• Sonuç bulunamadı

KASTAMONU ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ VI. ULUSLARARASI ŞEYH ŞA BAN-I VELÎ SEMPOZYUMU -YESEVÎLİK-

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "KASTAMONU ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ VI. ULUSLARARASI ŞEYH ŞA BAN-I VELÎ SEMPOZYUMU -YESEVÎLİK-"

Copied!
54
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

KASTAMONU ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ

VI. ULUSLARARASI

ŞEYH ŞA’BAN-I VELÎ SEMPOZYUMU -YESEVÎLİK-

23-25 KASIM 2018

(2)

III

Kastamonu Üniversitesi

VI. Uluslararası Şeyh Şaban-ı Velî Sempozyumu (Yesevîlik)

Editörler:

Dr. Öğr. Ü. Cengiz ÇUHADAR Dr. Öğr. Ü. Mustafa AYKAÇ Arş. Gör. Erhan Salih FİDAN

Arş. Gör. Yusuf KOÇAK

Kapak Tasarımı:

Dr. Öğr. Ü. Köksal BİLİRDÖNMEZ

Kastamonu Üniversitesi ISBN: 978-605-4697-22-9

Aralık 2018, Kastamonu

Baskı: Kastamonu Üniversitesi Matbaası

Eserde yayımlanan bildiri metinlerinde ileri sürülen görüşlerin ilmî ve hukukî sorumluluğu bildiri sahiplerine aittir. Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Her hakkı saklıdır.

(3)

663

HOCA AHMED YESEVÎ’NİN DÎVÂN-I HİKMETİ’NDE AHLÂKÎ BİR DEĞER OLARAK ADALET

Justice As An Ethical Value In Dîvan-ı Hikmet (Book Of Wisdoms Of Khoja Ahmad Yasawî)

Fethi Kerim KAZANÇ Özet

Hoca Ahmed Yesevî’nin, Türk-İslam düşüncesindeki yeri ve önemi büyüktür. Ahmed Yesevî, hem gerçek bir İslam ahlakçısı, hem de eğiticisidir. Yesevî, adalet görüşünü, özelikle Dîvan-ı Hikmet’te özlü sözler ve hikmetleri eşliğinde geliştirmiştir. O, ahlakî düşünce sisteminde felsefî, teolojik ve mistik (tasavvufî) unsurları büyük bir maharetle kaynaştırmanın güzel bir örneğini sunmuştur. Yesevî’nin ahlâk anlayışının en özgün yanlarından biri; onun, bu ahlak anlayışında, teorik ve pratik boyutlarıyla birey ve toplumu, daha işlevsel, verimli, tesirli bir biçimde dönüştürebilecek ve yönlendirebilecek teolojik ve tasavvufî ilkeleri sunma becerisini göstermiş olmasıdır. Yesevî’nin siyasî ve içtimaî düşüncelerinin özünde ahlâkî değerler yatmaktadır. Ahmed Yesevî’de ahlâk anlayışı, dinin ana kaynakları Kur’ân ve Hadis’e ve sağlam itikâdî temellere dayalı olarak geliştirilmiştir. Bu arada hiç kuşkusuz Dîvân-ı Hikmet’te adalet kavramı da, Hoca Ahmed Yesevî’nin ahlâk felsefesinin başat değerlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Yesevî, dört erdemden biri sayılan adalet kavramını, Allah, insan ve kâinat bağlamında izah edip açıklamaya çalışır.

Ahmed Yesevî adalet kavramını geniş ölçekte ele alır ve ahlâkî düşünce sisteminde onunla ilintili kavramlara başvurarak konunun daha iyi anlaşılmasını sağlar. Onun ahlak felsefesinde, dürüstlük, eşitlik, hakka riayet, sadakat, aşk, vefa, ahde vefa, hakka bağlılık, sevgi, merhamet, şefkatli olmak, dostluk, samimiyet, ülfet, cömertlik, nimetleri paylaşmak, ihsan vb. gibi temel değerler önemli bir yer işgal eder. Bu değerlerin bireysel ve toplumsal düzlemde gerçekleştirilmediğinde, bireysel platformda ve halk arasında olumsuz yönlerine ve sonuçlarına dikkat çeker. Hoca Ahmed Yesevî, gerek kulun gerekse toplumu, yakından gözlemleyip, onların günahkârlık, zulüm, adaletsizlik ve haksızlık durumlarından ve olumsuz davranışlardan uzaklaşmalarının ve kurtulmalarının manevî reçetelerini ve yollarını örnekler, hikmetler, öğütler ve uyarılar eşliğinde anlatır. Onun amacı, sade bir dille adalet ve onunla ilintili değerleri, halka terennüm edip, anlatarak, bu değerleri benimsetmek ve onların realiteye geçirilmesine ve pratik yaşama aktarımına yardımcı olmaktır. Daha doğrusu, toplumu bu değerler manzûmesini uygulayabilecek duyarlılığa ve kıvama getirmektir. Divan-ı Hikmet’te, dürüst olmak, âdil olmak konuları çok sık geçmektedir. Yesevî, şefkatin adaletle ilişkisini kurar. Ona göre, şefkat, yakınlarla, yoksullarla ilgilenmek, onları sevmek, toplumun huzurunu, birliğini, beraberliğini, samimiyetini doğurur. Böylece Yesevî, dinî ahlâkta adalet bağlamında yeni bir çığır açmıştır. Hoca Ahmed Yesevî’nin ahlak anlayışında adalet erdemi, Türk-İslam düşüncesine önemli bir katkı sunmuş ve kültürümüzde ve medeniyetimizde bu kavram etrafındaki ahlâkî bakışın benimsenmesini, içselleştirilmesini ve zenginleşmesini sağlamıştır.

Anahtar Sözcükler: Hakka riayet, dürüstlük, ahde vefa, cömertlik, samimiyet ve eşitlik.

Abstract

Hhoja Ahmad Yasawî’s place and importance in Turkish-Islamic thought are grand. Ahmad Yasawî is both a real Muslim moralist and educator. Yasawî developed his view of justice in accompaniment of substantial expressions and wisdoms, particularly in Dîvân-ı Hikmet. He gave a fine type of causing to unite philosophical, theological and mystical elements great skilfully in his system of ethical thougt. One of most orijinal sides of ethical conception of Yasawî is that he displayed proficiency of presenting theological and mystical principles and rules which can more

Prof. Dr., Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, [email protected]

(4)

664

functionally, more productively, and more effectively transform and direct individuals and communities with theoretical practical dimensions in this ethical conception. Ethical values lie in the core of Yasawî’s political and social opinions. Ahmad Yasawî’s ethical conception was produced by being based on the Holy Koran and Tradition which are main sources of religion and sound creed foundations. Meanwhile, the concept justice undouptedly comes to light as one of basic values of Khoja Ahmad Yasawî’s ethics in Dîvân-ı Hikmet. Yasawî tries to explain and analiyse the concept justice which is considered as one of four virtues in context of God, man, and universe.

Ahmad Yasawî deals with the concept justice on a large measure and scale and supplies understanding matter better by appliying to concepts belonging to it thought in his system of ethical.

The fundamental values such as honesty, equivalence, respect to right, loyalty, passion, faithfulness, constancy to promise, devotion to right, love, mercy, affection, friendship, sincerity, familiarity, generosity, sharing blessings, and endowment occupies an important place in his ethics. When these values aren’t realized on individual and social plane, he calls attention to negative aspects and results of them in individual and amongst people. Khoja Ahmad Yasawî explains moral/spiritual prescriptions and ways of their escaping and receding situations and negative behaviours such as sinfulness, oppression, injustice, and wronging in accompaniment of examples, wisdoms, advices, and warnings by watching for either human being/servant or society closely. His aim is to get people accept justice and values belonging to it and to aid realization and transference to practical life of them, by warbling and explaining these values to people simply. Rather, his aim is to biring about people’s sensibility and right consitency of application of sytem of these values. Matters such as honesty and justice take place in Dîvân-ı Hikmet very often. Yasawî establishes relation of affection to justice. According to him, affection, paying attention to neighbourhoods and destitutes, and loving them biring about peace, unity, solidarity, cooperation, and sincerity of people. Thus, Yasawî blazed a trial in new path of religious ethics in context of justice. The virtue of justice in Khoja Ahmad Yasawî’s ethical conception made an important conribution to Turkish-Muslim thought and supplied adoption, internalization, and enrichment of ethical point of view around this concept in our culture and civilization.

