Sanat ve Kuram Dizisi Ayrıntı Yayınları
1941 yılında Bulgaristan'da doğdu. Sofya Üniversitesi'nde dilbilim öğrenimi gördü. Gazeteci olarak çalıştı ve 1966 yılında doktorasını tamamladı. O yıl, Sosyal Antropoloji Enstitüsü'nde Claude Levi-Strauss'a yardımcı olarak çalışmak üzere Paris'e geldi. Philippe Sollers, Michel Foucault ve Roland Barthes'ın bulunduğu Tel Quel grubuna katıldı ve Jacques Lacan'ın seminerlerini izledi. Dilbilim eğitimi ile antropolojik ve psikanalitik bilgiyi kaynaştırdı. Çok geçmeden Fransız düşünce dünyasının ve çağdaş "eleştirel teori"nin önde gelen figürlerinden biri oldu. Paris VII Üniversitesi'nde dilbilim ve (Freudcu-olmayan) psikanaliz dersleri verdi.
Ayrıca felsefe, semiyotik, eleştirel teori gibi farklı disiplinler arasında da çalışmalar yürüttü.
Esas olarak modern ve modernist (özellikle avangard) edebi metinlerin analizini hedefle- di. Brüksel Özgür Üniversitesi'nden onursal doktor unvanı aldı. 1997'de Fransız Legion d'Honeur nişanına layık görüldü. Ayrıca Kolombiya Üniversitesi'nde misafir profesör olarak, Umberto Eco ve Tzvetan Todorov ile birlikte Edebi Semiyoloji kürsünün daimi üyesidir.
Uluslararası Semiyoloji Derneği genel sekreteri ve çok sayıda yayının editörlüğünü yapmak- tadır. Eserleri arasında yer alan, Sèméiotikè: Recherches pour une sémanalyse (1969), Le Texte du roman: approche sémiologique d'une structure discursive transformationnelle (1970) ve La Révolution du langage poétique: l'avant-garde à la fin du XIXè siècle (1974) metinlerarası analiz eserleridir. Des Chinoises (1974); La traversée des signes (1975); Pouvoirs de l'horreur'de ise (1980) [Korkunun Güçleri] narsisizmin ve iğrencin psikanalitik, felsefi ve dilbilimsel içerimleriyle ilgilenir; Le langage cet inconnu (1981); Histoire d'amour'da (1983) "aşk-ilişkisi, aşk-nesnesi"ni inceler ve edebi teorideki ifadesi üzerinde durur; Au commencement était l'amour'da (1985) psikanaliz ile inanç arasındaki ilişkiyi irdeler; Les Nouvelles Maladies de l'âme; Soleil noir (1987) melankoli ve depresyonu sanatsal tezahürleriyle inceler; Etrangers à nous-mêmes (1988) ırkçılık, yabancı düşmanlığı sorunlarını milliyetçilikle ilintilendirerek inceler. Les Samouraïs (1990), Le Temps sensible, La Révolte intime, Visions capitales. Le génie féminin, Contre la dépression nationale, Le féminin et le sacré, Proust: questions d'identité ve Visions capitales... son eserleri arasındadır.
Julia Kristeva
Korkunun Güçleri
İğrençlik Üzerine Deneme Julia Kristeva
Ayrıntı: 433
Sanat ve Kuram Dizisi: 14 Korkunun Güçleri İğrençlik Üzerine Deneme Julia Kristeva
Kitabın Özgün Adı Pouvoirs de l'horreur Fransızca'dan Çeviren Nilgün Tutal Yayıma Hazırlayan Işık Ergüden Son Okuma Mehmet Celep Éditions du Seuil/1980 basımından çevrilmiştir.
© Éditions du Seuil
Bu çevirinin Türkçe yayın hakları Ayrıntı Yayınları'na aittir.
