• Sonuç bulunamadı

Romantik ilişki kalitesinin erken dönem uyumsuz şemalar, bağlanma ve psikolojik ihtiyaçlar açısından incelenmesi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Romantik ilişki kalitesinin erken dönem uyumsuz şemalar, bağlanma ve psikolojik ihtiyaçlar açısından incelenmesi"

Copied!
134
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

GAZİ ÜNİVERSİTESİ

EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

EĞİTİM BİLİMLERİ ANA BİLİM DALI

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BİLİM DALI

ROMANTİK İLİŞKİ KALİTESİNİN

ERKEN DÖNEM UYUMSUZ ŞEMALAR, BAĞLANMA VE

PSİKOLOJİK İHTİYAÇLAR AÇISINDAN İNCELENMESİ

DOKTORA TEZİ

Hasan EŞİCİ

Danışman: Prof. Dr. Yaşar ÖZBAY

Ankara Şubat, 2014

(2)

ii

JÜRİ ONAY SAYFASI

Hasan EŞİCİ'nin " Romantik İlişki Kalitesinin Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Bağlanma ve Psikolojik İhtiyaçlar Açısından İncelenmesi" başlıklı tezi 25/02/2014 tarihinde, jürimiz tarafından Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bilim Dalında Doktora Tezi olarak kabul edilmiştir.

Adı Soyadı İmza

Başkan:

Prof. Dr. Yaşar ÖZBAY (Tez Danışmanı) ………

Üye:

Prof. Dr. Mehmet GÜVEN ………

Üye:

Prof. Dr. Selahiddin ÖĞÜLMÜŞ ………

Üye:

Prof. Dr. Galip YÜKSEL ………

Üye:

(3)

iii

ÖN SÖZ

Akademik çalışma yapmanın özverili ve disiplinli bir süreç olduğunu öğrenmeme fırsat vererek çalışmamı sağlayan, desteğini biran olsun esirgemeyen, tez danışmanım Prof. Dr. Yaşar ÖZBAY’ a teşekkür ederim. Tez jürisinde bulunan ve çalışmanın en iyi şekilde son bulmasını sağlamak amacıyla yapıcı eleştirilerini ve katkılarını esirgemeyen kıymetli hocalarım Prof. Dr. Selahiddin ÖĞÜLMÜŞ, Prof. Dr. Galip YÜKSEL, Prof. Dr. Mehmet GÜVEN ve Doç. Dr. Şerife TERZİ' ye teşekkür ederim.

Bu çalışmada benden bilgi ve tecrübesini esirgemeyen hocalarım Doç. Dr. Arif ÖZER'e ve Doç. Dr. Ferudun SEZGİN'e ve desteklerini esirgemeyen dostum Arş. Gör. Ahmet KAYSILI'ya, teşekkür ederim.

Akademik yaşamım boyunca aile olarak karşılaştığımız güçlükleri gerektiğinde ailemiz için tek başına göğüsleyen eşim Elif EŞİCİ'ye ve hayatımızın anlamını değiştiren, gücümüze güç katan çocuklarımız Tuğrul Arda ve Mustafa Çağrı' ya ve tabiiki son olarak Annem ve Babama teşekkür ederim.

(4)

iv

ÖZET

ROMANTİK İLİŞKİ KALİTESİNİN

ERKEN DÖNEM UYUMSUZ ŞEMALAR, BAĞLANMA VE PSİKOLOJİK İHTİYAÇLAR AÇISINDAN İNCELENMESİ

EŞİCİ, Hasan

Doktora, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Yaşar ÖZBAY

Şubat–2014, 134 sayfa

Bu araştırmanın temel amacı üniversite öğrencilerinin bağlanma, erken dönem uyumsuz şemalar, psikolojik ihtiyaçlarının romantik ilişki kalitesi ile ilişkilerini bir model çerçevesinde incelemektir. Bu araştırmanın çalışma grubu, 327 kız, 134 erkek olmak üzere toplam 461 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan öğrencilerin yaşları 18-25 arasında değişmektedir. Araştırmaya katılan kadın öğrencilerin yaş ortalaması =20.61, (ss=1.69) erkek öğrencilerin yaş ortalaması  =20.77 (ss=2.01)'dir. Araştırmada veri toplama aracı olarak Yakın İlişkilerde Yaşantılar

Envanteri-II, Young Şema Ölçeği Kısa Form 3 ile araştırma kapsamında geliştirilen

Romantik İlişki Kalitesi Ölçeği ve Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada veriler SPSS 21 ve AMOS 20 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Ayrıca araştırmada pearson momentler çarpımı korelasyon katsayısı, açımlayıcı faktör analizi, doğrulayıcı faktör analizi yöntemlerinin yanı sıra path analizi yöntemleri kullanılarak analizler gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre psikolojik ihtiyaçlar romantik ilişki kalitesini pozitif yönde yordamaktadır. Ayrıca psikolojik ihtiyaçların romantik ilişki kalitesini açıklayan modelde en güçlü yordayıcı olduğu görülmektedir. Zedelenmiş otonomi ve zedelenmiş sınırlar şema alanları romantik ilişki kalitesini negatif yönde yordamaktadır. Kopukluk, Yüksek standartlar ve diğeri yönelimlilik şema alanının romantik ilişki kalitesini anlamlı bir şekilde yordamadığı bulunmuştur. Kaygılı bağlanma ve kaçınmacı bağlanma ile romantik ilişki kalitesi ilişkisinde zedelenmiş otonomi şema alanı ile zedelenmiş sınırlar şema alanı aracı değişken olarak bulunmuştur. Zedelenmiş otonomi, kopukluk ve zedelenmiş sınırlar şema alanları ile romantik ilişki kalitesi ilişkisinde psikolojik ihtiyaçların aracı değişken olarak bulunması bu araştırmanın bir başka sonucudur. Ayrıca, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile romantik ilişki kalitesi ilişkisinde de psikolojik ihtiyaçların aracı değişken olduğu bulunmuştur. Araştırmanın sonuçları ilgili literatür ve teorik görüşler çerçevesinde tartışılmış, alanda çalışan psikolojik danışmanlara ve araştırmacılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Anahtar Kelimeler: Romantik ilişki kalitesi, erken dönem uyumsuz şemalar, bağlanma, psikolojik ihtiyaçlar

(5)

v

ABSTRACT

INVESTIGATION OF THE ROMANTIC RELATIONSHIPS QUALITY IN TERMS OF EARLY MALADAPTIVE SCHEMAS, ATTACHMENT,

PSYCHOLOGICAL NEEDS EŞİCİ, Hasan

Doctoral Dissertation,

Guidance and Psychological Counseling Department Thesis Supervisor: Prof. Dr. Yaşar ÖZBAY

February–2014, 134 pages

The main purpose of this research is to examine at what level attachment style, early maladaptive scheme fields and psychological needs affect quality of romantic relationships in university students. The sample for this research is composed of 327 female and 134 male, totally 461 university students. The age of sample is between 18-25. The averages of age are 20.61 and 20.77 for females and males respectively. The data were collected by way of the Experiences in Close Relationship Scale-II, Young Schema Questionnaire-Short Form-3, Psychological Needs Inventory and Romantic Relationship Quality Scale developed by the writer of this research. The data were analyzed via SPSS21 and AMOS20 statistical software. The Pearson Correlation, explaratory factor analayses, confirmatory factor analyses and structural equation modeling were also used to test the hypotheses. The findings show that psychological needs satisfaction is the most significant predictor for romantic relationships quality. It was found that impaired Autonomy and Impaired Limits schema fields significantly predicted romantic relaitonships quality but disconnection, unrelenting standarts and other directedness did not. Impaired Autonomy and Impaired Limits schema fields mediated the relationship between attachment anxiety, avoidance and romantic relationships quality. Additionally, psychological needs satisfaction is a mediator the relationship between impaired autonomy, disconnection, impaired limits schema fields and romantic relationships quality. Furthermore, psychological needs satisfaction mediated the relationship between attachment anxiety, avoidance and romantic relationships quality. Results were discussed in the frame of literature and theoretical perspectives. Suggestions for the counselors and researchers studying in the field were identified.

Keywords: quality of romantic relationship, early maladaptive schemas, attachment, psychological needs

(6)

vi

İÇİNDEKİLER

JÜRİ ONAY SAYFASI ... ii ÖN SÖZ ... iii ÖZET ... iv ABSTRACT ... v İÇİNDEKİLER ... vi

ŞEKİLLER LİSTESİ ... viii

TABLOLAR LİSTESİ ... ix KISALTMALAR LİSTESİ ... x GİRİŞ ... 1 Problem Durumu ... 1 Araştırmanın Amacı ... 8 Hipotezler ... 9 Araştırmanın Önemi ... 9 Sınırlılıklar ... 11 Tanımlar ... 11 KAVRAMSAL ÇERÇEVE ... 13

Üniversite Öğrencilerinin Gelişimsel Özellikleri: Beliren Yetişkinlik ... 13

İlişki Gelişimi ... 16

Romantik İlişkilerin Başlangıcı ve Süresi ... 20

Partner Seçimi ... 22

Romantik İlişki Problemleri ... 23

Romantik İlişkilerin Kalitesi ... 26

Arkadaşlık ve Romantik İlişki ... 28

Cinsiyet ve İlişki kalitesi ... 31

Romantik İlişki ve Bağlanma ... 32

Romantik İlişki ve Psikolojik ihtiyaçlar ... 40

Romantik İlişki ve Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ... 45

YÖNTEM ... 51

(7)

vii

Çalışma Grubu ... 51

Veri Toplama Araçları ... 53

Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II ... 53

Young Şema Ölçeği-Kısa Form 3 ... 55

Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği ... 57

Ölçek Madde Havuzunun Hazırlanması ... 57

Faktör Yapısı ve Geçerliği ... 58

Doğrulayıcı Faktör Analizi ... 59

Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği'nin Güvenirliği ... 61

Romantik İlişki Kalitesi Ölçeği ... 62

Ölçek Madde Havuzunun Hazırlanması ... 62

RİKÖ’nün Faktör Yapısı ve Geçerliği ... 63

Doğrulayıcı Faktör Analizi ... 65

Romantik İlişki Kalitesi Ölçeği'nin Güvenirliği ... 66

BULGULAR ... 68

Kuramsal Modeller ... 68

I. Hipotez: Romantik İlişki Kalitesi' nin Bağlanma, Psikolojik İhtiyaçlar, Zedelenmiş Otonomi Şema Alanı ile Açıklanmasına Yönelik Model ... 70

