• Sonuç bulunamadı

18. yüzyılda Konya'da esnaf teşkilatı ve ticari hayat

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "18. yüzyılda Konya'da esnaf teşkilatı ve ticari hayat"

Copied!
312
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ

SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ

TARĠH ANABĠLĠM DALI

YENĠÇAĞ TARĠHĠ BĠLĠM DALI

18. YÜZYILDA KONYA’DA ESNAF TEġKĠLATI VE

TĠCARÎ HAYAT

Zafer YILDIRIM

DOKTORA TEZĠ

DANIġMAN

Prof. Dr. Mehmet ĠPÇĠOĞLU

(2)
(3)

T.C.

SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ

SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ

TARĠH ANABĠLĠM DALI

YENĠÇAĞ TARĠHĠ BĠLĠM DALI

18. YÜZYILDA KONYA’DA ESNAF TEġKĠLATI VE

TĠCARÎ HAYAT

Zafer YILDIRIM

DOKTORA TEZĠ

DANIġMAN

Prof. Dr. Mehmet ĠPÇĠOĞLU

(4)
(5)
(6)

ĠÇĠNDEKĠLER

Bilimsel Etik Sayfası ………... I

Tez Kabul Formu ………. II

ÖNSÖZ ……… VIII ÖZET ……….. X SUMMARY ……… XI KISALTMALAR ……… XII GĠRĠġ ……….………. 1 BĠRĠNCĠ BÖLÜM I. OSMANLI ESNAF TEġKĠLATININ TARĠHĠ TEMELLERĠ …..… 12

I. I. Kurumsal Kimlik Olarak Fütüvvet ve Ahilik ……… 12

a) Fütüvvet Kavramı ……… 12

b) Ahilik ve Fütüvvet TeĢkilatı Ġle ĠliĢkisi ……….. 14

c) Anadolu Selçuklu Devleti ve Ahilik ……….. 19

d) Osmanlı Devleti ve Ahilik ……….. 23

I. II. Ahilik-Lonca-Gedik Kavramları ………. 25

ĠKĠNCĠ BÖLÜM II. GENEL HATLARI ĠLE OSMANLI ESNAF TEġKĠLATININ YAPISI VE YÖNETĠM ORGANĠZASYONU ……….. 36

II. I. Osmanlı Esnafında Usta-Kalfa-Çırak ĠliĢkisi ……….. 45

a) Çırak ……….. 45

b) Kalfa ….………. 47

c) Usta ……….. 48

II. II. Osmanlı Esnaf TeĢkilatında Yöneticiler ……….. 51

(7)

b) Muhtesib ……….. 56 c) Esnaf ġeyhi .………. 62 d) Kethüda ……… 65 e) YiğitbaĢı ……… 72 f) Nakip ………. 74 g) Ahi Baba ….………. 75

II. III. Esnaf Kesiminin Merkezi Ġdareye Katkıları- Orducu Kavramı … 76 II. IV. Esnafın Fiyat Politikası- Narh Kavramı ……….. 89

a) Olağan Narhlar …..……….………… 95

b) Olağanüstü Narhlar ……….. 96

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM III. OSMANLI’DA BELLĠ BAġLI MESLEK DALLARI VE ESNAF GRUPLARI ……… 98

III. I. Dokuma ve Dericilik Alanında ÇalıĢan Esnaf Grupları ……….. 98

a) Bezzâz ………. 98 b) Kazzaz ……… 104 c) Debbağ ……… 107 d) Haffaf-Kavaf ……… 110 e) Cüllah ……….. 111 f) Terzi-Hayyat ……….. 116

III. II. Gıda Üretim ve Dağıtımı Alanında ÇalıĢan Esnaf Gruplar …… 118

a) Bakkal ..………. 118

b) Kasap ……… 122

c) Habbaz- Fırıncı ……… 127

d) Helvacı ……….. 129

(8)

a) Keçeci ………. 132 b) Berber ……… 134 c) Saraç ..………. 137 d) Attar ………. 140 e) Sarraf-Kuyumcu ……… 143 f) Kılıççı ………. 145

III. IV. ĠnĢaat ĠĢlerinde ÇalıĢan Esnaf Grupları ……… 147

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM IV. OSMANLI KONYASINDA ESNAF TEġKĠLAT ……… 154

IV. I. XVIII. Yüzyılda Konya Esnafının TeĢkilat ve Düzeni ………. 180

IV. II. XVIII. Yüzyıl Konya Esnafının Merkezi Ġdareye Katkıları- Orducu ve Ġmdâd-ı Seferiyye Uygulamaları ………….………. 194

IV. III. XVIII. Yüzyılda Konya‟da Narh Uygulamaları ……… 201

IV. IV. XVIII. Yüzyılda Konya Esnafının Mekânsal Organizasyonu- ÇarĢı ve Pazarlar ………...…. 212

a) Bedesten .……… 214

b) Çölmekçiler Sûku ………. 217

c) Nalbandlar Sûku ………. 217

ç) Semerciler Sûku ……….. 218

d) Haffaflar Sûku –Arasta …….……… 218

e) Külahçılar Sûku ...……….. 218

f) Postalcılar Sûku ...……….. 219

g) Keçeciler Sûku .……… 219

(9)

ı) Terziler Sûku ………. 220

i) Attarlar Sûku …..………..…………. 220

j) Helvacılar Sûku ..………..………. 220

k) Uzun ÇarĢı- Sûk-i Sultâni .……….. 220

l) Çıkrıkçılar Sûku ………. 221

m) Kutucular Sûku ………. 221

n) Kürkçüler Sûku ..…..………. 222

o) Debbağhane ..………..………. 222

ö) Tahte‟l Kal‟a Sûku ……… 223

p) Kuyumcular Sûku ……….. 224 r) Demirciler Sûku …………..……….. 224 s) Semerciler Sûku ……..……….. 224 Ģ) Muytaflar Sûku …..……….. 224 t) Atbazarı ..………..………. 225 u) Saraçlar Sûku .………..……….. 226 ü) Kazzazlar Sûku .…………..……….. 226 v) Eski Bazar ....………. 226 y) Sipahi Bazarı ..………..………. 227 z) Buğday Bazarı ………. 228

IV. V. XVIII. Yüzyıl Konyasında Bazı Meslek Dalları ……… 229

a) Debbağ ..………..………. 229

b) Haffaf ..………..………. 232

c) Saraç ...…….………. 234

d) Bakkal ...………….………. 235

(10)

f) Helvacı .……… 239

g) Habbaz .……… 241

h) Attar .……… 243

ı) Berber ...……….………. 244

i) ĠnĢaat ĠĢlerinde ÇalıĢan Esnaf Grupları ……….. 245

j) XVIII. Yüzyıl Konyasında ġer‟iyye Sicillerinde Geçen Diğer Meslek Dalları ……….……… 249

SONUÇ ...……….……. 259

KAYNAKÇA ...……….. 262

(11)

ÖNSÖZ

Osmanlı sosyo-iktisat tarihi açısından büyük önem taĢıyan konulardan biri de esnaf teĢkilatıdır. Yüzyılların getirdiği birikimin bir sonucu olarak ortaya çıkan esnaf teĢkilatı, sosyal hayatla çok yakından iliĢkiliydi. Zaman zaman Osmanlı siyasi hayatına da etki ettiği görülmektedir.

Osmanlı esnaf teĢkilatının temelleri fütüvvet geleneğine ve ahi teĢkilatına dayanmaktadır. GeçmiĢi Selçuklular‟a uzanan bu kurumlarla ilgili bazı hususlar zamanla değiĢim göstermekle birlikte birçok özelliğin Osmanlı zamanında da devam ettiği görülebilmektedir. Osmanlı Devleti‟nin kuruluĢ döneminde oldukça aktif bir rol oynayan ahi teĢkilatı, zamanla daha çok esnaf birlikleri haline gelmiĢ, hatta ahilik kurumu değiĢime uğrayarak lonca Ģekline dönüĢmüĢtür.

Konya Ģehri Selçuklular‟ın Anadolu‟ya giriĢinden itibaren önemli bir merkez durumunda bulunmaktaydı. Defalarca el değiĢtiren Ģehir, uzun süre Anadolu Selçukluları‟na baĢkentlik yapmıĢ ve bu kültürün merkezi haline gelmiĢtir. Sonrasında Karamanoğulları‟na da baĢkentlik yapan Ģehir, Fatih devrinde kesin olarak Osmanlılar‟ın eline geçmiĢ ve bu tarihten sonra önemli bir Osmanlı Ģehri haline gelmiĢtir. Diğer Osmanlı Ģehirleri gibi Konya‟nın da Osmanlı‟nın genel yapısına uygun olarak, kurum ve kuruluĢlarıyla önemli izler taĢıdığı söylenebilir. Bu izlerden biri de Konya‟da bulunan esnaf teĢkilatıdır. XVIII. yüzyıl gibi devletin tarihinde önemli yer tutan bir dönem, bu konu hakkında önemli bilgiler barındırmaktadır. ĠĢte bu çalıĢmada bu bilgiler ortaya konulmaya çalıĢılmıĢtır.

ÇalıĢmanın giriĢ bölümünde Konya‟nın kadim tarihinden kısaca bahsedilerek, elde edilen verilerin temel kaynaklarından olan Ģer‟iyye sicilleri hakkında bilgi verilmiĢtir. Sonrasında esnaf teĢkilatının tarihi temellerini oluĢturan fütüvvet ve ahilik hakkında bazı bilgiler sunulmuĢ ve böylece ileriki bölümlerde verilecek bilgiler temellendirilmeye çalıĢılmıĢtır. Diğer bir bölümde Osmanlı devri esnafının özelliklerinden bahsedilmiĢ, böylece bir Osmanlı Ģehri olan Konya‟daki esnaf teĢkilatının durumuna geçiĢ yapılmıĢtır. Bu baĢlık altında, Osmanlı esnaf teĢkilatının genel özellikleri, yönetici kadrosu, merkezi idareye katkıları, narh gibi hususlar aydınlatılmaya çalıĢılmıĢtır. Üçüncü bölümde ise Osmanlı devrinde karĢımıza çıkan

(12)

meslek dalları ve esnaf grupları ele alınmıĢtır. Bunların her biriyle ilgili elde edilen bilgiler ayrı ayrı sunulmuĢ, ele alınan konularla alakalı arĢiv vesikaları da iĢleniĢte faydalanılan ve yol gösterici olan unsurlardan biri olmuĢtur.

Dördüncü bölüm XVIII. yüzyılda Konya‟da esnaf teĢkilatına ayrılmıĢtır. Devrin esnaf teĢkilatı ve düzeni ortaya konulduktan sonra, Konya esnafının merkezi idareye katkıları örneklerle açıklanmıĢtır. Konya‟da XVIII. yüzyılda narh uygulamalarıyla ilgili özellikle 66 nolu Konya ġer‟iyye Sicili‟ndeki kayıt ayrıntılarıyla incelenecektir. Bu devirde, esnafın faaliyet gösterdiği, ticaretin canlı bir Ģekilde devam ettiği Konya çarĢıları tek tek anlatılmaya çalıĢılmıĢ, bunlarla ilgili elde edilen bilgiler kaynaklar ıĢığında sunulmaya gayret edilmiĢtir. Son kısımda ise kaynakların el verdiği ölçüde, XVIII. yüzyılda Konya‟da var olan bazı meslek dallarıyla ilgili bilgiler verilmiĢtir.

