• Sonuç bulunamadı

AHMET YASAR OCAK'A ARMAGAN

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "AHMET YASAR OCAK'A ARMAGAN"

Copied!
10
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

ÖTEKİLERİN PESİNDE

AHMET YASAR OCAK'A ARMAGAN

iN PURSUIT OF THE OTHERS Festschrift in Honor of

Ahmet

Yaşar

Ocak

ALA POURSUITE DES AUTRES Melanges en l' honneur

d'Ahmet

Yaşar

Ocak

HAZIRLAYANLAR Mehmet Öz

Fatih

Yeşil

Tİ MAŞ

(2)

ÖTEKİLERİN PEŞİNDE

AHMET YAŞAR OCAK'A ARMAGAN

TİMAŞ YAYINLARI j 3803

Tarih İnceleme Araştırma Dizisi J 75

EDİTÖR

Adem Koçal Zeynep Berktaş

KAPAK TASARIM Ravza Kızıltuğ

İÇ DÜZEN

Serhat Küçük

1. BASKI Mayıs 2015, İstanbul

ISBN ISBN: 978-605-08-1952-6

g

ll~füll\ll]lllllJ~ljijllll

TİMAŞ YAYINLARI Cağaloğlu, Alemdar Mahallesi, Alayköşkü Caddesi, No: 5, Fatih/İstanbul

Telefon: (0212) 5112424 P.K. 50 Sirkeci I İstanbul

rimas.com.tr [email protected] facebook.com/timasyayingrubu

twitter.com/timasyayingrubu

Kültür Bakanlığı Yayıncılık Sertifika No: 12364

BASKI VE CİLT Sistem Matbaacılık Yılanlı Ayazma Sok. No: 8 Davutpaşa-Topkapı/İstanbul

Telefon: (0212) 482 11 Ol Matbaa Sertifika No: 16086

YAYIN HAKLARI

© Eserin her hakkı arılaşmalı olarak

Timaş Basım Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi' ne aittir.

İzinsiz yayınlanamaz. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.

(3)

Hoc~ Nurettin Topçu'nun Öğretmene ve Öğretmen Sorunlarına Bakışı

Yahya

AKYüz·

Değerli bilim adamı Prof. Dr. Ahmet Yaşar OCAK'a saygı ile

Yakın geçmişte Türkiye'nin en önemli fikir adamlarından olan Nurettin Topçu'nun (1909-1975) 1958-1959 öğretim yılında İstanbul Erkek Lisesi son

sınıfında öğrencisi olmaktan gurur duyuyorum. "6 Edebiyat A" sınıfında bulunduğum o öğretim yılında Felsefe, Sosyoloji, Mantık derslerimizin öğ-

. retmeni Doçent Nurettin Topçu idi. Bu üç derste okuduğumuz ders kitapla-

rını da o yazmışh.

1934'te Fransa' da Felsefe doktorasını bitirmiş olan Topçu çok önemli bir

eleştirel görüşe sahipti. Uzmanlık alanları olan Felsefe, Sosyoloji, Mantık~

Psikoloji konularında ders kitaplarından başka ciddi fikir eserleri meydana

getirmiş, Hareket başlığını taşıyan bir dergi çıkarmış, birçok gazete makalesi kaleme alarak ve konferanslar vererek, binlerce lise öğrencisinin öğretmeni

olarak toplumumuzu özgür ve bilimsel düşünce sahibi yapmaya çalışmışhr.

Onun bu etkinlikler içinde toplumun eğitim ve öğretmen sorunlarına da ilgi göstermesi doğaldır. Bu alanda yazdığı başlıca eser Türkiye'nin Maarif

Davası (ilk baskısı: 1960) başlığını taşır. Bu makalemizde onun bu ve başka

eserlerinde öğretmene ve öğretmen sorunlarına ilişkin görüşleri üzerinde

duracağız.

İncelememiz iki Bölümden oluşmaktadır:

Birinci Bölümde Nurettin Topçu'nun öğretmene ve öğretmen sorunlarına ilişkin görüşleri özetlenecek ve yine özetle kendi açıklamaları verilecektir.