Key Words: Respect to right, honesty, constancy to promise, generosity, sincerity, and equity 1. Giriş: Türk-İslâm Düşüncesinde Hoca Ahmed Yesevî ve Dîvân-ı Hikmeti Ahlâkın toplumları yaşatan ve ayakta tutan en büyük kuvvet olduğu tarihî olaylarla ispat edilmiştir. Ahlâkî çöküş ve yozlaşma, insanoğlunun kendi fıtratından uzak kalması ve kendi yaratılış gayesinden sapması noktasında kendini göstermektedir. İşte bizim için, Ahmet Yesevî’yi bilmek; kendi dinimiz, millî fıtratımızı, tarihimizi, kültürümüzü ve kısaca kendimizi bilmek ve tanımaktır. Yesevîlik bilgisi ve kültürü; kendi fıtratımıza dönmedeki, ferdî ve toplumsal nefsimizi arıtmadaki, yüceltmedeki, mükemmelleşmedeki ve böylece kurtuluşa erişmedeki bir ümit kapısıdır. Türk Dünyası’nın manevî önderi ve rehberi olan büyük mutasavvıf Hoca Ahmed Yesevî, aynı zamanda Türk-İslâm Düşüncesi’nin ilham alma, beslenme ve teneffüs etme kaynağıdır. Bu tebliğdeki amacımız, Ahmed Yesevî’nin düşün dünyasının büyüklüğünü yeniden tanımak; hem ferdi hem de toplumu, maddeten ve manen eğiten, dinî ve millî birliğimizin temelinde önemli katkıları ve tesirleri büyük olan bu değerli zâtın fikir zenginliğini ve derinliğini gözler önüne sermek ve sergilemektir.

Hoca Ahmed Yesevî’nin Türk düşünce tarihinde önemli bir yere sahiptir. Yesevî’nin ahlâk anlayışının, Türk İslam düşüncesindeki yeri büyüktür. Ahmed Yesevî’nin ahlak felsefesinin özü İslam’dır. Onun hikmetlerinin kaynağı, Kur’ân-ı Kerîm’dir. Dîvân-ı Hikmet, Ahmed Yesevî’nin hikmetlerini içine alan mecmuanın adıdır. Hikmet, dinî ve tasavvufî özlü söz demektir.1 Dîvân-ı Hikmet’in, yani “Defter-i Sânî”nin, Türklerin gözünde Kur’ân’dan sonraki ikinci defter olduğunu söylememiz mümkündür. Yesevî’nin Dîvân-ı Hikmet’i,

1Dîvân-ı Hikmet hakkında bkz. Kemal Eraslan, Divân-ı Hikmet Seçmeler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1991, ss. 32-37.

(5)

665

hikmetlerin hikmeti, ilâhî kaynaklı Kur’ân’ın özü, manası olduğuna bir kez daha tanık olmaktayız. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de belirtilen haram ve helal çizgisi, erdem ve erdemsiz davranışların sınırı, adalet ve haksızlık örnekleri Arap diline yabancı bozkırlarda yaşayan Türk göçmenleri için net ve sarih gösterilmiştir. Bunun yanı sıra, İslâm ahlâkı, genel hatlarıyla Dîvân-ı Hikmet’in ana konuları olmuştur.2

Ahmed Yesevî, Türklere İslâm dinini sufi bir bakış açısı ve yorumu ile Türk dili vasıtasıyla öğretme ve belletme yoluna gitmiştir. İslâm’ı basitleştirmek ve kolaylaştırmak suretiyle insanlara sunmuş ve bunda da başarılı olmuştur. Ahmed Yesevî, Dîvân-ı Hikmet adlı eserinde Türkçe ile İslâm’ı anlatma ve benimsetme, insanlara yumuşak davranma, şefkatli olma, sevgi ile yaklaşma, toplumun dertleriyle dertleneme, paylaşımcı olma, cömertlik, toplum adamı olma, gerçek âlimin toplum için önemi, sahte âlim ve şeyhin toplum için tehlikeli oluşu, güzel ve iyi ahlâkın birey ve toplum için ne kadar hayatî bir olgu olduğunu ortaya koymuştur.3

İslâm ahlâkının amacı, olgun insan, mutlu insan yetiştirmek ise, Dîvân-ı Hikmet de insan ruhunu, her türlü her türlü tehlikelerden, nefsânî arzulardan arındırarak, yücelterek özgürlüğe kavuşturmak ve böylece topluma kâmil insan kazandırmak ister. Bunlar da, Dîvân-ı Hikmet’in sadece edebî bir eser olmayıp, tasavvuf ve ahlâk kitabı, tasavvuf ve ahlâkın ise, vasıta ve gayeleri açısından da ortaklık arz ettikleri açık ve net bir şekilde görülmektedir.

Dîvân-ı Hikmet, fert, toplum ve devlet ahlâkı açısından en temel belirleyici özelliklere sahip Türk kültürünün büyük bir eseridir. Gördüğümüz kadarıyla Dîvân-ı Hikmet’te adalet kavramı da, bu yönlere şamil olacak ölçekte geniş olarak ele alınmış ve örneklerle anlaşılır halde sunulmuştur.

Ahmed Yesevî’de ahlâk anlayışı, dinin ana kaynakları Kur’ân ve Hadis’e ve sağlam itikâdî temellere dayalı olarak geliştirilip, ortaya konmuştur.4 Tasavvufî, felsefî ve teolojik unsurlara hep birlikte ve bütüncül olarak yer verilmiştir. Bu da, ahlâk anlayışının etkinliğini, etkisini ve işlevselliğini ve uygulanabilir olma yanını artırmıştır. Ahlâkta önemli bir husus da, muhatabın ve kitlelerin etkilenmesi, teşvik edilmesi ve harekete geçirilmesidir. Hiç kuşkusuz burada özlü ifadeler, öğütler, nasihatler, yönlendirmeler ve uyarılar ön plana geçer.

Yesevî’nin siyasî ve içtimaî düşüncelerinin özünde ahlâkî değerler yatmaktadır. Bu değerler içinde adalet kavramı başat bir rol oynamaktadır. Yesevî, adalet kavramını birey, toplum ve siyaset açısından ele almakta ve örnekler eşliğinde onun mahiyetini aydınlığa kavuşturmaktadır. Onun, bu konuda özellikle adalet kavramının zıddı olan zulüm ve haksızlık etmek kavramına da yer verdiği dikkati çekmektedir.

İslâm’dan önce Yesevî, bir Türk-İslam ahlakçısıdır. Daha doğrusu, Yesevî, gerçek bir İslam ahlâkçısı ve eğitimcisidir. Onun yegâne ilgi odağı, halkı irşad ve onları doğru yola sevk etme/iletme/davet etme düşüncesidir. Tasvir ettiği dini menkıbeler, münacatlar, niyazlar, feryatlar, ağlamalar ve istiğfarlar, hep bu düşünceyle kaleme alınmıştır. Hikmetleri, özlü sözleri, nasihatleri, irşatları ve hatırlatmalarıyla/uyarılarıyla önde gelen bir ahlâk ve değerler eğitimcisidir. Çünkü ahlâkî değerler eğitimi ve nasihatleri sayesinde, bu değerlerin Müslüman Türkler arasında benimsenip davranışlara dökülmesini ve böylece bozkırlarda göçebe Türkler arasında yayılmasını ve kökleşmesini sağlamıştır. Ahlâk alanında Türk-İslâm kültüründe önemli bir yere sahiptir ve Türk düşünce tarihine damgasını vurmuştur. Ahmed Yesevî, bozkırlarda egemen olan Türk göçebe kültürü ile İslam’ın arasında köprü kurabilmiştir. Orta

2 Dosay Kenjetay, Hoca Ahmet Yesevî’nin Ahlâk Felsefesi, Hoca Ahmet Yesevî Ocağı Yayınları, Ankara 2003, s. 150.

3 Ejder Okumuş, “Sosyolojik Okuma Yaklaşımıyla Hoca Ahmed Yesevî”, Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevî, D.İ.B. Yayınları, Ankara 2017, ss. 847-848, (ss. 823-849).

4Bkz. Hayati Bice, Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî ve Hikmetleri, H Yayınları, İstanbul 2014, ss. 260-261.

(6)

666

Asya’da Türk toplulukları arasında X. yüzyılın ikinci yarısına doğru başlayıp İslâmlaşma ve dolayısıyla yeni bir kültür yaratma süreci, XII. yüzyılda Ahmed Yesevî ile yepyeni bir ivme kazanmıştır. Bu büyük manevî şahsiyet, İslâm’dan önce Budist, Şamanist, Manihesit mistik kültürleri tanımış ve özümsemiş Türk toplumlarının İslâm’a geçiş sürecinin, yine mistik yolla onlarda ahlâkî olgunlaşma sağlanarak olacağını keşfetmiştir. Yesevîlik kültürü işte böyle başlamış ve bu mistik zemin üzerinde gelişme imkanına kavuşmuştur.5

Hoca Ahmed Yesevî’nin ahlak anlayışı, Türk-İslam düşüncesine önemli bir katkı sunmuş ve kültürümüzde ahlâkî bakışın benimsenmesini, içselleştirilmesini ve zenginleşmesini sağlamıştır. Çünkü bu ahlâkın, Allah, kâinat, birey ve toplum ilişkisi bağlamında ahlâk düşüncesine farklı bir boyut kazandırdığı; zenginlik ve açılım getirdiğini söylemek mümkündür. Tam da bu noktada, ahlâkî değerler içinde adalet idesine özeli bir ehemmiyet verdiğini söylememiz mümkündür. Adalet idesinin bireysel ve toplumsal yönlerine büyük bir ağırlık vermektedir.

Yesevî, dinî ahlâkta yeni bir çığır açmış ve geliştirmiştir. Burada geleneksel tasavvufî, felsefî ve teolojik ahlâk görüşlerini, düşünce sisteminde harmanlayarak ve iç içe sokarak bütüncül bir ahlâkî bakış açısı ya da perspektif geliştirme, ana etken olmuştur dememiz mümkündür.

