DiYANET iSLERi BASKANLIGI
1 1DERGiSi
DİNİ İLMİ
EDEBi MESLEKi AYLlK DERGi Cilt : XI
Sayı: 4
TEMMUZ- AGUSTOS 1972
«DE Ki: aALLAH'I BIRAKIB DA TAPTIGINIZ ŞEYLERE TAPMAM BANA YASAK EDiL- Di». DE Ki: aBEN SiZiN HEVA (ve heves) LERiNiZE ASLA UYMAM. BU TAKDiRDE MUHAKKAK SAPMIŞ VE BEN, DOGRU YOLA ERENLERDEN OLMAMIŞ BULUNU- RUMn. (ei-EN'AM SÜRESi/56)
Emel Matbaacılık Sanayi Ltd. Şti. -Ankara
CAHil'iN
K UR' AN TE FS iR 1 N D E K 1 M ET O D U
Yazan: Dilimize Çeviren:
Dr. M. Recep el-Beyyfuni Ali SERTER
Cilliiz, fikir hareketlerinin rahatlıkla. yayılma imkfunnı billduğu ve her türlü tartışmanın kabil olduğu bir devirde yetişti. Bu devirde İslam'ın temel prensiplerini müdafaaya kendilerini veren kelam. aJ.imleri, çeşitli milletler- den İslam'a girenierin getirdikleri eski veya yeni düşünceleri inceleyip eleş
tirmekte kendilerini mecbur hissediyorlardı. Diğer taraftan, İslam'a yeni
girmiş olanlardan bazılan, İslam'ı kabul etmeye ve ona boy1lll eğmeye. mec- bur kalınışlar, fakat içlerinde bu dine karşı kin beslemişlerdir. Bu kinlerini
açığa vuracak kuvveti kendilerinde göremeyen bu sinsi İslam düşmanlan ile Hint, Yunan ve İran kültürleri tesiri altmda kalanlar ,bu defa dalaylı yol-
. ı lardan İslam'a hücum ederek gerçeği zihinıerden gizlemeğe çalıştılar. Zındık
lann bu sapık ideolojilerine kimseyi kaptınnamak ve_onlarm batıl emeller:İI!İ
akamete uğratmak için Zilıinleiin; bilgi, mantık . ve müdidde kabiliyetiyle
iı:ıücehhez kılüıması gerekiyordu. Buna binaen; Basra, Kı1fe ve Bağdat Cami- lerinde kurulan kelamcılarm meclisleri, birer münazara ve miliıakaşa top-
lantılarıi:ıı andınyordu. Bu meclisierde hak ve batıl olan her iki zıt görüşün
de delilleri serbestçe ortaya atılırdı. Müslümanlarm İslam'ın bu hoşgörürlü
ğü, batılı üstiin çıkarmak isteyenleri dahi kapsıyor ve bu batıl davalarını tam bir emniyet içinde savunmada onlara fırsat veriyordu. Bunlann karşısına,
sadece kendilerini İslam'ı müdafaaya adayan belagat ehlinden kelam aJ.imle- rinin ileri gelenleri çıkıyor, çok defa devletden maddi, manevi her hangi bir destek görmeden, mulhitlerin kendi delil ve hüccetleriyle fikirlerini çürütü-
yorlardı. Böylece, çok güçlü bir çarpışmanın zorunluğu ortaya çıkıyordu. Bu
bakımdan mücadeleyi yürütebilmek için iyice yetişrnek ve mücadelenin tak- tiklerini bilmek gerekiyordu. Binaenaleyh, Mütekellimlerin yeni yetişenleri, münakaşanın uslfrbunu, isbat etme ve delil getirme san'atmı ve susturma
yollarını iyice öğrenirlerdi. Kuvvet, daima beyan ve belağattan yana idi. Onun için bu meselelerle ilgili olan, fesahat, icaz, hazf ve yusr gibi mevzularda
geçmiş olan belağat aJ.imlerinin uslublanyla istişhad ederlerdi. Kur'an-ı Ke- nm delil olmak bakımından en üst derecede olduğu için belağat alimleri onun ışığı ile hareket etmişler, yazmışlar şerh etmişler ve çok eserler mey- dana getirmişlerdir
Bu itibar la; mülhitlerin ilk ·hedefleri Kur'an-ı Kerim'in naslan. oluyordu.
Genç akıllan, şüpheye düşürmek için ayetlerden hazıflar yapmak veya on- lara bazı izahlar ilave etmek suretiyle tahrif yapmak istiyorlardı. Bunim için
İslam'ı savunan kişilere büyük bir görev düşüyordu. O da: riıülhitlerin orta- ya attıklan her türlü şüphe ve zararlı fikirleri çüİütmek. Bu yazımızda biz, bunlardan sırf Cilliiz'in yapmış olduğu savunmayı ele alacağız ki; buda Kur'- an'daki belağat, Nazmi eelilindeki kuvvet ve ifadesindeki zengjnlikle ilgilidir.