İkinci Bölümde de Nurettin Topçu'nun görüşlerinin değerlendirilmesine gidilecektir.

1. NURETTİN TOPÇU'NUN ÖGRETMENE VE ÖGRETMEN SORUN- LARINA İLİŞKİN TEMEL GÖRÜŞLERİ

Nurettin Topçu'ya göre, öğretmen meselesi eğitim sorunumuzun ana meselesidir. Ancak o, öğretmen sorunlarını sistemli olarak incelemez. Biz onun görüşlerini sistemleştirmeye çalışarak aşağıda alh başlık alhnda özetle ele alacağız: Öğretmenin taşıması gereken özellikler / öğretmen yetiştiril- _ mesi / öğretmenin görev ve sorumlulukları / öğretmenin irnkfuıları ve hak-

ları / öğretmenlik mesleği / tarihimizde ve sosyal yaşanhrnızda kimi etkin

öğretmen örnekleri.

Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi.

(4)

126 Y a/ıya Akyiiz

1. Öğretmenin taşıması gereken özellikler

Öğretmen tQçcar değildir. Maaş ve ücretinin azlığı, çokluğu açısından mesleğe değer veren kişi bu kutsal göre"0-yapıyor sayılamaz.

Öğretmen ruhları işleyen bir sanatkardır. O millet ruhunun da yapıcı­

sıdır.

Öğretmen, ruhumuzdaki fetihlerin kahramanı ve şerefli sahibi olduğu

halde, bu hayah yaşamayı değil, ona hizmet etmeyi seçmiş fedakar bir var-

lıkhr.

Öğretmen, geçeceği yol tümüyle engellerle kaplı olsa bile buna taham- mül etmesini bilen ve seven ideal insandır.

Tahammülsüzlüğün, şikayetin başladığı yerde öğretmenlik biter. O da- ima, başarısızlığının, zaaflarının sebeplerini arayarak kendini düzeltmeye

çalışmalıdır.

•Öğretmenlik sevgi işidir.

Öğretmen halk gibi yaşayamaz. O halka örnek olmalıdır.

Öğretmen hepimizin her an muhtaç olduğu doktordur. O, iman ve an-

layış vasıtaları ile bizi tedavi eder.

Öğretmen, gençlere bilmediklerini öğreten bir nakil (nakledici) değil­

dir. Bu iş, kitabın işidir, bilmediklerimiz hep kütüphanelerde bulunmakta-

dırlar. Her sahada yalnız bilinmeyeni bilmekle eski devrin" scolastique" tah- sili elde edilir. Kitaplardaki örümcek kafamıza naklediliı·. Ancak sınıfta oku-

tacağı bilgilere sahip olan insanın yapabileceği iş ise bundan ileri gidemez.

Bunun için kültürlü adam, kafaları işletmesini bilen adam lazımdır.

Öğretmenin ilim ve ideal adamı olabilmesi için her şeyden evvel gönlü, fikri, özgürlüğü olmalıdır.1

Eğitim demek, öğretmen demektir. Milli Eğitim Bakanlığı sadece onu düzenleyici bir cihazdan başka bir şey değildir. Kitap, program, imtihan ve bütün öğretim meselelerini çözümleyecek olan bir milletin öğretmen ordu- sudur. Bu işlerin Bakanlık teşkilah tarafından tepeden idaresi öğretmenin

ilmi ve fikri hürriyetinin inkarı, bu hürriyetin adeta köleleştirilmesidir. Des- cartes "hür olmayan düşünce, düşünce değildir" diyor. Bu söze inanarak di- yebiliriz ki; hür olmayan öğretmen, öğretmen değildir. Mahkı1m edilmiş fi- kir ve irfandır. Fikir ve kültürün mahkı1miyeti en az vatan toprağının esaret altmda kalması kadar acıklıdır. 2

Nurettin Topçu'nun Tiirkiye'ııiıı Maarif Davası (1960) ve Yanııki Türkiye (1961) başlıklı

eserlerinin çeşitli yeı;Ierinde.