Kapak İllüstrasyonu Sevinç Altan Kapak Tasarımı Deniz Çelikoğlu Kapak Düzeni Gökçe Alper Dizgi
Esin Tapan Yetiş Baskı
Kayhan Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davutpaşa Cad. Güven San. Sit. C Blok No.:244 Topkapı/İstanbul Tel.: (0212) 612 31 85
Sertifika No.: 12156 Birinci Basım 2004 İkinci Basım 2014 Baskı Adedi 1000 ISBN 978-975-539-430-5 Sertifika No.: 10704
AYRINTI YAYINLARI
Basım Dağıtım Tic. San. ve Ltd. Şti.
Hobyar Mah. Cemal Nadir Sok. No.:3 Cağaloğlu – İstanbul Tel.: (0212) 512 15 00 Faks: (0212) 512 15 11
www.ayrintiyayinlari.com.tr & [email protected]
Korkunun Güçleri
İğrençlik Üzerine Deneme Julia Kristeva
POSTMODERN EDEBİYAT KURAMI Niall Lucy
KES YAPIŞTIR Kültür, Kimlik ve Karayip Müziği
Dick Hebdige ŞEYTAN Yüzü Olmayan Maske
Luther Link KUTSAL RUH Michel Tournier BLUES TARİHİ Şeytan’ın Müziği Giles Oakley
TANGO Tutku’nun Ekonomi Politiği
Marta E. Savigliano SANATIN İCADI
Bir Kültür Tarihi Larry Shin SANAT VE PROPAGANDA Kitle Kültürü Çağında Politik İmge
Toby Clark FOTOĞRAF Çerçevedeki Gizem
Mary Price MONA LISA KAÇIRILDI Sanatın Bizden Gizledikleri
Darian Leader EDEBİYAT KURAMI Giriş/Genişletilmiş 2. basım
Terry Eagleton EDEBİYAT VE KÖTÜLÜK
Georges Bataille ZAMAN TÜNELİ Denemeler ve Notlar
John Fowles KORKUNUN GÜÇLERİ İğrençlik Üzerine Deneme
Julia Kristeva KATİLLER, SANATÇILAR VE
TERÖRİSTLER Frank Lentricchia & Jody McAuliffe
GÜRÜLTÜDEN MÜZİĞE Müziğin EkonomiPolitiği Üzerine
Jacques Attali GÜZELLİK SEMPTOMU
Francette Pacteau RABELAIS VE DÜNYASI
Mihail Bahtin SANAT VE SORUMLULUK
İlk Felsefi Denemeler Mihail Bahtin SANAT VE ESTETİK
Peter de Bolla FLAMENKO Tutku, Politika ve Popüler Kültür
William Washabaugh ARAP DÜNYASINDA MÜZİK
Tarab Kültürü ve Sanatçılığı A.J. Racy ATEŞ VE GÜNEŞ Platon Sanatçıları Niçin Dışladı?
Iris Murdoch GERÇEĞİN GERİ DÖNÜŞÜ
Yüzyılın Sonunda Avangard Hal Foster
SANATTA ANLAMIN GÖRÜNTÜSÜ İmgelerin Toplumsal İşlevi
Richard Leppert SANATIN SONUNDAN SONRA Çağdaş Sanat ve Tarihin Sınır Çizgisi
Arthur C. Danto KURMACA NASIL İŞLER?
