• Sonuç bulunamadı

Suresi, 18/29) 21/98/100)

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "Suresi, 18/29) 21/98/100)"

Copied!
8
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

1

CEHENNEM

Cehennem lüzumsuz değil. Çok işler var ki, bütün kuvvetiyle "Yaşasın Cehennem"

der. Cennet dahi ucuz değildir; mühim fiyat ister.

Ayet-i Kerimeler

“Âyetlerimizi inkâr edenleri yarın cehenneme sokacağız. Derileri kızarıp yandıkça, yerine taze deri yaratacağız, ta ki cezaları olan azabı iyice tatsınlar. Şüphesiz ki Allah azîz ve hakîmdir” (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir). (Nisa Suresi, 4/56)

“Onlara cehennem ateşinden bir döşek ve üzerlerinde de yine ateşten örtüler var.1 İşte Biz zalimleri böyle cezalandırırız!” (Araf Suresi, 7/41)

“Cehennemlikler cennetliklere: “Ne olur, lütfen suyunuzdan, Allah’ın size nasib ettiği nimetlerden biraz da bize gönderin!”diye seslenirler. Onlar da: “Allah bunları kâfirlere haram etmiştir, bunlar kâfirlere yasaktır.” diye cevap verirler.” (Araf Suresi, 7/50)

“Yığılan bu altın ve gümüş cehennem ateşinde kızdırılarak, bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün onlara: “İşte!” denilecek, “sizin nefisleriniz için yığıp hazineye tıktıklarınız! Haydi, tadın bakalım o tıktığınız şeyleri!” (Tevbe Suresi, 9/35)

“Orada kendisine kanlı irinli su içirilecek,2 yutmaya çalışacak ama boğazından geçi- remeyecek. Ölüm her yandan ona geldiği halde yine de ölmeyecek. Bunun arkasından da pek şiddetli bir azap daha vardır.” (İbrahim Suresi, 14/16-17)

“Şüphesiz cehennem de o azgınların hepsinin varacakları yerdir. Oranın yedi kapısı vardır ve onlardan her kapıdan kimlerin gireceği belirlenmiştir. Onlar kapılara bölüştürülmüşlerdir.” (Hicr Suesi, 15/43-44)

“Biz o zalimlere, duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmış olan müthiş bir ateş hazırladık. Eğer susuzluktan feryad edecek olurlarsa kendilerine erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su verilir.3 O ne fena bir içecektir ve cehennem ne fena bir barınaktır!” (Kehf Suresi, 18/29)

“Suçluları da susuz olarak o yakıcı cehenneme süreceğiz.” (Meryem Suresi, 19/86)

“Hem siz, hem de Allah’tan başka taptığınız tanrılar, hepiniz cehennem odunusunuz, siz hep beraber cehenneme gireceksiniz…4 Onlar orada inim inim inleyecekler, kendilerini sevindirecek hiçbir haber de işitmeyeceklerdir.”5 (Enbiya Suresi, 21/98/100)

“Şu iki hasım takım, Rab’leri hakkında çekişip durmaktalar. Dini inkâr edenlere ateşten elbiseler biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar sular dökülür. Öyle ki onunla içlerinde olan her şey, bütün organları, hatta derileri bile eritilir.6 Bir de bunlara demirden topuzlar vardır.”7(Hicr Suresi, 22/19-21)

(2)

2

“Bunalmaları sebebiyle, her ne vakit cehennemden çıkmak isterlerse, gerisin geriye oraya itilirler ve kendilerine: “Çıkmak yok! İster istemez, bu yakıcı azabı tadacaksınız!”

denir.” (Hac Suresi, 22/22)

