Attila İlhan'la hayat ve hayatı üzerine...

Tam metin

(1)

ler sonucu polis, üç-dört gün içinde hangi çocuğa merhaba dediysem, bizim hepimizi topla­ dı. Doğru siyasi şubeye.

Sene 41 başı. Siyasi şubedeki sorgulamalardan sonra Sulh Ce­ za H akim liği’ne gittik. Ben ve bir arkadaşımı tutuklayıp içeri attılar. Diğerleri serbest bırakıl­ dı. Ondan sonra hemen okuldan kovdular tabii ve öyle bir belge verdiler ki, Tü rkiye’nin hiçbir okulunda okuyamayacaktım. O olaydan sonra damgalı eşek gibi İzm ir’de, Karşıyaka’da herkes bizi tanıdı.”

-Kaç ay cezaevinde kaldı­ nız?

“ 15 gün tecritte kaldık. Fare­ ler dolaşıyordu. Çok boktan bir yerdi. Şimdiki İzmir Devlet Has­ ta n e s in in önünde, K o n a k ’ta Rumlar’dan kalma eski bir ceza- eviydi. O cezaevinde iki ay kal­ dık. Ondan sonra gayri olarak davanın sürmesine karar verdi­ ler. A f çıktı. Fakat o sırada da hastahane meselesi çıkınca bu sefer de üç hafta Manisa’da mü- şahade altında kaldım. Mahke­ me uzunca bir zaman sürdü ve mahkum oldum. Yaşım ın kü­ çüklüğünden ve doktorun ustu­ ruplu yazdığı rapordan dolayı yattığım süre cezamdan düşüle­ rek serbest kaldım..”

-Okuldan mı almışlardı si­ zi?

“Bir derse giriyorduk. Zil çal­ dı, okul müdürü geldi ve numa­ ramı söyledi. ‘Gel buraya, bir bey seni görmek istiyor’ dedi. Yaşlı bir beydi. Siyasi şubeden geldiğini gizlemişti.. Birlikte bi­ zim eve gittik. Evde arama tara­ ma yapıldı ve bazı şeyler aldı. Annem dehşete düştü. Babam o zamanlar Van’ın Muradiye ilçe­ sinde kaym akam dı. M u radi­ ye’de okul olmadığı için bizi ora­ ya götürmemişti. Ben lisedeyim, kardeşim de ortaokulda, sonra tahkikat Karşıyaka’da başladığı için beni Karşıyaka Karakoluna götürdüler. O geceyi orada geçir­ dim. Ertesi geceyi nezarethane­ de geçirdim. Sürekli sorguladı­ lar ama tokat atmadılar. Çocuk gibi muamele ettiler bize. Ama ‘Başından büyük bok yiyor’ laf­ ları hep bana. 16 çocuk topladı-

► ► ►

T

ürk şiirinin tartışmasız

en büyük isimlerinden

biri Attila İlhan.. 40,

68 ve 78 kuşağı, onun

şiirlerinde romantizmi ve

yaşamın bazı “gerçekle­

rini” tanıdı... Yazdığı her

roman tartışıldı, şiirleri

gönül bahçelerinde gezdi..

Senaryolarını yazdığı

televizyon dizileri ve filmler,

büyük ilgi gördü..

I

lhan’ın “eşcinsel”

olduğunu söylediler

bir zamanlar.. Ama bakın

bu söylenti için ne diyor

ünlü edebiyatçımız. “Yazdı­

ğım bazı romanlar yüzünden

‘eşcinsel mi acaba’ dediler.

Hatta bazen arkamdan ‘o

eşcinsel’ diyenler oldu.

Sonra zampara olduğumu

öğrendiler ve vazgeçtiler..

Benim hayatımda hep güzel

kadınlar oldu ve olmaya

devam ediyor.”

dum. Bu arada ‘solculuk, iyidir’ gibi laflar da ediyordum. Fakat her defasında ‘bu mektupları saklama, imha et’ diye yazıyor­ dum. Yani böyle bir sezgim var. Fakat her kız gibi o da mektup­ ları saklamış. Okulda bir gün bir arama yapıyorlar...”

