T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
HALKLA İLİŞKİLER VE TANITIM ANA BİLİM DALI ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ BİLİM DALI
SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI VE EMNİYET TEŞKİLATI
İLİŞKİLERİ
YÜKSEK LİSANS TEZİ
DANIŞMAN
DOÇ.DR. ABDULLAH KOÇAK
HAZIRLAYAN MEHMET IŞIK 034221031001
İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER………..1 TABLOLAR DİZİNİ………...III ÖZET……….V ABSTRACT………..VIII TEŞEKKÜR………XI GİRİŞ………..1 I. BOLÜM 1. SİVİL TOPLUM KAVRAMI………...3 2. SİVİL TOPLUM İLİŞKİLİ KAVRAMLAR………..4 2.1. Devlet………..4
2.2. Devlet Ve Sivil Toplum………..5
2.3. Demokrari………...9
2.4. Demokrasi ve Sivil Toplum………..10
2.5. Siyaset ve Sivil Toplum Kuruluşları……….11
3. TÜRKİYE’DE SİVİL TOPLUM...11
4. GENEL OLARAK ÖRGÜT KAVRAMI………..14
5. SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI………...15
6. SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI FAALİYETLERİ………17
7. GÜNÜMÜZ SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ NİTELİKLERİ………..19
8. TÜRKİYE’DE STK’LARIN GELİŞME EĞİLİMİ……….20
9. SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI TÜRLERİ………21
9.1. Siyasi Partiler………22 9.2. Dernekler………...23 9.3. Sendikalar……….28 9.4. Vakıflar……….30 9.5. Mesleki Örgütlenmeler……….32 9.5.1. Meslek Odaları……….32
9.5.2. Ticaret ve Sanayi Odaları……….32
9.5.3. Esnaf Odaları………...33 9.6. Platformlar………33 II. BÖLÜM 1. TÜRK EMNİYET TEŞKİLATI……….35 1.1. Polisin Tanımları………...35 1.2. Polis………..36
1.3. Polis Teşkilatının Kuruluşu ( 1845-1879 )………36
2. GÜVENLİK ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ………..39
3. SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI İLE İLİŞKİ YÜRÜTEN BÜROLAR………40
3.1. Siyasi Partiler Büro Amirliği………40
3.1.1. Siyasi Partilerin Teşkilatları……….41
3.1.2. Siyasi Partilerin 2004-2005 Yılı Faaliyetleri………...42
3.1.3. Siyasi Partilerin Üye Sayıları………...43
3.2.1. İşçi Sendikalarının Faaliyetleri………....46
3.2.2. Memur Sendikalarının Faaliyetleri...………47
3.3. Kamu Güvenliği Bürosu………..48
3.4. Toplumsal Olaylar Büro Amirliği……….50
3.5. Öğrenci Faaliyetleri Ve Yurtlar Büro Amirliği………51
4. SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI VE TÜZEL KİŞİLERİN TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ, BASIN AÇIKLAMASI YAPMA HAKLARI...53
4.1. Düşünceyi Açıklama Ve Yayma Hürriyeti………...53
4.2. Basın açıklamalarında Güvenlik Kuvvetlerinin Görevleri………...53
4.3. Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkı………...……….54
4.4. Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşlerinde Polisin Görev Ve Sorumlulukları...55
4.5. Sivil Toplum Kuruluşları ile Polisin Olumsuz Karşı Karşıya Gelmelerinin Yasalardan Kaynaklanan Sebepleri...56
4.6. Uygulamada Öneriler...58
4.7. Türkiye Genelinde Sivil Toplum Kuruluşlarının Eylemlerinin Sonuç İstatistiği...59
III. BÖLÜM 1. SAHA ARAŞTIRMASI...61
2. ANKET HAKKINDA...62
2.1. Yapı Boyutu...62
2.2. Demokratik Haklar Boyutu...63
2.3. Polis İle STK’nın İlişkileri Boyutu...63
2.4. Emniyetin Kendini Değerlendirmesi Boyutu...64
3. ANKETİ CEVAPLAYAN POLİSLERİN ÖZELLİKLERİ...64
4. BOYUT SORULARININ YORUMLANMASI...67
5. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME...87
KAYNAKÇA...93
TABLOLAR DİZİNİ I. BÖLÜM TABLOLARI
Türkiye genelindeki dernek istatistiği tablosu………...27
