T.C.
KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN BOŞ ZAMAN TUTUM DÜZEYLERİNİN BOŞ ZAMANDA SIKILMA ALGISINI BELİRLEMEDEKİ ROLÜNÜN
İNCELENMESİ
Mustafa Kaan YILDIRAN
BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS TEZİ
DANIŞMAN
Prof. Dr. Oğuzhan YONCALIK
2019 – KIRIKKALE
KABUL VE ONAY
Kırıkkale Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü
Beden Eğitimi ve Spor Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Programı çerçevesinde yürütülmüş olan bu çalışma aşağıdaki jüri üyeleri tarafından Yüksek Lisans Tezi
olarak kabul edilmiştir.
Tez Savunma Tarihi: 24/05/2019
İmza
Prof. Dr. Oğuzhan YONCALIK Kırıkkale Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi
Jüri Başkanı
İmza
Dr. Öğr. Üyesi Fatih YENEL Gazi Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi
Üye
İmza
Dr. Öğr. Üyesi Feyza Meryem KARA Kırıkkale Üniversitesi
Spor Bilimleri Fakültesi Üye
Yukarıdaki imzaların adı geçen öğretim üyelerine ait olduğunu onaylarım.
…/…2019
Prof. Dr. Mehmet Akif KARSLI Enstitü Müdürü
I
İÇİNDEKİLER
KABUL VE ONAY
İÇİNDEKİLER……… I
ÖNSÖZ……….. IV
SİMGELER VE KISALTMALAR……… V
ŞEKİLLER………... VI
ÇİZELGELER………. VII
ÖZET………. VIII
ABSTRACT ………. IX
1. GİRİŞ……… 1
1.1. Problem………. 4
1.2. Alt problemler………... 4
1.3. Denenceler……… 6
1.4. Araştırmanın Önemi………. 7
1.5. Sayıltılar……… 8
1.6. Sınırlılıklar……… 8
1.7. Tanımlar……… 9
2. GENEL BİLGİLER……… 10
2.1. Zaman……… 10
2.2. Boş Zaman……… 11
2.2.1. Kavram ve Tanımlar……….. 11
2.2.2. Boş Zamanın Temel Fonksiyonları………... 11
2.3. Rekreasyon……… 12
2.3.1. Rekreasyon İhtiyacı………... 13
2.3.2. Rekreasyona Duyulan İhtiyacın Nedenleri……… 14
2.3.3. Rekreasyona Katılımın Faydaları……….. 18
2.4. Tutum……… 20
2.4.1. Tanımlar……… 20
2.4.2. Tutumun Öğeleri………... 21
2.4.3. Tutumun İşlevleri……….. 22
2.4.4. Tutum ve Boş Zaman……… 25
2.5. Akış Deneyimi……….. 26
2.5.1. Akış Kuramının Gelişimi ve Tanımları………. 26
II
2.5.2. Akış Deneyiminin Bileşenleri………... 28
2.5.3. Akışın Koşulları……… 31
2.5.4. Akış Deneyimi Modelleri……….. 33
2.5.5. Akış Üretme Aşamaları………. 36
2.6. Sıkılma ve Boş Zaman……….. 37
2.6.1. Sıkılma ve Can Sıkıntısı Kavramı………. 37
2.6.2. Boş Zaman ve Sıkılma……….. 39
3. GEREÇ VE YÖNTEM………... 42
3.1. Araştırmanın Modeli………. 42
3.2. Araştırma Grubu………... 42
3.3. Veri Toplama Araçları……….. 43
3.4. Verilerin Toplanması……… 44
3.5. Verilerin Çözümlenmesi………... 44
4. BULGULAR……… 46
4.1. Üniversite Öğrencilerinin Boş Zaman Tutumu ve Boş Zamanda Sıkılma Algısı Düzeylerine İlişkin Bulgular………... 46
4.2. Üniversite Öğrencilerinin Sıkılma Algısının Boş Zaman Tutum Düzeyini Belirlemedeki Rolüne İlişkin Bulgular (Denence 1, 2 ve 3)… 47 4.3. Üniversite Öğrencilerinin Boş Zaman Tutum Düzeylerinin Sıkılma Düzeyini Belirlemedeki Rolüne İlişkin Bulgular……… 49
4.4. Üniversite Öğrencilerinin Boş Zaman Tutum Düzeylerinin Doyum Düzeyini Belirlemedeki Rolüne İlişkin Bulgular (Denence 4, 5 ve 6)… 49 4.5. Katılımcıların Boş Zaman Tutum Düzeylerinde Cinsiyet Farklılığına İlişkin Bulgular (Denence 7, 8 ve 9)……… 50
4.6. Katılımcıların Boş Zamanda Sıkılma Algısı Düzeylerinde Cinsiyet Farklılığına İlişkin Bulgular (Denence 10 ve 11)……… 51
4.7. Katılımcıların Boş Zaman Tutum Düzeylerinde Sınıf Değişkeni Farklılığına İlişkin Bulgular (Denence 12, 13 ve 14)………. 52
4.8. Katılımcıların Boş Zamanlarda Sıkılma Algısı Düzeylerinde Sınıf Değişkeni Farklılığına İlişkin Bulgular (Denence 15 ve 16)…………. 53
4.9. Katılımcıların Boş Zaman Tutum Düzeylerinde Fiziksel Aktiviteye Katılım Değişkeni Farklılığına İlişkin Bulgular (Denence 16, 17 ve 18) 54 4.10. Katılımcıların Boş Zamanda Sıkılma Algısı Düzeylerinde Fiziksel Aktiviteye Katılım Sıklığı Değişkeni Farklılığı (Denence 19 ve 20)….. 54
III
5. TARTIŞMA………. 56
5.1. Üniversite Öğrencilerinin Boş Zaman Tutum ve Boş Zamanda Sıkılma Algısı Düzeylerinin ve Demografik Yapılarının İncelenmesi…………. 56
5.2. Üniversite Öğrencilerinin Boş Zaman Tutum Düzeylerinin Boş Zamanda Sıkılma Algısı Düzeylerini Belirlemedeki Rolünün İncelenmesi………. 58
5.3. Katılımcıların Boş Zaman Tutum Düzeylerinde ve Boş Zamanda Sıkılma Algılarında Cinsiyet Farklılığının İncelenmesi………. 59
5.4. Katılımcıların Boş Zaman Tutum Düzeylerinde ve Boş Zamanda Sıkılma Algılarında Sınıf Farklılığının İncelenmesi……… 61
5.5. Katılımcıların Boş Zaman Tutum Düzeylerinde ve Boş Zamanda Sıkılma Algılarında Fiziksel Aktiviteye Katılım Farklılığının İncelenmesi………. 63
6. SONUÇ VE ÖNERİLER……… 65
6.1. Sonuçlar……… 65
6.2. Öneriler………. 66
KAYNAKLAR………. 67
EKLER………. 77
EK 1: Kişisel Bilgi Formu………. 77
EK 2: Boş Zamanda Sıkılma Algısı Ölçeği………... 78
EK 3: Boş Zaman Tutum Ölçeği……… 79
ÖZGEÇMİŞ……….. 80
IV ÖNSÖZ
Bu tez, tamamlanış aşamasına kadar çeşitli şekillerde yardımlarını gördüğü birçok kıymetli insana şükran borçludur. Hiç şüphesiz öncelikli teşekkürü, başta Rekreasyon Bölüm Başkanımız ve aile dostumuz Prof. Dr. Suat KARAKÜÇÜK; geliştirdiği Boş Zaman Tutum Ölçeğini kullanmama izin veren Doç. Dr. Beyza Merve AKGÜL ve tüm öğrencilerin kıymetlisi Dr. Öğr. Üyesi Fatih YENEL olmak üzere, lisans eğitimim sırasında spor bilimleri ve rekreasyon alanında gelişimimi sağlayan Gazi Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi öğretim elemanlarıyla, bana yüksek lisans eğitimi fırsatı sunan Kırıkkale Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi öğretim kadrosu hak etmektedir.
Tabii ki özellikle, yüksek lisans eğitimim boyunca her türlü desteği esirgemeden sunan, öğrencisi olmaktan gurur duyduğum değerli bilim insanı, saygıdeğer danışman hocam Prof. Dr. Oğuzhan YONCALIK’a teşekkür etmeyi borç bilirim.
Çalışmanın tohumlarının ekildiği andan meyve verdiği ana kadar sürekli desteğini gösteren, tecrübelerini paylaşan ve çalışmamda sonsuz emeği olan saygıdeğer hocam, değerli bilim insanı Dr. Öğr. Üyesi Feyza Meryem KARA’ya teşekkürlerimi sunarım.
Çalışmamın her anında engin tecrübelerinden faydalandığım, her alandaki başarısıyla bana örnek olan, yaptığı bilimsel çalışmalarla bilime yön veren, fair- play’i benimsemiş ve çevresindekilere benimsetmiş olan, sayısız öğretmen ve bilim insanı yetiştiren, bizzat kendisinin öğrencisi olmaktan gurur duyduğum, saygıdeğer hocam, babam Prof. Dr. İbrahim YILDIRAN’a ve çalışmam sırasında hayatımın her anında olduğu gibi yanımda duran ve bana bu süre zarfı içinde her türlü desteği gösteren annem Canan (Şadan) ve ablam Esranur’a sonsuz teşekkür ederim. Onların sağladığı huzur ve güven verici ortam olmasaydı bilmem başarabilir miydim?