-Aynı okulda mısınız? “ Hayır, farklı okullardayız. O, İzmir Kız Lisesi’nde, ben Ata- türk’deyim. Derken, okulda ya­ kalanıyor mektuplar. Mektebin müdiresi beni polise ihbar edi­ yor. Sonra polis beni takibe al­ dı.”

-Lise öğrencisi olarak ilk gö­ zaltına alınan solcu sizsiniz o zaman?

“ Evet, Türkiye’de ilktir. Yani o işin prömiyeri bende. Onaltı yaşındaydım daha. Sonra takip-haneye götürdüler beni. Avukat­

lar beni kurtarmak için ‘bu herif deli’ dediler.”

-Yani deli raporu alarak içe­ ri girmenizi mi önlediler?

“Evet, beni müşahade altın­ da Manisa’ya götürdüler. Bu be­ nim ilk defa cezaevine girişim­ dir. Ayrıca solculuk meselesinin bilinçli olarak önüme çıkışıdır. Çünkü, Nazım Hikmet’i çok se­ viyordum. Ama o yıllarda bilinçli bir şekilde sosyalist tavrım yok­ tu. Daha küçüktüm. Zaten ben Nazım’ın şiirlerini tanıdığımda ortaokul 2’nci sınıftaydım.”

-Ama sonra başınıza “bela” oldu..

“ Evet, çünkü bırak ın Na- zım’la yanyana olmayı şiirlerini okumak bile yasaktı.. Fakat ben bir saflık yaptım. Gittim, kitapçı­ ya ve ‘Nazım Hikmet’in bir şiir kitabını istiyorum’ dedim. K i­ tapçı bana ‘sus çocuk, başına iş açarsın” dedi.

Neyse ama sonra buldum bir Nazım kitabı.. Bu arada lise­ nin ilk sınıfın­ dayken bir sevgilim var­ dı. Onunla m e k tu p la ş ı­ yorduk. Ona y a z d ı ğ ı m m ektu p ların içine Nazım’ın ş iirlerin i de yazıyord u m . Ayrıca ‘Nazım çok iyi bir şa­ irdir, sen de al oku’ diyor-bir dakika bile geciktirmeden

“ofis”e vardım.. Ama o benden ik i dakika önce g e lm işti ve önündeki deftere birşeyler yazı­ yordu.. Kısa bir ön sohbetten sonra bastık teybe.. Ve lise yılla­ rından başlayarak günümüze kadar süren birbirinden ilginç anılar anlattı.. Ancak baştan bir şey söylemekte yarar var..

Hatırlarsanız iki yıl önce ga­ zetelerde 16 yaşında bir lise öğ­ rencisiyle ilgili bir haber yer al­ mıştı.. Pendik Lisesi öğrencisi A.K, okul duvarına “Savaşa Ha­ yır” yazdığı için önce okuldan atılm ış sonra da “Komünizm propagandasından” hakkında soruşturma açılmış ardından da bir süre gözaltında kalmıştı..

Ortalığı allak bullak etmişti bu haber ve köşe yazarları, mu­ halif politikacılar ve demokratik kuruluşlar şiddetle kınadılar olayı.. Çünkü, Türkiye’de birçok acı olay yaşanmıştı ama sanki böylesi yaşanmamış gibiydi.. Çünkü bir başka örneği o güne kadar duyulmamıştı..

İşte Attila Ilhan’ı uzun uzun dinleyince bir başka gerçeği öğ­ rendik kendi ağzından..

Meğer, ilk örnek Attila İl- han’mış ve bunu çok az kimse biliyormuş..

Neyse, sohbetimize geçelim ve ünlü edebiyatçımız herşeyi bize “açık açık” anlatsın..

-Lise yıllarınız oldukça ka­ rışık geçmiş galiba?