Yesevî’nin ahlâk anlayışının en özgün yanların biri; bunun, teorik ve pratik boyutlarıyla işlevsel, verimli, tesirli, dönüştürücü ve yönlendirici hale sokulabileceği ilkeleri sunma becerisi göstermiş olmasıdır. Onun düşünce sisteminde ahlâkın nazarî ve pratik bütünlüğünün teolojik anlamı, yani ahlakın teorik ve pratik bütünlüğüne işaret edilmiştir.

Yesevî, ahlâk düşüncesinde, eserlerinde ahlâkın ve değerler manzumesinin teorik ve pratik bütünlüğünün gerçekleştirimine ve davranışa aktarımına yönelik kimi teolojik ve mistik bazı ilkeler belirlemiştir.

Hoca Ahmed Yesevî’nin, Türk-İslam düşüncesindeki yeri ve önemi büyüktür. Yesevî, adalet görüşünü, özelikle Dîvan-ı Hikmet’te veciz ifadeler, özlü sözler ve hikmetleri eşliğinde metaforlar ve temsillerle geliştirmiştir. Bütün hikmetlerinin temelinde, Yesevî’nin inanç, düşünce ve öğütleri ile tarikatının esasları yer alır. Aslında hikmetler Türkler arasında bir düşünce birliğinin oluşması bakımından çok önemlidir.6 O, ahlakî düşünce sisteminde felsefî, teolojik ve mistik (tasavvufî) unsurları büyük bir maharetle kaynaştırmanın ve bir arada sunmanın güzel bir örneğini sunmuştur. Yesevî’nin ahlâk anlayışının en özgün yanlarından biri; onun, bu ahlâk anlayışında, teorik ve pratik boyutlarıyla birey ve toplumu, daha işlevsel, verimli, tesirli bir biçimde dönüştürebilecek ve yönlendirebilecek teolojik ve tasavvufî ilkeleri sunma becerisini göstermiş olmasıdır. Yesevî’nin siyasî ve içtimaî düşüncelerinin özünde ahlâkî değerler kuramı ve buna bağlı olarak geliştirilen adalet anlayışı yatmaktadır. Ahmed Yesevî’de ahlâk anlayışı, dinin ana kaynakları Kur’ân ve Hadis’e ve sağlam itikâdî esaslara dayalı olarak geliştirilmiştir. Bu arada hiç kuşkusuz Dîvân-ı Hikmet’te adalet kavramı da, Hoca Ahmed Yesevî’nin ahlâk felsefesinin başat değerlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Yesevî, dört erdemden biri sayılan adalet kavramını, Allah, insan ve kâinat bağlamında izah edip açıklamaya çalışır. Bu bağlamda, o, bozkırlarda yaşayan yeni Müslüman olmuş göçebe Türkler arasında insanı kamil yetiştirmeyi ve böylece temiz, dürüst, adil ve hakkaniyete riayet eden bir toplum oluşturmayı amaçlamaktadır. Ahmed Yesevî’nin,

5Ahmet Yaşar Ocak, “Türk Dünyasında Ahmed-i Yesevî ve Yesevîlik Kültürünün Yayılışı: Bir Sufî Kültürünün Yeniden Güncelleşmesi”, Milletlerarası Hoca Ahmet Yesevî Sempozyumu Bildirileri (26-29 Mayıs 1993), Yayına haz. Abdülkadir Yuvalı, Mustafa Argunşah ve Ali Aktan, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 1993, s. 299, (ss. 299-306).

6 Bkz. Ahmed Yesevî, ed. Nejdet Tosun, Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi, Ankara 2016, ss. 15-23; Mustafa Kara, “Hoca Ahmed Yesevî ve Anadolu Topraklarında Tasavvuf Kültürü”, Pîr-i Türkistân Hoca Ahmet Yesevî, D.İ.B. Yayınları, Ankara 2017, s. 26, (ss. 25-35).

(7)

667

adalet anlayışını izah edip ortaya koyarken, nefs ile mücahede, dini kurallara uyma, hakka riayet, dürüstlük, sadakat, dostluk, ahde vefa, cömertlik, ülfet, gösterişten ve kibirden uzak durmak, şefkat, aşk, sevgi, samimiyet, eşitlik, nimetleri paylaşmak, toplumun dertleriyle ilgilenmek, fakir ve yetimi korumak vb. gibi belli başlı ahlâkî kavramlara yer verdiğini söylememiz mümkündür.

2. Hoca Ahmed Yesevî’ye Göre Dürüst Olmak ve Âdil davranmak İçin Yapılması Gerekenler: Ön Hazırlıktan Ön Koşula Uzanan Yol (Seyrü Sülûk)

Yesevî, dinî ve ahlakî kavramlardan oluşan etik bir değerler sistemi geliştirmiştir.

Hikmet sistemini, hem bu dünyanın olguları hem de öte dünya hakikatleri/kavramları üzerinden kurmuştur. Bu da, hikmetlerini, zengin bir kavram örgüsüyle etkili ve başarılı bir biçimde dizmesini ve terennüm etmesini sağlamıştır. Bu hikmetler sistemde adalet kavramı merkezî bir yer işgal etmektedir. Ahmed Yesevî, benzetme, teşbih, temsil, metafor, mecâz ve telmihlere bolca yer vermiştir. Bu da, onun anlatım gücünü ve üslûp tarzını güçlendirmiştir.

Ahmed Yesevî, beşerî düzlemde ve dünya yaşamında ahlâkî davranışların dürüst ve adilane yapılabilmesi ve sergilenebilmesi için kaçınılması gereken hususlara da dikkat çekmektedir. Bu meyanda doğru yoldan şaşmama önemli bir ilkedir. Nefs kadar şeytanın ayartmaları ve iğvalarından kaçınmak da, ahlaklı ve dürüst davranmakta önemli bir faktördür.

Yesevî, kişinin adil davranabilmesi için bazı görevleri yerine getirmesi gerektiğine dikkat çekmektedir.

a. İman: Yesevî, hikmetlerinde iman ve iman nuruna önemle işaret etmektedir. Çünkü iman bütün ibadet ve salih davranışlarımızın temelini oluşturmaktadır. “Kâlû belâ” diyen kullar imandan pay almıştır. Sükut eden kulların dini virandır, yani harap, yıkıktır. Hak Teâlâ bize iman armağan eylemiştir. Yesevî, O Mustafa bize Hakk Rasûlü idi. Salât-selâm söylesen, dinimize kuvvet verir. Yok ise, benim yaptıklarım yalandır, diye söyler. Daha sonra, Yesevî, bu durumu önce “Elestü birabbikiüm” dedi Hüda, “Kâlû belâ” diyerek ruhlar eyledi sedâ.

Ağlayıp geldik eşiğine bütün kullar, lütfeylesen, yüz bin âsî sevinçlidir, diye anlatır.

Ahmed Yesevî, kul nice yaşasa, ölmesinin var olduğunu, görür göze bir gün toprak dolması var olduğunu, bu dünyada sefer kılanın gelmesi var olduğunu, âhirete sefer kılan gelmez imiş, diye hatırlatmada bulunmaktadır. Dirilikte din nevbetini/sırasını iyi vur, âhiretin gereğini burada hazırla. Kul Hoca Ahmed iman üzere sabit ol. İman ile varan kullar ölmez imiş, diye terennüm etmektedir.7 Şeyhim deyip ortaya çıkıp ateşi yutsa, iman boşluğunu meşakkatsiz bulmaz.8 Yesevî, tecelli makâmının tevhîd ağacı bulunduğunu vurgulamaktadır.9

Ahmed Yesevî, Hakk’ı tanıyanların başkalarını asla tanımayacaklarına işaret etmektedir.

Hakk’ı tanıyanlar özgeleri asla tanımazlar,

Allah demeyen olsa, onun ölmesi iyidir. (Hikmet: 121).

Vahdaniyet gemisinin sırrını bilmeden, Aşk-sırlar sözlerinden haber almadan, Tecrid-tefrid işlerin tamam eylemeden,

O tevhidin meyvesinden alsa olmaz. (Hikmet: 124).

7 Hoca Ahmed Yesevî, Divan-ı Hikmet, haz. Hayati Bice, T.D.V. Yayınları, Ankara 2009, s. 247, (Hikmet: 111).

8 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 275, (Hikmet: 130).

9 Yesevî, Divan-ı Hikmet, ss. 285-286, (Hikmet: 135).

(8)

668

Ahmed Yesevî, kıyamet gününün yaklaştığını, pek fazla vakit kalmadığını, kul Hoca Ahmed’in sözünün yalanı olmadığını, kendi kendine bir nasihat eylemediğini, nasihatı halka söyleyip gittiğini dile getirmektedir.10

Ben-benliğin cezasını verecek cehennem,

Kibirlinin cehennem içinde hâli perişân. (Hikmet: 91).

b.Nefs Terbiyesi: İslâm tasavvufunun diğer ekollerinde olduğu gibi “nefs terbiyesi ve tezkiyesi” Yesevîlik’te de çok önemli bir çabadır. Her türlü ahlâkî kötülüğü temsil eden nefs, insanı Hakk yolundan alıkoyar. Nefsin hevâ ve hevesine uyması, razı olduklarına uyması ve isteklerini yerine getirmesi; bulunduğu hale razı olup güzel amellerini ve sözlerini artırmamaya çalışması, nefsin kusurlarındandır. Onu terbiye etmek ve arındırmak, ahlâkî kötülüklerden arıtmak, iradeyi geliştirip nefsin kontrolünü sağlamak gerekir.11 Hoca Ahmed Yesevî’ye göre, akıllı insan, nefsinin peşinden koşan değil, onun isteklerini ve arzularını kontrol altına alan ve onu ahlâkî pisliklerden arıtan kimsedir.12 Tasavvuf ehli, hayatımızda ve davranışlarımızda nefse muhalefet etmeyi ve kusurlarını hatırda tutmayı tavsiye etmektedir.