II. BÖLÜM TABLOLARI İl Emniyet Müdürlüğü kuruluş şeması tablosu………..38
Siyasi Partilerin teşkilatları tablosu………...41
Siyasi Partiler 2004-2005 yılları faaliyet tablosu………..42
Siyasi Partilerin Üye sayıları tablosu………43
İşçi Sendikalarının faaliyet tablosu………...46
Memur Sendikalarının faaliyet tablosu……….47
Dernek-Vakıf ve Diğer Kuruluşlarının faaliyet tablosu………49
Toplumsal Olaylar Büro Amirliği sorumluluğundaki olaylar tablosu………..50
Öğrenci Faaliyetleri ve Yurtlar Büro Amirliği sorumluluğundaki olaylar tablosu………...52
2004-2005 yıllarında adli ve idari işlem yapılan öğrencilerin okullara dağılım tablosu…..52
Türkiye genelinde sivil toplum kuruluşlarının eylem sonuç istatistiği tablosu……….60
III. BÖLÜM TABLOLARI ANKETİ CEVAPLAYAN POLİSLERİN ÖZELLİKLERİNİ GÖSTEREN TABLOLAR Tablo 1. Cinsiyet Dağılımı... ……...64
Tablo 2. Statü durumu...64
Tablo 3. Eğitim Durumu...65
Tablo 4.Yaş durumu...65
Tablo 5. Statü ve üniforma çapraz tablosu...……...65
Tablo 6. Cinsiyet ve Eğitim çapraz tablosu...……….66
Tablo 7. Cinsiyet ve yaş grubu çapraz tablosu...…………...67
BOYUT SORULARININ YORUMLARINI GÖSTEREN TABLOLAR Tablo 8. Polisin STK’ların yapısı hakkındaki görüşlerinin“cinsiyet”e göre dağılımı………...67
Tablo 9. Polisin STK’larının yapısı hakkındaki görüşlerinin“eğitim durumu”na göre dağılımı...68
Tablo 10. Polisin STK’ larının yapısı hakkındaki görüşlerinin “statü”ye göre
dağılımı………...69
Tablo 11. Polisin STK’larının yapısı hakkındaki görüşlerinin“yaş grubu”na göre dağılımı...70
Tablo 12. Polisin STK’ larının yapısı hakkındaki görüşlerinin “üniforma” ya göre dağılımı...71
Tablo 13. Polisin STK’na verilen demokratik hak ve özgürlüklerle ilgili görüşünün “cinsiyet” e göre dağılımı...72
Tablo 14. Polisin STK’na verilen demokratik hak ve özgürlüklerle ilgili görüşünün “eğitim durumu” na göre dağılımı...73
Tablo 15. Polisin STK’na verilen demokratik hak ve özgürlüklerle ilgili görüşünün “statü” ye göredağılımı...74
Tablo 16. Polisin STK’ na verilen demokratik hak ve özgürlüklerle ilgili görüşünün “yaş grubu” na göre oranı...75
Tablo 17. Polisin STK’ na verilen demokratik hak ve özgürlüklerle ilgili görüşünün “üniforma” ya göre oranı...76
Tablo 18. Polis ve STK arasındaki ilişkilerin “cinsiyet” e göre oranı...77
Tablo 19. Polis ve STK arasındaki ilişkilerin “Eğitim durumu” na göre oranı...78
Tablo 20. Polis ve STK arasındaki ilişkilerin “Statü” ye göre oranı...79
Tablo 21. Polis ve STK arasındaki ilişkilerin “Yaş Grubu”na göre oranı...80
Tablo 22. Polis ve STK arasındaki ilişkilerin “Üniforma” ya göre oranı...81
Tablo 23. Emniyet Mensuplarının kendini değerlendirmesinin “Cinsiyet”e göre dağılımı...82
Tablo 24. Emniyet Mensuplarının kendini değerlendirmesinin “Eğitim durumu”na göre dağılımı...83
Tablo 25. Emniyet Mensuplarının kendini değerlendirmesinin “Statü” ye göre oranı...84
Tablo 26. Emniyet Mensuplarının kendini değerlendirmesinin “Yaş grubu” na göre dağılımı…...85
Tablo 27. Emniyet Mensuplarının kendini değerlendirmesinin “Üniforma” ya göre oranı...86
ÖZET
Sivil Toplum, sivil toplum kuruluşları, Sivil toplum kuruluşlarının devlet içerisindeki yeri, demokrasi, devlet, devlet kurumları, emniyet teşkilatı, Polisin Sivil Toplum kuruluşlarına bakış açısı, özgürlükler, Avrupa birliği kavramları dünyanın olduğu gibi ülkemizin gündemini de uzun süre meşgul etmiştir.