2 Tiirkiye'ııiıı Maanf Davası, s.78.

(5)

. Nurettin Topçıı'nım Öğretmene ve Öğrehııeıı Sonmlamıa Bal.1şı 127 2. Öğr~tmen yetiştirilmesi

Nurettin Topçu öğretmenlerin çok ciddi biçimde ve bilim zihniyeti ile ye-

tiştirilmesini ister:

Avrupa'nın büyük üniversitelerinde, lakin kısa birkaç yıllık değil, uzun

yıllar tahsil görmüş çok sayıda muallime ihtiyacımız aşikardır. Liselerimizin en iyi mezunlarını Avrupa üniversitelerine ve sıkı disiplinli şartlar altında

alh, sekiz veya on yıllık tahsile tabi tutmalıyız. Üniversite mezunlarını doğ­

rudan doğruya muallim kadrosuna almak hatalıdır. Lisanstan sonra mual- lim olmak için, Avrupa' daki agregasyon imtihanına karşılık olacak bir imti-

hanı da vermenin şart koşulması lazımdır. Bu imtihanda, kendi ilim dalına

ait bir yabancı dilde yazılı eserleri okuyup anlama kabiliyeti ile tenkit ve . araşhrma yetilerinde olgunluk arayan ilim zihniyeti yoklanmalıdır. Mual-

limlik değeri ancak böyle ölçülebilir. Muallimlik sanah ise, mektep kırtasiye­

ciliğine bayım eğerek dergi imzalayıp talim sicillerini doldurmak değil, mil- letinin çocuklarına feda olmasını bilmektir. Bu fedakarlık, harpte kanım akıtmaktan daha değerlidir. Kılıç kahramanlığının devri arhk geçmiştir. Mil- letimizin çocuklarına, dünyanın çocuklarına her gün ruhumuzdan bir par-

çayı daha aşılamak, bunun için yaşamak ve bu yolda ölmek, bugünkü, in-

sanları ümitsiz dünyamızın ve çocukları sahipsiz milletimizin beklediği kah-

ramanlıkhr. Muallim, bu cihatta muzaffer olursa, dua ile tedbiri birleştiren, halkını muvaffak olmuş ve kendi sırlarına aşina hayranlarını; hayatın son-

suzluğa götüren bir yolculuk olduğunu anlamış, ilmin, sanatın, ahlakın ve dinin gerçek idealistlerini göreceksiniz. Türk muallimi, yarınki Türk mekte- binin ve yarınki Türkiye'nin temel taşıdır. 3

3. Öğretmenin görev ve sorımılulukla11

Muallimin mesuliyetleri çoktur ve cemiyet hayatının her sahasına uzan-

maktadır. Bir memlekette ticaret ve alışveriş tarzı bozuksa, bundan muallim mesuldür. Siyaset, milli tarihin çizdiği yoldan ayrılınış, milletinin tarihi ka- rakterini kaybehnişse, bundan mesul olan yine muallimdir. Gençlik avare ve

davasız, aileler otoritesizse, bundan da muallim mesul olacakhr. Memurlar

rüşvetçi, mesul makamlar iltimasçı iseler muallimin utanması icap eder. Din hayah bir riya veya taklit merasimi haline gelerek vicdanlar sahipsiz ve sul-

tansız kalınışsa, bunun da mesulü muallimlerdir. Yüreklerin merhametsizli-

ğinden, hislerin bayağılığından ve iradelerin gevşekliğinden bir mesul ara-

nırsa, o da muallimdir. Yalnız kaldığımız yerde yalnızlığımızın mesulü o,

imanların zayıfladığı devirlerde bu gevşemenin mesulü yine onlardır.

Eğer çocuklar, büyüklerden daha kurnaz, yaşlılarsa çocuklardan daha ümitsiz bir hayatın kurbanı haline gelınişlerse ... Orada muallim vazifesini

Tiirkiye'ııin Maarif Davası, s.110-111.

(6)

128 Yalıya Akı;iiz

yapamamışhr. Orada muallim yok demektir ve o diyarda muallimlik iflas

etmiştir.

