• Sonuç bulunamadı

Ekonomik ve Kalkınma İşbirliği Örgütünün (OECD) Dünya ve Türkiye ekonomisine katkıları

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Ekonomik ve Kalkınma İşbirliği Örgütünün (OECD) Dünya ve Türkiye ekonomisine katkıları"

Copied!
72
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

TRAKYA ÜNĐVERSĐTESĐ FEN BĐLĐMLERĐ ENSTĐTÜSÜ

EKONOMĐK ve KALKINMA ĐŞBĐRLĐĞĐ ÖRGÜTÜNÜN (OECD) DÜNYA ve TÜRKĐYE

EKONOMĐSĐNE KATKILARI

Fahri KARBUZ

YÜKSEK LĐSANS TEZĐ

TARIM EKONOMĐSĐ ANABĐLĐM DALI DANIŞMAN: Yrd. Doç. Dr. Okan GAYTANCIOĞLU

(2)

T.C

TRAKYA ÜNĐVERSĐTESĐ FEN BĐLĐMLERĐ ENSTĐTÜSÜ

EKONOMĐK ve KALKINMA ĐŞBĐRLĐĞĐ ÖRGÜTÜNÜN (OECD) DÜNYA ve TÜRKĐYE

EKONOMĐSĐNE KATKILARI

Fahri KARBUZ YÜKSEK LĐSANS TEZĐ

TARIM EKONOMĐSĐ ANABĐLĐM DALI

(3)

ĐÇĐNDEKĐLER

1.GĐRĐŞ 1

2.MATERYAL VE YÖNTEM 2

3. ULUSLARARASI TARIM POLĐTĐKASINDA ROL OYNAYAN

KURULUŞ VE ANLAŞMALAR 3

3.1. Uluslararası Tarımsal Kuruluşlar 3

3.1.1 Üretim ve Beslenme Đle Đlgili Kuruluşlar 3

3.1.2 Tarımsal Kalkınma ile Đlgili Kuruluşlar 4

3.1.3 Tarımsal Ticaret Đle Đlgili Kuruluşlar 5

4. EKONOMĐK ĐŞBĐRLĐĞĐ VE KALKINMA TEŞKĐLATI (OECD) 24 4.1. Ekonomik Đşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD)’nin Tarihçesi 24

4.1.1. OECD'ye Üye Ülkeler 25

4.1.2. OECD'nin Misyonu 25 4.1.3. OECD'nin Amacı 26 4.1.4. Bütçe 28 4.1.5. Bölümlerin Đşlevleri 28 4.1.5.1. Komiteler 28 4.1.5.2. Sekretarya 28 4.1.5.3. Ekonomi 29 4.1.5.4. Đstatistik 29 4.1.5.5. Çevre 30 4.1.5.6. Đşbirliğini Geliştirme 30

4.1.5.7. Kamu Đdaresi ve Yönetimi 31

4.1.5.8. Ticaret 31

4.1.5.9. Đşletme, Mali, Finansal Đşler 32

4.1.5.10. Bilim, Teknoloji ve Sanayi 32

4.1.5.11. Sosyal Politikalar 33

4.1.5.12.Tarım 34

4.1.5.13. Bölgeler, Şehirler ve Kırsal Alanlar 34

4.1.5.14.Enerji 34

4.1.5.15.Üye Olmayan Ülkelerle Çalışmalar 35

(4)

5. OECD ÜLKELERĐNDE TARIM POLĐTĐKALARI 38

5.1. Tarımsal Desteklerin Ölçümü 41

6. OECD ÜLKELERĐNDE EKONOMĐK VE SOSYAL POLĐTĐKALAR 43

7. OECD ÜLKELERĐNDE BĐLĐM, TEKNOLOJĐ VE SANAYĐ 51

8. OECD ÜLKELERĐNDE BÜYÜME PERFORMANSLARI 57

9. SONUÇ VE ÖNERĐLER 63

Kaynaklar 66

ÇĐZELGE LĐSTESĐ

Çizelge 4.1. OECD Ülkeleri Bilgi Profili 37

Çizelge 5.1. OECD Ülkeleri Đtibariyle ÜDE Kapsamına Alınan Ürünlerin Oranı 42 Çizelge 8.1. OECD Ülkeleri Arasında GSYH'nin Değişim Oranları 58

ŞEKĐL LĐSTESĐ

Şekil 6.1. Denkleştirilmiş Hanehalkı Gelirleri Dağılımındaki Eğilimleri 43 Şekil 8.1. Kişi Başına GSYH Artışının Bileşenleri 61

GRAFĐK LĐSTESĐ

Grafik 4.1. OECD’nin Etkinlik Haritası 25

(5)

ÖZET

Ekonomik Đşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), 14 Aralık 1960 tarihinde imzalanan Paris Sözleşmesi'ne dayanılarak kurulmuştur. 1961 yılında Avrupa Ekonomik Đşbirliği Örgütü (OEEC)’nin yerine geçmiş ve batı ülkeleri arasındaki iş birliğinin temel organlarından biri haline gelmiştir. OECD'nin kurucu üyeleri, OEEC'nin 18 Avrupalı (Avusturya, Belçika, Danimarka, Fransa, Almanya, Yunanistan, Đzlanda, Đrlanda, Đtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz, Đspanya, Đsveç, Đsviçre, Türkiye ve Đngiltere) üyesi ile Kanada ve ABD'dir. Paris Anlaşması’nın 1. maddesinde OECD’nin üç temel amacı; üye ülkelerde kendi kendine yeterli en yüksek ekonomik gelişme ve istihdamı sağlamak, bu esnada malı istikrarı korumak, üye olan ve olmayan ülkelerde ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmak, dünya ticaretinin uluslararası taahhütler çerçevesinde ve ayrımcı olmayan bazda gelişmesine yardımcı olmaktır. Genel olarak OECD için 1990'lı yılların sonlarından bu yana üreticiye verilen destek seviyesinde pek az değişiklik olmuştur. 2004 yılında genel olarak OECD içerisinde üreticilere verilen desteğin 279 milyar USD ya da 226 milyar EUR değerinde olduğu tahmin edilmektedir. Ekonomik büyüme ve sosyal güvenlik sistemleri OECD ülkelerindeki sosyal koşullarda büyük iyileşmeler sağlamıştır. Yüz milyonlarca OECD vatandaşının yaşamı son birkaç on yıl içinde köklü bir şekilde iyileşmiştir. Bilgi tabanlı bir ekonomiye doğru uzun vadeli eğilim devam etmektedir. Bilim, teknoloji ve yaratıcı buluşlar gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ekonomilerde ekonomik büyümeye katkıda bulunan başlıca etkenler haline gelmiştir. OECD ülkelerindeki ekonomik büyüme, iyi belirlenmiş bir eğilimi sürdürerek 1990'larda genel olarak yavaşlamıştır. Ancak münferit ülkeler arasındaki büyüme performansları geniş ölçüde değişime uğramış, ABD ve daha küçük ekonomiler (Avustralya, Đrlanda, ve Hollanda da dahil olmak üzere) daha güçlü büyüme oranları sergilerken, çoğunlukla büyük ve kıta Avrupa ülkeleri ve Japonya gibi diğerlerininki yavaşlamaya devam etmiştir.

Anahtar Kelimeler: Ekonomi, Ekonomik Kalkınma ve Đşbirliği Örgütü (OECD), Tarım Politikası

(6)

SUMMARY

Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD), has been established based on the Paris Agreement signed on December 14th 1960. In 1961, OECD has taken the place of The Organisation for European Economic Co-operation (OEEC) and has become one of the main organizations of the partnership between the western countries. The founding members of OECD are the 18 European founding members of OEEC (Austria, Belgium, Denmark, France, Germany, Greece, Iceland, Ireland, Italy, Luxemburg, Holland, Norway, Portugal, Spain, Sweden, Switzerland, Türkiye and England) along with Canada and USA. In the first article of the Paris Agreement, three main goals of the OECD; achieve the highest economical development and employment in the member nations, also maintaining the financial stability, supporting the economical development in both the member and the non-member nations, and also aiding the development of the World commerce within the international commitments and in a non-segregated manner. In general, for OECD, there has been very little change in the level of support given to the producers since the late 1990’s. It has been calculated that the aid given to the producers in OECD in year 2004 is approximately 279 billion USD (226 billion EUR). Economical development and social security systems have created significant improvements in the social living standards in the OECD nations. Life’s of hundreds of millions of citizens of the OECD nations have improved in the past several decades. There is a continuing, long lasting drift towards an information based economy. Science, technology, and creative discoveries have been the main factors affecting the economical development in both the developed and the developing nations. Economical growth in the OECD nations has slowed down in general in the 1990’s by continuing a well-determined inclination. However, growth performances between the individual nations have changed, while the USA and smaller economies (including Australia, Ireland, and Holland) were presenting stronger growth rates, mainly large and continental European nations and Japan have showed slowing down performances.

Key Words: Economy, Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD), Agricultural Policy

(7)

1. GĐRĐŞ

Ekonomik Đşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), 14 Aralık 1960 tarihinde imzalanan Paris Sözleşmesi'ne dayanılarak kurulmuştur ve savaş yıkıntıları içindeki Avrupa'nın Marshall Planı çerçevesinde yeniden yapılandırılması amacıyla 1948 yılında kurulan Avrupa Ekonomik Đşbirliği Örgütü'nün (OEEC) doğrudan mirascısıdır (www.oecd.org).

Đkinci dünya savaşının sonu, bugün OECD üyesi olan çoğu ülkede uzun bir refah döneminin başlangıcına işaret etmiştir. Tarihçiler tarafından otuz parlak yıl olarak bilinen yaklaşık otuz yıl boyunca, büyüme son derece güçlü kalmış ve birçok ülkede kişi başına gelirler ABD düzeylerini yakalama eğilimleri göstermiştir. bu bolluk dönemi, fazlasıyla açık uluslararası bir ortamda ekonomik açıdan fakların kapatılmasının neredeyse otomatik olduğu düşüncesi için önemli bir zemin oluşturmuştur. Kıta Avrupa'sının en önemli ülkelerindeki kişi başına gelirde ABD ile arasındaki farktaki azalma 1980'lerin başında durmuş, 1990'lar boyunca yeniden açılmaya başlamıştır (Anonim, 2005).