24 Mayıs 2019 Mustafa Kaan YILDIRAN
V
SİMGELER VE KISALTMALAR
Simgeler Açıklamalar
x̅ Ortalama
α Cronbach Alpha
Β Regresyon Değeri
Kısaltmalar Açıklamalar
ANOVA Tek Yönlü Varyans Analizi
Çev. Çeviren
Ed. Editör
F Frekans
LAS Leisure Attitudes Scale (Boş Zaman Tutum Ölçeği)
LBS Leisure Boredom Scale (Boş Zamanda Sıkılma Algısı Ölçeği) MANOVA Çok Yönlü Varyans Analizi
N Denek Sayısı
Ort. Ortalama
p Anlamlı Farklılık
R Korelasyon Katsayısı
Sd Serbestlik Derecesi
SPSS Statistical Package for the Social Sciences
Ss Standart Sapma
t Gruplar Arası Farklılık
TÜİK Türkiye İstatistik Kurumu
% Yüzdelik Değer
VI ŞEKİLLER
Şekil 2.1. Akış Kuramı ……….. 32
Şekil 2.2. Üç kanallı Akış Modeli ……….. 34
Şekil 2.3. Dört kanallı Akış Modeli ……… 35
Şekil 2.4. Sekiz kanallı Akış Modeli ……….. 36
VII
ÇİZELGELER
Çizelge 3.1. Araştırmaya Katılan Üniversite Öğrencilerinin Demografik
Bilgileri………... 42
Çizelge 4.1. Kadın ve Erkek Katılımcıların Boş Zaman Tutumu ve Boş
Zamanda Sıkılma Algısı Düzeylerine Ait Tanımlayıcı İstatistikler .. 47 Çizelge 4.2. Katılımcıların Boş Zaman Tutumu ve Boş Zamanda Sıkılma Algısı
Puanları Arasındaki Korelasyon Sonuçları ……… 48 Çizelge 4.3. Katılımcıların Boş Zaman Tutum Düzeylerinin Sıkılma Düzeyini
Belirlemedeki Rolüne İlişkin Regresyon Analiz Sonuçları ……….. 49 Çizelge 4.4. Katılımcıların Boş Zaman Tutum Düzeylerinin Doyum Düzeyini
Belirlemedeki Rolüne İlişkin Regresyon Analizi ……….. 50 Çizelge 4.5. Katılımcıların Boş Zaman Tutum Düzeylerinde Cinsiyet
Farklılığına İlişkin Analiz Sonuçları ………. 51 Çizelge 4.6. Katılımcıların Boş Zamanda Sıkılma Algısı Düzeylerinde Cinsiyet
Farklılığına İlişkin Analiz Sonuçları ………... 51 Çizelge 4.7. Katılımcıların Boş Zaman Tutum Düzeylerinde Sınıf Farklılığına
İlişkin Analiz Sonuçları ………. 52 Çizelge 4.8. Katılımcıların Boş Zamanlarda Sıkılma Algısı Düzeylerinde Sınıf
Farklılığına İlişkin Analiz Sonuçları ………. 53 Çizelge 4.9. Katılımcıların Boş Zaman Tutum Düzeylerinde Fiziksel Aktivite
Katılım Farklılığına İlişkin Analiz Sonuçları ……… 54 Çizelge 4.10.Katılımcıların Boş Zamanda Sıkılma Algısı Düzeylerinde Fiziksel
Aktiviteye Katılım Farklılığına İlişkin Analiz Sonuçları…………... 55
VIII ÖZET
Üniversite Öğrencilerinin Boş Zaman Tutum Düzeylerinin Boş Zamanda Sıkılma Algısını Belirlemedeki Rolünün İncelenmesi
Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinde boş zaman tutumunun boş zamanda sıkılma algısını yordama gücünü incelemek ve farklı demografik özellikler açısından boş zaman tutumu ve boş zamanda sıkılma algısındaki farklılıkları tespit etmektir.
Çalışmaya 255 kadın, 259 erkek toplam 514 üniversite öğrencisi gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılara “Boş Zaman Tutum Ölçeği” (BZTÖ) ve “Boş Zamanda Sıkılma Algısı Ölçeği” (BZSAÖ) ve “Kişisel Bilgi Formu” uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre; bilişsel tutum alt boyutu sıkılma alt boyutunun belirleyicisidir. T- test analiz sonuçlarına göre, BZTÖ tüm alt boyutlarda kadın katılımcılar lehine istatiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Bununla birlikte, katılımcıların BZSAÖ sıkılma ve doyum alt boyutlarında cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir. MANOVA sonuçlarına göre;
katılımcıların BZTÖ sınıf değişkenine göre istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir. Bununla birlikte, MANOVA sonuçlarına göre; katılımcıların BZSAÖ doyum alt boyutunda dördüncü sınıflar lehine farklılık tespit edilmiştir. T-test analiz sonuçları fiziksel aktiviteye katılım açısından BZTÖ bilişsel ve davranışsal tutum alt boyutlarında istatistiksel olarak fiziksel aktiviteye katılım sağlayanlar lehine anlamlı bir fark olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra, t-test analiz sonuçları BZSAÖ sıkılma ve doyuma alt boyutlarında fiziksel aktiviteye katılım açısından katılım sağlayanlar lehine istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar göstermiştir. Sonuç olarak, üniversite öğrencilerinin boş zaman tutum düzeylerinin boş zamanda sıkılma algısını belirlemede önemli bir rol oynadığı tespit edilmiştir. Ayrıca, fiziksel aktivite katılımcılarının boş zaman tutum düzeylerinin daha olumlu, boş zamanda sıkılma algılarının daha düşük olduğu saptanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Akış deneyimi, Boş zaman, Bilişsel tutum, Davranışsal tutum, Duyuşsal tutum, Sıkılma Algısı.
IX ABSTRACT
Investigation the Role of Leisure Attitude of Perception of Boredom in University Students
The purpose of this study was to investigate the role of leisure attitude in predicting the perception of boredom in leisure and was to examine leisure attitude and perception of boredom in leisure levels with regard to different demographic variables in university students. 255 females and 259 males totally 514 university students voluntarily participated in this study. “Leisure Attitude Scale” (LAS),
“Leisure Boredom Scale” (LBS) and “Personal Information Questionnaire” were administered to participants. Analysis revealed that cognitive attitude subscale is significant predictors of boredom subscale. According to t-test analyses results, there were significant differences in the mean scores of “LAS” with respect to gender, in favor of women participants. Also, result indicated no significant differences in boredom and satisfaction subscales of LBS according to gender. MANOVA results indicated no significant main effect in LAS according to class variable. Further, there were significant main effect of class on the satisfaction subscale of LBS, favor of fourth grade. T-test analysis results show that there is a significant difference in terms of participation in physical activity in favor of those participating in physical activity in sub-dimensions of cognitive and behavioral attitudes of LAS. Also, t-test analysis results show that there is a significant difference in the mean scores of boredom and satisfaction subscales of LBS with respect to physical activity participation, in favor of physical activity participants. As a result; leisure attitudes play a significant role in predicting the perception of boredom in leisure of university. In addition, it was found that attitudes of leisure were more positive, and perceptions of boredom were low of physical activity participants.
Keywords: Flow experience, Leisure, Affective attitude, Behavioral attitude, Cognitive attitude, Perception of boredom.
1 1. GİRİŞ
Bireylerin yaşamının uzun ya da kısa süreli, tekrarı imkânsız, başı ve sonu belli saat birimi ile ölçülebilen bir bölümü olarak tanımlanmakta olan “zaman” (Tezcan, 1982) kapsamı içinde “boş zaman”, “kişinin kendisi ve başkaları için zorunluluk ve bağımlılıklardan kurtulduğu, özgürce seçtiği etkinlikle uğraştığı, bağımsız ve özgür olarak davrandığı zaman” (Tezcan, 1993) olarak görülmektedir. Daha açımlayıcı bir biçimde Karaküçük’e (1999) göre ise boş zaman; bireyin zorunlulukları dışında, eğilimleri, istekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda istediği gibi dinlenebilmesi, eğlenebilmesi, kendini oyalayabilmesi veya kendini geliştirmesi için hak ettiği zaman dilimidir.
Tanımlar, insanın dengeli gelişiminde boş zamanın anlamını ortaya koymakta ve özellikle genç nüfusun yaşam kalitesinin yükseltilmesindeki önemini de vurgulamaktadır. Türkiye genç nüfusa sahip ülkeler arasındadır ve Türkiye İstatistik Kurumu (2013) verilerine göre, nüfusunun yarısına yakını (%49.3) 29 veya daha küçük yaştadır. 2013-14 Akademik yılında nüfusun 5.472.521’i üniversite öğrencisidir (TÜİK, t.y.).
Günlük yaşamda kampüs içinde ve hatta dışında zamanlarının büyük bir bölümünü bir arada geçiren üniversite öğrencileri, genel olarak bakıldığında her ne kadar aynı toplumun üyeleri olsalar da Aslan’a (2000) göre, içinde yaşanılan fiziki çevre özellikleri, alınan eğitim, üretime katılıp katılmama, ailelerinin sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapıları bakımından farklı alt kültür donanımlarına sahiptirler.
Nitekim bu farklılık, üniversite öğrencilerinin boş zaman değerlendirme ile ilgili davranışlarını yönlendirmede, yaklaşma ya da uzaklaşma eğilimlerinde pozitif ya da negatif değerler içinde olduklarını göstermektedir. Bu noktada tutum kavramı karşımıza çıkmaktadır.
İlk defa 1960 yılında Rosenberg ve Hovland tarafından incelenmeye ve sınıflandırılmaya başlayan tutum kavramının alanyazında pek çok tanımıyla karşılaşılmaktadır. Bu noktadan hareketle, fikirlere ya da objelere pozitif yaklaşım ya
2
da negatif geri durma (Travers, 1982), bireyin çevresindeki herhangi bir konuya karşı sahip olduğu bir tepki öneğilimi (Baysal, 1981) olarak tanımlanabilmektedir.
Tutum, her ne kadar gözle görülemiyor olsa da görülebilen bazı davranışlara yol açtığından, davranışların gözlenmesi sonucu, kişilerin boş zaman tutumlarının nasıl olduğu anlaşılabilmektedir (Akgül, 2011). Teaff ve arkadaşlarına (1975) göre boş zaman tutumu; bu zamana ve bu zamanda yapılan zaman aktivitelere ait, duygu ve davranışların, tecrübe, duygu, anı ve bilgilerden derlenmesiyle oluşan olumlu ya da olumsuz tepkiler ya da eğilimlerdir (aktaran Akgül, 2011).
Bununla birlikte, tutumun sadece gözlenebilen bir davranış olarak değil, davranışa hazırlayıcı bir eğilim (Çöllü ve Öztürk, 2006) olarak da karşımıza çıktığını söyleyebiliriz. Duygular önce bilişsel yönü, sonra duyguları ve ikisinin bileşkesi de davranışları etkiler. Bu bağlamda sıkılma kavramının boş zaman tutumları üzerinde bir öneğilim yarattığı söylenebilmektedir (Iso-Ahola ve Weissinger, 1990). Bireyin dahil olduğu aktivitenin yoğunluğu ve bu aktiviteye yüklenen anlam düşükse veya kişi için beklenen seviyenin altında seyrediyor ise sıkılma algısı ortaya çıkmaktadır (Iso-Ahola ve Weissinger, 1990). Mc Leod’e göre (1992), yoğun olan tutum reaksiyonları uzun süreli, pozitif veya negatif duygusal hislere sebep olabilirler (aktaran Baş, Sağırlı ve Bekdemir, 2016). Bununla birlikte, “var olan boş zaman tecrübelerine karşı düşük uyarılma, güdülenmeme ya da bütün duygu durumların oluşturduğu yeterliliğinin kişisel olarak algılanma durumu” (Iso-Ahola ve Weissinger, 1990) olarak tanımlanan boş zamanda sıkılma algısında aktiviteye yönelim negatif bir yön seyreder.
Benzer şekilde, boş zamanda sıkılma algısı, “bireylerin anlamlı/kaliteli vakit geçirebilecekleri bir boş zaman aktivitesine sahip olmaması ya da çok fazla boş vakitleri olmasına karşın, bu zamanı yeterince değerlendirecek boş zaman etkinliği içerisinde bulunmamaları/ alternatif yaratamamaları” (Iso-Ahola, 1987; Russell, 2014; Shaw, Caldwell ve Kleiber, 1996) şeklinde ifade edilmektedir. Bu bağlamda, pozitif veya negatif olabilen tutumların öğrenmeyle edinildiği ve davranışı belirlediği (Pehlivan ve Köseoğlu, 2010) düşünüldüğünde boş zamanda sıkılma algısı ile boş zaman tutumlarının birbirini bir dişli çark gibi etkilediği söylenebilir. Bu bağlamda, çalışmalarda sıkılma algısı ile olumsuz durumların daha çok perçinlendiği, boş
3
zamanda yapılan etkinliğe yönelme problemlerinin ya da olumsuz aktivitelere yönelim durumunun daha çok olduğu görülmektedir. Dolayısıyla boş zamana yönelik tutumlar, bireylerin mevcut boş zaman deneyimlerine karşı olumlu ya da olumsuz duygularını belirleyebilir.
Üniversite öğrencilerinin boş zaman aktivitelerine yönelik tutumlarının araştırılması bu noktada oldukça önem kazanmaktadır. Nitekim üniversite öğrencilerinin boş zaman değerlendirme biçimlerinin ve boş zaman tutumlarının çeşitli demografik değişkenlere göre bilişsel, duyuşsal ve davranışsal alanlarda farklılık gösterip göstermediğinin araştırıldığı çalışmalar giderek artmaktadır.
Kaya’nın (2015) analizleri de, cinsiyet ve yaş değişkenlerinin üniversite öğrencilerinin tutum puanlarını etkilediğini ve cinsiyet değişkenine göre, tüm alt boyutlarda kadınların boş zaman etkinliklerine yönelik tutumlarının erkeklere göre daha yüksek olduğunu göstermiş; boş zamanlarında fiziksel etkinliğe katılan genç bireylerin puanlarının diğerlerinden daha yüksek oluşu boş zaman etkinliklerine yönelik tutumlar ile fiziksel etkinliklere katılım arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu şeklinde yorumlanmıştır.
Bununla birlikte, sıkılma algısının boş zaman deneyimini anlamlandırmada, aktiviteye motive olmada ve sürdürülebilirliğin sağlanmasında etkili bir durum olduğu görülmektedir (Kara, Gürbüz ve Öncü, 2014; Gürbüz ve Henderson, 2013).
Boş zamanda sıkılma algısı, ülkemizde de rekreasyon alanı çalışmaları arasında giderek daha fazla yer bulmakta ve çeşitli değişkenler üzerindeki belirleyici rolü ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Bu çerçevede Kara ve Gücal (2016), boş zamanda sıkılma algısının akademisyenlerde işkolikliğin belirlenmesindeki rolünü; Kara ve Yıldıran (2015), yaşam kalitesi ve evlilik doyumu üzerine etkisini; Kara ve Özdedeoğlu (2017), algılanan engellerle ilişkisini inceleyen çalışmalar yapmışlardır.
Bunun yanında, alanyazında bireylerin boş zamanda sıkılma algısı ile boş zaman tutumlarının ilişkisini inceleyen herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Dolayısıyla bu çalışmanın amacı, boş zaman tutumunun boş zamanda sıkılma algısını yordama gücünü incelemek ve farklı demografik özellikler açısından boş zaman tutumu ve boş zamanda sıkılma algısındaki farklılıkları tespit etmektir.
4 1.1. Problem
Bu çalışmada aşağıdaki sorulara cevap aranacaktır:
Üniversite öğrencilerinin boş zaman tutum düzeyleri; boş zamanda sıkılma algısının belirleyicisi midir?
Üniversite öğrencilerinin boş zaman tutum düzeyleri ve boş zamanda sıkılma algısı düzeyleri cinsiyet, sınıf, düzenli fiziksel aktiviteye katılma gibi demografik özelliklere göre farklılık göstermekte midir?
1.2. Alt problemler
1.2.1. Üniversite öğrencilerinin bilişsel tutum düzeyleri sıkılma algısının belirleyicisi midir?
1.2.2. Üniversite öğrencilerinin duyuşsal tutum düzeyleri sıkılma algısının belirleyicisi midir?
1.2.3. Üniversite öğrencilerinin davranışsal tutum düzeyleri sıkılma algısının belirleyicisi midir?
1.2.4. Üniversite öğrencilerinin bilişsel tutum düzeyleri doyum algısının belirleyicisi midir?
1.2.5. Üniversite öğrencilerinin duyuşsal tutum düzeyleri doyum algısının belirleyicisi midir?
1.2.6. Üniversite öğrencilerinin davranışsal tutum düzeyleri doyum algısının belirleyicisi midir?
1.2.7. Üniversite öğrencilerinin bilişsel tutum düzeyleri cinsiyet değişkenine göre farklılaşmakta mıdır?
1.2.8. Üniversite öğrencilerinin duyuşsal tutum düzeyleri cinsiyet değişkenine göre farklılaşmakta mıdır?
5
1.2.9. Üniversite öğrencilerinin davranışsal tutum düzeyleri cinsiyet değişkenine göre farklılaşmakta mıdır?
1.2.10. Üniversite öğrencilerinin sıkılma algısı düzeyleri cinsiyet değişkenine göre farklılaşmakta mıdır?
1.2.11. Üniversite öğrencilerinin doyum algısı düzeyleri cinsiyet değişkenine göre farklılaşmakta mıdır?
1.2.12. Üniversite öğrencilerinin bilişsel tutum düzeyleri sınıf değişkenine göre farklılaşmakta mıdır?
1.2.13. Üniversite öğrencilerinin duyuşsal tutum düzeyleri sınıf değişkenine göre farklılaşmakta mıdır?
1.2.14. Üniversite öğrencilerinin davranışsal tutum düzeyleri sınıf değişkenine farklılaşmakta mıdır?
1.2.15. Üniversite öğrencilerinin sıkılma algısı düzeyleri sınıf değişkenine göre farklılaşmakta mıdır?
1.2.16. Üniversite öğrencilerinin doyum algısı düzeyleri sınıf değişkenine göre farklılaşmakta mıdır?
1.2.17. Üniversite öğrencilerinin duyuşsal tutum düzeyleri fiziksel aktiviteye katılma değişkenine göre farklılaşmakta mıdır?
1.2.18. Üniversite öğrencilerinin davranışsal tutum düzeyleri fiziksel aktiviteye katılma değişkenine göre farklılaşmakta mıdır?
1.2.19. Üniversite öğrencilerinin sıkılma algısı düzeyleri fiziksel aktiviteye katılma değişkenine göre farklılaşmakta mıdır?
1.2.20. Üniversite öğrencilerinin doyum algısı düzeyleri fiziksel aktiviteye katılma değişkenine göre farklılaşmakta mıdır?
6 1.3. Denenceler
1.3.1. Üniversite öğrencilerinin bilişsel tutum düzeyleri sıkılma algısının istatistiksel olarak anlamlı belirleyicisi değildir.
1.3.2. Üniversite öğrencilerinin duyuşsal tutum düzeyleri sıkılma algısının istatistiksel olarak anlamlı belirleyicisi değildir.
1.3.3. Üniversite öğrencilerinin davranışsal tutum düzeyleri sıkılma algısının istatistiksel olarak anlamlı belirleyicisi değildir.
1.3.4. Üniversite öğrencilerinin bilişsel tutum düzeyleri doyum algısının istatistiksel olarak anlamlı belirleyicisi değildir.
1.3.5. Üniversite öğrencilerinin duyuşsal tutum düzeyleri doyum algısının istatistiksel olarak anlamlı belirleyicisi değildir.
1.3.6. Üniversite öğrencilerinin davranışsal tutum düzeyleri doyum algısının istatistiksel olarak anlamlı belirleyicisi değildir.
1.3.7. Üniversite öğrencilerinin bilişsel tutum düzeylerinde cinsiyet değişkenine göre istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur.
1.3.8. Üniversite öğrencilerinin duyuşsal tutum düzeylerinde cinsiyet değişkenine göre istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur.
1.3.9. Üniversite öğrencilerinin davranışsal tutum düzeylerinde cinsiyet değişkenine istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur.
1.3.10. Üniversite öğrencilerinin sıkılma algısı düzeylerinde cinsiyet değişkenine göre istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur.
1.3.11. Üniversite öğrencilerinin doyum algısı düzeylerinde cinsiyet değişkenine göre istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur.
1.3.12. Üniversite öğrencilerinin bilişsel tutum düzeylerinde sınıf değişkenine göre istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur.
7
1.3.13. Üniversite öğrencilerinin duyuşsal tutum düzeylerinde sınıf değişkenine göre istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur.
1.3.14. Üniversite öğrencilerinin davranışsal tutum düzeylerinde sınıf değişkenine istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur.
1.3.15. Üniversite öğrencilerinin sıkılma algısı düzeylerinde sınıf değişkenine göre istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur.
1.3.16. Üniversite öğrencilerinin doyum algısı düzeylerinde sınıf değişkenine göre istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur.
1.3.17. Üniversite öğrencilerinin duyuşsal tutum düzeylerinde fiziksel aktiviteye katılma değişkenine göre istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur.
1.3.18. Üniversite öğrencilerinin davranışsal tutum düzeylerinde fiziksel aktiviteye katılma değişkenine istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur.
1.3.19. Üniversite öğrencilerinin sıkılma algısı düzeylerinde fiziksel aktiviteye katılma göre istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur.
1.3.20. Üniversite öğrencilerinin doyum algısı düzeylerinde fiziksel aktiviteye katılma göre istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur.
1.4. Araştırmanın Önemi
Son yıllarda yapılan araştırmalar bireylerin riskli davranışlara yönlenmesindeki psikolojik oluşumlara ışık tutmaya ve davranışların nedenlerini bulmaya çalışmaktadır. Boş zaman aktivitelerine katılım nedenleri, bireyin boş zaman aktivitelerine katılıma devam etmesini sağlayan içsel ve dışsal etmenler, boş zaman aktivitelerini bırakma nedenleri, bireylerin özellikle boş zaman aktivitelerine karşı tutumları ve boş zaman ile ilişkili davranışları gerek bilim insanları tarafından gerekse uygulayıcılar tarafından ilgi uyandırma ve sorularla cevaplanmaya çalışılmaktadır.
Bu bağlamda, günümüz araştırmaları bireylerin boş zaman aktivitelerine katılım sorunsalında psikolojik değişim/dönüşümler ve engeller odaklıdır.
8
Günümüzde her ne kadar rekreatif olarak katılımın artış gösterdiği söylenebilse de bireylerin birçok zihinsel süreçlerden geçtiği, psikolojik sınavlar yaşadıkları düşünülmektedir. Bireylerin, boş zaman aktiviteleri çerçevesinde aradıkları başarı algısı, algıladıkları içsel veya dışsal ödüller, aktiviteden alınan doyumlar, kaygı, stresle başa çıkma stratejileri kısaca yaşadıkları tüm güdülenme sebepleri bireyleri aktivitede tutan/devam etmesini sağlayan nedenler olarak görülebilmektedir.
Bu çerçevede, bireylerin mevcut aktivitelere karşı düşük uyarılmışlık yaşamaları kısaca güdülenmemeleri sıkılma algısına sebep olabilmektedir.
Alanyazında, sıkılma algısının riskli davranışlara yönelmede büyük bir etki yarattığı birçok araştırmada da belirtilmektedir (Kara ve Ayverdi, 2018; Kara ve Gücal, 2016). Bu riskli davranışlara yönelmede önemli olan bir diğer konunun da bireylerin boş zaman tutumları olduğu ilgili alanyazın taramasında düşündürücü bir etki bırakmaktadır. Boş zamana ve boş zaman aktivitelerine yönelik düşünce, duygu ve davranışların birey açısından belirli kriterler çerçevesinde değerlendirilmesi sonucu oluştuğu düşünülen boş zaman tutumlarının bu bağlamda sıkılma algısı ile etkileşim içerinde olduğu düşünülmektedir. Bireylerin boş zamanlarında yaşadıkları tecrübeler, duygular, kazandıkları anılar ve bilgilerden derlenerek oluşan olumlu ya da olumsuz tepkilerin bireyi farklı süreçlere yönlendirdiği denencesinin esas alındığı bu çalışmanın da önemi bu noktadan gelmektedir.
Bu bağlamda bu araştırma, yeni neslin bir göstergesi olan üniversite öğrencilerinin boş zaman kavramına ilişkin algılarını, davranışlarını ve boş zaman ortamında kalma eğilimlerini (oluşturdukları tutumları) anlamada, üniversite öğrencilerini daha iyi değerlendirmede yardımcı olacaktır.
1.5. Sayıltılar
Katılımcıların uygulanan ölçeklerde yer alan maddelere içtenlikle cevap verdikleri varsayılmıştır.
1.6. Sınırlılıklar
Bu çalışma 18 – 25 yaş arasında olan, Ankara ilinde bulunan devlet üniversitelerinde öğrenim gören öğrenciler ile sınırlandırılmıştır.
9 1.7. Tanımlar
Boş Zaman Tutumu; Boş zaman algısı ve boş zaman aktiviteleri kapsamında düşünceleri, duyguları ve davranışları tecrübe, duygu, anı ve bilgileri oluşturan olumlu ya da olumsuz oluşan tepkiler ya da eğilimler (Teaff ve diğ., 1975’ten aktaran Akgül, 2011) olarak tanımlanmaktadır.
Boş Zamanda Sıkılma Algısı; Mevcut boş zaman deneyimlerine yönelik düşük uyarılma düzeyi, güdülenmeme ya da genel çerçevede bütün bu düzeylerin birey için yeterli gelmediğinin kişisel olarak algılanması (Iso-Ahola ve Weissinger, 1990).
10
2. GENEL BİLGİLER
2.1. Zaman
Zaman kavramının varoluşla ilgili temel bir unsur olması ve din, felsefe, bilim ve sanat dallarınca tarih boyunca tartışılmış olmasına rağmen, yine de bu kavramın muğlaklığının tam manasıyla giderilemediği söylenebilir. Bu durumun, yüzyıllar önce dahi Saint Augustine tarafından zaman kavramının ne olduğu, nasıl tanımlanabileceği gibi sorularla açıklanmaya çalışıldığı kaynaklarda belirtilmektedir (Akoğuz Yazıcı, 2016).
Zaman kavramının açıklanamayan birçok yönünün yan sıra, Jensen’in uygarlaşmanın en temel belirleyici unsuru olarak bireylerin zamanı kullanma yetenekleri olduğu görüşü dikkat çekmektedir. Karaküçük’e göre de (2005) vakti iyi değerlendirmek, bireyin kendisine, çalışma ve yaşamına, dinlenme ve eğlenmesine, biyolojik ve fizyolojik zaruretlerin sağlanmasına ayırdığı zaman birimleri içerisinde dengeyi iyi kurabilmesine bağlıdır. Bu noktadan hareketle zaman kullanımı ve içeriği konuları çöze çarpmaktadır.
Köktaş (2010) zaman kullanımı konusunda bilinç sahibi olan ülkelerin aynı zamanda gelişmiş olduğunu belirtmektedir. Bu durumun gelişmiş ve gelişmemiş ülkeler arasındaki farkın ve niteliklerin ortaya konmasında önemli bir nokta olduğu da vurgulanmakla beraber, bireyin kendisine, iş ve sosyal hayatına, dinlenme ve eğlenmesine, biyolojik ve fizyolojik gereksinimlerini karşılamasına ayırdığı vakit arasındaki dengenin de altı çizilmektedir. Bununla beraber, zamanı bu denge içerisinde yaşayan bireylerin nerede, zaman ve nasıl soruları ile bireylerin kendilerini hazır ve verimli şekle getirecekleri de söylenebilir (Tolukan, 2010). Bu çerçevede bireylerin boş zaman kavramını nasıl adlandırdığı ve şekillendirdiği konuları önem arz etmektedir.
11 2.2. Boş Zaman
2.2.1. Kavram ve Tanımlar
İlgili alanyazın incelendiğinde boş zaman kavramına ilişkin çok fazla tanıma rastlamak mümkündür. Tem olarak, İngilizce karşılığı “leisure” olan ve özgür olmak anlamını taşıyan kavramın, Latince “licere” işten özgür olmak anlamına geldiği görülmektedir. Bunun yanı sıra, Yunanca “schole”, Fransızca “loisir” kısaca özgür olma kelimelerinden türetildiği birçok kaynakta belirtilmektedir (Kılbaş-Köktaş, 2001, s. 23).
Boş zaman, çalışmak için ayrılan zaman ya da çalışmayı destekleyici, seyahat, eğitim, toplantı gibi çalışma ile ilgili aktiviteler için harcanan zamandan arta kalan zaman olarak ele alınmaktadır (McLean and Hurd, 2012, s.20).
Çalışmanın yanı sıra yaşamı devam ettirmek için gerekli olan uyku, beslenme, kişisel bakım ve sorumluluklardan geriye kalan zaman dilimidir (Bull, Hoose ve Weed, 2003, s. 32).
Boş zaman insanın işinden; toplantı, seyahat, eğitim gibi işle alakalı uğraşlarından; yaşaması için gerekli olan uyku ve beslenme gibi fizyolojik ihtiyaçlarından; temizlik, makyaj yapma, duş alma gibi kişisel bakıma yönelik iş dışı aktivitelerinden; çimlerin biçilmesi, aile bireyleri ile ilgilenme gibi kişisel sorumluluklarından arta kalan zaman dilimidir (Munusturlar, 2016, s. 7).
Boş zaman, kişinin kendisi için ayırdığı bu zamanda dinlenmesi ve rahatlamasının yanında bilgilerinin arttırılması ve genişletilmesi, yaratıcılık ve beceri gelişimi ve artırılması olarak tanımlanmaktadır (Smale, 2010, s. 17).
2.2.2. Boş Zamanın Temel Fonksiyonları
Kara (2015) boş zamanın, sosyal faktörler, kültürel yapı, ekonomik faktörler, aile yapısı, meslek, gelir düzeyi, yerleşim yeri, yaş ve cinsiyet gibi pek çok faktöre bağlı olarak değişen üç temel fonksiyonu olduğunu belirtmektedir.
12
Dinlenme Fonksiyonu: Bu fonksiyon, boş zamanın bireylere dinlenebilmeleri, enerjilerini ve fiziksel güçlerini toplayabilmeleri, stresi ve hayatlarındaki olumsuzluklardan kurtulabilmeleri için olanlara çeşitli aktivitelerle fırsat sunabilmeyi ifade etmektedir (Akyüz, 2015).
Eğlenme Fonksiyonu: Kişilerde can sıkıntısını yok eden, sağlığa, duygusal yaşama, fiziksel ve psikolojik ruh haline sağladığı katkılar ile ister aktif ister pasif olsun (günlük ihtiyaçların gerektirmediği) bazı aktivite tiplerine katılma fırsatı sağlar (Walker ve Wang, 2009). Bu bağlada bireyde dinlenme işlevini yaratmaktadır.
Gelişim Fonksiyonu: Yerinde ve değeri çerçevesinde kullanıldığı takdirde boş zaman kavramı, dinlenme, eğlenme, kendini yetiştirme, geliştirme gibi birçok önemli özellik kazandırabilmektedir. Bireyin toplumsallaşması, görüşlerini ve vizyonu geliştirmesi, özgürlüğünü yayabilmesi ve kendini bulabilmesi açısından büyük önem arz etmektedir (Karaküçük ve Ekenci, 1995).
2.3. Rekreasyon
Boş zaman ve rekreasyon kavramlarının genel olarak birbiri ile benzer şekilde ve eşanlamlı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Oysaki boş zaman kavramı bir “zaman”
dilimi içerisinde yer alırken, rekreasyon bir “aktivite” olarak tanımlanır. Bu bağlamda, sıradan bir aktivitenin rekreasyon olarak adlandırılabilmesi için birçok koşul vardır. Örneğin; aktivitenin "boş zaman" süreci içinde gerçekleşiyor olması, düşünsel veya fiziksel bir hareket olması ve kişinin gönüllülük esasına dayanması gerekmektedir (Kara, 2015).
Rekreasyon kavramı, kişinin yenilenmesi, yeniden yaratılması veya yeniden yapılanması anlamlarını taşıyan Latince “recreatio” kelimesinden türemiştir. Türkçe karşılığı yaygın bir şekilde “boş zamanları değerlendirme faaliyetleri” olarak kullanılmaktadır (Ozankaya, 1980, s. 27). Rekreasyon; bireyin, yoğun çalışma yükü, monoton yaşam stili veya olumsuz çevresel etmenlerden tehlike yaşayan veya olumsuz şekilde etkilenen bedensel ve ruhsal sağlını elde etmek, bedeni ve ruhu korumak veya devam ettirmek aynı zamanda haz almak ve mutlu olmak amacıyla,
13
kişisel tatmin sağlayacak, tamamen çalışma ve zorunlu ihtiyaçlar için ayrılan zaman dışında kalan bağımsız ve bağlantısız boş zaman içinde, açık veya kapalı alanlarda, doğal veya düzenlenmiş bölgelerde, “ekolojik” temelli faaliyetlerdir (Karaküçük ve Akgül, 2016, s. 46).
Rekreasyon, insanların boş zamanlarında gerçekleştirilen, tembellik ya da sürekli dinlenme karşıtı olarak, fiziksel, zihinsel, sosyal ya da duygusal katılım ile gerçekleşen en az bir aktiviteyi içeren, aktivitelerin seçimi ve katılımı gönüllü olan, zorunluluktan ve mecburiyetten uzak, içinde çok sayıda aktivite barındıran faaliyetler olarak tanımlamaktadır (Munusturlar, 2016, s. 21).
2.3.1. Rekreasyon İhtiyacı
İhtiyaç kavramı psikolojide, insanın gelişimi ve çevresiyle bir ilişki kurabilmesi için gereken önemli koşulların eksikliği olarak tanımlanmaktadır (aktaran Sarol, 2013).
Amerikalı araştırmacı Maslow, 1954 yılında yaptığı klinik araştırmalara dayanarak bireylerin ihtiyaçlarının (ya da güdülerinin) piramit şeklinde bir hiyerarşik düzende olduklarını saptamıştır Maslow’un bu sınıflandırmada temel aldığı iki sayıltısından biri, birey davranışlarının temelinde ihtiyaçlar olduğu bu bağlamda ikinci sayıltısı da bazı ihtiyaçların tatmininin diğerlerinden daha önemli olmasıdır. Maslow’a göre, insanlar önemli ve şiddetli olan bu ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra diğer ihtiyaçlarını karşılama yoluna gitmektedirler ve “bireylerin davranışını anlayabilmek için onların ihtiyaçlarının neler olduğunu bilmek gerekir”. Maslow’a göre insanların davranışlarının temeli olan ihtiyaçlar beş basamakta ele alınabilir ve bunlar sırasıyla şöyledir: Fizyolojik, güvenlik, sosyal, saygı görme ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçlarıdır (aktaran Kara, 2015).
-Fizyolojik İhtiyaçlar: Bireyin yaşamını devam ettirecek eylemler olarak tanımlanmaktadır. Su, yiyecek, uyuma ve benzeri gereksinimlerin tatmin edilmesiyle ilgilidir (Karaküçük, 1995, s. 75).
-Güvenlik İhtiyaçları: Bunlar insanı kendisini güvenlik içerisinde hissetmesi için gereken gereksinimler olarak tanımlanmaktadır (Kılbaş, 2001).
14
-Sosyal İhtiyaçlar: Bireyin aidiyet, diğerleri ile bir arada olmak, başkaları tarafından tarafından kabul görmek, onlarla arkadaş olmak ve kabul edilmek etkilemek gibi ihtiyaçlarını kapsamaktadır (Karaküçük, 1995, s. 45).
-Saygı Görme İhtiyacı: Bireyin hem kendi kendine, hem de diğer bireylere karşı önemli görünme ihtiyacını kapsayan saygı görmek ihtiyacı, bireyin kendine güven duygusunu sağlamaya ve her yönüyle hakkedilen bir prestij elde etme çabasını ifade etmektedir (Karaküçük ve Gürbüz, 2007, s. 45).
-Kendini Gerçekleştirme İhtiyacı: Kişinin kendi potansiyelinin algısını yaşaması ve farkında olması, mevcut işleri tek başına yapabilmesi ve başarıya ulaşması ve yaratıcı olabilmesi için kendini sürekli olarak geliştirme arzusunda olmasını kapsamaktadır (Karaküçük ve Gürbüz, 2007, s. 45).
2.3.2. Rekreasyona Duyulan İhtiyacın Nedenleri
Rekreasyonel faaliyetlere duyulan ihtiyaç, bu faaliyetlerin sağladığı kişisel ve toplumsal yönlerinden ileri gelmektedir. Bu katkılar, kişisel ve toplumsal yönden faydalar başlığı altında incelenecektir.
Kişisel Yönden Rekreasyona Duyulan İhtiyacın Nedenleri:
-Fiziksel sağlık gelişimi yaratır: Fiziksel gelişim için anahtar kelime
“hareketliliktir”. İnsan doğası, yaratılışı hareket etmek üzerinedir ve sağlıklı kalabilmek ve nitelikli bir yaşam sürebilmek için hareket etmek zorunludur (Karaküçük ve Akgül, 2016). Bireyin sağlıklı kalabilmesinin ve dinamikliğinin, hareketliliğe bağlı olması sebebiyle, sportif etkinliklere katılım tüm bireylerin sağlıklı yaşayabilmeleri için zorunludur (Yetim, 2010).
-Ruh sağlığı kazandırır: Rekreatif faaliyetler, bireylerin çalışma hayatı, okul ve ev sorumluluklarından ve monotonluklarından rekreatif faaliyetler yoluyla uzaklaştığı, rahatlatan ve bunalımlı anlardan kaçmasını sağlayan bir imkan sağlar.
Özgürlük duygusunu yaşamasına imkan verir (Karaküçük ve Akgül, 2016).
15
-İnsanı sosyalleştirir: Grup olarak gerçekleştirilen rekreasyonel aktiviteler, bireylerin sosyalleşmesinde ve toplumsal gelişiminde büyük rol oynar (Karaküçük ve Akgül, 2016).
-Kişisel beceri ve yeteneğin gelişmesini sağlar: Denemek ve tecrübe etmek kişilerin kendilerini keşfetmesi veya ne tür yeteneklere sahip olduğunu anlamasının en kolay ve önemli yoludur. Kişi, rekreasyonel amaçla yaptığı faaliyette, bu faaliyet için yeteneğinin ortaya çıkmasını sağlayabilir, faaliyette olan yetenekli diğer kişilerle kültürel ve toplumsal ilişkiler kurarak bu yönünü geliştirir (Karaküçük ve Akgül, 2016).
-Heyecan ve macera ihtiyacını giderir: İnsan kalıtsal olarak veya doğuştan heyecan, mücadele ve macera arayışı içindedir. Pek çok insan için cesaret ve risk içeren ekorekreasyonel aktiviteler, bireyin kendisini keşfetmesi, benliğini geliştirmesi gibi özelliklerin olumlu gelişmesine katkı vermektedir (Karaküçük ve Akgül, 2016). Himalaya dağlarına tırmanan, uzayı keşfeden insanların çabaları bu ihtiyaca dayanan örneklerdir. Fotoğrafçılık, tırmanma, kampçılık ve yelkenli deniz seyahati macera ve yeni deneyimler isteğine yol açan etkinliklerdir (Tezcan, 1994, s.
28).
-Eğitimsel açıdan yarar sağlar: Ekorekreasyonel aktiviteler bireylerin doğayla iç içeliğini ifade eder. İnsanların ekolojik sistemlere ve işleyişine olan
“korumacı” ilgisi, onların ekorekreasyonel ihtiyaçlarını teşvik eder. Nitekim ekorekreasyonelist bilinçli bir çevre aktivistidir. Ekorekreasyona, okullarda uygulanan formel programların tamamlayıcısı olarak gereksinim duyulur (Karaküçük ve Akgül, 2016).
-Yaratıcı ve hayal gücü geliştirir: Bireyin her yaş dönemindeki yaratıcılık gücünün ortaya çıkarılmasına ve bu gücün geliştirilmesine rekreasyonel faaliyetler yardım ve hizmet eder (Karaküçük, 1995, s. 82).
-Çalışma başarısı ve iş verimini arttırır: Rekreatif faaliyetler sayesinden ağır iş kollarında görev yapan kişilerin dahi bedensel faaliyetler yoluyla yapılabilen bir aktivite sayesinde morallerini ve verimleri yükseltebildikleri bilinmektedir (Karaküçük, 1995, s. 83).
16
-İnsanı mutlu eder: bireylerin mutluluğunu sağlamak rekreasonel faaliyetlerin temel amacıdır. Birey, rekreatif etkinlikler içinde, günlük monoton yaşamına renk katmakta ve hayatını zenginleştirerek mutluluğa ulaşabilmektedir (Karaküçük ve Akgül, 2016).
-Duygusal gereksinimi giderir: Bireyleri, rekreasyonel aktivitelere motive eden birçok faktör içinde, en önemlisi olarak duygusal tatmin işaret edilebilmektedir.
Duygusal tatmin, bazen zaman rekreatif etkinliklere aktif katılma yoluyla, bazen aktivite içinde eğlenerek veya rahatlama yaşayarak giderilebilir (Karaküçük ve Gürbüz, 2007).
-Yaşam kalitesini arttırır: Bireyin iş, eğitim, aile ve sosyal yaşamındaki başarı veya uyumu, ruhsal ve bedensel sağlığı ile direk ilişkilidir. Nitelikli sürdürülecek bir yaşamın, öncelikle çalışma ve çalışma dışı zamanın dengeli kullanılması, beslenme ve boş zaman davranışlarının özgürce aktif etkinliklerden seçilip uygulanabilir olmasıyla mümkün olabileceği söylenebilir (Karaküçük ve Akgül, 2016).
Toplumsal ve Sosyal Yönden Rekreasyona Duyulan İhtiyacın Nedenleri:
-Rekreasyon toplumsal dayanışma ve bütünleşmeyi sağlar: Rekreasyonel etkinlikler, gruplar (etnisite, dil, din-mezhep, sosyal konum, eğitim, kültür ve ekonomik) arasında çatışma kaosunun minimuma indirgenmesinde önemli rol oynamaktadır. Bu bağlamda, rekreasyonel aktiviteler içinde, bütün farklılıkların ortadan kalktığı ve önemsiz hale geldiği görülür. Toplumun her kesiminden bireyin bir araya gelerek ortak deneyimlerde bulunduğu, birbirlerini tanıdıkları ve dostluklar kurdukları bir platformdur (Karaküçük ve Akgül, 2016; Kılbaş, 2001).
-Rekreasyon demokratik toplumun yaratılmasına imkân sağlar: Bireylerin toplumsal ilişkilerinin şekillenmesinde rekreasyonel aktiviteler önemli bir rol oynamaktadır. İyi bir vatandaş olabilmenin temellerinin atılmasından davranışların kontrol edilmesine kadar birçok konuda rekreasyonel aktivitelerin ve deneyimlerin öneminden söz edilebilmektedir (Karaküçük, 1995, s. 86).
17
Ekonomik Yönden Rekreasyona Duyulan İhtiyacın Nedenleri:
Boş zamanların bir kısmında çok tercih edilen atipik aktivitelerin de bulunduğu dikkate alındığında ortaya “boş zaman endüstrisi” çıkmaktadır. Boş zaman endüstrisi, genel olarak her türlü eğlence, turizm, spor, sanat, oyun ve benzer aktiviteler ile bu aktiviteleri yaşama geçirebilecek her türlü yatırım işletmeciliğini kapsar ve rekreasyona bu açıdan bakıldığında büyük bir ekonomik potansiyele sahip olduğu görülmektedir (Karaküçük ve Akgül, 2016). Örneğin seyahatler, eğlence için yapılan harcamalar gelir elde etme ve edilen gelirin harcanması için birer amaç olmaktadır. Boş zaman değerlendirme araçları, uluslararası ekonomi de bile alım satıma konu olmuştur. Bu konudaki iş yatırımlarını özel ve kamu kuruluşları yapmaktadır. Özelikle kamu girişimciliği, halka rekreasyon etkinlikleri sağlamak, örgütlemek ve program yapmak gibi alanların üstünde durmaktadır. Özel girişimcilik ise, çeşitli eğlence olanaklarının sağlanması yönünden ticari amaçlıdır. Filmler, TV, çeşitli yayınlar, eğlence araçları ve yerleri özel girişimcilik alanından verilebilecek örneklerdendir (Tezcan, 1994, s. 42).
Rekreasyona Çevresel Etkilerden Dolayı Duyulan İhtiyacın Nedenleri:
Şehir yaşamının, bireyi doğadan ve doğal ortamlardan uzaklaştırdığı bilinen bir gerçektir. Şehir ortamlarının gürültüsü, kişiye verdiği yorgunluk ve çevre kirliliği insanları günbegün daha fazla etkilemektedir. İnsanlar kent içindeki açık veya kapalı mekanlarda olan rekreatif etkinliklere ya da doğrudan şehir dışındaki doğal ortamlara sürüklenmektedir (Karaküçük, 1995 s. 93).
Ekorekreasyonel aktiviteler, çalışma ve kentsel yaşam sıkıcılığının ilacıdır.
Doğayla beraber olmak, doğa kaynaklı aktivitelere katılmak uzun zamandır insanlar için şiddeti her geçen gün artan vazgeçilmez bir ihtiyaç olmuştur (Karaküçük ve Akgül, 2016).
Sosyal Sınıflara Göre Rekreasyon İhtiyacı:
Üst sosyal sınıflar; bu grubun iş ve boş zaman ilişkisi daha geçirgendir. Ait oldukları sınıfa uygun tenis, golf, atıcılık, yatçılık, koleksiyonculuk gibi aktiviteleri, özel kulüpler veya özel merkezler aracılığı ile gerçekleştirirler.
18
Orta sosyal sınıf; beyaz yakalı çalışanlar ile geniş bir kesimi kapsayan genellikle çok yeterli olmasa da düzenli bir vardır ve eğitim düzeyi yüksektir. Bu özellikleri boş zaman davranışlarını etkiler, rekreasyon etkinlik gruplarının tamamında aktif olabilirler. Rekreasyona yönelik ihtiyaçlarının temelini dinlenme, eğlenme ve kişisel gelişim amaçları oluşturur.
Alt sosyal gruplarda ise; az ya da hiç harcama gerektirmeyen tv izleme, gezinti ve benzeri gibi, boş zaman aktiviteleri ile güreş, tekvando, boks gibi aktivitelere yönelim artar. Bu grupların barınma sağlıksız ve konforsuz yaşam standartları boş zaman yaşamlarını ciddi derecede etkiler. İşsizlikten kaynaklanan
“istenmeyen boş zamanda” bu grubun boş zaman davranışlarının suç ve şiddette savrulmasına neden olur (Karaküçük ve Akgül, 2016).
2.3.3. Rekreasyona Katılımın Faydaları
Rekreasyona katılımda temel amaç birey için herhangi bir faydanın elde edilmesidir.
Katılım sonucu elde edilen olumlu değişimler rekreasyonun değerleridir. Rekreasyon şu değişkenlerde fayda sağlar: Fiziksel, psikolojik ve duygusal sağlık, bilgi ve kişilik gelişimi, toplumsal uyum, estetik, manevi değerler ve macera (Tekin, Tekin ve Çalışır, 2017).
Fiziksel sağlık: Rekreasyondan elde edilen bu fayda rekreasyonun içeriğine bağlıdır. Rekreasyonun en gözle görülür katkısı fiziksel sağlığa yaptığı katkıdır (Tekin, Tekin ve Çalışır, 2017).
-Kalp dolaşım sistemi
-Yüksek tansiyonu düşürme ve dengeleme -Obezite ve beden yağ oranında azaltma -Kas dayanıklılığını arttırma
-Alkol ve sigara tüketimini azaltma
-Kemik kuvvetini ve dayanıklılığını arttırma
19 -Bağışıklık sistemini güçlendirme -Solunum sistemini güçlendirme
-Yaşam süresini uzatma gibi etkileri vardır (Munusturlar, 2016, s. 15).