ÇalıĢmamız belli bir dönemi kapsamakta olup mümkün olduğunca bu dönemin dıĢına çıkılmamaya gayret edilmiĢtir. Ancak zaman zaman bazı hususların daha iyi anlaĢılabilmesi için farklı dönemlerle ilgili bilgilere de baĢvurulmuĢtur.

ÇalıĢmanın her safhasında yardımlarını esirgemeyen tüm hocalarıma ve özellikle desteğini hiçbir zaman esirgemeyen saygıdeğer hocam Prof. Dr. Mehmet ĠPÇĠOĞLU‟na teĢekkürü bir borç bilirim.

(13)

ÖZET

18. YÜZYILDA KONYA’DA ESNAF TEġKĠLATI VE TĠCARĠ HAYAT Osmanlı Devleti uzun yıllar hüküm sürmüĢ, büyük bir cihan devletiydi. Bu cihan devletinin sosyal ve ekonomik yönden de çok önemli kurum ve organizasyonlara sahip olduğu bilinmektedir. Bunların en önemlilerinden biri de esnaf teĢkilatıdır. Köklü bir geleneğin ürünü olan esnaf teĢkilatı, sosyal ve ekonomik olarak çok önemli roller üstlenmiĢtir. Fütüvvet düĢüncesi ve ahilik bu organizasyonun temelini oluĢturan en önemli unsurlardır. Daha önceki Türk-Ġslam devletlerinde Ģekillenen yapı, Osmanlı‟nın varlığı boyunca da etkisini sürdürmüĢtür.

Osmanlı dönemi esnaf teĢkilatı, son derece düzenli ve disiplinli bir yapıya sahipti. Bu durum birçok belgeyle de açıkça ortaya konulabilir. Zaman zaman ahilik, lonca, gedik gibi kavramlar kullanılsa da genel olarak yapının muhafaza edildiği görülmektedir. Yerel anlamda kadı‟nın baĢkanlığında bir yönetim heyeti bulunur ve bunlar esnafla ilgili pek çok konuda kararlar alırlardı. Esnafın yetiĢme tarzı, çıraklıktan kalfalığa ve sonunda da ustalığa yükselme durumu da oldukça sıkı bir denetim ve eğitim sürecine tabiydi. Bu denetim süreci, esnafın fiyat politikasında da narh sistemi olarak karĢımıza çıkmaktadır. Esnafın Osmanlı seferlerine katkıda bulunduğu, orducu esnafı adı altında aktif görevler üstlendiği de görülmektedir.

Kadim bir Türk-Ġslam Ģehri olan Konya, Osmanlı hâkimiyetine girdiği XV. Yüzyıldan itibaren Osmanlı kültürünün en önemli merkezlerinden biri haline gelmiĢtir. Konya‟da esnaf teĢkilatı, bu kültürün izlerini taĢımakta ve Osmanlı Devleti‟nin genel yapısına uygun bir tablo oluĢturmaktaydı. XVIII. yüzyılda da bu durumun bazı istisnalar dıĢında korunduğu anlaĢılmaktadır. Özellikle Ģer‟iyye sicilleri bu hususla ilgili birçok belge içermektedir. Konya esnafı XVIII. yüzyılda teĢkilat yapısını muhafaza etmiĢ, narh sistemini uygulamıĢ, sefer zamanları orduya katkılarda bulunmuĢ, görev yaptığı çarĢı ve dükkânlarla da sosyal hayatta önemli bir yer edinmiĢtir.

(14)

SUMMARY

THE TRADESMEN ORGANISATION AND THE COMMERCIAL LIFE IN KONYA IN THE 18TH CENTURY

The Ottoman State was a great world state which had ruled for a long time. It is known that this state has very important institutions and organizations both socially and economically. One of the most important of these is the organization of tradesmen. The organization of tradesmen, which is a product of a deep-rooted tradition, has played very important roles socially and economically. The idea of “futuvvet” and “ahilik” are the most important elements that form the basis of this organization. The structure, which was shaped in the previous Turkish-Islamic states, continued its influence throughout the existence of the Ottoman State.

The organization of the tradesmen in the Ottoman period had a highly organized and disciplined structure. This event can be clearly demonstrated by many documents. Although the concepts such as “ahilik”, “guild” and “gedik” are used from time to time, the structure is generally preserved. In the local sense, there was a governing committee headed by the “kadı” and they took decisions on many issues related to the tradesmen. Tradesman's upbringing, apprenticeship to squad and eventually mastery were also subject to a very strict supervision and training process. This audit process is seen in the price policy of the tradesmen as “narh” system. It is also seen that tradesmen contributed to Ottoman expeditions and undertook active duties under the name of “orducu” tradesmen.

Konya, an ancient Turkish-Islamic city, has become one of the most important centers of Ottoman culture since the fifteenth century when it entered Ottoman rule. In Konya, the tradesmen organization carried the traces of this culture and formed a picture in accordance with the general structure of the Ottoman Empire. In the eighteenth century it is understood that this situation is preserved with some exceptions. Especially the kadi registers contain a lot of documents about this issue. Konya tradesmen maintained the organizational structure in the eighteenth century, applied the system of narh, contributed to the army in the expedition times, and took an important place in social life with its bazaar and shops.

(15)

KISALTMALAR

AE. SABH. I : Ali Emiri Tasnifi- Sultan I. Abdülhamid Devri AE. SAMD. III : Ali Emiri Tasnifi- Sultan III. Ahmed Devri AE. SMHD. I : Ali Emiri Tasnifi- Sultan I. Mahmud Devri AE. SMMD. IV : Ali Emiri Tasnifi- Sultan IV. Mehmed Devri AE. SMST. I : Ali Emiri Tasnifi- Sultan I. Mustafa Devri A.E. SMST. II : Ali Emiri Tasnifi- Sultan II. Mustafa Devri AE. SMST. III : Ali Emiri Tasnifi- Sultan III. Mustafa Devri AE. SSLM. III : Ali Emiri Tasnifi- Sultan III. Selim Devri

BOA : CumhurbaĢkanlığı Devlet ArĢivleri BaĢkanlığı- Osmanlı ArĢivi

C. : Cilt

C. AS. : Muallim Cevdet Tasnifi- Askeri C. BLD. : Muallim Cevdet Tasnifi- Belediye C. EV. : Muallim Cevdet Tasnifi- Evkaf C. MF. : Muallim Cevdet Tasnifi- Maarif C. ML. : Muallim Cevdet Tasnifi- Maliye C. SM. : Muallim Cevdet Tasnifi- Saray C. ZB. : Muallim Cevdet Tasnifi- Zabtiye

DĠA : Türkiye Diyanet Vakfı Ġslam Ansiklopedisi DVN. MHM. : Divan-ı Hümayun Kalemi Mühimme Defterleri HAT. : Hatt-ı Hümayun Tasnifi

(16)

ĠE. ML. : Ġbnü‟l Emin Tasnifi- Maliye ĠE. TCT. : Ġbnü‟l Emin Tasnifi- Tevcihat

KK. : Kamil Kepeci Tasnifi

KġS. : Konya ġer‟iyye Sicilleri

(17)

GĠRĠġ

Osmanlı Ġdaresine Kadar Tarih Ġçinde Konya

Çok eski bir yerleĢim merkezi olan Konya, adını beĢ bin yıl önce var olan Luvi kavminin vermiĢ olduğu Ġkkuwaniya‟dan almıĢtır. Daha sonra Lukkawaniya Ülkesi içinde yer alan Konya kentinin adı ise Ik-ku-ua-ni-ia Ģeklindeydi. Bu isim yaklaĢık iki bin beĢ yüz yıl önce Klasik Çağ‟da Ġkonion olarak kullanılmıĢ, Antik Çağ‟da Grek ve Roma yönetimlerinin yaĢandığı iki bin yıl önce ise Ikonium ve Ikonia‟ya dönüĢmüĢtür. Sonraki zamanlarda Ortaçağ‟da Araplar El-Koniya Ģeklinde ifade ederken, Türkler de bu adın son Ģekli olan Konya‟yı kullanmıĢlardır1

.

Konya Ģehrinin kurulduğu bölgede, Çatalhöyük‟teki incelemelere göre M.Ö. 7000‟lere kadar ulaĢan iskân durumu, Alaaddin Tepesi‟nin güneybatısında yer alan Karahöyük‟te de ona yakın zamanlara kadar uzanır. Bu bölge bakır çağından eski Hitit devrine kadar devamlı iskân edilmiĢ, bu devirde Karahöyük, Anadolu‟daki önemli Ģehirlerden birisi olmuĢtur. ġehrin ortasında yer alan Alaaddin Tepesi‟nde ise Hitit dönemine ait ize rastlanmamıĢ buradaki yerleĢme M.Ö. 1000‟lerden itibaren baĢlamıĢtır2

. Ġç Anadolu‟da hüküm süren KuĢĢara Krallığı‟nın yaklaĢık M.Ö. 1725 yıllarında son bulması üzerine bölge Hitit egemenliğine girmiĢ, Hititler Konya ve çevresinden “AĢağı Ülke” Ģeklinde bahsetmiĢlerdir. Burası Hititler‟in düĢmanı olan Arzava devletleri arasındaki bağlantıyı sağlaması açısından oldukça stratejik bir öneme sahip olmuĢtur3

.

Hititler'den sonra sırasıyla Friglerin Lidyalıların ve Perslerin hâkimiyetine giren Konya bilahere Romalıların yönetimine girmiĢtir. Doğu Roma Ġmparatorluğu‟na bağlı bir Bizans Ģehri olan Konya birçok defa Ġslam ordularının istilasına uğramıĢ, Ġslam devletlerinin sınır Ģehirlerine yakın olduğu için güneyden kopan her gaza hamlesi ilk soluğu Konya‟da almıĢtır. Emevi hükümdarlarından

1

Hasan Bahar, “Eskiçağ‟da Konya”, Şehirlerin Sevdalısı İbrahim Hakkı Konyalı Armağanı, Konya 2015, s. 272.

2 Tuncer Baykara, Türkiye Selçukluları Devrinde Konya, Ankara 1985, s. 21-22. 3 Bahar, “Eskiçağ‟da Konya”, s. 277.

(18)

Abdülmelik son hükümdarlık yılı olan 704‟te Konya‟yı aldıysa da bu devamlı olamamıĢ ve Ģehir tekrar Bizanslılar‟a geçmiĢtir4

.