II. Hipotez: Romantik İlişki Kalitesi' nin Bağlanma, Psikolojik İhtiyaçlar, Kopukluk Şema Alanı ile Açıklanmasına Yönelik Model ... 74

III. Hipotez: Romantik İlişki Kalitesi' nin Bağlanma, Psikolojik İhtiyaçlar, Yüksek Standartlar Şema Alanı ile Açıklanmasına Yönelik Model ... 77

IV. Hipotez: Romantik İlişki Kalitesi' nin Bağlanma, Psikolojik İhtiyaçlar, Zedelenmiş Sınırlar Şema Alanı ile Açıklanmasına Yönelik Model ... 81

V. Hipotez: Romantik İlişki Kalitesi' nin Bağlanma, Psikolojik İhtiyaçlar, Diğeri Yönelimlilik Şema Alanı ile Açıklanmasına Yönelik Model ... 85

TARTIŞMA VE YORUM ... 90

SONUÇ VE ÖNERİLER ... 101

SONUÇLAR ... 101

ÖNERİLER ... 102

Psikolojik Danışmanlara Yönelik Öneriler ... 102

Alan Araştırmacılarına Yönelik Öneriler ... 103

(8)

viii

ŞEKİLLER LİSTESİ

Sayfa

Şekil 1. Hipotez Model ... 8

Şekil 2. Bartholomew ve Horowitz'in (1991) Dörtlü Bağlanma Modeli... 35

Şekil 3. Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği'ne Ait DFA Sonuçları... 61

Şekil 4. Romantik İlişki Kalitesi Ölçeği'ne Ait DFA Sonuçları... 66

Şekil 5. Hipotez Model 1... 70

Şekil 6. Hipotez Model 1: Standartlaştırılmamış Katsayılar... 71

Şekil 7. Hipotez Model 2... 74

Şekil 8. Hipotez Model 2: Standartlaştırılmamış Katsayılar... 75

Şekil 9. Hipotez Model 3... 78

Şekil 10. Hipotez Model 3: Standartlaştırılmamış Katsayılar... 79

Şekil 11. Hipotez Model 4... 82

Şekil 12. Hipotez Model 4: Standartlaştırılmamış Katsayılar... 83

Şekil 13. Hipotez Model 5... 86

(9)

ix

TABLOLAR LİSTESİ

Sayfa

Tablo 1. Araştırmaya Katılan Öğrencilerin Çeşitli Değişkenlere Göre Dağılımı... 52

Tablo 2. Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği Faktör Analizi Sonuçları... 59

Tablo 3. PİÖ İç Tutarlık Katsayıları ve Test Tekrarı Korelâsyon Katsayıları... 62

Tablo 4. Romantik İlişki Kalitesi Ölçeği Faktör Analizi Sonuçları... 64

Tablo 5. RİKÖ İç Tutarlık Katsayıları ve Test Tekrarı Korelâsyon Katsayıları... 67

(10)

x

KISALTMALAR LİSTESİ

Ait: Ait Olma

Özg: Özgürlük Güç: Güç Eğl: Eğlence İd: İlişki Doyumu Bağ: Bağlılık Güv: Güven Yak: Yakınlık Tut: Tutku Sev: Sevgi

Kay: Kaygılı Bağlanma Kaç: Kaçınmacı Bağlanma S1: İç İçe Geçme/Bağımlılık S2: Terk Edilme

S3: Başarısızlık S4: Karamsarlık

S5: Tehditler Karşısında Dayanıksızlık S6: Duygusal Yoksunluk S7: Duyguları Bastırma S8: Sosyal İzolasyon/Güvensizlik S9: Kusurluluk S10: Yüksek Standartlar S11: Onay Arayıcılık S12: Ayrıcalıklılık/Yetersiz Özdenetim S13: Kendini Feda S14: Cezalandırılma

(11)

GİRİŞ

Problem Durumu

İlişki, insanoğlunun var olduğu günden itibaren doğasının gereği olarak başlattığı, sürdürdüğü ve gerektiğinde de sonlandırdığı bir durum olagelmiştir. Yaşamı boyunca kendisinden başka bir kişiyle ilişkiye geçmeyen insan yoktur. İnsanlar, hem biyolojik varlığını hem de psikolojik varlığını devam ettirmek için hep diğer insanlarla ilişki kurmaya ihtiyaç duymuştur.

Anne-çocuk ilişkileri, arkadaşlıklar ve romantik ilişkiler gibi var olan önemli ilişkiler bireyin doğumundan itibaren gelişmeye başlar (Collins ve van Dulmen, 2006). Yani ilişkinin gelişimi anne-çocuk ilişkisinin kurulması ve sürdürülmesiyle başlar, zamanla diğer aile bireyleriyle geliştirilen ilişkilerle devam eder. Özellikle okula başlamayla birlikte aynı cinsiyetten akranlarla başta olmak üzere karşı cinsiyetten akranlarla da ilişkiler kurulmaya ve sürdürülmeye başlamaktadır. Ergenlik dönemiyle birlikte ise akran ilişkilerinin daha nitelikli olarak kurulması ve sürdürülmesi önemli bir gelişim görevidir (Bacanlı, 2007). Birey, ergenlik döneminde her iki cinsiyetten akranların yer aldığı arkadaş grupları arasında yerini alarak, zamanla karşı cinsiyetten birisiyle romantik ilişkilere başlayabilmektedir. Bu ilişkiler yetişkin ilişkilerinin, özellikle evlilik ilişkilerinin alt yapısının oluşturulduğu ilişkilerdir. Birey bu süreçte karşı cinsiyetten birisi ile ilişki başlatmanın ve sürdürmenin ne olduğunu öğrenme gayreti içerisindedir. Görülmektedir ki, doğumdan itibaren anneyle kurulan ilişki bireyin hayatı boyunca kuracağı bütün ilişkilerin temelini oluşturmaktadır (Laursen ve Bukowski, 1997).

Bireyler romantik ilişki kurmak ve sürdürmek için doğumdan itibaren belli gelişim dönemlerinde belli gelişim görevlerini başarmak durumundadır. İlk çocukluk döneminde “cinsiyet farklılıklarını öğrenme”, “son çocukluk döneminde “aile ve akranlarıyla ilişkiler yoluyla ait olma duygusunun karşılanması” ve ergenlik döneminde “sevgi üzerine temellenmiş yakın ilişkiler kurmaya, evliliğe ve aile hayatına hazırlanma” (Ergene, 2009) bireylerin gelişim görevleri olup ilişki kurma ve sürdürmesine temel oluşturmaktadır.

(12)

2

Araştırmacılar yakın zamana kadar, ilişkiler konusundaki çalışmaların sadece uzun ömürlü ilişkilerin nasıl olduğunu anlamak olabileceğini düşündüklerinden ve flört ilişkilerini hem geçici hem de yüzeysel varsaydıklarından dolayı romantik ilişki konusunda araştırma yapmaktan çekinmişlerdir (Brown ve ark., 1999). Yapılacak araştırmalar hem romantik ilişkilerin gelişiminin nasıl olduğu ve arkadaşlarla ilişkilerinin doğasını nasıl değiştirdiğine, hem de farklı kalitelerde romantik ilişkilerin var olan arkadaşlık ve akran ilişkilerini, bununla birlikte bu ilişkilerin psikososyal fonksiyonlarını nasıl etkileyeceğine odaklanması gerektiği bilinmektedir (Zimmer-Gembeck, 2002). Ayrıca Collins (2003) romantik ilişki ile ilgili araştırmaların özellikle romantik ilişki kalitesine yönelik çalışmalara yönelmesinin gelişimsel açıdan bu ilişkilerin önemini ortaya koymaya yardımcı olabileceğini iddia etmiştir. Diğer gelişim dönemleriyle ve yetişkinlik ilişkileri arasındaki farlılıkların ve benzerliklerin doğası ve derecesi bundan sonra yapılacak araştırmaların konusu olabilecektir (Collins, 2003).

Romantik ilişkilerin en yoğun yaşandığı dönem üniversite yıllarıdır. Üniversite yaşamı bireyler için önemli bir yaşam dönemidir. Bu dönem Arnett (2000, 2004) beliren yetişkinlik olarak ifade edilmektedir. Bu dönemde birey tam olarak yetişkin sorumluluklarını alamadığı, bunun yanında ergenlik döneminin özellikle ebeveynlere bağımlılığından kurtularak kimlik gelişimini sürdürdüğü dönemdir. Bu dönem hayata ilişkin bazı sorumlulukların alındığı dönemdir. Bu dönemin en önemli gelişim görevlerinden birisi romantik ilişki başlatma ve sürdürebilmedir. Bireyin kendisine uygun olan bir partnerle doyurucu ilişki kurabilmesi ve sürdürebilmesi aynı zamanda onun mutluluğunun kaynağı olabilir. Ancak, üniversite öğrencilerinin büyük bir kısmının romantik ilişki problemi yaşamaktadır (Erkan, Özbay, Terzi ve Çankaya, 2009).

Romantik ilişkilerde istikrarın, doyumun ve yakınlığın kurulması beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerin gelecek gelişim dönemleri ve evlilikleri için çok önemlidir. Son dönemlere kadar, beliren yetişkinlikte özellikle romantik ilişkiler önemli ve gelişime açık bir konu olarak düşünülmemiştir. Ancak son dönemlerde beliren yetişkinlikte romantik ilişkilere yönelik çalışmalara önem verilmeye başlanmıştır. Bunun sebeplerini açıklayan araştırmacılar (Fincham ve Cui, 2011) gerekçe olarak şunları ifade etmişlerdir. İlk olarak beliren yetişkinlikte romantik ilişkilerin başlatılması ve sürdürülmesi önemli gelişim görevlerinden biridir. İkinci olarak romantik ilişki

(13)

3

gelişimi gençlerin iyilik hali ve davranış düzenlemesi için önemli sonuçlara sahiptir (Davila ve ark., 2002). Üçüncü olarak, romantik ilişkilerin yapısı gelecekteki ilişkileri ve yetişkinlikteki evlilik ilişkileri için yordayıcı olabilmektedir. Gelişimsel bakış açısına göre, Karney ve Bradbury (1995) evlilik problemleri için bazı risk faktörleri ve boşanmanın evlilik öncesi ilişkilerden yola çıkarak tanımlanabileceğini ileri sürmüştür. Romantik ilişkiyle ilişkili tutumlar ve davranışlar, bireylerin evlilikteki tutum ve davranışlarını öngörmeye yardım eder (Axinn ve Thornton, 1993).