James Wood GÜLERYÜZLÜ SOHBETLER
Mehmet Güleryüz ZORAKİ GÜZELLİK
Hal Foster
ANALİTİK RESİM ÇÖZÜMLEMELERİ Leyla Varlık Şentürk İNATÇI BİR BAHAR Kürtçe ve Kürtçe Edebiyat
Vecdi Erbay
SIRADAN OLANIN BAŞKALAŞIMI Arthur C. Danto BUNU BEN DE YAPARIM
Christian Saehrendt SANAT DÜNYALARI
Howard S. Becker ARABESK Uğur Küçükkaplan ROMAN KURAMINA GİRİŞ
Zekiye Antakyalıoğlu YAZMA CESARETİ
Nihan Kaya HİÇLİĞİN ÖZGÜRLÜĞÜ
Ajansal Sanat Ceren Selmanpakoğlu KARNAVALDAN ROMANA
Mihail Bahtin
SANAT VE KURAM DİZİSİ
İçindekiler
— İğrençlik Yaklaşımı ...9
— Korkulan Şey ...45
— Kirlilikten Murdarlığa ...73
— Kutsal Kitap'taki Bayağılık Anlayışının Semiyotiği ... 111
— Dünyayı Günahtan Arındıran ... 139
— Céline: Ne Oyuncu ne de Kurban ... 163
— Acı/Dehşet ... 175
— Bize Ebediyeti Kahreden Şu Kadınlar ... 197
— "Musevi Olmak ya da Ölmek" ... 219
— Başlangıçta ve Sonsuz ... 239
— Korkunun Güçleri ... 263
— Dizin ... 273
İğrençlik Yaklaşımı
Nasıl ki yoksa ebedi yansısı olmayan bir hayvan;
kâh şefkatli kâh acımasız tanrının gazabına uğramayan gözbebeği de yoktur iğrenç ve aşağılık Victor Hugo, La Légende des siècles
13 NE ÖZNE NE NESNE
Varlığın kuralsız, zıvanadan çıkmış bir içeriden ya da dışarı- dan kaynaklandığını sandığı, tahammül ve tahayyül edilebilir olasılığın dışına defedilmiş bir tehdide karşı o şiddetli, karanlık isyanlarından biridir iğrenme. Tehdit orada, çok yakındadır ama özümsenemez. Arzuya dil döker, onu hırpalar, büyüler ama arzu baştan çıkarılmaya yanaşmaz. Telaşa kapılarak geri çekilir. Tiksi- nip yadsır. Bir kesinlik, utanç verici olandan korur onu; gurur duyduğu, tutunmaya çalıştığı bir kesinliktir bu. Ama eşanlı olarak o dürtü, o spazm, o sıçrama, imkânsız olduğu denli baştan çıkarı- cı da olan bir başka yere yine de sürüklenir. Bir çekme ve itme kutbu, musallat olduğu kişiyi sanki kaçılamaz bir bumerang gibi hiç durmadan, sözcüğün gerçek anlamıyla, kendinden geçirir.
14
İğrenme yakama yapıştığında, böyle adlandırdığım bu duygu- lar ve düşünceler yumağının, doğruyu söylemek gerekirse tanım- lanabilir bir nesnesi olamaz. İğrenç, karşımda duran, adlandırdığım veya tahayyül ettiğim bir nesne [ob-jet]* değildir. Sistematik arzu arayışında "küçük öteki nesnesi" bir türlü yakalanmadığından, karşımda duran bir oyun nesnesi [ob-jeu]** de değildir. İğrenç, bana birinin ya da başka bir şeyin desteğini sağlayarak kısmen bağımsız ve özerk olmamı sağlayacak bağlantı da değildir. İğrenç, nesnenin niteliklerinden yalnızca özne-ben'in [je] karşıtı olma ni- teliğine sahiptir. Nesne, özne-ben'e karşıtlığıyla beni bir anlam arzusunun kırılgan yapısında dengeye kavuşturur; bu anlam ar- zusu beni nesneyle belirsizce ve sonsuzcasına türdeşleştiren bir anlam arzusudur. Tam tersine, iğrenç olan, düşmüş nesne ise radi- kal olarak bir dışlanmıştır, beni anlamın çöktüğü yere doğru sü- rükler. Efendisiyle özdeşleşen bir "ben" [moi], yani bir üstben onu açıkça dışarıya defetmiştir. İğrenç dışarısıdır, oyun kurallarını ka- bul etmiyor gibi gözüktüğü bütünün dışında yer alır. Gelgelelim iğrenç, sürgün edildiği yerden efendisine meydan okumaya de- vam eder. (Efendisinden) habersiz, bir boşalmayı, bir çırpınmayı, bir çığlığı tahrik eder. Her benin kendi nesnesi, her üstbeninse kendi iğrenci vardır. İğrenç ne beyaz bir örtüdür ne de bastırma- nın yarattığı dingin can sıkıntısı; iğrenç, bedenleri, geceleri ve söylemleri iki ucundan çekiştiren arzunun değişkeleri ve dönü- şümleri de değildir. Ama iğrenç, hoyrat bir acıdır, yücelmiş ve ha- rap olmuş bir "özne-ben"in kabullenmek zorunda kaldığı bir acıdır; çünkü "o" bu acıyı babanın hesabına öder (babaya öde- mek, baba sapkınlığı, baba yorumu mudur?):*** Bu acıya, Öteki- nin onu çekmemi arzuladığını tahayyül ettiğim için katlanırım.
