Orta Gelir Tuzağından Çıkış İçin Kullanılan Yöntemlerden AR-GE ve Sanayi Üretimi Üzerine Değerlendirme: Türkiye Örneği

Tam metin

(1)

i

T.C.

İSTANBUL 29 MAYIS ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

EKONOMİ ANABİLİM DALI

ORTA GELİR TUZAĞINDAN ÇIKIŞ İÇİN KULLANILAN

YÖNTEMLERDEN AR-GE VE SANAYİ ÜRETİMİ ÜZERİNE DEĞERLENDİRME: TÜRKİYE ÖRNEĞİ

(YÜKSEK LİSANS TEZİ)

Nesrin Şeyma TOPÇAKAN

İSTANBUL 2019

(2)
(3)

i

T.C.

İSTANBUL 29 MAYIS ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

EKONOMİ ANABİLİM DALI

ORTA GELİR TUZAĞINDAN ÇIKIŞ İÇİN

KULLANILAN YÖNTEMLERDEN AR-GE VE SANAYİ

ÜRETİMİ ÜZERİNE DEĞERLENDİRME: TÜRKİYE

ÖRNEĞİ

(YÜKSEK LİSANS TEZİ)

Nesrin Şeyma TOPÇAKAN

Danışman :

Dr. Öğr. Üyesi Ece Handan GÜLERYÜZ

İSTANBUL 2019

(4)

ii

T. C.

İSTANBUL 29 MAYIS ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜNE

Ekonomi Anabilim Dalı’nda 030216YL03 numaralı Nesrin Şeyma TOPÇAKAN’ın hazırladığı “Orta Gelir Tuzağından Çıkış İçin Kullanılan Yöntemlerden Ar-Ge ve Sanayi Üretimi Üzerine Değerlendirme: Türkiye Örneği” konulu yüksek lisans tezi ile ilgili tez savunma sınavı, 18/01/2019 günü 14:00-15:00 saatleri arasında yapılmış, sorulan sorulara alınan cevaplar sonunda adayın tezinin başarılı olduğuna oy birliği ile karar verilmiştir.

Dr. Öğr. Üyesi Ece Handan GÜLERYÜZ İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi

Dr. Öğr. Üyesi Burhan GÖKLEMEZ İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi (Tez Danışmanı ve Sınav Komisyonu Başkanı)

Doç. Dr. Dursun YENER İstanbul Medeniyet Üniversitesi

(5)

iii BEYAN

Bu tezin yazılmasında bilimsel ahlak kurallarına uyulduğunu, başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel normlara uygun olarak atıfta bulunulduğunu, kullanılan verilerde herhangi bir tahrifat yapılmadığını, tezin herhangi bir kısmının bu üniversite veya başka bir üniversitedeki başka bir tez çalışması olarak sunulmadığını beyan ederim.

Nesrin Şeyma TOPÇAKAN

18/01/2019

(6)

iv

ÖZ

Orta gelir tuzağı, Dünya Bankasının açıklamış olduğu üzere ülkelerin, kişi başına düşen milli gelir seviyesi olan 1.026$ – 12.745$ aralığında uzun yıllar boyunca takılı kalması sonucu bir üst gelir grubuna çıkamamasını olarak tanımlanmaktadır. Türkiye’de 2004 orta gelir grubuna çıkmış ve söz konusu dönemde başarılı ekonomi politikaları sergilemiştir. Bu çalışmada, Türkiye’nin günümüzde orta gelir tuzağında yer alıp almadığı konusu çalışılmıştır. Ayrıca; ülkelerin gelir seviyelerini arttırmak için kullandığı araştırma ve geliştirmeye yapılan yatırım harcamalarının ve sanayi üretimi faaliyetlerinin Türkiye ekonomisi üzerinde nasıl etkiye sahip olduğu ekonomik modelleme yöntemleri ile test edilmiştir.

Anahtar Kelimeler:

(7)

v

ABSTRACT

The middle income trap is defined upon the announcement of the World Bank as the fact that countries have failed to reach a higher income group as a result of long years spent in the $ 1.026 - $ 12.745 per capita national income level. In 2004, Turkey upgraded to the middle income group and demonstrated a series of successful economic policies in the said period. In this study, the subject of whether or not Turkey took part nowadays in the middle income trap was studied. Also; it has been tested how expenditures on the Research and Development (R&D) investments and industrial production activities have the effects on Turkish economy by economic modeling methods used by countries to increase their income levels.

Keywords:

Medium Income Trap, Research and Development Investment Expenditures, Industrial Production.

(8)

ÖNSÖZ

Bu tez çalışmasının ortaya çıkmasında yardımlarını esirgemeyen değerli danışman hocam Dr. Öğr. Üyesi Ece Handan GÜLERYÜZ’e, ve Anabilim Dalı Başkanı Doç Dr. Engin SORHUN’a, tez jüri üyesi olarak bana yardımlarını esirgemeyen Doç. Dr. Dursun YENER ve Dr. Öğr. Üyesi Burhan GÖKLEMEZ hocama;

Eğitim hayatım boyunca maddi manevi her türlü desteklerinden dolayı babam Bekir AKBEY’e, annem Gülbahar AKBEY’e ve eşim Yahya TOPÇAKAN’a sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

(9)

İÇİNDEKİLER

TEZ ONAY SAYFASI ... ii

BEYAN ... iii ÖZ ... iv ABSTRACT ... v ÖNSÖZ ... vi KISALTMALAR ... x TABLO LİSTESİ ... xi

ŞEKİLLER LİSTESİ ... xii

GİRİŞ ... 1

1.GELİR, MİLLİ GELİR, GELİRİN GRUPLANDIRILMASI VE ORTA GELİR TUZAĞININ TANIMI ... 3

1.1.Gelir Kavramının Tanımı ve Özellikleri ... 3

1.2. Milli Gelirin Tanımı ... 3

1.3.Milli Geliri Hesaplama Yöntemleri ... 5

1.3.1.Üretim Yöntemi ... 5

1.3.2.Gelir Yöntemi ... 5

1.3.3.Harcamalar Yöntemi ... 5

1.3.3.1.Tüketim Harcamaları (C) ... 6

1.3.3.2.Yatırım Harcamaları (I) ... 6

1.3.3.3.Kamu Harcamaları (G) ... 7

1.4.Gelirin Gruplandırılması ... 8

1.5.Gelir Tuzağı Kavramı ... 10

1.5.1.Orta Gelir Tuzağı ... 11

1.5.1.1. Alt-Orta Gelir Tuzağı ... 15

1.5.1.2. Üst-Orta Gelir Tuzağı ... 15

1.6. Türkiye ve Orta Gelir Tuzağı ... 15

1.6.1.Dönemler İtibariyle Türkiye’nin Ekonomik Büyümesi ... 15

1.6.1.1.Orta Gelirli Ülke Grubuna Geçiş ... 18

2. EKONOMİK KALKINMA, BÜYÜME VE BÜYÜME MODELLERİ ... 20

(10)

viii

2.2.Ekonomik Büyüme ... 22

2.2.1. Ekonomik Büyüme Modelleri ... 22

2.2.1.1.Geleneksel Büyüme Modelleri ... 23

2.2.1.1.1.Klasik Büyüme Modelleri ... 23

2.2.1.1.2.Karl Marx Büyüme Modeli ... 24

2.2.1.1.3.Harrod-Domar Büyüme Modeli ... 25

2.2.1.2.Neo-Klasik Büyüme Modeli ... 25

2.2.1.3.İçsel Büyüme Modeli ... 27

2.2.1.3.1.AK Modeli ... 28

2.2.1.3.2.Ar-Ge Modeli ... 28

2.2.1.3.3.Romer Modeli ... 29

2.2.1.3.4.Grossman ve Helpman Modeli ... 30

2.2.1.3.5.Aghion Howitt Modeli ... 31

3.TÜRKİYE’DE AR-GE VE SANAYİ ÜRETİMİNİN, KİŞİ BAŞI DÜŞEN MİLLİ GELİR ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİ GÖSTERİR EKONOMETRİK ANALİZ ... 32

3.1.Zaman Serisi Kavramı ... 32

3.2.Durağanlık Kavramı ... 32

3.2.1.Grafik Analizi ... 33

3.2.2.Durağanlık Tespitinde Dickey ve Fuller (DF) Birim Kök Testi ... 34

3.3.Zivot-Andrews Birim Kök Testi ... 34

3.4.Nedensellik Kavramı ve Granger Nedensellik Testi. ... 35

3.5. Eşbütünleşme (Co-İntergration) ... 35

3.6.Ekonometrik Analizde Kullanılan Veri Setlerine İlişkin Bilgiler ... 36

3.7. Ar-Ge Faaliyetlerine Yapılan Yatırım Harcamaları Ve Milli Gelir Arasındaki İlişkinin Analizi ... 38

3.7.1. Ar-Ge Analizinin İçeriği ... 38

3.7.2.Zivot-Andrews Birim Kök Testi ... 42

3.7.3.Grenger Nedensellik Testi ... 43

3.8.Sanayi Üretimi İle Milli Gelir Arasındaki İlişkinin Analizi ... 45

3.8.1.Sanayi Üretimi Analizinin İçeriği ... 45

3.8.2.Zivot-Andrews Birim Kök Testi ... 48

3.8.3.Grenger Nedensellik Testi ... 50

(11)

ix

4.SONUÇ ... 53

KAYNAKLAR ... 54

EKLER ... 57

(12)

KISALTMALAR

Kısaltma Bibliyografik Bilgi

Ar-Ge Araştırma ve Geliştirme

GSMH Gayr-i Safi Milli Hâsıla

GSYİH Gayr-i Yurt İçi Hâsıla

ABD Amerika Birleşik Devletleri

EURO Avrupa

SGP Satın Alma Gücü Paritesi

OGT Orta Gelir Tuzağı

(13)

TABLO LİSTESİ

Tablo-1 :Üretim, Gelir ve Harcamalar Yöntemleri Milli Gelirin Hesaplanması Tablo-2 :Dünya Bankası, Dünya Kalkınma Raporu – 2016

Tablo-3 :Gelir Gruplandırılmasında Kullanılan Farklı Yöntemler Tablo-4 :Ohno’nun Kalkınma Aşamalarını Gösterir Tablosu Tablo-5 :Dönemler İtibariyle Türkiye’de Büyüme Oranları