Romantik ilişkiler yaşam boyu gelişim açısından düşünüldüğünde özellikle bağlanma ilişkileri bakımından da ele alınmalıdır. Ebeveyn-çocuk ilişkileri ve romantik ilişkiler bazı önemli özellikleri paylaşırken bazılarında ayrışırlar. Bağlanma teorisyenleri her iki ilişki tipinin de bağlanma ilişkileri olarak kavramsallaştırılabileceğini önermektedir (Hazan ve Shaver, 1987; Shaver ve Hazan; 1988). Yani yetişkinlerin romantik ilişkileri çocukların anne-babasıyla olan ilişkilerine benzer işlevler sunabilirler.

Yaşam boyunca kurulan ilişkilerin birbirine benzer olmalarının ve birbirleri için temel oluşturmalarının altında yatan en önemli neden bağlanma süreçleridir. Bowlby, bağlanmanın bireyin yaşamı boyunca devam ettiğini anne veya birincil bakım veren kişiden sonra diğer kişilerle kurulan ilişkilere de genellendiğini belirtmektedir (Hazan ve Shaver, 1987). Hazan, Shaver ve Bradshaw (1988) yetişkinlikteki bağlanma ile bebeklik ve çocukluk dönemindeki bağlanmanın önemli benzerlikleri olduğunu ifade etmişlerdir. Tıpkı bebeğin bakım veren kişinin varlığında kendisini güvende hissetmesi gibi yetişkin için eşinin (partnerin) ulaşılabilir olması kendini güvende hissetmesine yardım etmektedir. Hazan ve Shaver (1987), Bowlby’nin bebekler ve çocuklarla ilgili bağlanma kuramını temel alarak, yetişkinlikte kurulan romantik ilişkilerde bağlanmanın etkisinin olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Hazan ve Shaver (1987) çocukluk döneminde aile ile kurulan sıcak ve sevgi dolu bir ilişkinin, güvenli bağlanma için önemli ve gerekli olduğunu belirtmekte, buna karşın aileden reddedici ve kaçınan tutumlar görmenin kaçınan bağlanma stiline neden olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca aile bireyleriyle ilişkinin hem sıcak hem de tutarsız olmasını ise kaygılı-kararsız bağlanma stiline yol açtığını ifade etmişlerdir.

(14)

4

Bağlanma kavramının temelinde bireyin bakımını üstlenen bireyle ilişkileri yatmaktadır. Bakımı üstlenen bireyle olan ilişkinin kalitesi kişinin bağlanma stilinin ne olacağının en temel göstergesidir. Bağlanma insanoğlunun hayatı boyunca yaşayacağı duygusal ve bilişsel süreçlerin temelini oluşturmaktadır. Bağlanma ile birlikte ele alınabilecek duygusal süreçlerin başında psikolojik ihtiyaçlar, bilişsel süreçlerin başında ise erken dönem uyumsuz şemalar gelmektedir.

Bireyin bakımını üstlenen kişiye güvenli bağlanma gerçekleştirdiğinde, fizyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarının doyuma ulaştığı ifade edilebilir. Bireylerin ilişkilerinin temelinde ihtiyaçların doyurulmasının önemli olduğu bilinmektedir (Le, 1999). İlişkilerinde doyum sağlayan bireylerin aynı zamanda psikolojik ihtiyaçlarında doyumu sağlamış bireyler olması beklenebilir. Psikolojik ihtiyaçlar ilişki yaşayan bireylerin birbirini anlaması ve ilişkilerinden uzun süreli doyum sağlaması için gereklidir (Glasser, 2003). Connolly ve Goldberg (1999) ise romantik ilişkilerin temelinde sosyal ve duygusal ihtiyaçların karşılanmasının yer aldığını ileri sürmektedir. İnsan bağlanma ile birlikte psikolojik ihtiyaçlarını en iyi şekilde nasıl doyuma ulaştıracağına ilişkin bilgileri doğumundan itibaren hafızasının kalite dünyasıyla ilgili bir bölümüne yerleştirir. Yerleştirilen bu bilgileri yaşamı boyunca inşa etmeye devam eder ve bu bilgilere uyum sağlar. Eğer insan ihtiyaçlarına doyum bulamıyorsa o zaman acı hisseder (Glasser, 1997).

Glasser (2003) psikolojik ihtiyaçları sevgi ve ait olma, güç, özgürlük ve eğlence olarak ifade etmektedir. İnsan için hayatta en önemli ihtiyacı sevgi ve ait olmadır. Bu ihtiyacın fizyolojik ihtiyaçlar gibi hemen doyurulması gerekmese de yaşam süreci içerisinde ilişkiler aracılığıyla doyurulması gerekmektedir. Aksi takdirde ait olma ihtiyacını karşılayamayan birey yalnızlık hissi yaşar (Peterson, 2000). Baumeister ve Leary'e (1995) göre insanlar kalıcı, olumlu ve anlamlı kişilerarası ilişkiler geliştirmek ve sürdürmek için gerekli olan güdüye sahiptirler. Özellikle bireyin sevgi ve ait olma ihtiyacının sağlıklı bir şekilde giderilmesinin, bebeklikte güvenli bağlanması ile mümkün olabileceği düşünülmektedir. Bireyin yetişkinlik döneminde yakın ilişkiler kurmasının en önemli nedenlerinden birisi yine sevgi ve ait olma ihtiyacını sağlıklı bir şekilde karşılamaya çalışmaktır. Dolayısıyla bebekliğinde güvenli bağlanan bireylerin,

(15)

5

çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde de diğerleriyle ilişki kurmaya gönüllü olması, kurduğu bu ilişkilerden yeterince doyum elde etmesi beklenebilir.

İnsan doğası gereği, diğer insanlarla işbirliği yapmaya, iletişim kurmaya ve paylaşımda bulunmaya muhtaçtır. Diğer bireylerle ilişki veya ilişkiler kurarak birey kendi benliğini ve kimliğini inşa etmeye, şekillendirmeye devam etmektedir. Bu nedenle her ilişkide olduğu gibi romantik ilişkilerin başlaması ve sürdürülmesinde bireyin ait olma ihtiyacını karşılama güdüsü önemli rol oynamaktadır. Ayrıca yüksek kaliteli ilişkilerde yakınlık, ilgi ve duygusal doyum oldukça yüksek olmaktadır. Yani bir ilişkinin kalitesi ait olma ihtiyacının karşılanma düzeyiyle yakından ilişkili görülmektedir (Galliher, Welsh, Rostosky ve Kawaguchi, 1998).

Romantik ilişki kurma ve sürdürme aşamasında, bireyler akranlarından ve arkadaşlarından onay almak ve kabul görmek isterler. Özellikle ergenlik döneminde romantik ilişkiye başlama bireyin akran grupları içerisindeki saygınlığını arttırmaya yardımcı olmaktadır. Romantik ilişki bireyin akran grupları içerisindeki popülaritesini arttırmasına yardım eder. Ayrıca partnerler de birbirleriyle ilişkilerinde birbirlerini onaylayarak, kabul ederek sağlıklı bir ilişki geliştirebiliyorlarsa ve bu ilişkilerini başarılı bir şekilde sürdürebiliyorlarsa bu durumda güç ihtiyaçlarını sağlıklı bir şekilde ilişkilerinin de yardımıyla sağlayabiliyorlar demektir. Shulman ve Levan (2002) 9 ay ve daha uzun süredir romantik ilişki yaşayan bireylerin daha az zıtlaştığını, çatışma durumlarında daha çok müzakere etmeyi tercih ettiklerini bulmuşlardır. Yani bir süre birlikte olan bireyler birbirlerine tahakküm kurmaya çalışmak yerine iletişim ve kabulü sorunların çözümünde bir araç olarak kullanabilmektedir.

Romantik ilişki yaşayan bireyler, partner seçimlerini kendileri yapabiliyor ise ve ilişkilerinde birbirlerinin tercihlerine saygı duyuyorlarsa özgürlük ihtiyaçlarını karşılama konusunda birbirlerini destekliyorlar demektir. Ancak bazı araştırma sonuçlarına göre romantik ilişki yaşayan bireyler birbirlerine yönelik çatışma ve birbirlerini kontrol etmeye çalışma davranışları özgürlük ihtiyacının giderilmesinde engellenmeye sebep olabilmektedir (Galliher ve ark., 1998).

Romantik ilişki yaşayan bireylerin birlikte hoşça vakit geçirebilmeleri, yıkıcı olmayan espri ve mizah anlayışına sahip olmaları ilişkilerinde birlikte hoşça vakit

(16)

6

geçirmelerine ve ilişkilerinin içerisinde eğlence ihtiyaçlarına doyum sağlamalarına yardımcı olabilecektir (Glasser, 2003). Birlikte aynı aktivitelerde bulunmaktan keyif alan partnerler aynı zamanda ilişkilerini daha kaliteli algılayabilecektir.

Doğumdan itibaren kurulan bağlanma ilişkisiyle birlikte psikolojik ihtiyaçlarını doyuma ulaştırmayan bireylerin bazı sorunlarla karşılaşabileceği düşünülmektedir. Özellikle erken dönem uyumsuz şemaların ortaya çıkması psikolojik ve duygusal ihtiyaçların karşılanmaması ile ilişkilidir (Young ve ark., 2009). Erken dönem uyumsuz şemaların en belirgin özellikleri (Young ve ark., 2009) şu şekilde özetlenmektedir. Erken dönem uyumsuz şemalar anılardan, duygulardan, bilişlerden ve bedensel duyulardan oluşmakta, ayrıca bireyin kendisi ve diğerleriyle olan ilişkilerine yönelik algılarını da içermektedir. Erken dönem uyumsuz şemalar çocukluk veya ergenlik boyunca gelişmekte ve bireyin yaşamı boyunca karmaşıklaşmaktadır. Yaşamın erken döneminde başlayan ve yaşam boyu tekrarlanan, yıkıcı duygusal ve bilişsel örüntüler olarak tanımlanmaktadır. Bireylerin erken dönem uyumsuz şemaları ve romantik ilişkileri bağlanma kavramıyla da oldukça ilişkilidir (Hazan ve Shaver, 1987; Young ve ark., 2009).

