı ki ilk dönem Türk romanları dönemin toplumsal sorunlarını ve gerçekliklerini konu edinmiş, daha çok realist akımın etkisiyle yazılmışlardır. Her ne kadar roman Batılılaşma akımıyla birlikte gelmiş olsa da ve ilk romancılar Batı romanlarından çok etkilenseler de kendi toplumuna hitap etmek durumunda oldukları, okuyucuyu eğitme ve onlara ders verme amacı güttükleri için kendi toplumunun malzemesinden üretmişlerdir romanlarını. Haliyle romanlarında kullanacakları toplum malzemesini de iyi bir şekilde gözlemlemek durumundaydılar. Bu bakımdan romanlar çok ciddi toplumsal tarih kaynaklarıdır ve bize yazıldığı, anlattığı dönem hakkında çok fazla bilgi verir. Üstelik romanlar yaşamı, olaylar ve şahıslar üzerinden ortaya koyduğu, zihinde canlandırılmaya daha müsait olduğu ve okuyucuyu metne daha aktif olarak kattığı için bazen tarih ve sosyoloji kitaplarından çok daha anlaşılır ve akılda kalıcı veriler sunabilmektedir.

Romanların bu boyutunun farkına vardıktan sonra, sosyoloji, tarih ve siyaset kaynaklarından sık sık okuduğumuz Osmanlı son dönemi Batılılaşma süreci ve Cumhuriyet’e geçiş dönemini bir de romanlardan okuma merakı beni böyle bir çalışmaya sevk etti. Aile konusundaki çalışmayı romanlar üzerinden yapmak benim için hem çok verimli hem de çok zevkli oldu.

Zevkli olmakla birlikte aynı zamanda zorlu da olan bu süreç pek çok kişinin destekleriyle neticelendi. Öncelikle tez danışmanım sayın Doç. Dr. Mustafa Aydın’a, her türlü teknik desteği sağlayan sayın Elif Yaman ve Zuhal Özdemir’e, maddi ve manevi anlamda her zaman yanımda olan eşim Ömer Miraç Yaman’a ve bana çalışma fırsatı tanıyan minik oğluma teşekkürler…

(4)

ĐÇĐNDEKĐLER

GĐRĐŞ ... 1

1- OSMANLI ĐMPARATORLUĞU’NUN BATILILAŞMA SERÜVENĐ ... 4

1.1- BATILILAŞMA TARĐHĐNĐN SĐYASAL SÜRECĐ ... 4

1.2- SOSYAL HAYATTA BATILILAŞMANIN ETKĐSĐ ... 11

1.3. TOPLUMSAL ALANDA BATILILAŞMANIN ARACI OLARAK ROMAN ... 15

2- OSMANLI’DAN CUMHURĐYET’E GEÇĐŞ SÜRECĐNDE AĐLENĐN GENEL YAPISI ... 18

2.1- OSMANLI AĐLESĐNĐN GENEL NĐTELĐKLERĐ ... 18

2.2- EVLĐLĐK VE EŞ SEÇĐMĐ ... 22

2.3- ÇOK EŞLĐ EVLĐLĐK ... 25

2.4- EVLENME YAŞI ... 26

2.5- AĐLE BĐREYLERĐNĐN ROLLERĐ VE ĐLĐŞKĐLERĐ ... 27

2.6- AĐLEDE AKRABALIK, KOMŞULUK VE ARKADAŞLIK ĐLĐŞKĐLERĐ ... 30

2.7- AĐLEDE KADIN ... 31

2.8- AĐLENĐN AHLAK ANLAYIŞINDA MEYDANA GELEN DEĞĐŞMELER ... 34

2.9- AĐLEDE SOSYAL TUTUM VE DAVRANIŞLAR ... 35

2.10- BOŞANMA ... 37

3- OSMANLI’DAN CUMHURĐYET’E GEÇĐŞ DÖNEMĐ TÜRK ROMANLARINDA AĐLE ... 39

3.1- ĐNCELENEN ROMANLARIN KONULARI ... 39

3.2- ROMANLARDAKĐ AĐLELERĐN GENEL NĐTELĐKLERĐ ... 52

3.3- ROMANLARDA EVLĐLĐK MESELELERĐ ... 67

3.3.1- EŞ SEÇĐMĐ VE EVLĐLĐK HUSUSUNDA GÖRÜŞLER ... 67

3.3.2- GÖRÜCÜ USULÜ EVLĐLĐK... 71

3.3.3- AŞK EVLĐLĐĞĐ ... 72

3.3.4- ÇOK EŞLĐ EVLĐLĐK ... 75

3.3.5- CARĐYELERLE EVLĐLĐK ... 77

3.3.6- AKRABA EVLĐLĐĞĐ ... 78

3.3.7- EVLENME YAŞI ... 79

3.3.8- NĐKÂHSIZ BĐRLĐKTE YAŞAMA / GAYRI MEŞRU ĐLĐŞKĐLER ... 80

3.4- AĐLE BĐREYLERĐNĐN ROLLERĐ VE STATÜLERĐ ... 82

3.4.1- ANNE-BABA / KARI-KOCA ROLLERĐ ... 82

3.4.2- AĐLEDE ÇOCUKLARIN ROLLERĐ... 91

3.4.3- AĐLENĐN YAŞLI BÜYÜKLERĐ ... 94

3.4.4- AĐLEDE AKRABALAR ... 97

3.4.5- HĐZMETKÂRLAR ... 99

3.5- AĐLEDE VE TOPLUMSAL HAYATTA KADININ ROLÜ ... 101

3.6-AĐLEDE SOSYAL ĐLĐŞKĐLER ... 114

3.6.1- AĐLE ĐÇĐ ĐLĐŞKĐLER ... 114

3.6.2- AĐLEDE AKRABALIK, KOMŞULUK VE ARKADAŞLIK ĐLĐŞKĐLERĐ ... 125

3.6.3- AĐLENĐN HĐZMETKÂRLAR VE MÜREBBĐYELER ĐLE ĐLĐŞKĐLERĐ ... 129

(5)

3.8-AĐLEDE AHLAKÎ DEĞERLER VE BU DEĞERLERDE MEYDANA

GELEN DEĞĐŞMELER ... 135

3.9- AĐLENĐN MUTLULUĞUNU VE DEVAMLILIĞINI SAĞLAYAN UNSURLAR ... 143

3.10- AĐLENĐN MUTSUZLUK VE DAĞILIŞ NEDENLERĐ ... 145

3.11- BOŞANMA ... 149

SONUÇ ... 151

(6)

GĐRĐŞ

Osmanlı Devleti’nin son dönemleri ile Cumhuriyet’in ilk dönemlerini içine alan tarihsel süreçte önemli siyasal ve toplumsal değişiklikler olmuş ve bu değişiklik aile üzerinde de etkisini göstermiştir. Bu geçiş dönemi ailesinin incelenmesi sosyoloji açısından gerçekten önem taşımaktadır

Değişim karşısında aile kurumu dönemin düşünsel tartışmalarının temel konularından biri olmuş ve yazınsal alanda da aile konusu yerini bulmuştur. Bu dönemin en önemli belgelerinden birisi edebiyat ve özellikle romanlardır ve aile romanlarda işlenen ana temalardan biridir. Yazıldığı ve anlattığı dönem hakkında tarihsel ve sosyolojik veriler sunan romanlar, özellikle söz konusu ettiğimiz geçiş sürecinin romanları, niteliği ve ele aldığı konuları itibariyle daha bir önem taşımaktadır. Zira söz konusu dönem romanlarında işlenen ana konular Batılılaşma sorunsalı, buna bağlı olarak toplumda meydana gelen değişmeler, evlilik biçimleri, kadının toplumsal konumu, ailenin çözülüşü gibi meselelerdir. Esasen bu romanlarda dönemin aile yapısını, aile üzerine düşünsel tartışmaları ve çözüm arayışında sunulan modelleri açıkça görmek mümkündür.

Bu amaç ve çerçevede “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş Dönemi Türk Romanlarında Đstanbul Ailesi” üzerinde çalışmak faydalı olacaktır. Çalışma, Đstanbul ailelerini konu edinen romanlar ile sınırlı tutulmuştur; çünkü bu dönem romanlarında ailelerin tamamına yakını Đstanbul’da yaşamaktadır. Đstanbul dışında geçen birkaç romanı değerlendirme dışında tutmamızın nedeni, aradaki şehir farkının aile yapısı üzerinde genel tespitler yapabilmemizin önünde engel oluşturmamasına yöneliktir. Aynı zamanda Osmanlı Devleti’nde kırsal bölgedeki aileler ile şehirlerdeki aileler, dış dünyayla ilişkiye ve değişime açık merkez şehirler ile Anadolu şehirlerindeki aileler birbirinden farklılık arz etmektedir. Bununla birlikte incelenen romanların yazıldığı dönem Osmanlı toplumunun değişime uğradığı, değişim merkezinin Đstanbul olduğu ve Đstanbul ailesinde meydana gelen değişmelere henüz tüm Osmanlı ailesinde rastlanmadığı bir dönemdir. Bu durumda Đstanbul ailesini ayrı bir inceleme konusu yapmak gerekliliği hasıl olmaktadır.

Söz konusu dönem, roman üretkenliği açısından edebiyat alanının çok zengin olduğu bir dönemdir. Araştırmada, bu zengin alandan dönemin ailesini konu edinen ve

(7)

aile kurumuna dair veriler sunan, bu dönemde yazılan ve roman değerlendirmesi çalışmalarında önemle üzerinde durulan bazı romanlar incelemeye dahil edilmiştir.

Türk romanlarında aile konusuyla ilgili yapılmış çalışmaların azlığı dikkat çekicidir. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş döneminde aile üzerine yapılmış sosyolojik çalışmalar çok önemli bir boşluğu doldurmakla birlikte, çok önemli belgeler olan romanların incelenmesi ihmal edilmiş görünmektedir. Romanlar üzerinden aileyi inceleyen tek ve geniş kapsamlı kaynak Nüket Esen’in ‘Türk Romanında Aile Kurumu’ adlı çalışmasıdır. Bu çalışmanın dışında dolaylı yoldan romanlarda aileyle ilgili bilgi edinilebilecek sadece birkaç tez çalışması vardır. Bu konudaki çalışmaların azlığı bu alandaki boşluğun doldurulması gerektiğini göstermektedir.