Geçmişe bakıldığında, 1995'ten beri ABD'de görülen verimlilik kayda değer hızlanmanın diğer OECD ülkelerine beklendiği gibi geniş ölçüde yayılmamış olması günümüzde daha iyi görülmektedir. Düş kırıklığı yaratan bu performans, Avrupa'da çoğu kez işsizliği azaltma beklentisiyle emek arzına engel olmak için tasarlanmış bu politikalar, sadece istihdam oranlarını ve kişi başına gelirleri azaltmayı başarmışlardır. Buna rağmen son birkaç yılda, hem Avustralya, Đngiltere ve Kanada gibi büyük ülkeler, hem de bazı küçük OECD ülkeleri ekonomik yakınsamaya doğru yeniden hız kazanmakta son derece başarılı olmuşlardır. 1990'larda OECD ülkeleri arasında ekonomik büyüme performansları, diğerlerinden epeyce güçlü bir büyüme gerçekleştiren ABD dahil birkaç ülkede olmak üzere önemli ölçüde farklılaşmıştır. Bazı ülkelerde (örn. Đrlanda ve Kore) güçlü büyüme oranlarının, çoğu batı Avrupa ekonomisinin ikinci dünya savaşını izleyen yirmi yıl içerisinde yaşadığı bildik yakalama sürecinin en azından kısmen de olsa sonucu olduğu anlaşılmaktadır (Anonim, 2005a).

(8)

2. MATERYAL VE YÖNTEM

Araştırma materyalini Ekonomik ve Kalkınma Đşbirliği Örgütü (OECD) ile ilgili Dünya ve Türkiye'de geçmişten günümüze daha önce yapılmış araştırmalar, makaleler, raporlar vb ikincil kaynaklardan taranmış ve bir araya getirilerek analize hazır hale getirilmiş veriler oluşturmaktadır.

Toplanan veriler analiz edilerek OECD'nin mevcut yapısı, Dünya ve Türkiye ekonomisine katkıları karşılaştırmalı olarak ortaya ortaya konulmuştur.

(9)

3. ULUSLARARASI TARIM POLĐTĐKASINDA ROL OYNAYAN KURULUŞ VE ANLAŞMALAR

3.1. Uluslararası Tarımsal Kuruluşlar

Uluslararası tarım politikası ağırlıklı olarak, 1945 yılında aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 51 ülkenin biraraya gelmesi ile “Dünya barışını korumak ve uluslar arasında ekonomik, toplumsal ve kültürel bir işbirliği oluşturmak” amacıyla kurulan Birleşmiş Milletler (BM) örgütüne bağlı çeşitli uzman kuruluşların yardımıyla yürütülmektedir.

Bu kuruluşlar; besin maddesi yardımı yapan ve tarımsal üretimle ilgili olanlar, tarımsal kalkınmayı sağlamaya yardımcı kuruluşlar ve ticaretin geliştirilmesine hizmet veren kuruluşlar olmak üzere 3 grupta toplanabilir.

3.1.1 Üretim ve Beslenme Đle Đlgili Kuruluşlar

Bu kuruluşlar, gıda sıkıntısı çeken az gelişmiş ülkelere gıda yardımı yaparak az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin tarımsal üretimlerini artırmayı amaçlayan politikalar oluştururlar. Bu kuruluşların başında Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Dünya Gıda Konseyi (WFC) ve Dünya Gıda Programı (WFP) gelmektedir.

1.Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)

Birleşmiş Milletler (United Nations) üyesi ülkelerin çoğu FAO (Food and Agriculture Organization)’nun üyesidirler. Bu örgütün açlığa karşı mücadele konusunda çok yönlü bir etkinliği vardır. Açlıkla karşılaşan ülkelere gıda yardımı yapar, doğal kaynakların korunması ve geliştirilmesi, tarım ürünlerinin depolanması gibi konularda da danışmanlık görevi yapar. Merkezi Roma’dadır.

2.Dünya Gıda Konseyi (WFC)

Dünya Gıda Konseyi üye ülkelerdeki beslenme koşullarını inceleyerek öneriler ortaya koyar. Beslenme koşullarının iyileştirilmesi konusunda üye ülkelere herhangi bir ekonomik ve teknik bir yardımda bulunmaz. Bir danışma örgütüdür.

3.Dünya Gıda Programı (WFP)

Dünya Gıda Programı da FAO gibi, az gelişmiş ülkelere özellikle bu ülkelerdeki ilkokul çocuklarına, doğal afetlerde zarar görenlere ve zorunlu yerleşim uygulanan kırsal kesimdeki nüfusa gıda yardımlarında bulunur. Ayrıca yerel hükümetlerce yürütülen kamu

(10)

projelerinde, çalışanlara ücretlerinin bir kısmının karşılığı olarak besin maddesi verilmesiyle projenin yükünün azalacağı düşüncesinden hareketle besin maddesi sağlar.

3.1.2 Tarımsal Kalkınma ile Đlgili Kuruluşlar

Bu kuruluşlar arasında yine FAO başta gelmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma amacıyla başlattıkları ekonomik ve sosyal projelerin teknik eleman, uzman yönünden desteklenmesi ve bu ülke uzmanlarının bilgi ve tecrübelerinin artırılması amacıyla eğitilmelerine yardımcı olur. FAO dışında yine FAO ile ortak çalışmalar yapan Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) ile Dünya Bankası Grubu ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi kuruluşlar vardır.

1.Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP)

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı gelişen ülkelere kalkınma projeleri çerçevesinde proje öncesi ve süresince teknik yardım sağlar. Tarımsal gelişmeyi amaçlayan projelere kaynak sağlar ve bunların etkin bir şekilde kullanımını denetler.

2.Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD)

Bu fon, bağışlar ve uygun koşullu krediler yoluyla gelişmekte olan ülkelerdeki tarımsal kalkınma projelerine katkıda bulunur. Desteklenecek kalkınma projelerinin gıda maddesi üretimini artıran, fakirliği önleyen ve beslenmeyi iyileştiren özelliklere sahip olması istenir.

3.Dünya Bankası Grubu

Dünya Bankası; Uluslararası Đmar ve Kalkınma Bankası (IBRD), Uluslararası Kalkınma Birliği (IDA) ve Uluslararası Finans Kurumu (IFC) olmak üzere farklı işlevler yürüten üç bankadan meydana gelmiştir. Bu bankaların görevleri şunlardır.

IBRD: Ekonomik gelişmeyi sağlamayı amaçlayan projelere uzun vadeli büyük miktarda krediler açar.

IDA: Daha çok az gelişmiş ülkelere yönelik olarak büyük projeleri destekler.

IFC: Az gelişmiş ülkelerdeki verimli özel teşebbüslerin gelişmesini destekleyerek bu ülkelerin ekonomik kalkınmalarına katkıda bulunur.

(11)

Dünya Bankası açtığı kredilerin dışında teknik yardım da yapmaktadır. Bu yardımlar projelerin hazırlanması ve fizibilite raporlarından, kendi elemanlarını kullanarak danışma hizmetlerinin yürütülmesi ve eğitim programlarına kadar uzanır. Dünya Bankası her sektöre, bu arada tarım sektörüne de kredi açmaktadır. Tarım kesimi için en önemli dış kredi kaynağı Dünya Bankası’dır.

4.Uluslararası Para Fonu (IMF)

1944 yılında üye ülkelerin katılma paylarını ödeyerek kurdukları bir Birleşmiş Milletler organıdır. Amacı; uluslararası düzeyde parasal konularda işbirliği sağlamak, ülkelerin ulusal paralarının değerlerini korumak ve dengeye kavuşturmak için mali destek vermek, uluslararası ticaretin genişlemesini sağlamak için yabancı paralar arasında bir parite kurmak ve üyeler arasında para değişimini düzenleyici bir ödemeler sistemi geliştirmektir. IMF bir çeşit uluslararası banka olup, döviz satan ve değişik şekillerde ve koşullar altında ülkelere borç veren bir mali kuruluştur. Tarım kesimine doğrudan değil, dolaylı yardım eder.

3.1.3 Tarımsal Ticaret Đle Đlgili Kuruluşlar

Bu kuruluşlar arasında Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT) sonucu ortaya çıkan Dünya Ticaret Örgütü (WTO), Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı ve Uluslararası Para Fonu (IMF) sayılabilir.

1.Dünya Ticaret Örgütü (WTO)

Dünya'da bazı ülkeleri doğrudan, bazılarını da dolaylı olarak etkileyen 1.Dünya Savaşı, 1929 ekonomik krizi ve 2.Dünya Savaşı ile birlikte ortaya çıkan ekonomideki küçülmeler, ülkeleri dış ticarette korumacı politikalar izlemeye yöneltmiştir. Korumacı politikaların izlenmesi ile ülkeler kendi ekonomilerini ithalat kotaları, yüksek gümrük vergileri ile korumaya çalışmışlardır. Bunun sonucu Dünya ülkeleri arasındaki dış ticarette daralmalar ve haksız rekabet koşullarının ortaya çıktığı görülmüştür. Bu kısıtlayıcı uygulamalardan oldukça rahatsız olan batılı sanayileşmiş ülkeler daralmanın önlenebilmesi ve dış ticaretin serbestçe yapılabilmesi için ABD’nin önderliğinde 1947 yılında Birleşmiş Milletler bünyesinde Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasını (General Agreement on Tariffs and Trade) imzalamışlardır. Bu anlaşmanın temel amacı

(12)

dünya ticaretini serbestleştirmek için üye ülkeler arasında belirli aralıklarla yapılan çok yanlı görüşmelere dayanmaktadır. Görüşme tekniği ise “karşılıklı ödün” (reciprocity) ilkesidir. Şöyle ki, belirli malların önemli ihracatçısı olan ülke veya ülke grupları ticari ortaklarına sattıkları mallarda gümrük indirimleri talep ederler. Bunun karşılığında karşı tarafa da, kendi mallarından ödünler verirler. Bu karşılıklı ödün ve talepler, ülkeler arasında dengeli bir pazarlık ortamı yaratmakta ve sonuçta her iki taraf da bir dizi mal için gümrük tarifelerinde indirim yapmayı kabul etmektedir. Gerçekte GATT görüşmelerinde bu pazarlıklar ABD ile AB veya Japonya gibi ülkeler veya ülke grupları arasında yapılıyordu. Belli başlı ithalatçı ve ihracatçılar arasında sağlanan tarife uzlaşmaları daha sonra genel bir tarife anlaşmasıyla tüm üyelere yaygınlaştırılmıştır.