Bireyin davranışları bizzat şemanın bir parçası değil, bireyin bir şemaya tepki olarak uyumsuz davranışlar geliştirdiğini ileri sürmektedir. Şemaların çocukluktaki belirli çekirdek duygusal ihtiyaçların karşılanmamasından kaynaklandığı ifade edilmektedir. Bu temel ihtiyaçları 1) başkalarına güvenli bağlanma (güvenlik, istikrar, bakım ve benimseme), 2) özerklik, yetenek ve olumlu kimlik algısı, 3) ihtiyaç ve duyguları ifade özgürlüğü, 4) kendiliğindenlik ve rol yapma, 5) akılcı sınırlar ve özdenetim olarak belirtmektedirler (Young ve ark., 2009). Psikolojik olarak sağlıklı birey, bu duygusal ihtiyaçlarını uyumlu bir şekilde giderebilendir. Çocuğun doğuştan gelen mizacı ile çocukluk döneminde çevresi ile arasındaki etkileşim, bu temel ihtiyaçların doyurulmasına değil, engellenmesine neden olur. Erken dönem uyumsuz şemaların iyileştirilmesi için geliştirilen şema terapinin amacı bireyin bu ihtiyaçlarını giderebilecek uyumlu yollar bulmasına yardımcı olmaktır (Young ve ark, 2009). Bağlanmanın güvenli ve sağlıklı olması ve psikolojik ihtiyaçların uygun şekillerde karşılanması bireyin erken dönem uyumsuz şemalarının oluşmasını engelleyen temel unsur olarak göze çarpmaktadır.

(17)

7

Özetlemek gerekirse, bağlanma kavramı yapısı gereği psikolojik ihtiyaçların giderilmesine ve erken dönem uyumsuz şemaların oluşmasına zemin oluşturmaktadır. Bu kavramların birbiriyle iç içe geçmesi yaşam boyunca kurulacak ilişkilerin temeli olan anne-çocuk ilişkisine dayanmaktadır. Görülmektedir ki bağlanmanın yapısı ve biçimi, doğumdan itibaren hem psikolojik ihtiyaçların giderilmesine hem de erken dönem uyumsuz şemaların oluşmasına neden olmaktadır. Glasser (2003) psikolojik ihtiyaçların ilişki yaşayan bireylerin birbirini anlaması ve ilişkilerinden uzun süreli doyum sağlaması için gerekli olduğunu ifade etmektedir. Dumitrescu ve Rusu (2012) ise erken dönem uyumsuz şemaların bireylerin ilişkilerinden elde ettikleri doyumu etkilediğini belirtmektedir. Dolayısıyla, bu araştırmada bağlanmanın, romantik ilişkilerin kalitesini doğrudan etkileyebileceği gibi psikolojik ihtiyaçlar ve erken dönem uyumsuz şemalar üzerinden dolaylı olarak etkileyebileceği düşünülmektedir.

Türk örnekleminde romantik ilişki çalışmaları, yaşanan romantik ilişkilerin yaygınlığıının ve sıklığının tespit edilmesi, ilişki sırasındaki paylaşımlarını tespit etmeyi amaçlamaktadır. Oysaki üniversite öğrencileri yaşamlarının önemli bir gelişim döneminde bulunmalarının yanında gelecekte kurabilecekleri evlilik ilişkilerinin temellerini de bu yıllarda yaşadıkları romantik ilişkiler ile atmaktadır. Bu ilişkilerini sağlıklı bir şekilde sürdürüp sürdüremediklerinin nedenleriyle birlikte açıklanmasının gerekli olduğu düşünülmektedir.

Bağlanma, psikolojik ihtiyaçlar ve erken dönem uyumsuz şemaların birbirleriyle teorik bağlantıları çok belirgindir. Güvenli bağlanmaya sahip bireylerin psikolojik ihtiyaçlarını uygun yollardan giderebildiğini, bu sayede erken dönem uyumsuz şemalarının oluşmadığını, bu durumun da bireylerin romantik ilişki kalitesini yükselttiği düşünülmektedir. Bunun aksine kaygılı, kaçınmacı veya saplantılı bağlanan bireylerin ise psikolojik ihtiyaçlarını gidermek için uygun yoları bulamadığı, erken dönem uyumsuz şemalarının oluştuğu ve bununla birlikte romantik ilişki kalitesinin düştüğü düşünülmektedir. Bu araştırmanın ortaya çıkmasında yukarıda detaylandırılan teorik yapının uygun bir model ile test edilmesinin gerekliliği önemli bir etkendir. Bu araştırmanın problemini Türk örnekleminde psikolojik ihtiyaçlar ile erken dönem uyumsuz şemaların aracılığıyla (mediatör) bağlanma tarzları ile romantik ilişki kalitesinin arasındaki ilişkinin açıklanması oluşturmaktadır.

(18)

8

Şekil 1: Hipotez Model

Hipotez modelde bağımlı değişken (endogen) romantik ilişki kalitesi, bağımsız değişkenler (exogen) ise bağlanma, erken dönem uyumsuz şemalar ve psikolojik ihtiyaçlardır. Modelde erken dönem uyumsuz şemalar ve psikolojik ihtiyaçlar aynı zamanda aracı (mediator) değişken olarak tanımlanmıştır. Bu model aracılığıyla üniversite birinci sınıf öğrencilerinin bağlanma, erken dönem uyumsuz şemalar ve psikolojik ihtiyaçlar ile romantik ilişki kalitesi arasındaki ilişkilerin araştırılması amaçlanmıştır.

Araştırmanın Amacı

Bu araştırmanın temel amacı üniversite öğrencilerinin bağlanma, erken dönem uyumsuz şemalar, psikolojik ihtiyaçlarının romantik ilişki kalitesi ile ilişkilerini bir model çerçevesinde incelemektir. Bu temel amaç doğrultusunda aşağıdaki hipotezler test edilmiştir.

Psikolojik İhtiyaçlar

Bağlanma

Romantik İlişki Kalitesi

Erken Dönem Uyumsuz Şemaları

(19)

9 Hipotezler

I. Hipotez: Bağlanma romantik ilişki kalitesi ile doğrudan, psikolojik ihtiyaçlar, zedelenmiş otonomi şema alanı aracılığıyla dolaylı ilişkilidir.

II. Hipotez: Bağlanma romantik ilişki kalitesi ile doğrudan, psikolojik ihtiyaçlar, kopukluk şema alanı aracılığıyla dolaylı ilişkilidir.

III.Hipotez: Bağlanma romantik ilişki kalitesi ile doğrudan, psikolojik ihtiyaçlar, yüksek standartlar şema alanı aracılığıyla dolaylı ilişkilidir.

IV. Hipotez: Bağlanma romantik ilişki kalitesi ile doğrudan, psikolojik ihtiyaçlar, zedelenmiş sınırlar şema alanı aracılığıyla dolaylı ilişkilidir.

V. Hipotez: Bağlanma romantik ilişki kalitesi ile doğrudan, psikolojik ihtiyaçlar, diğeri yönelimlilik şema alanı aracılığıyla dolaylı ilişkilidir.

Araştırmanın Önemi

Dünyada yapılan romantik ilişki çalışmaları genellikle romantik ilişkiye erken yaşlarda başlamanın bireyin gelişimi üzerindeki olumsuz etkileri, partner seçimi, romantik ilişki sürecinde yaşanan olumsuzluklar, partnerlerin birlikte yaptıkları aktiviteler ve sosyal etkinlikler, romantik ilişki kalitesi ve ilişkiden elde edilen doyum ile romantik ilişki yaşayan bireylerin bilişsel ve duyuşsal süreçlerine odaklanmaktadır (Collins, 2003). Ancak yapılan araştırmalar incelendiğinde romantik ilişki kalitesini açıklamaya dönük olarak bilişsel ve duygusal süreçleri birlikte ele alan bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu araştırmada romantik ilişki kalitesini, duygusal (bağlanma ve psikolojik ihtiyaçlar) ve bilişsel (erken dönem uyumsuz şemalar) süreçler yardımıyla açıklamak hedeflenmektedir. Bu açıdan düşünüldüğünde, bu araştırma Türk üniversite öğrencileri üzerinde yapılan ve onların romantik ilişki kalitesini açıklamaya çalışan ilk çalışma olma özelliğini taşımaktadır. Bu bakımdan romantik ilişki ile ilgili literatürde yapılan ilk çalışma olması bu araştırmanın önemini göstermektedir.

Bağlanma teorisi açısından ele alındığında, bebeklik dönemindeki bağlanma ile yetişkin romantik ilişkilerindeki bağlanmanın birbirine benzediği ifade edilmektedir (Hazan ve Shaver, 1987). Bu araştırmada bağlanma kavramının romantik ilişki

(20)

10

kalitesiyle doğrudan ve erken dönem uyumsuz şemalar ile psikolojik ihtiyaçlar değişkenleri aracılığıyla dolaylı etkisi belirlenmeye çalışılarak bağlanma literatürüne ayrıca katkı yapılması amaçlanmaktadır. Bu değişkenler arasındaki güçlü teorik ilişkinin, bir model çerçevesinde ele alınması ve bu teorik yapının test edilmesi bu araştırmanın öneminin bir diğer göstergesi olarak düşünülmektedir.

Bu araştırmadan elde edilen sonuçlar, özellikle üniversitelerde profesyonel ruh sağlığı hizmeti veren psikolojik danışmanların, romantik ilişki problemi yaşayan danışanlara bireysel psikolojik danışma hizmeti sunarken bilişsel ve duygusal süreçleri birlikte değerlendirerek çözüm üretebilmeleri konusunda teorik bilgi sağladığı düşünülmektedir. Ayrıca araştırmadan elde edilen sonuçlar çerçevesinde ilişki yaşayan üniversite öğrencilerine yönelik grup rehberliği etkinliği çalışmalarına kaynaklık edebilecektir.

Evlilik öncesi psikolojik danışma hizmeti veren psikolojik danışmanların, ilişki kalitesini dikkate alarak çiftleri değerlendirmeleri gerekmektedir. Evlilik sürecine hazırlanan bireylerin farklı açılardan değerlendirilmesinin yapılacak evliliğin daha sağlıklı temellere oturtulmasına yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Bu araştırma kapsamında ele alınan kavramlar romantik ilişkiyi doğrudan ve dolaylı olarak etkileyebilecek bilişsel ve duygusal süreçleri içeren kavramlardır. Araştırmanın sonucunda elde edilen bulgularla birlikte evlilik öncesi psikolojik danışma hizmeti kapsamında ilişkinin yordayıcıları olan bağlanma, erken dönem uyumsuz şemalar ve psikolojik ihtiyaçlar bakımından bireyleri değerlendirmeleri için bilgi sağlaması açısından bu araştırmanın önemli olduğu düşünülmektedir.