Roma devrindeki geliĢmeler Konya‟yı zamanın önemli Ģehirlerinden biri haline getirmiĢtir. Bu nedenle ilk Hristiyanlık döneminde de Konya‟nın önemli bir yer tuttuğu söylenebilir5

. IV. yüzyılda Pisidia Eyaleti‟nin ikinci dereceden bir kenti durumunda kalırken, sonrasında Lykaonia Eyaleti‟nin politik ve dini merkezi durumuna gelmiĢtir. Geç Bizans döneminde ise Anatolia Theması içinde varlığını sürdürmüĢtür6

. 708 yılında bir kez daha Ġslam orduları tarafından istilaya uğrayan Konya‟da, hiçbir zaman tam bir Ġslam Devleti hâkimiyeti kurulamamıĢtır. Burası halifelerin bir Ģehri olarak görülemediğinden Emeviler para bastırmamıĢlardır7

. Abbasiler zamanında da Konya sık sık el değiĢtirmiĢtir. Abbasilerin de burada basılmıĢ paralarının bulunmamıĢ olması uzun süre hâkimiyet kuramadıklarını gösterir. Bu devirde Konya Abbasilerle Bizanslılar arasında gidip gelmiĢ, daha çok Bizanslılar‟ın elinde kalmıĢtır8

.

Türkler‟in Konya‟ya ilk defa 1069 yılında geldikleri ve pek tahkimatlı olmayan Ģehri alarak geri döndükleri bilinmektedir. Kesin olarak ise 1071‟den sonra Türkler tarafından fethedildiği söylenebilir. Anonim bir Selçukname‟ye göre Antakya‟ya gelen Süleyman ġah buradan Rum‟a yönelerek Konya‟yı Martavkosta‟dan almıĢtır9. Malazgirt Zaferi sonrası KutalmıĢoğlu Süleyman ġah

tarafından fethedilen Konya, Anadolu Selçuklu Devleti‟nin baĢkenti olan Ġznik‟in Haçlı Seferi sonrası kaybedilmesi üzerine baĢkent yapılmıĢtır. 1307 yılına kadar da aralıksız Ģekilde devletin baĢkenti olarak kalmıĢtır10

.

Selçuklu hükümdarı IV. Kılıçarslan‟ın Kerimüddin Karaman‟ın giriĢimlerinden çekinerek elindeki yerleri ona dirlik olarak verip kardeĢi Bunsuz‟u Konya‟ya getirtip candarlık vermesi ile Konya‟da Karamanoğulları etkisi baĢlamıĢtır.

4 Ġ. Hakkı Konyalı, Konya Tarihi, Konya 2007, s. 33. 5 Baykara, Konya, s. 22-23.

6 Bahar, “Eskiçağ‟da Konya”, s. 290-291. 7

Konyalı,Konya Tarihi, s. 33.

8 Konyalı, Konya Tarihi, s. 34. 9 Baykara, Konya, s. 25.

(19)

Daha sonra IV. Kılıçarslan‟ın kardeĢiyle olan mücadelesinden istifade ederek Konya‟ya saldıran Karaman Bey ve kardeĢleri baĢarısız oldular. Mehmet Bey zamanında tekrar Konya‟ya saldıran Karamanoğulları bazı muvaffakiyetler kazansa da Ģehri ele geçiremediler. Selçuklular‟ın iyice zayıflaması sonrası Mahmud Bey zamanında Konya bir süre Karamanoğulları‟na geçti. Ancak Ġlhanlılar‟ın Anadolu‟ya geliĢi durumu değiĢtirdi ve Ģehir onlar tarafından alındı. Emir Çoban‟ın Anadolu‟dan ayrılması ile Konya tekrar Karamanoğulları‟na geçse de DemirtaĢ tarafından tekrar alınmıĢ ve 1328‟e kadar onun elinde kalmıĢtır11

.

Osmanlı Devleti‟nin kuruluĢundan sonra Konya Ģehri, Osmanlı Karamanoğlu mücadelesinde hep ön planda yer almıĢtır. Ġlk ciddi çatıĢmalar Sultan I. Murat zamanında yaĢanmıĢtır. Karamanoğulları‟nın bazı tehditkâr hareketleri sonucu I. Murat Anadolu‟ya geçerek onların üzerine yürüdü. Konya muhasara edilse de Karamanoğlu Alaaddin Bey‟in sulh istemesiyle barıĢ sağlandı12

.

Bir süre sonra bu kez Yıldırım Bayezid yine aynı sebeplerle Konya üzerine yürüdü. Daha önce fethedilmiĢ olan Hamideli topraklarına Karamanoğulları‟nın hücum etmesi bu seferi kaçınılmaz hale getirdi. Yıldırım Bayezid Konya‟yı kuĢattı. KuĢatma harman zamanında yapılmıĢtı. Konya halkıyla Osmanlı askerleri arasında arpa ve saman alıĢveriĢi gerçekleĢti. Halk Sultan‟ın adaletli tutumundan etkilenerek kapıları açtı13. Ancak sonrasında 1391 yılındaki bu kuĢatma da Alaaddin Bey‟in sulh

istemesi neticesinde kaldırıldı14. 1397 yılında Yıldırım Bayezid‟in Niğbolu‟da

bulunmasını fırsat bilen Karamanoğulları Osmanlı topraklarına saldırınca yeni bir sefere çıkıldı. Konya kalesine sığınan Alaaddin Ali Bey 11 gün boyunca dirense de Ģehir halkı mal ve canlarına dokunulmaması Ģartıyla kale kapılarını açtı. Alaaddin Ali Bey savaĢarak kaçmaya çalıĢtıysa da Osmanlı askerleri tarafından yakalandı. Yıldırım Bayezid bu kez Alaaddin Bey‟i affetmedi ve onu öldürerek Konya‟yı ele geçirdi15. Ankara SavaĢı sonrasında Timur‟un izlediği politika sonucu Anadolu

beyliklerine eski toprakları verilince Ģehir diğer Karamanoğulları topraklarıyla

11 Ġ.Hakkı UzunçarĢılı, Anadolu Beylikleri, Ankara 1988, s.2-12. 12

Ġ.Hakkı UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, C.1, Ankara 1998, s.246-248.

13 AĢıkpaĢazade, Aşıkpaşaoğlu Tarihi, (NeĢr. Nihal Atsız), Ġstanbul 1992, s.64. 14 UzunçarĢılı,Osmanlı Tarihi, C.1, s.266.

(20)

beraber tekrar Karamanoğulları‟nın eline geçti ve Alaaddin Bey‟in oğulları burada hüküm sürmeye baĢladı.16

. Daha sonra Osmanlı tahtına oturan Çelebi Mehmet, 1414 yılında Karamanoğulları üzerine sefere çıkarak Konya‟yı kuĢattıysa da sulh yapılmıĢtı. Ancak bir sene sonra tekrar kuĢatma ihtiyacı doğdu ve Ģehir yeniden kuĢatılmasına rağmen Karamanoğlu‟nun isteğiyle yine sulh yapıldı17

. II. Murat devrinde Karamanoğulları‟nın iç karıĢıklığından istifade edilmiĢ, Ġbrahim Bey desteklenerek Konya onun hâkimiyetine bırakılmıĢtı. Sonrasında Macarlar‟la iĢbirliği yapan Ġbrahim Bey Osmanlı topraklarına saldırınca II. Murat 1436‟da sefere çıkarak Konya ile birlikte pek çok yeri ele geçirdi. TaĢeli‟ne çekilen Ġbrahim Bey padiĢah tarafından affedildi18

. Fatih Sultan Mehmed‟in 1466 yılındaki seferiyle Konya Osmanlılar‟ın eline geçti19

. Konya‟dan pek çok aile Ġstanbul‟a gönderildi. Konya kalesinin içine askerler koyularak fethin iyice sağlamlaĢması sağlandı20

. ġehzade Mustafa bir süre burada valilik yapmıĢ onun vefatıyla burası 1475‟te Ģehzade Cem‟in idaresine verilmiĢtir. Karamanoğulları‟nın sona ermesiyle de Konya artık bir Osmanlı Ģehri olmuĢtur21

.

Kaynakların Tanıtımı; ġer’iyye Sicilleri

ÇalıĢmamızın özellikle Konya ile ilgili kısımlarında en çok istifade edilen kaynak Konya ġer‟iyye Sicilleri‟dir. Toplum yaĢantısını çok iyi yansıtan bu defterler, içinde barındırdığı örnek olaylarla önemli bir yol gösterici olmuĢtur. Burada çalıĢmamızda esas kaynak olarak kullanılan Ģer‟iyye sicilleri hakkında kısaca bilgi verilecektir.

ġer‟iyye sicilleri yüzyıllar boyunca, Osmanlı toplumunun iktisadi, hukuki ve sosyal hayatını, geleneklerini, yaĢam tarzını en iyi Ģekilde aktaran, en önemli tarihi kaynaklardandır. Bu defterler Ģer‟i mahkemelerin tarih sırasıyla tutulan kayıtlarını içermekteydi. Bu kayıtlar; kadı tarafından verilen hükümler, herhangi bir hadiseyi bir ikrarı, bir hibeyi, resmi kayıtlara geçmesi gereken bir hususu içerenler ve

16 UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, C.1, s. 326. 17 UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, C.1, s. 352.

18 Bilal Gök, “Ġbrahim Bey Devri (1423–1464) Karaman-Osmanlı Münasebetleri”, Hikmet Yurdu Dergisi, sayı: 10, Temmuz-Aralık 2012, s. 111-112.

19 UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, C.2, Ankara 2006, s. 89. 20 AĢıkpaĢazade, s. 144-145.

(21)

devlet merkezinden gelen ferman, emir ve tebliğ gibi kadı tarafından tetkik edilip doğruluğu tespit edildikten sonra kaydedilen hülasaları kapsamaktaydı22

.

Tarih ilmi açısından büyük öneme sahip olan bu defterler, kadı sicilleri, kadı divanı, mahkeme kayıtları, sicillât-ı Ģer‟iyye ve yaygın kullanımı ile Ģer‟iyye sicilleri olarak adlandırılmıĢtır. Kayıtlar kadı yahut nâibi tarafından tutulmakta ve çok çeĢitli belgeleri içermektedir. Mahzar yani “Kadı onayı ve kararı bulunmayan kayıt” anlamındaki kavram ile sicil denilen ve “kadı onayı ve kararı bulunan kayıt” manasında kullanılan kavramların terim haline geliĢ süreci literatürden takip edilebilmekle beraber bu kayıtların defterlerde toplanmasının, bir baĢka deyiĢle sicil-sicillat terimlerinin oluĢum tarihi henüz yeterince açıklığa kavuĢturulamamıĢtır. ġer‟iyye sicil defterlerinin ne zamandan beri var olduğu hususundaki modern tartıĢmada bazı araĢtırmacılar, daha önceki dönemlerde de var olduğunu savunurken bazıları bunların sistematik olarak sadece Osmanlı döneminde kullanıldığını ifade etmiĢlerdir23

.