GATT kapsamında 1947-1993 yılları arasında sekiz yuvarlak masa toplantısı (round) yapılmıştır. Bu toplantıların sonuncusu olan Uruguay Round, Dünya tarihinde en uzun süren, en fazla ülkenin katıldığı ve en kapsamlı uluslararası pazarlık olarak nitelendirilmektedir. Uruguay Round 1986 yılında Uruguay’da Punta del Este kentinde yapılan Bakanlar Konferansı ile başlamış ve anlaşmaların sonuçlarını içeren Nihai Senet 1994 Nisan ayında Fas’ın Marakeş kentinde imzalanmıştır. Üye olan 125 ülke ve Avrupa Birliğinin akit (sözleşme) onay işlemleri tamamlandıktan sonra anlaşma, 1 Ocak 1995’te yürürlüğe girmiştir. Bir tarife sözleşmesi olan GATT, 1948 yılında yürürlüğe girmiş ve geçici olması öngörülmüşse de, günümüzde süreklilik kazanmıştır. Şöyle ki, GATT anlaşması 1.1.1995 tarihinden itibaren yerini sürekli bir kuruluş olan Dünya Ticaret Örgütüne (World Trade Organization) bırakmıştır.

Dünya Ticaret Örgütü de GATT’ın gerçekleştirmek istediği amaçlar için çalışmaktadır. Genel olarak DTÖ’nün amaçları şunlardır.

-Dünyadaki bireylerin hayat standardını yükseltmek, istihdamı ve istikrarlı bir şekilde artan reel gelir ve gerçek talep hacmini sağlamak, mal ve hizmet üretim ve ticaretini geliştirmek, dünya kaynaklarının sürdürülebilir kalkınma hedeşerine en uygun şekilde kullanımına olanak vermek, çevreyi korumak, farklı ekonomik seviyelerdeki ülkelerin ihtiyaç ve endişelerine cevap verecek şekilde mevcut kaynakları geliştirmek,

-Gelişmekteki ülkelerin ve bunların arasında yer alan az gelişmiş olanların artan dünya ticaretinde ekonomik kalkınma ihtiyaçları ile orantılı bir pay elde edebilmesini sağlamak,

(13)

-Karşılıklı çıkar esasına dayalı ve gümrük tarifeleri ile ticaretin karşılaştığı diğer engellerde önemli indirimler sağlayan ve uluslararası ticaret ilişkilerinde ayırımcı muameleyi ortadan kaldıran anlaşmalar yapmak,

-Çok taraşı ticaret sisteminin ana ilkelerini korumak ve geliştirmek.

DTÖ, IMF ve Dünya Bankası gibi dünya ekonomisi sisteminin önemli bir kuruluşu olmuştur. DTÖ, bir çok üründe olduğu gibi tarım ürünlerinin dış ticaretinde de birtakım kuralların uygulanmasına çalışmaktadır.

Uruguay görüşmelerinden önce tarım ürünlerinde tarife indirimleri gündeme gelmemiş, bu ürünlerdeki tarifeler ve tarımsal sübvansiyonların azaltılması ve kaldırılması gibi konular ilk kez Uruguay görüşmelerinde tartışılmıştır. Tarım politikaları gereği yoğun sübvansiyonlar uygulayan AB ve ABD gibi ülkeler bunların devam etmesini istediklerinden görüşmeleri uzatmışlardır. Bu nedenle Uruguay Round 8 yıl gibi uzun bir süre devam etmiştir.

Uruguay Round Nihai Senedinde yer alan Tarım Anlaşması pazara giriş, ihracat sübvansiyonlarının azaltılması, iç destekler, uyum hükmü ve sağlık önlemleri gibi konularda beş yeni kural getirmektedir3.

1-Pazara giriş: GATT anlaşmasını imzalayan ülkelerin tamamı prelevman, asgari

fiyat ya da kota gibi tarife dışı engelleri sabit gümrük tarifelerine dönüştürmeyi kabul etmişlerdir. Tarifeler ise 1986-88 dönemi baz alınarak, gelişmiş ülkelerde 6 yıl içerisinde (1995-2000) %36, gelişmekte olan ülkelerde 10 yıl içerisinde (1995-2005) % 24 oranında düşürülecektir. Bu indirim her ürün için gelişmiş ülkelerde en az %15, gelişmekte olan ülkelerde %10 olacaktır. Az gelişmiş ülkelerin gümrük tarifelerini aşağı çekme zorunlulukları yoktur.

Đthalatı gümrük tarifelerine konu olan temel tarım ürünlerinde, Tarım Anlaşması’nın yürürlüğe girdiği ilk yılda 1986-88 dönemi baz alınarak iç tüketimin %3’ü, 6 yıl sonunda ise %5’i oranında ithalat zorunluluğu getirilmektedir. Asgari ithalat oranı gelişmekte olan ülkeler için 10 yıl sonunda % 4 olacaktır.

2-Đhracat Sübvansiyonları: 1986-1990 dönemi esas alınarak, 6 yıl içinde ihracat

sübvansiyonları değer olarak %36 oranında, sübvansiyonlu ihracat ise her ürün için miktar olarak %21 oranında azaltılacaktır. Gelişmekte olan ülkeler için 10 yıllık bir süre zarfında bu oranlar % 24 ve %14 olacaktır. Đhracat kredileri veya gıda yardımına dönük sübvansiyonların çoğu, azaltılması gereken sübvansiyonlar kapsamı dışında tutulmuştur.

(14)

Şimdiye kadar ihracatlarına sübvansiyon uygulanmamış olan ürünlerin ihracatlarına bundan sonra da sübvansiyon uygulanmayacaktır.

3-Đç Destekler: Tarımsal üretime sağlanan tüm iç destekler, 1986-88 dönemi esas

alınarak, gelişmiş ülkelerde 6 yılda %20, gelişmekte olan ülkelerde 10 yılda %13.3 oranında azaltılacaktır. Ürün esasına göre iç desteğe, üretim değerinin gelişmiş ülkelerde %5’ini, gelişmekte olan ülkelerde %10’unu geçmeyecek şekilde izin verilmektedir.

“Yeşil kutu” önlemleri denilen ve araştırma, hastalıklarla mücadele, alt yapı yatırımları, gıda yardımları, yapısal uyum programları, bölgesel yardım ve çevre koruma pogramları için yapılan harcamalar indirim taahhütlerinin dışında tutulmaktadır. Yine, üreticilere çeşitli nedenlerden dolayı yapılan yardımlar (örneğin, üretimi sınırlamak için toprağını nadasa bırakanlara yapılan ödemeler) da aynı şekilde iç desteklerin azaltılması kuralı dışında tutulmaktadır.

4-Uyum Hükmü: Ticari ilişkide bulunan ülkelerin ekonomilerine zarar vermeyen ve

ticareti çarpıtıcı etkisi çok sınırlı olan, ancak “yeşil kategori” önlemler sınıfında olmayan iç destekler ile ihracat sübvansiyonları 9 yıl süre ile uygulanabilirler.

5-Sağlık Önlemleri : Bu kural, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile ilgili ölçülerin hangi koşullarda ve nasıl kullanılacağını belirlemeye çalışmaktadır. Amaç bu alandaki çeşitli ölçüleri bilimsel bir temele oturtmak, ticareti keyfi bir biçimde engelleyen niteliklerden arındırmak ve ülkeler arasında ayrım yapmadan uygulanmasını sağlamaktır.

Uruguay Anlaşması sonucu tüm üye ülkeler imzaladıkları nihai senet ile Dünya Ticaret Örgütü’nün kurulmasını kabul etmişlerdir. Kısa adı WTO olan bu örgüt 1 Temmuz 1995 tarihinde çalışmaya başlayarak, GATT’ın Cenevre’de bulunan sekreteryasının yerine geçmiştir. Örgüt, Uruguay’dan önce uluslararası ticaretin serbestleştirilmesi ile ilgili tüm anlaşmaları (GATT dahil) devralmakta ve Uruguay Sözleşmesi’nin uygulanması ile ilgili denetim ve gözetim görevlerini üstlenmektedir. Dünya Ticaret Örgütü içerisinde oluşturulacak Tarım Komitesi yukarıda adı geçen kuralların uygulanmasını denetleyecektir.

GATT anlaşması Dünya ticaretinin serbestleştirilmesi ve uluslararası ticaretin disipline edilmesi ile ilgili bir anlaşmadır. Özellikle 1980’li yıllardan sonra Dünya ticaretinde görülen daralmanın bu anlaşma ile önleneceği ve bunun sonucunda dış ticarette karşılıklı güvenin sağlanacağı umut edilmektedir. Ayrıca ülkelerin dış ticaretten elde edecekleri kazançlar da artacaktır.

(15)

GATT tarafından yapılan bir araştırma sonucuna göre, 2005 yılına kadar Dünya mal ticaretinde %12’lik bir artışın gerçekleşmesi beklenmekte ve bunun ise 745 milyar dolarlık bir değere karşılık geldiği belirtilmektedir.

GATT anlaşması Dünya'da ticaret hacmini ve dış ticaretten elde edilen gelirleri artıracak bir anlaşma gibi görünmesine karşın, tam bir serbest ticaretten söz edebilmek için daha uzun yıllara gerek olduğu söylenmektedir. Çünkü herşeyden önce tarife dışı engeller (kota, ithalat yasakları, fark giderici vergiler vb.) çok yüksek oranlarla gümrük vergilerine dönüşmektedir.

Örneğin, Avrupa Birliği'nde prelevman (telafi edici vergi) gibi tarife dışı engeller, Topluluğa 1986-1988 döneminde dış ülkelerden ürün girişinde baz kabul edilen“eşik fiyatları” ile aynı dönemin Dünya piyasa fiyatları farkına göre hesaplanarak %150 ile %300 arasında değişen gümrük vergilerine dönüştürülmüştür. Bir çok Dünya ülkesi GATT kurallarını kendi ekonomilerine zarar vermeyecek şekilde yeniden düzenlemektedir.