Türkiye'de yapılan romantik ilişki çalışmaları daha çok romantik ilişki yaşayan bireylerin sahip oldukları farklı özellikler bakımından değerlendirilmesine yöneliktir. Bununla birlikte Türkiye'de bir başka çalışma konusu olarak romantik ilişkiyi başlatma kavramı ele alınan diğer bir konudur. Ancak bu çalışma doğrudan romantik ilişkiden elde edilen duygusal doyumu (ilişki kalitesini) belirlemeyi ve açıklamayı amaçlamıştır. Bu açıdan değerlendirildiğinde bu araştırma bundan sonra romantik ilişki konusunda çalışacak olan araştırmacıların romantik ilişkinin doğasını açıklamaya dönük olarak çalışmalarına katkı sağlayacağı düşünülmüştür.

(21)

11 Sınırlılıklar

1. Bu araştırma üniversite öğrencileri arasından seçilen 18-25 yaşlarındaki ve en az üç ay süreyle romantik ilişki yaşayan öğrenciler üzerinde yapıldığından, araştırmadan elde edilen sonuçlar, 18-25 yaşları arasındaki en az üç ay süreyle romantik ilişki yaşayan üniversite öğrencilerine genellenebilir.

2. Romantik ilişki kalitesi literatürde çeşitli şekillerde ölçülmektedir. Romantik ilişki kalitesi bu araştırmada geliştirilmiş olan romantik ilişki kalitesi ölçeğinin ölçtüğü yapı ile sınırlıdır.

3. Alanyazında erken dönem uyumsuz şemalar beş şema alanı içerisinde ve 18 uyumsuz şema alt boyutu ile tanımlanmaktadır. Ancak, Türkiye’de yapılan geçerlilik güvenilirlik çalışması bu ölçme aracının üst boyutta beş şema alanı ve 14 uyumsuz şema alt boyutu ile kullanılabileceğine yönelik bulgulara sahiptir. Bu nedenle bu araştırma, erken dönem uyumsuz şemalar 14 alt boyuttan oluşan beş üst şema alanı dikkate alınarak gerçekleştirilmiştir.

4. Psikolojik ihtiyaçlar William Glasser tarafından tanımlanan dört psikolojik ihtiyaç ile sınırlıdır.

5. Bağlanma stilleri alanyazında dört veya üç boyutlu şekillerde ele alınmaktadır. Bu araştırma kapsamında bağlanma stilleri kaygılı ve kaçınmacı bağlanma olarak iki boyutlu ele alınmıştır.

Varsayımlar

1. Araştırmanın veri toplama aşamasında çalışma grubunda yer alan bireylerin ilişki kalitesini etkileyebilecek başka bir durum veya olay yaşamadıkları varsayılmıştır.

Tanımlar

Romantik İlişki Kalitesi: Bu araştırmada romantik ilişki kalitesi altı boyutlu olarak ele alınmaktadır. Bu boyutlar ilişki doyumu, bağlılık, güven, yakınlık, tutku ve sevgidir (Fletcher, Simpson, Thomas, 2000). Bu altı boyut dikkate alındığında romantik ilişki kalitesi en genel anlamıyla ilişkiden elde edilen duygusal doyum olarak tanımlanabilir.

(22)

12

Erken Dönem Uyumsuz Şemalar: Bireylerin gelişimlerinin erken dönemlerinde başlayan ve yaşamları boyunca tekrarlanan kendilik yıkıcı duygusal ve bilişsel örüntülerdir (Young ve ark., 2009).

Bağlanma : Çocukların bakım veren kişilere yönelik olarak geliştirdiği fiziksel ve duygusal bağdır (Bowlby, 1973).

Psikolojik İhtiyaçlar: Bu araştırma kapsamında incelenen psikolojik ihtiyaçlar sevgi ve ait olma, özgürlük, eğlence ve güçtür.

(23)

KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Üniversite Öğrencilerinin Gelişimsel Özellikleri: Beliren Yetişkinlik

Çağdaş batı toplumunda ergenliğin önceki nesillere göre daha erken başladığını, evlenme ve ebeveyn olma gibi sorumlulukların yerine getirildiği yetişkinliğin ise daha geç geldiği görülmektedir (Arnett, 2000, 2004). Bugün gençler evlerinden ayrıldıklarında yaklaşık 18-19 yaşlarındadır ve büyük bir çoğunluğu evlenmemiştir, ebeveyn olmamıştır, düzenli bir işe de 20'li yaşlarının sonlarına kadar sahip değillerdir. Birçok genç insan için, ergenliğin sonları ile 20'li yaşların ortası hem heyecan, hem şüphe, bazı imkanlar ve şaşkınlık, yeni özgürlükler ve yeni korkuları içeren bir zamandır. Bu dönem ergenlik döneminden ve yetişkinliğin ilk dönemlerinden farklı olarak özel ve önemli gelişim dönemi olarak öne sürülmektedir (Fincham ve Cui, 2011). Arnett (2000, 2004) 18-25 yaşları arasını kapsayan dönemi beliren yetişkinlik (emerging adulthood) olarak tanımlamakta ve bu dönemin özelliklerini kimlik araştırmasının devam ettiği, istikrarsızlıkların olduğu, benliğe odaklanılan ve yetişkinliğin ilk yılları ile ergenlik döneminin arasındaki duyguların yaşandığı yaşlar olarak ifade etmektedir. Birçok insan bu zamanda kendini ergen olarak hissetmez ve henüz kendilerini yetişkin olarak da görmezler.

Fincham ve Cui (2011) beliren yetişkinlik kavramını onlu yaşların sonlarından yirmili yaşların ortasına kadar olan zamanı tanımlamak ve bazı araştırmaların çerçevesini oluşturmaya rehberlik etmek için kullanmaktadır. Kavramların kullanımına bakılmaksızın bu dönem hassas bir yaşam dönemidir. Fincham ve Cui (2011) beliren yetişkinlik döneminin önemli gelişim görevlerinden birisi olan romantik ilişkiye başlama ve sürdürme konularına odaklanmışlardır.

Arnett (2004) beliren yetişkinliği, genç insanlar için romantizm ve aşka ilişkin seçeneklerini araştırmak, evlenmek istediği kişinin nasıl birisi olmasını istediğini keşfetme ve birisiyle sürekli beraber yaşayabilecek ilişki deneyimlerini kazanmak için önemli bir yaşam dönemi olarak ileri sürmektedir.

Türkiye'de son yıllarda yapılan çalışmalar beliren yetişkinlik kavramının Türk bilim adamlarının da ilgisini çektiğini göstermektedir (Atak ve Çok, 2010; Atak, 2011;

(24)

14

Eryılmaz ve Atak, 2011; Eryılmaz ve Ercan, 2010, 2011; İlhan ve Özdemir, 2012; Parmaksız, 2008). Türkiye'deki beliren yetişkinlerin özelliklerini ortaya koymak ve kültürel anlamda farklarını belirlemek oldukça önemli görülmektedir.

Anne çocuk ilişkileri, arkadaşlıklar, romantik ilişkiler gibi var olan önemli ve sürekli yakın ilişkiler geçmişten itibaren gelişmeye başlar (Collins ve van Dulmen, 2006). Bu bakış açısı yaşam seyri yaklaşımıyla (Elder, 1985) birbirini tutmaktadır. İnsanların yaşam döngüsü birbirine bağlı bir dizi aşamadan oluşmakta, bir durumdan diğerine geçişten oluşmakta ve bu döngüler birbirini etkilemektedir. Beliren yetişkinler birçok imkanlara ve seçeneklere sahiptirler. Bunlar arasından yaptıkları seçimlerin sonuçları gelecek yaşam döngülerini etkileme bakımından çok önemlidir. Bu nedenle romantik ilişkilerde istikrarın, doyumun ve yakınlığın kurulması beliren yetişkinlerin gelecek gelişimleri ve evlilikleri için çok önemlidir. Son dönemlere kadar, beliren yetişkinlikte özellikle romantik ilişkiler önemli ve gelişime açık bir konu olarak düşünülmemiştir. Beliren yetişkinlikte romantik ilişkiler en az üç nedenden dolayı önemlidir (Fincham ve Cui, 2011).

Birinci olarak beliren yetişkinlikte romantik ilişkilerin başlatılması ve sürdürülmesi önemli gelişim görevlerinden biridir. Bu dönemde bireyler romantizm seçenekleri arasında araştırma yaparak bu dönem boyunca ilişki deneyimi kazanır. Örneğin bireyler fiziksel veya psikolojik istismarları sonlandırmayı öğrenebilirler veya farklı ilişki deneyimleri sayesinde kişisel gelişimine katkı sağlayabilirler (Lewandowski ve Bizzoco, 2007). Beliren yetişkinlikteki bireylerle yapılan araştırmaların sonuçlarına göre, bireyler diğer romantik ilişki seçeneklerini araştırmak amacıyla romantik ilişkilerini sonlandırmazlar. Bunun yerine ilişki bozulmaları ve ayrılıklar genellikle, düşük düzeyde bağlılık, düşük düzeyde ilişkiden yarar sağlama, yüksek düzeyde çatışma, zayıf iletişim, aldatma, şiddet, düşük düzeyde ilişki doyumu ve düşük düzeyde ilişki kalitesinden sonra olmaktadır (Rodrigues, Hall ve Fincham, 2006; Simpson, 1987). Romantik ilişkilerin bu özellikleri, sadece kendi başına önemli değil aynı zamanda sonraki gelişim için uzun vadeli öneriler sunar.

İkinci olarak romantik ilişki gelişimi gençlerin iyilik hali ve davranış düzenlemesi için önemli sonuçlara sahiptir (Davila ve ark., 2002).

(25)

15

Üçüncü olarak, romantik ilişkilerin yapısı gelecekteki ilişkileri ve yetişkinlikteki evlilik ilişkileri için yordayıcı olabilmektedir. Gelişimsel bakış açısına göre, Karney ve Bradbury (1995) evlilik problemleri için bazı risk faktörleri ve boşanmanın evlilik öncesi ilişkilerden yola çıkarak tanımlanabileceğini ileri sürmüştür. Romantik ilişkiyle ilişkili tutumlar ve davranışlar, bireylerin evlilikteki tutum ve davranışlarını öngörmeye yardım eder (Axinn ve Thornton, 1993). Sonuçta hem beliren yetişkinlik boyunca yaşanan romantik ilişkiler hem de bu ilişkilerin gelişimsel sonuçları nedeniyle bu çalışmalar önemlidir.