Zihinsel (Mental) ve Duygusal Sağlık: Zararlı duyguların boşaltılmasına ve duygusal engellerden kurtulamaya olanak sağlayan rekreasyon faaliyetleri, stabilizasyon ve kaçış ortamı sağladığı için zihinsel ve psikolojik sağlığa da önemi bir katkıda bulunur (Tekin, Tekin ve Çalışır, 2017). Zihinsel sağlık; iyi olma hissi, stres yönetimi, depresyondan uzak durma becerisi, öfke kontrolü, umutsuzluktan uzak olma ve olumlu duygulara sahip olmayı kapsamaktadır.
Kişisel gelişim ve insan gelişimi; özgüven duygusu, bilişsel gelişim, akademik performans, kontrol hissi, özerklik ve karar verme duygusu, liderlik, problem çözme becerisi, farkındalık gibi alanlarda gelişimi ifade etmektedir (Munusturlar, 2016, s. 15).
Bilgi Gelişimi: Doğasında eğitim olan rekreasyon ortamları “yaparak öğrenme” açısından birçok olanak sağlar. Öğrenme süreci, doğrudan deneme yoluyla daha çabuk başlar, hızlı devam eder ve daha kısa sürede tanımlanır (Tekin, Tekin ve Çalışır, 2017).
Karakter Gelişimi (Kişilik): Rekreasyon; özgürlük duygusu gelişimi, başarma hissi, rekabet, empati kurma, rakibe saygı gösterme, değer yargısı, tevazu, hoşgörü, yaratıcı düşünme, doğanın değerini anlama, yaşamın değerini anlama gibi alanları kapsamaktadır (Munusturlar, 2016, s.15). Birey, rekreasyon ortamlarında sorumluluk üstlenmeyi ve bu sorumlulukların gereğini yapmayı öğrenir. Bu sorumluluklar bireye sonraki günlük yaşantısında kullanılabileceği birçok beceriyi öğretir (Tekin, Tekin ve Çalışır, 2017).
Sosyal Uyum: Rekreasyon türleri grupsal nitelikte olduğu için bireylerin beraber olma, arkadaşlık içinde olma, toplumsal birliktelik ve iş birliği yapmaya yönelik ihtiyaçlarını karşılamaya yardımcı olur (Tezcan, 1994, s. 28).
20
Estetik ve Maneviyat: Kişi için rekreasyonun en yüksek değerlerinden biri olarak içsel kaynakların gelişimi kapsamında, ortaya çıkan mutluluk duygusunun, boş zamanı daha yaratıcı olarak kullanma olanağı ve imkanı sağladığı söylenebilir.
Birey; güzeli, doğruyu ve estetik olanı arayış içine girer. Tüm bu değerler boş zaman içinde yer almaktadır (Tekin, Tekin ve Çalışır, 2017).
Macera: Teknolojik gelişmeler yaşam kalitesini yükseltmiştir. Fiziksel çevremizde güvenlik unsuru mükemmel duruma gelmiş ve tehlike azalmıştır. Fakat daha farklı ve heyecan verenin peşinde olan kişiler, sürekli arayış içinde olmaları sebebiyle macera duygusunu da rekreasyon kavramı içinde bulabilmektedirler (Tekin, Tekin ve Çalışır, 2017).
2.4. Tutum
2.4.1. Tanımlar
Tutum, farklı bilim dalları içinde farklı anlamlarda kullanılan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal psikolojinin temel konularından biri haline gelmiş, sosyal algıları ve davranışları etkileyen tutumlar farklı kuramsal yaklaşımlardan hareket eden bilim insanları tarafından değişik şekillerde anlamlandırılmaya çalışılmıştır (Kırel, 2011).
Sosyal psikolojinin teorisi ve problem alanlarını inceledikleri klasik yapıtlarında Krech ve Crutchfield (1948, s. 152) literatürde sık alıntılanan daha spesifik bir tanım geliştirmiş ve tutumu, bireyin kendi iç dünyasının bazı yönlerine ilişkin güdüsel, duygusal, algısal ve bilişsel süreçlerin kalıcı bir organizasyonu olarak tanımlamışlardır. Katz ve Stotland (1959, s. 428) ise tutumu “bireyin bir nesneyi veya o nesnenin sembolünü, hoşlanma-hoşlanmama ya da iyilik-kötülük boyutları çerçevesinde bilişsel ve duyuşsal unsurlar içeren değerlendirme eğilimi veya yatkınlığı” olarak açıklamaktadır.
Cüceloğlu (2005) tutumu; bir kişi, bir nesne ya da herhangi bir olay hakkında organize olmuş uzun süreli inanç ve duygu durumu olarak tanımlarken, Smith’in, birçok sosyal psikolog tarafından kabul edilebilecek, “bir bireye atfedilen ve onun psikolojik bir obje ile ilgili düşünce, duygu ve davranışlarını düzenli bir biçimde
21
oluşturan bir eğilimdir.” şeklindeki tutum tanımını çözümlemeye çalışan Kağıtçıbaşı (1988, s. 84, 85), “bir tutumun meydana getirdiği sadece bir davranış eğilimi ya da sadece bir duygu değil, düşünce-duygu-davranış eğilimi bütünleşmesidir.” kaydını düşmüştür.
Değişik yaklaşımlar ve bakış açılarından hareketle İnceoğlu (1993, s.15) da tutum kavramına, “bireyin kendine ya da çevresindeki herhangi bir toplumsal konu, obje ya da olaya karşı deneyim, motivasyon ve bilgilerine dayanarak örgütlediği bilişsel, duygusal ve davranışsal bir tepki öneğilimidir.” şeklinde toparlayıcı bir tanımlama getirmiştir.
Tutum, bireylerin diğer bireylere, olaylara, objelere karşı geliştirdikleri duygu, düşünce, davranış ve tavır alış biçimleridir. Oluşturdukları tutum sonucunda bireyler davranışlara yönelirler. Örneğin yolda kaza geçirmiş birini gördüğümüzde her bireyin bu olaya karşı geliştirdikleri farklı davranış biçimleri vardır. Kimi yardım etmeye gider, kimi sadece bakar, kimi de hiçbir şey olmamış gibi uzaklaşıp gider.
Aynı olaya bireyler farklı farklı tutum geliştirirler. Tutumlar gözlenemezler ama insanların davranışları değerlendirilerek, onların tutumlarının nasıl olduğu veya ne tür bir nitelik taşıdığı anlaşılabilir (Kırel, 2011, s. 73).
2.4.2. Tutumun Öğeleri
Tutum, bireylerde düşüncelerin, duyguların ve davranışların eğilimlerini birbirleriyle uyumlu kılarak etkiler. Tutumlarda genellikle birbirleriyle uyum halinde bulunan bu üç faktör tutumların öğeleri olarak adlandırılmaktadır (Kağıtçıbaşı, 1988, s. 86). Bu varsayıma göre, kişinin bir konu çerçevesinde bildikleri (zihinsel öğe,) o konuya nasıl bir duyguyla yaklaşacağını (olumlu, olumsuz, nötr) ve o konuya karşı nasıl bir tavır ortaya koyacağını (davranışsal öğe) belirmektedir (İnceoğlu, 1993). Bu öğeler, bir tutumun varlığını kendi içinde tutarlılığı olan bir model haline sokabilmektedir (Kağıtçıbaşı, 1988).
Bilişsel (Zihinsel) Öğe: Tutumun zihinsel öğesi, kişinin çoğunlukla çevresindeki uyarıcılara karşı yaşadığı deneyimlerden oluşan bilgi birikimine dayanır. Tutumun konusu olan nesne, bir birey ya da bir durumla ilgili bu bilgiler de
22
çoğu zaman kişinin, o nesne, birey ya da durumla ilgili olarak yaşadığı tecrübeler aracılığıyla sağlanmaktadır. Kişinin önce bu tip bir uyarıcının ya da uyarıcı grubunun var olduğunu doğrudan (yüz yüze ya da birebir ilişki sonucu) ya da dolaylı olarak (aracılı) öğrenmesi gerekir. Birey varlığını bilmediği bir duruma karşı tutum oluşturamaz (İnceoğlu, 1993).
Duyuşsal (Duygusal) Öğe: Duyuşsal öğede tutum, bireyi bir nesne ile karşılaştırıldığında olumlu-olumsuz tarzda cevap vermeye hazırlayan bir his durumundadır (Anderson, 1988). Çevreyle alakalı bilgi, duyum ve deneyimlerin sınıflandırılmasının yanında, bu sınıflandırmaların olumlu, olumsuz olaylarla, arzulanan ya da arzulanmayan amaçlarla ilişkilendirilmesi tutumun duygusal öğesini ifade etmektedir. Kişinin herhangi bir tutum konusundaki olumlu ya da olumsuz duygular içinde olması geçmiş tecrübeleriyle alakalı bir durumdur. Eğer herhangi bir uyarıcıya karşı bireyde olumlu ya da olumsuz duygular oluşmuşsa, bu demektir ki, bireyin bu uyarıcılarla daha önce bir ilişkisi olmuş ve o ilişki, dolayısıyla da tecrübeler sonucunda bunları kabullenmiş ya da reddetmiştir. Kişi ne zaman bu uyarıları hatırlasa olumluluk ya da olumsuzluk içinde olacaktır. Bu yüzden söz konusu uyarıların hatırlanması o tutum konusuna yönelik tepkilerin de aynı şekilde olumlu ya da olumsuz olmasına neden olacaktır (İnceoğlu, 1993).
Davranışsal Öğe: Davranışsal öğe, bireyin belirli bir uyarıcı grubundaki tutum objesine ilişkin davranış eğilimini yansıtır. Söz konusu davranış eğilimleri sözler ya da diğer hareketlerden gözlenebilir (Tavşancıl, 2010).