CAHİZ'İN KUR'AN TEFSİRİNDEKİ METODU
cahiz, bir kaç önemli eserini Allili'ın kitabına ayırmıştır. Bunlann en önemlileri «Nazınü'l-Kur'an» ve «Ayetü'l-Kur'an» adlı eserleridir. Her nekadar bu iki eserde zayi olan İslam kültürü cümlesinden olarak elimize ulaşmadılar
sa da Cabiz'in öteki kitabiarından bazı naslar, bunlara delalet etmektedirler.
Biz biliyoruz ki, Cabiz, <<Nazınu'l-Kur'an» adlı eserini Feth ibn-i Hakan'ın is-
teği üzerine yazmıştır. Fakat bu kitap, Feth İbn-i Hakan'ın takdirine mazhar
olmamıştır. Zira Feth ibn-i Hakan, Cabiz'den herkesçe tartışına mevzuu olan
Kur'an'ın malıluk olduğuna dair yazmasını istemiş, Cabiz ise, onun bu iste-
ğini nazar-ı itibara alınıyarak Kur'an nazmı ile ilgili bahsini, tamamen Kur'-
an'ın edebi uslı1buna hasr ederek ondaki icaz şekillerini ve beyan incelik lerini açıklamıştır. Bunu Cabiz kendi ağzından şöyle izah ediyor: «Çok yorucu bir çalışma sonucu olarak senin için hazırladığını kitapta benim gibi bir kimsenin yapabileceği bir . çalışma ile, Kur'fuı..ı Keıi:ı:n'e deliller serdettim. O'na dil uzatanlara da susturucu cevaplar . verdim. Bir rafi- zi'nin, bir bid'atçının, bir kafir'in veya bir münafıkın ağzını açtırmıyacak şekilde geniş bilgiler verdim. Aynı zamanda Nazzam'ın arkadaşlarına ve Naz- zam'dan sonra gelip de, Kur'an haktır, fakat telifi her hangi bir delile müs- tenit değildir ve O, Allah'tan nazil olmuştur, fakat, delil ve isbattan yoksun- dur diyenlere, bir daha itiraz imkam · verıniyecek ölçüde deliller getirdim.
Artık arzun yerine gelmiş, mahabbetine erdiğiiDi sanmıştım. Bu durumda, senden bir mektub geldiki, istediğin, Kur'an nazını ile değil;, Kur'an'ın ya-
ratılışı ile ilgili hüccetler getirmemi istiyorsun. Bu isteğin, gerçekten çok müphem olan bir meseledir ... » (1)
Bu gün, «Nazmül-Kur'an» adlı kitabın zayi olması, O'nun insanlara ya- ran dokunmadığı anlamına alınmamalıdır. Zira, bu kitab, epey bir zaman elden ele dolaşmış, başka her hangi bir edebi kitap gibi tutunmuş veya ten-
kid edilmiştir. ·
Kur'an-ı Keıi:ı:n'in ic§.zı, o zaman zilıinleri ençok kurcalayan bir mesele olduğurİdan, Cabiz bu mesele üzerine eğilerek çok frudeli, ilmi eserler mey- dana getirmiştir. Bu husustaki fikirlere Cabiz'in «el-Hayvan>> adlı kitabında rastlamaktayız.
Cabizin halihazırda elde olan «el-Hayvan>> ve «el-Beyan vet-Tebyin» adlı eser- leri, Cabiz'in Kur'an-ı Keıi:ı:n'e dair açıklamalarını bizlere nakletınektedir.
Biz, Cabiz'in Kur'an tefsiriyle ilgili beyan ekolunun izahı için bu iki esere
baş vurduğumuzda, Cabiz'in metodunu ve· görüşlerindeki isa b eti gösteren çok aydınlatıcı deliller, ince fikirler buluruz. Ca.Iıiz'in zamanında Kur'an-i
Keıi:ı:n'in tefsiriyle ilgilenen bazı kimseler, kelimenin ziliir ifadesi üzerinde taassuba kapılarak lafızlann mecaz! anlamları olabileceğini kabul etıniyor
lardı. Kelimenin zahiri marradan mecazi manaya geçişine, karine ve şahitler
bulunsa dahi, karşı çıkıyorlardı. Bunun neticesinde Kur'an-ı Kerim'in tefsirine çok garip yorumlar soktular ve bu görüşlerini çeşitli hikayelerle takviyeye ça-
lıştilar. Bu onların Arap dmnin incelik ve edebi uslı1bundan habersiz olduk-
larını ortaya koymaktadır. Cabiz, elbetteki, onların bu dar görüşlülüklerini hoş görmiyecek, yazılarında, Kur'an'da bulunan bir lafızın, sadece lüğavi ına
nasiyle mukayyed olacağını, bunun dışında herhangi bir mecazi anlam taşı
yamayacağını iddia edenlerin görüşlerini tasvib etıniyecektir. İbn-i Nedim'in Fihrist'inde Morca es-Senı1si denen bir zat, Kur'an'da mecazi inkar edenlere, cevaben bir kitab telif etıniş ve bu kitabı yazınasındaki nedenleri şöyle izah
(1) Resailu'l-Cillıiz, S. 148.
etmiŞtir: ·Kiır'fui'da inecazın olmadığını iddia edenlerin çabalan gaflet bulut- lan halinde uft.İklan kaplamış ve az kalsın çok kimselerdeli Kitab-ı· Mübin'in
hakikatlarını perdeleyecekti. İşte btmtın içindir ki, Calriz, Ki tablannın · bir çok yerlerinde, Ki:.ır'an'da mecaz meselelerini incelemiş ve Kur'an'da meci- zm bultınduğunu isbat etmek için uzuıl uzadıya deliller siralamıştır. Belağat Uroinin hayli gelişmelere salıne olduktan ve bu ilimle ilgili köklü incelemeler
gerçekleştikten. sonra, Calrizin yapmış olduğu çalışmalan, belki basit bir
çalışma olarak göreceğiz. Fakat ontın bu çalışması, bu mevzuda ilk temeli
teşkil etmesi bakımından büyük önem taşınıakta ve o gün tefsirde ilgile.
nenler için ·hiç te bedihi sayılınayacak bilgiler arz etmektedir. Büyük yazar, dilde «mecazm, kullanılan bir deyim olduğunu isbat etmek üzere şa.i.rin cevi
yıkınakla imar ediyor» sözünü delil getiriyor (2) «Vurup kırmaktan başka
bize iyiliği olmadı» sözü de btmtın gibidir diyor. Kur'an-ı Kerimde: «İşte
ceza günü onlara (çekilecek) ziyafet budur! (3)» diye buyurulmaktadır. Azap, ziyafet altınacak bir şey değildir. Fakat; Cenab-ı Allah'ın onlara takdir kıl
dığı azap, diğerlerine verdiği ninıetin karşıtı olduğu için azab, ziyafetle ad-
landırılmıştır. Şair'in biri de: Mealen:
«Ben deıniştiınki; Umeyr, bana hurma yedlrdi, evet; Umeyr'in bana· yedir
diği hurma, yüzümü ekşitmek ve beni tekdir etmek oldu» diyor. Görülüyor ki, şair, misafire yüz ekşitmeyi ve onu tektir etmeyi hurma yedirme deyimiy- le kullanmıştır. Bu, kelimenin kendi lüğavi manasında kullanılınadığına bir delildir. Cenab-ı Allah, bir ayet-i Celilede : «Orada sabah, akşam nzık
lan da (ayaklanna gelecektir) (4). diye buyuruyor. Cennet de, sabah-ak-
şam olıriadığına göre, sabah-akşam tabirleri, muayyen bir zaman anrammı
ifade ediyorlar. Başka bir ayet-i Celilede de Cenab-ı Allah; «Ateşte bulunanlar cehennem bekçilerine: «Rabbinize dua edin, bizden birgün olsun azabı hafif, letsin» (5) dedi(ler-diyecekler). diye buyurmaktadır. Bu ayet-i kerime'de cehennem bekçileri diye bir tabir var. Bu tabir, hakikatı üzerine kullanılma-
- maktadır. Zira cehennem, kaçınlacak bir şey değildir ki, onu bekçi korustın,
içine girenler ise ne istekleriyle oraya giriyorlar ve ne de istedikleri zaman oradan çıkabiliyorlar. Dolayısiyle, cehennemİ bekleyen meleklere bekçi den- mesi, onların oradaki bazı işlerle görevli bulunmalarına binaendir. Yoksa bekçilik etmelerinden değil ..
Evet; Calriz «bilineni bildirme» dediğimiz şeyleri, bildirmeye mecbur
kalmıştır. Zira bu bilinen şeyler, bazı çevrelerce kapalı görülmüş, açıklama
sına büyük ihtiyaç Msıl olmuştur. İşte bu çevreler, Allah-u-Teala'nın
«Sonra, buntın arkasından yine kı:ilbleriniz katılaştı. Şimdi o, taş gibi, ya.
hut daha katı. Çünkü taşın öylesi vardır ki, ondan ırmaklar kaynar, öylesi
vardırki, yarılıp ondan su fışkırır, öylesi de vardır ki Allah korkusu ile yu.
kardan aşağı düşer (yüksekten aşağı yuvarlanır) (6) Kavl-i Şerili üzerinde
uztın tartışmalar yaptıktan sonra neticede, taşın düşünen, konuşan ve Allah
korkustından yukardan aşağıya düşen bir yaratık olduğu kanaatına varınış
lardı. Ve bUJilar Cenab-ı Allah'ın: «Rabbin bal arısma: Dağlardan ağaçlardan (2) el-Hayvan, C. 3, s. 1!6.
(3) El-Vllia: 56.
(4) Meryem, 62.
(5) GMir, 49.
(6) el-Bakara, 74.
212
CAH!Z'İN KUR'AN TEFSİRİNDEKİ METODU
ve (insanlann senin için yapacaklan) çardaklar evler (kovanlar) edin. .. diye ilham etti.» (7) diye buyurduğu ayet-i kerimeden; arılardan peygamberlerin
bulunduğunu ve bu peygamberlere Allah'tan vahy geldiğini istinbat ediyor-
lardı. Aynca, bu vahye dair de efsaneler uydurduklarını görürüz. Bunlar- gibi daha bir çok örnek vermek mümkündür. Fakat biz, bunlann hepsini zikret- meye lüzum görmüyoruz. Sadece şunu söylemek istiyoruz: Ciihiz'in bu gibi fikirlerden hoşlanması şöyle dursun, işitmekten bıkmıştı. Onun için Ciihiz,
ael-Hayvanıı adlı kitabında, bu gibi görüşleri yererek şöyle diyor (8)
«Kur'an'da adı geçen taşa dair çeşitli görüşler ileri sürülüyor. Bunlardan biri, Cehmiye ve tabayü (tabiatlan) inkar edenlerin görüşüdür. Biri de ibn-i Hiiit ve ona tabi olan ciihillerin görüşüdür. Bunlardan başka, kelamcılardan olmayıp ta, hadislerin've şürlerin ziilıir:i: ifadelerine göre düşünenler vardırki,
bunlara göre taş, konuşan ve düşünen bir yaratıkdır. Ancak kendisinden ko-
nuşma yeteneği alinmış olup, akıl ve idrakı hala kendisinde mevcuttur.
Başka bir yerde de (9) Ciihiz şöyle konuşmaktadır: İbn-u Hayyat ve safiy- yeden bazı ciihil kimseler, arılardan peygamberler olduğunu, çünkü Allah;
(C.C.) «Rabbin bal ansma iiham etti» diye buyurduğunu söylüyorlar. Ve yi- ne bunlar. Havfuilerin de Peygamberlerden olduğunu iddia ederek, Cenab-ı
Allah: «Hani havfuilere: <<Bana ve Resüliune iman edin» diye ilham etmiştim.»
(18) diye buyurduğunu delil gösteriyorlar. Bunlara şu cevabı veririz: Siz ma- demki bu ayet-i celile ile arılardan peygamber bulunduğunu iddia ediyorsu- nuz; o halde bütün aniann peygamber olmalan gerek. Çünkü Cenab-ı Allah;
aRabbim bal ansma illiarn etti» diye buyıırmakla, genel bir deyimi kullanmış
olup, bunlardan herhangi birini tahsis etmemektedir. Cahiz, Arap dilinde hakikatı üzre kullı:ınılmayıp, mecaz yolu ile başka manalarda isti'miil edilen birçok misaller verdikten sonra diyorki: Bunlar, dilde konuşula gelen hu-
suslardır, bunlan başka türlü anlamlara· hamletmek, arapçayı hiç bilmernek demektir. Arap dili, bu sayede zengin bir dil durunırma gelmiştir. Tilıame,
Hüzeyla ve Kinane halkı hep bu tür konuşma ile anlaşırlar. Çöllerde yaşa
makta olan Arap bedevileri bu dille daha iyi · anlaşırlar ve bu dili dalıa iyi bilirler. Onlar bu deyimler karşısında hiç tepki göstermezler ve en ufak bir itirazlan da olmaz.
Mecaz, Ebu Ubeyde'ye göre hem hakikata, hem de mecaza tahammülü olan bir deyim iken, Ciihiz geldikten sonra onu, beyandaki hakiki yerine
oturtmuş ve onu hakikatın karşısında olan bir terim haline getirmiştir. Ca- hiz'dan sonra gelenler, hep Ciihiz'in çizdiği yoldan hareket ederek ona tabi
olmuşlardır.
Ciihiz, bu çalışmalanyla, belağat ilminin ıstılahi anlamda bir ilim haline gelmesinde gerekli temeli atmış sayılmaktadır.
(7) en-Nahl, 68.
(8) el-Hayvan C. 4, S. 18.
(9) Hayvan C. 2, S. 128.
(10) Maide: 111.