Btnan
yazı ^ azanlar; I
Ebüzziua Tevfik
Bu ı â i yazımı hazırlamak için “ Ya* zı yazanların el 7azı ve resimleri” kol eksiyonumdaki kartonları karıştırır - ken matbaa ve gazeteciliğin bihakkın üstadı olanlardan “ Ebüzziya Tevfik” birdenbire aklıma geliverdi.
Yaşadığı zamanın son senelerine ye. tişmiştim. Tesadüf de beni karşısına oturtarak çok yakmdan tanıttırmıştı.
Binaenaleyh “ Benim gözümle yazı yazanlar âlemi” başlıklı yaznnm birin - ci şahsiyeti kendisi olması pek tabiî ol- mıyacak mıdır? Diye şöyle bir düşün - düm. Düşündüğüm gibi işte ilkini de o teşkil ediyor.
Bu yazılar, bu alemde tanıdığım kim selerin bir kaç satırla çizilmiş görebil - diğimi zannettiğim karakteristik nokta lan ile - tanıyabildiklerimin - hususi yetleridir.
“ Ebüzziya Tevfik” .
Kendisini 1909 senesinde tanıdığıma göre 34 sene gibi arkaya atılmış olduk ça uzun bir zaman gerisine dönüp eski eserleri meydana çıkarmak için kazı yapan bir antika arayıcısı gibi ben de hafızamı karıştırmak, hâtıralarımı ta - zelemek suretiyle “ Ebüzziya Tevfik” in karakteristik noktalarım ve hususiyet - lerini gözleriniz önüne sıralamağa ça lışacağım.
İsmi yalnız “ Tevfik” iken vakitsiz kaybettiği Ziya ismindeki en büyük oğ lunun hâtırası namma adının başma bir Ebüzziya (Ziyanın babası) yi ilâve e- den bu zat haklımda hafızamda kala - bilenler şunlardır:
Ne kupkuru ne de bıllık bıllık bir vücut. Zannedersem Buğdayî denilen bir renk. Uzun ile kısa arasında orta bir boy. Sevimli bir yüzle çenesini kap byan siyahları adamakıllı seyrekleşmiş alafranga ile alaturka arasında kalmış kır bir sakal dişleri de muntazam de nebilecek bir durumda.
Yaşım başım almış insanların en ca na yakını bir hali vardı. Hele söz söy lemeğe başladı mı bir sesin ne kadar tatlı olabileceğini düşünebilirseniz o kadar tatlı idi.
Beraber bulunduğumuz dakikalarda sözlerini ve nasihatlerini dinlerken duy duğum lezzeti ve zevki hiç bir zaman unutamam. Seneler geçtiği halde de el’an unutamıyorum. Hafızamda o ka. dar canlı ki sanki bir dakika evvel söylenmiş gibi.
Şinasi ve Namık Kemal ile beraber geçirdiği günlerin hikâyelerini kendi ağ zından dinliyebilmiş bahtiyarlardan bi ri de benim. Ne yazık ki işitebildiğim bu gibi hikâyeleri, bir çok şeyleri kay dettiğim hâtıra defterlerime, yazma . mak cahilliğinde bulunmuşum.
Teşbihleri, terkibleri, misalleri, iza fetleri iyi talim ve tefbiye görmüş bir ordunun geçit resminde birbiri arka - smdan aksamadan muntazam yürüyen erleri gibidir. Kelimeler ağzından çık tıktan sonra karmakarışık olmadan kn laklara en düzgün bir şekilde geliyor.
d®.
Konuşurken sesi, vezni kusursuz bir şiir okunuyor sanılırdı.
Amıcamın yazılarını matbaaya gö - türmek vesilesiyie çalıştığı zamanlara çok tesadüf ederdim Yanma girdiğim vakit şayet çalışma üzerinde ise bir se lâm ve bir teşekkürle yazıları alıp be - ni nezaketle savardı. Yok eğer vakti müsait ise beni karşısına oturtur baş lardı sohbete. Hele neş’esi de oldu mu doyum olmazdı. Çeşit çeşit tarihi hikâyeler, vak’alar, Paris hâhralan an iabr, ben de karşısında nefes almadan kendimi unutarak dinlerdim
Kalemi hokkaya etrafa mürekkeb sıçramasın diye çok dikkatle yavaş yavaş batırır ve çıkarırdı. Yazarken de çok çabuk yazdığı için yazı vasıta - sini hiç kaldırmıyormuş hissini verir - di. Çok defa kamış kalem ile yazdığı nı görürdüm.
Üslûbu da çok sade ve sürükleyici
Ebüzziya Tevfik
olduğu bıraktığı eserlerden malûm bu . lunduğu için bilmem söylemeğe ha - cet var mı?
BİR HATIRA
Bir gün Ebüzziya Tevfik, Amıcam ve ben güvertesi ılıi sıralı ve karşı kar şıya olan vapurlardan biriyle köprü - den Haydarpaşaya geçiyorduk. Ebüz - ziyanın yüzü deniz tarafına Amıcamın yüzü de Haydarpaşaya dönüktü.
Tam İngiliz mezarlığının önüne gel diğimiz zaman:
— Bu mezarlığı gördükçe insanm ö- Ieceği geliyor diyen Amıcama:
— A Mehmetçiğim bu mezarlığa ba kıp öleceğini arzulayacağına şöyle ya nıma gel, şu karşıyı gör de yaşamak hevesin uyansın dedi.
Reşid
Halid Gönç (Gelecek makale: Abdülhak Harnid),Taha Toros Arşivi