Muallim, yalnız ruhların sahibidir. Lakin davasının ulaşhrabildiği netice- lere bakılırsa görülür ki, o, hakikatte d~ktorumuzdur, disiplin kurucumuz- dur, toplum düzenimizin bekçisidir, ekonomik münasebetlerimizin dtizen- leyicisidir ve siyasi yaşayışımızın üstadıdır. Zira, bunların hepsinden o, ha- beri olsa da olmasa da, mesuldür. Karakterlerdeki muvazenesizliğin, medeni terbiyedeki düşüklüklerin mesulü yine odur.

Biz kibirli isek o mesul, biz sabırsız isek yine o mesuldür. Biz, bütün bun- lardan habersiz isek, bundan da o mesuldür.

Muallim, köyde bilen, öğreten, irşad eden, yol gösteren, terbiye eden, hu- lasa veli, mürebbi ve emin vasıflarına sahip insan olacakhr. Ruhların mürşi­

di, hayatın nazımı ve istikbalin en emin kefili olacakhr. Bu sadece okuyup

yazmayı öğreten insanın işi değildir, aynı ihtiyaç şehirde de aşikar bir şekil­

de yaşıyor. Yalnız şehirde, hayatın karmaşıklığı arasında hepimiz bunu sezmiyoruz.

Demek ki bize, mesuliyetin ne olduğunu bilen muallim lazımdır. Bu mu- allim sabrın üstadı, ilmin hakikat olduğu için hayranı ve ruhlara hakikat to-

humlarını ektikten sonra, onlardan feyz almanın değil de, onlardan mesul

olmanın aşığı, hizmet ehli ve sonsuzluğa imanın sahibi insan olacakhr.

Medeniyetleri kurup geliştiren, milletleri yapan da yıkan da muallimler- dir.

Bu kadar yükü muallime yüklemek, ilk bakışta fazla gibi görünüyor.

Lakin hepimizin ruh yapısı muallimin elinden çıktığı düşünülürse, hiç de

yanlış değildir. 4

4. Bu kadar ağır ve geniş sonımluluklan olan öğretmenin haklan ve imkanları

nelerdir?

Nurettin Topçu bu çok önemli konu tizerinde pek az durur. Ona göre:

Muallimin, ilim ve ideal adamı olabilmesi için her şeyden evvel gönlü, fikri, istiklali olmalıdır. Maddi bakımdan muallimin bugün ne kitap alacak

parası vardır, ne de okuyacak vakti ve arzusu ...

5. Öğretmenlik mesleği

Muallimin meslek adamı olması, muallimliğin bir meslek haline gelmesi lazımdır. Az zamanda çok mektep açma iştihasına kapılarak Ölçüsüz şekilde

kabartılan muallim kadrosu, altmış çeşit meslek ve menşeden insanları içeri- sine aldı. Muallim doktor olamaz; lakin doktor muallim olabilir. Muallim

Tiirkiye'nin Maaf1J Davası, s.69-78.

(7)

Nurettin Topçıı'mm Öğrehneııe ve Öğrehnen Sorımlamıa Bakışı 129

avukatlık ,yapamaz; fakat avukat muallimlik yapabilir. Muallim tüccar de-

ğildir; ama tüccar muallim olur. Çünkü bütün bu insanlar birer mesleğin in- sanıdırlar; yalnız muallim mesleksiz adamdır. İşte maarif faciasının sebebi bu hadisedir. Çok çeşitli mesleklerin karışığı olan muallimlik henüz meslek

olamamıştır. Bu durum, feci neticeler doğurdu: Evvela muallimle ilim adamı arasında bir uçurum açılmak istendi. İdeal muallim, sadece sınıfa zamanın­

da girip çıkan ve müdürüne itaat eden bir insan olarak alındı.

Hepsinin mesleği yalnız muallimlik olan ve bu ulvi vazifeden başka iş

görmeyen idealistler ordusuna sahip olduğumuz gün, ilk zafer borusunu .. çalacağız. Bu gayeye doğru yürürken muallimlerin ilim ve irfan seViyelerini

yükseltmeye mecburuz. s

6. Tarihimizde ve sosyal yaşantımızda kimi etkin öğretmen örnekleri

• Devlet adamı, muallimin emrinde bulunduğu müddetçe cemaat ikbal halinde yaşadı. Muallim, devlet adamının bendesi olduğu zaman, cemaat bozuldu, felaketler baş gösterdi.