Hukuki bir terim olarak, insanlar arasında meydana gelen adli olayları, kadıların verdikleri kararların suretleriyle hüccetler gibi çeĢitli kayıtların yapıldığı defterleri ifade eden kavram, yukarıdakilerden baĢka, kadı defterleri ve zabt-ı vakayi sicilleri isimleriyle de anılmaktadır24

.

Osmanlı Devleti‟nde Ģer‟iyye sicillerinin günümüze ulaĢan en erken tarihli örnekleri Bursa Ģehrine ait olan ve 1455 tarihli defterlerdir. Bunların, XIX. yüzyılın ikinci yarısında yeni mahkemelerin kurulması sonrası içerik açısından bir daralmaya uğradığı görülürse de XX. yüzyıl baĢlarına kadar düzenli biçimde tutulduğu söylenebilir. Kayıtları tutan Kadılık müessesesinin Osmanlılar‟ın ilk devrinden itibaren var olduğu dikkate alınırsa, bu tür defterlerin daha erken dönemlerde de var olduğu, ancak bunların günümüze ulaĢmadığı ileri sürülebilir25

.

22 Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, c.3, Ġstanbul 2004, s.343. 23

Yunus Uğur, “ġer‟iyye Sicilleri”, DİA, C.39, s. 8.

24 Ahmet Akgündüz, “Ġslam Hukukunun Osmanlı Devleti‟nde Tatbiki: ġer‟iye Mahkemeleri ve ġer‟iyye Sicilleri”, Türkler, C. 10, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 57.

(22)

ġer‟iyye sicillerinde kaydedilen belgeleri iki ana gruba ayırmak mümkündür. Birinci grup, kadı tarafından tutulan belgeler olup bunlar; hüccetler, i‟lamlar, ma‟ruzlar, müraseleler ve diğer kayıtlardır. Ġkinci grup ise merkezden veya baĢka makamlardan gelen ve kaydedilen belgelerdir. Bunlar da padiĢahtan gelen emir ve fermanlar, sadrazam, kazasker, beylerbeyi gibi makamlardan gelen buyuruldular, tezkereler, temessükler ve diğer kayıtlar olarak sıralanabilir26.

ġer‟iyye sicillerinde bulunan belge türlerinden biri hüccettir. Hüccetin birinci anlamı Ģahitlik, ikrar, yemin veya yeminden nükûl gibi bir davayı ispat etmekte kullanılan hukuki delillerdir. Ġkinci anlamı ise kadının hükmünü içermeyen, mahkemede tarafların birbirine ikrarını ihtiva eden, üst tarafında kadının mühür ve imzasını taĢıyan ve bir anlamda noterlik belgesi vazifesini gören belgedir. Bir nüsahsı sicile kaydedilirken bir nüshası da davanın taraflarına verilirdi. Bir baĢka belge türü, kadının verdiği Ģer‟i hükmü içeren ve altında kadının imza ve mührü bulunan yazılı belge anlamına gelen i‟lamlardır. Bu belgeler karar ihtiva etmekteydi. Bir diğer belge türü müraseledir. Mürasele kadının kendisine veya daha alt statüdeki Ģahıs ya da makamlara hitaben yazdığı kayıtlardır. Temessük adı verilen ve bir nevi senet ve sonraları tapu manasında kullanılan belgeler de sicillerde yer alırdı27

. Maruz ise kelime anlamı olarak “arz edilen” demektir. Bir belge türü olarak ise kadının kararını ihtiva etmeyen, yazılı bir delil Ģeklinde değerlendirilemeyecek olan, kadının icra makamlarına idari bir durumu arz ettiği ya da halkın kadıya ya da baĢka bir icra makamına hitaben yazdığı dilekçelere verilen addır28

.

ġer‟iyye sicilleri genelde dar ve uzun tipte, 15x45 cm. civarında ebata sahip defterler olup, sayfa sayıları 10-20‟den 200-300‟e kadar çıkabilmektedir. Ortalamada ise sayfa sayısı 100 civarında olmakta ve 400-500 sicil kaydını içermektedir. XV ve XVI. yüzyıllarda tutulan Ģer„iyye sicillerinin önemli bir kısmı Arapça olarak kaleme alınmıĢtır. XVI. yüzyıldan itibaren ise Arap coğrafyası dıĢında kalan yerlerde daha çok Osmanlı Türkçesi kullanılmıĢtır. Bununla birlikte, benzer olaylara ait kayıtlarda kullanılan hukukî terminoloji, her iki dilde de aynıdır. Devletin

26 Ahmet Akgündüz, Şer’iyye Sicilleri, Ġstanbul 1988, s.20. 27 Akgündüz, “Ġslam Hukukunun”, s.60-66.

(23)

merkezi olan Ġstanbul‟dan gelen belgeler ise her yerde Osmanlı Türkçesi‟yle kaydedilmiĢtir. Kronolojik sıraya her zaman dikkat edilmediği görülen sicillerde, daha çok rik‟a, ta‟lik veya divanî hat çeĢitleri kullanılmıĢtır. Kronolojik düzensizliğin sebepleri, dava kayıtlarının önce müsvedde olarak yazılıp sonra deftere geçirilmesi, Ġstanbul‟dan gelen belgelerin tarihine bakılmadan i‟lâm ve hüccet kayıtları arasına girmesi, defterlerin veya sayfaların yeniden ciltlenme esnasında karıĢıklığa uğraması olarak sıralanabilir. Siciller esas olarak bir yıllık süreci kapsamaktaysa da dağınık haldeki sayfaların bir araya getirilmesiyle oluĢturulan bazı defterler birkaç yılı hatta bazen birkaç on yılı içermektedir29

.

Yazılı belgelerin hazırlanması hususunda Ġslam âleminde takip edilen usul, Osmanlı mahkemeleri tarafından da uygulanmıĢtır. Ġslam hukukunda bu usuller, fıkıh kitaplarında “eĢ-Ģurut ve‟l mahadır ve‟s sicillât” bölümlerinde ayrıntılı olarak açıklanmıĢtır. Bu usul Osmanlı mahkemeleri tarafından TürkçeleĢtirilerek standart bir hale getirilmiĢ, bütün kayıtların tanzim ve tahrir Ģeklini açıklayan örnekler belirlenerek “sakk” adı verilen kitaplar oluĢturulmuĢtur. Böylece Ģer‟iyye sicillerindeki kayıtların tanzimi hususu bir düzene oturtulmuĢtur. Bununla birlikte ilk dönemlerde karıĢık olan dil, XVII. yüzyıl sonlarından itibaren sakk kitaplarının da telif edilmesiyle tamamen TürkçeleĢmiĢ ve sicillerde bir üslup birliği sağlanmıĢtır30

. ġer‟i mahkemelerde yazılan tüm belgelerin sicil defterlerine kaydedilmesi aynı zamanda hukuki bir ihtiyaçtan da doğmuĢtur. Zamanın Ģartları düĢünüldüğünde, evrak üzerinde sahtecilik yapılması ihtimali ortaya çıkabiliyor ve bu sebeple kadı, mahkemenin taraflarına verilecek olan ilam ve hüccetlerin birer nüshasını aslına uygun olarak deftere kaydediyordu. Böylece gerektiği taktirde evrakın karĢılaĢtırılması yapılabiliyordu. Yine bu nedenle sicil defterlerinin muhafazası da büyük önem taĢımaktaydı31. Bununla birlikte, kadılar daha önce verilmiĢ mahkeme

hükümlerini ve bunları içeren Ģer‟iyye sicillerini bir isbat aracı olarak dikkate almak

29 Uğur, “ġer‟iyye Sicilleri”, s.9.

30 Said Öztürk, İstanbul Tereke Defterleri, Ġstanbul 1995, s.22-23. 31 Akgündüz, “Ġslam Hukukunun”, s.59.

(24)

durumundaydı. Davanın tarafları zımmi veya ecnebi olduğu taktirde bunlara mahsus hukuk kanunlarını da göz önünde bulundururdu32

.

ġer'iyye sicillerinin bir önemi de merkez teĢkilatı ile taĢra teĢkilatı arasındaki iliĢkiler açısından bulunmaktaydı. Bu durum bazı zamanlarda, divanda tutulan bazı defter dizileri eksik olduğundan, onların bıraktığı boĢluğu, merkezden gelen belgelerin kaydedildiği sicillerin doldurduğu Ģekilde karĢımıza çıkar. Aynı zamanda fetva-kaza iliĢkisini de Ģer'iyye sicilieri aracılığıyla takip etmek mümkündür. Fetva makamı olan, "müftü" veya "Ģeyhülislam" yahut "kenar müftüleri"nce verilen fetvaların mahkeme kararlarına yansıması, fetva istenen konuların neler olduğu, bu fetvalarla ilgili kadının durumunun ne olduğu gibi hususlarda belirlemeler ve yorumlar yapma imkânı ortaya çıkmaktadır33. Aynı zamanda Osmanlı Devleti‟nde yaĢanan iktisadi kriz ve dalgalanmaların, mal ve eĢya fiyatlarına yansıması ve fiyatlardaki hareketliliğin seyri sicillerden takip edilebilen hususlardır. Ayrıca iktisadi tedbirlerin ve uygulanmasının nasıl olduğu, alınan neticeler, mahkemelerde görülen bazı davalar ile merkezden gelen ferman ve emirnameler ile anlaĢılabilmektedir34

.

Sicil kayıtlarının muhtevası çok çeĢitlidir. Bunlar arasında en çok göze çarpanlar alelâde olaylar, cinayetler, nikâh ve boĢanmalar, vergi kayıtları, narh uygulamaları, tayinler, esnaf davaları, vakfiye ve vakıf muhasebe verileri olarak sıralanabilir. ĠĢte bu belge ve konu çeĢitliliği Ģer„iyye sicillerini tarih, hukuk, iktisat gibi birçok alanın ana kaynakları arasına katmıĢtır. Yapılan kayıtlarda konulara göre farklılık gösteren yazım ve inĢa Ģekilleri ilm-i Ģürût ve ilm-i sak kitaplarından takip edilebilir. Genel hatlarıyla bir i„lâm ve hüccet kaydında yer alan bilgiler sırasıyla Ģunlardan oluĢur: ġehir/kaza ve mahalle/köy bilgileri, isim, din ve unvan bilgileri, konu ve delil bilgisi, karar ve tarih bilgisi, davada hazır bulunanların isim ve unvanları. Bu durum bazı kayıtlarda farklılık gösterir. Mesela tereke kayıtlarında vârisler ve kiĢinin malı mülküyle ilgili bilgiler, borç-alacak ve miras dağılım

32

Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlı Hukuku Adalet ve Mülk, Ġstanbul 2014, s. 182.

33 Fethi Gedikli, “Osmanlı Hukuk Tarihi Kaynağı Olarak ġer'iyye Sicilieri”, Türkiye Araştırmaları

Literatür Dergisi, C.3, sayı: 5, 2005, s,190-191.

(25)

bilgileri, narh kayıtlarında ürünler ve fiyatları, nikâh ve boĢanma kayıtlarında mehir ve nafaka bilgileri de yer almaktadır35

.