Küreselleşen dünyada devletler etkisini kaybetmekte, özgürlükler alanı genişlemektedir. Toplulukların devlet gibi düşünmediği veya devletin düşünmediği konularda bir araya gelerek organize oldukları, devletin boş bıraktığı alanlarda faaliyet gösterdikleri, devletin bazı yetkilerini kullandıklarını görmekteyiz.
Ülkemizde sivil toplum kuruluşlarının gelişme dönemi 1980 yılından sonra olduğu görülmekle birlikte, topluma hizmeti görev kabul etmiş bir sivil toplum kuruluşu olan vakıfların kuruluş tarihinin asırlar öncesine dayandığını söyleyebiliriz.
Türkiye’de 1995 yılında çeşitli Sivil Toplum Kuruluşları arasındaki ilişkilerin serbest bırakılması önemli bir karar olmakla birlikte 2004 yılında dernekler kanununda yapılan değişiklik ve emniyet teşkilatından bağımsız yapılanma imkânı tanınması, sivil toplum kuruluşlarının gelişmesi ve faaliyetlerinin çeşitliliğinin artması bakımından önemlidir.
Bu çalışmamızda sivil toplum, sivil toplum kuruluşları ve bağlantılı terimlerin açıklanmasının yanında görevi sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerini yasalar çerçevesinde güvenli bir şekilde yapmasını sağlamak, yasa dışı söylem ve hareketleri yargıya intikal ettirmek olan Polisin sivil toplum kuruluşlarına bakışını ele alacağız.
Emniyet Müdürlüğü bünyelerinde kuruluşu bulunan Güvenlik Şube Müdürlüğü Sivil Toplum Kuruluşları ile yasalardan kaynaklanan ilişkiler kurmak zorundadır. Aynı ilişki kurma zorunluluğu sivil toplum kuruluşları içinde geçerlidir.
Polis ilişkilerini kurarken sivil toplum kuruluşlarını kategorize eder ve yasaların izin verdiği ölçüde görev niteliğine bakılarak iletişim içine girer. Bu iletişim ve ilişki sınırlı ve ölçülüdür. Bu çalışmamızda sivil toplum kuruluşları ile Polis ilişkisini incelerken ilgili yasaların neler olduğunu bu yasaların güncelliği ile birlikte eksiklerini, yasalardan kaynaklanan ilişki bozukluklarını inceleyeceğiz.
Sivil Toplum Kuruluşları demokrasi hayatı ve kültürü için ne kadar önemli olursa olsun faaliyetlerinin belli ölçüde sınırlandırılmasının gerektiği bunun demokrasinin gerekliliği olduğu ve demokrasi hayatının gelişmesinde Polisin davranışı ve yasaların özelliğinin ne kadar önemli olduğudur.
Ülkemizdeki Sivil toplum kuruluşları ile Dünya’daki sivil toplum kuruluşları arasında büyük farklılıklar vardır. Bunun çok yönlü sebepleri olsa da demokrasi kültürünün tam anlamıyla yerleşmemiş olması en büyük sebeptir.
Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü bu eksikliğin farkında olarak hareket etmekte, sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinde davranışları ve iletişimiyle örnek olmaya çalışmaktadır. Bu davranışlar başkente özel ve kişilere bağlı olsa da Türkiye’de uygulanması gereken davranış özelliğini kazanması açısından önemlidir.