Bu çalışmada öncelikle romanların bize ne kadar gerçeğe uygun veriler sunduğunu tespit için tarihsel ve sosyolojik kaynaklardan yararlanarak incelenecek olan dönemin siyasi ve tarihsel gelişmeleri ile dönemin aile yapısı hakkında genel bir bilgi verilmeye çalışılacaktır. Birinci bölüm “Osmanlı’da Batılılaşma Süreci” temel bir ön bilgi vermeye yöneliktir. Đkinci bölüm “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş Sürecinde Genel Aile Yapısı” ise romanlardaki ailelerin toplumsal gerçekliğini tespit etmeye yönelik genel bir değerlendirme niteliğindedir.

Tezin ana bölümü olan “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş Dönemi Türk Romanlarında Aile” bölümü on bir alt bölümden oluşmaktadır. Romanları ayrı ayrı başlıklar altında incelemiş olmanın getirebileceği bağlantı kopukluğunun oluşmasını önlemek için ilk olarak romanların konularıyla ilgili kısa bilgiler verilecek ve ailelerin genel nitelikleri ortaya konacaktır. Üçüncü kısımda dönemin önemli tartışma konusu eş seçimi, evlilik biçimleri incelenecektir. Nikahsız birliktelikler de bu bölümde değerlendirilecektir; çünkü Avrupa’da olduğu gibi bu tarz ilişkiler ‘nikahsız evlilikler’ olarak değerlendirilmektedir. Dördüncü bölümde anne baba/karı koca, çocuklar, akrabalar ve hizmetkarların aile içindeki rol ve statüleri yer almaktadır. Hizmetkarlar aileyle aynı çatı altında yaşadığından ve ailenin fertleri gibi görüldüğünden bu bölüme dahil edilmiştir. Kadının ailede ve toplumsal hayattaki rolü dönemin bir diğer önemli meselesi olarak ayrı bir başlık altında incelemeyi gerektirmiştir. Altıncı kısımda ailenin yapısına dair bilgi edinmede katkı sağlayacak olan ve ailenin mutluluğu ya da yıkılışında belirleyici olan aile bireylerinin aile içi ve sosyal ilişkileri tespit edilmeye çalışılacaktır. Ailenin sosyal tutum ve davranışları kısmı yaşam tarzı, Batılılaşmayla

(8)

birlikte meydana gelen değişim, adet ve görenekler, sosyal ve kültürel faaliyetleri içeren bir bölüm olacaktır. Ailenin ahlakî değerleri ve bu değerlerde meydana gelen değişmeler, ailenin mutluluğunu ve devamlılığını sağlayan unsurlar, ailenin mutsuzluk ve dağılış nedenleri ile boşanma ise diğer alt bölümlerdir.

(9)

1- OSMANLI ĐMPARATORLUĞU’NUN BATILILAŞMA

SERÜVENĐ

1.1- Batılılaşma Tarihinin Siyasal Süreci

Çok uzun bir dönem dünya çapında en güçlü devlet olan Osmanlı Đmparatorluğu, coğrafi keşifler çağını yaşamış, sömürgelerini kurmuş, sanayileşmiş, ekonomide, bilimde, teknoloji alanında hızla gelişme göstermiş Batı ve yeni dünya düzeni karşısında bu gelişme çizgisinin dışında kalarak 17.yüzyıldan sonra eski konumunu kaybetmeye başlamıştır. Üstünlüğünü yitirmeye başlamasıyla imparatorluğun neden gerilediği sorusunun cevabı ve imparatorluğu kurtarmanın yolları bulunmaya çalışılmıştır. Đmparatorluğun gücünü kaybettiğinin farkındalığı Batı ile yüz yüze gelinen ve askerî yenilgilere uğranılan savaşlarla birlikte gerçekleşmiştir. Dolayısıyla gerilemenin nedeni sorusuna askerî alandaki zafiyet ve devlet düzeninde meydana gelen bozulmalar, devlet yönetiminin eskisi gibi işlememesi şeklinde cevaplar üretilmiştir. 1

Gücünü yitiriyor olmanın temel etkenleri askerî alandaki yetersizlikler olarak ortaya çıkarken, Batının askerî alandaki üstünlüğünü kabul de beraberinde gelişmiştir. Haliyle çözüm de Batının bu alandaki üstünlüğünü dikkate alarak Batılılaşma yolunda görülmüştür. Askeri alandaki yetersizlik ve Batının üstünlüğü tespiti üzerine orduda ve askeri müesseselerde modernleşme yolunda değişiklikler yapılmaya çalışılmıştır. Özellikle Tanzimat’a kadar değişimlerin ağırlık noktasını askerî alandaki değişiklikler oluşturmuştur. 2

Bu süreç Batının diğer unsurlarının da etkisini beraberinde getirmiş ve Osmanlı devletinde askerî alanın dışında da Batılılaşma temayülleri ortaya çıkmıştır. Üstünlüğünü kaybeden ve başkasının üstünlüğü karşısında eziklik duyan toplumların üstün addettikleri toplumlara benzeme çabası gereğince Osmanlı Đmparatorluğu’nda da özellikle saray çevresi ve toplumun zengin kesiminde Batı hayranlığı ve Batılılar gibi yaşama eğilimi ortaya çıkmıştır. Avrupa’ya gönderilen elçilerle bir yandan Batı ile temaslar arttırılırken bir yandan da Batının yaşam tarzı Osmanlı idarecileri tarafından keşfedilmeye başlanmış, Avrupa’dan sanat eserlerinin ve pek çok tüketim mallarının getirilmesi ile yaşayış tarzında bir değişiklik meydana gelmiştir.3 Bir alanda öngörülen Batılılaşma fikri kısmî kalmamış, diğer alanlara da sıçrayarak ilmi ve sosyal alanda

1

Şerif Mardin, Türk Modernleşmesi, Đletişim yay., Đstanbul, 2000, s.10 2

a.g.e., s.11 3

(10)

da etkisini göstermiştir.

Çözümün Batılılaşma olarak belirlenmesi Batılılaşmanın hangi alanlarda olması gerektiği, ne olduğu, sadece teknik alanda mı Batılılaşmalı yoksa medeniyet değişikliği mi gerçekleştirilmeli şeklindeki Osmanlı’dan Cumhuriyet dönemine kadar uzanacak sorunsalı da beraberinde getirmiştir.4

Batılılaşma tarihinin başlangıcına konulan en önemli ve en büyük yenilik şüphesiz 1727’de matbaanın kurulması olmuştur. Matbaanın kurulmasıyla birlikte ilmî alanda pek çok gelişmeler görülmeye başlanırken, Batının etkisine aralanan kapı biraz daha açılmıştır.

Batılılaşma temayülleri Lale Devri’ne kadar götürülmekle birlikte, Batılılaşma III.Selim zamanına kadar bir politika olarak izlenmekten ziyade bir etkilenme, kültür alışverişi şeklinde daha çok ortaya çıkmaktadır. Batılılaşma girişimlerinin ve özellikle askeri alandaki değişikliklerin sistemli bir şekilde gerçekleştirilmeye çalışılması ilk olarak III.Selim (1789-1807) zamanında olmuştur. III.Selim yeniçerilerin yanında ayrı bir birlik olarak Nizam-ı Cedit adında yeni bir ordu kurmuş ve askerî müesseseler için Avrupa’dan mühendisler getirtmiştir.5 Yeniçeriliğin tasfiyesi anlamına gelen Nizam-ı Cedit’in kurulması bir yandan da yeniçerileri destekleyen ulemanın Batılılaşma yolunda nüfuzunun kırılması için bir adım olmuştur. Ancak bu adım bir taraftan yeniçeriler, bir taraftan Batılılaşmayı küfr olarak gören ulema ve bir kısım halk tarafından ciddi tepki görmüş ve neticesinde Nizam-ı Cedit kaldırılmak zorunda kalmıştır.6

III.Selim’in modernleşme yolunda Avrupa’ya elçiler göndermesi, Avrupa başkentlerinde elçilikler kurdurması, bu yolla Avrupa’ya gönderdiği gençlerin Avrupa dillerini ve modern ilimleri öğrenmesini sağlaması7 Batılılaşma politikasının devamcılarının yetişmesi anlamında önemli yenilikler olmuştur.

Batılılaşma yolunda daha sert adımlar atmaktan çekinmeyen II.Mahmut (1808-1839) tüm muhalefete rağmen Batılılaşma politikasında ısrarcı davranmış ve çok büyük değişiklikler yapmıştır. En önemli uygulaması şüphesiz ki ona ‘kızıl

4

Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’nin Siyasi Hayatında Batılılaşma Hareketleri, Arba Yay., Đstanbul, 1996, s.19

5

Mümtaz Turhan, a.g.e., s.150-152 6

Tarık Zafer Tunaya, a.g.e., s.22 7

(11)

sultan’ lakabını kazandıracak şekilde yeniçerileri ortadan kaldırarak yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye adında yeni ordu kurmasıdır. Pek çok yeniçerinin öldürülmesine rağmen ‘Vakai Hayriye’ olarak adlandırılan bu olay ile birlikte Batılılaşma yolunda atılacak adımların önündeki en büyük engel ortadan kalkmıştır.8

II.Mahmut yalnız ordunun ve askerî müesseselerin Batılılaştırılmasının yeterli olmadığını devlet düzeninde ve cemiyet hayatında da Batı modelini uygulamak gerektiğine inanmış ve diğer alanlarda da ciddi değişikliklere gitmiştir.9 1831’de çıkarılmaya başlanan Takvim-i Vekâyî gazetesi ile devlet halkla ilişki kurmaya, toplumu bilinçlendirmeye başlamıştır.

Yetişmiş kadro açığı nedeniyle eğitime özel önem veren Padişah, bu eksikliğin giderilmesi için Avrupa’ya talebeler göndermiş, ilk ve orta dereceli okullar, askerî okullar ve Tıbbiye mektebi açmıştır.10

II.Mahmut’un tarihe damgasını vuran diğer bir uygulaması da, Türkiye’nin Batılılaşma serüveninde en temel sorunsallardan birini oluşturan kılık-kıyafet değişikliği uygulamalarının ilk örneği olan sarığın kaldırılıp yerine fesin getirilmesi olayıdır. Toplumdan çok büyük tepki görmesine rağmen bu uygulamadan vazgeçmeyen II.Mahmut saray mensuplarının, askerlerin ve halkın kılık kıyafetlerinde değişiklikler yapmış, padişahın kendisi yarı Şarklı yarı Garplı elbiseler giyinmiştir. Padişahın en dikkat çekici uygulamalarından bir diğeri de resmi ziyaretlerde şarap içilmesine müsaade etmesi ve resmini ilk defa büyük merasimlerle resmi dairelere astırması olmuştur.11 II.Mahmut’un bu uygulamaları Batılılaşmanın sadece askerî alanla sınırlı olmadığını, Batılılaşma ile aslında bir medeniyet değişimine doğru gidildiğini ve bunun bilinçli bir tercih olduğunu göstermektedir.