GATT anlaşmasının Türkiye tarımına etkileri sektörlere göre değişmektedir. Fiyat ve girdi destekleri Türk Tarım Politikasının 2001 yılına kadar en önemli temel araçlarıydı. 2002 yılı ile birlikte Türkiye tarım ürünlerinde fiyat belirlemeyeceğini ve tarım politikalarında “doğrudan ödeme” sistemine geçeceğini Ulusarası Para Fonu’na taahhüt etmiştir. 1 Ekim 2001 tarihi itibariyle de bazı tarımsal girdilerde (kimyasal gübrelerde) sübvansiyon uygulaması kaldırılmıştır. Oysa, Türkiye yaptığı fiyat desteklemeleri ile GATT anlaşmasının öngördüğü “de minimis” sınırları içersindedir.

Türkiye GATT anlaşması ve onun sonucunda oluşan DTÖ’nün koyduğu kurallara tam olarak uyabilecek bir ülke konumundadır. Çünkü Türkiye 2002 yılı ile birlikte tarımda “Doğrudan Gelir Desteği” sistemine geçerek DTÖ kurallarına en uygun olan sistemi benimsemiştir. Ancak bir çok ülke, Tarım Politikası Bölümünde değinildiği gibi, DTÖ kuralları gereği üretimden bağımsız doğrudan ödeme sistemini tarımda tek destekleme politikası aracı olarak uygulamamaktadır. Türkiye’nin de sadece DGD sistemi ile yetinmeyip tarımsal üretiminde kendine yeterliliği sağlayıcı diğer tarım politikası araçları ile tarımını yönlendirmesi gerekir. Kaldı ki Türkiye daha önceki yıllarda uyguladığı fiyat ve girdi destekleri ile anlaşmadaki “de minimis” sınırları içinde kalmaktaydı.

(16)

Türkiye tarımında da fiyat yoluyla desteklemeden çok, birim alandan daha fazla verim almayı teşvik eden ve tarım ürünlerinin daha uygun koşullarda pazarlanmasını sağlayacak uygulamalar gündeme gelmelidir.

Türkiye DTÖ kurallarına tam olarak uymak istiyorsa, özellikle tarım ürünlerinden aldığı gümrük vergilerini çok dikkatli uygulamak zorundadır. Türikye genel olarak DTÖ’ne taahhüt ettiği gümrük vergisi oranlarına sadık kalmaktadır. Ancak bazen bu vergi oranları Türk ekonomisinin rekabet gücünü azaltabilmektedir. Özellikle imalat sanayinin ihtiyaç duyduğu hammaddelerde gümrük vergileri düşürülebilir, nihai ürünlerde ise vergi oranları yükseltilebilir. Çünkü Türkiye’de tarıma dayalı sanayi işletmelerinin çoğunda atıl (kullanılamayan) kapasite sorunu mevcuttur. Atıl kapasitenin en önemli sorunu yurtiçi üretimin yetersizliğidir. Örneğin Türkiye’de kendi ihtiyacının çok üzerinde (yaklaşık 3 milyon tonluk) yağlı tohumlu bitkiler işleme kapasitesi vardır. Öte yandan, yağlı tohumlu bitkilerin üretimi (yaklaşık 600 bin ton) Türkiyenin ihtiyacını karşılamamaktadır. Üretimdeki açıklar yurtdışından yağlı tohum ve yağ ithalatı yoluyla karşılanmaktadır. Bitkisel yağ ithalatının fazla olması yurtdışına ödenen döviz miktarının artmasına neden olmaktadır. Ancak ithalat daha çok tohum olarak, yani hammadde olarak yapılırsa, atıl kapasite nedeniyle çalışamayan fabrikalar daha yüksek kapasite ile çalışır ve bu şekilde katma değer yoluyla ekonomiye katkı sağlanır.

DTÖ kurallarına tam olarak uyabilen Türkiye bu konuda da akılcı politikalarla bu kuralları kendi lehine çevirebilir. Yurtiçinde üretilen ürünün tümü üreticilerden satın alındıktan sonra, özellikle hammadde niteliği taşıyan ürünlerde gümrük vergileri aşağılara çekilerek söz konusu ürünü işleyen sanayinin dış ülkelerle rekabeti sağlanabilir. Bu şekilde bu sanayilerin hammadde üretimleri başka sanayilere de kaynak olabilecektir. Örneğin bitkisel yağ üretimi için yağlı tohum ithalatı neticede küspe şeklinde karma yem sektörüne de hammadde olabilecektir. Ancak unutulmaması gereken konu uzun vadede üretimi yurtiçinden sağlayacak politikaların geliştirilmesi olmalıdır. Bu da ancak uzun vadeli, nitelikli ve tutarlı bir tarım politikası izleyerek olabilir.

2.Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD)

Birleşmiş Milletlerin Ticaret ve Kalkınma Konferansı, Genel Kurula bağlı daimi bir organ olarak Dünya ticaretini, bu arada az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için önem

(17)

taşıyan tarım ürünleri ticaretini düzenlemek ve bu ülkelerin uluslararası ticarete katkılarını artırmak amacıyla çalışmalar yapar.

3. Avrupa Birliği (AB)

Avrupa devletleri arasında II.Dünya savaşı sonrası birleşme ve ekonomik bütünleşme yoluyla savaşları engelleme çabaları yoğunlaşmıştır. Đlk olarak 1943 yılında Londra’da bulunan sürgün hükümetleri aracılığı ile Belçika, Hollanda ve Lüksemburg BENELÜX adıyla anılan ortak bir gümrük sahası oluşturmuşlardır.

18 Nisan 1951 Paris anlaşması ile Avrupa Kömür ve Çelik Birliği (ECSC) kurulmuş ve böylece bugünkü Avrupa Birliğinin temeli atılmıştır. Bu birlik, o dönemin en stratejik iki ürünü olan kömür ve çeliğin üretimini kontrol ediyor ve serbest dolaşımını sağlıyordu. Ayrıca bu anlaşma, Avrupa ülkeleri arasındaki ilk yakınlaşma ve tavizleri meydana getirdiği için son derece önemlidir. Bu anlaşmaya 6 ülke (Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, Đtalya ve Lüksemburg) dahil olmuştu.

25 Mart 1957 tarihinde Roma’da Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Nükleer Enerji Topluluğu (EURATOM) anlaşmaları aynı 6 ülke tarafından imzalanmış ve 1 Ocak 1958’de yürürlüğe girmiştir. Bugün Avrupa Birliğinin temelini oluşturan üç anlaşma bunlardır. Ama Avrupa Birliğinin temel taşı Roma anlaşmasıdır. Roma anlaşması kişilerin, malların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını sağlayacak bir ortak pazar kurulmasını öngörmüş, bu ortak pazar da Gümrük Birliği eksenine oturtulmuştur.

1985 yılında Topluluğa üye devletler ilk dönemin deneyimleri ışığında AT komisyonu tarafından hazırlanan “Beyaz Kitap” adlı rapora dayanarak klasik ortak pazar tanımının ötesine giden bir oluşumu başlatmak gereksinimini duymuşlardır. Yeni oluşum, Topluluk içi serbest dolaşımın ulusal sınırların varlığı nedeni ile karşılaştığı her türlü tarife dışı engelin kaldırılmasını, böylece Avrupa Topluluğu ortak pazarının aynı normlara tabi olan bir Iç Pazar (Tek Pazar) biçiminde gerçekleştirilmesini amaçlıyordu.

1985 yılında kabul edilen, ancak 1987'nin Temmuz ayında yürürlüğe giren"Tek Senet" ile bir yandan Topluluğun amacı yenilenirken, öte yandan da bu yeniliğin gerektirdiği kurumsal değişiklikler yapılmıştır. Böylece 1958 yılında yürürlüğe giren Roma anlaşmasını tadil eden Tek Senet yürürlüğe girmiştir. Bu anlaşma ile üye ülkelere serbest dolaşımın ötesinde politik, sosyal ve kültürel boyutlar getirilmiştir.

(18)

Topluluk, 7-10.02.1992 tarihlerinde Maastricht kentinde imzalanan, ancak 1994 yılında gecikmeli olarak yürürlüğe giren Maastricht anlaşması ile yeni bir aşamaya girmiş bulunmaktadır. Roma anlaşmasının tadiline dayanan Maastricht anlaşması ile ortak pazarın ekonomik ve parasal birliğe dönüşmesi öngörülmüş, bunun yanı sıra içişlerinde koordinasyon, güvenlik ve dış politikada iş birliği gibi konular da bu anlaşmanın kapsamına girmiştir. Avrupa Topluluğu bu anlaşmadan sonra isim değiştirmiş ve Avrupa Birliği olarak anılmaya başlanmıştır.

1958'de Avrupa Topluluğunu kuran 6 ülkeye 1995 yılına kadar geçen 37 yılda 9 ülke daha katılmış ve Topluluğa katılan ülke sayısı 15’e çıkmıştır. Bunlar yıllara göre şöyledir:

1958:Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, Đtalya (üye sayısı 6) 1973: Birinci Katılım;Đngiltere, Danimarka, Đrlanda (üye sayısı 9)

1981: Đkinci Katılım;Yunanistan (üye sayısı 10)

1986: Üçüncü Katılım; Đspanya, Portekiz (üye sayısı 12)

1995:Dördüncü Katılım;Đsveç, Avusturya, Finlandiya (üye sayısı 15)

a. Avrupa Birliğinin Organları

Uluslarüstü bir nitelik taşıyan Avrupa Birliğinin organ ve kurumları, özgün bir yapı içinde faaliyetlerde bulunmaktadır. Bu organları; “Karar ve Yürütme Organları”, “Denetim Organları”, “Danışma Organları” ve “Diğer Yardımcı Organlar” olarak sınışandırmak mümkündür.

I. Karar ve Yürütme Organları

1-Avrupa Doruğu: Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarından oluşan Avrupa Doruğu, yılda en az iki defa dönem başkanlığını yürüten üye devletin ülkesinde toplanır. Doruk, Birliğin makro politikalarını görüşür, ilke kararları alır ve Bakanlar Konseyine belli konularda görevler verir. Zirve toplantıları zamanla kurumsallaşmış ve "Avrupa Doruğu" artık "Avrupa Konseyi" olarak anılmaya başlanmıştır.

(19)

2-Avrupa Bakanlar Konseyi: Üye ülkelerin genelde Dışişleri, özellikle de Konsey’de görüşülecek konularla ilgili bakanlarından oluşur. Topluluğun yasama ve karar organıdır. Konsey iki haftada bir genellikle Brüksel’de toplanır.

