• Sonuç bulunamadı

İnsanı ve Andolu'yu yüceltti:İşine, çevresine, dünyaya hep sevgiyle bakan Azra Erhat'ı 19 yıl önce bugün yitirmiştik

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "İnsanı ve Andolu'yu yüceltti:İşine, çevresine, dünyaya hep sevgiyle bakan Azra Erhat'ı 19 yıl önce bugün yitirmiştik"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

SAYFA CUM H UR İYET

K U L T U R

[email protected]

İşine, çevresine, dünyaya hep sevgiyle bakan

Azra Erhgfı

19 yıl önce bugün yitirmiştik

ıısam ve Anadolu’yu yüceltti

ODYSSEİA çevirisinden

Varınca ta uzaklardaki adaya,

çıktı karaya menekşe rengi denizden, yürüdü gitti koca mağaraya doğru,

o mağarada güzel örgülü Nymphe otururdu. Buldu onu içinde mağaranın.

Kocaman bir ateş vardı ocakta,

kokusu uzaklara yayılıyor, sarıyordu adayı çatır çatır yanan dağ selvisinin, mazı ağacının. Kalypso içerde türkü çağırıyordu güzel sesiyle, kumaş dokuyordu altın mekikle tezgâhına gide gele. Gür bir orman sarmıştı mağaranın çevresini,

kızılağaçlar, kavaklar, güzel kokulu selviler,

ağaçlarda yuva yapmıştı yaygın kanatlı bir sürü kuş, baykuşlar, atmacalar, geveze kargalar,

yemlerini denizden çıkaran deniz kuşları. Oracıkta, mağara oyuğunun tepesinde, bir bağ vardı, dal budak salmış,

üzümleri uzanır salkım salkım. Dört pınar akıyordu yan yana dizili, duru sular fışkırıyordu oraya buraya.

Yumuşak çimenler yeşeriyordu çevresinde suların, menekşeler, maydanozlar gövermişti çimenlerde.

m

ZEYNEP ORAL________________

Bugün Azra Erhat’ın ölüm yıldö­ nümü. 6 Eylül 1982’de yitirdik onu. 67 yaşındaydı.

Hiç unutmuyorum, hastane odası­ na hiç benzemeyen bir hastane oda­ sından onu son yolculuğuna uğurla­ dığımızda, içimde hep şu duygu var­ dı: Azra Erhat’tan özür dilemekte geç kaldık, ancak teşekkür edebili­ riz.

Şimdi yapmaya çalıştığım da bu. Ona teşekkürü, sîzlerle paylaşmak ve genç kuşaklara aktarmak.

“Mavi Anadolu”, “Mavi Yolcu­ luk”, “İşte tnsan-Ecco Homo”, “Sev­ gi Yöntemi”, “Troya Masalları”, “Mektuplarıyla Halikamas Balıkçı­ sı” adlı kitapları... Türkçedeki ilk

özgün “Mitologya Sözlüğü”... A. Ka- dir’le birlikte Türkçeye kazandırdı­ ğı “tlyada ve Odysseia” çevirileri...

Orhan Veli’yle “Saygılı Yosma”, “An- tigonc” ve Moliere çevirileri... Ya­

şamının son yıllarında, gecesini gün­ düzüne katıp Sabahattin Eyuboğhı ve

Cevat Şakir’in tüm yazdıklarını tek

tek toparlayıp yayına hazırlaması... Karınca çalışkanhğındaydı. Ku­ yumcu titizliğiyle çalışırdı.

Bütün bu çalışmalarında ve ya­ şamda Azra Erhat, insanı “insan” yapan değerleri bulup ortaya çıkar­ dı, bu değerleri yüceltti, çevresine ve okurlarına bu değerleri iletti.

Bütün bu çalışmalarında ve ya­ şamda Azra Erhat, Anadolu tutkusu­ nu yaydı, bu topraklardaki kültür mi­ rasına sahip çıktı, onu hepimizin kıl­ dı.

Bunları yaparken işine, çevresine, topluma ve dünyaya sevgiyle, aşkla, coşkuyla yaklaştı; sevgiyle, aşkla, coşkuyla sarıldı. Hem de hiç gizle­ mek gereğini duymadan....

Bunları yaparken birlikte çalışma­ lım, birlikte üretmenin, imecenin en güzel örneğini verdi.

Uçmak... Uçmak...__________

İlk ve ortaöğrenimini yurtdışmda yapmıştı. Latince, Grekçe biliyor­ du.

18 yaşındaydı İstanbul’a geldiğin­ de. Klasik filoloji... 19 yaşında An­ kara Üniversitesi’nde Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi’ndeydi... O sıra­ da asistan olan Sabahattin

Eyuboğ-lu’nu tanıdı. Aradığı her şeyi onda buldu.

“Ne müthiş ders verirdi! Ustamdı, hocamdı, dosttu, babaydı, ağabeydi, kardeşti... Ölçüyü, ahlakı, güzelliği, doğruluğu onda buldum.”