II.Mahmut’un ıslahatlarında baş yardımcılarının Mustafa Reşit Paşa ve onun çok yakın dostu Đngiliz elçisi Stratford Canning olması, özellikle Mustafa Reşit Paşa’nın Avrupalı elçilerle olan ilişkileri Osmanlı’nın Batılılaştırılmasında, Batının tesiri olduğu

8

Mümtaz Turhan, a.g.e., s.158 9

Enver Ziya Karal, Gülhane Hatt-ı Hümayûnunda Batının Etkisi, iç..Osmanlı Toplum Yapısı Üzerine der., Konya, 1996, s.292

10

Bernard Lewis, a.g.e., s.85 11

(12)

hatta bu değişiklikleri Batının yönlendirdiği şeklindeki tezlerin ileri sürülmesine sebebiyet vermiştir. Ayrıca ıslahatların henüz Osmanlı halkının haberi yokken – şüphesiz bunda henüz Türkçe yayının gelişmemiş olmasının çok büyük payı vardır- Avrupa basınında yer alması ve Batının gelişmelerle çok yakından ilgilenmesi12 ve akabinde Tanzimat Fermanı’nın ilanı bu tezleri kuvvetlendirmektedir.

Lale Devri’nden Tanzimat’a kadar olan dönemde Batılılaşma faaliyetleri, en temelde ordunun ıslahı veya yenileştirilmesi üzerine olmuştur. Diğer alanlardaki değişiklikler de askerî alandaki yenilikleri desteklemek maksadıyla yapılmıştır. Đmalathaneler, fabrikalar, tersaneler gibi yeni tesisler hep askerin ihtiyacı olan kumaş, silah, mühimmat gibi harp malzemelerini hazırlama, mektepler orduya lüzumlu unsurlar yetiştirme maksadıyla açılmıştır. Zira Avrupa karşısındaki mağlubiyetlerimizin sebebi esas itibariyle orduda düzenin bozulması, Garbın üstünlüğünün de askerlerinin yeni bir harp tekniğine göre yetiştirilmiş olmasından kaynaklandığı düşünülmekteydi.

Tanzimat Dönemi’ne gelindiğinde ise artık sadece askerî alandaki düzenlemelerin devletin gidişatını değiştirmeye yetmediği anlaşılarak II.Mahmut döneminin birikimiyle de devletin bünyesinde bir takım siyasi düzenlemeler yapılmış ve Osmanlı Devleti idari alanda da Batılılaşmaya ve bu yönde devlet teşkilatını değiştirmeye başlamıştır. Đmparatorluğu çöküşten kurtarmanın yolu Osmanlı devlet yapısının Avrupa devletlerinin yapılarına benzer surette yeniden yapılandırılması şeklinde görülmüştür. Bu düşünceler çerçevesinde bir dizi düzenlemeyi içeren, planı II.Mahmut döneminde yapılan ve Mustafa Reşit Paşa tarafından yeni padişah Abdülmecit’e kabul ettirilen13 Gülhane Hatt-ı Hümayûnu hem içerden bir taleple hem de Batının baskısıyla 3 Kasım 1839’da ilan edilmiştir.

Tanzimat Fermanı Padişah’ın mutlak otoritesini savunarak, ancak yetkilerine bir daraltma getirerek ve bürokrasinin işlere el koyarak merkeziyetçi devlet idaresini güçlendirmekte14, halkın devlet karşısında bazı haklara sahip olması, özelikle gayrı Müslim tebaaya bir takım haklar verilmesini içermektedir. Tanzimat’ın en fazla üzerinde durduğu mesele Müslüman halk ile gayrı müslim

12

Enver Ziya Karal, a.g.m., s.297 13

a.g.m., s.301 14

Halil Đnalcık, Sened-i Đttifak ve Gülhane Hatt-ı Hümâyûnu, iç. Osmanlı Toplum Yapısı Üzerine der.,s.260

(13)

halkların eşitliği meselesi olmuştur. Tanzimat devlet adamları için, medeniyet ve terakkinin en önemli esaslarından biri temel/tabi ferdî hakların teminat altına alındığı, iktidarın keyfi yönetiminin sınırlandığı, kanun hakimiyetinin sağlandığı bir hukuk devletine imkan tanımasıdır.15

Gülhane Hattı’nda söylemde şeriatın ihya edileceğinden, şeraitin daha iyi uygulanması için yeni kanunların düzenlenmesi gerektiğinden bahsedilse de öngörülen değişiklikler düzenin tamamen değiştirilmesine yöneliktir. Şeriata ve gelenekçi devlet anlayışına saygı göstermekle birlikte kanun ve devlet telakkisinde ve idare prensiplerinde modern düzenlemeler getirilmiştir.16

Đç ve dış baskılar neticesinde siyasi bir zaruret olarak kabul edilen gayrı müslimlerin eşitliği prensibi ile devleti laikleştirmenin ilk adımları atılmıştır. Yalnızca şeriatın idare ve kontrolü altında olan birçok kamu hizmetlerinde gittikçe laik, Batı kanun ve nizamları uygulamaya konmaya başlamıştır.17

Ticari alanda yapılan düzenlemeler ve özellikle 1838 Osmanlı-Đngiliz Ticaret anlaşması yerli ticareti felce uğratmıştır. Ticaret Anlaşması ile yabancılar çok düşük bir miktar vergi ödeyerek istedikleri malı rahatça getirip satabilme ve yine Osmanlı topraklarında üretilen bir malı da başka bir yere götürüp rahatça satabilme imtiyazına kavuşmuşlardır.18 Devlet sermayesi ile kurulan yerli fabrikalar kapanırken ya da zarar ederken, yabancıların kurduğu fabrikalar kendilerine verilen imtiyazlar sayesinde muvaffak olmuşlardır.19

Yabancılar sadece ticari alanda değil, bilhassa yaşayış tarzı, günlük hayatı, eğlenceleri ile toplumsal hayatın tüm alanına sirayet etmişler ve toplumu etkilemişlerdir.20

Tanzimat Devri fikrî anlamda çok zengin bir dönemdir. Bu devirde dil ve edebiyatta yeni akımlar ortaya çıkmış, Tanzimat edebiyatında dilde sadeliğe doğru bir yönelim söz konusu olmuştur. Tiyatro, hikaye ve roman yeni edebî türler olarak toplumu değiştirme misyonu üstlenmişlerdir.

15

Gökhan Çetinsaya, Kalemiye’den Mülkiye’ye Tanzimat Zihniyeti, iç. Tanzimat ve Meşrutiyet Birikimi, Đstanbul, Đletişim, 2001, s.59 16 Halil Đnalcık,a.g.m., s.279 17 a.g.m., s.278 18

Đdris Küçükömer, Düzenin Yabancılaşması, Bağlam Yay., Đstanbul, 2001, s.59 19

Mümtaz Turhan, a.g.e., s.174 20

(14)

Bu dönemde eğitim alanında önemli gelişmeler olmuş; ilk, orta ve yüksek mektepler de bu dönemde açılmıştır. Okullar açılmıştır fakat içinde çalışacak yetişmiş elamanların olmayışı, eğitim kadrosunun yetersizliği nedeniyle istenen amaca ulaşılamamıştır.

Batıcı yöneticilerin Batılılaşma yolunda izledikleri politika ve Batının Osmanlı üzerindeki baskısı Tanzimat’ın ilanını gerektirmiş fakat bu da yetmemiş bir süre sonra Islahat Fermanı’nın yayınlanması gerekmiştir.21 Tanzimat’ta tavsiye hükmünde olan Batının tesiri Islahat Fermanı’nın ilanında ağır bir baskıyla müdahale şekline dönüşmüş 22 ve 23 Aralık 1876 günü Islahat Fermanı ilan edilmiştir.

Islahat Fermanı 1839 ilkelerini yeniden teyit etmiş ve ‘millet-i hakime’ olan Müslümanların imtiyazını kaldırarak, din farkı gözetmeksizin Osmanlı tebasının eşitliğini ilan etmiştir.23

Tanzimat ve Islahat düzenlemeleriyle birlikte gelinen süreç içerisinde bu üstünlük anlayışının değişmesi ve hukuki ve idarî alanda Avrupaî düzenlemelerle birlikte Galatasaray Sultanisi, Mülkiye gibi laik, modern okullar kurulmuştur. Bu okulların medresenin yanında varolmaları ulema ve medrese tarafından gelecek muhalefeti azaltmış; zamanla ilmiye sınıfı kenarda kalmış, II.Meşrutiyetten sonra darbe yemeye başlamıştır.24

Bir yandan Đmparatorluğu kurtarmaya, Batı emperyalizminden korumaya çalıştığı şeklinde savunulan, bir yandan da tahtını korumak için baskı ortamı yarattığı, korku ve vehimleriyle hareket ettiği şeklinde eleştirilen II.Abdülhamit (1876-1908) şüphesiz en tartışılan padişah olmuştur.

Meşrutiyet kuracağı sözü ile tahta geçen Abdülhamit kısa bir süre sonra tavrını değiştirmiş, Đmparatorlukta istibdat dönemi yaşatmıştır. Bu dönemde Müslüman Türklerin Avrupa’ya ve ecnebi okullara talebe gönderilmesi yasaklanmıştır.25 Yayın alanında çok sıkı sansür uygulanmış, fakat Abdülhamit’in istibdadına karşın muhalif fikirler ve hareketler de artarak devam etmiştir.

21

Nazmi Avcı, Türkiye’de Modernleşme Açısından Din, Kültür, Siyaset, Pınar Yay., Đstanbul, 2000, s.187

22

Tarık Zafer Tunaya, a.g.e., s.37; Bernard Lewis, a.g.e., s.116 23

Şerif Mardin, a.g.e., s.14 24

Đlber Ortaylı, Đmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, Đletişim Yay., Đstanbul, 2001, s.186 25

(15)

Bu dönemde Batıyı taklit temayülleri de artmış ve gülünç bir hal almıştır. Yarım yamalak Fransızca bilenler konuşmalarının arasına iki üç kelime sıkıştırmakla kendisini Avrupalı gibi görürken, alafrangalık modasıyla kılık-kıyafet, davranışlar, yaşayış tarzı da değişikliğe uğramıştır.