Anadolu' ya istilalarla yerleşen Oğuzlar, başlarında Nizamülmülk gibi bir muallim buldular. Gerçekten bir büyük muallim olan bu vezir, bu istilanın

ruh ve manasını, ahlakını ve devamının şartlarını nesillere telkin edecek muallimleri, Bağdat' da açhğı Nizamiye Medresesi'nde topladı. Daha sonra bu devlet binasının çahsını kuran Osmanlılar, muallimi baş tacı yaparak yükselmesini bildiler. Padişahlar, şehzadelerini muallime emanet eder ve

onların ruh yapılarını her bakımdan hocalarına teslim ederlerdi.

Orhan'ı yetiştiren, Fatih'i cihanda harika bir manevi olgunluğa sahip kı­

lan muallirnlerdir. İkinci Murat, mürşidine teslim olmuş bir zahid, Yavuz

yalnız alimin önünde eğilmesini bilen, ilimde ilam emri duymuş, muallimin mesuliyetlerine hürmeti bilmiş, kılıcının olduğu kadar ruh dünyasının da bir

kahramanı idi. Dünyaya söz geçiren hükümdar, yalnız müftüsüne itaat edi- yordu.

Alimin

ahnın ayağından sıçrayan çamurun bile şeref olduğunu kabul ediyordu.

Bizim bütün tarihimiz, muallimin yükseltildiği devirlerde şan ve şerefle

medeniyet ve ahlakın zirvelerine hrmanmış, muallimin alçaltıldığı devirler- de ise uçurumlara yuvarlanmıştır. Muallimin alçaltılması, onun devlet em- rinde bir bende haline getirilmesiyle başlar. XVII. asırdan beri, şeyhü­

lislamların birçoğu, devlet siyasetinin telkiniyle fetvalarını vermeğe .başladı­

lar. Gaye, hükümdara yaranmak, vasıta ise ilim ve şeriat oldu. Zamanla, medrese istiklalini kaybederek, tamamıyla devletin eline geçti. Müderrisler, devlete ait menfaatlerin simsarı oldular. Devlet siyasetini güdenler bu mev- kilere getirildi. 6

Tiirkiye'nin Maarif Davası, s.103.

Türki!fe'nin Maarif Davası, s.70-72.

(8)

130 Yalıya AkıjÜZ

• Anadolu'nun ruhi kuruluşunu meydana çıkaracak olan hakiki in-

kılabın ancak köylerin en yüksek eller tarafından kalkınmaları ile yapılabile­

ceğini biz anlamakta pek geç kaldık. Bu büyük ruhl inkılabın yapılabilmesi için sade şöhretle saadeti düşünerek üniversiteye doçent, profesör olmaktan

başka emelleri bulunmayan insanlar değil, köyde yaralı bereli, gübrelik içinde dolaşan daima muztarip ve kim olduklarını bilmediği bir takım efen- dilere uşak olmaya mahkum, büyük ecdadının tarihinden getirdiği zeka ka- biliyetlerini her gün toprağa gömen köylü çocuklarını insanlık için örnek olacak bir medeniyetin sahipleri haline getirmeyi ülkü edinen profesörler

lazım. Şu halde mesele, her şeyden evvel bir nesile onu bu hakikate meftun

kılacak aşkı aşılamak meselesidir. Bulgar papazı nasıl köy köy dolaşarak

Bulgar köylüsüne hem muallim, hem doktor rolünü yapmak suretiyle o mil- letin bir benlik içinde kurulmasını temin ettiyse, bizim, hem de bir kısmı bu- gün Avrupa' da okumuş olan münevver gençliğimizin Anadolu çocuklarına

kim olduklarını ve niçin yaşadıklarını tanıtmakla başlayarak, hem de yedi

yaşındaki çocuktan işe başlamak suretiyle, medeniyet koruyucu insan kabi- liyetlerini aşılamaları en mukaddes vazifedir. Çünkü köylerimizin bilgili bir ziraat memuruyla namuslu bir doktora olduğu gibi, tam manasıyla bilgili, Anadolu'yu ve onun dünya içindeki yerini tanıyan tam kültürlü muallime de ihtiyacı var. Bu ihtiyacı ancak okuyup yazmayı belletmeye memur köy