3-Avrupa Komisyonu: Sürekli olarak Brüksel’de görev yapan Komisyon; topluluğun yürütme organıdır. Üye devletler tarafından ortak karar ile 4 yıllık süre için seçilen bağımsız 20 üyeden oluşur. Avrupa Komisyonu, anlaşma hükümlerinin uygulanmasını, Birliğin çalışmasını ve gelişmesini sağlayıcı görevler üstlenmiştir. Bir anlamda “Avrupa Topluluğunun Motoru” olan komisyon, Avrupa Birliği bütçesini hazırlar ve Parlamentoya sunar.

II.Danışma Organları

1-Avrupa Parlamentosu: Toplulukta bir araya gelen devletlerin halklarının doğrudan genel seçimlerle belirlediği temsilcilerden oluşur. Üye sayısı ülkenin ekonomik gücü ve nüfus büyüklüğüne bağlı olarak değişir. Sosyalist Grup (221), Hristiyan Demokrat Grup (172), Avrupa Đçin Birlik Grubu (56), Liberal Grup (52), Aşırı Sol Grup (31), Yeşil Grup (25), Avrupa Radikal Grup (19), Avrupa Milletler Grubu (19), Aşırı Sağ Grup (31) olmak üzere 626 üyesi vardır.

Her ne kadar yetkileri Maastricht anlaşmasının yürürlüğe girmesinden sonra artmış ve AB normlarının belirlenmesinde yeni roller üstlenmiş ve bazı durumlarda “uygun görüş” alınması zorunlu kılınmışsa da (yeni üyelerin katılması için görüşü zorunludur) genelde danışsal görüş bildiren ve yasama yetkisini çok sınırlı kullanabilen bir organdır. Parlamentonun Avrupa Birliği bütçesini onaylama ve komisyonu denetleme yetkisi vardır.

2.-Ekonomik ve Sosyal Komite (ECOSOC): Danışsal nitelikte bir organ olup, ekonomik ve sosyal demokrasi kavramının Avrupa’da yaşama geçirilmesi amacı ile kurulmuştur. Merkezi Brüksel’dedir. Komite, ekonomik ve toplumsal yaşamın çeşitli kesimlerinin, özellikle üreticiler, çiftçiler, taşımacılar, işçiler, küçük esnaf ve sanatkarlar, serbest meslek sahipleri ve kamu yararına çalışan işletmelerin temsilcilerinden oluşur. Uygulamada üyeler; işverenler, sendikalar ve bağımsızlar olmak üzere üç gruptan oluşmaktadır.

(20)

III. Denetim Organları

1-Adalet Divanı: Adalet Divanı, üye devletlerce 6 sene için seçilen 16 yargıç ve 6 savcıdan oluşmaktadır. Adalet Divanı; Avrupa Birliğini kuran anlaşmaların ve ikincil hukuk normu olarak algılanan tüzük, yönerge ve kararların uygulanmasından ve yorumlanmasından doğan hukuksal sorunları çözmekle görevli olup, hukuka saygıyı sağlamaktadır. Adalet Divanının kararları kesin olup, gerek kişileri ve gerekse devletleri bağlar. Adalet Divanı çalışmalarını Lüksemburg’da sürdürmektedir.

2-Sayıştay: Sayıştay, Birliğin gelir ve gider hesaplarını incelemek üzere 1975 yılında kurulmuştur. Sayıştay, Konsey tarafından Avrupa Parlamentosuna danışıldıktan sonra, 6 senelik süre için oybirliği ile atanan 15 üyeden oluşur.

IV. Diğer Yardımcı Organlar

1-Avrupa Yatırım Bankası (EIB): Üye devletler tarafından kurulan ve hukuki kişiliği olan bir kuruluştur. Üye Devletler tarafından üstlenilmiş sermayesi 30.025 milyon ECU’dur. Bankanın görevi; sermaye piyasalarına ve kendi özkaynaklarına başvurarak topluluğun yararına olarak ortak pazarın, dengeli ve engellenmeden kalkınmasına yardım etmektir.

2-Avrupa Para Enstitüsü: Görevleri, üye ülkelerin Merkez Bankaları arasında işbirliğini güçlendirmek, fiyat kararlılığı sağlamak amacı ile üye ülkeler para politikalarının eşgüdümünü sağlamak, Avrupa para sisteminin işleyişini gözetmek, ECU’nun kullanımını yaygınlaştırmak, Avrupa Merkez Bankaları Sisteminin görevini yapar duruma gelmesi için gerekli kuralları, örgütü ve lojistik çerçeveyi hazırlamaktır.

b. Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası (CAP)

1957’de imzalanan Roma anlaşmasının 39. maddesi Ortak Tarım Politikasının (Common Agricultural Policy veya kısaca CAP) amaçlarını şu şekilde ifade etmiştir:

(21)

-Tarımda verimliliği yükseltmek

-Çiftçilerin ve ailelerin yaşam standartlarını yükseltmek -Tarım ürünleri piyasalarını düzenlemek ve stabilize etmek -Tarım ürünleri arzını kontrol altına almak

-Tüketicilere uygun fiyatlarla gıda maddeleri sağlamak

Ortak Tarım Politikası üye ülkelerin tarım piyasalarının düzenlenmesi ve tarımın gelişmesi için izlenen politikaların tümüdür. Ortak Tarım Politikası üç temel ilkeye dayandırılmıştır.

1-Tek pazar 2-Topluluk tercihi 3-Mali dayanışma

Topluluk düzeyinde tek bir pazarın oluşturulması ve bu pazarda tarım ürünlerinin serbestçe dolaşımı birinci ilke olarak saptanmıştır. Tek pazarın oluşturulması ile fiyatlar eşitlenmiştir.

Đkinci ilke olan Topluluk Tercihi ile AB ülkelerinde yetiştirilen ürünlerin tercih edilmesi ve bu şekilde Topluluk tarım ürünlerinin ve bunları üreten çiftçilerin Topluluk dışı ülkelere karşı korunması hedeşenmiştir.

Mali dayanışma ilkesi ile Ortak Tarım Politikasının finansmanında Topluluğun ortak bütçesinin kullanımı ve üye ülkelerin bu bütçeye katılımı öngörülmüştür. Ortak tarım politikasının esası, piyasa ve fiyat olgularına dayanmakta, başka bir deyişle AB iç piyasası belirli kurallara göre işlemekte, AB sınırları dışında da ortak kuralların uygulanması öngörülmektedir.

c. AB’nin Tarımsal Fiyat, Pazar Rejimleri ve FEOGA

Ortak Tarım Politikasının uygulanmadığı yıllarda bazı tarım ürünlerinde net ithalatçı olan AB ülkeleri, 1990’ların başında Dünya tarım pazarlarında ABD ile birlikte söz sahibi konumuna gelmiş ve net ihracatçı ülkeler arasına girmiştir.

(22)

AB ülkelerinde uygulanan Ortak Tarım Politikası’nın en karmaşık, en masraşı, ama içerdiği önlemlerle amaca ulaşmada en çabuk sonucu alınan müdahale alanı pazar ve fiyat politikasıdır. Bu politika genellikle “Ortak Piyasa Düzeni” olarak isimlendirilmektedir. Üretici gelirlerinin tümünün ya da büyük bir kısmının “piyasa” çerçevesinde ve Komisyonun önerisi üzerine Konsey tarafından benimsenen “ortak fiyatlar” dolayında oluşturulması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda fiyat ve piyasa düzenlemeleri, dış ticarette koruyucu birtakım uygulamaların yapılabilmesi için 1964 yılında ortak finansman aracı olan Avrupa Tarımsal Garanti ve Yönverme Fonu (FEOGA), başka bir deyişle “Tarım Fonu” kurulmuştur. Bu şekilde bir yandan verimlilik ve üretim artırılırken, öte yandan pazarlama altyapısı oluşturularak çiftçinin ürününün en iyi şekilde değerlendirilmesi garanti altına alınmış ve bu amaçla Birlik bütçesinin % 50 gibi önemli bir kısmı bu sektöre tahsis edilmiştir. AB mevzuatının önemli bölümü tarım konularını içermektedir. Avrupa Tarımsal Garanti ve Yönverme Fonu (FEOGA), topluluk genel bütçesi içinde yer almakta ve genel bütçe gelirleriyle finanse edilmektedir. Fonun en önemli gelir kaynakları gümrük vergileri ve 1970’den beri KDV’den ayrılan belirli yüzdelerin aktarımıdır. Fon garanti ve yönlendirme olmak üzere 2 bölümden oluşmaktadır. Yıllara göre değişmekle birlikte, FEOGA’nın mali kaynaklarının yaklaşık %25’i garanti bölümü harcamalarına ayrılmaktadır. Garanti bölümünde; düşük ürün fiyatlarına müdahale, üretim ve işleme yardımları, primler, stoklama, satınalma ve geri çekme yardımlarının bulunduğu “iç piyasa müdahaleleri” ve “ihracat para yardımlarının finansmanı” gibi harcamalara kaynak ayrılmaktadır.

Halen 22 ürün grubunun tabi olduğu “garanti” bölümünde yer alan ve Ortak Piyasa Düzenine tabi olan ürünler, aşağıdaki tarım politikası uygulamalarını içerir7.

-Tarımsal üretimin %70’ini oluşturan iç piyasada müdahale önlemlerine başvurulması ve bir dış koruma sisteminin oluşturulmasını içeren hububat, süt ve süt ürünleri, şeker ve et sektöründe zorunlu, domuz eti, sofralık şarap ve bazı meyve ve sebzelerde ise piyasada bir kriz anında uygulanan, müdahale ve dış koruma sağlayan düzenlemeler vardır.

-Tarımsal üretimin yaklaşık %25’ini kapsayan, yumurta ve kümes hayvanlarının etleri, kalite şaraplar, çiçekler, yaş meyve ve sebzenin çoğunda herhangi bir fiyat garantisi vermeksizin, ithalatta referans fiyatı ve fark giderici vergi uygulaması şeklinde dışa karşı koruma sağlayan düzenlemeler bulunmaktadır.

(23)

-Toplam tarım ürünlerinin %2.5’ini oluşturan kolza, ayçiçeği, pamuk, bezelye ve bakla gibi ürünlere ek üretim yardımı yapılması ve böylece AB fiyatları ile ithal ürünlerin fiyatları arasındaki farkın kapatılması plânlanmaktadır.