Beliren yetişkinlik 18-25 yaşları arasını belki de biraz daha fazlasını kapsayan dönemdir. Bu kavramı açıklamak için Arnett (2000) çocukluk ve ergenlik dönemindeki bağımlılıktan ayrılmış, yetişkin normlarına uygun sorumlulukları henüz almaya başlamamış, genç yetişkinler çoğu kez dünya, iş ve aşk gibi olası hayat bilgilerinin çeşitliliği arasında araştırma yapmaktadır ifadesini kullanmıştır. Beliren yetişkinlik hayatta var olan birçok fırsatı ve imkanı araştırma ve onlara inanma dönemini, ergenlik ile tam manasıyla yetişkinlik arasındaki duyguları yaşama ve kendisi için büyük sorumlulukları alabilmeye geçiş dönemidir (Arnett, 2004). Stres, kaygı ve karasızlık beliren yetişkinlikte olduğu düşünülen özelliklerdir (Arnett, 2004; Robbins ve Wilner, 2001).

Collins ve van Dulmen (2006), Arnett'in (2000, 2004) de önerdiği, beliren yetişkinlik döneminde psikososyal fenomenlerle bağlantılı olan ve araştırılmasına ihtiyaç duyulan konuları romantik ilişkilerde benlik odaklılık, yeni imkanların devamlı nasıl hayal edildiği, ilişki boyunca duyguların nasıl olduğu, ilişkilerin içeriği, kalitesi, yakın ilişkilerde kişisel deneyimler olarak ifade etmiştir.

Snyder'e (2006) göre diğerleriyle romantik ilişkilerini sürdürmenin ve incelikle (kibarca) bitirmenin nasıl olacağını öğrenmek, beliren yetişkinlik döneminin ve ergenlik döneminin en önemli gelişim görevidir.

Kimmel (2008) kısa süreli ilişkilerin (örneğin; cinsel birleşme veya diğer cinsel davranışlar) üniversite öğrencileri ve diğer gençler arasında romantik ilişki gibi ifade edilmesinde artış olduğunu ifade etmektedirler. Erkeklere odaklanıldığında, kısa süreli ilişki kültürünün kampus yaşamında çok baskın olduğu ve bu nedenle de erkeklerin

(26)

16

ifade etmesine göre ciddi yetişkin ilişkilerine geçmelerinin zorlukları olduğunu ifade etmişlerdir.

İlişki Gelişimi

Sullivan (1953) kimlik oluşumu için aynı cinsiyetteki arkadaşların olmasının özellikle çok önemli olduğuna inanmaktadır. Çünkü arkadaşlar, bireyin benlik algısı ve bir başkasının algılarının zenginleştirdiği farklılıklarla karşılaşmasını sağlar. Ancak arkadaşlıkların erkenden sona ermesi veya romantik ilişkilerin çok erken başlaması bireysel gelişimi sınırlandırabildiğini akla getirmektedirler. Örneğin, Samet ve Kelly (1987) bireyin duygusal olgunlaşması olmadan önce romantik ilişkilere duygusal katılımının, kimlikte erken billurlaşma yaratacağını, bundan dolayı farklı insanlarla birlikte olan bireyin potansiyelini gerçekleştirmesini engelleyebileceğini tartışmışlardır.

Ergenlikteki romantik ilişkilerin ergenlik boyunca kimlik gelişimi üzerindeki belirgin rolleri bilinmemektedir, ancak bazı teorik görüşler aralarında ilişki olduğunu öne sürmektedir (Furman, Shaffer, 2003; Sullivan, 1953).

Hatta arkadaşlıkları sürdürmek özellikle kızların kimlik gelişimi için çok önemli olabilmektedir. Örneğin, Hartup (1989) akran ilişkilerinde gücün eşit dağılmasının, görüşlerin daha rahat ifade edilmesine ve kararların bağımsız alınmasına olanak sağladığını ifade etmiştir. Bununla birlikte erkekler romantik ilişkilerinde yaşıtlarına göre güçlerinin yükseldiğini, kızlar ise güçlerinin azaldığını ifade etmişlerdir (Furman ve Buhrmester, 1992).

Geç ergenlik dönemindeki kızların kimlik araştırmasını konu edinen bir araştırmada, bireylerin romantik ilişkisine yakınlık düzeyi kimlik araştırması ile ilişkisiz bulunmuşken, buna karşılık kız arkadaşlarla yakınlık düzeyi kimlik araştırması ile pozitif ilişkili bulunmuştur (Craig-Bray, Adams ve Dodson, 1998). Kızların kimlik araştırması için romantik ilişkilerin yerine diğer kızlarla kurduğu yakın ilişkiler kimlik gelişimine daha çok katkı sağlayabilir (Zimmer-Gembeck, 2002). Düzenli ilişkilere erken katılım özellikle bu ilişkiler kız arkadaşların sayısını azaltıyorsa kızların gelecek kişilik ve sosyal gelişimini etkilemektedir.

(27)

17

Ergen ilişkilerinin daha önce düşünüldüğünden farklı olarak yetişkin ilişkilerinden çok az bir farka sahip olduğu görülmektedir. Levesque (1993) 17 yaşındakilerin romantik ilişkilerinin bağlılık, iletişim, dostluk ve tutku gibi ilişki doyumunu etkileyen konular bakımından yetişkin ilişkilerine çarpıcı bir şekilde benzerliklerinin olduğunu ifade etmiştir.

Flört ve romantik ilişkiler ergenlik boyunca psikososyal gelişim üzerinde önemli etkiye sahiptir (Furman ve Shaffer, 2003). Romantik ilişkiye sahip olma ve bu ilişkinin kaliteli olması romantik benlik kavramı, özsaygı (Connolly ve Konarski, 1994; Harter, 1994; Kuttler, LaGreca ve Prinstein, 1999) ve genel özyeterlilik kavramları ile pozitif olarak ilişkili bulunmuştur (Masten, Coatsworth, Neemann, Gest, Tellegen ve Garmezy, 1995).

Minnesota Ebeveyn ve Çocuk Boylamsal Araştırmasında 180 kişi doğum öncesinden 26 yaşına kadar takip edilmiştir. Çocuklukta ve erken ergenlikteki ebeveyn-çocuk ilişkilerinin geçmişi, ergenlik ve genç yetişkinlikteki romantik ilişkilerin istikrarını ve kalitesini anlamlı bir şekilde yordadığı bulunmuştur (Collins, Sroufe, 1999; Collins, Hennighausen ve Christian, 2000; Conger, Cui, Bryant ve Elder, 2000). Aynı araştırmada 12 ve 16 yaşları arasındaki ergenlerin dışa dönük yıkıcı davranışlarındaki değişimler, flörte katılım derecesiyle ilişkili bulunmuştur. Çok sayıda flört partnerine sahip ergenler, daha az sayıda partnerle ilişki yaşayanlara göre daha yüksek düzeyde dışa dönük yıkıcı davranışlar sergilemektedir (Zimmer-Gembeck, Siebenbruner ve Collins, 2001).

Akranlarla samimi yakın ilişkilerin gelişimi, kişinin sosyal gelişiminde önemli bir rol oynar (Buhrmester, 1990; Hartup, 1989; Rice ve Mulkeen, 1995). Youniss ve Smollar (1989) akranlarla olan ilişkilerin, ebeveynlerle olan ilişkilerdeki sosyalleşme rollerinden spesifik olarak farklılaştığını ifade etmektedirler. Ebeveynler öncelikle gençlerin sosyal gerçeklik, gelecek planları ve sosyal beceri kazanımlarında gençlerin bakış açılarını etkileyerek arkadaşlarına destek olmaları konusunda bağımsızlık ve otonomi fırsatı vererek yetişkin davranışları ve rolleri göstermelerini sağlamaya çalışmaktadır (Buhrmester, 1990; Hartup, 1989; Collins ve Repinski, 1995; Stattin, Gustafson ve Magnusson, 1989).

(28)

18

Zimmer-Gembeck (2002) ergenlerin, romantik ilişkilerin gelişimsel görevlerini başarıyla tamamlamak ve çocukluktan yetişkinliğe doğru ilişkilerindeki değişimi yönetebilmek için çeşitli stratejiler geliştirebilmelerini önermektedir. Örneğin, bazı ergenlerin var olan sosyal ağlarının içine romantik partnerlerini entegre ederken özel stratejileri kullandıkları görülmektedir.

Sullivan (1953), Erikson (1968), Douven ve Adelson'a (1966) göre özellikle aynı cinsiyetten arkadaşlar, yakın akran ilişkilerinde otonomi ve kimlik şekillenmesinde çok önemlidir. Çünkü, bu ilişkileriyle birlikte düşünce ve kararlarını vermeyi öğrendikleri görülmüştür. Bu teorisyenler geçerli ve güçlü bakış açısının sonucunda güçlü benlik algısı oluştuğuna, davranışsal ve duygusal otonominin geliştiğine inanırlar. Teorisyenler arkadaşlar ve akran gruplarına bağlılığın bireyselleşme ve otonomi kazanmayı kolaylaştırdığını (Collins ve Repinski, 1995; Harter, 1990), ayrıca yakın arkadaşlığın sosyal kimlik ve bireysel kimlik kazanımına katkı sağladığını ve bunun gelecekte sağlıklı romantik ilişkiye katkı sağladığını ifade etmektedirler.

Arkadaşlardan alınan destek depresif duyguyla negatif ilişkili, aile stresiyle başa çıkmada ise pozitif ilişkili bulunmuştur (Aseltine, Gore ve Colton, 1994). Diğer taraftan akran arkadaşlığından mahrum olmak ciddi sosyal ve duygusal zorluklarla, düşük kaliteli ilişkilerle, özellikle ilişkilerinde reddedilme, şiddet ve kötü muameleyle ilişkilidir (Coie, Lochman, Terry ve Hyman, 1992; Dishion, Patterson, Stoolmiller ve Skinner, 1991; Hartup, 1989; Parker ve Asher, 1987).

Genellikle çocuklar için arkadaşlık ilk olarak aynı cinsiyetteki akranlarıyla birlikte şekillenir. Ergenlik boyunca akran ilişkileri daha da yakın olmaya başlar ve akran gruplarıyla geçirilen boş zamanların miktarında artış gözlenir (Berndt, 1982; Csikszentmihalyi ve Larson, 1984; Hartup, 1993). Ergenliğin ortalarında genç insanlar arasında karışık cinsiyetlerin oluşturduğu akran gruplarıyla ve romantik partnerlerle yakın ve ikili ilişki gittikçe önemli hale gelmektedir (Douvan ve Adelson, 1966; Dunphy, 1963; Furman, 1993; Sharabany, Gershoni ve Hofman, 1981). Romantik ilişkiye başlama ve gelişimi genellikle akran ilişkileri ve yakın ilişkilerinin içerisinde ve bağlamında ele alınır (Zimmer-Gembeck, 2002).