Sicillerde yer alan ve esnaf teĢkilatıyla ilgili olarak, tüccar ve zanaatkarların iĢ hayatıyla alakalı davalar, ihtikar ve istifçilik gibi olaylara karĢı alınan tedbirlere iliĢkin kayıtlar iktisat tarihi açısından büyük öneme sahiptir. Yine tımarların kimlere ve ne surette tevcih edildiğini gösteren beratlar, bu beratlarla ilgili çeĢitli iĢlemler, mütesellim buyurulduları, ticari davalar, imdâd-ı seferiyye ve imdâd-ı hazariyye tahsilatlarını gösteren belgeler, maden arama ve iĢletme ile alakalı kayıtlar ve kale, sur ve buna benzer resmi binaların inĢa ve tamir masraflarını içeren belgeler de sicillerin iktisat tarihi açısından önemini ortaya koyar. Ayrıca bazı sicillerde bugünkü senet ve bono anlamında değerlendirilebilecek, vadeli ve kredili satıĢlar için düzenlenen “kitabü‟l kadı ve süfteceler”e ait kayıtlarla ticaret yollarıyla ilgili bilgilere de rastlanmaktadır. Bu içerikleriyle Ģer‟iyye sicilleri iktisat tarihi için büyük öneme haiz kaynaklardır36

.

ġer‟iyye sicilleri, defterlerin tutuluĢ tarzılarına göre üç ayrı biçimde değerlendirilebilir. Birincisi tereke, vekâlet, hüccet, ilam gibi yalnızca bir konuya ait kayıtların bulunduğu defterler olarak ifade edilebilir. Ġkinci grubu oluĢturanlar, sicill-i mahfüz densicill-ilen bsicill-ir tarafına evlenme-boĢanma, alacak-verecek, alım-satım, nafaka, vakıf, hibe, cürm-cinayet gibi çeĢitli mahalli olayların ve sicill-i mahfuz defterlü denilen diğer tarafına merkezden gelen ferman, berat, buyuruldu, izinname gibi belgeler kaydedilen defterlerdir. Olaylar veya belgeler kaydedilirken konu tasnifine hatta tarih sırasına dikkat edilmeden tutulan defterler de baĢka bir grup oluĢtururlar37

. Hülasa etmek gerekirse Ģer‟iyye sicillerinde Ģu tür belgelerin bulunduğu söylenebilir:

1. Merkezden gönderilen ve her konuyla ilgili ferman, berat, mektupların suretleri.

35 Uğur, “ġer‟iyye Sicilleri”, s. 9. 36 Öztürk, Tereke, s. 24-25.

(26)

2. Vali, mutasarrıf, mütesellim gibi yerel yöneticilerin çeĢitli hususlarda Ģehrin veya yöneticisi olduğu sancağın sorunlarını çözmek için çıkardıkları buyuruldular ve bunların icraatlarını içeren kayıtlar.

3. Kadılar tarafından çeĢitli konularda merkeze gönderilen ilamlar ve Ģehirdeki yönetim açısından çıkan ve kiĢi ya da kurumlar arasında oluĢan anlaĢmazlıkları çözmek için verdikleri hüccetler.

4. ġehirde bulunan mahallelerin listesi, yürütülen imar faaliyetleri, dini ve sosyal müesseselerin bakım ve onarım iĢleri ile bu iĢlerde kullanılan inĢaat malzemelerinin çeĢit ve fiyatları ile ilgili belgeler.

5. ġehirde yaĢayan nüfusun ırki ve dini yönden farklılıkları, salgın hastalık ve doğal afet gibi durumları içeren belgeler.

6. Nikâh ve boĢanma, kız kaçırma, mehir bağlanması, menkul ya da gayrımenkul alım satım iĢlemleri ile bunlara ait mukavele ve kefalet senetleri, hırsızlık, yaralama, cinayet, kalpazanlık gibi faaliyetlerle ilgili belgeler.

7. ġehirde bulunan esnaf grupları, bunların yaptıkları iĢler ve ürettikleri malların çeĢitleri, çarĢı ve pazarda satıĢa sunulan malların narh listeleri, usta ve ırgatların yevmiye miktarları.

8. ġehir halkından ve sancaklardan toplanan vergi miktarları ile bu vergilerin toplanması için oluĢturulan avarız haneleriyle ilgili listeler.

9. Altın ve para meseleleri ve çeĢitli eĢya fiyatlarını gösteren kayıtlar.

10. Tereke kayıtları ve bu kayıtlarla birlikte ölen kiĢinin mesleği, mal varlığı, ikamet ve vefat ettiği yer ile varislerin durumunu gösteren belgeler.

11. Bunların dıĢında kalan ve mahkeme tarafından önemli görülüp sicillere kaydedilen çeĢitli konlardaki kayıtlar38

.

AnlaĢılacağı üzere Ģer‟iyye sicilleri, özellikle ait olduğu Ģehir veya kazanın tarihi açısından son derece önemlidir. Aynı zamanda hukuk tarihi açısından, hukukun

(27)

uygulanma Ģekillerini de gösterdiği için özel kaynaklardır. Bununla birlikte kaza, sancak isimleri ve taksimatları, buralardaki görevlilerin isim ve fonksiyonları da sicillerden elde edilebilecek bilgiler arasındadır.

Konya ġer‟iyye Sicilleri, araĢtırmacılar için zengin bir bilgi kaynağıdır. XVIII. yüzyıla ait olan 39 ile 67 arası numaralı siciller ile 100 ve 101 numaralı siciller, çalıĢmamızda faydalanılan en önemli kaynaklardandır. Bununla birlikte daha önceki ve sonraki tarihlere ait sicillerden de zaman zaman istifade edilmiĢtir. Aynı zamanda Konya ġer‟iyye Sicilleri ile ilgili çalıĢmaları bulunan Prof.Dr Bayram Ürekli, Prof.Dr. Alaaddin Aköz, Prof.Dr. Ġzzet Sak, Prof.Dr. Muhittin TuĢ, Prof.Dr. Mehmet Ġpçioğlu, Prof.Dr. Doğan Yörük, Doç.Dr. Cemal Çetin gibi araĢtırmacıların da eserlerinden istifade edilmiĢtir. Yine XVI, XVII ve XVIII. yüzyılda Konya Ģehri ile ilgili araĢtırmaları olan, Prof.Dr. Özer Ergenç, Prof.Dr. Yusuf Oğuzoğlu, Prof.Dr. Yusuf Küçükdağ‟ın çalıĢmaları da faydalanılan önemli kaynaklardandır.

(28)

BĠRĠNCĠ BÖLÜM

I. OSMANLI ESNAF TEġKĠLATININ TARĠHĠ TEMELLERĠ I.I. KURUMSAL KĠMLĠK OLARAK FÜTÜVVET VE AHĠLĠK a) Fütüvvet Kavramı

Kur‟anda “fata” kelimesi genç adam anlamında geçmektedir. Arap düĢüncesinde ise fata, asil ve tam manasıyla insan olarak tasavvur edilmekteydi. Fata‟nın misafirperverlik, sehavet, Ģecaat gibi erdemleri vardı39

. Fütüvvet kelimesi ise gençlik, ergenlik çağı, delikanlılık, yiğit, gözü pek, delikanlıca tavır ve nihayet gençlikten mütevellit hafifmeĢreplik anlamına gelen fetâ kelimesinden türemiĢtir40

. Bu kelime ise ahlâkî ve insanî üstün meziyetlerden olan kahramanlık, hak ve hukuka uygun hareket etmek, fazilet icaplarını yerine getirmek, güzel huylu ve feragat sahibi olmak, malıyla ve gücüyle baĢkalarına yardıma koĢmak, bağıĢlayıcı olmak ve Allah yolunda nefsini hakir tutmak gibi anlamlar taĢır. Bu üstün meziyetlere sahip olan “fetâ” ideal insan tipinin karĢılığıdır41. Fütüvvet insanlığa ve topluma kendini

adamaktır42

.

Fütüvvet, baĢka bir ifadeyle, Ġslam‟ın etkisinde kalarak göçebe aĢiret hayatından yerleĢik hayata geçen Arap toplumunun konukseverlik, cömertlik, yiğitlik gibi değerlerin yaygın biçimde kullanılan adıdır. Bu yönüyle fütüvvet, Ġran‟daki civanmertlik, eski Türklerdeki akılık ve alplık, Batıdaki Ģövalyelikte olduğu gibi her toplumda karĢılaĢılabilen bir yiğitlik anlayıĢını temsil etmiĢtir. Zamanla bu kavram felsefi ve tasavvufi bir derinlik kazanmıĢtır. Ġslam‟ın yayılması ile bu anlayıĢ, Suriye, Irak, Ġran ve Türkistan‟da çeĢitli isimler ile yayılmıĢtır. Emevi Halifesi HiĢam (724 – 743) zamanında “Fityan” birlikleri kurulmuĢtur. Feta‟nın çoğulunu ifade eden Fıtyanlardan oluĢan birlikler, aralarında uyum sağlamıĢ bekâr erkeklerden müteĢekkil

39

Franz Taeschner, “Ġslam Ortaçağında Futuvva(Fütüvvet) TeĢkilatı, İstanbul Üniversitesi İktisat

Fakültesi Mecmuası, C.15, S.1-4, Ekim 1953, Temmuz 1954, s. 5.

40 Yakup Karasoy, “Ahi Kelimesi ve Türk Kültüründe Ahilik”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 2003, Sayı:14, s. 18.

41

Mikail Bayram, Ahi Evren Hace Nasirü’d-din Mahmud ve Ahi Teşkilatının Kuruluşu, Konya 2018, s. 26.

42 Muharrem Çakmak, “Ahiliğin Tasavvufi Temelleri ve Ahilik – Fütüvvet ĠliĢkisi”, Hikmet Yurdu

(29)

bir topluluktu. Tasavvufi etkiyle feta ve fıtyan, fütüvvete dönüĢmüĢtür. Müslüman Arapların antik dünya fetihleriyle, Arapların asil insan ideali olan Fata mefhumu, Arap kolonileri tarafından fetih bölgeleri olan, Ġran, Horasan gibi yerlere götürülmüĢtür43

.

Emeviler döneminde ortaya çıkmaya baĢlayan fütüvvet telakkisinde, Ġslam coğrafyasının fetihlerle geniĢlemesi, farklı kültürlerle temas edilmesi ile bunlara bağlı olarak siyasi ve toplumsal değiĢimlerin yol açtığı buhranların etkisi vardır. Kur‟an‟ın açılımı olan tefsir, hadis, fıkıh gibi Ġslami ilimler ve buna bağlı olarak kavramların oluĢması da fütüvvet telakkisinin oluĢmasında etkili olmuĢtur. Fütüvvetin bir tasavvuf kavramı haline gelmesi bu süreçle ilgilidir. Önceleri toplumsal hayatta bir ideal olan sufilik zamanla ruhani hayatı da kapsayan dini ve sosyal bir kavram haline gelmiĢtir44

. Aynı zamanda Emevi ve Abbasi idaresinde Ġslam dünyasında ortaya çıkanacıklı sosyal ve siyasi manzaralar, hümanist fütüvvet anlayıĢının doğmasının da en önemli sebeplerinden olmuĢtur. Bir anlamda Ġslam toplumunun içine düĢtüğü bu ortamın doğal bir sonucu olarak bu fütüvvet hareketi doğmuĢ ve geliĢmiĢtir45

.

Abbasi halifesi Nasır (1180 - 1225) Ġslam‟ı fütüvvet anlayıĢı yardımıyla etkili kılmak istemiĢ, bu amaçla yapılan merasimde, sufi Ģeyhlerinden Salih el Bağdadi‟den fütüvvet libasını giymiĢ, kendisini fütüvvetin piri saymıĢtır. Böylece fütüvvet, merkezi, bürokratik, hiyerarĢik, ahlaki kaideleri ve lideri olan tam bir teĢkilat halini almıĢtır. Selçuklu ile Abbasiler arası siyasi ve kültürel iliĢkilerin geliĢmesi ile fütüvvet, Anadolu Ahilik geleneğinin temelini oluĢturmuĢtur46

.

Fütüvvet anlayıĢına göre; Allah insanı gözetmeyi üzerine almıĢtır. Fütüvvetin aslı da daima dini gözetmek, sünnete uymak ve Allah‟ın Peygamberlerine emrettiği Ģeye tâbi olmaktan ibarettir. Kalbi temizlemek fütüvvettendir. Fütüvvet sirr ve kalple Allah‟a hizmet etmektir. Allah‟la sohbet etmek isteyen kimse O‟nun kitabını okumalıdır. Allah‟ın sözünü, sair sözlerin üstünde tutmalı, emirlerine ve nehiylerine

43 Taeschner, “Ġslam Ortaçağı”, s. 5. 44

Çakmak, “Ahiliğin Tasavvufi Temelleri”, s. 150-153. 45 Bayram, Ahi Evren, s.32-33.

46 Hamdi Kızıler, “Osmanlı Toplumunun Sosyal Dinamiklerinden Ahilik Kurumu”, İnsan ve Toplum

(30)

uymalıdır. Allah‟ın Resûlu ile sohbet isteyen kimse O‟nun ahlâkına, sünnetlerine, edeplerine ve tavırlarına uymalı ve her Ģeyi O‟nun sünnetine göre değerlendirmelidir. Allah‟ın dostlarıyla sohbet etmek isteyen kimse onların hareket tarzlarına uyar, edeplerini kendinde tatbik eder, yollarını tutar. Fütüvvet gizli ve açık olarak Allah‟tan korkmaktır. Fütüvvet iki dünyaya ait hiçbir Ģeyin seni Allah‟tan alıkoyamamasıdır. Fütüvvet Allah için kaim olmak, Allah vasıtasıyla kaim olmak, Allah ile kaim olmaktır. Fütüvvet, Allah için nefsine düĢman olmaktır. Feta (fütüvvet sahibi) nefsinden baĢka kimseye düĢman değildir. Fütüvvet, sonunda düĢebileceğin bir korkudan dolayı nefsin arzularını yerine getirmemendir47

.

En eski fütüvvetnameyi Ebu Abdurrahman Sülemi yazmıĢtır. Sülemi, “Kitab‟ül Fütüvve” adlı eserinde fütüvveti, Allah‟ın emirlerine uyma, güzel ibadet, her kötülüğü bırakma, açık ve gizli ahlakın en güzeline sarılma olarak tarif eder48

. Sülemi‟nin görüĢlerine göre Hz. Âdem‟den baĢlayarak son peygamber Hz. Muhammed‟e kadar olan bütün peygamberler, fütüvvet ahlakının birer temsilcisidir. Ġnsani derecelerin en üstünü olarak fütüvveti görür. Fütüvvet düĢüncesine sahip olanlar, yaptıkları iĢleri sadece Allah ve O‟nun sevgisi için yaparlar. Böylelikle, fütüvvet anlayıĢını benimseyenler, aynı zamanda dini ve ahlaki ilkeleri de yerine getirmeye talip olmuĢ anlamına da gelmektedir. Ġyi huylu ve nefsine hâkim, Allah‟ın buyruklarına uyup yasaklarından sakınan ve zulme, haksızlığın karĢısında olan, haklının yanında durup, güçsüzü savunan kiĢi fütüvvetnamelerde tasvir edilen ahlaklı kiĢidir49

.

b) Ahîlik ve Fütüvvet TeĢkilatı ile ĠliĢkisi

Fütüvvet, Ġslam dünyasındaki kahramanlık, yiğitlik ve cömertlik ülküsünün karĢılığıdır. Araplar Ġslam öncesinde de var olan bu anlayıĢı Ġslamiyet‟ten sonra da devam ettirmiĢlerdir. Ġranlılarda ise bu ideal insan tipi “cevan-merdi” olarak adlandırılmıĢtır. Türkler ise bu ideal tipe “Akı” mesleğine de “Akılık” demiĢler,

47 Taner Tatar – Mehmet Dönmez, “Zihniyet ve Ġktisat ĠliĢkisi Çerçevesinde Ahilik Kurumu”, Doğu

Anadolu Bölgesi Araştırmaları, 2008, s.1 99.

48 Çakmak, “Ahiliğin Tasavvufi Temelleri”, s.147.

49 Saffet Sancaklı, “Ahilik Ahlakının OluĢumunda Hadislerin Etkisi”, İ.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Bahar 2010, 1(1), s. 6-9.

(31)

Ġslam‟ı benimsedikten sonra da bu düĢüceyi geliĢtirerek sürdürmüĢlerdir50

. Akıların birbirine karĢı kardeĢçe muamelesi nedeniyle kelime zamanla yerini kardeĢim anlamına gelen Arapça “Ahi” kelimesine bırakmıĢtır51. Fütüvvet teĢkilatı ve “feta”

adı verilen insan tipi XIII. yüzyılda ortadan kalkmıĢ ancak Anadolu‟da Ahilik adı ile bu ideal kökleĢmiĢtir.

Tarihsel süreçte fütüvvet dört farklı Ģekil almıĢtır. Ġlki, cahiliye döneminde de mevcut olan feta kavramı ile bağlantılı olarak Ġslamiyet‟in ilk yüzyıllarında belirmeye baĢlayan ve sosyal bir kavram olan fütüvvet, ikincisi IX. yüzyılda kurumsallaĢma sürecinde olan tasavvufi fütüvvet, üçüncüsü aynı yüzyılda kurumsallaĢma hareketine paralel olarak sufilikle iç içe geçen tasavvufi fütüvvettir. Dördüncü aĢama ise esnaf ile bütünleĢerek, sufi kimliğini koruyan mesleki kuruluĢ niteliğindeki ahilik fütüvvetidir.

Ahiliğin kuruluĢ gayesi, yiğitlik, mertlik temel idealleri üzerindedir. Ancak fütüvvet teĢkilatından daha geliĢmiĢ özellikler barındırır. Ahilik Türk tipi fütüvvettir ve Türk kültürü etkisi ile Ġslamiyet etkisi birleĢerek Ġslamiyet öncesi Türk kültürünü devam ettirir. Ahiler, Türk dilini kullanarak, dilin özünü korumasına da hizmet etmiĢlerdir. Bu sıralar Anadolu Selçuklular, Arapça ve Farsçayı kullanmaktaydılar.

XII. yüzyıl ile XIX. yüzyıllarda Anadolu Türklerinin mesleki ve sanatsal alanda yetiĢmesi ve ahlaki geliĢimlerini sağlamak için kurulmuĢ olan Ahilik, önemli bir sosyal dinamizme sahiptir. Ahiliğin prensipleri Kuran ve sünnete dayandığı için tasavvufta önemli bir yeri olan Uhuvvet (kardeĢlik) kavramını hatırlatmıĢ ve hızla yayılmıĢtır52. Ġlk büyük Osmanlı tarihçilerinden olan AĢıkpaĢazade “Tarih-i Ali

Osman” adlı eserinde, Türkiye Selçukluları zamanında Anadolu‟da Türkmen çevrelerde kurulan sosyal, kültürel ve siyasi kuruluĢlardan biri olarak Ahi teĢkilatını (Ahiyan-ı Rum) gösterir. Yine aynı eserde AĢıkpaĢazade, Bacıyan-ı Rum (Anadolu

50 Bayram, Ahi Evren, s.143. 51 Karasoy, “Ahi Kelimesi”, s.13. 52 Kızıler, “Ahilik Kurumu”, s. 409.

(32)

bacıları) olarak bilinen Türkmen kadınlardan oluĢan53 bir birlikten de bahsetmiĢtir. Bu birlik Ahilerin kadın koludur.

Ahiler belirli ilkeler ortaya koymuĢlardır. Ahiliğe giriĢ Ģerbet içmek, Ģed veya peĢtamal kuĢanmak, Ģalvar giymekle gerçekleĢirdi. Ahiler esnaf ve dükkân sayılarını, tezgahları sınırlandırmıĢlardır. Sanat erbabı içinden dürüst ve saygıdeğer yaĢlı bir kimse Ahi reisi kabul edilmiĢtir. Bu kiĢinin iĢ, sanat ve esnaf üzerinde tarikat Ģeyhi gibi bir nüfusu olmuĢtur. Ahi teĢkilatına üye olmak isteyen kiĢi öncelikle fütüvvetnamelerde belirtilmiĢ olan dini ve ahlaki emirlere uymak zorundadır. Ahilik ile fütüvvetin iliĢkisini, Ahilerin fütüvvetname olarak ahlak tüzüğündeki esasları takip etmeleri kolayca kanıtlamaktadır. Ahi olmak isteyen kiĢilerde vefa, güvenilirlik, cömertlik, tevazu, affetme gibi vasıfların bulunması gerekmektedir. Ahilikte temel amaç, insanın dünya ve ahirette mutluluğudur. Bu doğrultuda kiĢinin hem dünya hayatı hem de ahiret hayatını kazanmasını sağlayacak Ģekilde çalıĢması gerekmektedir.

Türkmenlerin, Orta Asya‟dan Anadolu‟ya gelerek buraları TürkleĢtirmeleri, ĠslamlaĢtırmaları ve Anadolu‟yu kendilerine yurt edinmeleri ve Moğol istilası nedeniyle çok sayıda fütüvvet ehlinin Anadolu‟ya yerleĢmesi Ahiliğin Anadolu‟da teĢkilatlanmasına olanak sağlamıĢtır. Ahiler Anadolu‟ya gelen göçebe Türkmenlerin iskânları ve iĢ bulmalarında, sosyal doku ile bütünleĢmelerinde, ĠslamlaĢmalarında önemli rol oynamıĢlardır.