-Avrupa Birliği tarımsal üretiminin çok küçük bir bölümünün yararlandığı keten, kenevir, şerbetçiotu, ipekböceği ve tohumluklar gibi özelliği olan ürünlere hektar başına ya da üretilen miktara göre götürü yardımlar yapılması esasına dayanan düzenlemeler bulunmaktadır.

Ortak Tarım Politikasının hedeşerinin gerçekleştirilmesinde önemli bir işlevi olan FEOGA’nın “yönlendirme” bölümünün bütçesi “garanti” bölümüne göre daha düşüktür. Bu bölümde daha çok sosyal ve altyapı yatırımları, az gelişmiş bölgelere yapılan özel yatırımlar, tarımsal altyapı ile ilgili yatırımlara kaynak aktarılmaktadır.

d. Fiyat ve Pazar Politikası Araçları

AB ülkelerinin tarımda reform çalışmaları sonucunda tarım ürünleri fiyatlarının düşürülmesi ve yeni araçlarla tarımın desteklenmesi gündeme gelmiştir. Alana ve hayvan sayısına bağlı olarak kullanılan telafi edici ödemeler önemli bir pay almıştır.

AB üreticilerine uygun gelir sağlamayı amaçlayan fiyatlandırma sistemleri arasında “destekleme fiyatları” ve “doğrudan ödemeler” gibi 2 ayrı uygulamadan yararlanılmaktadır. Destekleme fiyatları denilen piyasadaki geçerli olan asgari fiyatlardır. Piyasa fiyatları AB’nce garanti edilmektedir. Bu fiyatlar Dünya fiyatları civarındadır. Dolayısıyla tüketiciler tarım ürünlerine ödedikleri fiyatlarla üreticiye gelir kazandırmış olurlar. Eğer bu fiyat düzeyi üreticileri istenilen gelir seviyesine ulaştıramıyorsa ki genelde ulaştıramamaktadır, bu fiyatları baz alarak Topluluk FEOGA’dan bazı ürünler için fark öder. Ödenenen fark (prim) ürünlerin ortalama verimleri dikkate alınarak yapılan bölgelere ayırma sistemine göre ödenmektedir. Fark ödemedeki amaç bu ürünlerin fiyatlarının düşük seviyede oluşmasını sağlayarak ürünlerin dış rekabet gücünü artırmaktır. Düşük fiyatlar tüketicilere yarar sağlarken, finansman yükünü devlet bütçesine ve dolayısıyla vergi ödeyenlerin üzerine aktarmaktadır (Đnan, 2001).

“Doğrudan ödemeler”de de aynı sonuç olmaktadır. Fark giderici yardımlardan farklı olarak götürü yardımlarda, yardıma konu olan ürünlerin özendirilme çabası söz konusudur. Bu yöntemde üreticiye aktarılacak gelir desteği üretime bağımlılıktan kısmen

(24)

ayrılmakta ve üreticiye direkt transerin yapılmasını sağlayabilmektedir. Ancak transfer ödemelerinin üretimden bağımsız halde genişletilmesi gerçekleştirilememiştir.

AB ülkeleri kendilerine yeterli olan ürünü, düşük fiyatlarla da olsa ithal etmemek için çeşitli yollara başvurmaktadır. Bunlar arasında standart ve sağlık sorunları en önemli gerekçelerden birisidir. Bunun yanında bazı işlenmiş tarım ürünlerinin içerdikleri ilave şeker veya un miktarına göre, bunların gümrük vergisine ek şeker ve ek un vergisi de eklenmektedir. Ayrıca, AB ülkelerinde az miktarda üretilen ürünler için “tarım takvimleri” ismi verilen başka bir uygulama da bulunmaktadır. Bu uygulama, genelde üretimin olmadığı veya az olduğu aylarda, tavizli vergi uygulayarak tüketicileri koruma şeklinde olmaktadır.

Ihraç edilen ürünlerde; Ortak Tarım Politikası çerçevesinde saptanan ve üretici gelirlerini artırmayı amaçlayan, bir anlamda sosyal amaçlı ortak fiyatların Dünya fiyatlarının üzerinde belirlendiği görülmektedir. Bu nedenle Ortak Piyasa Düzenlerinde, üçüncü ülkelere yönelik dış satımlarda, Dünya fiyatlarıyla topluluk fiyatları arasındaki farka eşit bir “ihracatta prim iadesi” öngörülmektedir.

e. Ortak Tarım Politikasında Reform Çalışmaları

Ortak Tarım Politikasının uygulanması AB ülkelerinin tarımsal üretim potansiyelini artırmış, tarımdan elde edilen gelirleri yükseltmiş ve AB’nin Dünya tarım piyasalarında söz sahibi olmasını sağlamıştır. Ancak özellikle Dünya fiyatlarından yüksek olan iç fiyatlar, ihracata yapılan yüksek miktarlardaki sübvansiyonlar AB bütçesini zorlayıcı duruma gelmiştir. Örneğin, 1995 yılında FEOGA'nın Garanti Bölümü harcamaları 36.9 milyar ECU’ya yükselmiştir. Bu nedenle Ortak Tarım Politikasında reform çalışmaları başlatılmış, GATT anlaşmasının da yürürlüğe girmesi ile bu çalışmalar hızlandırılmıştır.

Her ortak piyasa düzeninin özelliklerine göre farklılaştırılmakla beraber, bu reformlar; üretimin belirli bir düzeyi aşması durumunda fiyatların düşürülmesi, üreticilerin harcamaların finansmanına katkılarının artırılması, müdahale sisteminin getirdiği garantilerin azaltılması gibi ortak amaçlar taşımaktadır (Đnan, 2001).

Bu önlemleri kısaca aşağıdaki gibi açıklamak mümkündür:

1- Üretimden ayırma (set-aside), üretimin yaygınlaştırılması (extensification) ve ürün çeşitlendirme (diversification)

(25)

AB, başlangıç olarak, hububat, sığır ve dana eti, şarap gibi ürünlerin üretiminde kullanılan tarımsal alanlarda üretimden vazgeçilmesi, bu alanların nadasa bırakılması, ağaçlandırılması veya tarım dışı amaçlarla kullanılması, bu sektörlerdeki üreticilerin gelir kayıplarının karşılanması şeklinde özetlenebilecek bir üretimden ayırma programı öngörmektedir.

Öte yandan, alternatif ve farklı ürünlerin üretilme olanakları da araştırılmaktadır.

2-Garanti Eşikleri

AB, üretim ve harcamaların kontrolü amacıyla maksimum üretim miktarlarını tespit ederek, bu miktarlarda müdahaleyi garanti etmekte, ancak, bu sınırın üzerine çıkılması halinde, ortak fiyatlarda indirim, üretici yardımlarının azaltılması ve üretim fazlalarının elden çıkarılması için doğrudan katkı talebi gibi tedbirlere başvurmaktadır.

3-Ortak Sorumluluk Vergisi

Aşırı üretim sonucu artan mali yükün hafişetilebilmesi için üreticilerin, piyasa üretim düzeyi ve stokların elden çıkarılması gibi konularda daha fazla sorumluluk almaları amacıyla, garanti edilmiş üretim miktarlarının aşılması halinde, fazlalığın elden çıkarılması için üreticinin maliyete iştirak ettirilmesidir.

4. Müdahaleye Getirilen Düzenlemeler

Müdahalenin arzın sürekliliğini sağlama yönündeki amacından sapması sonucu bazı tedbirler alınmıştır. Bunlar; alımların kampanya dönemleri sonuna alınarak bir yandan bu alımlarla ihracat için alım yapanlar arasındaki rekabetin ortadan kaldırılması, diğer yandan da, kaliteli ürün alımını sağlamak üzere, farklılaştırılmış müdahale fiyatlarının tespiti gibi tedbirlerdir.

4. Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA )

Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) 17 Aralık 1992'de ABD, Kanada ve Meksika arasında imzalanmış ve 1.1.1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu anlaşma ile 384 milyonluk nüfus ve 7.5 trilyon dolarlık GSYĐH ile Avrupa Birliğini de

(26)

gerisinde bırakarak Dünyanın en büyük pazarı oluşturulmuştur. Fakat Avrupa Birliğindeki gibi NAFTA'da tam bir bütünleşme ve ortak ticaret politikası oluşturulamamıştır.

Bir serbest ticaret anlaşması olan NAFTA, bazı hassas ürünler için tanınan daha uzun süreler dışında, tarife ve tarife dışı engellerin taraşar arasında kısa bir sürede kaldırılmasını öngörmektedir. Bu anlaşma ayrıca hizmet ticareti (taşımacılık, liman işletmeciliği, telekomünikasyon, finansal hizmetler) ile devlet ihalelerine ilişkin hükümleri de içermektedir.

NAFTA ile ticarette karşılaşılan engellerin kaldırılması hedeşenmekte ve bunun yanı sıra, taraşar arasında adil rekabet koşullarının oluşturulması, fikri mülkiyet haklarının etkili biçimde korunması, anlaşmazlıkların çözümü için etkin bir işbirliğinin geliştirilmesi amaçlanmaktadır.

5. Güney Amerika Ortak Pazarı (MERCOSUR)

1990 yılında Arjantin ve Brezilya arasında gerçekleştirilmeye çalışılan entegrasyon planına Uruguay ve Paraguay da dahil edilerek, 1991 yılının Mart ayında Güney Amerika Ortak Pazarı oluşturulmuştur. Brezilya bölge nüfusunun %8'ini ve ortak GSYĐH'nin %82'sini oluşturmaktadır. Diğer bir ifadeyle, NAFTA'da ABD'nin hakimiyeti olduğu gibi, MERCOSUR'da da Brezilya'nın ağırlığı söz konusudur.

Bu anlaşma ile 1995 yılından başlayarak taraşar arasında mal ve hizmetlerin serbest dolaşımının gerçekleştirilmesi, tarife dışı engellerin kaldırılması, bölgedeki ülkelerin makro ekonomik politikalarının koordine edilmesi ve üçüncü ülkelere karşı ortak gümrük tarifesi oluşturulması kararlaştırılmıştır.

1991'de gümrük tarifelerinin dört üye ülke arasında karşılıklı olarak indirilmeye başlanmasıyla birlikte, üye ülkeler arasındaki ticaret hacmi yaklaşık iki kat artmıştır. Temmuz 1994'den itibaren MERCOSUR üyeleri arasındaki gümrük tarifeleri %18'den %11'e düşürülmüştür.