“ E vet ben İz m ir’de liseye başladım. Liseye başladığım se­ ne sorun çıkardık. Tutuklandık, okuldan kovulduk. Hatta

tımar-alsancak garina devrildiler gece garın saati bela çiçeği hiç bir şeyin farkında değildiler kalleş bir titreme aldı erkeği elleri yırtılmıştı kelepçeliydiler çantasını karısı taşıyordu

ayak üstü birer bafra içtiler gece garın saati bela çiçeği şimdiden bir yalnızlık içindeydiler karanlık gelmişi geleceği birden bire sapsarı kesildiler

P vagonlar usul usul kımıldıyordu 4

genç bir işadamına kadar bir­ çok insan burada bulur beni.. Uzun uzun sohbet ederim ve benim için çok yararb olur..”

“Ben de sizin bir okurunu­ zum” dedim ve Divan Pastane­ sinde buluşuverdik kendisiyle.. Eskilerin çok disiplinli olduğu­ nu bildiğimden, randevu saatini olarak kullandığını yeni öğren­

miş oldum.

Yıllarca Taksim’deki Bulvar Kahvesini mesken tutan ve ora­ ya da her. sabah gelip dostlarıyla buluşan İlhan, son yıllarda Di­ van Pastanesinde artık..

“Ülkücüsünden devrimcisi­ ne, aşık olmuş genç kızdan, teci arkadaşlarla burada bulu­

şur ve bazı yazılarımı oradaki masamda yazarım” dedi..

Evet, Attila Ilhan’la randevu sohbetimiz aynen böyle oldu..

Doğrusunu söylemek gere­ kirse, ünlü şairimizin yıllardır bazı “kahvelerin” müdavimi ol­ duğunu biliyordum ama “ofis”

/ / 1--- ] uyurun sizi bekli-I bekli-I bekli-I ° i ! yorum ofisim de” ■ ■ I m v dedi..

I “Ofisinizin ad-resini alabilir mi­ yim?” diye sorunca, güldü ve “Divan Pastanesi, benim ofi- simdir, ben oradayım her gün.. Okurlarım, dostlarım ve

(2)

gaze-/ i . ttila Ilhan'ın bir çocukluk anısı... Altta

İse 16 yaşındayken 2 ay tutuklu kaldığı

İzmir Cezaevi'nde görülüyor...

-kf E7M

Sadrı Alışık ve kızkardeşi Çolpan İlhan’ la..

I ...jise yıllarında kardeşi

Cengiz İlhan'ja (Üstte)...

Gazeteciliğe İzmir'de

sinema eleştirmeni olarak

başlayan Attila İlhan, Can

Yücel, Kemal Bilbaşar,

Hallkarnas Balıkçısı ile

birlikte çalıştı. İlhan, Can

Yücel ile birlikte İzmir'de

bir toplantı sırasında...

► ►►

lar benim arkadaşlarımdan ve biz 16 kişilik bir örgüt kurmuş gibi görünüyoruz.

-Sonraki hayatınızı nasıl et­ kiledi?

“ K a rşıya k a ’da veb a lı gibi kimse yanımıza yaklaşamıyor- du. Ama babam hukuk adamı ve kaymakam olduğu için derhal Danıştay’da dava açtı. Çocuğu okuldan alıkoyamazsınız diye. Ve Danıştay’daki davayı kazan­ dık.

-Sizin gazetecilik yılları da epey maceralı..

“ Evet önce sinema eleştir­ meni olarak başladım gazetecili­ ğe.. Sonra İzmir’de bir gazetede Can Yücel, Kemal Bilbaşar, Hali- karnas Balıkçısı ve Naci Sadul- lah sanat yazıları yazıyorduk ve telif hakkı alıyorduk. En düzenli çalışan bendim. Bir süre geçtik­ ten sonra tekrar Fransa’ya gidip Türkiye’ye döndüm. Bu ikinci gidişimdi. Birinci gidişimde Na­ zım Hikmet’i kurtarma komitesi kurmuştuk. Fransız asıllı gibi görünen bir komiteydi. Çok top­ lantılar yaptık. Neticede Türki­ ye’ye döndüm ve Nazım hapis­ haneden affedildi, çıktı. Ben Pa­ ris’te Filmoloji okudum ve Tür­ kiye’ye döndüm.. Sonra da bir gazeteye girip yine sinema eleş­ tirileri yazmaya başladım.. Fakat o zamanlar şiddetle Amerikan filmlerini eleştirdiğim için, film­ leri ithal eden İhsan İpekçi ‘ya bu çocuk ne istiyor bizim film­ lerden’ demiş.. Sonra da o za­

man çalıştığım gazetenin patro­ nu beni uyardı, ben de sıkıldım ve istifa ettim. Ama sonra ilginç­ tir İhsan Bey’le büyük bir dost­ luk kurduk.. Onu çok sevdim, gerçek bir beyefendi insan.. Hat­ ta senaryo yazdım onun şirketi­ ne..”

