• Sonuç bulunamadı

Haluk'un son vedai:Bütün ısrar ve çabalarım boşa gitti ve... "Haluk'un son vedai" susmak olmuştu...

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Haluk'un son vedai:Bütün ısrar ve çabalarım boşa gitti ve... "Haluk'un son vedai" susmak olmuştu..."

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

* *

Bütün ısrar ve çabalarım boşa gitti ve...

"Halûk’un son

susmak olmuştu...

HALÛK FİKRET, 28 OCAK 1964 TARİHLİ MEKTUBUNDA AÇIKLAMAK İSTEDİKLERİNİN AZAMİSİNİ YAZARAK KENDİSİ VE BABASI HAKKINDA DAHA FAZLA BİLGİ VEREME­ YECEĞİNİ İMA ETMİŞ, EDEBİYAT TARİHİNE HİZMET ETMEK BAKIMINDAN BİR AÇIK KAPI BIRAKMAMIŞTI. HAYATININ SON YILLARINI YAŞAYAN HALÛK’UN BİLDİK­ LERİNİ ESİRGEMEMESİ İÇİN ISRARLI GAYRETİME DEVAM ETTİM.

2

ŞUBAT 1964 günü Halûk’a bir mektup daha yazarak Hüseyin Pektaş’la Feridun ve Salih Keramet Nigâr’ın Fik­ ret hakkında bildiklerini maka­ le, kitap, risale ve mülakatlar­ da çoktan açıklamış olduklarını söyledikten sonra, bugün ha­ yatta olan insanlar arasmda Fikret’e dair en canlı ve en mâ- nâlı yaşantı ve bilgilerin Fik­ re t’in oğlunda bulunduğuna inandığımı belirttim.

-Mektubumda Halûk’a dedim ki: «Hatıratınızı veya otobiyoğra finizi yazmak gibi büyük bir çabaya girişmek istemeyişinizi anlıyorum. Yine de şunu düşü­ nüyorum ki babanız hakkındaki

0

anılarınızı, Aşiyandaki çocuk­ luk ve delikanlıhk günlerinizi, Fikret’le mektuplaşmalarınızı ve konuşmalarınızı kısa notlar ha­ linde tesbit edebilirsiniz. Bu, bir kitap yazmak gibi büyük bir gayreti gerektirmez. Bir edebi­ yat veya bilim çabası değildir. Belirli anılarınızı tamamıyle serbest bir üslûpla kaydetmek­ ten ibarettir. Umarım ki boş vakitlerinizde bu kısa notları almağı kabul edersiniz.

isterseniz aldığınız notları bana arasıra göndereceğiniz mektuplara Uiştirebilirsiniz. Ya­ hut da hâtıralarınızı bir deftere

kaydederek bu defteri iler U e Ro- bert Kolej, Columbia Üniversi­ tesi, İstanbul Üniversitesi, Prin- ceton Üniversitesi gibi bir bilim rnüessesesıne bırakabilirsiniz, isterseniz hâtıralarınızı banda alınız. Şunu unutmayınız ki ba­ banız hakkında vereceğiniz her­ hangi bir bilgi tarihçiler ve eleştriciler için büyük bir önem taşıyacaktır.»

SON MEKTUP

H

ALUK’tan yine aylarca ses seda çıkmadı. 30 Mayıs 1964 günü kısa bir mek­ tupla Halûk’tan ricama cevap

vermesini istedim.. Bütün yaz cevap gelmedi. 22 Eylül 1964 de Halûk’a son mektubumu yaz­ dım:

«Ricalarımı tekrarlayarak sizi sık sık tedirgin ettiğim için üz­ günüm. Israrımın sebeplerini takdir edeceğinizi ye beni ba­ ğı şlayacağınızı umarım.

Bildiğiniz gibi, 1965 babanızın ellinci ölüm yıldönümüdür. Önü­ müzdeki yıl boyunca, Tevfik Fikret hakkında birkaç kitap yayınlanacak, 19 Ağustos 1965 günü ihtifaller ve şnr program­ ları düzenlenecektir. Bu yüdö- nümü münasebetiyle sizin yap- inağı kabul edeceğiniz herhangi bir şey, babanızın hâtırasına büyük bir cemile olacaktır.

Ricamı dikkat nazarına alma­ nızı umar, şimdiden teşekkür ederim. En iyi dileklerimle.»

