• Sonuç bulunamadı

Selatin meyhaneler

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Selatin meyhaneler"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

.. ... ... ... . . . - . . - - . . . - . . S A Y F A : 3

Selâtin Meyhaneler :

■ S T A N B U L eskidenbcri daima içer, fakat bunun da kendine güre g

I

âdabı vardı. Şimdi olduğu gibi adını başında rakıcı dükkânları yok- g tu, Taşhnn, Küplii, Kafesli gibi biiyiik meyhâncler vardı. İçki, yine

E

şimdi olduğu gibi hâkimin huzurunda: «Efendim, çok içmiştim, ne : yaptığım ı bilmiyordum.« tarzında bir cinayet mâzereti olmazdı, herkes = kaldırabildiği kadar içer, ııeşvelenir, eğlenirdi. O zamanki rakılar da dev- g let için bir gelir olmadığı cihetle imoaratorluğun lıer taralından bilhassa g Marmara, Akdeniz sâhillerinden. Adalardan yelkenliler, ateş kayıkları ile s düz, mastika gelir, meraklılar eski Balıkpazarı, Yemiş iskelelerinden tadı- ;

na bakmak suretiyle beğendiklerini alırlardı. ., \

Meyhaneler, umumiyetle oturulup sindire sindıre içilen yahut tezgah ş başı muhabbeti yapılan yerlerdi. «Selâtin meyhane» demlen buyuk bina- 5 larda aynı zamanda rakı da satıldığı için duman ve isle '¡lallanm ış g

çıralı direklere doğru yükselen büyük fıçıla r bu koca depolara ıır g

hususiyet verirdi Bâzı keyif erbâbı. anasonla karışık üzüm kokusu ııeş- g reden bu kocaman fıçıların aralarındaki iptidai masaların başına geçe- | rek demlenmeyi severlerdi. Tanburî Cemil, Ahmet Kasım, Nuri i « “ »- g Mehmet Celâl v e daha pek çok tanınmış keyif ehillerinin bu dekoru ;

sevdiklerini bilirim. ^ =

Büyük meyhanelerde haşmetli bir de tezgâh bulunur, tezgâhın başın- z da duran ekseriya tıknaz, saçları pomada!i, bıyıkları kozmatikli barba z bulunur, kalın ve küt kadehlere kendine hâs bir maharetle rakı doldu- | rurdu. Maharetle diyorum, çünkü «Bana bir tek!» diyen müşterinin cm - g rini derhal yerine getirmek için şişeyi kapması ile bir damla taşırma- g

dan kadehi doldurması bir olurdu.

E

Tezgâhın üzerinde geniş çinko bir kap bulunurdu, buna (Cura kasesi) g denilirdi. Hizmet eden miçolar, kadehlerde bardaklarda arta kalan ne 5 kadar rakı varsa bunu o kaba boşaltırlar ve «Küplü» tâbir edilen dilene» z

alkoliklere kadehi heş paraya verirlerdi.

E

Küplüler, köprüde cami kapılarında dilenirler ve topladıkları parayı g bir meteliğini kendilerine ayırmamak şartiyle tezgâhtara teslim ederler, g buna mukabil cura kâsesinden verdikleri paraya göre teneke maşraba g ile içmek hakkına sahip olurlardı. Tezgâhtar, arada onlara meze kırın tı- ; ları da verir. Fakat başlıca tezgâh mezesi, çentilmiş bayır turpu, çıg lahana ve bilhassa dam koruğu salatası idi. Dam korııgu için «Rakıyı ^

cilalar.» derlerdi.

E

Akşamcılar, ekseriya işlerinden çıktıkları zaman Küplü’yc, Kafesli ye, z Taşhan’a uğrarlar, tezgâhta ayak üstünde bir kaç kadeh atalım derken

E

lâfa tutulurlar, saatler geçer, meyhanecinin: «Efendiler! Vakit.» ihtarına g kulak asmazlar, çünkü lâfın arkası gelmez, meyhaneci de halden anlar g takımdan olduğu için kapıları kapar, kol demirini vurur, önlerine binliği g siirer, bırakır giderdi. Eski demkeşlerden biri baııa: «Bir gece bir ıkı | kadeh çakmak için tezgâha yanaştık, uzaktan bir ses geliyordu, kulak g

kabarttım, sabah ezanı okunu yormuş!» z

— Ne kadar içmişsiniz...

— Onu sorma... Ne konuşmuşuz? Onu sor.

İstanbul'da en meşhur meyhâneler Kumkapı’daki Maksut’la İlya idi.