-Bu ara kızkardeşiniz de si­ nemaya girdi tabii?

“ Çolpan, zaten Güzel Sanat­ lar Akademisi’nde idi. Temsiller veriyorlardı. Küçük Sahne, Çol- pan’la çok ilgilendi. Şakir Sırma­ lı, Kamelyalı Kadın için Çolpan’ı istedi ve Çolpan oynadı. Ben as­ kerden döndükten sonra Çolpan stardı. O sırada İpek Film’le an­ laşma yapmıştı. Bana film için rejisör sordular. Ben de Lütfü Akad olsun dedim. Ve filmi Lüt­ fü Akad’la yapmaya başladılar.

Film yapılırken İhsan Bey’le 6-7 yıl aradan sonra tekrar karşı­ laştık ve beni tabii ki tanıdı. Ba­ na ‘Çolpan’m oynadığı filmi na­ sıl buluyorsunuz?’ dedi. Ben de senaryoyu okudum, çok kötü de­ dim. Çolpan da o sırada bana kaş, göz yaptı ama, anlamadım. Ihsan Bey, ‘Senaryoyu beğen­ mediyseniz bir daha ki sefere siz yazın’ dedi. O gittikten sonra Çolpan yanıma gelip, ‘Senaryo­ yu Ihsan Bey yazmıştı’ dedi. Hiç aklımdan geçmiyordu O’nun ol­ duğu. Sonra dost olduk. Yalnız­ lar Rıhtımı’m yazdım. İlk defa, Sadri Alışık ve Çolpan o filmde yakınlaştılar. Ondan sonra be­ nim şansım açıldı. Başladılar benden senaryo istemeye. Arka

arkaya on-oniki tane yazdım. Fakat Yeşilçam ’dan memnun değildim. Çünkü sinema anla­ yışlarımız farklıydı. Yazdığım senaryoların.yüzde 15’i ancak çekiliyordu. Öyle komik olaylar oluyordu ki mesela, anlaştığım şirketlerden Birsel Film benden senaryo istedi. Ben de yazdım. Nusret Bey senaryoyu çok be­ ğendi ve çekim aşamasına ge­ lince, ‘Ufak bir değişiklik yapa­ cağız, gece sahnesini gündüz çekeceğiz’ diye bir öneride bu­ lundu.. Şok olmuştum, o za­ manlar sinemada böyle kafalar vardı ve beni dehşete düşürü­ yordu. Ancak ben yılmadım ve iyi şeyler de çıktı..”

-Özellikle kent yaşamını anlatan senaryolar yazıyordu­ nuz sanırım?

“Avrupa’ya gittikten sonra, bizdeki solcu sanatın ne kadar şabloncu olduğunu gördüm. Mesala Fakir Baykurt’un ro­ manlarından çekilen filmler gi­ bi orada meseleyi metod açısın­ dan tartışınca bunların nerotik olduğunu gördüm. Bunlar sos­ yalist değil. Böyle olmaması la­ zım. Eğer Türkiye’deki burju- valaşmayı anlatamazsan,

geliş-H a fta y a :

“Yarım yüzyıldır

aynı biçimde

yaşıyorum...”

meyi de anlatamazsın. Gelmişiz 60’h yıllara. Onlar hala 40’lı yılla­ rı anlatıyorlar. O yüzden ben bunların zıddını yapıp, kenti an­ latmaya başladım. Bu adam ro­ mantik diyorlardı. Kızmaya baş­ ladılar. Burjuvayı yazıyor diyor­ lar. İyi de burjuvayı yazmamak diye bir şey yok ki.. Sen sosya­ list gibi yazarsan burjuvayı da yazarsın. Ben filmlerde de bunu yapmaya çalışıyordum. Buıjuva- laşma nasıl başlıyor Türkiye’de. Onların kendi ıç çelişkileri, bur­ juva nasıl bir politiktir diye. An­ cak Yeşilçam’ın ilerici rejisörle­ rinin bunu anlaması mümkün değildi.. (Gülerek anlatıyor).