Çünkü nefsin birtakım kötü huyları vardır. Yüce Allah, bizden kusurlu olan nefsi tezkiye ve terbiye ederek mutmain sıfatına sahip olmamızı, kendisinden razı olup O’nu razı etmemizi ve güzel bir kul olmamızı ister. Nefsini tezkiye ve terbiye edip mutmain makamına ulaşanlara rızasını ve cennetini müjdeler (el-Fecr sûresi, 89/27-30).

c.Riyâzet: Yesevî, ahlâk sisteminde riyazet kavramına büyük bir yer vermektedir. Yesevî, “Yuhibbuhum” şarâbını içmeyince, “Ve yuhibbûnehû” libâsını giymeyince, riyâzetin boynunu boğmayınca, Hakk cemâlini muradınca görse olmaz.13 Aşk derdini bulan kişi dünyâyı bulur. Erenlerin izin alıp dinmeden öper. Muhabetin şevki ile yaşını döker. Yaşı akmadıkça riyâzette solsa olmaz.14 Riyâzette yüzünün rengini soldurmağa, gerçek âşıkın yüzünün rengini saman eyler, diye terennüm eder.15

d.Mana: Ahmed Yesevî, Yesevî, duymasa mana sırrından adam değildir, diye söylemektedir. Sen onun suretini görüp mahrem deme.16 Yesevî, bu sözlerin her birisinin manâ hazinesi olduğunu ifade etmektedir.17 Öyle erlerin sohbetini bulan kişi, mest ve hayrân olup yaz ve kışı yürür. Seherlerde dört döğünmek dervîş işi. Zâhiren neşeli, bâtınlarını mahzun eyler. Böyle olmadan Hakk vuslatına ermek olmaz. Rüsvâ olmadan sırdan manâ almak olmaz.18 Rüsva olup sırdan mana arayanlar. Halk içinde rüsvâ olup yürüse olmaz.19 Yesevî, hikmet kemerini bele sağlam bağlamadığından yakınmaktadır.20 Ârif o kişidir beden ülkesini viran eyler.21 Zikrini söyle, kanlar aksın gözlerinden. Hikmet söyle, inciler damlasın

10 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 212, (Hikmet: 89).

11 Nefsin kusurları ve tedavi usulleri hakkında bkz. Abdülkerim el-Kuşeyrî, Kuşeyrî Risâlesi, haz. Süleyman Uludağ, Dergâh Yayınları, İstanbul 1999, ss. 238-241; Ebû Abdurrahman es-Sülemî, Nefis Kusurları ve Tedavileri (Uyûbu’n-Nefs ve Müdâvâtühâ), çev. Abdullah Suat Demirtaş, Semerkand Basım Yayın dağıtım.

A.Ş., İstanbul 2016, ss. 70-76.

12 Yesevî, Divan-ı Hikmet, ss. 214, (Hikmet: 91); s. 153, (Hikmet: 51).

13 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 261, (Hikmet: 122.

14 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 262, (Hikmet: 123.

15 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 281, (Hikmet: 133).

16Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 278, (Hikmet: 132).

17 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 247, (Hikmet: 111).

18Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 284, (Hikmet: 134.

19Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 268, (Hikmet: 126).

20 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 283, (Hikmet: 134).

21Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 284, (Hikmet: 134).

(9)

669

sözlerinden.22 Dayanarak Kul Hoca Ahmed, yola gir, kulu görsen, kulu olup manâ sor. Yâ İlâhım, nasîb kılsa, manâ al. Manâ sorup manâ alan gerçek kul olur.23 Yesevî, düşünce sisteminde şeriat, hikmet, hakikat, tarikat gibi kavramların izah ve terennümüne büyük bir ehemmiyet vermektedir:

Rivâyettir şeriat, hikmettir hakikat,

Mücevherdir tarikat, âşıklara münasib. (Hikmet: 96).

Şeriatın meydanına özünü koymadan, Tarikatın bahçesinde dolaşmadan, Hakikatın deryasından cevher almadan, Marifet âdâbını bilse olmaz. (Hikmet: 125).

Tarikattir bu yol, adını bilse dervîş, Marifetin mallarından alsa dervîş, Başka yollar kötülük yeli; sansa dervîş,

Hakîkatın meydanında er o olur. (Hikmet: 138).

e.İyilik Etmek: Yesevî, her zaman iyilik eylemeyi ve Allah emrini tutanın evliyâdan olacağını vurgulamaktadır. Çünkü iyilik etmek ile Allah’ın emri ve kötülük etmek ile Allah’ın yasağı arasında yakın bir münasebet vardır. Mâturîdî düşünce sisteminde Allah’ın emri, iyilik kavramına ve O’nun nehyi de kötülük kavramına delalet etmektedir.24 Böylece bu iki kavramı daha doğru olarak kavrama imkanına kavuşuruz.

Her zaman iyilik eyle, gidersin işbu dünyadan;

Kıyâmet yüzsuyuna gerek ciğerini kan eylesen.

Allah emrini tutan olur o evliyâlardan;

Olursun evliyâlardan, riyâzeti çokça eylesen.

Sevinme mal ve mülküne, kurutur bu ecel sonunda,

Kara yere girersin sonunda, ne kadar kâr ve kazanç eylesen. (Hikmet: 106).

Yesevî, Kul Hoca Ahmed kötülük ile hayatını zâyi eyleme. Eğer seherde ibâdet eylesen, Hazret’e lâyık olursun, diye söyler.25

f.Aşk Teması: Ahlakî düşünce sisteminde aşk temasını26 ehemmiyetle işleyen Ahmed Yesevî, âşıkların, her zaman devâmlı Allah’ı aradığını, zâhiri bırakıp bâtında Arş’ı

22 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 289, (Hikmet: 137).

23 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 290, (Hikmet: 138).

24Bkz. Ebû Mansûr Muhammed b. Muhammed b. Mahmûd el-Hanefî el-Mâturîdî (ölm. 333/944), Kitâbü’t- Tevhîd, Fethullah Huleyf, Dâru’l-Meşrik, Beyrut 1986, ss. 100-101; Kemâleddîn Ahmed el-Beyâdî el-Hanefî (ölm. 1098/1687), İşârâtü’l-Merâm min İbârâti’l-İmâm, thk. Yûsûf Abdürrezâk, Şeriketü Mektebeti ve Matba‘ati Mustafâ el-Bâbî el-halebî ve Evlâdih, Kahire 1368/1949, ss. 75-76.

25 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 240, (Hikmet: 106).

26Aşk konusunda çözümleyici kimi bilgiler için bkz. Metin Yasa, Din Felsefesi: Soru-Sorgu-Sonuç, Elis Yayınları, Ankara 2016, ss. 113-1209.

(10)

670

gözlediğini; tâliplere âyet-hadis sözlerini söylediğini ve “Sır sözünü câhillere söylese olmaz”

diye terennüm etmektedir.27 Sırdan anlam duymayanlar yabancıdır. O âşıklar mekânı viranedir.28 Aşk yolunda gece gündüz ağlayanlar, candan geçip belini sıkı bağlayanlar, hizmet eyleyip Hakk sırrını anlayanlar, gece uykusunu haram eyleyip ağlar olurlar.29 Seherlerde erken kalkıp kanlar yut, Kâmil mürşid eteğini sağlam tut. Hakk’a âşık olmuş olsan, candan geç; candan geçen “gerçek âşıklar” üryân olur.30 Şevki, zevki muhabbetten âyân eyle.

Âşıklara aşk ateşinden beyân eyle. Hor görülme-ağlama, meşakkati nişan eyle. Gerçek âşıklar ateşten ne diye çekinsin.31 “Allah” diyerek ateşe girdi Halilullah, o ateşi bostan kıldı, görün, Allah. Boyun büküp ağlayıp dedi: “Şey’en Li’llah”. Fakîr, miskin orada ne diye hevâ eylesin?32 Aşka düştün, ateşe düştün, yanıp öldün; pervâne gibi candan geçip kor ateş oldun;

derde doldun, gama soldun, meczûb oldun. Aşk derdini sorsan, aslâ dermânı yok.33 Yesevî, her kim ki Hakk zikrini bağrı yanık söylese, göz yaşını yağmur eyleyip rengi solup, öz yakasını yanıldım diye özü tutup, öyle âşığın sır şarâbını tadacağını haber vermektedir.

Bu yolun şerbetini bilmeyenler, Öz yakasını tutup tevbe etmeyenler, Dünyâlığına mağrur olup yürüyenler,

Hayvandır, belki ondan beter imiş. (Hikmet: 107).