Bulanık ve yitip gitmiş bir yaşamdan artakalanlardan kısmen ha- tırlar gibi olduğum, ama şu an benden tamamen ayrı ve tiksinç bir şey olarak yakama yapışan bir yabansılık, aniden yoğun bir şekilde belirir. Ben değil. Şu da değil. Ama hiçbir şey de değil. Bir
* Nesneyi ob-jet'nin karşılığı olarak kullandık. Ancak Kristeva objet sözcüğünü, ob-jet şeklinde yazarak jet ile jeter yani atmak fiiline gönderme yapar; sözcük Latince'den gelen ob önekiyle önde ya da karşıda duran şey anlamını kazanır. (ç.n.)
** "Önde ya da karşıda duran oyun, zevk nesnesi" anlamına gelir. (ç.n.)
*** Ödemek olarak karşıladığımız sözcüğün Fransızca'daki karşılığı vevser'dir.
Bunu izleyen parantezde Kristeva sapkınlık anlamına gelen perversion sözcüğünü père-version şeklinde yazarak işin içine babanın ve yorumun girdiğini belirtmek is- ter. (ç.n.)
15
şey olarak tanımlayamadığım bir "bir şey". Anlamsız olmayan ve beni çökerten anlam-olmayanın ağırlığı. Var olmayışın ve sanrı- nın, farkına vardığımda beni hiçleştirecek bir gerçekliğin sınırın- da. İğrenç ve iğrenme orada benim korkuluklarımdır. Kültürüme doğru atılan ilk adımlardır.
SAF-OLMAYAN
Yiyecekten, kirden, atıktan, pislikten tiksinme. Beni koruyan spazmlar ve kusmalar. Beni kirden, dışkıdan, pislikten ayıran ve uzaklaştıran iğrenme ve mide bulantısı. Gizli anlaşmanın, aynı anda iki yanda birden olmanın, ihanetin alçaklığı. Beni bu alçak- lığa yönelten ve bundan uzaklaştıran büyüleyici irkilme.
İğrenmenin en temel ve en arkaik biçimini belki de yiyecekten tiksinme oluşturur. Sütün yüzeyindeki, o savunmasız, bir sigara kâğıdı gibi ince, tırnak kırpıntısı gibi önemsiz tabaka göze çarptı- ğında, dudaklarla temas ettiğinde, gırtlakta, daha aşağıda midede, karında, tüm iç organlarda ortaya çıkan bir spazm bedeni kasar, gözyaşlarını ve safrayı harekete geçirir, kalpte çarpıntıya yol açar, alnı ve elleri sicim sicim terletir. Bulantı, gözleri karartan baş dön- mesiyle beni sütün kaymağı karşısında iki büklüm geriye iter ve onu bana sunan anneden ve babadan beni ayırır. "Ben" onların arzusunun göstergesi olan bu öğeyi istemem, "ben" onun hakkın- da bir şey bilmeyi reddederim, "ben" onu özümsemem, "ben" onu dışarı atarım. Ama, bu besin, anne ve babanın arzusundan başka bir yerde var olamayan "ben"im [le moi] için bir "öteki" de olma- dığından, kendimi oluşturmaya çalıştığım aynı edimle aslında kendimi dışarı atarım, kendimi tükürürüm, kendimden tiksinirim.