-Özellikle hangi filminiz on­ ların oklarına hedef olmuştu?

“ Direkt söylemezlerdi. Ama mesala Yalnızlar Rıhtımı göste­ rildiği zaman şiddetle aleyhinde bulunulmuştu. Ama şimdi film çok beğeniliyor. Mesela ‘Ver eli­ ni İstanbul’da, kabalaşmış, maf­ ya havasındaki delikanlı anlatıl­ maktadır.. Fakat İstanbul O’nu yer. Onlar bunu ya Hollywood gangsteri sanıyordu ya da ro­ mantik buıjuva diye bakıyorlar­ dı. O yüzden onlarla hiç şeyta­ nım barışmadı benim.

(3)

g|2lï|§

Yarım

nlif?debiyatçımız Attila Ilhan’la’SbhbetimizCkaldigîmız yerden devam ediyoruz..

İlhan, edebiyata girdiğinden bu yana ne otomobili ne de evi olduğunu söyleyerek,

“Nedense lüksü sevmedim. Severek aldığım tek kitap ve plak oldu” diyor..______

940’lı yıllardan beri ya zın dü n yasın da önemli bir yere sahip bu lu nan A ttila I l­ h a n ’ la bu k ez şiir, g a z e te c ilik ve “h a­ yat” üzerine konuşuyoruz..

-Şiirleriniz hep tartışm a konusu olurdu. Nasıl sıyrılır­ dınız işin içinden?

“ Solcular, marazi bir ruhun bunalımı, sağcılar da bu h erif alçak, komünist, ajan diye ya­ zardı. Halbuki okur, bunlara hiç aldırmaz, alır okurdu. Bayı­ lıyordu ve seviyordu kitapları. Solculara çok şaşırıyorum.

E d e b iya tın ruhu, e s tetik kavramların kalabalıklarda so- mutlanmasıdır. Şimdi bu adam görüyorsunuz alıyor, veriyor. Bu a rk a d a şım ız bunu n asıl yaptı? Şimdi bunu araştıracağı­ nıza, beni kabahatli buluyorsu­ nuz.”

-Peki bunu nasıl bunu yap­ tınız?

“ Uzun araştırmalar ve bazı örnekler alarak. Vezinler, ga­ zeller ve Nazım’ı bol bol okuya­ rak. Kendim e has bir yöntem bir anlamda.. Ben sokaktaki adamı, hayatın taa kendisini yazıyorum. Böylece okur şiirde kendini buluyor.”

-Demokrat İzmir Genel Ya­ yın Müdürlüğü ve başyazarlık yaptığınız yılları hep iyilikle anardınız. Neydi bunun tıl­ sımı?

“ Çok k e y ifli günlerdi ger­ çekten. içten samimi.. Son kez Fransa’ya gitmiş ve ama kesin olarak dönmeye karar vermiş­ tim. Zaten bir süre sonra ba­ bam öldü ve annemin yanma İzmir’e gitm ek zorunda kala­ caktım.

N e yapayım.diye düşünür­ ken Demokrat İzmir’e girdim. İki sene magazin gazeteciliği yaptım ama masabaşı gazeteci­ liği. O zamanki yaptığım tek­ nik gazetecilik çok hoşuma

gi-liyordu. Çünkü gazetenin bi- ıası çok m odern ve güzeldi, îonra başyazar, parayı beğen- neyince ayrıldı.

Ayten Hanım (patronumuz) ıen i ça ğırd ı, ‘başyazıyı sen faz’ dedi. Ben de, ‘Siz CHP’lisi- ıiz, ben sosyalistim, TIP’e lah a yakınım, o yüz- le n ters d ü şe rim ’ ie d im . ‘A m a siz profesyonelsiniz, imzasız, ba şy a ­ zıyı siz yazın ’ iiy e ısrar etti. Ve ben de ka­ bul ettim. Yaz­ maya b a şla ­ dım.

