t
Ahmet O ktay
OLENLER-YAŞAYANLAR
AZETEDE gördüm ölüm ilanını: Abidin Nesimi de yok artık. Genç kuşakların yapıtını pek bildi-____ ğini sanmıyorum. Oysa bir zamanlar solcu çevrelerin önemli bir adıydı. Şimdi birden, 1950'li yıllara dönüyorum: Bursa Erkek Lisesi nde yatılıyım. TKP tutuk lamalarının yankısı sürüyor, bu yüzden birçok kişinin içinde tedirginlik var. Okulun kitaplığında Servetffümm- Uyanış dergisinin bazı ciltlerini buluyorum. Abidin Nesi mi imzalı bir yazıya rastlıyorum: Diyalektik materyalizm üzerine üç-dört sayı süren bir yazı. O yıllarda Marksist felsefeye ilişkin yayın bulmak hemen hemen imkânsız. Günlerce kitaplığa taşınıyor, o yazıyı elle kopya ediyo rum.
Abidin Nesimi'yi çok yıllar sonra tanıdım: Gazeteye kitaplarını getirdi. Duygulandıran ithaflarla. Uzun boylu sohbetlerimiz olmadı. Ama, üç-beş kez gördüğüm Abi din Nesimi tam bir İstanbul beyefendisiydi. Kendisinden hayli genç bir insana bile saygı gösteren, nazik kişilere artık kolay rastlanmıyor. Abidin Nesimi, bir zamanların ünlü polemikçisi Kerim Sadi gibi bir kalem erbabı değil di Kerim Sadi, tartışmaya giriştiği yazarlara çok hırçın ve yırtıcı bir biçemle saldırırdı. Sadece sağcı yazarlarla değil solcu yazarlarla da kavgaya girer, demediğini bı rakmazdı. Abidin Nesimi daha yumuşak yazan biriydi. Polemiğe girmektense kuramsal düzeyde yazmayı ter cih ederdi.
O yıllarda yazılanlar, artık herkes biliyor ki, çoktan aşıldı. Ama sosyalizme ilişkin umutların hayli kırıldığı, pek çok kişinin vedalaşmayı seçtiği bir zamanda, bellek leri canlandırmak, Türk solunun geçmişine dönmek yararlı olabilir diye düşünüyorum. Reşat Fuat'ın gerek kendi gerek takma adlarıyla yazdığı yazılar başta olmak üzere, Kerim Sadi'den Abidin Nesimiye, Behice Boran dan Fahir Onger'e, Türk solunun yazarlarının ürünleri yeniden derlenip yayınlansa ne kadar iyi olur.
Ne var ki, biz yaşayanların değerini bile yeterince bilemediğimiz için, bu isteğim biraz hayat! görünüyor. Aramızda yaşayıp bir şeyler yapmak için çırpınan birçok kalemi görmezden geliyoruz.
Aziz Yardımlı yı anacağım. Anılması gerekiyor. Tek başına bir kitaplık oluşturdu fdea Yayınlan çerçeve sinde. Giriştiği iş, her babayiğidin gerçekleştirebileceği bir iş değil. Başta iki Hegel çevirisi geliyor elbet: Tinin
Görüngübllimi ve Mantık Bilimi. İkinci kitaba yazdığı He-
gel'i açımlayan yazıyı da unutmamak gerekiyor. Marcu- se çevirileri: Ero» ve Uygarlık (S. Selvi bu yapıtı A şk ve Uygarlık diye çevirmiştir. Ama Aşk başka Eros başka şeyler) U* ve Devrim, Tek Boyutlu İnsan. Yardımlı, bu nunla kalmıyor: Copleston Felsefe Tarlhl’ni de çeviriyor: Halen 12 cilt yayınlanmış durumda. İki dilden çalışıyor: İngilizce yapıtları İngilizceden, Almancaları Almanca- dan çeviriyor.
Yardımlı’nın dilini fazla arı Türkçe bulabilirsiniz. Hegel daha iyi de çevrilebilir diyebilirsiniz. Ama, Türk- çeye bir felsefe kitaplığı kazandırma uğraşına girişmiş Aziz Yardımlı'nın üretimine ilgisiz kalamazsınız. Kalın mamalı diye düşünüyorum. Ben burada Yardımlı nın Heideggere de uzanmasını, Varlık ve Zaman’ı da dilimi ze kazandırmasını diliyorum. 1991 yılının sonuna geliyo ruz, Türkiye'de hâlâ Sartre'ın dev yapıtı yok: Varlık ve
Hiçlik ile Diyalektik Aklın Eleştirisi. Biliyorum, çok oy
lumlu, basılması para gerektiren kitaplar. Am ao yapıtla rı Türkçeye kazandırmanın bir yolu bulunmalı. Bir yolu olmalı.
Kültür Bakanlığı İslam klasikleri diye bir yığın abuk subuk kitap yayınlayacağına, Aziz Yardımlı gibi Selahat- tin Hilav gibi, hem bildikleri yabancı dillere hem de felsefi düşünceye hâkim çevirmenlere yüksek ücret ödeyerek bu tür yapıtları kazandırmalı. Ama kültürle hiç bir ilgisi olmayan insanların Kültür Bakanı olduğu bir ülkede bu olası mı? Belki bir gün olur.
O gün gelinceye kadar kişisel/bireysel emek ve gi rişimlere umut bağlamaktan, Aziz Yardımlı gibi çalışkan insanların çoğalmasını dilemekten başka yapacak şey yok.