Fikrî hareketlerin yoğun olduğu bu dönemlerde Ahmet Rıza başkanlığında Đttihat ve Terakki Cemiyeti, Prens Sabahattin liderliğinde de Teşebbüs-i Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti kurulmuştur. Abdülhamit’i devirmeyi başaran Đttihat ve Terakki 1908’den Đmparatorluğun çöküşüne kadar hakim siyasal grup olmuştur. Abdülhamit’ten ‘kurtardığı’ devlet teşkilatını ve siyasi hayatı tamamen kendi otoritesi altına alan, her türlü muhalefeti susturan26 Đttihat ve Terakki, Đmparatorluğun kurtulmasında en büyük engel olarak gördüğü Abdülhamit’i hal etmesine rağmen devleti çöküşten kurtaramamış, birbiri ardınca pek çok savaşların çıkmasını engelleyememiş, Đmparatorluk Balkan harbiyle, Birinci Dünya Savaşı ile boğuşmak zorunda kalmıştır.

Meşrutiyet döneminde laik sistemli okullar açılmaya devam ederken, kızların da eğitim fırsatları genişletilmiş, kadınlar da iş hayatında yer almaya başlamıştır. Kadınların kamusal hayata girmesiyle birlikte kılık kıyafet biçimleri ve erkekten kaçma adeti de değişmiştir. Ayrıca evlilik hususunda hukuksal alanda kadınların lehine önemli değişiklikler yapılmıştır.27

Eğitim programları değişmiş, daha önce men edilen tarih, edebiyat, felsefe dersleri konmuştur. Avrupa’dan hocalar getirtilmiş; kütüphaneler kurulmuş, her türlü eğitim araç gereci yeniden tanzim edilmiştir.28

Dönemin, Batılılaşmanın nasıl olması, hangi alanlarda Batılılaşmak gerekliliği, Batılılaşmanın teknik bir iktibas mı, bir medeniyet alanından diğerine geçmek, Doğu medeniyetini terk edip, Batı medeniyetini olduğu gibi kabul etmek mi olduğu tartışmaları Batılılaşma serüveninin en önemli tartışma konusu olarak tarihte yerini almıştır.

Bu sorulara verdiği cevaplarla farklılaşan üç temel fikir akımının ortaya çıkması da bu döneme rastlar. Türkleşmek, Đslamlaşmak, Muasırlaşmak

26

Tarık Zafer Tunaya, a.g.e., s.48 27

Bernard Lewis, a.g.e., s.228,229 28

(16)

akımlarının her biri Batılılaşmayı isterken aralarında çok temel farklar vardır. Türkleşmek akımına göre Batılılaşmak için ilk şart Türklerin tek bayrak altında bir araya gelmesiyle mümkündür. Türk kültürünü yaşatarak, diğer alanlarda Batının özelliklerini iktibas etmeyi öngören Türkçülük projesi Türkiye Cumhuriyet’inin kurulmasında ideolojik temeli oluşturmuştur.

Đslamcılık akımına göre ise Đslam toplumlarını geri kalmışlıktan kurtaracak tek yol Đslamlaşmak ve Đslam Birliği kurmaktır. Batı ahlak ve maneviyat yönünden zayıftır hatta sorunlar yaşamaktadır ve bu alanda Batıdan hiçbir şey alınmamalıdır. Batı Doğuya göre sadece teknik bakımdan üstündür ve dolayısıyla sadece ekonomi ve teknik alandaki kalkınmalar için gerekli metot ve malzeme Batıdan alınmalıdır. Ancak bu noktada da maddi alanda Batılılaşmayla birlikte manevi alanın etkilenmemesinin mümkün olup olmadığı problemi ortaya çıkmaktadır.

Batılılaşmak akımına göre ise tek kurtuluş yolu Batılı toplumlar gibi olmak, asrî devletler seviyesine erişmektir. Üstün ve güçlü olan Batı medeniyeti bir bütündür, gülü ve dikeniyle birlikte alınmalıdır. Yaşam tarzında da Batılı toplumlar gibi olunmalıdır ve bu toplum modelinde Đslam medeniyetine yer yoktur.29

Osmanlı Devleti’nin savaş yıllarına doğru sürüklendiği, milli mücadele verdiği ve Cumhuriyet’in kurulduğu dönem tam bir kırılma dönemidir. Bu kırılma döneminde yeni devlet düzeninin hakim ideolojik, fikri yapısı Türkleşmek ile Batılılaşmak arasında bir şekillenmiş ve Batılılaşma politikası Đmparatorluğun mirası olarak Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir.

1.2- Sosyal Hayatta Batılılaşmanın Etkisi

Osmanlı’da orduda ve askerî müesseselerde olması gerektiği düşünülen ve ilk uygulamaların bu alanda başladığı Batılılaşma akımı kısa bir süre sonra başta eğitim olmak üzere diğer alanlarda da etkili olmuştur. Başta ordunun eğitilmesi için okullar, modern tekniğe sahip olmak için mühendishaneler, askerî cerrah yetiştirmek için

29

Bu üç akım için bkz. Peyami Safa, Türk Đnkılabına Bakışlar, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Ankara, 1988; Tarık Zafer Tunaya a.g.e., Mümtaz Turhan a.g.e.

(17)

tıbbiyelerin kurulması gerekmiş; daha sonraları devlet düzeninde de Batılılaşmak fikriyle birlikte memur kadroların yetiştirilmesi için eğitim boşluğu ortaya çıkmıştır.30 Dolayısıyla askerî alandan sonra eğitim kurumları modernleştirilmeye çalışılmıştır. Askerî alandaki yenilikler ve eğitim kurumları modernleşmenin sağlanmasında en önemli iki sacayağıdır.

Avrupa’ya eğitim için gönderilen talebeler ile özellikle Tanzimat’tan sonra artış gösteren modern, laik eğitim kurumlarında okuyan öğrenciler toplumun Batılılaştırılmasında çok önemli rol oynamışlardır. Sultan Abdülaziz döneminde açılan, öğretim dili Fransızca ve yabancı öğretmenlerin eğitim verdiği Galatasaray Sultanisi’nde Müslüman ve Hıristiyan öğrenciler bir arada eğitim görmüşlerdir. Böylece bir yandan Müslüman öğrencilerin Batılı eğitim almaları sağlanmış, bir yandan da kültürel değişmenin de sağlanması için uygun bir ortam hazırlanmıştır.31 Bu okullarda yetişen öğrenciler toplumu Batılılaştırma misyonuyla Osmanlı aydınları ve bürokratları olarak değişime önayak olmuşlardır.

18.yüzyıldan itibaren Avrupa’ya elçilerin gönderilmesi, Avrupa ile alışverişlerin yapılması Osmanlı’da kültürel ve sosyal hayat üzerinde etkili olmuştur. 1721’de Paris’te Türk elçiliğinin başlattığı moda, Đstanbul’a daha küçük ölçüde bir Frenk tarz ve stili ile aksederken, Fransız bahçeleri ve dekorasyonları, Fransız mobilyası saray çevresinde moda olmuştur.32

Lale Devri’nden itibaren Batı ile temas halinde olan kesimde Avrupaî yaşamın etkileri görülmeye başlanmakla birlikte yaşam tarzında değişikliğin devlet politikası olarak izlenmesi II.Mahmut zamanından itibaren olmuştur. II.Mahmut’un kılık-kıyafetlerin değişimi, resmî ziyaretlerde şarap içilmesine müsaade etmesi, resmini astırması Türkiye’nin Batılılaşma tarihinde yaşam tarzının ve görünür olanın değişimine, şekilciliğe verilen önemin başlangıç safhasıdır.

Osmanlı döneminde Batılılaşma politikasında ve daha sonra Cumhuriyet ideolojisinde kılık-kıyafetteki değişikliklere daha özel bir anlam hasredilmiştir. Atfedilen bu önemin nedeni, kılık-kıyafetin kimliğin, ait olunan medeniyetin göstergesi olmasından ve değişimde ilk elde ‘görüntüyü kurtarma’ gibi kısa vadeli ve gözle

30

Đlber Ortaylı, a.g.e., s.43 31

D.Mehmet Doğan, Batılılaşma Đhaneti, Beyan Yay., Đstanbul, 1986, s.51,52 32

(18)

görünür bir değişiklik hedeflenmesi, görünür olanın değişimi ile birlikte toplumun bu değişikliklere alışması ve benimsemesi amacı gibi şekilsel Batılılaşma politikasından kaynaklanmaktadır. Đnsanların giyim tarzları her dönemde ve her toplumda ait olunan dinin, medeniyetin, milletin, ırkın vs. sembolü olma niteliğini taşırken bir yandan da nereye ait olunmadığının da göstergesidir. Haliyle yüzünü Batıya, sırtını Đslam Medeniyeti’ne dönmüş Osmanlı Đmparatorluğu’nda da kılık-kıyafet de ona göre şekillendirilmiştir.

Bu alanda katı uygulamaları nedeniyle ‘gavur padişah’ lakabıyla anılan II.Mahmut askeri üniformaları Batılı tarzda değiştirmiş ve fes giymeyi kanunî bir zorunluluk haline getirmiştir. Kıyafet reformu ile cüppe ve sarık yalnız ulemaya hasredilmiş, herkes için fes zorunlu olmuş, cüppe ve terliğin yerini redingotlar, pantolonlar ve siyah deri potinler almıştır ve bu değişimde önce Sultan ve Saraydan paşalar örnek olmuştur.33 Müslüman ve gayrı müslim halk fesin zorunlu hale getirilmesine tepki göstermişler fakat bu tepkiler bastırılmıştır. Bu değişikliklere karşı çıkılmasının nedeni ise kılık-kıyafetin ve bunun en önemli unsuru olan başlığın dinin belirleyici olduğu kimliği simgeliyor olmasındandır.

19.yüzyılda Batının üstün medeniyet olduğu kabulü ile birlikte Batılılaşmak da bir medeniyet değişimi projesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Batının gözünde Doğulunun barbar ve geri kalmış olduğu şeklindeki algı, Osmanlı devlet adamları tarafından da kabul edilmiş ve uygar bir devler haline gelmek için Avrupalı hükümet şekli uygulanması ve Avrupalı hayat tarzının yaygınlaştırılması gerektiğine inanılmıştır.34

Dönemin hakim düşüncesine göre medeniyet üstün olandır ve kaçınılmazdır. Medenî olan askerî açıdan güçlü ve sosyal alanda da üstün olandır. “Medeniyet insanı saadete götüren her şeydir: oteldir, lokantadır, kağıt paradır, müzedir, antikadır, kaldırımdır, trendir, telgraftır, baloya gitmektir, tokfor peyniri yemek, taharetsiz gezmek ya da eşini kıskanmamaktır.” 35 Dolayısıyla medenî olmak için hayatın tamamını, yaşam tarzını değiştirmek gerekmektedir.