Çalışmamızda polis teşkilatının tamamının görüşünü yansıtmasa da resmi ve sivil çalışan polislere uyguladığımız ankette; Türkiye’de Polisin ilişki kurduğu sivil toplum kuruluşlarına nasıl baktığı, onları nasıl değerlendirdiği, faaliyetlerdeki tutumu yasaların sivil toplum kuruluşlarına tanıdığı özgürlükler polisin bu konudaki düşünceleri incelenmeye ve bir çerçeve çizilmeye çalışılmıştır.
Sivil toplum kuruluşları denince polisin aklına ilk gelen düşüncenin sokaklarda eylem yapan, kaldırım taşlarını söküp kendisine taş atan öğrenci grupları, illegal söylemleri dile getiren, polis ile çatışmaktan çekinmeyen öğrenci platformları ve sendikalar gelir. İllegal örgütlere altyapı sağlayan dernekler, vakıflar, devlet değerlerini ve sistemini tanımayan, yazılı olarak kanuna uygun parti kabul edilen ama söylemlerinde devlete karşı tavır alan veya bölücü, irticai faaliyetleri bulunan siyasi partilerin de bulunduğunu unutmamak gerekir. Her Sivil toplum kuruluşu göründüğü kadar masum değildir. Bu masumiyet halkımız tarafından zamanla anlaşılmakta ve tepkisini yeri geldiğinde ortaya koymaktadır.
Kuruluş amacı doğrultusunda hareket eden yasalara saygılı, dürüst, topluma hizmet eden Sivil Toplum Kuruluşlarının polis ile olan ilişkisi sadece evrak üzerinde kalmakta veya güvenlik talebi şeklinde kalmakta ve sorun yaşanmamaktadır.
Türkiye’nin küreselleşen dünyanın saygın bir üyesi olabilmesi için, STK’larının çok sayıda, değişik türde ve ölçekte, yüksek potansiyeli, dünyaya açık, işlevlerini başarıyla yerine getirebilen, kendilerine güven duyulan bir biçimde gelişmesini sağlayabilmesi gerekir.
Bu çalışma sonucunda elde edilecek verilerle demokrasi kültürüne katkı sağlayacağımızı düşünerek sivil toplum kuruluşlarının polis ile ilişkilerinin ne kadar önemli olduğunu, faaliyet istatistikleri ve Emniyet verileri kullanılarak açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu ilişkilerin geliştirilmesinin demokrasinin gelişimi, demokrasi kültürünün topluma ve kurumlara hakim olması için şart olduğu değerlendirilmeleri yapılacaktır
ABSTRACT
Civil Societies, Civil Society Institutions, place of the Civil Society Organizations within the State, democracy, state, state institutions, Police Organization, point of view of the Police organization Civil Societies, liberties, and European concept employed our country agenda as well of the world for a long time.
States are loosing their effectiveness and widening liberties field in the globalize world. We begin to recognize that Civil Societies are performing their activities within the field’s state desolated and they are not thinking like the state.
Progression period of the Civil Society’s Institutions in our country is after 1980’s. However, we can mention the history of the foundations that are accepted serving to society are based to centuries ago.
While the important decision has been taking during the year 1995 on the release of relations between the various civil societies Institutions, changes made on the club law at 2004 it also important regarding to structuring independently from the police, given also self developing possibility to civil society organizations and in increasing variety of activities.
In this study, we will undertake point of view of the police forces which are in obligation to provide to civil societies organizations to perform their activities safely within the legal frame work, beside to explain affiliated terms, civil society’s organizations and civil society .
Security Department Directorate of the Police organization is obliged to establish relation with the Civil Society Organizations sourced from the laws. Same obligation is stand still for the Civil Society Organizations.
Police, while establishing relation categorizes Civil Society organizations and enters in to the communication according to the nature of the duty and the laws are allowed. This communication is limited and moderate. In this study, while examining relation between the Police organization and Civil Society Organization, we will also study up to datedness these laws together with relation failures sourced from the law.
Their activities necessary to be limited within the certain measures no matter how much important the Civil Society Organizations for democratic life and culture, and this limitation is also necessity of democracy and importance of the Police behavior and the characteristics of the laws.
There is a large difference between Civil Society Organizations of our country and the Civil Society Organizations of the world. Notwithstanding multi-dimensional reasons, main reason is, democracy culture is not established in a proper sense.