Bu önemsiz detay, ama anne babamın amaçladığı, üstlendiği, tak- dir ettiği, bana dayattığı detay, bu hiç, beni sanki bir eldiven gibi, bağırsaklarım ağzıma gelmiş bir şekilde tersime çevirir: Böylelik- le onlar, anne ve babam, benim ölümüm pahasına bir ötekine dö- nüşmekte olduğumu görürler. Bu dönüşüm yolculuğunda, hıçkırığın ve kusmuğun yarattığı kasılmadan kendimi doğuru- rum. Semptomun dilsiz ortaya çıkışı, bir çırpınmanın yankı uyan- dıran, kuşkusuz simgesel bir sistemde kayıtlı, ama semptoma yanıt vermek için bu sistemle ne bütünleşmeyi isteyen ne de bü- tünleşebilen şiddeti, orada tepki verir, boşalır. Tiksindirir.
16
Engellenemeyen çürüme, iğrenç ve ölü şey olarak ceset (cade- re*, ölmek, düşmek), onunla kırılgan ve yanıltıcı bir rastlantıyla karşı karşıyaymışçasına yüz yüze gelen kişinin kimliğini daha şid- detli bir şekilde altüst eder. Kanlı ve irinli bir yaranın, terin veya çürümenin yavan ve keskin kokusu, ölüm anlamına gelmez. An- lamlandırılmış ölümü –örneğin düz bir ansefalografi– anlayabilir, ona tepki verebilir veya kabul edebilirim. Ama makyajsız ve mas- kesiz bir gerçek tiyatro misali atık ve ceset, bana yaşayabilmem için durmaksızın uzaklaştığım şeyi gösterir. Bu sıvılar, bu kir, bu dışkı, yaşamın zor katlandığı, ölüm sıkıntısıyla katlandığı şeyler- dir. Ölümle karşı karşıya kaldığımda, yaşayan varlık olma halimin sınırlarında yer alırım. Bedenim canlılığını bu sınırlardan alır. Bu atıklar yaşayabilmem için atılır, bu atılma atıla atıla bana geriye hiçbir şeyin kalmadığı ve bedenimin tamamen sınır ötesine geçti- ği, ölüye, cesede dönüştüğü ana kadar devam eder. Eğer pislik, olmadığım sınırın öte yanı anlamına geliyorsa ve bana var olma imkânı tanıyorsa, atıkların en tiksindiricisi olan ceset, her şeyi kuşatan bir sınırdır. Dışarıya atan artık ben değilim, "ben" dışarı- ya atılanım. Sınır, bir nesneye dönüşmüştür. Nasıl olur da sınırsız olabilirim? Şu anın ötesinde varolduğunu tahayyül ettiğim veya size seslenebilmek, sizi düşünebilmek için halüsinasyonunu kur- duğum bu başka yer, defedilmiş ve iğrençleştirilmiş haliyle şimdi burada, "benim" dünyamdadır. Bu durumda dünyadan yoksun kaldığımdan bayılırım. Amaçsız gençlerle tıka basa dolu morgun ışıkları altında yatan bu ısrarcı, bu çiğ, bu küstah şeyde, artık ayırt edilemeyen ve bu yüzden artık hiçbir anlama gelmeyen bu şeyde, sınırları silinen bir dünyanın yokoluşunu seyrederim: bayılma.
Ceset –Tanrıyı hesaba katmadan ve bilimin dışında düşünüldü- ğünde– iğrençliğin zirvesidir. Ceset, yaşamı yağmalayan ölüm- dür. İğrenç. Tıpkı ayrılamadığımız, kendimizi koruyamadığımız bir nesne gibi dışarı atılandır. Hayali tuhaflık ile gerçek tehlike bizi çağırır ve eninde sonunda bizi yutmayı başarır.
Demek ki iğrenç kılan, kirlilik ya da hastalık değil, bir kimliği, bir sistemi, bir düzeni rahatsız edendir. İğrenç, sınırlara, konum- lara ve kurallara saygı göstermeyen bir şeydir. Arada, muğlak ve karışmış olandır. Hain, yalancı, vicdan azabı duymayan suçlu, utanma duygusu olmayan tecavüzcü ve kurtardığını iddia eden
* Latince ölü beden. (ç.n.)