Tanzimat dönemi Batı kültürünün, günlük yaşantısının yoğun olarak Đmparatorluğa girdiği, giyim, ev eşyaları, adab-ı muaşeret usullerinin, davranış

33

a.g.e., s.102 34

Bernard Lewis, a.g.e., s.124 35

(19)

biçimlerinin Avrupaileştirilmeye çalışıldığı, alafranga yaşam düşkünlüğünün ortaya çıktığı dönemdir.36 Bu dönüşüm hem Avrupalılar hem de Batıcı yerli elit kesimin eliyle gerçekleşmiştir. Avrupa’ya tanınan ticarî imtiyazlar ile Avrupalı tüccarlar hem getirdikleri mallarla hem de Đstanbul’a yerleşmeleri ile kendi yaşam biçimlerinin örnekliğini sunmuşlardır. Öte yandan Avrupa’dan gelen mallara ve Avrupaî yaşam tarzına büyük rağbet gösteren zengin üst tabaka değişimin yaygınlaşmasını sağlamışlardır.37

Avrupa ile doğrudan doğruya temasların artması, Avrupa’ya elçiler ve öğrencilerin gönderilmesi ile bu etkileşim yoğunlaşmış; Avrupa’dan getirtilen eşyalar, Avrupa terzileri, Avrupalıların eğlence yerleri çok ilgi görmeye başlamış; Galata ve Beyoğlu Đstanbul’un Avrupa merkezleri olmuştur. Balolar, eğlenceli partiler yaygınlaşmaya ve toplumu dönüştürmeye başlamıştır. Yerli Avrupa hayranları da balolarda ve bu Avrupaî mekanlarda bulunmakla kendilerini Avrupalı gibi görürken, Avrupa her yönüyle taklit edilmeye çalışılmıştır.38 “Ceket, pantolon, Frenk gömleği giymek, kravat bağlamak, saçları uzatmak, bıyıkları kesmek, tiyatroya gitmek, Beyoğlu yakasında oturmak, kâgir ev yaptırmak, konuşurken ve yazarken Frenkçe sözler kullanmak, çatalla yemek yemek, sabahları jimnastik yapmak, yabancı kadınla evlenmek, karı koca kol kola girip sokakta yürümek, birbirleriyle evli olmayan kadınla erkeğin el sıkışması, birbirine sarılıp müzikle dans etmek, kolları ve göğüsleri açık dekolte giysi giymek, saat 12’yi öğle ve gece yarısı saymak, şapka giymek”39 alafranga yaşamın vazgeçilmezleridir.

Değişen yaşam tarzı ile birlikte oturulan evlerin yapıları, mimari özellikler de değişmiş, ahşap binanın yerini kargir yapılar, konakların yerini apartmanlar almaya başlamıştır.

Kadının gerek aile ve toplum içindeki yerinin önemi, gerekse kılık-kıyafeti, toplumsal konumu ile toplumun görünen yüzü olması hasebiyle, kadın her zaman değişimlerin odak noktasıdır. Dolayısıyla modernleşme projesinin en önemli hedeflerinden biri kadının toplumdaki konumu olmuştur. Bu nedenle öncelikle kız

36

Şerif Mardin, a.g.e., s.13-15 37

Danuta Chmielowska, Osmanlı Đmparatorluğu’nda Tanzimat Yazarlarının Sosyal Değişimlerdeki Rolü; iç. Osmanlı Toplum Yapısı Üzerine der., s.3111

38

Mümtaz Turhan, a.g.e., s.175 39

Cevdet Kuderet’ten aktaran: Seçil Deren, Kültürel Batılılaşma; iç. Modernleşme ve Batıcılık, Đletişim Yay., Đstanbul, .2002, s.386

(20)

çocuklarının eğitim imkanları arttırılmış, eğitim seviyesi yükseltilmiş ve kadının modern anlamda toplumsal hayata dahil olması sağlanmıştır.

Şüphesiz ki bağında, bahçesinde çalışan, komşuluk ve akrabalık ilişkileri güçlü olan Osmanlı kadını hem üretkendi hem de toplumsal hayatın içindeydi. Giyim şeklinden, erkekten kaçma geleneği üzerinden kafes arkasında, evin dışına çıkmayan, hiçbir sosyalliği olmayan kadın tipi önyargılarla şekillenmiş ve başta insan fıtratına aykırı, toplumsal gerçeklikten uzak varsayımlar olarak görünmektedir. Burada kadının toplumsallaşmasından değil, modern anlayışın kamusal hayatına dahil olmasından söz edilebilir. Meşrutiyet’ten önce ebe, hastabakıcı ve sonraları da muallim olabilen kadınlar, Tanzimat’tan sonra memur da olmuşlar, savaş yıllarında erkeklerin yerlerini almışlardır.40 O dönemde kadının toplumsal hayatın içinde olmasıyla kastedilen daha çok Boğaziçi’nde mehtap gezintileri, Beyoğlu’nda alışveriş yapmak, mesire yerlerine gitmek, ücretli olarak çalışmak ve erkeklerle aynı ortamlarda bulunmaktır. Çünkü başta mesire yerleri olmak üzere bu alanlar toplum içinde kadının ve toplumsal, kültürel değişimin görünürlük alanlarıdır.

Kadınların modern toplum hayatına girmesiyle birlikte kadının aile ve toplum içindeki konumu, kadın-erkek ilişkileri, mahremiyet anlayışı değişmiş ve bittabi Osmanlı ailesi de değişime uğramıştır. Aynı zamanda çok eşliliğin kaldırılması, görücü usulü evlilik, eş seçimi meseleleri de aile yapısını doğrudan etkileyen dönemin en önemli tartışma konuları olmuş ve bu alanlarda önemli değişikliklere gidilmiştir.41

1.3. Toplumsal Alanda Batılılaşmanın Aracı Olarak Roman

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren toplumsal dönüşümün en önemli araçları şüphesiz ki gazeteler ve romanlar olmuştur. Gazeteler ve gazetelerde tefrika halinde yayınlanan romanlar ve daha sonra kitaplar kültürel ve siyasal modernleşme sürecine çok büyük katkı sağlamıştır. Özellikle Tanzimat romancılarının toplum öğretmenliğine soyunmuş, toplumu değiştirme misyonu üstlenmiş olmalarıyla romanların değişimdeki payı oldukça büyüktür.

Tanzimat yazarları toplumsal değişime yön verebileceği inancına sahiptiler ve

40

Mümtaz Turhan, a.g.e., s.188 41

(21)

romanlarını bu amaçla kaleme almışlardır.42 Batılılaşmanın bir parçası olarak edebiyatımıza giren roman, toplumu uygarlığa götürecek bir araç olarak görülmüştür. Ahmet Mithat, Namık Kemal, Mizancı Murat gibi pek çok yazar siyasi ve toplumsal meseleler ile ilgili şahsiyetlerdir ve romanı fikirlerini beyan etmede ve toplumu yönlendirmede araç olarak kullanmışlardır. Bu dönem romancılarının, Batılılaşma süreciyle birlikte tartışılmaya başlanan pek çok mesele hakkında, dönemin en önemli tartışma konusu ‘nasıl Batılılaşmak gerektiği’ üzerine söyleyecekleri sözleri romanlar aracılığıyla insanlara anlatma, toplumu aydınlatma, bir yandan da eğitim seviyesini, okuma oranını yükseltme gibi hedefleri vardır. Böylelikle hem edebiyat sahasında Batılılaşmamıza yardım etmek, Avrupalıların geliştirdiği ve uygar insanlara yakışır bir anlatı türünü Türkiye’ye getirmek ve tanıtmak hem de romanı da eğitim amacıyla kullanmak suretiyle terakkiye yardımcı olmuşlardır.43

Eskiye dair var olan her şeyin değiştiği dönemde ağdalı, halkın konuşma diline çok uzak olan edebiyat türü ve edebiyat dili de değişmek durumunda kalmıştır. Romanların toplumu değiştirme misyonunu yerine getirebilmesi için öncelikli olarak bir okur kitlesi bulabilmeliydi ve halkın anlayacağı bir dille yazılmalıydı. Tanzimat’la birlikte Sarayla halk arasındaki yakınlaşma, başta fermanın diline de yansıyan sadeleşmeyle birlikte gelen süreçte edebî dille konuşma dili arasında da yakınlaşmayı gerektirmiştir. Tanzimat edebiyatında da mesajı verebilmek için öncelikle dili toplumun tabanına yaymak gerekmiştir.44 Bu nedenle ilk romanlarımızın dili Servet-i Fünun edebiyatına kadar halkın anlayabileceği şekilde sadedir.

Đlk dönem romanların ana temaları Batılılaşma sorunsalı etrafında gelişmiştir. Batılılaşmanın taklitçilik olarak anlaşıldığı ve gülünç durumların yaygınlaştığı bu dönemin romanlarında yanlış Batılılaşma anlayışı eleştirilir, alafranga züppe tipi olarak çizilen karakterler komikleştirilerek anlatılır. Bir yandan eleştiri yapılırken bir yandan da nasıl Batılılaşılması gerektiği bildirilir ve örnek model çizilir. Bu ideal şahsiyet iyi tahsil görmüş olmak, lisan bilmek, hem Doğu hem Batı ilimlerine vakıf olmak, her iki kültürü meczedebilmek, terbiyeli, ahlaklı olmak gibi vasıflara sahiptir.