200 milyonluk nüfusu ve Latin Amerika sanayi üretiminin %52'sinin gerçekleştirildiği MERCOSUR, Amerika Kıtası'nın ikinci büyük bloku konumuna gelmiştir. Şili'nin de serbest ticaret bölgesine katılımı ile bölgenin ticaret hacmi daha da artacak ve kıtadaki ikinci büyük pazar haline gelecektir.

(27)

6. Asya-Pasifik Ekonomik Đşbirliği (APEC)

Asya-Pasifik Ekonomik Đşbirliği Forumu, 1989 yılının Kasım ayında Avustralya'nın girişimi ile Canberra'da on iki ülkenin katıldığı toplantı ile faaliyete geçmiştir. Topluluğun kurucu ülkeleri ABD, Avustralya, Bruney, Singapur, Tayland ve Yeni Zelanda'dır. Daha sonra, 1991 yılında Çin Halk Cumhuriyeti, Hong Kong ve Tayvan APEC'e katılmıştır. APEC'in halen üye sayısı, Meksika ve Papua,Yeni Gine ve Şili'nin katılımı ile 19'a ulaşmıştır.

Halen bir danışma organı niteliğinde olan APEC, üye ülkeler arasında uzun vadede bir "Serbest Ticaret Bölgesi" oluşturulmasına yönelik çalışmalar yapmaktadır. Bu işbirliğinin ilk hedeşeri; foruma üye ülkeler arasında ticaretin artırılması ve serbestleştirilmesinin yanı sıra karşılıklı bağımlılığın gerektirdiği düzenlemelerin gerçekleştirilmesi, sermayenin serbest dolaşımının sağlanması, ekonomik kalkınma süreçlerinin hızlandırılması için işbirliği yapılması ve bölge ülkelerinin refah düzeyinin yükseltilmesi, çevre koruması, eğitim ve istihdam başta olmak üzere çeşitli konularda işbirliği yapılması olarak sayılabilir. 1992 yılının Eylül ayında Singapur'da sürekli bir sekretarya oluşturulması ile APEC işbirliği kurumsallaşma yoluna girmiştir.

Dünya ekonomik sisteminde bölgesel bütünleşme ve işbirliği hareketlerinin giderek ivme kazandığı bu dönemde, Asya-Pasifik Ekonomik Đşbirliği Forumu (APEC), Dünya ticaretinde ağırlığını giderek artıran ve 21. yüz yıla adını vermeye hazırlanan Asya Pasifik kuşağı ülkelerinin bölgesel bir işbirliği girişimidir (Đnan, 2001).

7. Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN)

Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), Güneydoğu Asya'da ekonomik büyümeyi, toplumsal ve kültürel gelişmeyi hızlandırmak, barışı ve bölgesel güvenliği geliştirmek amacıyla, Endonezya, Filipinler, Malezya ve Singapur Dışişleri Bakanlarının katılımı ile 8 Ağustos 1967 tarihinde Bangkok'ta imzalanan bir anlaşma ile kurulmuştur. 7 Ocak 1984 tarihinde ise Bruney Sultanlığı örgüte katılmıştır. 1961'de Filipinler, Malezya ve Tayland'ın kurduğu Güneydoğu Asya Birliği'nin (ASA) yerini alan ASEAN, ekonomik işbirliği ve kalkınma, Birlik içinde ve Birlik ile üçüncü ülkeler arasındaki ticareti geliştirme, üyeler arasında teknik işbirliği ve ortak araştırmaya dönük program hazırlama, turizm, kültür ve eğitim konularında işbirliği, bölgesel ve uluslararası kuruluşlar ile yakın ilişkiler içinde olma hedeşerini amaçlamaktadır

(28)

Üye ülkeler arasında ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi ASEAN'ın en önde gelen amaçlarından biri olmuştur. 24 Şubat 1977 tarihinde üye ülkeler tarafından Endonezya'nın başkenti Jakarta'da "ASEAN-PTA" (ASEAN Tercihli Ticaret Düzenlemeleri) imzalanmıştır. Bu düzenleme ile tarımsal ve endüstri mallarının üretiminde üye ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayacak büyük ölçekli tesislerin kurulması, bölge içi ticarette karşılaşılan engellerin kaldırılması, üçüncü ülkelere karşı ortak hareket edilmesi, ortak bir enerji politikasının tespit edilmesi ve uluslararası ekonomik konularda işbirliği yapılması kararlaştırılmıştır.

8. Asya SerbestTicaret Bölgesi (AFTA)

ASEAN üyesi ülkeler, Birlik içi ticarette karşılaşılan her türlü engelin ortadan kaldırılması ve ticarette liberalleşme politikaları çerçevesinde, 28 Ocat 1992 tarihinde "Agreement on the Common Effective Preferential Tariff Scheme-ACEPT (Eş Etkili Tercihli Tarife Sistemi)" imzalamışlardır. Sözkonusu sistemin amacı, 24 Şubat 1977 tarihinde imzalanan Tercihli Ticaret Düzenlemeleri-PTA uygulamalarını daha etkin hale getirmek ve ileride Asya Serbest Ticaret Bölgesini oluşturmaktır. Sistem, ASEAN üyesi ülkelerin GATT'a olan yükümlülükleri yoluyla mümkün olan ölçüde serbestleştirilmesini hedeşemektedir.

Adı geçen sistem ile ASEAN, tüm imalat sanayi ürünlerinin bölge içi ithalatındaki tarifelerin on beş yıllık bir dönem zarfında %0-5 düzeyine indirilmesini planlamaktadır. Đmalat sanayi ürünleri, sermaye malları ve işlenmiş tarımsal ürünleri de kapsamakta ise de, tarım ürünleri sistem içinde yer almamaktadır.

9. Karadeniz Ekonomik Đşbirliği (KEĐ)

Karadeniz Ekonomik Đşbirliği, Balkanlardan, Kafkasya'ya uzanan toplam 11 ülke ve 7 gözlemci ülkenin katılımıyla, 20 milyon km2'lik geniş bir ekonomik alanı ve 325 milyon civarında nüfusu kapsamaktadır. Bugün bölge içi ticaret hacmi düşük düzeyde ise de, potansiyel işbirliği olanakları geniştir. Ayrıca bölge; Avrupa, Orta Asya ve Orta Doğu pazarlarına kolayca entegre olabilecek bir konuma sahip olup, yabancı yatırımcılar için caziptir.

Türkiye’nin girişim ve öncülüğünde yürütülen çalışmalar sonucu 25 Haziran 1992’de Đstanbul’da düzenlenen toplantıda Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan,

(29)

Ermenistan, Gürcistan, Moldova, Romanya, Rusya, Türkiye, Ukrayna ve Yunanistan’ın devlet veya hükümet başkanlarının katılımıyla KEĐ kurulmuştur.

Türkiye'nin Karadeniz Ekonomik Đşbirliği kapsamındaki ülkelerle olan ticareti her geçen gün biraz daha artmaktadır. Bu bölgeye yapılan ithalat ve ihracatımızda önemli artışlar dikkati çekmektedir. Buna rağmen Karadenize kıyısı olan ülkelerdeki gerek ticari işbirliği gerekse siyasi işbirliği son derece yetersizdir. Dolayısıyla KEĐ anlaşması ve bu ülkeler arasındaki ticaret henüz istenilen düzeye çıkarılamamıştır (Đnan, 2001).

(30)

4. EKONOMĐK ĐŞBĐRLĐĞĐ VE KALKINMA TEŞKĐLATI (OECD) 4.1. Ekonomik Đşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD)’nin Tarihçesi

Ekonomik işbirliği ve kalkınma teşkilatı (OECD), 1961 yılında Avrupa Ekonomik Đşbirliği Örgütü (OEEC)’nin yerine geçmiş ve batı ülkeleri arasındaki iş birliğinin temel organlarından biri haline gelmiştir. Đkinci dünya savaşı sonrasında yıkıma uğrayan Batı Avrupa ekonomilerinin onarımı amacıyla Marshall Planı çerçevesinde ABD’nin yaptığı yardımların dağıtımına yardımcı olmak, ve Avrupa ülkeleri arasındaki ticari ödemeleri serbestleştirerek geliştirmek için kurulan OEEC zamanla fonksiyonlarını kaybetmiştir. 1958 yılında OEEC’nin bir kısım üyelerinin Avrupa’da AET’yi kurmaları, OEEC üyeleri arasında ayrıcalıklı bir durumun ortaya çıkmasına yol açmıştır. 1950’li yılların sonlarına doğru Dünya ekonomisi yeni sorunlar ile yüz yüze gelmiş, gelişme yolunda olan ülkelerin ekonomik kalkıma sorunları, dünya çapında önem kazanmaya başlamıştır. Bu ortamda ABD başkanı, Fransa cumhurbaşkanı, Đngiltere ve Batı Almanya Başbakanları, 1959 Aralık ayında bir toplantı yaparak, gelişme yolunda olan ülkelere uluslar arası işbirliği içinde yardım yapılmasını görüşmüşlerdir. Gelecekteki işbirliğinin belirlenmesi amacıyla 13 ülke ve AT komisyonu’nun katılmasıyla 13-13 ocak 1959 tarihinde özel ekonomik komite toplanmıştır. Komite içinde dörtler grubu adıyla bilinen bir çalışma grubu kurulmuş ve OEEC’nin fonksiyonlarının devamını içeren bir anlaşma taslağı hazırlamıştır. Grubun OEEC’nin güncelleştirilmesi konusunda hazırladığı rapor, 7 nisan 1960’da yayınlanmıştır. Bu dönemde Batı Avrupa’nın yeniden imarı ve ekonomik yönden güçlenmesi büyük ölçüde tamamlanmıştır. Üye ülkelerde konvertibiliteye geçilmiş ve dış ticaretin serbestleştirilmesinde önemli bir aşama kaydedilmiştir. bu gelişme, tek taraşı işleyen bir mekanizmayı karşılıklı menfaat temeline dayandırma güç kazandırmıştır. Böylece OEEC'ye yeni bir şekil verilmesi konusundaki konferans 24-25 Mayıs 1960'da toplanmıştır. OEEC'yi OECD'ye dönüştürmek amacıyla OECD'yi kuran anlaşma, 14 Aralık 1960 tarihinde Paris'te imzalanmış, 30 Eylül 1961'de ise teşkilat resmen faaliyete başlamıştır (Anonim, 2004).