Birkaç hafta geçti ama Ecevit durumu farket- m iş, g a z e te y e ‘kim yazıyor’ di­ ye telefon açmış Ayten Hanım

da an­

latmış.

Çünkü tahlillerim marksıst. Bu arada gazetenin Genel Y a ­ yın Müdürlüğü de benim üstü­ me kaldı ve ben bu savaşı ustu­ ruplu götürdüm. H em T I P ’ i d e s te k le d ik , hem demokra- solu d e s t e k ­ ledik. İlginç a m a k e y if­ li bir şekil­ de yıllarca götür­ dük.” -Sizin b ir de Ulus Gaze­ tesi maceranız var.. “ E ve t, b ir süre sonra De­ m okrat İz ­ mir’den ayrılıp Ankara’ya yer­ leştim . B ilg i Y a y ın e v i’nde d a n ış m a n lık ardın d a n da C H P ’nin yayın organı U lus’ta yazmaya başla­ dım . U lu s’ tan t e k lif g e ld iğ i zaman anladım ki Bülent Ece- vit yazmamı is­ tiyor. O zaman Bülent Ecevit b a ş v e k il o l­ muştu. Ben de b a ş l a d ı m C H P ’yi eleştir­ meye.

Çok kısa bir sü rede ta b ii k u y r u ğ u m u düğü m lediler. Y a n i U lu s’ tan s e p e t l e n d i k . Fakat çok geç­ medi.

Yen i O r-tam ’da yazma­ ya başladım . Epeyce sürdü. Fa k a t sonra K em al B ise l- m a n ’ la ih tila f çıktı aramızda. B ir gün Köy Enstitüleri di­ ye bir yazı yazdım. ‘Bunlar bir b.k’ değil diye.

Gazetenin yansı Köy Ensti- tülü, deliye döndüler tabii. Ke­ mal’in üstüne yüklendiler. Ke­ mal de onlara uydu ve bana te­ lefon açıp ‘Böyle yazılar olmaz’ dedi.. Ertesi gün istifa ettim..”

-Bu kadar kitap, senaryo, makale yazdınız sayısını ha­ tırlamıyorsunuz. Kendinize bir ev ya da otomobil aldınız mı?

“ Benim hala hiçbir şeyim yok. Sadece annem ölürken ba­ na bir daire bıraktı. Onu da sat­ tım. Zaten böyle şeylere hiç he­ vesim olmadı. Ama yalan söyle­ meyeyim. 1950’den beri yazıyla geçiniyorum ben..”

-İçki ve sigarayla aranız nasıl?

“ Hayır, hiç kullanmadım.. B ö y le h ayatım dan m em n u ­ num. Hala yaşlı bir üniversite talebesi gibiyim. Hayatımı de­ ğiştirmek gibi bir niyetim yok.

O yüzden de hala üniversite öğrencileri ile çok iyi anlaşıyo­ rum. Ben Türkiye’de bir bileş­ keyim. Buraya ülkücü çocuklar gelir, devrim ci çocuklar gelir. Hepsiyle konuşurum.”

-Bileşkeyi nasıl yakalıyor­ sunuz?

“ Ben hiç yalan söylemem.

_ _ lila İlhan (Sağdan üçüncü) Işık Lisesi'nden mezun olduğu

yıl arkadaşlarıyla ve okul müdürü Sadt Öncel'le bu hatıra

fotoğrafını çektirmişti...

Yıl 1950. Attila

İlhan Paris

Republique

meydanında

arkadaşı Mırç ile

birlikte (Solda)...

İlhan, daha

sonra babasını

kaybedince

İzmir'e annesinin

yanına döndü ve

Demokrat İzmir'­

de çalışmaya

başladı. Sağda,

Attila İlhan'ın bir

askerlik anısı...

*

_Ihan'ın 1968'de evlendiği ve 15 yıl evli kaldığı

Biket Hanım (Solda).. 70'li yıllara ait bir anı..