(29)

19

Bu örüntüler araştırmacılara ve teorisyenlere romantik ilişki gelişiminin normal gelişim görevi olduğunu önermek için yol göstermiştir (Cate ve Koval, 1983; Hartup, 1993; Havighurst, 1972; Kirchler, Palmonari ve Pombeni, 1993). Ergenlerin yüz yüze geldiği gelişim görevleri, romantik ilişki gelişimi açısından iyi bir şekilde tanımlanamamıştır (Zimmer-Gembeck, 2002). Erken flört davranışında bulunan kızlar erken olgunlaşırlar, daha popüler olurlar ve daha çok erkek arkadaşa sahip olurlar (Zimmer-Gembeck, 2002).

Ergenlerle yapılan görüşme sonrasında, Aneshensel ve Gore (1992) gençlerin romantik ilişkilerinin gelişimine uyum sağlamak için arkadaşlarıyla geçirdikleri zamanı kısıtladıklarını ifade etmektedir. Montemayor ve van Komen (1985) okul saatleri haricindeki akran gruplarının 13-19 yaşları arasındaki ergenlerde azaldığını, iki üyeli veya üç üyeli olduğunu ve karşı cinsten de kişilerin olmaya başladığını gözlemlemişlerdir. Hendry ve arkadaşlarının (1993) İskoçya'da 10.000 lise öğrencisi üzerinde yaptıkları boylamsal çalışmanın sonuçlarına göre erkeklerle karşılaştırıldığında kızların ve diğer ekonomik düzeylerdekilerle karşılaştırıldığında düşük sosyo-ekonomik düzeydeki bireylerin erkek arkadaşlarıyla veya kız arkadaşlarıyla daha fazla zaman geçirdikleri görülmektedir. Zimmer-Gembeck (1999) lise boyunca ergen kızların yaklaşık yarısının romantik partnerleriyle geçirdikleri zamanda hızlı artış olduğu, en iyi kız arkadaşlarıyla geçirdikleri zamanda ise düşüş olduğunu ifade etmiştir, diğer dörtte biri ise romantik partnerleriyle ve en iyi kız arkadaşlarıyla geçirdikleri zamanın neredeyse eşit miktarda olduğunu, diğer arkadaşlarıyla geçirdikleri zamanın ise kız arkadaşlarıyla geçirdikleri zamandan daha az olduğunu ifade etmişlerdir. Geriye kalan dörtte bir kız ise lise boyunca romantik partnerleriyle oldukça az zaman geçirmektedir.

Yedinci sınıftan 12. sınıfa kadar öğrencilerin katıldığı çalışmanın sonuçlarına göre (Laursen ve Williams, 1997) romantik partneri olan ergenler arasında arkadaşlarıyla normal günde geçirdikleri zaman yaşıtlarına göre büyük ölçüde azalmıştır. Ortalama olarak erkekler romantik partnerleriyle en çok zaman geçirirken, buna karşılık kızlar romantik partnerleriyle ve arkadaşlarıyla eşit miktarda zaman geçirmektedirler. Annelerle ilişkiler dokuzuncu sınıfa giden ergenlerde en yakın ilişki olarak tercih edilirken, 10. ve 11. sınıflarda arkadaşlar, 12. sınıflarda ise romantik partnerler en çok tercih edilen en yakın ilişkilerdir.

(30)

20

Romantik ilişkilerin gelişim görevi ve yakın arkadaşlarla geçirilen zamanı azaltmanın sonucu olarak arkadaşlarla yaşanan çatışma ve onlardan uzaklaşma birçok ergenin terk edilmişlik duyguları yaşamasına neden olabilmektedir (Douvan ve Adelson, 1966; Miller, 1990; Montemayor ve van Komen, 1985; Thompson, 1995). Örneğin Douvan ve Adelson (1966) cinsiyetler arası ilişkiler yaşanmaya başladığında kız arkadaşlar arasında çatışma ve ayrılmanın meydana geldiğini belirtir. Ayrıca romantik ilişki yaşamaya başlayan kızların arkadaşlarıyla daha fazla çatışma yaşamaya başladıklarını, rekabet, kıskançlık ve vefasızlık duygularını daha fazla hissettiklerini bulmuşlardır. Shulman (1993) ergenler arasındaki arkadaşlıkların sonlandırılmasına neden olan üç ana neden tanımlamıştır. Bu nedenler çatışma, güvensizlik ve kız arkadaş veya erkek arkadaş gibi üçüncü kişilerin zorla ilişkiye karışmaları gibi kişisel değişimlerdir.

Feiring (1996) yapılandırılmış görüşme kullanarak yaptığı araştırmada, 15 yaş ergenler kız veya erkek arkadaşa sahip olmanın kendilerinin hoşlandıkları, hoşlanmadıkları, avantajları ve dezavantajlarına yönelik yanıtlar vermişlerdir. Görüşmelerde romantik partnerlerini ve flört partnerlerini tanımlamak için dostluk en çok ifade edilen kavramdır. Yakınlık ve destek de çokça ifade edilmekle birlikte bunları arkadaşlık, sosyal statüler ve karşı cinsiyet hakkında bir şeyler öğrenme takip etmektedir. Bunlara ek olarak ergenler en azından romantik ilişkilerin ilk dönemindeki ergenlik romantizminin yoğunluğunu çekicilik olarak ifade etmektedirler. Shulman ve Scharf (2000) 14-16 yaşlarındaki ergenlerin romantik ilişkilerini arkadaşlık bakımından daha önem verici ve destekleyici algıladıklarını, bununla birlikte 19 yaşındaki ergenlere göre dostluk bakımından romantik partnere sahip olmayı daha avantajlı olarak düşündüklerini bulmuştur. Hem de heyecan bakımından ileri yaştaki (19 yaş) ergenlere göre daha avantajlı bulduklarını ifade etmektedirler.

Romantik İlişkilerin Başlangıcı ve Süresi

Sanayileşmiş ülkelerde ergenlerin flört davranışları oldukça rağbet gören ve kabul edilen bir davranış olarak görülmektedir. Wright (1982) en erken flört yaşının 14 olduğunu ifade etmektedir. Phinney ve arkadaşları (1990) siyah olmayan kızlarda ilk flört yaşının 15 ve siyah kızlarda 16 olduğunu ifade etmektedir. Gordon ve Miller (1984) ise birçok ergenin 15 yaşından önce düzenli ilişkilerinin olduğunu ifade

(31)

21

etmişlerdir. Bununla beraber yaklaşık %30 ergen kızın lise boyunca romantik partnerle biraz da olsa ilgili olduğunu ifade etmişlerdir (Zimmer-Gembeck, 1999).

Zimmer-Gembeck'e (2002) göre romantik ilişkiye başlama yaşlarının farklı farklı bulunmasının bir nedeni farklı kavramların ilişkileri tanımlamak için kullanılmasıdır. Bu terimler, flört, düzenli gezme, romantik katılım ve romantik ilişkilerdir. Erken ve orta ergenlik döneminde romantik ilişkiler bir hayli kısa sürelidir fakat ortalama ergenler bir dizi düzenli ilişkilere girerler (Connolly ve Johnson, 1996; McCabe, 1984; Zimmer-Gembeck, 1998; Zimmer-Gembeck, 1999). Örneğin Kanada'da 15 yaşındakilerin yaklaşık dört ay romantik ilişkilerini devam ettirdiklerini (Connolly ve Johnson, 1996), Kuzey Batı Amerika'da ergenlerle ilgili çalışmalarda kızlar lise öncesinde veya lise süresince dört ayrı partnerleri olduğunu, ilişkilerinin ortalama 8.6 ay sürdüğünü ifade etmişlerdir (Zimmer-Gembeck, 1998). Özet olarak yaklaşık %90 ve %70 kadar kız ve erkek lise son sınıflarında düzenli romantik ilişkiye sahiptirler ve bu ilişkilerin büyük bölümü oldukça kısa sürmektedir (Zimmer-Gembeck, 1999; Gordon ve Miller, 1984; Thornton, 1990).

Ergenlerin farklı yaşlarda flörte ve romantik ilişkileri şekillendirmeye başladıklarını belirtilmektedir. Örneğin (Zimmer-Gembeck, 1998; Zimmer-Gembeck, 1999) kız ergenlerin %25'i ilk flört deneyimini 13 yaşından önce yaşadığını, yaklaşık %75'i 15 yaşında, %100'ü ise 18 yaşında yaşadıklarını ifade etmektedir.

Ulusal Boylamsal Ergen Sağlığı Çalışmasında 12 yaşındakilerin %25'i son 18 ay içerisinde özel bir romantik ilişkiye sahip olduğunu ifade etmektedir. Yaş ilerledikçe özel romantik ilişkiye sahip olduğunu ifade edenlerin oranı da artmaktadır. 15 yaşındakilerin yaklaşık %50'si, 16 yaşındakilerin %50'sinden fazlası, 18 yaşındakilerin %70'ten fazlasının özel romantik ilişkiye sahip olduğu görülmektedir. Ayrıca bu yaşların her birinde, kendi özel romantik ilişkisi olduğunu ifade edenler diğerlerinin ebeveynleriyle tanıştıklarını ifade etmişlerdir (Carver, Joyner ve Udry, 2003).

Connolly ve Goldberg (1999) ergenlik romantik ilişkilerinde dört aşama tanımlamıştır. Bu aşamaları tanımlarken, akran ilişkilerinin içeriğindeki değişime uyumu ve romantik ilişki kalitesindeki değişimi dikkate almıştır. Birinci aşama, aşık olmaya başlama aşaması, fiziksel çekicilik ve tutku bu aşamada öne çıkan özelliktir.