“Hepimiz ona âşıktık. Bütün sınıf ona hayrandık- Yok yok, Sabo’yla ev­ lendim ya... Hiç Sabahattin’e âşık ol­ sam Sabo’yla evlenir miydim!” (Bir

yıl evli kaldığı Sabo, Macardı.) Bitirdiği bölümde asistanlık, do­ çentlik... Sonra çeviriler, gazete, der­ gilere yazılar...

Maya Galerisi’nde bir sergi sonra­ sında gidilen meyhanede tanıdı Ce­ vat Şakir’i. Sabahattin Eyuboğlu ta­ nıştırdı onları. Tam da o sıralarda ll- yada’yı çeviriyordu Azra Erhat. Ka­

labalık masada bir de tartışma çıktı tlyada üzerine... Gece bitti, masa da­ ğıldı, Balıkçı’nın söyleyecekleri hâ­ lâ bitmemişti. Oysa tzm ir’e döne­ cekti. “Adresinizi verin, devamım ya­

zarım” dedi.

Bir hafta sonra kocaman bir zarf ulaştı Azra Erhat’a. Zarfın içinden tam 80 sayfa çıktı! El yazısıyla...

Mektubu yanıtlamanın tek yolu vardı. O da öyle yaptı. Kalktı İzmir’e gitti.

“Önümde yepyeni, kocaman bir dünya açıldı. Başka bir dünya. Coş­ ku dünyası... Balıkçı beni uçurdu. Bu coşku, bu bcrabeıiik, ölümüne dek sürdü... Ben hep klasiktim, ölçülüy­ düm. Sabahattin beni hep ölçüye it­ mişti, iterdi. Bahkçı nefret ederdi öl­

çüden. Her şeyi daha coşkun isterdi. Kendi üslubunda hep ama hep uça­ yım isterdi-”

(Azra Erhat’m bu yazıda kullan­ dığım sözleri, ölümünden birkaç ay önce yaptığım, “Konuşa Konuşa” kitabımda yayımlanan röportajdan alınmadır.)

Oysa biz...__________________

Azra Erhat sürekli çalışırken ve üretirken biz onu doçent olduğu fa­ külteden kovduk. “Gâvurla evlen­

din ya, daha ne suç işleyeceksin!” di­

yerek... 1946’daydı. Hiç unutmadı, ayın 25’inde kovmuşlar ve o ayın maaşını geri almışlardı.

O çalışırken ve üretirken biz onu tutuklayıp hapislerde, demir parmak­

lıklar arasında tuttuk. Çok tehlikeliy­ di. 1971’deydi.

Yargılanıp beraat ettikten sonra, biz onu işinden. Milletlerarası Çalış­ ma Bürosu’ndaki işinden kovduk. Zanlıydı, içeri girip çıkmıştı, neme lazım...

(“Biz” sözcüğü yerine “Devlet”

de diyebilirdim. Auna bu devlette olup biten her şeyden biz sorumlu de­ ğil miyiz?)

Onu yitirdiğimiz gün, “Artık sizi

hiçbir yerden kovamayız, hiçbir ye­ re kapatamayız. Artık mavi yolcu­ luklardaki kuşlar gibi, uçurtmalar gibi özgürsünüz..” diyordum.

“Özür dilemek için geç kaldık. Te­ şekkür ederiz Azra Erhat” demem

bundan...

İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

«— Anadan doğma âmâ oldu­ ğum için renk diye bir şey bil­ mem.. Fakat domatesin evvelâ ye­ şil, sonra da olgunlaşarak kırmı­ zılaştığını

Son Halife Abdülmecid Efendi'nin şimdi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nde bulunan "Haremde Beethoven" isimli tablosu.. Hatife bu tabloda iki hanımıyla

Pulmonary alveolar microlithiasis (PAM) is a rare lung disease characterized by the deposition of calcium in the alveolar spaces and bilateral diffuse micronodular

Cenazesi 17 Şubat 1987 Salı günü (bugün) Şişli Camii’nden alınarak Feriköy Mezarlığı’nda toprağa verilecektir.. Allah

eşlik ettiği heterojen iç yapıda, yaklaşık 75x80 mm boyutlu radyolojik olarak kitle ve distalinde sağ akciğerde bronşektatik lezyonlar ve heterojen infiltratif alanlar

Bunun üzerine çekilen toraks BT tetkikinde, arkus aortanın trakeanın sağında seyir gösterdiği, arkustan özafagusa uzanan divertiküler yapılar ve sol subklavian arterin

Türk edebiyatındaki yüksek mev - kiini benden iyi bilen sîzlere tekrar - tamağa lüzum görmediğim Tevfik Fikretin Aşıyanını bir Fikret ve Edebiyatı cedide

Biz burada warfarin kullanımına bağlı cilt nekrozu ve beraberinde LV gelişen olguyu