2.4.3. Tutumun İşlevleri
Tutuma işlevsel yaklaşım, ilk olarak Smith, Bruner ve White (1956) tarafından ortaya atılan “Kişinin tutumları ne işe yarar?” sorusuyla belirlenmiştir. Yaklaşıma göre, birey bir tutumu belirli bir nedenle geliştirir, kısaca tutum kişinin ihtiyacını karşılar. Bu bağlamda, bu ihtiyaç ortadan kalkarsa, tutuma da gerek kalmaz ya da yeni bir ihtiyaç söz konusu olursa, tutumda da aynı doğrultuda bir değişme görülür (aktaran Kağıtçıbaşı, 1988, s. 154, 156).
23
Tutum değişimi hakkında işlevsel (fonksiyonel) yaklaşımlar, tutumların kişilerin birtakım amaçlarına hizmet ettiklerini, diğer bir deyişle, kişilerin birtakım gereksinmelerini gidermesine aracı olduklarını belirtmektedir. Katz ve Stotland’ın bu açıdan tutumlara bakış açısı sağlayan kuramı, tutumların fonksiyonlarının bilinmesinin, tutumların değişimi için kullanılacak proseslerin saptanmasında yardımcı olabileceği vurgusunu yapmaktadır. Bu durumda tutumların arkasındaki motivasyonel süreçler değiştikçe tutumların değişiminin koşulları ve teknikleri de doğal olarak farklılaşmaktadır. Katz ve Stotland özgül tutum değişimi koşullarını belirlemeye çalışarak buradan hareketle tutumların, “Araçsal (uyumsal-yarar) işlev”,
“Ego-savunmacı işlev”, “Değer ifade edici işlev” ve “Bilgilendirme işlevi” olarak adlandırılan dört işlevi olduğunu ileri sürerler (aktaran İnceoğlu, 2010, s. 26):
Araçsal İşlev: Bireyin en fazla ödül ve en az ceza beklentisi varsayımına dayanan araçsal işlev, bireyin ödüllendirici ya da ödül içeren durumlara, nesnelere veya kişilere karşı olumlu, cezalandırıcı ya da ceza içerenlere -yasal veya sosyal- karşı ise olumsuz tutum ortaya koymasıdır. Bir işlevi yerine getiren tutumlar, bireyi amaçlarına ulaşmada araç olacak durumlara yöneltir (yaklaşma), engelleyici olanlardan ise kaçınmasını (sakınma) sağlar (İnceoğlu, 1993, s. 26).
Bu araçsallık, bireyin ya geçmişe dönük yaşam deneyimlerine dayanır ya da geleceğe dönük amaçlarına ulaşmada araç olarak işlev görür. Bu durumlar, nesneler ya da kişiler birey tarafından bir gereksinimi gidermede ne kadar anlamlı, önemli başka bir deyişle işlevsel görülüyorsa, ona ilişkin olarak geliştirilen tutum da o oranda olumlu olacaktır. Tutumun yararlılığı, amaca ulaşmada araçsallığın daha çok toplumsal uyumu sağlayıcı bir işlevi olması nedeniyledir. Bireyin çevresinde çok çeşitli ve karmaşık toplumsal uyarıcılar vardır; bu nedenle birey çevresine uyumunu kolaylaştıracak biçimde tutum pekiştirir, geliştirir veya değiştirir. Araçsal nitelikteki tutumlar daha kolay değişebilir. Bireyin daha önceki araçsal tepkilerinin, geçerliliğini yitirdiği durumlarda, uyma davranışı (adaptation) ortaya çıkar ve birey, tutumlarını, yeni durumlar sonucu oluşan gerçeklere uygun biçimde değiştirir ya da onları daha nötr bir nitelikle ortaya koymayı tercih edebilir (İnceoğlu, 2010, s. 34).
Ego-savunmacı işlev: Ego savunmada işlev, bireyin tanımak ya da bilmek istemediği öz-algılamalarından kendini koruma isteğidir. Yani birey kendisine ilişkin
24
kabul etmediği gerçekleri reddederek, egosuna güvenini korumaya çalışır. Freud’un bilinçaltı savunma mekanizmalarında olduğu gibi, birey belirli nesnelere, durumlara ya da kişilere karşı tutumlar geliştirerek öz benliğini sarsıcı duygulardan arınır. Birey doğal olarak benliğini koruyucu nitelikteki tutumlar geliştirmeye çalışır. Freud’un kişilik yapısı kuramına göre; birey kendisi ile ilgili her türlü gerçeği, inancı ve bilincini dış dünyanın katı ve yıpratıcı gerçekleri ile karşı karşıya getirerek çatışmaktan kaçınır ve sürekli bir ego savunma mekanizması geliştirir. Ego savunma mekanizması kendini iki biçimde açığa vurur. Birincisi var olan sorunu yadsıma ve hiç yokmuş gibi davranma eğilimidir. Bu tür bir savunma mekanizması bireyin psikolojik yapısı bakımından tehlikeli sonuçlar yaratabilir. Şöyle ki birey, varlığından emin olduğu, çok yakınındaki bir durumdan sürekli kaçınmaya, onu yadsımaya çalışarak bir bakıma kendisini baskılamış olur. Ki bu da uzun vadede bireyde psikolojik anlamda birtakım rahatsızlıklar oluşmasına yol açabilir. Sıkça karşılaşılan depresif ve agresif kişilik özelliklerinin temelinde çoğu zaman bu tür baskılamaların yattığı bilinmektedir (İnceoğlu, 2010, s. 35).
Bu işleve sahip bir tutum, kişinin bilinçaltı bazı sorunlarını çözümleme gereksinmesini karşılar. Kişi, kendi egosunu (benliğini) kendi gözünde yükseltmek için kendinde kabullenemeyeceği olumsuz özellikleri başkalarına atfeder. Bu tür bilinçaltı ve duygusal gereksinmelere cevap veren tutumların mantığa dayanan, tutum objesi hakkında bilgi sağlayan iletişime kapalı olacağını, bu çeşit etkileyici iletişimle kolay kolay değişmeyeceğini ileri süren Kağıtçıbaşı ve Cemalcılar (2014, s. 161), dışa atma ya da ego savunma işlevine sahip bir tutumun değişebilmesi için temelindeki kişilik sorununun çözümlenmesinin zorunluluğuna dikkat çekmektedir.
Değer ifade edici işlev: Bu işlev bireyin, merkezi değerleri ile tutarlı tutumları gösterme isteğine dayanır. Bu durumda birey kendisi ve değerleri ile ilgili en önemli gördüğü konuları ifade etme eğilimindedir. Bu işlev, “ego” koruyucu işlevin tam tersi yönünde bir eğilimi ifade eder. Daha önceki değerleri, bireyin kimliğine temek olacak öz-görüntüsünü yansıtmadığı durumda, birey tutum değiştirir. Yeni tutumların yeni çevresel koşullarla desteklenmesi ile tutum değişimi daha kolay gerçekleşir (İnceoğlu, 1993, s. 28).
25
Bilgilendirici işlev: Tutumun bilgi işlevi, bireyin bilgi edinme ve bu bilgiler aralığı ile karmaşık dış dünyasını, çevresini anlamlandırma ve bu anlamlara göre örgütlenme gereksinimlerine dayanır (İnceoğlu, 1993, s. 28).
2.4.4. Tutum ve Boş Zaman
Neulinger (1974), boş zaman tutumunu, boş zamana karşı ya da yönelik belirli/özel bir düşünme, hissetme ve davranış tarzı olarak tanımlamaktadır (aktaran Teaff, Ernst, ve Ernst, 1975). Ragheb ve Beard’e göre genel tutum kavramında olduğu gibi boş zaman tutumu da bilişsel, duyuşsal ve davranışsal öğelerden oluşmaktadır. Bilişsel öğe, boş zaman aktiviteleri hakkında sahip olunan bilgi ve inançtan, boş zaman kavramının sağlık, mutluluk, iş hayatı gibi alanlarla ilişkilerinin bilinmesinden, boş zamanın nitelikleri, karakteristik özelliklerinin bilinmesi ve boş zamanın bireye kazandırdığı arkadaşlık kurma, rahatlama, kişisel gelişim sağlama, mutluluk verme gibi faydalarına yönelik farkındalıktan oluşurken, duyuşsal öğe, bireylerin boş zaman aktivitelerine ilişkin deneyimlerini değerlendirmesini, yasadıkları boş zaman aktivitelerinden hoşlanıp hoşlanmama durumlarını ve boş zaman aktivitesi boyunca hissettikleri duyguları anlatmaktadır. Davranışsal öğe ise, bireylerin boş zaman seçimlerine karşı gösterdikleri davranışsal eğilimler ile geçmişte veya halde katıldığı boş zaman aktivitelerinin sıklığını içermektedir (aktaran Akgül, 2011, s. 21). Her bir öğeye birer örnek verilecek olursa, ‘boş zaman aktiviteleri insana mutluluk verir’
ifadesi boş zaman tutumunun bilişsel ögesini; ‘boş zaman aktivitelerimden keyif alırım’ ifadesi duyuşsal ögesini ve ‘boş zaman aktivitelerine sık sık katılırım’ ifadesi de davranışsal öğesini açıklamaktadır (Akgül, 2011, s. 21).
Daha önce de altı çizildiği gibi, birey bir olay olgu ya da nesneye karşı olumlu ya da olumsuz tutum geliştirebilmektedir. Birey olumsuz tutum geliştirdiği bir şeye karşı kayıtsız kalacak, ilgi göstermeyecek, o şeye ilişkin yeni bilgiler öğrenme eğiliminde bulunmayacaktır. Ancak yine de, dışarıdan müdahale ile bireyin olumsuz tutumunu olumluya dönüştürmek mümkün olabilmektedir. Tutum, ölçülebilir ve dışarıdan müdahalelerle değiştirilebilir olduğu için bireyin boş zaman tutumunun ölçülmesi, olası olumsuz tutumların olumlu tutuma dönüştürülebilmesinin yollarının bulunması açısından önem taşımaktadır (Türker, Özaltın Türker, 2015).