E

Buraların hususiyeti bâzı masaların hamur tahtası şeklinde yerden yap - = nıa olması ve eht-i-keytin alçak iskemleleri tercih etmeleri idi. Gerek g Maksut, gerek İlya gayet nefis mezeler yaparlar, hele Maksut’llıı fasulya g piiâkisinin lezzetine doyulmazdı. İkisi de yemek pişirmekte iistâd olduk- z la n için çoğu zevk erbâbı şâlıâue bir levrenk, yağlı bir hindi gibi boş- g larına giden şeyleri satın alarak getirirler, onlar da lâhzada pişirip sofra- | kırımı koyarlardı. M aksuda U ya n ın müşterileri İstanbul’un kalburüstü | zarifleri idi. Şâirler, edipler, musikişinaslar ekseriya oraya giderlerdi. Is- ğ tanbul mizahının niiktc ve ciııas iistâdları olan Kaııbur Nazif, Cin A h - g ınct. Enderunlu Emin. T ıflı Haşan, yeni yeni sarakalarla ortalığı k ırıp g geçirirken, masaların birinden Hâfız Osman'ın giir ve tok sesi ile söyle- g diği bir gazel dinleyenleri vecde getirirdi. Bestekâr Şevki Bey, Tıflı H a- ^ san’ ın «Neredesin eskiler alayım» güftesini müsteardan hemen orada bes- g telemiştir. Bununla da kalmaz, İstanbul’un sayılı ve korkunç oburların- g dan Hafız Şiikrii de oradakilcrie balıse tutuşarak iki tepsi baklavayı kısa ^

bir zamanda göçürmekle herkesi hayretlere düşürürdü.

E

Meselenin en mühimi bu gibi yerlerde kavga, doğuş, yaralama, oldvir- g mc gibi vak’alarm pek ııâdir olarak vukubıılması idi. Arada Kanblır N a- g zif’ lc arkadaşları danışıklı kavga çıkarırlar, fakat bunu bilenler onların g yakası çözülmedik küfürlerine kahkahalarla mukabele ederlerdi. Bir Ke- g resinde Nazif’le Enderunlu bir viranede buldukları hmdı ölüsünü M ak- j sut’a getirmişler, Maksut hindiyi pişirerek sofraya getirmiş, Nazif bir mu- ş ııakaşa çıkararak hindiye el sürmeyeceğine yemin etmiş, Enderunlu Emin g de yemeyeceğine şart etmiş, diğer masalarda bulunanlar onların kızıp ; gitmelerini ve bıı suretle sohbetlerinden malınım kalmalarını istemedik- - leri için kendi sofralarındaki balığı onlara göndermişler, onların sofra- g kırındaki hindiyi kendileri almışlar, Nazif’le arkadaşı için o akşam en |

keyifli en alaylı bir âlem olmuş. =

Böyle sayılı meyhanelerden bir de Sirkecimde istasyon birahanesi vardı. | Buraya akşam lan tanınmış gazete muharrirleri gelirlerdi. Hiciv üstadı = şâir E şrefle Neyzen Tcvfik ekseriya burada bulunurlardı. R akıyı, kadehi = öper gibi içen E şre fi burada tanıdım. İstasyon birahanesi körlendikten |

sonra eski İştaynbrug rağbet gördü. |

Yatsıdan soma mevhâne dönüşlerinde de oldukça eğlenceli vak alar ^

görülürdü. r

O zamanlar şimdi Siirtli mahallesi hâline gelen Ve/a’da oturuyordum. =

Bâzı yaz akşamları meydandaki Çınar kahvesine çıkar, hava alırdık.

E

Yokuştan zom hâlinde biri geliyor. O devirde atlı arabalardan başka \ sürücü beygirleri de vardı. İçkili adam kahvenin önüne geldi, tanı o 5 esnada yokuşun ma'kııs tarafından gelen bir sim idi ile karşılaştılar. 5

— Beygire» !

E

— Paşam.

E

— Aksaray’a bir ikilik. E

— Buyurun.

Sürücü hemen atladı. Sarhoş ayağım üzengiye bastı, yükseldi ve |

hızını alamadı, hayvanın öbür tarafından indi

— Geldik mi? §

— Geldik beyim. jjj

Adam ikiliği verdi ve yürüdü. =

ı«ifinııiM»ı»»ımfiı»ıı«ıııııtııınn»M*ııı**ııı*u,,*ı,,,,,,M»n**n,*u*ıniHHiı»ıiMiu*M»m»*»M.*ınMMMmıımı»uuın»

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

ğ ı, kan transfüzyonu yapılmasını gerektirecek kadar yüksek serum bilirubin düzeyi, bakteriyel menenjit, üç günden fazla ototoksik ilaç kullanımı, beşinci

Doğal Coğrafya Bölgeleri, paleocoğrafya, yeryüzü şekilleri, iklim, hidrografya, toprak, bitki örtüsü, zoocoğrafya, biyocoğrafya, biyom, ekolojik ve doğal afet

[r]

Sıdıka Hanım, Hayrünisa Hanım, Pertev Naili, Abdurrahman Naili, Muhtar Can ve Müeyyet Boratav.. "Zeki Velidi'nin talebesi olmakla iftihar ediyoruz" ifadesinin geçtiği

(daresinkr Türk uluslarına gösterdiği bu yüksek alâkayı, millî; .bir hizmet olarak ş ükr an la karşıladığımızı tekrar eder Malazgirt-Alparslan ve A -

The rearrangement of mitochondrial DNA in luteinized granulosa cells was determined in order to evaluate the fertilization capacity of oocytes and

En tout cas, les qualités artistiques et professionnelles dont l'architecte Vasfi Egeli et ses collaborateurs viennent de nous donner la preuve à la Mosquée de

Yiizyrlda Batr Roma ve Do[u Roma (Bizans) olarak ikiye aynlrr.. Karga- qa igindeki Roma Imparatorlu- fu'nun