Tablo-6 :Ar-Ge Analizinde Kullanılan Veri Setleri Ve Açıklamaları

Tablo-7 :Ar-Ge ve Diğer Bağımsız Değişkenlerin Milli Gelir Üzerindeki Etkisini Gösterir Çoklu Regresyon Analiz Sonuçları

Tablo-8 :Ar-Ge Yatırım Harcamalarının Zivot-Andrews Birim Kök Testi Sonuçları Tablo-9 :Ar-Ge Yatırım Harcamalarının Grenger Nedensellik Testi Sonuçları Tablo-10 :Ar-Ge Yatırım Harcamalarının Engle-Granger Testi Sonuçları Tablo-11 :Sanayi Analizinde Kullanılan Veri Setleri Ve Açıklamaları

Tablo-12 :Sanayi ve Diğer Bağımsız Değişkenlerin Milli Gelir Üzerindeki Etkisini Gösterir Çoklu Regresyon Analiz Sonuçları

Tablo-13 :Sanayi Üretiminin Endeksinin Zivot-Andrews Birim Kök Testi Sonuçları Tablo-14 :Sanayi Üretiminin Endeksinin Grenger Nedensellik Testi Sonuçları Tablo-15 :Sanayi Üretiminin Endeksinin Engle-Granger Testi Sonuçları

(14)

ŞEKİLLER LİSTESİ

Şekil-1 :Kişi Başı Düşen Milli Gelir - Türkiye Şekil-2 :Slow Ekonomik Büyüme Modeli

Şekil-3 :Durağan ve Durağan Olmayan Zaman Serisi

Şekil-4 :1996-2016 Yılları Arasında Türkiye’de Kişi Başı Düşen Milli Gelir Şekil-5 :1996-2016 Yılları Arasında Türkiye’de Ar-Ge Faaliyetlerine Yapılan

Harcamalar

Şekil-6 :1986-2016 Yılları Arasında Türkiye’de Sanayi Üretim Endeksi. Şekil-7 :Ar-Ge ve Milli Gelir Arasındaki Granger Nedensellik Durumu Şekil-8 :Sanayi Üretimi ve Milli Gelir Granger Nedensellik Durumu Şekil-9 :Zivot-Andrews Birim Kök Testi, Gelir, A modeli

Şekil-10 :Zivot-Andrews Birim Kök Testi, Gelir, B modeli Şekil-11 :Zivot-Andrews Birim Kök Testi, Gelir, C modeli Şekil-12 :Zivot-Andrews Birim Kök Testi, Ar-Ge, A modeli Şekil-13 :Zivot-Andrews Birim Kök Testi, Ar-Ge, B modeli Şekil-14 :Zivot-Andrews Birim Kök Testi, Ar-Ge, C modeli

Şekil-15 :Zivot-Andrews Birim Kök Testi, Sanayi Üretimi, A modeli Şekil-16 :Zivot-Andrews Birim Kök Testi, Sanayi Üretimi, B modeli Şekil-17 :Zivot-Andrews Birim Kök Testi, Sanayi Üretimi, C modeli

(15)

GİRİŞ

Ülke ekonomileri incelendiğinde, ülkelerin gelişmişlik düzeyleri arasında çok belirgin farklılıklar olduğu gözlemlenmektedir. Bu farklılıkları en aza indirmek amacıyla, ülkeler farklı ekonomik büyüme modellerini benimsemektedirler. Buradaki asıl amaç; milli gelir artışı yolu ile ülkenin ekonomik kalkınmasını hızlandırmaktadır.

Ülkeler gelişmişlik seviyelerine göre kategorize edilmektedir. Bu kategoriler, ülkede kişi başına düşen milli gelir seviye ile belirlenmektedir. Milli geliri 1.026$ altında kalan ülkeler düşük gelirli, 1.026$ – 12.745$ aralığında yer alan ülkeler orta gelirli ülkeler, 12,746$ ve üzerinde olan ülkeler ise üst gelir grubunda yer almaktadır.

Genelde ülkelerin amaçlarından biri, halkın milli gelir seviyesinin arttırarak ülkelerin ekonomik gelişmişlik düzeyini yükseltmektir. İlgili hükümetler bu amacı gerçekleştirmek için, değişik ekonomik para ve maliye politikaları uygulamaktadırlar. Uygulanan bu para ve maliye politikaları sonucunda, hükümetlerin başarısı ile orantılı olarak, ülkelerin ekonomik gelişmişlik düzeyi artmakta yada azalmaktadır. Ekonomik gelişmişlik düzeylerini arttıramamaları veya bu düzeyin aynı seviyede kalması sonucu ülkeler, gelir tuzağına yakalanmaktadırlar.

Hükümetler kişi başına düşen milli geliri arttırmak için; para ve maliye politikaları uygular. Bu politikalar haricinde, eğitim seviyesinin arttırılması, ihracatı arttıracak üretimin desteklenmesi, katma değeri yüksek teknolojik ürünlerin üretilmesi ve ihraç edilmesi, Ar-Ge yatırımlarının arttırılması, desteklenmesi ve teşvik edilmesi, nitelikli sanayi üretiminin desteklenmesi gibi politikalarla kalkınmışlık seviyesinin artırılmasını hedeflerler.

Hükümetlerin bu politikaları uygulamadaki başarıları, ülkelerin dünya ekonomileri arasındaki yerini belirlemektedir.

Konuya Türkiye ekonomisi açısından bakılacak olursa, 2001 krizinden sonra tek parti hükümetinin yaptığı başarılı ekonomi politikaları sayesinde, 2007 yılında kişi başına düşen milli gelir 10.000$ seviyesine kadar yükselmiştir. Milli gelirin bu seviyeye gelmesi sonucu Türkiye alt gelir grubundan, orta gelir grubuna çıkmıştır.

(16)

2

Bu çalışmada, orta gelir tuzağı kavramı, Türkiye’nin orta gelir tuzağında yer alıp almadığı konusu tartışılmaktadır. Orta gelir seviyesinden çıkabilmesi için uygulanabilecek ekonomik büyüme politikaları araştırılmıştır.

Çalışmanın birinci bölümünde; temel kavramların (gelir, milli gelir, gelir gruplar vb.) tanımları üzerinde çalışılmıştır. Aynı bölümde orta gelir tuzağı kavramı ve orta gelir grubunda ki Türkiye ekonomisi açıklanmıştır.

İkinci bölümde; ülkelerde, ekonomik kalkınma, büyüme kavramları açıklanmış ve ekonomik büyümede kullanılan modeller üzerine çalışılmıştır.

Üüçüncü bölümde; ekonomik modelleme tahminlime yöntemleri kullanılarak 1996-2016 yıllarında Türkiye’de Ar-Ge yatırım harcamaları ve sanayi üretiminin milli gelire etkisi analiz edilmiştir.

(17)

3

BİRİNCİ BÖLÜM

1. GELİR, MİLLİ GELİR, GELİRİN GRUPLANDIRILMASI VE

ORTA GELİR TUZAĞININ TANIMI

1.1.Gelir Kavramının Tanımı ve Özellikleri

Gerçek veya tüzel kişiler açısından gelir, üretime yapılan her türlü katkı sonucunda elde edilen değerler toplamıdır. Bu değerler; ücret, kira, faiz veya kâr şeklinde olabilmektedir.1

Ekonomik açıdan gelir;

 Hukuki açıdan ikiye ayrılan gerçek ve tüzel kişiler tarafından elde edilir. Ekonomik açıdan ise gelir bu kişilerin üretim sürecine katılması sonucu oluşmaktadır.

 Kişiye ait üretim faktörlerinin, üretim sürecine katılması ile gelir elde edilebilmektedir.

 Kişiye ait bir varlığın, alış-satış arasındaki farktan elde edilebilmektedir.  Kişi, gelirini ileri bir dönemde kullanmak amacıyla tasarruf edebilmeli veya

istediği herhangi bir zamanda harcayabilmelidir.2

1.2. Milli Gelirin Tanımı

Milli gelir ülkedeki bireylerin belirli bir zaman aralığında (genellikle bir yıl) ürettikleri mal ve hizmetlerin toplamı olarak ifade edilmektedir. Belirli bir dönemde meydana gelen safi milli hâsıla değerinden yine aynı dönemde alınan vergilerin çıkarılması sonucu elde edilen tutara milli gelir denir.3

1

http://www.tuik.gov.tr/MicroVeri/GYKA_2011/turkce/metaveri/tanim/gelirle-ilgili-kavramlar/index.html Erişim Tarihi: 20.06.2018

2 Bayraklı, H. Hüseyin, Gelir Vergisi Kanununda Gelir Kavramı ve Sapmalar, Mevzuat Dergisi, Sayı:36,

2000

(18)

4

Bir ülke vatandaşlarının bir dönem içinde ürettiği katma değer, başka bir deyişle üretilen mal ve hizmetlerin parasal değeri, gayr-ı safi milli hâsıla (GSMH) olarak da adlandırılmaktadır.4

Milli gelirdeki değişimler, ülkenin refah seviyesi hakkında bilgi verir. Bir toplumda, kişi başına düşen milli gelir ne kadar artıyorsa o ülkede ki refah seviyesinin de arttığı anlamı çıkarılabilir. Ancak milli gelirin her kesim açısından artış göstermesi gerekmektedir. Yani toplumun sadece bir kesimine ait milli gelir değerlerinin artıyor olması; o toplumun tamamı için refah seviyesinde artış olduğu anlamına gelmez. Burada asıl önemli olan husus, toplumdaki her kesimin refah seviyesinde artış olmasıdır.

Milli gelir, ülkeler arasındaki karşılaştırmalarda çok sık kullanılan bir göstergedir. Ancak milli gelirin bu karşılaştırmalarda çok sağlıklı bir veri olduğunu söylenemez. Karşılaştırma yapılan ülkelerin milli gelir hesaplama yöntemleri farklılık gösterebilir.