CEVAP YOK

H

a l u k FlKRET’ten hiçbir cevap gelmedi. Halûk, açıklamak istediği kada­ rını söylemiş, Tevfik Fikret’in kişiliğine ve oğluyla münasebe­ tine ışık tutacak önemli anıları ve bilgileri vermeğe râzı ol­ mamıştı. Hattâ belki iki mek­ tubunda yaptığı bazı açıklama­ lara pişman olmuştu.

Halûk’un mektuplarmda ba­ basının belirli bir portresini bulmağa imkân yok. Fakat uzun yıllar karanlıklarda kalan Halûk’u açık-seçik görmek mümkün: Gerek verdiği bilgi­ lerden, gerek üslûbundan anla­ şılıyor ki Halûk büyük şöhret kazanmış bir sanatkâr babanın hiçbir yaratıcı tarafı olmayan oğiu olarak yaşamanın âzâbmı çekmişti. Babasını hayal kırık­ lığına uğrattığına, hemen he­ men hiçbir vakit tatmin edeme­ diğine inanıyordu. Evinde Fik­ ret’in hiçbir şiirinin - hattâ Halûk adına yazılmış şiirleri­ nin - bulunmaması, Halûk’un edebiyata karşı ilgisizliğinin ifâ­ desi olduğu kadar babasına karşı duyduğu kırgınlığın itirafı gibidir

VE «DÜŞMEK...»

Ö

LÜMÜNDEN önce Fikret'­ in hâtırasına ve Türk kül­ türüne hiç değilse ufak bir hizmette bulunmasını sağ­ lamak uğrunda yalvarırcasına ricalarımı iki nâzik mektupla geçiştirmesi ve sükûta boğması, hem kendi yetersizliğini iyice hissettiğini, hem de babasına ve babasının memleketine kır­ gın ve kızgın olmağa devam et­ tiğini gösteriyor. Halûk, Fik­ ret’in ölümünün ellinci yıldönü­ mü için kısacık bir yazı bile yazamaz mıydı? Bir hâtırasını anlatamaz mıydı? Çocukluğunda ünlü Defterine vatan bayrağı altında «Ölmek ve Yaşatmak Seni!» sözlerini karalamış olan Halûk, ölmeden önce bazı anı­ larını yaşatmak gayretine giriş­ mekten âciz miydi?

Tevfik Fikret, «Halûk’un Ve- dâı» adlı ünlü şürinde demişti ki:

«Bize bol bol ziya kucakla, getir: «Düşmek, etrafı görmemek­ tendir.» Bize bol bol ziya getirmeyen Halûk, babasına ve doğduğu memlekete bir hizmette bulun­ mak bakımından, etrafı görme­ meği ve etrafa birşey göster­ memeği tercih ederek ölümün kucağına düştü. Halûk’un son vedâı, sükût olmuştu.

— BİTTİ —

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

İleri derecede kalsifik dejeneratif aort kapak cerrahisinde, gerek kapağın rezeksiyonunun zor olması, kalsifikasyona bağlı grove rüptürü, ileti sisteminin zedelenmesine

Güney illerin­ de ve Kıbrıs’ta kalıtımla geçen Akdeniz anemisi (thalasemi) üze­ rine çalıştı. Aynı yıl Berlin Üniver- sitesi’ııde talasemi ve alastik ane­

şayan bir felsefeydi de aynı zaman­ da. Her şeyin öncesine ve ber şe­ yin ötesine insan olmayı, derinle­ mesine insan olmayı almıştı Taner. Bu yüzden de

Ama fiubat bafl›nda As- pen’de (Colorado-ABD) toplanan Günefl D›fl› Gezegenler Konferans›’na sunulan bir rapor- da, gökadam›zda baz› gezegenlerin, elmas da- hil

Ayazma kapısı ile Balıkpazarı kapı arasındadır. Buraya İzmit ve civarın­ dan yiyecek maddeleri getirilirdi. Kapının Bizans devrindeki ismi hak­ kında fikir

Sonra tabii ki söz dönüp dolaşıp Resim ve Heykel Müzesi’ne geliyor; Belkıs Mut- lu’ya, “Peki müzenizi nasıl koruyorsu­ nuz.. Müze hakkında çok şey

Üretilen levhaların fiziksel (şişme oranı, yoğunluk) ve mekanik özellikleri (eğilme direnci, yüzeye dik çekme direnci ve elastiklik modülü) belirlenmiştir.. Pres

Sonuç olarak orf, kasaplarda, veteriner hekimlerde, koyun ve keçi gibi hayvanların salgılarıyla temas edenlerde, özellikle kurban bayramı sonrasında, bahar ve yaz mevsimlerinde