Ahilik teĢkilatı Abbasi halifelerinden olan ve annesi Türk bir cariye olan En-Nasır li Dinillah (1180 – 1225)‟ın kurduğu gençlik, cömertlik teĢkilatı durumunda olan Fütüvvet teĢkilatının bir devamı olarak görülmektedir. Türk asıllı bir Ģeyh olan ġeyh Evhadüddin Hamid El- Kirmani (635/1238)‟nin, fütüvvet teĢkilatına mensup olan Anadolu‟daki Ģeyhlerin lideri olarak 1204 yılında Anadolu‟ya geldiği bilinmektedir54. Ahilik teĢkilatını Türk coğrafyasında Ģekillendiren Ahi Evren ġeyh Nasirüddin Mahmud, Kirmani‟nin damadı olup, fikirlerinden etkilenmiĢtir. Kirmani‟nin diğer mürit ve halifeleri de edindikleri fütüvvet anlayıĢını bulundukları

53 Mikail Bayram, “Türkiye Selçukluları Döneminde Bilimsel Ortam ve Ahiliğin DoğuĢuna Etkisi”,

Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 2001, Sayı:10, s. 1-2.

(33)

yerlerde tekke ve zaviyeler kurarak yaymıĢlardır. Böylece Ġslam etkisindeki Türk akılığı yani Türk fütüvvet hareketi “Ahilik” olarak karĢımıza çıkmıĢtır. Ahilik binlerce yıllık Türk medeniyetinin Ġslam kültürüyle uyum içerisinde kaynaĢmasından doğan yeni bir sosyal kültür kuruluĢu olarak kabul edilmiĢtir.

Ahilik Türk insanını, Anadolu‟daki bin yıllık tarih içerisinde en fazla etkileyen sosyokültürel müesseselerden biridir. Toplumun ayakta kalabilmesi için gerekli sosyal adalet ve ahlakın yerleĢmesinde oldukça önemli olan Ahilik, ahlak ve sanatın ahenkli bir birleĢimi olarak, Anadolu insanının sosyal ve ekonomik hayatının düzenlenmesinde büyük rol oynamıĢtır. Ahiliğin ahlaki esaslarının kökeni Hz. Peygamberin hadisleridir55.

Ahilik ile fütüvvetin yakın bir iliĢkisi olmasına rağmen kurumsal oluĢum, geliĢim ve iĢlevleri açısından önemli farklılıklar vardır. Ahilik ile Fütüvvet aynı Ģey değildir. Anadolu‟da Fütüvvet sahibi kiĢi Ahi ismini almamıĢtır. Ahi olmanın Ģartları ana prensip bakımından fütüvvetçilikten farklıdır. Ahi olmak için her Ģeyden önce fütüvvetçilik meziyet ve sıfatlarına haiz olduktan baĢka adayın, bir meslek ya da sanatı olması Ģarttır. Ahi olmayı engelleyen bazı durumlar da vardır ki bunlar Ģöyle sıralanabilir: YardımlaĢmayan ve baĢkasının sırtından geçinenler ile inançsızlar, falcılar – büyücüler, yalan söyleyen kiĢiler içki içenler, hırsız ve dolandırıcılar, hilekâr kimseler, fırsatçı ve gösteriĢ budalası olanlara Ahilik Ģeti bağlanmaz. Ahi olmuĢ ustalık Ģeti bağlanmıĢ kimselerden ahlaksızlık eden, zina ve livatada bulunan, iftira gibi edepsizliklerde bulunanların ustalığı düĢer. Ġsimleri bütün teĢkilata duyurulur. Artık yaptıkları iĢ için yeniden ruhsat alamazlar. Ayrıca Ahiler kardeĢlerinin hizmetini ihmal etmez ve zenginlerin kapısına gitmezlerdi. Uzak ve yakın bütün Ahilere kardeĢ gözüyle bakar, kötü ahlaklı kiĢilerle arkadaĢlık etmez bu kiĢiler evlatları bile olsa evlerinde tutmazlardı56

. Ahi teĢkilatı bir eğitim ve öğretim ocağı vazifesi de görürdü. Bu yalnızca sanatkâr yetiĢtirmekle ifade edilemez. Aynı zamanda mal üretip topluma hizmet sunmanın usul ve erkânı da öğretilir. Bu nedenle bir Ahi iĢyerinde sanat öğrenmeye aday olan kiĢi, ustasına bir Ģeyhe bağlanır gibi

55 Sancaklı, “Ahilik Ahlakı”, s.2.

(34)

bağlanmak durumundaydı. Böylece o iĢyerinde sarsılmaz bir hiyerarĢi ortaya çıkardı57

.

Fütüvvetnamelerde geçen önemli Ahi kuralları Ģunlardır: Ahilerde eli açık, kapısı açık, sofrası açık olmalı, bununla birlikte gözü kapalı, dili ve beli bağlı olmalıdır. Eli açık olmak cömertlik, kapısı açık olmak konukseverlik, sofrası açık olmak ise aç geleni tok döndürmek manasındadır. Gözü kapalı olmak, kimseye kötü bakmayıp ayıbını görmemek, dili bağlı olmak kimseye kötü söz söylememek ve beli bağlı olmak da kimsenin ırzına, namusuna ve Ģerefine göz dikmemeyi ifade eder. Bununla birlikte Ģarap içmek, zina, gammazlık, dedikodu, iftira etmek, münafıklık, gurur, kibir, sert ve merhametsiz olmakhaset edip kin tutmak, sözünde durmamak, yalan söylemek, emanete hıyanet etmekkiĢinin ayıbını açığa vurmak, cimrilik, hırsızlık gibi kötü özelliklerin de yiğidi yiğitlikten, ahiyi ahilikten, Ģeyhi de Ģeyhlikten çıkaracağı belirtilmiĢtir58

. Ahilerde bu kurallar dayanıĢma ve bütünleĢmeye dayalı olarak ortaya konmuĢtur.

Ġnsan hayatı Fütüvvetnamelerde 740 kurala bağlanmıĢtır. Bunların ne kadarının bilineceği ise kiĢilerin derecelerine göredir. Bu ilkelerin 124 tanesini ahi olan herkes bilmeliyken, padiĢah, enbiya ve evliyalar 740 tanesini de bilmelidir. 124 edep; yeme, içme, konuĢma, giyinme, alıĢveriĢ, mahallede yürümek gibi toplumsal hayatla ilgilidir. Bunların her birinin de belli edepleri bulunmaktadır59

.

Fütüvvetnameler, Ahi teĢkilatının oluĢumunda etkili olmakla birlikte Ahiliğin tesisini tasavvufi düĢünceye ve tarikatlara dayandırmak mümkündür. Bilhassa Hoca Ahmet Yesevi‟nin Ģahsında, Horasan‟dan Anadolu ve Balkanlara uzanan tasavvufi düĢünce ve buna dayalı olarak kurulan tarikatların –BektaĢilik ve Mevlevilik –önemli oranda etkilidir60.

Ahi Evran dericilik zanaatı ustasıdır. Kayseri baĢta olmak üzere diğer Anadolu Ģehirlerini de gezerek buralardaki esnafı teĢkilatlandırmak için çalıĢmıĢtır. Özellikle dericilik iĢiyle uğraĢan debbağ esnafının mesleki birliklerini belli bir

57

Bayram, Ahi Evren, s. 162.

58 Tatar – Dönmez, “Zihniyet ve Ġktisat”, s.200. 59 Sancaklı, “Ahilik Ahlakı”, s.14.

(35)

gelenek ve disiplin içerisinde korumaları için uğraĢan Ahi Evran bunun için sağlam kurallar koymuĢtur. Aynı zamanda Kayseri‟de ahilik teĢkilatının kurulmasına öncülük etmiĢ olan Ahi Evran, bu yönüyle Türk Kültür Tarihi‟nde ilk esnaf teĢkilatının kurucusu kabul edilir. Onun Kayseri‟deki faaliyetleri kendisinin ölümünden sonra da esaslarını belirlediği sistem üzerine asırlar boyu devam etmiĢtir61

.

Ahilikte ahlak en önemli unsurdur. Ahilik temelde Kur‟an ve sünnete dayanan ahlaki prensipleri esas aldığı ve tasavvufta önemli bir yeri olan “uhuvvet”i hatırlattığı için kolayca kabul görmüĢtür62

. Ġyi ahlaklılık, yardım severlik ve cömertlik gibi özelliklerin ahiliğe giriĢte Ģart olarak aranıyor olması sonucu, cemiyette temiz ahlaklı ve yardımsever kiĢilerin sayısının çoğalmasına katkıda bulunulmuĢtur. Dolayısıyla bu durum, toplumda zaviye, han ve hamam gibi binaların yaptırılmasını, bunların bakımları için de zengin vakıflar kurulmasını sağlamıĢtır63

. Ahilikte eğitim ömür boyudur. ÇalıĢmak, ibadet, dürüstlük bir bütün olarak ele alınmıĢtır. Ahi ustaları çırak yetiĢtirmeye önem vermiĢ, mesleki eğitimin yanında açılan medrese ve zaviyelerde okuma – yazma ile dini bilgiler eğitimi de verilmiĢtir. Bu Ģekilde çekirdekten ve bütünüyle donanımlı yetiĢen kiĢi topluma öncülük edecek ve her yönüyle mükemmel bir toplum ortaya çıkmıĢ olacaktır. Ahiler üyelerini yetiĢtirirken, üretici ile tüketici arasındaki iliĢkileri de sosyal huzuru temin edecek Ģekilde geliĢtirmeye de çalıĢmıĢlardır.

c) Anadolu Selçuklu Devleti ve Ahilik

Ahiliğin temelini oluĢturan Fütüvvet kavramı, Türkiye Selçuklu Devleti‟nin kuruluĢundan yaklaĢık yüz sene sonra, XII. yüzyılın son çeyreğinde baĢkent Konya‟da görülmeye baĢlamıĢtır. Bu tarihten önce, XII. yüzyılda Konya‟da Türk teĢkilat tarihinde önemli sayılabilecek bir esnaf zümresi bulunmakta olup bunların kalabalık bir bölümü, saray ve Ģehir halkının ihtiyaçlarını karĢılamakla yükümlü idi. Bu durumda Konya esnafının, Türkiye Selçuklu Devleti‟nin daha ilk dönemlerinde

61 Metin Hülagü, “Ahi Evran ve Ahilik” , http://metinhulagu.com, s.1, (Son eriĢim 13.04.2017) 62 Sancaklı, “Ahilik Ahlakı”, s.2.