Ankara Directorate of Police, Security Department Directorate is acting well aware of this absence and runs to set a good example with his behavior and communication during the activities of the Civil Society Organizations. However, these behaviors in the Capital city, special and linked to the persons, it is important that behaviors gains necessary characteristics to apply in Turkey.
In this study, even not reflecting the entire point of view of the Police Organization, we tried to draw an outline, on the police opinion and their evaluation on the liberty has been granted to the Civil Society Organizations the laws ad they are communicating with.
We must not forget that when we speak about the Civil Society organizations, first thing considered by the police, are the students groups throwing pavement stones, students platforms with illegal pronunciations, syndicates not hesitating to clash with the police, clubs providing substructure to the illegal organizations, and the political parties considered legal according to laws, but not recognizing state values and system and with an attitude and pronunciations against the state in their speeches.
Each Civil Society Organizations are that innocent as we are seen fro outside. However, this innocence understands by our public within the time and they betray their response in time.
Relation of the Civil Society Organizations acting toward their constitutional aims, respecting laws, honest, and giving their services to the society with the police is only on the paper works such demand of security and posing no problems.
For the Turkey becomes a respectful member of the global world, Civil Society organizations must provide progress in a manner of different kind and size, with his high potential and fulfill his functions with success within the trust.
With the Data will be obtained at the result of this study, is trying to explain the importance of the relation between the police and Civil Society Organizations for to provide
contribution to the democracy by using activity statistics together with security data’s. In this study evaluation on the progress of these relations which is a requirement for the progress of the democracy.
TEŞEKKÜRLER
Yüksek Lisans Eğitimim süresince ilgili, anlayışlı, yönlendirici tavrı ile desteklerini esirgemeyen danışmanım Sayın Doç. Dr. Abdullah KOÇAK’a şükranlarımı arz eder, destek ve katkılarından dolayı Derya DAĞ ve Ferhat DAĞ’a teşekkür ederim.
GİRİŞ
Vatandaşların devletten bağımsız olarak, devletin baskısı ve etkisi olmadan sosyal-kültürel etkinliklerin gerçekleştiği ortam sivil toplumdur. Sivil toplum organize olursa görev ve yetki dağıtımı yapılırsa sivil toplum kuruluşu halini alır. Sivil toplum kuruluşları bağımsız olmalı, maddi kaynakları kalka hesap verebilir düzeyde şeffaf olmalı ve güvenilir olmalıdır. Örgütsüz çoğunluktan örgütlü azınlık daha etkilidir. Bu düşünce ile devletin yaptığı faaliyetlerin vatandaşın aleyhine olması durumunda vatandaşın haklarını korumada devlete etki etme ve bu faaliyetten men ettirilmesinde demokrasinin gereği olarak sivil toplum kuruluşları şarttır.
Sivil toplum kuruluşları demokratik devletlerin vazgeçilmezleri olsa da sivil toplum ve sivil toplum kuruluşlarına verilen hakları kötüye kullanan, devlete karşı sivil toplum oluşturma, devletin sistemini, işleyişini değiştirme hareketi içinde olan sivil toplum kuruluşları vardır. Yaşamlarını ve faaliyetlerini devletin sistemi içerisinde gerçekleştirse de devleti yıkmaya çalışan, yerine kendi sistemlerini getirmek isteyen, devlet ideolojisine ters faaliyetlerini halk nazarında yaymaya çalışan, herkese verilmiş demokratik hakları bu yönde kullanan sivil toplum kuruluşları vardır. Demokratik hakları elde etmeleri ve faaliyetlerini özgürce yapmalarına karşın, devletin koyduğu kuralları tanımayan, kuruluşunda devlete bildirdiği amaç ve hedeflerin dışında hareket eden sivil toplum kuruluşları devlet tarafından hukukun incelemesine havale edilmektedir.
Türkiye’de herkesin özgürce önceden izin almaksızın sivil toplum kuruluşu kurabilmesi, bu kuruluşlarının kapatılması veya faaliyetlerine son verilmesi belli şartlara bağlı olarak yargı denetiminde olması sivil toplum kuruluşlarına bir garanti getirmiştir.