“Kimin iyilikleri tartıda hafif kalırsa, işte kendilerini ziyana sokanlar, cehennemde ebedî kalanlar onlar olacaklardır. Orada yüzlerini alevler yalar da, ateş dudaklarını yaktı- ğında, dişleri açıkta kalıverir. Allah Teâlâ onlara şöyle buyurur: “Âyetlerim size okunurdu da siz onları yalan sayardınız değil mi?” “Ey Ulu Rabbimiz”, derler, “azgınlığımız, kötü ta- lihimiz ağır bastı, biz de yoldan sapan kimseler olduk bir kere. Ama ne olur ey Ulu Rabbi- miz, kurtar bizi bu ateşten, eğer bir daha o kötülükleri yaparsak işte o zaman, kendimize iyice yazık eder, zalimin teki oluruz!” Allah Teâlâ: “Kesin sesinizi, sakın bir daha Bana bir şey söylemeye kalkışmayın!” buyurur. ” (Mü’minun Suresi, 23/104)

“Ayrıca onlar kıyameti de yalan saydılar. Kıyameti yalanlayana ise biz alevli bir ateş hazırladık. Bu ateş onları uzaktan görünce bile, onun öfkesinden gürlediğini ve korkunç homurtusunu işitirler. Elleri boyunlarına kelepçelenmiş, ayakları bukağılı olarak cehenne- min daracık bir yerine tıkılınca, orada yok olmak için can atarlar. Kendilerine “Bugün bir kere değil, defalarca dövünüp durun, ölümü isteyin” denilecek. De ki: “Bu mu iyi, yoksa takvâ ehline vaad olunan ebedî cennet mi?” Orası onlar için bir mükâfat ve pek güzel bir âkıbettir.” (Furkan Suresi, 25/11-15)

“O halde sen o kâfirlere de ki: “Yüzleri üstünde sürünen sürüler halinde cehenneme tıkılacak olanlar yok mu, işte onlar yerce en fena, yolca da en sapıktırlar.” (Furkan Suresi, 25/24)

“Kâfirlere ise cehennem ateşi var. Ne ölüm hükmü verilir ki ölsünler, ne de ateşin azabı hafifletilir. Biz işte Allah’ı ve nimetlerini inkâr eden her nankörü böyle cezalandırırız. Onlar orada imdad istemek için şöyle feryad ederler: “Ey Ulu Rabbimiz! Ne olur, çıkar bizi buradan, dünyaya geri gönder de, daha önce yaptıklarımızdan başka, güzel ve makbul işler yapalım!” Allah onlara şöyle buyurur: “Biz, size, düşünüp ibret alacak, gerçeği görecek kimsenin düşüneceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size peygamber de gelip uyardı. Öyleyse tadın azabı! Zalimlerin hiç bir yardımcısı yoktur!” (Fatır Suresi, 35/36-37)

“Cehennem, öfkesinden neredeyse çatlayacak haldedir.8 Ne zaman oraya yeni bir kafile atılsa, oranın bekçileri: “Sizi uyaran bir peygamber dâveti size ulaşmadı mı?” diye sorarlar.” (Mülk Suresi, 67/8)

“Biz kâfirlere zincirler, kelepçeler, alevli ateşler hazırladık.” (İnsan Suresi, 76/4)

“Cehennem pusuda... her an eline düşecek avlarını gözlemektedir. Azgınların dö- nüp dolaşıp varacakları yuvalarıdır. Devirler boyunca orada kalacaklardır. Orada ne bir

(3)

3

serinlik, ne bir içecek tadarlar. İçecek olarak sadece kaynar su ile irin bulurlar.” (Nebe Suresi, 78/21-25)

Kızgın ateşe girerler. Susayınca kaynar su kaynayan bir çeşmeden içerler.

Yiyecekleri sadece bir dikenden ibarettir. Bu diken ne besleyicidir, ne de açlığı giderir.

(Gaşiye Suresi, 88/4-7)

Hadis-i Şerifler

“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Yaktığınız ateş var ya, bu, cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzdür!" buyurmuştu. (Yanındakiler): “Zaten bu ateş, vallahi (asileri cezalandırmaya ahirette) yeterliydi" dediler. Aleyhissalâtu vesselâm: “Cehennem ateşi öbürüne altmış dokuz kat üstün kılındı. Her bir katın harareti, bunun mislindedir.”