(36)

bile örgütsüz faaliyet gösterdiği düĢünülemez. ĠĢte ĠğdiĢlik adı verilen teĢkilat, Fütüvvet öncesi Konya‟nın esnaf örgütü durumunda idi. ĠğdiĢ kelimesi, “beslemek, yetiĢtirmek, terbiye etmek anlamlarına gelmekte olup, halkın ve ordunun yiyecek ve mal ihtiyacını karĢılayan, aynı zamanda da bazı mali iĢleri yapan kiĢileri ifade ederdi64. Sonraki dönemde fütüvvetin giriĢ süreci baĢlamıĢ, Abbasi Halifesi En-Nasır Li- Dinillah, fütüvvet teĢkilatını Ģahsına mal ederek, bu teĢkilata resmiyet kazandırmıĢtır. Halifenin düĢüncesi Ġslam ülkelerinin birliğini sağlamaktır. Bu amaçla Ġslam ülkeleri hükümdarlarına heyetler göndermiĢtir. Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı Ġzzettin Keykavus‟a, ġıhabüddin Sühreverdi baĢkanlığında bir heyet göndermiĢ böylelikle sultanı teĢkilata dâhil etmiĢtir. Selçukluların teĢkilata dâhil olması, Anadolu‟da Ahiliğin geliĢmesinde oldukça önemlidir. TeĢkilat burada iktisadi yönü ağır basarak ortaya çıkacaktır65

.

Ahi teĢkilatının tam teĢekkülü ise Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev‟in ikinci saltanatı yıllarında Selçuklu Devleti‟ni yeniden yapılandırma çalıĢmaları ile devletin destek ve himayesinde kurulması ile olmuĢtur. Türkiye Selçuklu döneminde teĢkilat ilk olarak Orta Anadolu (Kayseri)‟da XIII. yüzyılın baĢlarında ortaya çıkmıĢ, I. Alaaddin Keykubat zamanında bütün Anadolu‟ya yayılmıĢ ve devletin yapısı içinde yer almıĢtır66. Yusuf Küçükdağ, Konya‟da fütüvvet yapılanmasının Ahi teĢkilatı olarak örgütlenmesinin XII. yüzyılın sonlarında gerçekleĢtiğini belirtir67

.

Ahi teĢkilatının Anadolu Selçuklu Devleti bünyesinde oldukça güçlü bir yapıda olduğu bilinmektedir. Bu teĢkilatın belirlediği, ticaret ve sanat ahlakının korunması üzerine esaslar Ģecere ve fütüvvetnamelerde açıkça belirtilmiĢtir. Bu Ģecere ve fütüvvetnameler Türk tarihi ve Türk dili için oldukça önemli kaynaklardır. Türk coğrafyasında teĢkilatlanan Ahilik Türk‟ün, ticaret iliĢkilerini, insan iliĢkileri ve dini hayatına dair esaslar koymuĢ ve bunlara uygun bir hayat yaĢamak konusunda teĢkilat mensupları fazlasıyla titiz davranmıĢtır. Ahiler, Anadolu coğrafyasına Türk

64 Yusuf Küçükdağ, “BaĢkent Konya‟da Türkiye Selçukluları Döneminde Esnaf Örgütlenmesi”,

Selçuklu Medeniyeti Araştırmaları Dergisi, Sayı: 2, Yıl: 2017, s. 174-175.

65

Hilal Ceylan, Ahilerin Türkiye Selçukluları ve Beylikler Dönemi Türk Devlet ve Toplum Hayatında

Oynadıkları Roller, YayınlanmamıĢ YL Tezi, G.Ü. S.B.E. , Ankara, 2008, s. 5-6.

66 Bayram, “Türkiye Selçukluları Ahilik”, s. 2. 67 Küçükdağ, “ BaĢkent”, s. 179.

(37)

göçlerinin olduğu bir sırada ülke içinde etkili olmaya baĢlamıĢlar, Türkmen göçünün yoğun olduğu uç bölgelerde ilim, kültür, sanat faaliyetleri ile onların bölgeye uyumuna çalıĢmıĢlardır. Ahi teĢkilatı mensubu ilim insanları, medrese, zaviye, mescit gibi müesseseler de kurmuĢlar, yazdıkları eserlerle de toplumun aydınlanmasına çalıĢmıĢlardır.

Türklerin 1071‟den sonra Anadolu‟ya yaptığı akınlar 1225‟lere kadar savaĢçıların yiğitlik ve alplıklarını gösterme ve yeni bir yurt edinme amacı taĢıyordu. Bu tarihten sonra ise daha çok Moğol saldırılarından kaçıĢ sebebiyle gelmiĢlerdi. Bu ikinci gruptakiler de ekseriyetle zengin tüccar ve sanatkârlardan oluĢuyordu. Ayrıca bunlar ilk gelen gruplar gibi Ġran kültürünün etkisini almayıp, hızla geldikleri için kültürel açıdan ırki ve milli özelliklere haiz bulunuyorlardı. Maddi manevi bütün varlıklarını Anadolu‟ya getiren bu unsurlar burada sanat ve ticaretini sürdürme amacındaydı. Bizanslı meslektaĢlarıyla rekabet edebilmek için aralarında birlik olmaya ve dayanıĢmaya çok fazla ihtiyaçları vardı. Bu birlik ve dayanıĢma Türk halkının daha çok kullandığı eĢyaları üreten dericilik alanında baĢlamıĢtır68

.

Bunun yanında Anadolu‟da oluĢan Moğol tahakkümü ve Selçuklular‟a karĢı meydana gelen iç isyanlar halkı bezdirmeye baĢlamıĢtı. ĠĢte bu durumda diğer bazı Türk büyükleriyle birlikte Ahi Evran da halkın maneviyatını yükseltme hususunda rol oynamaya baĢladı. Ahi Evran esnaf ve sanatkârları birlik altında toplamak suretiyle, sanat ve ticaret ahlakı ile üretici ve tüketici çıkarlarını güven altına alarakhalkın yaĢama ve direnme gücünü arttırmıĢtır. Ahi teĢkilatına giren esnaf ve sanatkârlar yalnızca mesleki, dini ve ahlaki bir eğitim almıyor, aynı zamanda askeri talimlerle de eğitilerek gerektiğinde savaĢlara katılıyorlardı69

.

Ahiler, standart ve kaliteli mal üretimini esas görevleri olarak görmüĢlerdir. Anadolu Selçuklu ve Beylikler döneminde, meslek erbabları arasında rekabet, üretici – tüketici rekabeti, kavga ve sürtüĢmeler ortadan kaldırılmıĢtır. Ahilikte emeğe razı olma ve doğru olma önemli bir kuraldır70

.

68 NeĢet Çağatay, Bir Türk Kurumu Olan Ahilik, Ankara 1997, s. 79-80. 69 Çağatay, Ahilik, s. 83-84.

(38)

Ahiler, Anadolu‟da XIII. yüzyılda devlet otoritesinin zayıfladığı bir dönemde Ģehir hayatında sadece ekonomik olarak değil, siyasi ve askeri yönden de önemli faaliyetlerde bulunmuĢlardır. Moğol istilası sırasında Ģehirlerde ve küçük kasabalarda mahalli halk idaresinin temsilcisidirler. Selçuklu devleti milli güvenliğin sağlanmasında, iç karıĢıklık ve uçlardaki ayaklanmalarda Ahilerin desteğini almıĢtır. Ahiler devleti vatandaĢını koruyup kollayan bir baba ocağı olarak görmüĢler, fertlerin devlete isyanını engellemek, devlet baĢkanına itaat ve onun karĢılanması anlayıĢı siyasi faaliyetlerinin kökenini oluĢturmuĢtur.

Anadolu Selçuklu Devleti‟nin Kösedağ‟da (641/1243) yenilgiye uğraması üzerine yaĢanan Moğol istilası ile Ahi ve Türkmenler ağır bir katliama uğradılar. Bu katliam sırasında Anadolu‟da on binlerce Türkmen öldürülmüĢtür. Ahiler Moğollara karĢı mücadele etmiĢ ve milli mücadele ruhunu ortaya koymuĢlardır. Ahilerin bu mücadelesini Türkiye Türklüğü ‟nün XX. yüzyılın baĢında “Ġstiklâl SavaĢı” adıyla verdiği mücadeleye benzetmek de mümkündür71

. Ahilerin Moğollara karĢı direniĢi halkı zinde tutmuĢ, mevcut düzenin korunmasında, Beylikler döneminden Osmanlı devletinin kuruluĢuna kadar uç bölgelerde sınırların muhafaza edilmesinde etkili olmuĢlardır72. Anadolu Selçuklu‟nun dağılma süreci ile resmi otorite zayıflamıĢ Ahiler ile Selçuklu idaresi siyasi bir mücadeleye de girmiĢtir. Bu dönemde Moğol tesiriyle, Ahilere baskı da uygulanmıĢtır. Bundan sonra gelen beylikler döneminde – Karamanoğlu, EĢrefoğlu, Germiyanoğlu, Osmanlı vd.- Ahilerin askeri teĢkilat gibi oluĢturulmuĢ silahlı birlikleri olduğu bilinmektedir. Ahiler yeni kurulan beyliklere yardım etmiĢler, Osmanlı merkez otoritesinin kuruluĢunda oluĢan kadroda da yer almıĢlardır.

Selçuklu‟da Ahi teĢkilatının ortaya çıkması ve kolay yayılmasının sebebi Selçuklu devlet adamlarının bilime duyduğu ilgidir. Selçuklular zamanında Ahilik bilimsel bir temele dayanmıĢtır. Ahi teĢkilatının amaçlarından biri ilmi, sanat alanlarında uygulamaya çalıĢarak toplumun da bundan yaralanmasıdır. Osmanlı‟da ise Ahiliğin bilimsel yönü anlaĢılamamıĢtır. Ahiliğin fikir babası olan Ahi Evren‟in ve eserlerinin Osmanlı uleması tarafından bilinmemesi ve hatta Selçuklular

71 Karasoy, “Ahi Kelimesi”, s. 15,16. 72 Ceylan, Ahiler Devlet ve Toplum, s. 16.

Referanslar

Benzer Belgeler

JECM

A nested case-control family study of breast cancer was conducted within the Iowa Women’s Health Study, a population-based prospective study of 41,836 postmenopausal

Başka b ir rivayete göre, Arap ordu­ sunda bulunan Eba Eyüp, savaş sıra­ sında ishale tutulm uş, hastalığı gittik­ çe şiddetlenm işti... büyük adam , ordu

Hastane enfeksiyonları (HE) çalışmaları 3 Enfeksiyon Kontrol Hemşiresi ve 1 Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı ile laboratuara ve hastaya dayalı aktif sürveyans

acımızı ve duygularımızı paylaşan, başta kadirşinas Türk Halkı olmak üzere Cumhurbaşkanımıza, TBMM Başkanımıza, Başbakanımıza,. Bakanlar Kurulu Üyelerine,

Hemşirelerin SCL-90-R GSI ve alt ölçek puan ortalamaları çocuk sahibi olma durumlarına göre incelendiğinde; çocuk sahibi olan hemşirelerin SOM, DEP ve HOST

Çift Doğrulu Model 9.. Histeretik davranış parametrelerinin hesaba katılması herhangi bir düzelme sağlamamakta, aksine daha uzak sonuçlar vermektedir. Şekil 4.15’te

İşte bu nedenle insanın kaderinin, insanın kendisi dışında hiçbir güce emanet edilemeyeceğini, insanlığın “insana yara- şır bir hayata” ancak kendi çabasıyla,