Kadının aile içindeki ve toplumsal konumu, eğitimi, evlilik usulü, yanlış

42

Jale Parla, Tanzimat Edebiyatı’nda Siyasi Fikirler, iç Tanzimat ve Meşrutiyet’in Birikimi, s.223 43

Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, I.Cilt, Đletişim Yay., Đstanbul, 2002, s.11 44

Orhan Okay, Batılılaşma Devri Türk Edebiyatı, Osmanlı Medeniyeti Tariki Ansiklopedisi, I.Cilt, Đstanbul, 1999, s.89

(22)

evlilik, görücü usulü evlilik, eş seçimi, cariyelik gibi Batılılaşmayla birlikte meydana gelen toplumsal ve siyasal değişmenin yarattığı sorunlar da romanların ana mevzularını oluşturmaktadır. Đlk Türk romanı olarak kabul edilen Şemsettin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat romanında görücü evliğinin yanlışlığı, kızların okutulmaması, eve kapalı yetiştirilmesi mevzularını işlemesi; Ahmet Mithat’ın alafranga züppe tipi Felatun Bey ve Ceylan karakterleri ile yanlış Batılılaşma anlayışını eleştirirken, nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini de söylemesi oldukça anlamlıdır. Ahmet Mithat’ın pek çok romanında Namık Kemal’in Đntibah’ında ve Samipaşazade Sezai’nin Sergüzeşt’inde cariyelik meselesi ele alınmıştır. Daha sonraki dönemlerde Hüseyin Rahmi Gürpınar romanlarında yanlış batılılaşma anlayışını eleştirir. Yanlış Batılılaşma örnekleri Halit Ziya ve Halide Edip’in romanlarıyla birlikte yerini Batı kültürünü, Batılılığı özümsemiş karakterlere bırakır. Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar, Kiralık Konak ve Halide Edip’in pek çok romanı toplumsal gerçeklikle paralel olarak ailenin dağılması, değişimi konularını işler.

Edebiyat alanında bu ana akımın dışında, siyasal ve toplumsal sorunlarla ilgilenmeyen, sadece sanat için sanat anlayışına sahip Servet-i Fünun romanları ise bu şekilde bir tezi, davası olan romanlar değildir. Servet-i Fünun romanlarının her ne kadar toplumsal meseleleri ele alma, toplumu değiştirme gibi bir amacı yoksa da kendi gelenek ve değerlerinden sıyrılmış, modern karakterlerin yaşayışları, özellikle kadın-erkek ilişkileri, aşkları okuyucuyu muhakkak etkilemiş ve bunların yaygınlaşmasını sağlamıştır.

(23)

2- OSMANLI’DAN CUMHURĐYET’E GEÇĐŞ SÜRECĐNDE

AĐLENĐN GENEL YAPISI

2.1- Osmanlı Ailesinin Genel Nitelikleri

‘Osmanlı ailesi’ şeklinde genel bir tanımlama yapmak Đmparatorluğun kozmopolit yapısından, kır-kent farklılaşmasından ve değişim süreçleriyle birlikte aile yapısının da değişmesinden dolayı oldukça güçtür. Ancak çok farklı unsurlardan oluşsa da Osmanlı toplumunda ortak olan pek çok anane ve davranışlardan söz etmek mümkündür. Aynı mahalleyi paylaşan, birbiriyle yakın komşuluk ilişkileri olan Müslüman ve gayrı Müslim, zengin fakir aileler arasında pek çok ortak nokta vardır ve bu aileler büyük oranda birbirine benzemektedirler.45 Dolayısıyla Osmanlı ailesi hakkında bir takım genel karakteristikler saptanabilir. Ancak eldeki yazılı kaynaklara, hikaye ve romanlara konu olan aileler, yazarların içinde bulundukları çevreyi konu edinmelerinden ve okuma yazma düzeyi düşük, işçi, esnaf ailelerin şehrin geleneklerine uzak kaldıklarından46 dolayı orta ve üst sınıf aileler ve de kentli ailelerdir. Bu nedenle asıl büyük çoğunluğu oluşturan alt ve orta sınıf aileler hakkında pek fazla bilgiye ulaşılamamaktadır. Tanzimat’tan sonra ortaya çıkan romanlardaki ailelerin konu edildiği bu çalışmada Osmanlı son dönemi ve özellikle Đstanbul ailesinin genel karakteristikleri ortaya konmaya çalışılacaktır.

Osmanlı’nın 19.yüzyıl düşünsel alandaki tartışmalarının ve toplumsal alandaki değişimlerinin merkezinde aile vardır. Aile kurumunun oluşumunu sağlayan evlilik müessesi, görücülük geleneği, eşlerin birbirlerini tanımaması, çok kadınla evlilik, aile bireylerinin birbirleriyle ilişkileri, eşlerin rolleri ve görevleri, ailenin ülke için önemi, boşanma olayı, kadınlara boşanma hakkının tanınması gibi meseleler dönemin en çok tartışılan konuları olmuştur. Bu tartışmalar beraberinde aile kurumu üzerinde pek çok düzenlemeyi de getirmiştir. Bu düzenlemelerden daha önemlisi Batılılaşmanın tesiriyle insanların aile mefhumlarının ve kendi aile yapılarının büyük bir değişime uğramış olmasıdır. Bu dönem Osmanlı geleneksel aile yapısının da büyük bir kırılma noktası olmuştur.

Batılılaşmanın toplumsal yapıda meydana getirdiği değişmelerden, özgürlük ve eşitlik fikirlerinden aile ve özellikle kadın etkilenmiştir. Özellikle Tanzimat

45

Đlber Ortaylı, Osmanlı Toplumunda Aile, Pan Yay., Đstanbul, 2004, s.59 46

Alan Duben & Cem Behar, Đstanbul Haneleri, Evlilk, Aile ve Doğurganlık 1880-1940, Đletişim, Đstanbul, 1998, s.253

(24)

döneminden itibaren hızlanan toplumsal değişme, devletin bu alanlardaki düzenlemeleri ve dönemin fikrî tartışmaları aileyi hızlı bir değişim sürecine sokmuştur. Avrupaî yaşam tarzının, alafranga kültürün yaygınlaşması, kızlara eğitim imkanının sağlanması, eğitim seviyesi yükselen kadının toplumsal hayata dahil olması aile yapısında değişiklikler oluşturmaya başlamıştır.

Aynı zamanda okur yazarlığın ve gazetelerin okunurluğunun artması ile etkisi daha da artan Tanzimat aydınlarının fikirleri toplumsal değişimde ve devletin bu alanda düzenlemeler yapmasında yönlendirici olmuştur. Tanzimat yazarları, mevcut evlenme şeklinin, kadının statüsünün eleştirisiyle birlikte ideal olanı, aile fertlerinin birbirleriyle ilişkilerinin nasıl ve rollerinin ne olması gerektiğini ortaya koymuşlardır. Aynı zamanda aşırı Batılılaşma hastalığıyla meydana gelen toplumsal çözülmeyle birlikte ailenin de çözülmeye doğru gittiği endişesi ile aileyi koruma çabaları olmuştur. Devlet Tanzimat döneminde bir yandan ailenin sırtındaki kambur olan başlık adeti, görücü usulü evlilik, birden fazla eşlilik, boşanma hakkı, miras gibi uygulamalarda değişiklik yaparken, bir yandan da II.Meşrutiyet döneminde ailenin yeniden yapılanması doğrultusunda düzenlemeler yapmıştır.47

Tanzimat döneminde cariyeler vasıtasıyla odalık suretinde yapılan bir nevi taaddüd-i zevcat köleliğin yasaklanmasıyla ortadan kalkmıştır.48

Toprak mülkiyetinin bölünmezliği üzerine kurulu düzen ve bu düzene uygun geniş aile yapısı 1858 Arazi Kanunnamesi ile değişikliğe uğramıştır. Bu kanunname ile işlenen toprakların tapulandırılması ve miras yoluyla intikali geniş aileyi parçalayacak bir süreci başlatmıştır. Ayrıca kız evlat mirastan pay alma hakkına sahip değilken, bu düzenleme ile birlikte miras hakkına sahip olmuştur.49

Meşrutiyet dönemiyle birlikte devletin idare anlayışının değişmesi ailenin idare anlayışına da yansımıştır. “Mutlakiyet idaresi ile idare olan bir devlette aile reisinin hakimiyeti de mutlak bir mahiyette bulunur. … Devlet dahilinde hükümdara ait mutlakiyet ilga edilince aile içinde de babaya ait mutlakiyet mülga olmak zaruri bir

47

Zafer Toprak, II.Meşrutiyet Döneminde Devlet, Aile ve Feminizm, iç. Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, Cilt 1, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yay., Ankara,1992, s.228; Đlber Ortaylı, Osmanlı Toplumunda Aile, s.165-167

48

Ziya Gökalp, Aile Ahlakı, iç. Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türkiye, Cilt 3, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yay., Ankara, 1993

49

(25)

neticedir. Meşrutî bir devlette aileler de meşrutî olur.”50 Meşrutî bir aile anlayışıyla ailede bireylerin rolleri ve ilişkileri değişir.

19.yüzyılın Đstanbul ailesini eski aile yapısından farklılaşmaya doğru yönelten etmenler şüphesiz ki Osmanlı Devleti’ni Batılılaşma politikasına yönelten etmenlerdir. Geri kalmışlıktan kurtulmak, asrî devletler seviyesine erişebilmek için toplumun ve ailenin de modernleşmesi gerektiği düşüncesi hakimdir. Bu durumda Doğulu Osmanlı geleneksel ailesi geri kalmış ve değişmesi gereken aileyken, Avrupa ailesi ise medenî aile örneğidir. Dönemin yaygın olarak kabul edilen ve özlem duyulan ideal aile tipi Şişli’de bir apartmanda ya da Erenköy’ünde bir köşkte yaşayan, ihtiyar bir peder ve valide, genç bir kadın, temiz pak giyinmiş bir erkek, üç çocuk ve bir hizmetçiden oluşan bir ailedir. Baba iyi bir eğitim almış, resmi bir işte düzenli olarak çalışan, akşam kahveye çıkmak yerine evine gelen, gece gazetelerini, kitaplarını okuyan, temizliğe, şıklığa düşkün bir adamdır. Anne, Fransızca bilen, piyano çalan, kibar, güzel giyimli bir hanımdır. Anne babanın çocuklarıyla ilişkileri oldukça sıcaktır. Bütün ev halkı okuma yazma bilir. Yemek masasında herkesin çatalı, tabağı, bardağı ayrıdır.51 Bu Avrupa ile Osmanlı hayatının senteziyle ortaya çıkacağı tasavvur edilen aile tipi, yaşadığı sokak ve evden başlayan aile fertlerinin kılık kıyafetlerine kadar varan perişanlık ve kirlilik ile anlatılan Şark ailesinin karşıtıdır. Doğulu aile tüm fertlerin eğitimsiz olduğu, okuma yazma bilmediği, babanın akşamları kahveden, meyhaneden eve gelmediği, annenin ise çocuklarına karşı kaba ve hırçın olduğu bir aile şeklinde resmedilir. Yemek adabının dahi olmadığı, elbiselerin acayipliği, kirliliği, hiç ütülenmediği, ne yemesini ne giymesini bilmedikleri şeklinde aşağılama derecesine kadar varan bir aile modelidir Şarklı aile.52

Her ne kadar değişimin merkezinde olsa da Osmanlı ailesinin ve özellikle de Đstanbul ailesinin –ki değişimin başlangıcı, ana merkezi Đstanbul, Đzmir, Selanik gibi liman şehirleri olmuştur- kırsal bölgelerdeki aileleri dışarıda tutarak bir takım genel niteliklerini tespit edebilmek mümkündür.