Bu garantili sivil toplum hayatla birlikte kuruluşta ve faaliyet esnasında yasalara uymak zorunda olan bu kuruluşlar yasadan kaynaklanan gerekleri yerine getirirken devletle kâğıt üzerinde iyi ve kurallı ilişkiler gerçekleştirmektedir. Örneğin bir siyasi parti yöneticileri devlete karşı faaliyet gösteriyor olabilir ama yöneticilerini seçmek amacıyla yaptıkları kongre sonunda siyasi partiler kanununun 33. maddesindeki istenilen evrakları eksiksiz olarak Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü Siyasi Partiler Bürosuna getirmek zorundadır. Tez çalışmasında aralarda değinilen kanunların gereğini sivil toplum kuruluşları yapmak zorunda ve devlet ile yani devletin sistemi gereği devletin kurumu emniyet teşkilatıyla ilişki kurmak zorundadır.
Tez çalışmasında sivil toplum, sivil toplum kuruluşları, devlet ve devlet kavramları, devlet kurumu olan emniyet teşkilatının, sivil toplum kuruluşları ile ilişkileri sürdüren güvenlik şube müdürlüğü incelenecektir.
İstatistiklere bakılacak olursa topluma açık olarak üçüncü kişileri etkileyebilecek faaliyetlerde sivil toplum kuruluşlarının veya halkın polise nasıl ihtiyaç duyduğunun görülmesi gerekir. Kamu güvenliği açısından devlet, devlet olma otoritesini mutlaka gösterecek, gerektiğinde ve gerektiği zaman sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerine müdahale edecektir.
Esas olan sivil toplum kuruluşlarının haklarını kullanırken yetki, sorumluluk ve amaçlarını saptırmadan faaliyet göstermeleri devletin buna karşılık bu hak kullanımını güvence altına alarak, faaliyetin güvenli bir şekilde yapılmasını sağlamaktır. Kurulacak ilişkilerin çerçevesi bu olmalı ve bu ilişki düzeyi hem devlet kurumları hem de sivil toplum kuruluşları tarafından davranış etiği haline getirilmelidir.
I. BÖLÜM
1. SİVİL TOPLUM KAVRAMI
Sivil toplum bu günkü ayrıcalıklı konumuna Batı Avrupa’nın geçirdiği sosyal, ekonomik ve siyasal evrim sonucu ulaşmıştır. Bu evrim, Batı için karanlık Orta Çağın aşıldığı, Rönesans ve Reformun yaşandığı, insanların ‘İlerleme’ den bahsettiği, insanları ya da insanlığı aydınlatan bilim adamı-düşünür-filozofların ‘ışıklar’ ın ortaya çıktığı Aydınlanma Çağı’nı da ifade eder. Sivil toplumla tanışma tüm bu sayılanları bir gereklilik olarak yanında taşımakta ve bununla gurur duymaktadır.
Tarihi evrime yakından bakıldığında sivil toplumun başlangıç noktası olarak ticari hayatın ortaya çıktığı Avrupa kentleri gösterilebilir. Kent hayatının gelişmesiyle (dolayısıyla malikâne-lordların zayıflamasıyla) ekonomik ve sosyal evrim birbirine paraleldir. Sosyal statüde, değerlerde değişmeler, yeni bir sınıfın (burjuva) ortaya çıkması, devletin- siyasi otoritenin dışında yargının bağımsızlaşması, bilimsel gelişme sayesinde kültürel hayatı yakından takip eden insan sayısının artması, kitle iletişim araçlarının herkesin ulaşabileceği ölçüde gelişmesi ve bunun sonucu kamuoyu oluşturma gücünün artması, hep ilk ticari kentlerin ortaya çıkıp gelişmesiyle gerçekleşen oluşumlardır. Kamuoyu oluşturma, kamuoyunu etkileme sivil toplumun önemli öğelerinden biridir(Akın ve Erdem, 2004, s. 19–20 ).
Sivil toplum terimi açıklaması ve anlamlandırması zor bir terim olup geçmişten günümüze anlam değişikliklerine uğramış bir kavramdır.