(32)

22

Çekicilik belirli bir kişiye yöneliktir fakat büyük ölçüde tek başına ve hiç gerçek etkileşim olmadandır. Etkileşim ara sıra karşılaşmakla veya telefonla konuşmakla sınırlıdır. İkinci aşama boyunca, yakınlık romantik ilişkiler olarak tanımlanır. Kızlar ve erkekler karışık cinsiyetteki arkadaş grupları içerisinde görüşürler. İki erkek üç kızla gezebilirler. Bu etkileşim romantik lezzete sahiptir fakat henüz ikili ilişki kurulmamıştır. Üçüncü aşama duygusal yakınlığa sahip romantik ilişkiler, etkileşim çift şeklindeki ikili ilişkiye dönmüştür. Ergenler romantik partnerleriyle duygusal yakınlıklarının büyük ölçüde önemini vurgulamaktadırlar ve akran gruplarının bu ilişkilerinin oluşmasında ve düzenlenmesindeki rollerinin azaldığını ifade etmektedirler. Dördüncü aşama, bağlı romantik ilişkiler, ergenliğin sonlarında oluşmaktadır, ilişki uzun sürelidir, tamamıyla çekicidir, duygusal yakınlık ve yardımlaşma ile kısmen evlilik ilişkilerine benzemektedir.

Collins (2003) romantik ilişki çalışmalarının tarihsel sürecini anlattığı çalışmasında romantik ilişki çalışmalarını sınıflandırabilmek için beş özellik belirlemiştir. Bunlardan birincisi romantik ilişkiye başlamayı ifade etmektedir. Bu özellik ergenlerin flörtünün olup olmadığını, flörte başlama yaşını, flört sayısını ve sürekliliğini, ilişki süresini ifade etmektedir. İkinci özellik birlikte zaman geçireceği partnerin özelliklerini ifade eden partner seçimidir. Üçüncü özellik içerik olarak ifade edilmektedir. Bu özellik ilişki partnerleriyle paylaşılan aktiviteler, birlikte ne yaptıkları, zamanlarını nasıl geçirdikleri, paylaştıkları aktivitelerin çeşitliliği, beraberken sakındıkları aktiviteler ve durumları ifade etmektedir. Dördüncü özellikte, romantik ilişki kalitesiyle ifade edilen ilişkinin sağladığı genellikle iyi yaşantıların derecesi ifade edilmektedir. Beşinci ve son özellik ise bilişsel ve duygusal süreçlerdir. Bu özellikte romantik ilişki yaşayan bireylerin belirgin duygusal tepkileri, algıları, beklentileri, kişinin kendisine, diğerine ve ilişkiye ilişkin şemaları ve yüklemelerine yönelik olan özellikler ifade edilmektedir.

Partner Seçimi

Ergenler, flört partnerlerini seçerken akranlarının öngörülen veya mevcut tepkilerini temel alırlar (Connolly ve Goldberg, 1999; Feiring, 1996; Roscoe Diana ve Brooks, 1987; Zani, 1993).

(33)

23

Feiring (1996) yapılandırılmış görüşme kullanarak, 15 yaşındaki bireylerin kendileri için kız veya erkek arkadaşa sahip olmanın ne anlama geldiğini belirlemek amacıyla bir araştırma yapmıştır. Görüşmelerde romantik partnerlerini ve flört partnerlerini tanımlamak için dostluk en çok ifade edilen kavramdır. Yakınlık ve destek de çokça ifade edilmekle birlikte bunları arkadaşlık, sosyal statüler, karşı cinsiyet hakkında bir şeyler öğrenme takip etmektedir. Bunlara ek olarak ergenler en azından romantik ilişkilerin ilk dönemindeki ergenlik romantizminin yoğunluğunu çekicilik olarak ifade etmektedirler. Shulman ve Scharf (2000) 14-16 yaşlarındaki ergenlerin romantik ilişkilerini arkadaşlık bakımından daha önem verici ve destekleyici algıladıklarını, bununla birlikte 19 yaşındaki ergenlere göre dostluk bakımından romantik partnere sahip olmayı daha önemli gördüklerini belirtmektedir.

Carver, Joyner ve Udry (2003) araştırmasının sonuçlarına göre, yetişkinler gibi erkek ergenlerin gelecekteki partnerlerinin kendileriyle aynı yaşta veya kendilerinden daha genç yaştakileri tercih ettiklerini, buna karşın kızların kendilerinden biraz daha yaşlı erkekleri partner olarak tercih ettikleri görülmektedir.

Erken ergenler partnerlerini seçerken sosyal ağlarının beklentileri ile uyum içerisindeki karakteristik özelliklerden ve grubun sağladığı statülerden ziyade potansiyel partnerlerin yüzeysel özellikleri ve diğerlerinin onaylaması daha büyük öneme sahiptir. Buna karşılık, ileri yaşlardaki ergenler daha çok partner tercihlerinde karakteristik özelliklerini ve özellikle yakınlık ve uyum yapabilmeyi temel almaktadırlar (Roscoe Diana ve Brooks, 1987; Zani, 1993).

Yüksek düzeyde bağımlı partnerler tipik olarak çok çeşitli ve farklı aktiviteleri, daha düşük yakınlıkta olan çiftlere göre daha çok paylaşırlar ve bu aktivitelerin çoğu ilişkiyle ilgilidir (örneğin: iletişim, birlikte görev tamamlamak, yaygın rekreasyon faaliyetlerinden zevk almak, basit amaçlar için çalışmak) (Berscheid, Snyder ve Omoto, 1989; Hinde, 1979).

Romantik İlişki Problemleri

Romantik ilişkiye başlamak doğal olarak bazı ilişki çatışmalarının yaşanmasını beraberinde getirebilmektedir. Joyner ve Udry (2000) son bir yılda romantik ilişkiye

(34)

24

başlayanlarda depresyon belirtilerinin romantik ilişki yaşamayan bireylere göre daha yüksek düzeyde olduğunu bulmuştur.

Flört ve ilişki şiddeti konusunda çalışan araştırmacılar, ergenlik döneminin ilk yıllarında, ilk romantik ilişki deneyimlerinde romantik partnerleriyle çok fazla zaman geçiren kızların, lise boyunca daha fazla romantik partnere sahip olduğunu ve daha fazla fiziksel şiddete, sözel şiddete ve psikolojik olarak kötü muameleye maruz kaldıklarını bulmuştur (Bergman, 1992; Reuterman ve Burcky, 1989; Zimmer-Gembeck, 2000). Özellikle erken ya da riskli cinsel deneyim, ergenlerde problem davranışlardan alkol ve ilaç kötüye kullanımının göz önünde tutulmasını sağlar (Donovan ve Jessor, 1985).

Cinsel aktivitelerde bulunan genç kızlar cinsel aktivitelerde bulunmayanlara göre gelecek akademik başarılarına daha düşük değer atfederler (Billy, Landale, Grady ve Zimmerle, 1988). Gargiul ve arkadaşlarına (1987) göre kariyere verilen önem flört eden kızlarda çok daha azdır. Buna ek olarak cinsel aktivitede bulunan kızlar daha depresif duygular ve yoğun strese sahiptir (Harvey ve Spigner, 1995).

Problemli romantik ilişkiye sahip kızlar lise öncesinde veya lise öğrenimi boyunca akademik güçlükler için belirli risklere sahiptir. Kız lise öğrencilerinin ifade ettiğine göre flört şiddetini yaşamış öğrencilerin büyük çoğunluğu ilişkilerinde şiddet yaşamayan kızlarla karşılaştırıldığında okuldan kovulmuş veya uzaklaştırılmıştır. Küçük bir kısmı düşük mezuniyet puanına sahip olmakta ve ders dışı aktivitelere çok az katılmaktadır (Reuterman ve Burcky, 1989).

Ergenler arasında romantik ilişkilerin ortaya çıkması aynı zamanda olumsuz ve stresli deneyimleri de yaşatabilir (Zimmer-Gembeck, 2002). Farklı grup ergenlerle yapılan nitel görüşme çalışmalarında flört davranışlarında rollerin düzelmesine gençlerin stresli hallerinin eşlik ettiği görülmüştür (Aneshensel ve Gore, 1992; Martin ve Puberty, 1996; Thompson, 1995).

Monroe ve arkadaşları (1999) romantik ayrılığın özellikle kız ergenlerde ilk depresif bozukluğun tetikleyicisi olabileceğini, çalışmalarını böleceğini, ilişki sorunları hakkında düşünmeye başlayacağını bunların da depresif duygu durumundan kaynaklanabileceğini ifade etmiştir (Larson ve Asmussen, 1991). Diğer bir araştırma çıkma partnerleri arasında sözel şiddet, psikolojik kötü muamele ve fiziksel şiddeti

Şekil

Şekil 1: Hipotez Model
Şekil 2. Bartholomew ve Horowitz'in (1991) Dörtlü Bağlanma Modeli   Güvenli bağlanma stili: Hazan ve Shaver’in üçlü bağlanma modelindeki güvenli  stille  aynı  olan  güvenli  bağlanma  hem  benlik  modelinin  hem  de  diğerleri  modelinin  olumlu  olması
Tablo 1. Araştırmaya Katılan Öğrencilerin Demografik Değişkenlere Göre  Dağılımı  Değişkenler  Kategoriler  N  %  Cinsiyet  Kız  327  70.9  Erkek  134  29.1  Toplam  461  100.0  Yaş   18  49  10.6  19  77  16.7  20  111  24.1  21  91  19.7  22  66  14.3  2
Tablo 2. Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği’ne İlişkin Açıklayıcı Faktör Analizi Sonuçları  Sevgi/A
+7

Referanslar

Benzer Belgeler

Çalışmada üniversite öğrencilerinde kararsızlık düzeyi ile duygusal yoksunluk, başarısızlık, karamsarlık, sosyal izolasyon, duyguları bastırma, onay

Araştırma verilerine aracı değişken (mediator) analizi uygulanmış ve analiz sonuçlarına göre duygu düzenleme güçlüğünün erken dönem uyumsuz şema alanlarından

Özellikle, son dönemde ortaya koyulan şema kuramı, çocukluk döneminde karşılanmayan temel duygusal ihtiyaçların ve olumsuz yaşantıların sonucu olarak, erken

Bu derleme çalışmasında kaygı ile ilişkili olarak ele alınan TSSB’ye yönelik yapılan çalışmalar erken dönem uyumsuz şemalar ve dissosiyatif yaşantılar arasında anlamlı

Bu araştırmada elde edilen sonuçlara göre, mutluluk ile tehditler karşısında, dayanıksızlık, karamsarlık, başarısızlık, sosyal izolasyon, duyguları bastırma,

Beliren yetişkinlik döneminde bulunan bireylerin büyüme korkusu düzeylerinden sosyal-duygusal yalnızlık, bağımsız yaşama hazırlık ve sorumluluğu

“Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasa’da belirtilen Cumhuriyet’in niteliklerini, siyasi,