Burada Yesevî, “Andolsun, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık ki kalpleri var, fakat onlarla anlamazlar; gözleri var, fakat onlarla görmezler, kulakları var, fakat onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hattâ daha da sapık (ülâike ke’l-enâmi, ve hüm edall). Ve işte gafiller onlardır (ülâike hümü’l-gâfilûn).” (el-Araf sûresi/179). âyeti ile

“Arzusunu tanrı edinen kimseyi gördün mü? (eraeyte meni’ttehaze ilâhehû hevâhü). Onun üstüne sen mi bekçi olacaksın? Yoksa sen onların çoğunun işittiklerini, düşündüklerini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hattâ onlar, yolca (hayvanlardan) daha sapıktır (in hüm illâ kel’l-en‘âmi, bel hüm adallü sebîlen)” (el-Furkân sûresi, 25/43-44). âyetlerine telmihte bulunmaktadır:

Âşıklar konusunun izahına önemli bir yer veren Yesevî, Hakk’ı seven âşıkları muradın bulduğunu, sahte âşık olup yürüme!, sabaha ayıp, kılıçtan keskin kıl köprünün adı Sırat, yalan dava eyleyen geçemeyip kalır imiş, diye terennüm etmektedir. Yesevî, âşık olsan, yalan davâ eyleme sakın. Yalan davâ eyleyenlerden Allah bizâr (bıkmış, uzanmış, küskün, şikâyetçi).

Kahhâr Melik’im kahr eylese, adı Kahhâr. Kıyâmet günü yüzü kara kalkar imiş, diye haber vermektedir.34 Yesevî, aşıklığın işi kolay, baş verme, Mansûr gibi kendinden geçip can verme, Ölmeden önce ölmeyi gerçekleştirmeden (“Mûtû kable en temûtû”) toprak olma, âşıkları ölmeden önce ölür imiş, diye söylemektedir.35 Yesevî, âşık kulların gece gündüz asla dinmediğini, bir saat Hakk yâdından gâfil olmadığını, öyle kulu Sübhân Melik’im ziyanda bırakmadığını ve dua eylese icâbetli olacağını vurgulamaktadır.36 Âşıklığın davâsını güden kişinin, “maşûk”undan zerre gâfil olduğu yok. Aşk incisi dipsiz deniz içinde gizlidir. Candan

27 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 268, (Hikmet: 126).

28 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 269, (Hikmet: 126).

29 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 288, (Hikmet: 137).

30 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 289, (Hikmet: 137).

31Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 292, (Hikmet: 139.

32 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 292, (Hikmet: 139).

33 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 294, (Hikmert: 140).

34 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 242, (Hikmet: 108).

35 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 243, (Hikmet: 108).

36 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 244, (Hikmet: 109).

(11)

671

geçmeyince, o inciden aldığı yok.37 Yesevî’ye göre, tarîkatın şevki, zevki yakılmak, yanmaktır. Hakk’tan kaçan soysuzlardan kaçıp uzaklaşmaktır. Yüz bin türlü cefâ değse boyun sunmaktır. Boyun sunmadan aşk pazarını kursa olmaz.38

g.Kemâl: Kemâl, erginlik, yetkinlik ve olgunluk anlamına gelir. Ham bir meyvenin olgunlaşması ve yetkinleşmesi gibi iyi, bir insanın doğuştan gelen istidat ve kabiliyetlerini yaratılış amacı doğrultusunda geliştirmesi ve yetkinleştirmesi hususunu ifade eder. Kemâl sahibi kişiye, kâmil, ehl-i kemâl denir; bunun zıddı nakıstır, yani kusuru ve eksiği olan kişidir. İnsan gönlü kemale taliptir, kemal ise ilim ve kudretle elde edilir. Bunların sonsuz denecek kadar dereceleri bulunduğundan kemal dereceleri de sınırsızdır. Bun rağmen, insan sahip olduğu ilim ve kudret ölçüsünde nisbî kemâle erişir ve bundan haz alır. Allah Teâlâ’nın sıfatları, fiilleri, ayrıca O’nun sema ve arzdaki hikmetleri hakkında bilgi sahibi olmak hakiki kemâl olup, bu kemâl sana Allah’ın yakınlığını kazandırır; kalıcıdır. Şu halde saadet, ancak Allah Teâlâ hakkında marifet sahibi olmakla hâsıl olur. Dünya hayatına dalanlar hakikî kemâli bilemezler, insana Allah’ın ve meleklerin yakınlığını kazandıran ilim ve hürriyettir.

Hürriyetten maksat, kişinin maddî tutkulara ve dünyevî arzulara tutsak olmaktan zat olmasıdır. Sadece mal ve mevki kudretiyle kemâlin hasıl olduğu aslı olmayan zandan başka bir şey değildir.39

İnsan-ı kâmil, şeriat, tarikat ve hakikat itibariyle tamdır. Diğer bir deyişle, kâmil insanda dört şey kemal mertebesinde ve tam olarak mevcuttur; sözleri iyi, fiilleri iyi, ahlâkı iyi ve marifete sahiptirler. Bir kimse, bu dört hususu gerçekleştirdiği oranda kendine özgü bir kemale sahip olur. Ne yazık ki, bu yola girenlerin çoğu yolda kalırlar. Muratlarına eremezler ve maksatları da gerçekleşmez.40

ğ.Pir-i Kâmil: Yesevî, âşık olsan, gece gündüz demeden ağla, Pir-i kâmil hizmetine belini bağla. Yanıp pişip derdi ile göğsünü dağla, dağda giden visalini (ulaşma, kavuşma) görür imiş, diye nasihat etmektedir.41 Yesevî, tarikate siyasetli (insanları dünyada ve âhirette mutlu kılacak yola yöneltme) mürşid gerek. O mürşide itikadlı mürid gerek. Hizmet kılıp Pîr rızasını bulmak gerek. Yesevî, böyle âşığın Hakk’tan pay alır imiş olduğunu belirtmektedir.42 Yesevî’ye göre, kılavuzsuz yola giren şaşkın olur.43 Ârif odur olsa âşık halkada yer alarak, yardımını dileyip o mürşidi kalkan eder.44 Yesevî, mübârektir o azizden pay alınız. Arayıp dergâhının yolunu sürün. Yol gösterse can ve gönülü berbad verin. Berbad vermeden aşk yoluna girse olmaz.45 Dostlarına açtım Rabb’im cevherini, kolaylık ile o cevherden alsa olmaz. Cefâ-mihnet çekmeden, hizmet etmeden, Bu Pîr’in sarayına girse olmaz46 diye haber vermektedir. Yesevî, sırsız yüz bin ibadet eyledim yoldan şaştım. Yol göstericisiz yola girip şaşırıp kaldım. Pîr-i kâmil nazar eyledi nefsten sezdim. Pîr hizmetini kılmadıkça, sezse olmaz.47 Yüz bin dua deyip ağlayım sana Allah. Hırs ve hevâ, ben-benlikten eyle uzak.

Lutfeylesen ben-benliği eyleyim tamam. Pîr hizmetini kılmadıkça, eylemek olmaz.48 O makâmın (tecellinin makâmının) yollarının rehzeni (yol keseni) var. Kılavuzsuz yola girse, yoldan şaşar. Vesvese eyleyip lanetli (kovulmuş) şeytan dinini bozar. Kendi yoluna koyup

37 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 259, (Hikmet: 120).

38Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 263, (Hikmet: 121).

39Bkz. Süleyman Uludağ, İslam’da Ahlak ve Ahlak Ekolleri, Sufi Kitap, İstanbul 2018, ss. 217, 219.

40 Uludağ, İslam’da Ahlak ve Ahlak Ekolleri, s. 221.

41Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 242, (Hikmet: 108).

42 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 244, (Hikmet: 109).

43 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 246, (Hikmet: 111).

44 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 254, (Hikmet: 116).

45 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 263, (Hikmet: 123).

46 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 266, (Hikmet: 125).

47 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 272, (Hikmet: 128).

48Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 273, (Hikmet: 128).

(12)

672

onu şaşkın eyler,49 diye hatırlatmaktadır. Yesevî, o makâmı, yani tecellinin makâmını bildiren rehber gerek; tarikatın ön safında safder gerek. İşbu yolu zapt eyleyen server gerek. Öyle mürşid cennet mülkünü hâzır eyler.50 Kâmil mürşid eteğini sağlam tut.51 Erenleri Hakk yâdınden gâfil olmaz. “Ricâlun lâ tulhihim” (en-Nûr sûresi, 24/37), der insanların Hâlık’ı.

Eren yolunu tutan aslâ yolda kalmaz. O hazrette sır esrârı makbul olur,52 diye kâmil mürşidin rehberlik ve yol göstericiliğinin altını önemle çizmektedir.

Yesevî, toprak olup yolda yatsan, kâfir ölmez, Pîr-i muğan/Pîr-i kâmil hizmetinde durmak gerek, diye hatırlatmalarda bulunmaktadır.53 Ahmed Yesevî, beni benlikten Pir-i Kâmil’in kurtaracağını hatırlatır ve Kul Hoca Ahmed Yesevî, günah yaptığının farkında, erenlerin sohbetine müştak, Allah diyenlerin yanındadır, diye terennüm etmektedir.54

Tasavvuf yolunda mürşid, ancak kendi tattığı, tecrübe ettiği, yaşadığı ve hâl ettiği şeyi, daha sonra talebesine talim edebilir. Onun için “ölmeden önce ölmemiş” bir mürşidin dervişine nazarî bir yolla öğretmesi ve yaşaması mümkün değildir.

Ahlâk konusunda takva sahibi, dindar, bilgili ve faziletli müminleri, velileri, meşayıhı ve mürşitleri, manevî önderler olarak örnek almak, onlara tabi olmak ve bağlanmak da, dinî ve tasavvufî ahlâkı öğrenmenin, onu uygulayıp hayatın bir parçası haline getirmenin bir yoludur. Ahlâk ilkelerini esas almak soyut bir yol izlemek iken, Hz. Peygamber’i, O’nun ashabını ve hakiki varislerini örnek alıp onlara tâbi olmak, somut bir yol izlemektir ve dinî hayatta “üsve-i hasene” denilen bu yol tavsiye edilir. Yüce Allah, “İbrahîm’de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır” ve “Andolsun, onlarda sizin için Allah’ı ve Son Günü arzu edenler için güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) Allah işte zengin, övgüye layık olan O’dur” (el-Mümtehine sûresi, 60/4, 6) ve “Andolsun Allah’ın Elçisinde sizin için Allah’a ve âhiret gününe kavuşmaya inanan ve Allah’ı çok anan kimseler için, (uyulacak) en güzel örnek vardır” (el-Ahzâb sûresi, 33/21) mealinde buyurmuştur. Peygamberler, onların temsilcileri ve varisleri olan evliya ve âlimler örnek alınır. Tasavvufta ittiba ve örnek alma hususuna büyük bir önem verilir, evliyanın ve meşayıhın ibadet, zühd ve riyazet hayatları kadar ahlâkî hayatları örnek alınır.55

h.Âhiret Hazırlığı: Yesevî, öleceğini bile gör, âhiretin hazırlığını kıla gör, yani âhirete azık hazırla, varıp deyip yol başında yürüye gör, diye hatırlatmalarda bulunarak, ölüm meleği gelse, insana fırsat bırakmayacağını belirtmektedir.56

Dünyâ benim mülküm diyen sultanlara, Âlem malını sayısız yığıp alanlara, Yeme ve içme ile meşgul olanlara,

Ölüm gelse, biri vefâ eylemez imiş. (Hikmet: 110).

Mağrur olmayın, ey dostlarım, eğlenip, Gece gündüz yalan söyleyip, boşuna yatıp,

Can alıcı gelir imiş bir gün yetip (ulaşma, erişmek),

49 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 285, (Hikmet: 135).

50 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 285, (Hikmet: 135).

51 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 289, (Hikmet: 137).

52 Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 290, (Hikmet: 138).

53 Yesevî, Divân-ı Hikmet, s. 415, (Hikmet: 210).

54 Yesevî, Divân-ı Hikmet, (Kazan 1901), s. 48.

55 Uludağ, İslam’da Ahlak ve Ahlak Ekolleri, ss. 174-175.

56Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 245, (Hikmet: 119).

(13)

673

Böyle yerde gâfil yürüse olmaz imiş. (Hikmet: 110).

Burada Yesevî, insanın bu dünyada boşuna yaratılmadığını dile getiren “Bizim sizi boş yere, oyun ve eğlence olarak yarattığımızı ve sizin bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız” (el-Mü’minûn sûresi, 23/115); “İnsan başı boş bırakılacağını mı sanır? (eyahsebü’l- insanü en yütraka südâ” (el-Kıyamet sûresi 75/36) vb. gibi âyetlere telmihte bulunmaktadır.

Yani insan bu dünya hayatında boş yere yaratılmamıştır. Aslında İslâm kelâmında kâinatın yaratılması ile insanın yaratılması arasında bir paralellik kurmak mümkündür. Kâinatın bir yaratılış gayesi olduğu gibi, insanın da bu evrende yaratılışının ve bulunuşunun bir gayesi vardır. Nitekim Yüce Allah buyurmaktadır: “Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere (bâtılen) yaratmadık (ve mâ halekna’s-semâ’e ve’l-erza ve mâ beynehümâ bâtılan) (bunlar bir tesadüf eseri değildir); bu inkâr edenlerin zannıdır, (onlar kâinatın boş bir tesadüf eseri olduğunu söylerler). Ateşten vay hallerine o nankörlerin.” (Sâd sûresi, 38/27); “Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette sağduyu sahipleri için ibretler vardır (le-âyâtin li-üli’l-elbâb). Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerine düşünürler: “Rabbimiz (derler), bunu boş yere yaratmadın (Rabbenâ mâ halkte hâzâ bâtılâ), sen yücesin, bizi ateş azabından koru!” (Âl-i İmrân sûresi, 3/190191); “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”

(es-Zâriyât sûresi, 51/56)

ı.Mâsivâ’dan Geçme: Yesevî, âşıklara Hakk’ın inayeti olup, keşf ve kerametinin bâtın içinde açılacağını, her an Hakk’ın rahmeti dillerine saçıp, fani olup, mâsivâdan geçer imiş, diye belirtmektedir. Ahmed Yesevî, sırları keşfeder olup, bâtın gözünü açıp, Hakka aşıkı bu dünyayı terk edip kaçıp, nefs-hevâ gözünü oyup boynunu kesip, mahvolup şeytan ondan kaçar imi, diye terennün etmektedir.57 Ona göre marifet meydanı içinde bu gönlünü şâd edip, dünyasını terk eyleyenler Hakk ile sevdâ eder.58

i.Dünya Kaygısını Terk Etmek: Yesevî, dünya kaygısının ve meşgalesinin terk edilmesi gerektiğini salık vermektedir.59 Muradına yeteyim desen uykusuz olasın. Edhem gibi dünyâ kaygısını yetmek olmaz.60 Ahmed Yesevî, çoluk-çocuk ev-barkından şikâyetçi olasın.61 Dem bu demdir başka demi dem deme. Dünyâdan gamsız geçersin gam deme.62 Pîr Şiblî âşık olup özünü bilmeden geçti: Bâyezid yetmiş yol nefsinden geçti. Bu dünyânın lezzetlerini kaldırıp attı. Geçen vakte pişmanın diye feryâd eyler.63 O makâma, yani tecellinin makâmına eren âşık şarâb içer; Ev-barkını yağmaya verip candan geçer. Şevk kanadını Hazret’e doğru tutup uçar; Arş ve Kürsî, Levh ve Kalem tayran (uçma) eyler.64 Dışını adı ile bezeyenler, içlerini ateşi ile düzenleyenler, şevk ateşini gönlün içine yerleştirenler, mâsivâ ile ne zaman meşgul olur?, diye tembihte bulunmaktadır.65

Hoca Ahmed Yesevî, Dünyanın geçiciliği, çoluk-çocuğun yoldaş olmadığını ve ömrün yel gibi geçtiğine vurguda bulunmaktadır. Hoca Ahmed Yesevî, dünya malına inanılması gerektiğini hatırlatmaktadır.

57Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 251, (Hikmet: 114).

58Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 254, (Hikmet: 116).

59 Dünyayı terk etmek ve dünya bağlarından sıyrılmak hakkında bkz. Kemal Eraslan, Yesevî’nin Fakr-namesi, Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi, Ankara 2016, s. 15.

60Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 272, (Hikmet: 128).

61Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 273, (Hikmet: 128).

62Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 278, (Hikmet: 132).

63Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 284, (Hikmet: 134).

64Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 285, (Hikmet: 135).

65Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 290, (Hikmet: 138).

(14)

674

Şüphesiz bilin, bu dünya bütün halktan geçer ha;

İnanma malına, bir gün elden gider ha.

Ata, ana, kardeşler nereye gitti, fikir eyle, Dört ayaklı tahta at bir gün sana yeter ha.

Dünya için gam yeme, Hakk’tan başkasını deme, Kişi malını yeme, Sırat üzerinde tutar ha.

Çoluk-çocuk, kardeş hiç kimse olmuyor yoldaş, Yiğit ol garîb baş, ömrün yel gibi geçer ha.

Kul Hoca Ahmed ibâdet eyle, ömrüm bilmem kaç yıl,

Aslını bilsen su ve toprak, yine toprağa gider ha… (H: 144).

Yesevî, bu dünyaya itibar edilmemesini tavsiye etmekte ve buna karşı sergilenecek örnek tavrı da göstermektedir.

Tarikatın lezzetinden tadan kişi, Dünyâsını din yolunda satan kişi Gece-gündüz gözde yaşı akan kişi,

Bu dünyanın değerini ne zaman bilir? (H: 136).

Gece-gündüz ibâdet eylese âşık, Bu dünyâda günahından olur uzak, Dervîşleri gıybet eden o münafık,

Marifetin değerini ne zaman bilir? (H: 136).

Dünyâ malını yığıp yolu yitirenler, Kısa ömrünü küfr içinde geçirenler, Kılavuzsuz kırlarda yürüyenler,

Muhabbetin değerini ne zaman bilir? (H: 136).

Ahmed Yesevî, taştan katı taşı süzen habersizler, âhiret işini geri bırakıp dünyayı arar.

Âyet, hadis beyân eylesem, sert konuşur. Dışı insan, içleri şeytan olur, diye haber vermektedir.66

Ahlâkî düşünce sisteminde ben-benliğin etkisizleştirilmesini savunan Ahmed Yesevî, ben-benliği bir tarafa koymadan maldan geçilemeyeceğini hatırlatmaktadır:

Candan geçmeden aşk sırrını bilse olmaz;

Maldan geçmeden ben-benliği koysa olmaz;

Utangaç olmadan yalnız kendi sevse olmaz;

66Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 289, (Hikmet: 137).

(15)

675

Öyle âşık halk gözünde gizli olur. (Hikmet: 137).

Âşık olsan, Bâyezîd gibi kendini sat, Vallah-billah dünyâ haram, kaldırıp at, Kanlar döküp gözlerinden, geceleri don,

Bir anda şeytan mülkü viran olur. (Hikmet: 137) İnsan odur, fakîr olup yerde yatsa,

Toprak gibi onu basıp geçse, Yusuf gibi kardeşi köle diye satsa,

Kulun kulu, o gün ne diye hevâ eylesin? (Hikmet: 139).

3.Adaletin Tanımı ve Ahlakî Faziletler

Kindî, fazileti, insana has değerli/güzel huy şeklinde tarif etmiştir. Kindî, insana has gerçek faziletleri, nefsin iyi huyları ve bunların ahlâkî kalitesine göre dışa yansıyan adaletli davranışlar şeklinde ikiye ayırmıştır. Nefisteki bilgelik (hikmet), yiğitlik (necdet) ve iffet ve üç kısma ayrılır: Kindî, nefsin fonksiyonları olarak ortaya çıkana da adalet demiştir. Ayrıca ilk defa Kindi, Platon’dan beri devam eden anlayışa uygun olarak ruha (nefis) ait dört temel faziletten söz etmiş, bunlardan hikmeti düşünme gücünün, yiğitliği galebe gücünün faziletli oluşu saymıştır. Arzu (şehvet) gücünün dengeli oluşunu iffet sayan görüşü benimsemiştir.

Kindî, Aristo ahlâkından hareketle bu temel faziletlerden her birinin fazlalık (ifrat) ve eksiklik (taksir) şeklindeki iki aşırı ucun ortası olduğunu belirtmektedir.67

İmam el-Gazzâlî, beşerî nefsin derinliklerine inildiğinde, ahlâkın nasıl oluştuğunu anlatır. Ona göre, daha ilk başta birbirleriyle etkileşim içerisinde olan kuvveleri görebilmekteyiz. Bu kuvvetler sürtüşüp çarpışır. Ne zaman bir güç galip gelse, nefis onun şeklini alır ve yüzünde bir iz bırakır. Gazzâlî’ye göre, çarpışan bu kuvveler dört tanedir: İlim kuvveti, şehvet (isteme ce arzu etme) kuvveti, öfke (gazap) kuvveti ve adalet kuvveti. Adalet kuvveti, insanın iç dünyasında hâkimiyet rolünü yerine getirir. Çünkü adalet kuvveti, şehvet ve öfke kuvvetlerini ilim kuvvetinin bağı ile, yani dinî ve ahlâkî kuralların bütünü ile birbirlerine bağlamaya çalışır. İmam el-Gazzâlî’ye göre, insanın iç dünyası bu şekilde tasvir edilmektedir. Bir yanda ilim kuvveti, bir yanda arzu (şehvet) kuvveti, diğer tarafta ise öfke kuvveti olmak üzere üç kuvvet sürtüşüp çatışır. Adalet kuvveti is, bu çatışmayı kontrol etmektedir. İlim kuvvetinin şehvet ve öfke kuvvetini yok etmeden kontrol etmesine yardım etmektir. Bir bakıma adalet kuvveti, insanın iç dünyasındaki adalet terazisini kurma ve İslâm’ın en yüce değeri olan “orta yolu” koruma işini yürütmektedir. Adalet kuvvetinde ifrat ve tefrit de yoktur. Adaletin, sadece tek bir zıddı vardır ki, o da zulümdür. Dolayısıyla insan, iç dünyasında adaleti ya gerçekleştirir ya da bilmeden nefsine zulmeder.68 İmam el-Gazzâlî, bu durumu, “Bütün güzel işler bu dört temelin, yani ilmin, öfkenin, şehvetin ve adaletin dengeli olmasından meydana gelir. Bunların dengeli olması haline hikmet, cesaret (şecaat), iffet ve adâlet denir” şeklindeki sözleriyle açıklığa kavuşturmaktadır.69

67 Ebû Yûsuf Ya‘kûb b. İshâk b. Sabbâh el-Kindî, “Risâle fî Hudûdi’l-Eşyâ ve Rüsûmihâ”, Felsefî Risaleler, Klasik, İstanbul 2002, ss. 194-195, (ss. 185-195).

68Suâd el-Hakîm, Yirmi Birinci Yüzyılda İhyâü Ulûmi’d-Dîn, çev. Yonis İnanç, Nefes Yayınları, İstanbul 2015, ss. 197.

69Ebû Hâmid Huccetü’l-İslâm Muhammed b. Muhammed el-Gazzâlî,, İhyâ’u Ulûmi’d-Dîn, çev. Ahmed Serdaroğlu, Bedir Yayınevi, İstanbul 1395/1975, c. III, ss. 126-127.

(16)

676

Ahlâkın amacı şu dört şeydir: Hikmet, şecaat, iffet ve adalettir. Demek ki, bu faziletler ahlâkın birer kuralı olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha doğru bir söyleyişle, Gazzâlî, anılan bu dört fazileti güzel ahlâkın temeli sayar. Bütün İslâm ahlâkçılarının bir ahlâk nazariyesi ortaya koyması dikkate değer bir husustur. Meselâ, İbn Miskeveyh ve İbn Sînâ gibi düşünürler, adaletin faziletine geniş yer vermişler ve her şeyde ortay yolun, dengenin ehemmiyetini öne sürmüşlerdir. Sonuçta hepsi orta yol sıfatında müttefiktir. Bu yüzden orta yolu (itidali) İslâm’ın en yüce ahlâk değeri olarak zikretmek mümkündür. Bu dört ahlâkî fazilette Hz. Peygamber’den başka hiç kimse mükemmellik derecesine ulaşamamıştır. Hz.

Peygamber’den sonra insanlar bu hususta yakınlık ve uzaklıkta çeşitli derecelere ayrılmaktadırlar. Nitekim İmam el-Gazzâlî, bu durumu “Kim bu ahlâkî sıfatları nefsinde kemâl derecesinde toplarsa, halk arasında emrine itaat edilen ve bütün insanların müracaat kaynağı olan bir padişah olmaya müstahak olur. Herkes bütün işlerinde ona uyar. Bu ahlâkî sıfatların tamamından uzaklaşıp zıtlarıyla vasıflanan kimse de memleketinden ve insanlara arasından sürdün edilip çıkarılmaya hak kazanır. Çünkü o lanetli ve kovulmuş şeytana yaklaşmıştır. Uzaklaştırılması gerekmektedir” şeklindeki sözleriyle izah etmektedir.70 Netice itibariyle, hulk (ahlâk) iç dünyasının yapısı ve şeklidir. Marifeti ağır basan hakîm olur. şehveti ıslah eden iffetli olur. Öfkesini dengeleyen cesur olur. Her kim de orta yolu (itidali) iç dünyasının tek hâkimi yaparsa âdil olur. İşte İmam el-Gazzâlî’ye göre ahlâk bundan ibarettir ve böyle oluşup gelişir, nefsin suretinde böyle oluşur.71

Adâlet, ahlâk, hukuk, fıkıh ve hadis alanlarında birbirine yakın anlamlarda kullanılan bir terimdir. Ferdî ve içtimâî yapıda dirlik ve düzenliği, hakkaniyet ve eşitlik ilkelerine uygun yaşamayı sağlayan ahlâkî bir erdemdir.

Klasik Arapça’da adl kavramının sözlük anlamı, hak yememek, dengeyi göztmek, itidalden ayrılmamak ve doğru yoldan sapmamak gibi insanî ve sosyal değerlerin bileşkesidir.

Pek tabii ki mantıken, ilâhî adalet, bütün bu değerlerin ve faziletlerin birsentezi olarak anlaşılsa gerektir.72 Adâlet, “davranış ve hükümde doğru olmak, hakka göre hüküm vermek, eşit olmak, eşit kılmak (Allah hakkında kullanıldığında şirk koşmak) gibi anlamlara gelen bir masdar-isimdir. Yine aynı kökten bir masdar-isim olan ve “orta yol, istikamet, eş, benzer, misil, bir şeyin karşılığı” gibi manalara gelen adl kelimesi, sıfat olarak kullanıldığında âdil ile eş anlamlı olup, aynı zamanda Allah’ın isimlerinden (el-esmâü’l-hüsnâ) biridir.73

Adalet kelimesi, Arapça denk olmak, birbirine eşit olmak, doğru olmak, terazinin kefelerini eşit hale getirmek, âdil olmak, insaf etmek, işte doğru olmak, eşit muamele etmek, adâletle hükmetmek, tarafsızlık, eşitlik, hakkı yerine getirmek, haksızlıktan kaçınmak, ölçülü hareket etmek, istikamet, ifrat ile tefrit arasında olmak, hakkı ve müsavatı gözetmek, işleri yerinde ve zamanında yapmak gibi maddî ve manevî manaları kapsamına almaktadır.74

Adalet kelimesi, genel olarak: “İnsanlar arasında bir tarafa meyletmeden davranmak, herkesin hakkını tanımak, herkese lâyık olduğu ve hak ettiğini vermektir” anlamını vermek gerekir.75

Son derece kapsamlı bir kavram olan adalet, “bir şeyi yerine koymak, yani herkese hakkını vermek” anlamına gelir. Hukuk, siyaset, ve sosyal yaşamla ilgili temel bir ilke olan adalet, huzurun, sükûnun, güvenin, barışın, birliğin ve beraberliğin kaynağıdır. Adaletin din

70 el-Gazzâlî, İhyâ’u Ulûmi’d-Dîn, c. III, ss. 127-128.

71 el-Hakîm, Yirmi Birinci Yüzyılda İhyâü Ulûmi’d-Dîn, s. 198.

72 Macid Hadduri, İslam’da Adalet Kavramı, Selahattin Ayaz, Yöneliş Yayınları, İstanbul 1991, çev. s. 24.

73Mustafa Çağrıcı, “Adâlet (Ahlâk)” md., DİA, İstanbul 1988, c. I, s. 341, (ss. 341-343).

74İsmail Cerrahoğlu, “Kur’ân-ı Kerîm’in Öngördüğü Adalet Esasları”, Diyanet İlmi Dergi, Nisan-Mayıs-Haziran 1993, c. XXIX, Sayı: 2, s. 17.

75 Kenjetay, Hoca Ahmet Yesevî’nin Ahlâk Felsefesi, s. 132.

(17)

677

ve ahlâkta da geniş bir uygulama alanı vardır. Her şeyden evvel adalet, Allah’ın bir sıfatı, bir ismidir. Adil olan Allah Teâlâ, kullarının da adil olmasını ister ve onlara zulmü yasaklar.

Adâlet, Kur’ân-ı Kerîm’de ve Hadislerde genellikle “düzen, denge, denklik, eşitlik, gerçeğe uygun hükmetme, doğru yolu izleme, takvâya yönelme, dürüstlük, tarafsızlık” gibi anlamlarda kullanılmıştır. Nitekim “O (Rabb) ki seni yarattı, seni düzenledi, sana ölçülü bir biçim verdi. Sen(in organlarını) dilediği şekilde birbirine ekledi” meâlindeki el-İnfitâr sûresinin, 82/7. ve 8. âyetlerinde insanın fizyolojik ve fizyonomik yapısındaki uyum, âhenk ve estetik görünüm, adâlet kavramıyla ifade edilmektedir. Başka âyetlerde de insanın rûhî ve manevî yapısında bulunan ve İslâm filozoflarınca inâyet ve nizam kavramlarıyla açıklanacak olan denge (itidâl) ve âhenk, adâlet kavramının şümulüne giren “ahsen-i takvîm” (bkz. et-Tîn sûresi, 91/7) ve tesviye (bkz. eş-şems sûresi, 91/7) tabirleriyle dile getirilmiştir. “Öyleyse emrolunduğun gibi doğru ol; seninle beraber tövbe edenler de (doğru olsunlar), aşırı gitmeyiniz (festakim kemâ ümirte ve men tâbe ma‘ak velâ tetğav)! Zira O, yaptıklarınızı görmektedir.” (Hûd sûresi, 11/112); “Bundan dolayı sen (Hakka) çağır ve emrolunduğu gibi doğru ol; onların keyiflerine uyma ve deki: Ben Allah’ın indirdiği her Kitaba inandım ve aranızda adalet yapmakla emrolundum. Allah bizim de sizin de Rabbinizdir…” eş-Şurâ sûresinin, 42/15. âyetinde, Hz. Peygamber’in adâlet sıfatını kazanabilmesi; daveti, yani risâlet görevini yerine getirmesi, bu konuda insanların keyfî istek ve arzularını hesaba katmaksızın ilâhî emirlerin gösterdiği şekilde doğru olması ve Allah’ın daha önceki kitaplarda bildirdiği ebedî (ölümsüz) gerçeklere inanması şartına bağlanmıştır. Buna göre adâlet, başkalarının gelişigüzel istek ve telkinlerinden etkilenmeyen istikrarlı bir doğruluk ve ahlâk kanununa itaatla gerçekleşen rûhî denge ve ahlâkî kemâldir.76

İslâm ahlakçılarının itidal ve adâlet kavramlarıyla ifade ettikleri bu denge ve kemâlin oluşmasıyla insanın davranışları da aşırılıklardan uzak olarak meydana gelecektir (el-İsrâ sûresi, 17/29; el-Furkân sûresi, 25/63, 67, 68; el-Feth sûresi, 48/29). Kur’ân-ı Kerîm’de İslâm toplumunun bir niteliği olarak geçen “vasat ümmet” (el-Bakara sûresi, 2/143) tabirindeki

“vasat/orta” kelimesi de bütün müfessirlerce “adâlet” manâsında anlaşılmıştır. Buna göre İslâm ahlâkı içtimâî bünyede de aşırılıklardan uzaklığı, dengeli ve uyumlu bir hayat tarzını ön görmüştür. Kur’ân-ı Kerîm’de adâlet sıfatından yoksun olan kişi dilsiz, âciz ve hiçbir işe yaramayan bir köleye benzetilerek böyle birinin, adâlet faziletini kazanmış, dolayısıyla doğru yolu bulmuş olanla bir tutulamayacağı bildirilmiş (en-Nahl sûresi, 16/76), böylece adâletin bir kemâl sıfatı olduğuna işaret edilmiştir. İnsanın Allah nezdinde en üstün değer ölçüsü olan takvâ (el-Hucurât sûresi, 49/13) erdemine nâil olabilmesi için âdil olması (el-Mâide, 5/81) ve adâletli söz söylemesi (el-En‘âm sûresi, 6/152) gerekir. Esasen doğrulukla (sıdk) birlikte adâlet (adl) de, ilâhî kelâmın birer niteliği sayılır (el-En‘âm sûresi, 6/115).

Nitekim Cenab-ı Hakk adalet konusunu açıklama doğrultusunda şunları buyurmaktadır: “Allah adaleti, ihsanı, akrabaya vermeyi emreder, fahşâ (edepsizlik)dan, münker (fenalık)den ve bağy (azgınlık)den men eder. Öğüt almanız için siz e böyle öğüt verir”

(en-Nahl sûresi, 16/90); “Ey inananlar, Allah için adaletle şahitlik edenler olun. Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın. Âdil davranın, takvâya yakılan budur. Allah’tan korkun, kuşkusuz Allah yaptıklarınızı haber almaktadır” (el-Mâide sûresi, 5/8); “Yetimin malına yaklaşmayın: yalnız erginlik çağına erişinceye kadar (onun malına) en güzel biçimde (yaklaşabilir, onu uygun tarzda sarf edebilirsiniz); ölçü ve tartıyı tam adaletle (dengeli) yapın. Biz kişiye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da akrabanız da olsa, adalet yapın. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. Hatırlayıp öğüt alasınız diye (Allah) size bunları tavsiye etti” (el-En‘âm sûresi, 6/152); “Allah, size emanetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder. Allah

76Çağrıcı, “Adâlet (Ahlâk)” md., c. I, s. 341.

Referanslar

Benzer Belgeler

Yıllarca mutlu biçimde beraberlik­ lerini sürdürdükten sonra şiddetli geçimsizlik nedeniyle ayrılan Selma Güneri Yusuf Sezgin çifti bakalım yeni yaşamlarında

Bu- nunla birlikte O’na göre; tevsi-i mezuniyet, adem-i merkeziyet-i idarinin ismi değil, tarifidir 27 : “Adem-i merkeziyet, işlerin hususiyetine göre… yani her muayyen mesuliyete

Şiirleri ve türküleri okurken bir anda onun görkemli sesinden dinlediğimiz ezgilerin kaynağına iniyoruz; yazılarını ve söyleşileri okurken de.

Bir müddet sonra, vaktiyle şeyhi Yûsuf el- Hemedânî’nin vermiş olduğu bir işaret üzerine irşad makamını Şeyh Abdülhâliḳ-ı Gucdüvânî’ye bırakarak

Hocası Ahmed Yesevî gibi hikmet tarzında Türkçe şiirler söyleyen Hakîm Ata’nın bazı şiirleri Bakırgan Kitabı isimli mecmua içinde günümüze ulaşmıştır.. Âhir

2 Hoca Ahmet Yesevi, Divani Hikmet, UNESCO 2016 Hoca Ahmed Yesevi Yılı Anısına, Ahmet Yesevi Üniversitesi, Merkez Repro Basım yayınevi, Ankara 2016, s... 154

İrade, kudret ve fiil arasındaki ilişkilerin (daha doğrusu ilişkisizlik ve ilintisizliğin), sürekli yaratma ve nedenselliğin reddedilmesi üzerinden ele

Ocak Ahmet Yaşar, “Anadolu Türk Halk Sûfîliğinde Ahmed-i Yesevî Geleneğinin Teşekkülü”, Milletlerarası Ahmed Yesevî Sempozyumu Bildirileri, Ankara: Kültür