öğretmeni karşılayamaz. Bu, yetişmesini dilediğimiz muallim, memleketin

beklediği hakiki ve büyük inkılabı yapacak insandır. Emir ve kumanda ile,

ruhların ve iradelerin dışında, şekillerde yapılan değişikliklere inkılab adı

vermenin gülünçlüğünü gitgide idrak ediyoruz. 7

• Nurettin Topçu, Taşralı başlıklı hikaye kitabında "Köy Hocası" başlığı altında bir köyde öğretmen-imam çekişmesini anlatan bir hikayeye yer ver- .· miştir.

Bu idealist öğretmen Anadolu'nun bir köyünü bir "insanlık ve medeniyet

yuvası" haline getirebileceğine inanarak köye gelir. O, bilimin dinle çalış­

madığını, dinin bilimsel düşünceye dayanması gerektiğini çevresine anlat- maya çalışmakta, köyün imamının geri ve bilim dışı görüş ve tutumlarıyla

mücadele etmektedir. Ancak öğretmen başarılı olamaz. Çeşitli iftiralara, asıl­

sız suçlamalara maruz kalır. Eğitim Bakanlığı'nın açlığı soruşturma sonunda görevden alınır ... s

il. NURETTİN TOPÇU'NUN GÖRÜŞLERİNİN DEGERLENDİRİL­

· MESİ

Tanzimattan günümüze eğitim tarihimize göz athğımızda öğretmen ve

eğitimcilerimizin öğretmenlere idealizm, ideoloji, maddf tatmin ve eleştiri açısı

olarak başlıca dött açıdan bakhkları görülür.

Tiirkiye'niıı Mıfarif Davası, s.64-65.

Nurettin Topçu, Taşralı, İstanbul, 1959, s.126-139.

(9)

Nurettin Topçu'mm Öğrehneııe ve Öğrehneıı Sonmlanna Bakışı 131 Nurettin Topçu öğretmene ve öğretmenlik mesleğine idealizm açısından

bakan bir düşünürdür.

İdealist bakış açısına sahip olanlar çoğu kez gerçekleşmesi ve uygulan-

ması zor fikirleri savunurlar. Örneğin Nurettin Topçu'nun öğretmenlerin Avrupa'nın büyük üniversitelerinde yetiştirilmesi önerisi böyledir. Yine üniversiteler yeterli sayıda ve nitelikte öğretim üyesi bulamazken profesör- lerin köylerde öğretmenlik yapmaları önerisi de idealist bir öneridir.

Öğretmene ve onun sorunlarına idealizm açısından bakanların ana fikir- leri aynen Nurettin Topçu' da da vardır.

Şöyle ki, bu açıdan bakanlar bir takım kalıp yargıları geliştirmişlerdir.9 Öğretmenlik bir Tanrı mesleğidir, "öğretmen kutsal bir kişidir", "öğretmen­

lik, cansız vücutlara ruh veren bir Tanrı sanahdır" gibi. Öğretmen ve eğitim­

ci Kazım Nami de, "muallim bir insan ibda ediyor (yarahyor) der. Mektepte geçen birkaç saat ömrün en saadetli anlarındandır. Muallimlik bir mefkCıre mesleğidir. Onun içindir ki mahrumiyetlerine, refahsızlıklarına tahammül olunuyor. Muallimler o dervişlerdir ki, mefkfırelerine kani olmuşlardır. Bir zeytinle bir abayı bile aramadıkları zaman çoktur." Öğretmenlerin bir kısmı

ve özellikle bir çok devlet adamının öğretmen ve meslek hakkındaki imajı böyledir.