(Buhârî, Bed'ü'l-Halk 10)

“(Cehennemde) kâfirin vücudu büyür: Öyle ki bir azı dişi Uhud dağından büyük olur. Vücudunun dişinden büyüklüğü, sizden birinin vücudunun dişinden büyüklüğü gibidir.”

“Eğer zakkumdan, dünyaya tek damla damlatılacak olsa, bu dünya ehlinin yiyeceklerini ifsad ederdi. Öyleyse, yiyecek ve içeceği zakkumdan cehennemliğin hali ne olur (anlayın)!” (Tirmizî, Cehennem 4)

“Cehennemliklerin azab cihetiyle en hafif olanı, ayağında ateşten bir nalın ve nalın bağı olan kimsedir ki, ayağındakiler sebebiyle, tıpkı tencerenin kaynaması gibi, başında dimağı kaynar. Öyle tahammülfersa bir azab duyar ki, azabca insanların en hafifi olduğu halde, kendinden şiddetli azab çeken olmadığını zanneder.” (Buhârî, Rikak 8)

“(Cehennemlikler derece derecedir.) Bir kısmı vardır, ateş onları topuğuna kadar yakalar, bir kısmı vardır, dizlerine kadar yakalar, bir kısmı vardır kemere kadar yakalar, bir kısmı vardır köprücük kemiğine kadar yakalar.” (Müslim, Cennet 33)

"Allah Teâlâ hazretleri azabı en hafif olan cehennemliğe: "Eğer dünya her şeyiyle senin olsaydı, şu azabdan kurtulmaya bedel, fidye olarak verir miydin?" diye soracak.

Adam: "Evet!" diyecek. Allah Teâlâ bunun üzerine: "Sen daha Hz. Âdem’in sulbünde iken ben senden bundan daha hafifini istemiş: "Bana hiçbir şeyi ortak kılma da seni ateşe sokmayayım, cennete koyayım" demiştim. Sen buna yanaşmadın, şirke girdin"

buyuracak." (Buhârî, Rikak 51)

“Cennet çepeçevre nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle sarılmış, Cehennem de (bedenî arzu ve iştihâları kabartan) şehevâtla...”1(Müslim, Cennet 1)

Taberani’nin Mu’cemu’l-Evsat’ta belirttiğine göre, Enes b. Malik’den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: Bir gün Cebrail (a.s), alışılmışın dışında bir saatte Hz. Peygamber’e

1 Bkz: Sonsuz Nur 1, Bir Demet Hadis Tahlili; Yeni Ümit, Peygamberimiz ve Söz-3.

(4)

4

(s.a.s) geldi, yüzünün rengi uçuktu. Efendimiz (s.a.s) kendisine: “Niye yüzünün rengi uçuktur?” diye sorunca Cebrail şöyle dedi: “Ey Muhammed! Sana geldiğim şu saatte Allah-u Teâlâ cehennem körüklerine üflenmesini emretmiştir. Cehennemin, ateşin, kabir azabının her şeyden ağır olduğunu bilen kimsenin bunlardan emin olmadıkça yüzü gülmemelidir.”

Bunun üzerine Efendimiz (s.a.s), Cebrail’e; “Ey Cebrail! Bana cehennemi anlat.”

dedi. Cebrail de şunları söyledi:

“Allah-u Teâlâ cehennemi yaratınca onun ateşi bin yıl boyunca yakıldı, nihayet kıpkırmızı oldu. Arkasından bin yıl daha yakılınca akkor haline geldi. Şimdi o zifiri bir karanlık halindedir. Ne yalazı ne de koru hiç sönmez. Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’ a yemin ederim ki, eğer cehennemden iğne ucu kadar bir delik açılsa, tüm dünya halkı son ferdine varıncaya kadar delikten sızacak hararetin etkisi ile yanıp kül olurdu. Eğer cehennemliklere giydirilen elbiselerden biri yer ile gök arasına asılsa bu elbisenin yayacağı yüksek hararetin ve ağır kokusunun etkisi ile tüm dünya halkı ölüverirdi.

Cehennem zincirinden bir dirsek boyu kadarı bir dağın tepesine konsa koca dağ yedi kat yerin dibine kadar eriyiverirdi. Eğer bir kişi doğuda cehennem azabını görse, bu kimsenin gördüğü azabın etkisi ile batıda bulunan kimse tutuşurdu. Cehennem yüksek hararetli ve pek derindir. Zineti kızgın demir, içeceği kaynar su ile irin ve elbiseleri ateş parçalarıdır. Yedi kapısı vardır. Her kapısının erkek ve kadınların gireceği ayrı bölümleri vardır.”

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurdu: “Bu kadar yeter, daha anlatma! Nerdeyse kalbim parçalanıp öleceğim.” Sonra ağladı, Cebrail’ e bakınca onun da ağladığını gördü…

* * *

Üçüncü delil: İnsanların hayat-ı içtimaiyesinin en kuvvetli medarı olan gençler, delikanlılar, şiddet-i galeyanda olan hissiyatlarını ve ifratkâr bulunan nefis ve hevâlarını tecavüzattan ve zulümlerden ve tahribattan durduran ve hayat-ı içtimaiyenin hüsn-ü cereyanını temin eden, yalnız Cehennem fikridir. Yoksa, Cehennem endişesi olmazsa, "El- hükmü li'l-galib" kaidesiyle, o sarhoş delikanlılar, hevesatları peşinde bîçare zayıflara, âcizlere, dünyayı cehenneme çevireceklerdi ve yüksek insaniyeti gayet süflî bir hayvaniyete döndüreceklerdi.

* * *

Birincisi: Birkaç gün evvel bir misafirim bana sual etti. O şüpheli sualin esası şudur: "Cennet ve Cehennem pek çok uzaktırlar. Haydi, ehl-i Cennet, lütf-u İlâhî ile, berk

(5)

5

ve burak gibi uçarak haşirden geçerler, Cennete giderler. Fakat ehl-i Cehennem, sakil cisimleri ve büyük ve ağır günahların yükleri altında nasıl gidecekler? Hangi vasıta ile?"

İşte hatıra gelen şudur: Nasıl ki, meselâ Amerika'da, bütün milletler umumî bir kongreye davet edilse, her millet büyük gemisine biner, oraya gider. Öyle de, bahr-i muhît-i kâinatta, bir senede yirmi beş bin senelik uzun bir seyahate alışan küre-i arz, ahalisini alır, gider, mahşer meydanına boşaltır. Hem, her otuz üç metrede bir derece-i hararet tezayüd ettiği delâletiyle, merkez-i arzda bulunan Cehennem ateşinin hadisçe beyan olunan derece-i hararetine muvafık iki yüz bin derece-i harareti taşıyan ve hadisin rivâyâtına göre dünyada ve berzahta Büyük Cehennemin bazı vazifelerini gören ateşini Cehenneme döker; sonra emr-i İlâhî ile daha güzel ve bâki bir surete tebeddül eder, âhiret âleminden bir menzil olur.

* * *

Kâfir, Cehennemi inkârla, nihayetsiz izzet ve gayret ve celâl sahibi ve gayet büyük ve nihayetsiz Kadîr bir Zâtı tekzip ve isnad-ı acz ediyor, yalancılıkla ve aczle itham ediyor, izzetine şiddetle dokunuyor, gayretine dehşetli dokunduruyor, celâline âsiyâne ilişiyor.

Elbette, farz-ı muhal olarak, Cehennemin hiçbir sebeb-i vücudu bulunmazsa da, şu derece tekzip ve isnad-ı aczi tazammun eden küfür için bir Cehennem halk edilecek, o kâfir içine atılacaktır.

* * *

Esasen, hem cennet hem de cehennem, bizler için nimettir. Zira istikameti bulmada, birisinin teşvik edici, diğerinin de ürkütücü rolü vardır. İnsan, cennetin teşvik edici yüzüne bakınca hep oraya girebilmek için çalışır; cehennemin abûs çehresini görünce de, ona düşmeme gayretiyle cennete doğru şahlanır. Böylece, her ikisi de bizim için rahmet olur.

Evet, cehennemin etrafında, şehvetten bir atmosfer vardır ve cehennem böyle bir atmosferle sarılı bulunmaktadır. Bu atmosfer, dıştan çok cazip görünmektedir; yeme, içme, yatma, nefsin hoşuna giden her şeyi elde etme ve cismaniyet itibariyle tatmin olma gibi insanın arzularına seslenebilecek ne varsa, hepsi cehennemi saran bir haliçe ve bir kaneviçe gibidir. Hâsılı, cehennem yolu insanın cismaniyetini gıcıklayan bir şehvet mozaiğidir.

1 Ehl-i Cehennem ise, nasıl ki dünyada gözüyle, kulağıyla, kalbiyle, eliyle, aklıyla ve hâkezâ, bütün cihazatıyla günahlar işlemiş; elbette Cehennemde onlara göre elem verecek, azap çektirecek ve küçük bir cehennem hükmüne gelecek muhtelifülcins parçalardan yapılmış elbise giydirilmek, hikmete ve adalete münafi görünmüyor.

(6)

6

2 "Eğer, cehennemliklerin (içinde yüzdükleri) irinden, dünyaya bir kovacık dökülecek olsa, bütün arz ahalisi(ne bu koku siner ve bu sebeple herkes) pis kokardı."

3 “Onlar cehennem ile kaynar su arasında devamlı gidip gelirler.” (Rahman Suresi, 55/44)

4 Evvelâ, müşriklerin tapageldikleri şeylerle beraber azaba dûçâr olmaları, azabın içinde onlara, bu akıbete sebebiyet verenlerle beraber bulundurma azabı, atf-ı cürüm ortamını hazırlayıp birbirini suçlama azabı, taptıkları şeylerin aczi ve hiçbir yararları olmama azabı.. gibi pek çok vicdanî ızdırabı birden duyurmak için; hususiyle de burada bu iç içe musibeti hissedebilecekleri uyarmak içindir.

َََ ُ َ!َ" “Cehennem’in odunu (yakıtı)” tabiri orada Allah’ı bırakıp tapılan şeylerin burada birer yakıcı maddeye dönüşmesi, o Cehennem ateşinde her şeyin cayır cayır yanabileceğine işaretin yanında, puta tapmanın affedilmez bir yanlışlık olduğunu ifade sadedinde onların ayn-ı azap olduğu vurgulanıp, bu sırnaşık azaptan kurtulamayacakları vurgulanmak istenmiştir.

Tapan, kör, sağır ve kalbsizle, tapılan, âciz, mendebur ve tutarsız cisim yığınlarının aynı şartları paylaşması, aynı akıbete maruz kalması, ilk yaratılışı ve ilk donanımı itibarıyla “ahsen-i takvîm”e mazhar bir eşref-i mahlûk için ne acı!

َدَرَو fiili suyun başına gelmek için kullanılır. Yani bu kelime ellerinde kova, bakraç gibi su kaplarıyla kuyu başlarına giden kimseleri düşündürür. Arap, su ihtiyacını karşılamak için, bu mânâda su başına gideni َدَرَو fiili ile anlatır. Hâlbuki fiilin karakteristik kullanılışı ile âyetin muhtevasını karşılaştırdığımızda, o fiilin hiç de bu mânâ için kullanılmamış olduğu hemen anlaşılır. Öyleyse burada bir tehekküm yani istihza ve alay söz konusu demek. Tıpkı ٍ'۪)َأ ٍباَ-َ.ِ0 ُْهْ3ِّ5َ6َ7

“Onları elîm bir azapla müjdele.” âyetinde olduğu gibi. Evet, onlar dünyada ellerinde kovaları, iman adına dolmak ve doldurmak için hakikat-i Muhammediye kaynağına müracaat etmeleri ve o menhel-i azb-i mevruda uğramaları gerekirken bu fırsatı değerlendiremedikleri için, yollar burada onları alıp Cehennem’e taşıdı. Aynı muhtevayı Allah (celle celâluhu) Meryem sûresinde 8ِإ ُْ:ِْ; ْنِاَو

=َهُدِراَو “İçinizde oraya (Cehennem’e) uğramayacak kimse yoktur.” âyetinde de ifade buyurur. İşte böyle bir noktada َدَرَو kelimesinin zikredilmesi, onlar için azbin azaba inkılâbını ifade açısından ne büyük bir fırsatı kaçırdıklarını, sinelerde hasret sesi veren bir kelime ile ifadesi gayet ciddî bir teessür ve tahassür içindir.

Âyetin başında da onların –ihtimal– bir zanlarına cevap vermektedir. ِ>ّٰ@)ا ِنوُد ْAِ; َنوُBُ6ْ.َC =َ;َو ُْ:Dِإ

َََ ُ َ!َ" “Siz ve Allah’ın dışında taptığınız şeyler Cehennem yakıtısınız” diyerek, belki onlar Cehennem’in kendilerini yakmayacağını düşünüyorlardı. İşte buna da “Siz, sizi yakacak ateşe nispetle odun gibisiniz.” buyurarak, onlara gerekli dersi vermekte ve hasretlerini ikiye katlamaktadır.

5 “Günü geldiğinde, melekleri görecekler; fakat o gün o suçluları sevindirecek hiçbir haber olmayacak ve melekler onlara: “Sevinmek size haram! haram!” diyecekler.” (Furkan Suresi, 25/22)

"Ağlamak, cehennem ahalisi üzerine gönderilir. Bunun üzerine onlar da (ağlamaya başlarlar ve) gözyaşları kuruyuncaya kadar ağlarlar. Sonra (yaş yerine) kan ağlarlar. Öyle ki yüzlerinde kanallar meydana gelir. Eğer bu kanallara gemiler salınsa gemiler yürür." (Hadis-i Şerif)

6 "Cehennemliklerin tepelerine kaynar su dökülür. Bu su, vücudlarının içine nüfuz eder, öyle ki karınlarına kadar ulaşır; içlerinde ne var ne yok, söker atar ve ayaklarını delip, geçer. Bu

(7)

7

hâdise, ُدEُ@ُFْ)اَو ِِْDEُGُ0 H7 =َ; ِ>ِ0 ُ3َْ!ُI "Bununla karınlarının içinde ne varsa hepsi ve derileri eritilecektir" (Hacc Suresi, 22/20) ayetinde zikri geçen eritme (es-Sahru) hâdisesidir. Sonra eriyen cesetleri eski haline iade edilir." (Tirmizî, Cehennem 4)

7 “Cehennem ehline açlık musallat edilir. Bu, içinde bulundukları azaba eşit dereceye ulaşır. Açlığa karşı yardım talep ederler. Onlara besleyici olmayan ve açlığı gidermeyen dari' (denen dikenli bir ot) verilir. Tekrar yiyecek isterler, bu sefer de boğazda tıkanıp kalan bir yiyecekle imdat edilir. (Bu da boğazlarında takılır kalır, ne ileri geçer, en de geri gelir). Derken dünyada iken, bu durumda, bir içecekle boğazlarına takılan lokmaları kaydırdıklarını hatırlarlar ve bir içecek talep ederler. Kendilerine demir kancalar bulunan kaplarda kaynar sular verilir. Bu kaplar, yüzlerine yaklaştırılınca, yüzlerini dağlayıp atar. Su karınlarına girince içlerini param parça eder. Bu sefer de: “Cehennemin bekçilerini çağırın, ola ki azabımızı biraz hafifletir!" derler.

Onları çağırırlar. Onlar gelince:

"Size peygamberleriniz bu halleri açıklayan haberleri getirmemiş miydi?" derler. Onlar:

"Evet getirmişti (ama dinlemedik)" derler. Bunun üzerine, bekçiler: "Siz isteyin durun! Kâfirlerin istekleri (burada) boşadır!" derler" (Mü’min Suresi, 40/50). Cehennemlikler bekçilerden ümidi kesince: "(Cehenneme müvekkel melek) Malik'i çağırın!" derler. (Malik gelince): "Ey Malik (söyle de) Rabbin bizim hakkımızda ölüme hükmetsin!" derler. Malik de onlara: "Hayır! (Siz burada canlı olarak ebedî) kalıcılarsınız!" diye cevap verecek" (Zuhruf Suresi, 43/77). (Hadisin ravilerinden) A'meş (rahimehullah) der ki: "Bana bildirildi ki, cehennemliklerin Malik’e yalvarmaları ile Malik'in onlara verdiği cevap arasında bin yıllık zaman geçecektir.

Cehennemlikler, bu sefer aralarında: "Rabbinize dua edin sizin için O'ndan daha hayırlı kimse yok!" diyecekler ve elbirlik şöyle yakaracaklar: "Ey Rabbimiz, bedbahtlığımız bize galebe çalmıştı, biz gerçekten sapıtmış kimselerdik. Ey Rabbimiz bizi bundan çıkar. Eğer (yine) küfre dönersek artık hiç şüphesiz ki zalimlerden oluruz" (Mü'minun Suresi, 23/106-107). Allah Teâlâ, onlara:

"Cehennemin içine yıkılıp gidin! Bana bir şey söylemeyin!" diyecek" (Mü'minun Suresi, 23/108).

Allah Resulü (s.a.s), devamla dedi ki: "Bu cevap üzerine, cehennem ehli her çeşit hayırdan ümidlerini keserler; hıçkırmaya, nedamet etmeye, dövünüp yırtınmaya başlarlar." (Tirmizî, Cehennem 5)

8 Meselâ: Makam-ı tergib ve teşvikte hadsiz misâllerinden, meselâ Sûre-i ِن=َJْDِ8ْا Kَ@َL KَCَا ْMَه de Beyânâtı, (Haşiye-1) âb-ı kevser gibi hoş, selsebil çeşmesi gibi selâsetle akar, cennet meyveleri gibi tatlı, hûri libası gibi güzeldir.

Makam-ı terhib ve tehdidde pek çok misâllerinden meselâ: ِNَ'ِO=َPْ)ا ُQIِBَ" َR'َCَا ْMَه Sûresinin başında beyânât-ı Kur'aniyye ehl-i dalâletin sımahında kaynayan rasas gibi, dimağında yakan ateş gibi, damağında yanan zakkum gibi, yüzünde saldıran cehennem gibi, midesinde acı, dikenli dari' gibi tesir eder. Evet bir zâtın tehdidini gösteren Cehennem gibi bir azab memuru, öfkesinden ve gayzından parçalanmak vaziyetini alması ve ِSْ'َPْ)ا َAِ; ُT'َUَC ُد=َ:َC söylemesi, söyletmesi, o zâtın terhibi ne derece dehşetli olduğunu gösterir.

* * *

Cehennemlik Olduğumu Söyleseler Bile

İslâm büyükleri bu dünya hayatını gaye değil vasıta bilir. Bu bilginin gereğine göre de hayatlarını tanzim ederler. Biz buna "ilmiyle amel etme" hâli de diyoruz. İşte bu hâl ile hallenen, yani ilmi ile amel eden İslâm büyüklerinden biri de Herem bin Hayyan'dır. Hayatı hakkında fazla birşey bilemediğimiz bu zât, günlük nafakasını hayatının gayesi değil, belki vasıtası bildiğinden,

(8)

8

bunun vasatını elde edince mes'elesi biter, gayesine teveccüh eder, ebedi hayatını alâkadar eden mevzular ile meşgul olurdu.

Herkesin uykuya daldığı gecelerde o, tenha yerlere çekilir, derin tefekkürünü huşû içindeki ibadetiyle tenvir ve tezyin ederken şöyle söylenirdi: "Hayret ederim, Cennete talip olanlarla, Cehennemden korku duyanlara. Bunlar hem Cennete talip, hem de Cehennemden korkarlar; ama yine de uyumaya devam eder, bu kat'i gerçeğin heyecanıyla bir miktar olsun uykularını terk etme fedakârlığında bulunmazlar: "Herem bin Hayyan, ihlâslı dostlardan bir an olsun ayrılmak istemez, tefekkür âlemini zayıflatacak dünya ehli kimselere yaklaşmayı faydalı bulmazdı. Nitekim Onun bu ihlâslı dostlarından biri de Sahabeden Hamime idi. Bir gün Hamime'nin evine misafir gelen Herem, yatsı namazından sonra Hamime'nin yatmayıp gözyaşları içinde namaza devam ettiğini anladı. Sabah olunca sordu: "Bu gece seni çok ağlar gördüm, sebebi nedir acaba?" Şöyle cevap verdi aziz sahabî: "İnsanların yataklarından kalkar gibi mezarlarından kalkarak hesap yerine toplanacakları ânı hatırladım. O anda suçluların günahkârların, ibadetsizlerin dehşetli hâllerini hayal ettim. Kendimin bunların hangileri arasında yer alacağımı düşündüm, gözlerime bir türlü uyku girmedi, ağlamaktan kendimi alamadım."

Herem bin Hayyan der ki: "Bütün mâneviyat büyükleri, benim Cehennemlik olduğumu söyleseler, ben yine ibadetimden, hayır ve hasenatımdan gerilemem. Dini vazifelerimi bütünüyle yerine getirme gayretimi devam ettiririm. Zira ben Cennet ve Cehennem için yapmıyorum bu vazifeleri. Belki Cennet ve Cehennem emri altında olan Zâtı Ulûhiyyet'in emri olduğu için yapıyor, O'nun rızasını kazanmak için ifa ediyorum. O dilerse Cennetine, dilerse Cehennemine koyar.

Benim vazifem, O'nun emirlerini yerine getirmek, rızasını kazanmaktır. Kaldı ki O, razı olduğu kulunu da Cehennemine atmaz."

Referanslar

Benzer Belgeler

EHJ...İ BEYT KA VRAMIYLA BAGLANTILI BAZI TELAKKİLER Zaman içerisinde Ehl-i beyt'le ilgili kabullerini şekillendiren ve İslam kültürün- deki anlayışa paralel

Yukarıdaki şekilde alanı 108 cm 2 olan karenin içerisin- den alanları 27 cm 2 ve 12 cm 2 olan

Ermeni yemeğidir Türk yemeğidir tartışmasına girmeden söylemek isterim ki çok sevdiğim pöçün, ketenin ve mantının Ermeni yemek kültüründe de önemli olması benim için

Musluğun başını, elinin baş ve diğer parmakları arasında kalacak şekilde tutar.. Musluğun başını, açma

—Allah’a ortak koşmak, efsûn yapmak, Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı bir kimseyi haksız yere öldürmek, yetim malı yemek, riba (faiz) yemek, düşmana hücum

Onlara göre yeryüzündeki bütün maddeler bu dört temel elementin değişik oranlardaki karışımından oluşmuştu.. Bunun yanında bu elementlerin taşıdığı bazı temel

Yenimahalle / Yenimahalle Şehit Mehmet Şengül Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürlüğü AMP - 11.. Sınıf / A Şubesi (BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ ALANI)

Marsiyas, günümüzde sık sık düzenle- nen müzik yarışmalarının bugün için bi- lindiği kadarı ile ilk'i ile ilgilidir Zama- nımızdan 2700 - 2600 yıl önce yapılmış