Annesi Emine Memnune Hanımla..

(4)

diye kadar çalışırım.

Akşam hiçbir şey yapmam. Radyo bile dinlemem. Hele özel radyolardaki bazı programları çok zıpır buluyorum, tahammül edemiyorum.”

-Özel T V ’leri seyretmiyor musunuz?

“ Özel T V ’leri pek seyrede­ m iyoru m . G en eld e T R T -2 ’yi seyrederim. Çarşamba günleri program yapıyorum zaten. Y a­ zın h afta son la rı Ç o lp a n ’ın Kanlıca’daki evine giderim.

A m a benim evim e m isafir gelm ez. Çolpan b ile gelm ez. Akşam 12.00’den sonra da yata­ rım. Kokteyllere, panellere ka­ tılmam, TVsohbetlerine çağrılı­ rım gitmem.”

-Özel T V ’leri sevmiyorum dediniz. Buradan şuna gelmek istiyorum. 25 senede değişen nedir? Mesela özel radyolar­ dan başlayalım.

“ Ö zel ra d yo o la y ı şu. Türkiye 50’lerden beri kül- türsüzleştirilmek isteniyor. Ama bu sadece Türkiye için geçerli değil. M esela M T V A m erik a için d e başlayıp, önce Küba’ya yayın yaptı ve Küba gençliğini ele geçirdi. Sonra Amsterdam’a geldi. Şimdi bize de yapıyorlar. As­ lında Türkiye gençliği Jako- ben kültürünü esas almıştır. Bu 1960-70’le re kadar iy i kötü gelmiştir.

Ancak kolejlerle beraber yurttaş yerine tüketici yetiş­ tir ilm e y e b a şla n m ıştır. M T V ’nin, radyoların, dedi­ kodu sütunlarının tüketicisi gibi. Türkiye kültüründen uzak yaban cı b ir kü ltü re oturtmaya çalışılıyor.”

-Bu durum da yeni ku­ şağı nasıl buluyorsunuz?

“Yabancı dilden öğrenim yapan çocuklar bir kayıptır. Yabancı okullara karşıyım. İmam Hitap Liseleri ve ko­ lejlerle Tevhidi Tedrisat ka­ nunu bozulmuştur. Yabancı dile karşı değilim. Yabancı

dil kesinlikle öğrenilmeli. Ama öğrenim mutlaka kendi ana di­ linde olmalı. Çocuk gündelik hayatta konuşurken üçgen ke­ lim esini bilm iyor. Benim dü­ şüncem şudur. Türkçe kaybol­ maktadır. Türkçe’yi dejenere etmektedirler. Türkçe diye bir şey kalmıyor. Şiir yazan çocuk şiirlerini bilm iyor, roman ya­ zan çocuk, romanlarını tanımı­ yor. Böyle şey olmaz. Dört tane A m erik alı rom an cı okuyor. Karşıma romancı olucam diye geliyor. Kendi tarihini, kendi kültürünü bilmeyen insan ken­ di kültürünü geliştiremez.”

-Bunlar radyolara, televiz­ yonlara yansıyor mu?

“ Hepsine yansıyor. Orada, radyoda konuşan çocuk Türk­ çe’yi telaffuz edemiyor. Dramı düşünebiliyor musunuz? Kav­ ram ları Türkçe olmaktan çı­ kartıyorlar. K ü ltü rsü zleşm e başlayınca değer olarak ortada sadece para kalır.”

-İş dünyası bu dejenaras- yondan etkileniyor mu?