Bir kısım öğretmen ve devlet adamları da imajlarını dinsel terminolojiden

kurtarıp ona sosyal ve politik bir görüntü vererek yine idealizm açısından öğretmene ve mesleğe bakınışlardır. Bunlara göre, "toplumu kurtaracak olanlar öğretmenlerdir." Atatürk, bilindiği gibi 1924'te, "muallimler, yeni nesil sizin eseriniz olacakhr" demişti. İnönü de, 1925'te öğretmenlere şöyle sesleniyordu: "Yirmi sene soma tarihler Türk milletinin en az bir zaman içinde en yüksek bir terakki devresine nasıl çıkhğını kaydeder ve esbabını

anlahrken en başta Türk Cumhuriyetinin bugünkü muallimlerini işaret ve ilan edecektir."

Görüldüğü gibi, idealizm açısından konuya bakanlar, "ülkücü ve dev- rimci öğretmen" imajı geliştirmişlerdir. Bu imajın ilk ortaya çıkışı Balkan Sa-

vaşlarından somaya rastlar. Cumhuriyet döneminin özellikle ilk on yılında

da öğretmen ve eğitim sorunları genellikle idealizm açısından ele alınmışhr.

Bu yaklaşım Mustafa Necati'nin Eğitim Bakanlığı döneminde (1925-1929)

doruğuna çıkmışhr denebilir.

Ne var ki, öğretmene ve mesleğe idealizm açısından bakılması, öğretme­

ni yalnızca maddi çıkarlar peşinde koşmaktan kurtararak, mesleğin manevi zevklerine dikkati çekerek bazı yararlar sağlamışsa da iki önemli olumsuz sonuç da doğurmuştur: Önce, öğretmenin "az"la yetinebileceği biçiminde toplumda sökülüp ahlması çok güç bir kanının yerleşmesine neden olmuş-

Yahya Akyüz, "Türkiye'de Öğretmenin "Öğretmen" ve Meslek İmajı", Eğitim (Bilimleri) Fakültesi Dergisi, 1978, C.XI, Sayı 1-2, s.115-121.

(10)

132 Yalıya Akı;iiz

tur. Hatta, yine bazı idealist görüşlü öğretmen ve kişiler, "öğretmen etrafını aydınlattıkça eriyen bir mumdur; mum dibine ışık vermez" gibi bir imaj ge-

liştirip işleyerek öğretmenin "az" la y~şayabileceği şeklindeki kanının yer- leşmesine özellikle katkıda bulunmuşlardır. İdealist kalıp yargılar, ikinci olarak, öğretmene gerçekleri unutturarak, Kemal Tahir'in dediği gibi, onun

"kasılmasına" yol açmış ve bazen acı gerçekler karşısında kalan öğretmenin aşağılık kompleksine düşmesine neden olmuştur. ıo

i

10 Yahya A.kyfu, "Türkiye' de Öğretmenin "Öğretmen" ve Meslek İmajı", s.116.

Referanslar

Benzer Belgeler

Bütün mektepler fen mektebi olma yolundadır, milli mektep de bu yüzden can çekişmektedir.. Muallim, maarif dâvamızın yapıcı ve en

[r]

34 Bayraktutan, Yusuf, Türk Fikir Tarihinde Modernleşme Milliyetçilik ve Türk Ocakları, Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1996; s: 32.... Bence bu

Bu araştırmada, içerik analizinden elde edilen verilerden hareketle, Topçu’nun Felsefi, Eğitim Öğretim, Öğrenci, Öğretmen, Okul, Yükseköğretim, Müfredat, Değerler

-Öğrencilere dağıtılan çalışma takip formlarının toplanarak koç öğretmenler tarafından değerlendirilmesi, ihtiyaç duyduğu tespit edilen öğrencinin okul pdr

Eski Türklerin dini hayahnda en önemli kavram Tengri 58 olup bununla beraber yeryüzündeki temsilcisi Tengri Oğlu olan kut a1nuş

Oysa, millet mistiği için hayat gayesi, kendi yaratıcı güç ve yetilerini kullanarak, manevî kaynaklarından uzaklaşmadan kendi kendini aşmak ve daima kendi menfaat ve

malara sebep olmuştu. Ardından cami olacak ll tekke daha kabul edilmişti. Aynca Galata Mevlevihanesi'ndeki eşyanın müze ve Evkaf'a nakledilmesine nezaret eden Esad Bey nakil