Devletlerin refah seviyelerini ölçmek için genellikle kişi başına düşen milli gelir kullanılır. Ülkeleri gelir gruplarına (alt, orta ve üst gelir grupları) ayırmak için de yine kişi başına düşen milli gelir kavramı kullanılmaktadır. Fakat kişi başına düşen milli gelir ile kıyaslama yapılacak ülkelerde, adaletsiz gelir dağılımı söz konusu ise, elde edilecek sonuç anlamlı olmayacaktır. Ayrıca, kişi başına düşen milli gelir ile karşılaştırma yapılan ülkelerde üretilen ürün türleri, ürünlerin kalite seviyesi vb. gibi konular analizlere katılmadığı için, karşılaştırma sonuçları da sağlıklı olmayacaktır.5

Ülkeler arası karşılaştırma yapılırken kişi başına düşen milli gelirin kullanılması durumunda; milli gelirin hesaplanma yöntemlerine dikkat etmek gerekir. Ancak yine de ülkeler arası karşılaştırmada kullanılacak kıstas kişi başına düşen milli gelir olmalıdır. 6

4

http://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB+TR/Main+Menu/Banka+Hakkinda/Egitim-Akademik/Terimler+Sozlugu/ Erişim Tarihi:20.06.2018

5 Erdoğan, Selim, 1980 Sonrası Türkiye Milli Gelirindeki Değişmeler, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Dergisi, 1994. s.1-3

(19)

5

1.3.Milli Geliri Hesaplama Yöntemleri

Ekonomide bir takvim yılı içerisinde üretilen mal ve hizmetlerin parasal göstergesi olan milli gelir, aynı zamanda ekonomik performansın da temel göstergesi olarak kabul edilir. Milli gelir, üretim faktörlerinin bir araya gelmesi sonucu oluşur.

Milli gelir üç farklı yöntemle hesaplanmaktadır.  Üretim Yöntemi

 Gelir Yöntemi  Harcama Yöntemi

1.3.1.Üretim Yöntemi

Üretim yönteminde toplam arz dikkate alınır. İki farklı yöntem kullanılmaktadır. Bunlar;

a) Ekonomideki bütün sektörlerde üretilen mal ve hizmetlerin miktarı, piyasa

fiyatlarıyla çarpılıp toplanarak milli gelir elde edilir.

b) Mal ve hizmetler nihai hale getirilinceye kadar her üretim aşamasında

oluşturulan katma değerler bütün firmalar için toplanarak milli gelir elde edilir.

1.3.2.Gelir Yöntemi

Milli gelirin gelir yöntemiyle hesaplanmasında, üretim faktörlerinin üretime katılmaları sonucunda oluşan gelirlerin (ücret+faiz+rant+kâr) tamamı dikkate alır.

1.3.3.Harcamalar Yöntemi

Harcama yöntemine göre yapılan hesaplama, toplam talebi esas alır. Ekonomilerde gerçekleştirilen 4 temel harcama kalemi toplam talebi oluşturur. Bunlar;

 Tüketim Harcamaları ( C )  Yatırım Harcamaları ( I )  Kamu Harcamaları ( G )

(20)

6  Net İhracat ( X-M) (İhracat- İthalat)

Bu yöntemle hesaplamada milli gelir; tüketim harcamaları, yatırım harcamaları, kamu harcamaları ve net ihracatın toplamına eşittir.

GSYİH = C + I + G + ( X-M )

1.3.3.1.Tüketim Harcamaları (C)

Gerçek kişilerin veya hane halklarının yapmış oldukları harcamaların tamamıdır. Söz konusu hesaplama yöntemi üç gruptan oluşmaktadır.

 Dayanıklı Tüketim Mallarına Yapılan Harcamalar; beyaz eşya, araba vb. gibi uzun ömürlü eşyalar için yapılan harcamaları kapsamaktadır.

 Dayanıksız Tüketim Mallarına Yapılan Harcamalar; gıda, giyim gibi kısa ömürlü eskiyen mallar için yapılan harcamaları kapsamaktadır.

 Hizmet Harcamaları; eğitim, sağlık, vb. gibi alanlarda yapılan harcamaları kapsamaktadır.

1.3.3.2.Yatırım Harcamaları (I)

Kısaca yatırım harcamaları olarak adlandırılan bu kategori geniş anlamda “Gayrı Safi (Brüt) Yurtiçi Özel Yatırım Harcamaları” olarak bilinir. Bu harcamalar temelde üç gruptan oluşur;

 Sabit Sermaye Yatırımları (If); Firmaların yeni olmak kaydıyla makine-ekipman, teçhizat, demirbaş ve bina gibi üretim sürecinde kullanılan girdilere yaptıkları harcamalardır.

 Stok Yatırımları (Is ); Firmalar tarafından üretilmiş ancak henüz tüketicilere ulaştırılmamış olan bütün mallar (tüketim malları dahil) stok yatırım olarak kabul edilir.

(21)

7

1.3.3.3.Kamu Harcamaları (G)

Kamu harcamaları hükümetin yaptığı alımları, hükümet tüketimi ya da hükümet gayrı safi yatırımları gibi çeşitli harcamaların tamamından oluşur. Örneğin, personel ücretleri, askeri harcamalar, eğitim, sağlık ve alt yapı harcamaları gibi kalemlerden meydana gelmektedir.

Tablo-1

Üretim, Gelir ve Harcamalar Yöntemleri Milli Gelirin Hesaplanması

ÜRETİM YÖNTEMİ GELİR YÖNTEMİ HARCAMALAR

YÖNTEMİ 1. TARIM 1.1. Çiftçilik ve Hayvancılık 1.2. Ormancılık 1.3. Balıkçılık 2.SANAYİ 2.1.Madencilik ve Taşocakçılık 2.2. İmalat Sanayii 2.3. Elektrik, Gaz, su 3. İNŞAAT 4. TİCARET

4.1.Topt. ve Perakende Ticaret 4.2.Otel, Lokanta Hizmetleri 5.ULAŞTIRMA VE HABER- LEŞME

1. ÜCRET VE MAAŞ GELİRLERİ

2. TEŞEBBÜS VE SERBEST MESLEK GELİRLERİ (KÂRLAR) 3. ŞİRKET GELİRLERİ (DAĞITILMIŞ VE DAĞITILMAMIŞ KÂRLAR)

4. KİRA GELİRLERİ (RANT) 5. FAİZ GELİRLERİ

6. (-) DEVLET TAHVİL FAİZLERİ VE TÜKETİCİ BORÇ FAİZLERİ

1. C (TÜKETİM HARCAMA LARI) 2. GSI (YATIRIM HARCAMALARI) 3.G (KAMU HARCAMALARI)

(22)

8 6.MALİ KURULUŞLAR 7.KONUT SAHİPLİĞİ 8.SERBEST MESLEK HİZMETLERİ 9.(-)İZAFİ BANKA HİZMETLERİ 10.KAMU HİZMETLERİ

11.KÂR AMACI GÜTME- YEN ÖZEL HİZMET

KURULUŞLARI 12.İTHALAT VERGİSİ

(1+2+3+4+5+6+7+8+10+11+12)-9= GSYİH (AF)

 F (DIŞ ALEM GELİRLERİ)

(1+2+3+4+5) - 6 =

TOPLAM YURT İÇİ GELİR  F (DIŞ ALEM GELİRLERİ)

(1+2+3)=TOPLAM YURT

İÇİ HARCAMALAR + (E-M)  F

SMH (AF) - (T1 - SUB) SMH (AF)

+ IA (AMORTİSMANLAR) SMH (AF) - (T1 - SUB) MG (FF) GSMH (AF) MG (FF) Kaynak: www.metinberber.com/kullanici_dosyalari/file/makroornek.doc7 1.4.Gelirin Gruplandırılması

Dünya Bankası, ülkeleri gelir açısında üç grupta kategorize etmektedir. Bunlar; düşük gelirli, orta gelirli ve yüksek gelirli ülkelerdir. Dünya Bankası bu sınıflandırmayı, ülkelerin kişi başına düşen milli gelir, ülkenin yoksulluk oranı ve ölüm oranları vb. gibi

(23)

9

kriterlere göre yapmaktadır. Bu kategoriler, uluslararası enflasyon oranlarına göre güncellenmektedir. Tablo-2’de Dünya Bankası Dünya Kalkınma raporuna göre gelir grupları yer almaktadır.

Dünya Bankası bu sınıflandırmayı; Japonya, ABD ve EURO Bölgesi gibi dünyanın ekonomik olarak gelişmiş ülkelerinin, enflasyon oranlarının ortalamalarını alarak yapmaktadır.

Tablo-2

Dünya Bankası Dünya Kalkınma Raporu – 2016

Ekonomiler Kişi başına yıllık ortalama gelir

Düşük gelirli ekonomiler 1.025 doların altı

Orta gelirli ekonomiler 1.026 – 12.745 dolar arası

Alt orta gelirli ekonomiler 1.026 – 4.035 dolar arası Üst orta gelirli ekonomiler 4.036 – 12.745 dolar arası

Yüksek gelirli ekonomiler 12,746 dolar ve üzeri

Kaynak:The World Bank,

https://datahelpdesk.worldbank.org/knowledgebase/articles/906519-world-bank-country-and-lending-groups)

Tablo-2’den görüleceği üzere 2016 yılı itibariyle Dünya Bankası verilerine göre;

 Kişi başı düşen milli gelirin 1.026$ altında kalan ülkeler düşük gelirli ülkeler olarak adlandırılmaktadır.

 1.026$ – 12.475$ aralığında kişi başı düşen milli gelire sahip ülkeler, orta gelirli ülkeler sınıfında yer almaktadır.

 12,746$ ve üzeri kişi başı düşen milli gelire sahip ülkelerin üst gelir grubunda yer aldığı görülmektedir.

(24)

10

Tablo-3

Gelirin Gruplandırılmasında Kullanılan Farklı Yöntemler

Alt-Orta Gelir Üst-Orta Gelir Yüksek Gelir

Felipe,Abdon ve Kumar 2.000-7.250 Dolar (1990 S.G.P) 7.251-11.750 Dolar(1990 S.G.P 11.751 Dolar (1990 S.G.P) Woo ABD’nin Kişi Başına Düşen Gelirinin %20-55’i (1990 S.G.P) Eichengreen 17.000 Dolar ve Üzeri (1990 S.G.P) Robertson Ye ABD’nin Kişi Başına Düşen Gelirinin %8-36‘sı (2005 S.G.P)

Kaynak: Dündar, Onur. Orta Gelir Tuzağı: Türkiye Ekonomisi İçin Riskler Ve Sakınma Stratejiler, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2013 s.7-88

1.5.Gelir Tuzağı Kavramı

Gelir tuzağı kavramı, orta gelir tuzağı ile özdeşleşmiş olsa da, tüm gelir grupları için geçerli olan bir kavramdır. İlgili ülkedeki kişi başına düşen milli geliri baz alan ve ağırlıklı olarak Satın Alma Gücü Paritesi ’ne (SGP) göre kişi başına geliri dolar cinsinden ölçen bu kavram, genel olarak bir ülkenin uzun bir süre belli bir gelir seviyesinde takılı kalması durumunu ifade etmektedir.

Gelir tuzağı kavramı, içsel ve çevresel faktörlerin olması halinde bile değiştirilemeyen ekonomik durum olarak tanımlanabilir. Başka bir ifadeyle, kişi başına düşen milli geliri arttırmaya yönelik çalışmaların, olumsuz etkenlerin ortaya çıkması ile kişi başına düşen gelirin, istenilen seviyeye çıkamamasıdır. Gelir tuzakları, orta gelir

8 Dündar, Onur. Orta Gelir Tuzağı: Türkiye Ekonomisi İçin Riskler Ve Sakınma Stratejiler, İstanbul

(25)

11

seviyesinde meydana gelebileceği gibi, düşük ve yüksek gelir gruplarında da ortaya çıkabilir.

Orta gelir grubunda bulunan ülkelere baktığımızda; bu ülkelerin büyüme hızlarını arttırmaları sonucu düşük gelir grubundan, bir üst grup olan orta gelir grubuna çıktıkları görülmektedir. Söz konusu ülkeler düşük gelir grubunda yer aldıkları dönemde; ucuz işgücü çalıştırarak büyüme oranlarını arttırmaktadırlar. Büyüme oranlarının artması sonucu ekonomik büyümeyi gerçekleştiren ülkeler orta gelir grubuna yükselirler. Ancak düşük verimlilik ve kalıcı olmayan ekonomik büyüme oranları nedeniyle Orta Gelir Tuzağına yakalanırlar. Aynı durumların gerçekleşmesi sonucu, düşük ve orta gelir grubunda da ülkelerin gelir tuzaklarına düşmeleri mümkündür.

1.5.1.Orta Gelir Tuzağı

Orta gelir tuzağı (OGT) kavramını ilk olarak Kharas ve Gill ortaya çıkarmıştır. Kharas ve Gill, Orta gelir tuzağı (OGT) kavramını, 20.yy’da gelişmiş ülkelere kıyasla daha yavaş büyüyen ve ekonomik yakınsamalarını tamamlayamamış orta gelirli ülkelerin düşük ücretle rekabet eden fakir ülkeler ile sanayileri olgunlaşmış, teknolojik yeniliklerde üstün olan zengin ülkeler arasında sıkışmaları şeklinde tanımlamışlardır.9

Kharas ve Gill’in teorisine göre; az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ki fazla iş gücü, ekonomik büyümenin ilk bölümünde kentlere göç etmektedir. Kentlerde yüksek gelirlerin ortaya çıkmasıyla birlikte, sermaye birikimi oluşmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak ekonomik büyüme hızlanmaktadır. Söz konusu iş gücü göçünün durduğu ve sermaye birikiminin azaldığı noktadan sonra ekonomik büyüme üretkenliğin arttırılması ile mümkün hale gelmektedir.

Kharas ve Gill, 2007 yılında gündeme getirdikleri Orta Gelir Tuzağı ile ilgili olarak, ülkelerin bu tuzaktan çıkabilmesi için bazı önerilerde bulunmuşlardır. Bunlar:

• Üretim ve istihdamda uzmanlaşma,

9 Gill Indermit S. ve Kharas, Homi, An East Asian Renaissance: Ideas for Economic Growth,

(26)

12

• Özellikle teknolojik alanda yenilikler yapılması

• Eğitim sisteminin, yenilikler üretecek şeklinde yeniden yapılandırılması gerektiğini belirtmişlerdir.

Düşük gelir grubunda yer alan ülkeler, ithal ettikleri teknolojiler ile fazla işgücü gerektiren ve katma değeri düşük ürünler üreterek piyasaya sürmektedirler. İşgücü verimliliğinin düşük olması ve imalat sanayinin artmasıyla birlikte, ülkenin gelir seviyesinde artış meydana gelir. Söz konusu ülkenin orta gelir seviyesine geçmesiyle birlikte, tarımsal üretimdeki işsizliğin ve ücretlerin artması, teknolojik yatırımların yapılmaması sonucu orta gelir seviyesinden, yüksek gelir seviyesine çıkamazlar. Katma değeri yüksek yenilikçi ürünler üretemeyen orta gelir grubunda ki ülkeler, orta gelir tuzağına yakalanmış olurlar.

Diğer bir ifade ile OGT; alt gelir grubundan orta gelir grubuna çıkan ülke ekonomilerinin, düşük katma değerli üretim yapmalarından dolayı yüksek gelirli ekonomi grubuna uzun yıllar boyunca çıkamamasıdır. Üretim kapasiteleri bilgi yoğun üretime dayalı olmadığından, bilgi yoğun emeğe dayanan katma değeri yüksek ürünlerle uluslararası pazarda rekabet edememektedirler. 10

OGT (Orta gelir tuzağı) kavramı gelişmekte olan ülkeler grubunun büyük bir kısmını ilgilendirmektedir. Asıl olarak bu kavram, ekonomilerini büyütmeye çabalayan ülkelerin, belirli bir düzeyde tıkanıp kalmasını; milli gelirlerini, gelişmişlik ve kalkınmışlık seviyelerini belirli bir seviyenin üstüne çıkaramamalarını açıklamaktadır. Orta gelir tuzağına düşmüş olan ülkelerden Latin Amerika literatürde sıkça karşımıza çıkmaktadır. 11

10 Paus, Eva, The Rise of China: Implications fot Latin American Development. Development Policy

Review, 2009, s.421-422

11 Kaya Zekayi, Tokucu Erkan, Aykırı Murat, Durmuş Cahit, Türkiye Ekonomisinde Orta Gelir Tuzağı ve

(27)

13

Tayvan ve Güney Kore gibi ülkelerin yer aldığı Güney Doğu Asya ülkelerinin yer aldığı büyük bir grup ülke ise, orta gelir grubundan hızla çıkarak yüksek gelir grubuna geçmişlerdir.12

Orta gelir tuzağına (OGT) yakalanan ülkelerin bu durumdan çıkamamalarının en önemli nedenlerinden birisi; bu ülke ekonomilerinin teknolojik ilerlemeyle desteklenen üretim artışını sağlayamamaları ve bunun sonucunda sürdürülebilir büyümenin devamlı ve kalıcı hale getirilememesidir.

Ar-Ge ve teknoloji ile üretkenliklerini arttıramayan ülkeler orta gelir tuzağına yakalanmaktadırlar. Yüksek beceri düzeyi gerektiren yenilikçi ürünlerde; gelişmiş ülkelerle, emek yoğun ürünlerde ise emeğin ucuz olduğu düşük gelirli ülkelerle rekabet edemeyen ülkeler OGT’ye düşmektedirler13

Orta Gelir Tuzağını Ohno, aşamalar halinde anlatmıştır. Tablo-4’de görüleceği üzere ülkeler için dört tane düzey belirlenmiştir.

Tablo-4

Ohno’nun Kalkınma Aşamalarını Gösterir Tablosu

Kaynak: Kenichi Ohno, “Avoiding the Middle-Income Trap Renovating Industrial Policy Formulation in Vietnam”,ASEAN Economic Bulletin, Vol.26, No.1, Nisan 2009, Syf.28

12 Aiyar, Shekhar, Duval Romain, Puy, Damien, Wu Yiqun, Zhang Longmei, Growth Slowdowns and the

Middle-Income Trap, IMF Working Paper, 2013

(28)

14

Tablo-4’e göre aşamaları şu şekilde yorumlayabiliriz;

Sıfır aşaması:

Bu aşamada ekonomilerin tarım, ormancılık vb. gibi doğal kaynaklara bağlı olduğu aşamadır. Niteliksiz iş gücünün fazla, sermaye birikimin az olduğu ekonomileri göstermektedir. Tarım faaliyetleri burada iktisadi faaliyet olarak yer almamakta olup, sadece kişilerin gündelik kazançlarını elde ettikleri faaliyetler olarak görülmektedir. Bu nedenle bu aşamada yer alan tarımsal üretimin verimlilik oranı düşüktür.

Birinci aşama:

Birinci aşama, az gelişmiş teknoloji ve dış faktörlerin yüksek desteği ile oluşan imalat sanayinin olduğu aşamadır. Bu grupta daha çok; yiyecek, tekstil, mobilya gibi ürünlerin üretimleri yer almaktadır. Daha kaliteli ürünlerin üretimleri için yüksek düzeyde teknolojiye ihtiyaç duyulur.

İkinci aşama:

Yine imalat sanayinin yer aldığı bu aşamada orta seviyede teknoloji kullanılmaktadır. Birinci aşamada kullanılan teknolojiden çok az bir farkla daha iyi bir teknoloji kullanılmaktadır. Bu aşamada işgücünün fazla olduğu sanayi üretiminden, verimli işgücü kullanımına geçilmektedir. İkinci aşamada; petrol ve petrol kaynaklı üretime geçiş yapılmıştır.

Üçüncü aşama:

Üçüncü aşamaya geçmiş ülkelerin, uluslararası alanda daha rekabetçi bir ekonomiye sahip oldukları görülmektedir. Katma değeri yüksek; orta düzeyde ileri teknoloji kullanılarak, elektrikli makinalar ve motorlu araçların üretimleri yapılmaktadır. İşgücü niteliği diğer aşamalara oranla daha da artmıştır.

(29)

15

Dördüncü aşama:

İleri ve yenilikçi teknolojinin kullanıldığı, katma değeri yüksek ürünlerin üretildiği aşamadır. Gelişmiş hizmet sektörü bu aşamada yer almaktadır. İlaç, kimyasal ürünler, ileri teknolojik cihazlar, yine ileri teknolojik araçların üretimi yapılabilmektedir.14

1.5.1.1. Alt-Orta Gelir Tuzağı

Felipe, Abdon ve Kumar, bir ülkenin alt-orta gelir grubundan 28 yıl ve daha fazla sürede bir üst gelir grubuna çıkamaması durumunda Alt-Orta Gelir Tuzağına yakalanmış olacağını kabul etmektedirler. 15

1.5.1.2. Üst-Orta Gelir Tuzağı

Felipe, Abdon ve Kumar; 14 yıl ve daha fazla sürede bir üst gelir grubuna çıkamaması durumunda Üst-Orta Gelir Tuzağına yakalanmış olacağını ifade etmektedirler. 16

1.6. Türkiye ve Orta Gelir Tuzağı

1.6.1.Dönemler İtibariyle Türkiye’nin Ekonomik Büyümesi

Türkiye ekonomisini 1923 den 2011 yılına kadar %4,5 ekonomik büyüme gerçekleştirmiştir.

Söz konusu dönemi üçe ayıracak olursak;

1. II. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası (1923-1960) 2. İthal ikameci sanayileşme dönemi (1961-1979) 3. Yapısal değişimler dönemi (1980 sonrası)

Bu dönemlerden birincisinde %4,6, ikincisinde %5,2 ve üçüncüsünde %4,2 oranında ekonomik büyüme gerçekleştirmiştir.17

14 Yeldan, Erinç, Taşçı, K., Voyvoda, E. ve Özsan, M.E., Orta Gelir Tuzağı’ndan Çıkış: Hangi Türkiye,

Cilt: 1, Sis Yayın, İstanbul, 2012, s. 48

15Jesus Felipe v.d.,A.g.m., Syf.23 16Jesus Felipe v.d.,A.g.m.,Syf.24

17 Yeldan, Erinç, Taşçı, K., Voyvoda, E. ve Özsan, M.E., Orta Gelir Tuzağı’ndan Çıkış: Hangi Türkiye,

(30)

16

Tablo-5

Dönemler İtibariyle Türkiye’de Büyüme Oranları

Dönem İsmi Yıl

Ortalama Büyüme (%)

Tüm dönemler 1923-2011 4.5

1. II. Dünya Savaşı Öncesi ve Sonrası 1923–1960 4.6

2. Planlamacı ve İthal İkameci

Sanayileşme 1961-1979 5.2

3. Yapısal değişimler dönemi 1980-2011 4.2

Kaynak: TÜİK

Türkiye ekonomisi, 1970-1980 ve 1990-2000 dönemlerinde ekonomik açıdan sıkıntılı zamanlar geçirmiştir. Bu dönemler “Türkiye için kayıp on yıl tecrübesi” olarak adlandırılmaktadır.

1960’lı yıllarda, ithal ikameci sanayi politikaları uygulanmakta idi. Bu sanayi politikası sonrası 1970-1980 ve 1990-2000 dönemlerde ekonomik anlamda oluşan kargaşa ile Türkiye’de “kayıp on yıl tecrübesi” gerçekleşmiştir.18

Kayıp on yılın ana sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:

 Birinci sebebi; ithalata bağımlı hale gelen ülke ekonomisinin, cari açık oluşturması ve ödemeler dengesinin bozulması.

 İkinci sebebi; Türkiye’nin diğer ülke pazarlarıyla rekabet edememesi.

Bu iki ana unsur nedeniyle Türkiye ekonomisi, 1970’lı yıllarda ekonomik büyüme konusunda başarısızlığa uğramıştır.19

18 Öztürk, İbrahim, Arzova, Burak, Kar, Muhittin, Sağbaş, İsa, ve Kaplan, Muhittin, Kalkınma Yolunda

Yeni Işık: Orta Gelir Tuzağı, İstanbul, Mavi Ofset, 2012, s.99

19 Eşiyok, Ali, Türkiye Ekonomisinde Kalkınma Stratejileri ve Sanayileşme, Ankara, Türkiye Kalkınma

(31)

17

1980’li yıllarda ekonomik büyüme politikalarının devreye girmesi ile ülke, ekonomik bir hareketlenme sürecine girilmiştir. Ancak kısmen iyileşmeler meydana gelmesine rağmen verimli bir sonuç alınamamıştır.

1990’lı yıllarda ise, koalisyon hükümetinin yanlış ekonomi politikaları uygulaması ve siyasi istikrarsızlık sonucunda 2001 krizi meydana gelmiştir. Bu dönemde de ekonomi alanında başarısız sonuçlar alınmıştır. Yani Türkiye ekonomisi çok uzun yıllar düşük gelir tuzağından çıkamamıştır.

2001 krizinden sonra, tek partili döneme geçilmiş ve bu hükümetin uyguladığı başarılı ekonomi politikaları sayesinde, ülke ekonomisi pozitif yönde gelişim göstermiştir. Uzun dönem yüksek seyreden enflasyon oranları, tek haneli rakamlara kadar düşmüş, kamu borçları ciddi manada azalma göstermiştir.

Şekil-1’de de görüleceği üzere 2001 krizinde yaklaşık 3.000 dolar olan kişi başına düşen milli gelirin, 2007 yılında 10.000 dolara kadar çıkmasıyla, başarılı ekonomi politikalarının uygulandığı görülmektedir. Böylelikle Türkiye düşük gelir grubundan çok uzun yıllar sonra kurtulabilmiştir.

(32)

18

Şekil-1

Kişi Başı Düşen Milli Gelir - Türkiye

Kaynak:TÜİK

1.6.1.1.Orta Gelirli Ülke Grubuna Geçiş

Kişi başına düşen milli gelirini orta gelir grubu seviyesine taşıyarak, 2004 yılında alt gelir grubundan çıkan Türkiye, 2008 yılı son çeyreğine kadar ekonomik büyüme oranını arttırmıştır. Ancak küresel krizin meydana gelmesiyle ekonomik büyüme rakamları da negatif yönde seyir izlemeye başlamamıştır. 2010 ve 2011 yıllarında birçok ülkeye kıyasla ekonomik büyümeyi gerçekleşmiştir. ABD, EUR ve Japonya gibi gelişmiş ekonomilerini zor zamanlar geçirdiği bir dönemde Türkiye ekonomik kalkınma politikaları sayesinde zor bir süreci başarılı bir şekilde atlatmıştır.

Türkiye ekonomisinde 2010 ve 2011 yıllarında meydana gelen yüksek büyümenin, günümüzde yavaşlamış olması, Türkiye’nin de ilerleyen dönemlerde “orta gelir tuzağı”nda takılı kalabileceğinin göstergesidir.20

20 Öztürk, İbrahim, Arzova, Burak, Kar, Muhittin, Sağbaş, İsa, ve Kaplan, Muhittin, Kalkınma Yolunda

Yeni Işık: Orta Gelir Tuzağı, İstanbul, Mavi Ofset, 2012, s.100

0 2.000 4.000 6.000 8.000 10.000 12.000 14.000 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 2016

(33)

19

Son on yıllık dönemde Türkiye’nin, düşük ve orta seviyede teknoloji kullanarak orta gelir tuzağında bulunan ülkelerin durumuna düştüğü söylenebilir. Türkiye ekonomisi orta gelir grubuna 2004 yılında yükselmiştir. Günümüzde üst gelir grubuna çıkmaması için herhangi bir engel söz konusu değildir. Ancak ilerleyen dönemlerde orta gelir tuzağına kapılmamak adına, şimdiden yeni ekonomik büyüme politikaları benimsemesi gerekmektedir.

(34)

20

İKİNCİ BÖLÜM

2. EKONOMİK KALKINMA, BÜYÜME VE BÜYÜME

MODELLERİ

2.1.Ekonomik Kalkınma

Ekonomik kalkınma; büyüme, sanayileşme ve modernleşme kavramları genelde birbirine karıştırılmaktadır. Özellikle ekonomik kalkınma ile ekonomik büyüme, eş anlamlı kavramlar olarak kullanılabilmektedir. Kalkınma ve modernleşme kavramları için de aynı durum söz konusudur. Ayrıca sanayileşme kavramı, kalkınma modernleşme kavramları ile bir arada kullanılmakta olup; sanayileşmenin düşük ve orta gelirli ülkelerin gelişmiş ülke ekonomilerine geçebilmesi için, kalkınmanın ve modernleşmenin vazgeçilemez bir aracı olarak görülmektedir.21

Ekonomik büyüme; kişi başı düşen üretim miktarında, belirli bir dönem içerisinde meydana gelen değişimleri kapsamaktadır. Kalkınma ise, düşük ve orta gelirli ekonomilerin yani gelişmekte olan ülkelerin her manada gelişmesi anlamında kullanılmaktadır. Ekonomilerini geliştirmeye çalışan düşük ve orta gelirli ülkeler; vatandaşlarının gerekli ihtiyaçlarını karşılamakla birlikte, ekonomileri gelişmiş ülkeler ile aralarında ki gelir farkını azaltmaya çalışmaktadırlar. Hem vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamak hem de gelişmiş ülke ekonomilerine yetişebilmek için daha fazla efor sarf etmeleri gerekmektedir. Orta ve düşük gelirli ülkelerin doğurganlık oranlarında ki artış, üretim seviyesinin düşük olması gibi durumlar sermaye birikimine engel olmaktadır. Sermaye birikimi yapamayan ülkelerin yoksulluk seviyeleri artmaktadır. Tasarruf yapma olanakları kalmamaktadır. Söz konusu ekonomilerde sosyal, kültürel ve ekonomik alandaki yapısal engeller, ekonomik gelişmeye mani olmaktadır. Bu tür engellerin ortadan kaldırılması için alınabilecek tek önlem, ekonomik kalkınma planları belirleyerek uygulamaya geçirmektir.22

21 Yavilioğlu, Cengiz, Kalkınmanın Anlam Bilimsel Tarihi ve Kavramsal Kökenleri, Cumhuriyet

Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, cilt.3, 2002 s.1.

22 Aktuğ, S. S., Kavramsal Açıdan Ekonomik Büyüme Ekonomik Kalkınma ve Bölüşüm İlişkileri, Dokuz

(35)

21

Kalkınma kavramına bakıldığında, söz konusu kavram hakkında geniş tartışmalar ve araştırmaların yapıldığı görülmektedir. Söz konu araştırmalara göre; ekonomik ve ekonomik olmayan kaynakları kapsayan yeni bir tanım oluşturulması pek mümkün görülmemektedir.

Ekonomik kalkınma iki farklı sürecin gerçekleşmesiyle meydana gelir. İlk olarak üretimin gerçekleşmesi gerekmektedir. Üretim miktarının artması için yapısal değişikliklerin yapılması zaruri bir durumdur. İkinci olarak ise; sosyal, kültürel ve siyasi alanda yapısal değişikliklere gidilmesi gerekmektedir. Ekonomik kalkınma sadece ekonomik verilere bağlı değildir. Bu nedenle bir bütün olarak söz konusu yapıların pozitif yönde artış sağlaması gerekmektedir.23

Yukarıda belirtilen kavramlar dâhilinde kalkınma; sürdürülebilir büyüme, üretim, sosyal, siyasal ve kültürel alanda yapılacak yapısal değişimler ile gerçekleşebilecektir. 24

Sosyal, kültürel ve siyasi alanda yapılacak değişiklikler ile ekonomik kalkınmaya destek verilmesi gerekmektedir. Teknolojinin geliştirilmemesi ve verimli kullanılmayan kaynaklar sanayileşmeye engel olmaktadır. Adaletsiz vergi sistemi yatırımlara engel olmaktadır. Bu nedenle ekonomik kalkınmayı gerçekleştirebilmek için vergi sisteminde düzenlemeye gidilmeli ve yeni projeler için teşvik verilmelidir.

Kalkınmanın tam anlamıyla gerçekleşmesi için; üretimin devamlı artması gerekmektedir. Üretimde ki geçici artışlar, ekonomik kalkınma manasına gelmemektedir. Bireylerin yaşam standartlarının artması, eğitim, sağlık vb. alanlarda gelişmek kalkınmanın temel amaçları haline gelmiştir.25

Orta ve uzun vadeli yapılacak olan kalkınma planları, ülke ekonomilerinin kalkınmalarında faydalı olacaktır. Üst gelir grubunda yer alan gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere borçlanma yolu ile yardım yaparak gelişmelerine katkı sağlamaktadırlar. Gelişmekte olan ülkelerin aldığı bu borçlarla ülke ekonomisinin kalkınmasına fayda sağlayamaması, o ülkenin iyi bir kalkınma politikasının olmadığını gösterir. Söz konusu ülkeler, yeterli bir bilgi birikimi ve donanıma sahip olmadıkları için faydalı kalkınma planları oluşturamamaktadırlar. Sonuçta, üretime sebep olmayan hiçbir

23 Karataş, M. ve Çankaya, E. İktisadi Kalkınma Sürecinde Beşeri Sermayeye İlişkin Bir İnceleme,

Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 3, 2010, s.32.

24 Özyakışır, Deniz. Beşeri Sermayenin Ekonomik Kalkınma Sürecindeki Rolü, Girişimcilik ve Kalkınma

Dergisi, Cilt: 6, No:1, 2011, s.49.

(36)

22

kaynağın kalkınmaya faydası olmayacaktır. Bu nedenle ülkelerin üretime katkı sağlayacağı kalkınma planları oluşturması zaruri hale gelmektedir.26

2.2.Ekonomik Büyüme

Ekonomik büyümenin temeli, bir ülke ekonomisinin üretiminin belirli bir süreç boyunca artması olarak tanımlanmaktadır. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’daki (GSYH) değişimler, bir ülkedeki üretimin arttığını gösterir önemli kriterlerden biridir.27

Ekonomik büyüme; her ne kadar alt ve orta gelir grubunda yer alan ülkeler açısından önem arz etmekte ise de, üst gelir grubunda yer alan gelişmiş ülkeler için önemli bir konudur. Ekonomik büyüme gayri safi yurt içi hasılanın (GSYH) artışını hedeflemektedir. Ekonomik kalkınma, ekonomik büyümeyi de kapsayan bir kavram olmakla birlikte; üst gelir grubunda yer alan ülkeler genellikle ekonomik kalkınma kavramı dâhilinde değerlendirilmektedir.

Ekonomik büyüme ile ilgili kesin olarak kullanılabilecek bir yöntem bulunmamaktadır. Hakeza böyle bir yöntem olmuş olsaydı, alt ve orta gelir grubunda hiçbir ülke bulunmazdı. Bu nedenle gelişmiş ve üst gelir grubunda yer alan ülkeler ile gelişmemiş ülkeler arasındaki farklar ekonomik araştırmalara konu olmaktadır.

2.2.1. Ekonomik Büyüme Modelleri

Ekonomi politikalarının en önemli amacı olan ekonomik büyüme, literatürde üzerinde en çok durulan konulardandır. Söz konusu literatürde, büyüme yöntemleri ve modelleri ile ilgili fazlaca çalışma bulunmaktadır. Ekonomik büyümenin farklı yöntemlerle gerçekleştirilmesi için yapılan her çalışma, yeni ekonomi politikası manasına gelmektedir.

Ekonomi ve büyüme ilişkisi hakkında yapılan çalışmalar 19.yüzyıla dayanmaktadır. Sanayi devrimi ile artış gösteren gelir ve tasarrufun yönetilebilmesi için belirli bir finans sistemine ihtiyaç oluşmuştur.28

26 Özkale, M. Beşeri Sermaye Ve Ekonomik Kalkınma: Türkiye Üzerine Bir Literatür İncelemesi, Yüksek

Lisans Tezi, Niğde Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İktisat Anabilim Dalı, 2015, s.27,28

27 Turan, Türkan, İktisadi Büyüme Teorisine Giriş, İstanbul, Yalın Yayıncılık 2008. s.11

28 Erdem Ekrem ve Dumrul Cüneyt, Keynesyen Ve Neo-Klasik Yaklaşımlarda Finansal Sistem Ve

(37)

23

2.2.1.1.Geleneksel Büyüme Modelleri

2.2.1.1.1.Klasik Büyüme Modelleri

Klasik iktisat;Adam Smith’in 1776 da yayınlanan ‘Milletlerin Zenginliği’ adlı eseriyle orta çıkmıştır. Söz konusu teorinin ilk olarak Adam Smith tarafından kurulduğu; David Ricardo, Thomas Malthus, J. Stuart Mill, J. Baptiste Say tarafından geliştirildiği kabul edilmektedir.29

Klasik iktisadın temel felsefesi; ‘bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’ şeklinde ifade edilmektedir. Klasik iktisatçılar devletin ekonomiye müdahalesine karşı duruşları ile bilinmektedirler. Devletin sadece adalet, savunma, güvenlik ve diplomasi görevlerini yerine getirmeleri gerektiğini savunmuşlardır.

Klasik iktisatçılara göre en önemli ekonomik faaliyet arzdır. Klasik iktisatçılara göre her arz kendi talebini yaratır.

Klasik büyüme teorisi kurucusu Adam Smith'e göre;

İş bölümü ve uzmanlaşma verimliliği arttırmakta, sermaye birikimi ise büyüme teorisinin en önemli faktörlerinden birisidir. Ülke ekonomisinde büyümenin gerçekleşmesi için bu faktörlerin bir arada bulunması gerekmektedir. İş gücü talebinin yüksek olması sermaye birikiminin yüksek olduğu anlamına gelmektedir. İş gücü artışı sonucunda da ücret artışları meydana gelmektedir. Sermaye birikiminin artması, kâr oranlarının düşmesine neden olacaktır. Tüm artışlar sonucu, ekonomik büyüme yavaşlayacak ve kâr, ücretler düşme eğilimine gireceklerdir.30

Ayrıca Adam Smith iş gücünün arttırılmasının iş bölümüne bağlı olduğunu düşünmekteydi.31

İş gücünün arttırılmasında, iş bölümünün önemini “Ulusların zenginliği” kitabında; bir kişinin tek başına belki de tek bir iğne bile yapamayacağını, ancak 12 kişiye

29 Özsağır,Arif, Dünden Bugüne Büyümenin Dinamiği, KMU İİBF Dergisi, 2008

30 Bilgin, Derya, İçsel Büyüme Modelleri ve 1980 Sonrası Türkiye'de Kalkınma Politikaları, Uşak

Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2012, s.4-5

(38)

24

bir iş bölümü yapıldığında her bir kişinin günde 4.800 iğne yapabileceğini” şeklinde ifade etmiştir. İşbölümü neticesinde, insanlar ortak bir hedefe yöneldiklerinde, bir kişinin işe yoğunlaşmasından çok daha güçlü bir yoğunlaşma ve bu yoğunlaşma sonucu daha başarılı sonuçlar elde edilebileceği belirtilmektedir.32

2.2.1.1.2.Karl Marx Büyüme Modeli

Karl Marx ve Frederic Hegel'in görüşleriile ortaya çıkmıştır. Büyüme modeli; Kapitalist düzenin eleştirisi ve bunun yerine sosyalist bir ekonomik düzenin kurulması gerektiği tezi üzerine bina edilmiştir.

Bu ekonomik model emek ve değer teorisine dayanmaktadır. Sermaye birikiminin artması sonucunda, yüksek iş gücü ile üretim meydana gelecektir. Buradan da üretim zamanla daha az iş gücü ile yapılacak ve iş gücüne ihtiyaç zamanla azalacaktır. İş gücüne ihtiyaç azaldıkça işsizlik artacak ve bu da uzun dönemde ekonomik ve sosyal anlamda krize neden olacaktır. Marx’ göre emek değeri;

 Sabit sermaye (üretimde kullanılan sermaye),  Değişken sermaye (beşeri emek girdisi)

 Artı değerler (üretimde kullanılan emek ve sermayeden farklı aşırı değer). Emek ve sermayeden üstün artı değerlerin girdi olarak kullanılması sonucu emek girdisinin sömürüldüğü belirtilmektedir.33 Emeğin karşılığı alınan ücretlerin, üretilen

varlıklılardan daha düşük olması; emeğin gerçek karşılığının olmadığını, emekçilerin sadece hayatlarını sürdürebilecekleri kadar ücret aldıklarını ifade eder.34

32 Dündar, Onur. Orta Gelir Tuzağı: Türkiye Ekonomisi İçin Riskler Ve Sakınma Stratejiler, İstanbul

Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2013, s 50-51

33 Parasız, İlker, Ekonomi Sözlüğü, Ezgi Kitabevi, Bursa, 1999

34 Forstater, Mathew. Büyük Fikirlerin Küçük Kitapları, İktisat, Liman Kitapları, (Çeviren: Ahmet Uzun),

(39)

25

2.2.1.1.3.Harrod-Domar Büyüme Modeli

Keynesyen teori, devlet müdahalesi olmadan ekonomik refah seviyesine ulaşılamayacağı fikrini kabul etmiştir. Keynes’in kısa dönemi kapsayan çalışmasını, uzun dönemi kapsayacak şekilde ele alan Harrod ve Domar’dır. 1946 yılında ortaya çıkarılan bu model ekonomik büyüme modeline katkılarının çok yakın olmasından dolayı Harrod–Domar olarak iktisat literatüründe yerini almıştır. 35

Söz konusu model; gelişmiş piyasalarda ekonomiyi, işsizlik ve enflasyon v.b. gibi olumsuz etkenlere maruz kalmadan ekonominin iyi gidişatının nasıl sürdürebilir olacağı konusunu kapsamaktadır. Düşük ve orta gelir grubunda yer alan ülkelerin tek amacı bu olmayıp, ekonomik büyümenin yeterli düzeye ulaşmasını sağlamaktır. Harrod –Domar ekonomik modeli, bu nedenle az gelişmiş piyasalarda uygulanmamaktadır.36

2.2.1.2.Neo-Klasik Büyüme Modeli

1956 yılında Solow’un “İktisadi Büyüme Teorilerine Bir Katkı” isimli eseriyle Neo-Klasik ekonomik büyüme modelinin temelleri atılmıştır.37

Neo-Klasik modelin temel varsayımlarını şu şekilde sıralayabiliriz:  Azalan verimler kanunu geçerlidir.

 Adil rekabet koşulları bulunmaktadır.  Yatırımlar ve tasarruflar eşittir.

 Ekonomi tam istihdam kapasitesindedir.  İşgücü ve sermaye ikame edilebilir.  Nüfus artışları ekonomiden bağımsızdır.  İşgücü stoku nüfusun sabit oranına eşittir.

Solow’a göre ise, bu modelin temel varsayımları üç bölümden meydana gelmektedir. İlk olarak iş gücünün büyümesi varsayımı, tasarruf edilen bütün gelirlerin yatırıma dönüşmesi, son olarak da üretimin emek ve sermayenin fonksiyonu olmasıdır.

35 Günsoy, G. Modern Büyüme Teorileri: Harrod Domar Büyüme Modeli, Anadolu Üniversitesi, Yayın

No: 2898, 2013, s.85.

36 Acar, Yalçın; İktisadi Büyüme ve Büyüme Modelleri, 4.Baskı, Vipaş A.Ş., Bursa-2002, s.92 37 Bilgin, Derya, İçsel Büyüme Modelleri ve 1980 Sonrası Türkiye'de Kalkınma Politikaları, Uşak

(40)

26

Orta gelir tuzağı kavramı, Neo-Klasik büyüme modelinin gelişmemesi nedeniyle tuzağın meydana geldiğini varsaymaktadır. Çünkü Neo –Klasik büyüme modelinde; kişi başı düşen milli gelir, nüfus, sermaye vb. kavramlar yer almaktadır. Aynı kavramlar orta gelir tuzağının temelini oluşturmaktadır.38

Söz konusu modeli en sade biçimde anlatacak olursak; ekonomide var olan bütün ürünlerin aynı olduklarını ve teknolojinin de sabit bir değişken olduğunu kabul etmektedir.

Solow Modeli’nin en temel halinde, ekonomiye konu olan ürünlerin homojen oldukları, ekonomide uluslararası ticaretin olmadığı, tek bir ürünün üretime konu olduğu, teknolojinin de sabit bir değişken olduğu varsayılmaktadır39 . Ayrıca ekonomide reel para

değişkeninin var olmadığını belirtmektedir. Hükümet giderlerini de değişken olarak kabul etmemektedir.

Büyüme modelinin temel yaklaşımı ekonomiye devlet müdahalesi olmaması yönündedir. Aynı zamanda teknolojinin ekonomik büyümede etkisinin büyük olduğunu, ekonomide durağanlaşma sorununu yine teknolojinin çözeceği belirtilmektedir. 40

Teknolojik gelişmelerin iş gücünü pozitif yönde etkilediğini, yani işgücü ve sermayeye teknoloji kullanımı eklenerek verimliliğin artacağı, daha çok çıktı elde edilebileceği varsayılmaktadır. Teknoloji artışının etkisi ile daha çok çıktı elde edilecek ve ekonomik büyüme gerçekleşecektir. Eğer işçi başına çıktı miktarı artmış olursa, sermaye birikiminin de artmış olacağı varsayılmaktadır.41

38 Yeldan, Erinç, Taşçı, K., Voyvoda, E. ve Özsan, M.E., Orta Gelir Tuzağı’ndan Çıkış: Hangi Türkiye,

Cilt: 1, Sis Yayın, İstanbul, 2012 s.29-31

39 Jones, Charles I., Introduction to Economic Growth, New York, W.W. Norton & Company, s.22 40 Demir, Osman Durgun Durum Büyümeden İçsel Büyümeye, C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi,

2002, s.2

41 Dündar, Onur. Orta Gelir Tuzağı: Türkiye Ekonomisi İçin Riskler Ve Sakınma Stratejiler, İstanbul

(41)

27

Şekil-2

Solow Ekonomik Büyüme Modeli

Kaynak: Jones, 2002: 29

2.2.1.3.İçsel Büyüme Modeli

Schumpeter, Arrow, Kaldor, Mirrlees ve Uzawa gibi iktisatçılardan etkilenerek ortaya çıkan bu büyüme modelinin öncülüğünü P.Romer ve R.Lucas yapmış ve 1980’li yıllarda gelişmeye başlamıştır. Ekonomik model, Neo – Klasik büyüme modeli ile benzerlik göstermektedir. Modelin temelinde sermayenin sadece beşeri sermayeyi konu aldığı kabul edilmektedir. Yani içsel büyüme teorisi bilgiye ve beşeri sermayeye öncelik veren bir modeldir.42

İçsel büyüme modeli, ekonomik büyümeyi sağlamak ve üst gelir grubunda yer alan bir ülke ekonomisine sahip olmak için; sınırsız bilgi, bilginin toplumun her kesimiyle

(42)

28

paylaşılması, teknolojik gelişme ve Ar-Ge’nin desteklenmesi gerektiğini savunmaktadır.43

İçsel modelin ana başlıklarını sırasıyla; 1. AK Modeli

2. Ar-Ge Modeli 3. Romer Modeli

4. Grossman ve Helpman Modeli 5. Agion Howitt Modeli

2.2.1.3.1.AK Modeli

Romer gibi bazı iktisatçıların benimsediği, teknolojik gelişmelerin ekonomik büyümeyi geliştireceği yönündeki görüşün aksine, bu teknolojik gelişmeler gerçekleşmeden de, ekonomik büyümenin geliştirilebileceğini varsaymışlardır. Ekonomik büyümenin devamlı hale gelmesi için teknolojik gelişmelere ihtiyaç olmadığını savunmaktadır.

Bu modele göre, tasarruf oranlarının artması ve nüfusun azalması ile büyüme hızının artacağı varsaymaktadır. Ayrıca; fiziki ve beşeri sermaye yatırımları büyümeyi destekleyecektir.44

2.2.1.3.2.Ar-Ge Modeli

Kavram Paul M. Romer tarafından1986 yılında ortaya atılmıştır. İçsel büyüme modelinin temelinde yer alan Ar-Ge faaliyetleri, bu sektörde çalışan işgücün ve üretilen ürünler modelin genelini oluşturmaktadır. Sürdürülebilir büyüme oranının gerçekleşebilmesi, Ar-Ge sektörüne yapılan yatırımların artmasına bağlıdır.

43 Taban Sami, İçsel Büyüme Modelleri. G. Günsoy ve Z. Erdinç(ed). İktisadi Büyüme içinde. Anadolu

Üniversitesi, Yayın No:2898, 2012, s.135

44 Erinç Yeldan, İktisadi Büyüme ve Bölüşüm Teorileri, Efil Yayınevi, 2. Baskı, Ankara, Ekim 2011,

(43)

29

Romer’e göre Ar-Ge modelinin üç temel dayanağı vardır.45

 Ekonomik büyümenin birinci kaynağı teknolojidir.

 Teknolojik gelişmelerin temelinde ise, piyasada yer alan firmaların aldıkları kararlar vardır.

 Üretim faktörü olarak bilgi kullanılması ile, diğer üretim faktörleri arasında fark vardır.

2.2.1.3.3.Romer Modeli

Romer, 1990 yılında yaptığı çalışma ile teknolojinin ekonomik büyüme üzerinde ki olumlu etkilerini ortaya çıkarmıştır. Sürdürülebilir ekonomik büyümenin, Ar-Ge yatırımlarının sadece yatırım yapıldığı dönemde değil, gelecek dönemlerde de ekonomi politikalarını etkileyeceği için ekonomi politikalarında uzun dönemde etkili olacağını belirtilmiştir.

Üretimin temelinde bilgi, verimli bir faktör olarak yer almaktadır. Üretimin önemli faktörünün sermayeden ziyade emek olduğunu varsaymaktadır. Emeğin temelini bilgi oluşturmaktadır. Ayrıca bilgi süreklilik arz ettikçe (kullanılıp yayıldıkça) bilginin verimliliği artmaktadır.46

Kâr amacı taşıyan tüm firmalar, Ar-Ge faaliyetleri yürütmekte ve teknoloji üretimine katkı sağlamaktadırlar. Sonuçta da ortaya çıkan faktörleri içselleştirmektedirler. Ortaya çıkan yeni bilgi ve teknolojiler sayesinde ekonomik büyüme gerçekleşmektedir. Teknoloji ve yeni bilgileri tüm firmalar tarafından kullanılmaya başladığında sürdürülebilir büyüme gerçekleşmiş olacaktır.47

45 Romer, Paul M., Endogenous Technological Change, The Journal Of Political Economy, Vol.98, No.5,

Part 2, The Problem Of Development: A Conference Of The Institute For Free Enterprise System, Oct., 1990,s71-102

46 Özsağır,Arif, Dünden Bugüne Büyümenin Dinamiği, KMU İİBF Dergisi, 2008, s.9

47 Dündar, Onur. Orta Gelir Tuzağı: Türkiye Ekonomisi İçin Riskler Ve Sakınma Stratejiler, İstanbul

(44)

30

2.2.1.3.4.Grossman ve Helpman Modeli

1991 yılında G. Grossman ve E. Helpman Global Ekonomide İnovasyon ve Büyüme adlı eserinde bu modeli meydana çıkarmışlardır. Modele göre; yeni ürünler ve farklı tasarımların ticaretin yapısına yön verdiği belirtilmiştir. Yani ülkelerin Ar-Ge yatırımları ve bu yatırımlar sonucu meydana getirdiği ürünler ticaretin yönünü belirlemektedir. Ekonomik büyümenin nedeni Ar-Ge çalışmaları sonucu ortaya çıkan çeşitli ürünlerdir. Ayrıca Ar-Ge faaliyetlerinde beşeri sermayenin de önemli bir yere sahip olduğuna yer verilmektedir.