“ Şimdi artık üretim önemli değildir. Üretici enayi yerinde- dir. Çünkü üreten, yabancı re­ kabetle karşı karşıyadır. Şunu söylemeye çalışıyorum. Ekono­ mi, üretici, m illi bir ekonom i olmaktan çıkarılmıştır. Dış pa­ zara bağlı, dış sermaye tarafın­ dan kontrol edilen bir tüketim ekonomisi meydana getirilmiş­ tir. Burada işadamının fonksi­ yonu pazarlam acılıktır. E ğer sen ithalatçıysan ve bunu sa­ tarsan işadamı oluyorsun. Sen bunu burada yaparsan enayi­ sin. Türk çayı falan hepsi kü­ çümsenir hale geliyor. Bu tam manasıyla Türk ekonomisinin küreselleşmesidir.’ ’

-Ya Şeriat tehlikesi? “ Ş eriat teh lik esi d iye bir te h lik e yok. O yo zla şm a ya karşı bir protesto. Hiç öyle bir ► ►►

Hiçbir kaypaklığım yoktur. B aşın dan b e ri savu n du ğu m metod aynıdır. Hep istikrar var­ dır bende.

Bir de Allah tarafından hep haklı çıktım. Benim 1960’larda söyled iğim şeyleri 1970’lerde Gorbaçov söyledi.”

-Günlük hayatınız nasıl ge­ çiyor?

“ Biraz erken kalkarım. 7’yi çeyrek geçe kalkarım . Y a tılı okul alışkanlığı. 8.30’a kadar kahvaltı falandır. Sabah radyo dinlerim. Müzik, T R T ’yi dinle­ rim...

Ö b ü rle rin i d in lem em . Çünkü s in irle n irim . Saat 8.30’da evden çıkar, yürüyerek buraya gelirim. Burda önceden verilm iş randevularım vardır. Bunların içinde eşcinsel kızlar­ dan, pişman olmuş komünistle­ re, özel sektörde iş sahibi olmuş ülkücülere kadar he türlü insan gelir.”

-Şiirlerinizi bilen yani.. “ Ş iirlerim i ya da romanla­ rımdan birini okumuştur. Abi bir kız seviyorum ailem beni evlen dirm ek istiyor diye biri gelir.”

-Güzin Abla misali siz de “Attila Abi” mi oluyorsunuz?

“Evet, Attila abisiyim gelen­ lerin. Edebiyat falan umurların­ da değil.”

-Hala sosyalist misiniz? “ Evet, kesinlikle hala sosya­ listim.”

-Ofisinizdeki “m esai”den sonra hayatınız nasıl devam eder?

“Burdan çıktıktan sonra Tü- nel’e yürürüm. Kitap ya da ka­ set alırım. Başka hiçbir şey al­ mam. Alışverişleri evdeki kadın yapar. Daha çok genç kızdır. Yaşlı kadına tahammül edemi­ yorum çünkü.

Evliliğimde eşime çok sadık oldum.. Neyse, evde akşam ye­

tehlike yok. Sivas olayları, bu tip olaylar genelleme için yeter­ li değil. Son yerel seçimleri dü­ şün. M H P, RP, D Y P kazandı. Türk halkı eğilimini gösteriyor. B atının uşağı olmam, ü lkeyi böldürmem diyor. Yoksa şeriat falan milletin umurunda değil. Eğer siz bunu böyle yorumlaya- m ıyorsanız aşağılık gündelik basının etkisindesiniz dem ek­ tir.”

-Son olarak şunu sormak istiyorum, romanlarınızda ve şiiirlerinizde cinsellik hiç ek­ sik olmadı. Hele sıradışı cin­ sellik, eşcinsel, lezbiyen, bi- seksüel ilişkiler gibi..

“ Olacak tabii, çünkü cinsel­ lik insan hayatının bir parçası.. Türk edebiyatında eşcinselliği ilk işleyen ben oldum samrım. Ama şunu söylüyorum, Dünya nüfusunun yüzde 10’u eşcinsel­ dir.. Benim de roman kahra­ manlarımın yüzde 10’u eşcin­ sel.. Bu arada şunu da söyle­ m ek istiyorum, benim bu tür konulara eğilm em n eden iyle zamanında çok söylentiler çı­ kardılar. Eşcinsel mi acaba de­ diler ya da bir kısm ı eşcinsel dedi... Sonra b ir b a k tıla r ve zampara olduğumu öğrenince vazgeçtiler bu söylentileri çı­ karmaktan. Benim hayatımda hep güzel kadınlar oldu ve ol­ maya devam ediyor..”

-Teşekkür ederim.. “ Ben teşekkür ederim..”

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :