7 7 \ O U t O y ^
TÜRK T İ Y A T R O S U N D A N PORTRELER
DÜMBÜLLÜ İSMAİL
TÜRK TEM AŞA ÂLEMİNİN ÖLÜMSÜZ KİŞİLERİNDEN BİRİDİR
amazan günlerinde eski İs tanbul ramazanlarını anarken, eski İstanbul ramazanlarının en renkli bir parçasını teşkil eden Direklerarası'nı unutmaya im kân var mı?.. Eski İstanbul'un o şa şaalı ramazlarından bugün eser kal madığı gibi Direklerarası'nın yerin de de yeller esiyor. O günlerin en renkli temaşası olan Ortaoyunu ve tulûat da can çekişiyor. Son birkaç isim kaldı bu sanatının aramızdaki temsilcileri olarak...
Dümbüllü İsmail işte bu sanatın a- ramızdaki son büyük ustasıdır. 1899 yılında İstanbul'da doğmuştu
İsmail Efendi. Ailesinin beş çocu ğundan biri idi. iyi ve köklü bir aile nin evlâdıydı. Üsküdar'daki Toptaşı Askeri Rüştiyesinde okurken, bu mektebin yakınında bulunan «D ilkû- şa Tiyatrosu» onun hayatının seyri
ni değiştiren unsur olmuştu. Hafta sonu izinlerinde bu tiyatronun ge dikli müşterisi olan İsmail Efendi'nin içinde bir sahne aşkı tutuşmuştu bu sayede. Bu sahne aşkının ne de mek olduğunu bu aşka tutulanlar bilir ancak. Tiyatro ateşi bütün ben
liğini sarınca, zâbit olma ve kılıç kuşanma hevesi de bu alevlerin a- rasında yanıp kül oluvermişti. Kim - bilir, belki de «Dilkûşa Tiyatrosu», Toptaşı Askeri Rüştiyesi'nin civa rındaki binasında faaliyette bulun- masaydı İsmail Efendi de bugün
me-seli Miralaylıktan mütekaid emekli bir zabit olur, askerlik anılarını et rafını saranlara tatlı tatlı anlatırdı... işte bu tiyatroda başlıyan sahne aş kı onu Toptaşı Askerî Rüştiyesi'n- den çekip aldığı gibi sanat dünya mızın ta ortasına fırlatıp atıvermişti. Bir gün bu tiyatroda meşhur komik Şevki Bey'in karşısına çıkan T o p - taşı Askerî Rüştiyesi talebesi İsmail Efendi:
« — Tiyatrocu olmak istiyorum, ba na rol verir m isiniz?...» diye sor muştu.
Bu ufak tefek delikanlının hali ve konuşma tarzı Şevki Bey'in hoşuna gitmiş olacaktı ki kendisini uzun uzun süzmüş, sormuş soruşturmuş, etraflı bir imtihana çekmiş, sonra da dünyaları İsmail Efendi'ye bağış layan kararını oracıkta söyleyiver- mişti «O lu r».
işte bu «o lu r» sözü ile herşey olup bitmiş ve İsmail Efendi kendini sah nede bulmuştu. Rahmetli Kel Ha şan Efendi'nin başrole çıktığı « Â - şıklar» oyununda kahvehane müşte risi olarak sahneye ilk adımını at mıştı.
Komik Haşan Efendi onda büyük bir kabiliyet görmüştü. Bunun neticesi olarak İsmail Efendi'yi yanına aldı. Böylelikle Üsküdar Askerî Rüştiye sindeki tahsilini yarıda bırakan genç heveskâr sahne hayatında Kel Ha şan Efendi gibi büyük bir ustanın yanında sanatının üniversite tahsilini yapmış, mesleğinin doktorasını yine bu sahnenin üzerinde vermişti.
Tam 55 yıl sahnelerimizde başarı dan başarıya koşmuştu. Bir oyun sırasında diline dolanan ve anlamsız bir kelime olan «D üm bül-Düm bül- Düm bül» derken ölümüsüz ismi D Ü M B Ü L L Ü 'y e sahip olmuştu şaka cıktan.
Kimlerle birlikte çalışmamıştı bu el- libeş yılın içinde. Ortaoyunu ve tu- lûat sahnelerimizin gelmiş geçmiş bütün büyük isimleriyle lâf yarış- tırmıştı sanat dünyamızda. Kel Ha- san’lar, Komik Şevki'ler, Nâşit Bey’ ler, Eyüp Sabri Bey'ler, daha sonra Zenne Necdet'ler, Küçük Adnan'
lar ve Tevfik Ince'ler... Sarhoş Ra-sih'ler.
Evet bu sahnelerde bu güçlü oyun cular arasında yarım yüzyıldan da ha fazla bir süre geçmişti. Ve bu süre içinde D Ü M B Ü L L Ü İSM A İL kendine Türk temaşa âleminde ö- lümsüz bir de isim yaptı.
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Ta h a T o ro s Arşivi