4.1.1. OECD'ye Üye Ülkeler

OECD'nin kurucu üyeleri, OEEC'nin 18 Avrupalı (Avusturya, Belçika, Danimarka, Fransa, Almanya, Yunanistan, Đzlanda, Đrlanda, Đtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz, Đspanya, Đsveç, Đsviçre, Türkiye ve Đngiltere) üyesi ile Kanada ve ABD'dir.

(31)

Türkiye, 29 Mart 1961 tarih ve 293 sayılı yasa ile 2 Ağustos 1961'de OECD'ye katılmıştır. Japonya 28 Nisan 1964'de, Finlandiya 28 Ocak 1969'da teşkilata katılmıştır. Pasifi bölgesinde Avustralya 7 Haziran 19712de 29 Mayıs 1973'de ise Yeni Zelanda OECD'ye tam üye olmuştur. OECD'ye arka arkaya 5 ülke üye olmuştur. Sırasıyla, 1994 yılında Meksika, 1995'de Çek Cumhuriyeti, 1996 yılında ise Polonya, Macaristan ve Güney Kore Cumhuriyeti'nin üyeliği ve son olarak 2000 yılı içerisinde Slovak Cumhuriyeti'nin üyeliği ile teşkilatın üye sayısı 30'a yükselmiştir (Anonim, 2004).

Grafik 4.1. OECD’nin Etkinlik Haritası

4.1.2. OECD'nin Misyonu

− Sürdürülebilir ekonomik büyümenin ve istihdam sağlanması için üye ülkelerin yaşam standartları yükseltilirken, mali istikrarın devam ettirilmesi, böylece dünya ekonomisinin gelişmesine katkıda bulunulması

− Ekonomik kalkınma sürecinde üye ülkelerin ve diğer ülkelerin ekonomik yayılımlarına önemli yardımlarda bulunulması

(32)

− Dünya ticaretinin büyümesine çok taraşı, ayrım gözetmeyecek bazda katkıda bulunulmasıdır.

4.1.3. OECD'nin Amacı

Paris Anlaşması’nın 1. maddesinde OECD’nin üç temel amacı aşağıdaki şekilde belirlenmiştir;

Üye ülkelerde kendi kendine yeterli en yüksek ekonomik gelişme ve istihdamı sağlamak, bu esnada malı istikrarı korumak,

Üye olan ve olmayan ülkelerde ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmak,

Dünya ticaretinin uluslararası taahhütler çerçevesinde ve ayrımcı olmayan bazda gelişmesine yardımcı olmaktır.

OECD’de üyeleri birbirine bağlayan ve ortak karar almaya sevk eden temel neden, ortak sorunlar karşısında üyelerin çıkarlarını ön planda tutma arzusu ile piyasa ekonomisine ve demokrasiye bağlılık ilkesidir (Anonim, 2004).

(33)

Grafik 4.2. OECD'nin Çalışma Yöntemi

OECD’nin çalışma yöntemi, hayli etkili olan, veri toplama ve analiz işlemleriyle başlayan ve daha sonra bu işlemlerin sonuçları ışığında gerekli politikaların kolektif bir şekilde tartışıldığı bir süreç olarak nitelendirilebilir. Karşılıklı hükümet incelemeleri ve uluslararası bir gözetim, OECD’nin etkinliğinin ve belirleyiciliğinin en temel nedenleridir. OECD, politika araştırması ve analizi bazında, hükümetlere kendi politik çalışmalarında yol gösterici olacak bir karşılıklı paylaşım ve tartışma ortamı yaratır.

OECD’nin analizleri; teknolojik gelişmenin ekonomik gelişmeye katkısını ortaya koyarak, hükümetlerin ekonomik politika amaçlarına yardımcı olurken, işsizliğin nedenleri ve nasıl aşılabileceği konusundaki çalışmalarda işsizliğin önüne geçilmesi için hükümetleri

(34)

cesaretlendirmektedir.

OECD’de toplanan ve analiz edilen veriler düzenli olarak yayınlanmakta ve üye ülkelerin istifadesine sunulmaktadır (Anonim, 2004).

4.1.4. Bütçe

OECD, IMF ve Dünya Bankasından farklı olarak finansman sağlamaz, yalnızca işbirliğine yönelik anlaşmalar yapar. Üye ülkelerin OECD bütçesine katkıları, her üyenin ekonomik büyüklüğü ile ilgili bir formüle göre hesaplanmaktadır. En fazla katkıyı %25’llk pay ile ABD yapmakta olup, sonra Japonya gelmektedir. Konseyin onayı ile üye ülkeler program veya projeler için farklı katkılar yapabilirler.

Yıllık bütçenin büyüklüğü halen 200 milyon ABD $‘ıdır.

4.1.5. Bölümlerin Đşlevleri 4.1.5.1. Komiteler

Üye ülkeler bu komiteleri oluşturur ve bilgi alışverişinde bulunurlar. En yetkili bölüm, karar verme konusunda otorite olan yani karar verme sürecinin sonundaki bölüm olan Konsey’dir. Her üye ülkeden bir temsilci ve bir de Avrupa Komisyonu temsilcisinden meydana gelen bu Konsey, sık sık elçilik düzeyinde toplanmasının yanında, senede bir kez bakanlık düzeyinde toplanıp, üye ülkelerin maliye ve diğer ilgili bakanlarıyla OECD’nin bir sonraki yıla ait planlarını yaparlar.

4.1.5.2. Sekretarya

Merkezi Paris’te olan Sekretarya’nın 2300 çalışanı komitelerin faaliyetlerini desteklemek için görev yaparlar. Bağımsız idare kurullarında yani Müdürlüklerde görev yapan 700 kadar ekonomist, avukat, bilim adamı ve diğer profesyonel çalışan, araştırma ve analizleri yapıp mevcut bilgi düzeyini istenen düzeyde tutar.

Sekretarya, dört temsilci genel sekreter yardımcısının bulunduğu Genel Sekreter tarafından idare edilir. Genel sekreter aynı zamanda Konsey’e de başkanlık yapar ve ulusal düzeydeki delegasyonlar ve sekretarya arasındaki iletişimi sağlar.

OECD, Đngilizce ve Fransızca olmak üzere iki resmi dilde çalışır. OECD çalışanları işlerinde milli duygularını ön plana çıkartmazlar. Ulusal düzeyde temsil için bir kota

(35)

sistemi söz konusu değildir. Kalifiye olmak koşuluyla her ülkeden erkek veya bayan ayrıcalık yapılmaksızın görev alabilir (Anonim,2004).

4.1.5.3. Ekonomi

Teşkilatın en büyük ve tanınmış bölümü Ekonomi Departmanıdır. OECD’nin baş ekonomistinin yönetiminde makroekonomik konulan ve yapısal veya mikro ekonomik durumları gözlemler ve analız eder. Haziran ve aralık ayları olmak üzere yılda iki defa “Economic Outlook” adındaki doküman; yayınlar. Bu dokümanda bölgesel olarak e son ekonomik eğilimler incelenir ve söz konusu bölge/ülke için daha sonraki iki yıldaki ekonomik gelişmeler tahmin edilir. 18 ayda bir yapılan Ekonomi Anketi ile tim üye ülkelerin ekonomileri ve sayısı gittikçe artan üye olmayan ülkelerin ekonomileri sürekli incelenir.

Ekonomi Departmanı temelde iki ayrı şekilde çalışır. Departmanın bir bölümü kısa dönem öngörülerin mevcut pozisyonunu inceleyip dana uzun dönemde gerçekleşebilecek olan gelişmeleri önceden tahmin etmeye çalışır. Diğer taraftan daha başka bölümlerdeki ekonomistler, ödemeler dengesi, dış ticaret, uluslararası para sisteminin işleyişi, politika araçlarının tarım, sanayi enerji, çevre, yerel kalkınma, işgücü piyasaları ve mali politika gibi araçlarının üzerindeki etkileriyle ilgili araştırmalar yaparlar.

4.1.5.4. Đstatistik

Đstatistik Müdürlüğü, OECD’de yer alan ülkelerin topladıkları ve tartıştıkları bilgiler doğrultusunda kullandıkları tüm veriyi toplar. Bunları, uluslararası düzeyde kolaylıkla karşılaştırılabilmeler amacıyla düzenler ve basar, ayrıca elektronik ortamda yayınlar. Aylık olarak yayınlanan Main Economic Indicators/Temel Ekonomik Göstergeler adlı yayın, Müdürlüğün en önemli yayınlarından biridir.

OECD bünyesinde üye ülkelerdeki istatistikçilerle ve diğer uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapılarak bir çok yeni veri sistemi tasarlanmıştır ve bu sayede ulusal hesaplamalar, enerji tüketimi kullanımı, AR-GE, çevre ve hizmetler gibi sürekli değişen politikaların düzenli bir şekilde incelenmesine olanak tanınmıştır.

Referanslar

Benzer Belgeler

Eğer özel mülkiyet diye bir şey olmasaydı, sözlüklerde zenginlik ve yoksulluk kelimeleri de olmazdı… Eğer insanlar üretmek ve yaşamak için gerekli araçlara

Dünya Bankası: Kamu görevinin özel çıkar sağlamak için kötüye kullanılması!. BM Kalınma Programı: Kamu güç, görev ve yetkisinin rüşvet, kayırmacılık, sahtekarlık

Buna göre; fonksiyonel gelir dağılımı, sektörel gelir dağılımına bağlı olarak belirlenmekte, ekonomik faaliyetlerin sektörel bazda coğrafi dağılımı bölgesel

Verileri değerlendirdiğimizde Türkiye’nin; korunmaya muhtaç çocukların haklarının gözetilmesi ve eğitim oranının arttırılması açısından iyi bir durumda

Sayıca az oldukları halde yerel yönetimde Ermeni tere birçok önemli görev verilmişti.. Sabri Özcan

Ubikuitin C-Terminal hidrolaz – L1 (UCH-L1) enziminin epilepsi hastalarında düzeyinin tespiti, epileptik atak (konvulziyon), remisyon dönemi ve sağlıklı bireylere

Çalışmamızda serum ve tükürükte açil ghrelin, deaçil ghrelin ve obestatin düzeylerinde osteoporoz grubunda tedavi öncesi ve tedavi sonrası arasında

organization that works for world peace and security and for the (16) ... of all mankind. the work of the organization.. sorularda, yarım bırakılan cümleyi uygun şekilde