Osmanlı toplumunda, özellikle 19.yüzyılda Đstanbul’da yaygın aile tipi az sayıda nüfusa sahip küçük çekirdek ailedir. Tüm hanelerin %46’sı üç veya daha az kişiden

50

Ziya Gökalp, a.g.m., s.1098 51

Tüccarzade Đbrahim Hilmi, Aile Hayatımızda Avrupalılaşmanın Tesiri, iç.Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türkiye, Cilt 3, s.1073,1074

52

(26)

oluşmaktadır. Ancak bu çekirdek aileyle akrabaların evleri arasında sürekli bir ilişki, gidiş geliş vardır. Anneanne torununa bakmak için her gün gelip gider, ancak o evde daimi kalmadığı ve sayımda orada kaydolmadığı için ailenin ferdi olarak kayıtlara geçmemiştir. Akrabalar aynı çatı altında yaşamasalar da birbirlerine yardım ederler, sürekli bir geliş gidişle, yatılı misafirliklerle aileler arasında bir geçişgenlik söz konusudur. Çocukların bakımı kuşaklar ve akrabalar arasında paylaşılmıştır.53

Osmanlı toplumunda geniş aile tipi de görülür. 1907’de Đstanbul’da tüm Müslüman hanelerin yüzde 16’sı geniş aile yapısındadır. Üç kuşağın bir arada yaşadığı, ama yakın akraba ve kardeşlerin aileleriyle geçişgen yapıda olan bu geniş aileyi, genişleten çoğunlukla kadın yada kocanın anne yahut babasıdır. 54 Büyükanne yada büyükbabanın çocuklarıyla aynı hanede yaşaması daha çok yaşlandıktan sonra görülmektedir.55 Bu geniş aile evli olmayan, dul veya eşi evde oturmayan başka bir akraba veya akrabalardan da oluşabilmektedir. Nüfusu beş kişi civarında olan hane her zaman bağımsız, tek başına bir aile değildir. Çoğunlukla bir avlunun etrafındaki konutlarda aynı ailenin üç kuşağından oluşan haneler bir sosyal ünite olarak yaşamaktadırlar.56

Yeni evlenen çiftler daha çok ailelerinden bağımsız bir ev kurmaktadırlar. Birçok çift ana babalarıyla yaşamak yerine kendi küçük ailelerinin idaresini üstlenmekteydiler. Evlenen erkeklerin çoğu babası yaşamıyorsa yeni bir ev kurmak yerine ailenin başına geçmektedir. Ayrı bir hane oluşturma durumunda da kendi ailelerinin bakımını üstlenmekte veya bu sorumluluğu kardeşleriyle paylaşmaktadır. Ayrı ev açılsa da yeni çift çoğunlukla ailenin, akrabaların yakınlarında oturmakta, çeşitli faaliyetlerde birlikte hareket etmekteydiler. Geniş ailenin bu ilişki biçimi toplumsal değişimden en az etkilenen yapı olmuştur. 57

1907’de Müslüman hanelerin sadece %12’si iki veya daha fazla çiftten oluşmaktadır. Bu tür hanelerin dörtte üçü iki nesli bir arada barındırmaktadır. Kadının babasının evinde yaşama ve erkeğin babasının evinde yaşama oranı birbirine eşittir.58 19.yüzyılın sonlarına doğru artış gösteren içgüveysilik ile erkeğin babasının evinde

53

Alan Duben & Cem Behar, a.g.e., s.63 54

a.g.e., s.68 55

Ahmet Kal’a, XIX.Yüzyılın Ortalarında Osmanlı Devleti’nde Ailenin Đktisadî Yapısı, iç. Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, Cilt 1, Ankara,1992, s. 312

56

Đlber Ortaylı, Osmanlı Toplumunda Aile, s.61 57

Alan Duben & Cem Behar, a.g.e., s. 96-100 58

(27)

yaşanması durumu birbiriyle eşit oranda görülmektedir ve genel olarak her ikisi de düşüktür. Soy ataerkil esasta devam etse de yerleşim bakımından içgüveysilik uygulamaları ataerkil aile tipi ile aynı sıklıkla görülmesi dikkat çekicidir.59 Đç güvey tipi evlilikler daha çok alt statüden bir erkeğin yüksek statüde bir kadınla evlenmesi sonucu meydana gelmektedir.60

Bu iç içe geçmiş ilişkilerden oluşan aile yapısına ve karşılıklı yardımlaşma üzerine kurulu düzene uygun olarak ailenin fizikî ortamı mahalledir. Geleneksel Osmanlı mahallelerinde sınıf ve statü, dil ve etnik farklılığın önemi yoktur. Her sınıf ve her bölgeden insanlar birlikte yaşıyorlardı; paşa konağı ile sıradan evler aynı mahalle içinde bulunurdu.61 Bu yapılanmanın en canlı örneği Halide Edip Adıvar’ın Sinekli Bakkal romanında görülmektedir.

19. yüzyıl sonlarında toplumsal değişmenin mekanlara da yansımasıyla birlikte şehirlerde ekonomik ve kültürel ayırıma göre yerleşmeler başlamıştır. Alafranga yaşama özentisi ile geleneksel Đstanbul semtlerinden ve ahşap evlerinden/konaklarından, Đstanbul’un Avrupalılaşmış semtlerine ve apartman dairelerine taşınmalar başlamıştır. Dolayısıyla yaşayış tarzıyla geleneksele arkasını dönen kesimin eski yaşadığı mekanları da terk etmesiyle mekansal ayrışmalar ortaya çıkmıştır. Apartman hayatına geçişle birlikte farklı kuşaklar ve farklı zenginlikte insanların birbirilerini denetledikleri, yardımlaştıkları, dayanışmanın olduğu mahalle ortamı ortadan kalkmıştır.62

2.2- Evlilik ve Eş Seçimi

Osmanlı’da evlilik yaygın olarak görücülük usulü ile gerçekleşmekteydi. Oğlunu evlendirmek isteyen anneler, ya tanıdıklarından gözüne kestirdiği bir kızı doğrudan gidip ister veyahut haber aldığı bir kızı görmek ve istemek üzere kızın ailesinin kapısını çalardı.63 Kızların evlenmelerine ebeveynleri karar vermekle birlikte kızın rızası alınır ya da razı edilirdi. Ancak kızın ailesinin hilafına biriyle evlenmesi mümkün değildi.64 Görücü usulü evlilik tamamen çiftlerin birbirlerini görmemesi veya tanımaması 59 a.g.e., s.92 60 a.g.e., s.158 61

Đlber Ortaylı, a.g.e., s.18, 19 62

a.g.e., s.24 63

Musahipzade Celal, Eski Đstanbul Yaşayışı, Đletişim, Đstanbul, 1992, s. 16 64

Saim Savaş, Fetva ve Şer’iye Sicillerine Göre Ailenin Teşekkülü ve Dağılması, iç. Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, Cilt 2, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yay., Ankara, 1992, s. 514

(28)

anlamına gelmiyordu. Evlilik hazırlıkları sırasında ama evlenmeden önce birbirlerini tanıyıp, sevebiliyorlardı. 19. yüzyılın sonlarına doğru gelindiğinde ise çiftlerin birbirlerini görüp tanımalarına fırsat verilecek uygulamalar görülmektedir.65

Kızların evliliği, kocayla evlenmekten ziyade daha çok kocanın ailesiyle ilişkili olarak bir aileye gelin olmak şeklinde düşünülürdü. Ancak modernleşmeyle birlikte kızların isteği gelin olmak yerine kocaya varmak şeklinde değişince haliyle kocanın kim olacağı akla gelmeye başlamış ve eş seçimi mevzusu önem kazanmıştır.66

Tanzimat’tan sonra evlenecek kişilerin birbirlerini tanımaları ve sevmeleri yönündeki tartışmalar, hürriyetçi fikirlerin etkisiyle de kişilerin evlenecekleri insanları seçebilme özgürlüğü fikirleri beraberinde bu yönde bir değişimi getirmiştir. Geleneksel evlilik tarzları alabildiğine eleştirilmiş ve bu eleştiri ilk Türk romanlarının konularını teşkil etmiştir. Evlilikte tarafların birbirlerini seçme hakkına sahip olmaları en doğal haklardan biri olarak görülürken; kadın ve erkeğin birbirini iyice tanıyıp sevmesi fakat yine de yalnız başına karar vermemesi, ailelerin de rızasının alınması gerektiği düşüncesi yaygın düşünce biçimi olmuştur.67

Bu fikirlerin getirdiği serbestîlikle birlikte kadının eğitim, çalışma vs. yoluyla sosyal hayata dahil olması ve mesire yerleri, tiyatrolar, düğünler vb. yerlerde kızla erkeğin bir arada bulunabilmesi ile aşk evlilikleri daha mümkün hale gelmiştir.68

Tüm özgürlükçü söylemlere ve büyük bir okur kitlesi bulan romanlardaki aşk mevzularına rağmen genç bir erkekle genç bir kızın bir aşk macerası yaşayıp evlenmeleri olağan değildir. Hele ‘saygın bir kadın’ için söz konusu bile edilemezdi. Erkekler için aşk maceraları, romanlarda da işlendiği gibi ancak gayrı müslimlerle, cariyelerle, düşkün ve fahişe kadınlarla mümkündür. Aşk evliliği olarak adlandırılan evlilikler daha çok Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemde görülecektir. Bu aşk evlilikleri de ancak ailenin izni dahilinde gerçekleşebilirdi. Evlilik iki ailenin de katılımıyla düzenlendiği için henüz tamamen bireysel bir seçim meselesi değildir.69

Evlilik tarzlarıyla ilgili her ne kadar uygulamada yaygınlık kazanmasa da en azından zihniyetteki değişim, büyük oranda eğitim seviyesinin özellikle de kadınların

65

Alan Duben & Cem Behar, a.g.e., s. 112 66

a.g.e., s.119 67

Serpil Çakır, Meşrutiyet Devri Kadınlarının Aile Arayışı, iç. Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, Cilt 1, s.241, 242

68

Alan Duben & Cem Behar, a.g.e, s.114, 115 69

(29)

eğitiminin etkisiyle gerçekleşmiştir. Bu değişim sadece ailenin oluşum safhasını etkilemekle kalmamış, aile içinde ve nesiller arasında farklılaşma ve çatışma ile gelenekselden olandan büyük bir kopuş meydana getirmiştir.