Söz konusu modelde, teknolojik yeniliklerin dış ticaret ile artacağı düşüncesi benimsenmektedir. Ülkeler arası teknoloji ticareti ile ekonomik büyümenin gerçekleşeceği belirtilmektedir.

Modele, sürdürebilir ekonomik büyümeye sahip ülkeler arasındaki dış ticaret konu edilmiştir. Karşılaştırılan iki ekonomide de yenilikçi ürünler üretmektedirler. Her iki ülkede aynı seviyede teknolojiye sahip ve yeni üretilen malların sadece o ülkede üretileceği varsayılmaktadır. Üretim sürecine niteliksiz işgücü ve beşeri sermaye de eklenmektedir. Bilgilerin ülkeler arası maliyetsiz şekilde paylaşıldığı ve hane halkı sayısının aynı olduğu kabul edilmektedir.

Beşeri sermayenin fazla olduğu ülkede, diğer ülkeye oranla daha fazla Ar-Ge çalışması yapılabilecektir. Fazla beşeri sermaye, daha fazla yenilikçi mal üretimi demektir. Yani beşeri sermayenin fazla olduğu ülkelerde ekonomik büyüme oranı daha fazla olmaktadır. Ancak bu ülkelerin ekonomik büyüme oranlarında farklılık olmasına rağmen, kalkınmışlık seviyeleri aynı düzeyde olabilir. Bunun temel nedeni, dış ticaret ile ülkeler arası yenilikçi ürünlerin paylaşılabilir olmasıdır.48

Sonuç olarak, Ar-Ge yatırımları sonucunda teknolojik yenilikler sermaye verimliliğini artıracaktır. Şirketlerin, uzun vadede kârlarında yükselme meydana gelecektir.

48Türker, Munise Tuba, İçsel Büyüme Teorilerinde İçsel Büyümenin Kaynağı Ve Uluslararası Ticaret

(45)

31

2.2.1.3.5.Aghion Howitt Modeli

Aghion ve Howitt (1992; 1998) büyüme modeli, üretim ve araştırma sektörlerini karşılaştırmaktadır. Modele göre, üretim sektörü nihai mal üretimini kapsamaktadır. Araştırma sektörü ise malların üretim sürecinde kullanılan diğer ürünlerin teknoloji ile geliştirilmesini kapsamaktadır.

Söz konusu model; her yenilikçiliğin mevcut ürünler üzerinden yapılabileceğini, ancak her yenilikçi çalışmanın da başarılı olamayacağını belirtir. Yenilikçiliğin başarılı olması durumunda eski ürünlerin tüketimi durur. Yeni ürünler piyasada tüketiciler tarafından satın alınır. Bu durum Schumpeter’in “yaratıcı yıkım” kavramının somutlaşmış halidir.49

Meydana gelen yaratıcı yıkımın iki sonucu olacaktır. Birincisi; gelecek dönemlerde Ar-Ge faaliyetleri arasında meydana gelecek negatif yönlü ilişki, bir diğeri ise Ar-Ge faaliyetlerinin gelecek Ar-Ge faaliyetlerine pozitif dışsallığa neden olabileceğidir.

49 Yıldırım, Selim, Aghion-Howitt Büyüme Modeli Çerçevesinde Ekonomik Özgürlük Ve Ekonomik

Büyüme Arasındaki İlişkinin Panel Veri Analizi, Dumlupınar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı.25,2009, s.262-263

(46)

32

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

3.TÜRKİYE’DE AR-GE VE SANAYİ ÜRETİMİNİN, KİŞİ BAŞI

DÜŞEN MİLLİ GELİR ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİ GÖSTERİR

EKONOMETRİK ANALİZ

3.1.Zaman Serisi Kavramı

Zaman sıralaması bulunan bilgi topluluğudur. Geçmiş döneme ait değişkenlerin, gelecek dönemde neye nasıl etki edebileceğini tahmin etmek için zaman serisi analizleri yapılır.50

Zaman serisi analiz yöntemi, belirli bir döneme ait (günlük, aylık, çeyrek dönem, yıllık vb.) bağımlı ve bağımsız değişkenlerin birbirleri arasındaki etkileşimlerini ölçmek için kullanılan ekonometrik analiz yöntemidir. Bu seriler, genellikle 5, 10, 15 ve 20 yıl gibi uzun vadeli planlamalar yapılması, ekonomik ölçümleri belirlemek için kullanılmaktadır.51

Zaman serilerinde kullanılan bağımlı ve bağımsız değişkenlerin, aynı zaman dilimi içerisinde ve birbirleriyle uyumlu olması, sonuçların verimli bir şekilde yorumlanması açısından önem arz etmektedir.

3.2.Durağanlık Kavramı

Analizlerde kullanılan bağımlı ve bağımsız değişkenlerde sürekli artma veya azalma olmadığı, yani belirli bir yatay eksen etrafında dağılmasına durağanlık denir.

Zaman serisi analizlerinde kullanılan değişkenlerin durağan olması gerekmektedir. Durağan olmayan değişkenlerin kullanılması, yapılan analiz sonuçlarının hatalı çıkmasına neden olmaktadır. Ayrıca durağan olmayan değişkenlerin regresyon analiz sonuçları sahte regresyona neden olabilmektedir. Yani değişkenler arasında herhangi bir ilişki bulunmamasına rağmen, ilişki varmış gibi görülebilir.

50 Chatfield Chris, The Analysis of Time Series: An Introduction, Newyork: Chapman and Hall, 1995, s..

4-5.

(47)

33

Bu nedenle zaman serisi analizleri yapılmadan önce, değişkenlerin durağanlık analizlerinin yapılması gerekmektedir.52

3.2.1.Grafik Analizi

Zaman serisinde durağanlığı tespit etmek için grafik analizi yapılabilmektedir. Grafik analizinde Şekil-3 de görüleceği üzere yatay eksen etrafında dalgalanma olması “Durağan Zaman Serisi”, dalgalanmanın farklı yönlerde ve dağınık olması “Durağan Olmayan Zaman Serisi” ni göstermektedir.

Şekil-3

Durağan Ve Durağan Olmayan Zaman Serisi

(48)

34

3.2.2.Durağanlık Tespitinde Dickey ve Fuller (DF) Birim Kök Testi

Dickey ve Fuller testi (1979) birim kök testlerinden ilki ve en önemlisidir.53 Amacı zaman

serisi verilerinin durağan bir yapıya sahip olup olmadıklarını test etmektir. Literatürde durağanlık tespitinde en geçerli test olarak kabul edilmiştir.

Bir serinin durağanlığını tespit etmek için;

Yt= pYt-1+ut denklemine göre hipotezler kurulur

𝐻0:|𝜌|=1 → (Seri durağan değildir, seride birim kök vardır.)

𝐻𝑎:|𝜌|<1 → (Seri durağandır, seride birim kök yoktur.)

Söz konusu hipoteze Dickey-Fuller(DF) testi uygulanır ve elde edilen t (tau) istatistiği MacKinnon (1996) kritik değeri ile birlikte yorumlanır.

│ t (tau) İstatistiği │> │MacKinnon Kritik Değeri │ ise H0 hipotezi reddedilir.

Serinin durağan olduğu tespit edilir.

│ t (tau) İstatistiği │<│MacKinnon Kritik Değeri │ise H0 hipotezi kabul edilir.

Serinin durağan olmadığı tespit edilir.

3.3.Zivot-Andrews Birim Kök Testi

Zaman serisi veri setleri, kapsadığı dönemlerde ekonomiye şok etkisi yaratacak gelişmelere maruz kalabilmektedirler. Bu etkilenme süreçleri “yapısal kırılma” olarak adlandırılır. Meydana gelen bu yapısal kırılmalar klasik birim kök testlerinde hatalı sonuçlar vermektedirler.

(49)

35

Zivot ve Andrews (1992) yapısal kırılmayı ve bu yapısal kırılmanın tarihini gösterir birim kök testini geliştirmişlerdir.54

Zivot ve Andrews birim kök testi üç modele dayanır:

Model A: Trend fonksiyonunun kesim (sabit terim) katsayısında yapısal kırılma Model B: Trend fonksiyonunda eğim katsayısında (beta) yapısal kırılma

Model C: Trend fonksiyonunda hem kesim hem de eğimde birlikte yapısal kırılma olup olmadığını gösterir.55

3.4.Nedensellik Kavramı ve Granger Nedensellik Testi.

Regresyon analizlerinde bağımlı ve bağımsız değişken arasında güçlü bir ilişki olması, değişkenlerin arasında nedensellik ilişkisi olduğu anlamına gelmeyebilir. İstatistiksel olarak ilişki, bir birlikteliği ifade etmektedir. Neden sonuç ilişkisini ifade etmektedir.

Nedensellik ilişkisi; sadece geçmişin şimdiki zamana veya geleceğe neden olması ile mümkündür.

Ekonometrik analizlerde nedenselliğin belirlenmesi neden önemlidir?

• Hangi değişkenin bağımlı hangi değişkenin bağımsız değişken olarak kullanılacağına karar verilmesi için, nedensellik yönünün belirlenmesi faydalı olacaktır.

• Bir değişkende meydana gelen bir değişme etkisinin kaç dönem öncesine dayandığının belirlenmesi için gerekli testlerin yapılması gerekmektedir.

3.5. Eşbütünleşme (Co-İntergration)

Zaman serilerinin çoğu durağan özellikte değillerdir. Durağan olmayan zaman serisi verilerinin, durağan hale getirilmesi için farkları alınmaktadır. Farkları alınan değişkenler orijinal verilerden farklı oldukları için, analiz sonuçlarına şüphe ile yaklaşılmalıdır.

54 Zıvot, E. Ve Andrews, W. K., Further Evidence on the Great Crash, the Oil-Price Shock, and the

Unit-Root Hypothesis, Journal of Business and Economic Statistics, Vol 10, No 3, 1992, s.251-270.

Şekil

Updating...

Benzer konular :