Söz konusu değişimi gözler önüne sermesi bakımından II.Meşrutiyet döneminde gazetelere verilen evlenme ilanları oldukça dikkat çekicidir. Bu ilanlar aynı zamanda erkek ve kadının evlilikte kendi tercihlerini yaptıklarının ve üstelik bunu gazeteye ilan verme yoluyla aleni bir şekilde göstermekten çekinmediklerinin ilanıdır.

Bu ilanlarda zevc veya zevcenin sahip olması istenen ve teminat olarak gösterilen özelliklerde ortak olan nokta düzenli gelirinin, maaşının olması, istikbalin sağlam olması, iyi tahsil görmüş olmasıdır. Đyi tahsil görmüş olmak ilanların tamamında hem erkek hem kadın için en önemli referans ve karşı tarafta aranan en önemli özelliktir. Bu durum değişimin öncelikle eğitim görenlerde başladığını ve sağlıklı bir ailenin kurulabilmesi için eğitimin önemli görüldüğünü göstermektedir. Ayrıca erkeğin yumuşak huylu, kibar olması veyahut ailesi, milleti için kendini feda edebilecek, mert, kahraman olması aranan diğer özelliklerdendir. Dikkat çekici başka bir eş talebinde de kadının alafranga hayata uyum sağlayabilecek, Fransızca bilen, kocasının resim yapmasını problem etmeyecek biri olması yönündeki isteği dönemin evlilik beklentilerini gözler önüne sermektedir. 70

Gayesi çocuk yetiştirmek, neslin devamını sağlamak ve mutlu bir yaşam sürmek olan ailenin sağlıklı olabilmesi için iyi bir eğitim ve terbiyenin sağlanması gerektiği dönemin tartışılmaz kabul gören fikridir.71 Savaşa doğru gidilen süreçte ise aile kurmak milletin istikbaliyle bütünleştirildiği için aile fertlerinin özellikle çocukların yetiştiricisi olan annelerin eğitimli olması daha bir önem kazanmış ve milletin devamını sağlamak için herkes evlenmeye teşvik edilmiştir. II.Meşrutiyet döneminde evliliğe teşvik için çeyiz, başlık gibi ağır gelen uygulamalarda düzenlemeler yaparak evlilik kolaylaştırılmıştır.72

70

bkz., Zafer Toprak, Osmanlı’da Alafranga Evlenme Đlanları, iç. Aile Yazıları 4-Evlilik Kurumu ve Đlişkileri, Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı Yay., Ankara, 1990

71

Serpil Çakır, a.g.m., s.243 72

(30)

2.3- Çok Eşli Evlilik

Çok kadınla evlilik de dönemin en çok tartışılan bir diğer konusudur. Taaddüd-i zevcad konusu ‘geri kalmışlığımızın sembolü’ olarak yanlış ve çağın gereklerine uygun olmadığı şeklinde bir taraftan sert eleştiriler alırken, diğer tarafta da Đslam’daki çok eşli evlilik mevzusunun yanlış yorumlandığı iddia ediliyordu. Kadınlar tarafından da kadının sosyal hayatta değişen konumu ile ekonomik bağımsızlığını kazanacağı için zaten bir erkeğin ikinci üçüncü eşi olmayı kabul etmeyeceği ve doğal olarak kalkacağı söyleniyordu.73

Çok eşli evlilik konusunun bu kadar hararetli bir şekilde tartışılması dönemin evlilikleri incelendiğinde ve bir karşılaştırma yapıldığında daha dikkat çekicilik kazanmaktadır. 1885 ve 1907 sayımlarında Đstanbul’da evli erkeklerin sadece yüzde 2,29’nun birden fazla karısı vardır ve bu evliliklerin de çoğu iki eşli evliliklerdir. Yani çok eşli evlilik oranı yaygın kanının aksine oldukça düşüktür.74 Birden fazla kadınla evlilik gayrı ahlakî yada gayrı kanunî bir durum değildir ama hoş karşılanmamaktadır. Eşler arasında ekonomik eşitsizlik olduğu takdirde bu evlilik servetin cazibesiyle mümkündür.75 Bu tip evliliklere daha çok yönetici sınıfındakilerde sık rastlanmakta ve çoğunlukla odalıklar ikinci, üçüncü eşler olmaktadır.76

Gerçekte durumun bu şekilde olmasına rağmen konunun bu kadar yoğun tartışılması Doğu toplumlarının haremler ve çok kadınla evliliklerle birlikte anıldığı oryantalist bakış açısının etkisinden kaynaklanmaktadır. Doğu toplumları hakkındaki bilgilerini hayal ve masallarla donatan Batılılar Doğunun bu gizemli dünyasına karşı büyük bir ilgi duymaktaydılar.77 Merak duydukları bu konuları bir yandan da Osmanlı toplumunun geri kalmışlığı yönünde eleştiri malzemesi olarak kullanmışlardır.. Yerli modernleştiriciler de bunu Batılılara benzer şekilde kabullenmişlerdir. Çok eşliliğe karşı olan tepki daha çok eşitlikçi, cinsler arası ilişkiler ve modern, Batılı bir yaşam yönünde verilen ideolojik bir mücadelenin bir parçası olduğu için sembolik anlamı büyüktür.78 Dolayısıyla Osmanlı kimliğine dahil edilen çok eşlilik alabildiğine eleştirilmiş ve az sayıda çok eşlilik uygulamaları da kaldırılmaya çalışılmıştır. Bu eleştiriler ve yoğun

73

Serpil Çakır, a.g.m, s.244 74

Alan Duben & Cem Behar, a.g.e, s. 161, 162 75

Đlber Ortaylı, a.g.e., s.75 76

Hasan Yüksel, Vakfiyelere Göre Osmanlı Toplumunda Aile, iç.Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, Cilt 2, s. 489

77

bkz. Thierry Hentsch, Hayali Doğu; Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Sodom ve Gomore 78

(31)

muhalefet neticesinde 1917 Hukuk-u Aile Kararnamesi ile ancak kadın izin verdiği takdirde erkek ikinci hanım alabilme şartı getirilmiş ve izni dışında kocasının üstüne başka bir kadın ile evlenmesi durumunda kadına boşanma hakkı tanınmıştır.79

2.4- Evlenme Yaşı

Osmanlı son döneminde evlenme yaşıyla ilgili yaygın düşünce evliliğin erken yaşta olduğu şeklindeydi. Bu konuda yazanların çoğu Đstanbul’da evliliğin onlu yaşlarda yapıldığını zannediyorlar ve erken evlilik konusunda aşırı ve şaşırtıcı örnekleri alıp genelleme yapıyorlardı. Gazete, kitap ve dergilerde çok erken yaşta evliliğin hem fiziksel hem de ruhsal sakıncalarından bahsediliyor ve ideal yaş belirleniyordu. Erkek için ideal evlilik yaşı, aile reisliği rolünü üstelenebilecek olgunluğa eriştiği ve ailesini geçindirebilecek imkana sahip olduğu yaştı ve bu yaş genel eğilime göre 28,30 ile 35 yaş arasıdır.80 Kızların evlilik için uygun yaşı ise çocuk doğurma, yetiştirme, kocasına bakma ve evi çekip çevirme gibi vazifeleri yerine getirebileceği 18,20- 25 arasıdır.81

Oysa ki demografik gerçekler sanılandan oldukça farklıdır. Nüfus kayıtlarına göre Osmanlı’da evlilik yaşı diğer toplumlara göre kadın ve erkek için de çok yüksektir. 1885 sayımında kızın evlilik yaşı 19,1 iken, bu rakam yirminci yüzyıla doğru gittikçe artış göstermektedir.82 1895 ile 1900 yıllarındaki kayıtlara göre 25 yaşında olduğu halde kadınların yaklaşık dörtte biri henüz evlenmemiştir. 1905’te ise bu oran üçte bire yükselmiştir.83 Erkeklerin evlenme yaşı ortalama 29-30 civarındadır ve hemen hemen üçte biri 35 yaşından sonra evlenmiştir.84 Evlilik yaşının bu kadar geç olması evliliğin ve ev kurmanın masraflarının ağır olmasıyla yakından alakalıdır. Bu nedenle evliliği teşvik politikalarıyla ağırlık, başlık, çeyiz gibi uygulamalar hafifletilmeye çalışılmıştır.85

79

Şefika Kurnaz, Cumhuriyet Öncesinde Türk Kadını (1839-1923), Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı Yay., Ankara, 1990, s.75

80

Alan Duben&Cem Behar, a.g.e., s.147, 148 81 a.g.e., s.151 82 a.g.e., s. 139, 140 83 a.g.e., s.146 84 a.g.e., s.141 85

Referanslar

Benzer Belgeler

Osmanlı’da Ekonomik Sistem ve Siyasal Yapı Arasındaki

Osmanlı pazarının ihtiyaçları, Çerkes kabilelerinin Osmanlı Devleti ile kurduğu ilişkiler, Kırım Hanlığı’nın rutin yağma ve köle akınları gibi

Bunun sonucunda Aynalı Kavak sözleşmesi imzalandı.(1779) Buna göre Rusya Kırım’ın iç işlerine karışmayacak Osmanlı Devleti Şahin Giray’ı Kırım Hanı olarak

Rusya’nın Kırım’a saldırması, Osmanlı – İran Savaşları’nda Kırım hanının göndereceği yardımın Ruslar tarafından engellenmesi, Avusturya ile

8 Yıl sürecek antlaşmanın sonuna yaklaşılması ve Mehmet Ali Paşa’yla gerginliğin devam etmesi, Mısır ve Boğazlar sorununda İngiltere’nin desteğini almak isteyen Osmanlı

1856 yılında Sultan Abdülmecid tarafından yayınlanan Islahat Fermanı’nın bir devamı olarak kurulan Osmanlı Bankası ile ilişkiler inişli çıkışlı devam

Orta Çağ’da büyük bir karanlık içine gömülen Avrupa XV. yüzyıldan itibaren, Katolik Kilisesi’ne kar- şı eleştirilerin artmasıyla bu karanlıktan kurtulmaya

Dibacesinde, 1827 tarihli tarifenin üzerinden çok zaman geçtiğinden, mevcut muahedenin onuncu maddesine göre tarifenin yenilenmesi gerektiği, İngiltere tarifesinin İsvec