Bazı tanımlamalarda devletten bağımsız örgütlü bir yapılanma, bazılarında devletten bağımsız ve devletin çerçevesini belirlemediği toplumsal etkinlikler olarak tanımlanmaktadır.
Gönüllü, kendi kendini oluşturan, kendi ilke ve kurallarına göre işleyen, devletten özerk, özel alan ile devlet arasında aracı niteliğinde örgütlü sosyal bir yapılanmadır. Kısaca sivil toplum, kamu bilincinin gelişebildiği, demokratik katılıma imkan veren ve iletişime açık bir alandır(Gözübüyük, 2002; s. 8).
Bireylerin devletten ya da kamu gücünden izin almadan, kovuşturmaya uğrama korkusu taşımadan rahatlıkla ilişki geliştirebildikleri, sosyo-kültürel etkinliklerde bulunabildikleri toplumdur (Yonca, 2003; s. 3).
Sivil toplum kavramını, en genel anlamda devlet ve onun en üst yönetsel yasal otoritesi olan siyasal iktidar karşıtı olarak ele almak mümkündür(Yavuz, 2003; s. 6)
John Gray ise; sivil toplumu Batılı çoğulcu demokratik düzenle özdeşleştirmektedir: 1- Bir sivil toplumda birbiriyle bağdaşmayan görüşler barış içinde bir arada olabilirler.
2- Kayıtsız şartsız bir “hukukun üstünlüğü düzeni kurulmuş olmalı; sosyal ve siyasal etkinlikler özerklik içerisinde yapılabilmelidir.
3- Sivil toplumun merkezi kurumu özel mülkiyet olmalıdır(Arslan, 1999; s. 17)
Düşünürlerin devlet tanımında sivil toplumun sadece demokrasi yönetiminde var olması beklenir. Güncel tanımlamalarda devletin yetkilerini veya görevlerini paylaşan sivil toplum ve kuruluşları sadece demokrasi yönetimlerinde işlev kazanabilirler Siyasi, sosyal, ekonomik, bireysel ve toplumsal özgürlüklerin var olduğu güçlü devlet yapılarında sivil toplum ve kuruluşlarının yerinin olmadığı düşünülebilir. İşlevsel bir anlamı olması için devletin devlet olma gerekliliklerini yerine getirmemesi gerekir.
Sivil toplum ve kuruluşlarını daha iyi kavraya bilmek için ilintili olan bazı kavramlara değinmememiz gerekir.
2. SİVİL TOPLUMLA İLİŞKİLİ KAVRAMLAR 2.1. Devlet
Devlet, milletin (veya ulusun) birarada yaşamanın çerçevesini belirleyen idari, adli ve sosyo-ekonomik organizasyonu. Bu devletin en basit teknik tanımıdır(Dönmez, 2004, s. 51).
Kimi yazarlara göre devlet, toplumlar için ortadan kaldırılması gereken en büyük sömürü aracı olarak görülmesine karşın, kimilerine göre, tapılacak derecede yüce ve toplumların kesinlikle vazgeçmeyecekleri örgütlenmedir. Yüzyıllardan beri süren tüm tartışmalara karşın, devlet dediğimiz olgu ne ortadan kaldırılabilmiş, ne de büyük ölçüde değiştirilebilmiştir. Aksine zamanla daha da büyümüş, gelişmiş ve kendini kabul ettirmiştir. Günümüzde devlet, siyasal kuruluşların en genişi, en gelişmişi, en iyi örgütlenmişi ve en kapsayıcı olanıdır. İrili ufaklı bir çok kuruluş ve örgüt onun içinde ve kapsamında bulunur. Bu açıdan devlete kurumların kurumu da denir(Öztekin, 2003, s. 25).
İnsan olarak yaşama hak ve sorumluluğu ile mükellef olan toplulukların birarada yaşamanın kurum ve kurallarını tesbit etmeleri, devletin tam manası ile tesis ve teşkil edilmiş olması anlamına gelmez. Tek tek yüklenilmiş insani sorumlulukların toplamından fazla bir sorumluluk icrası olarak devlet, statik değil dinamik bir toplumsal irade (ictihad) sürecidir ve
kuşkusuz tarihseldir, yani zamanla mukayyettir. Devlet hür insanların irade ve kendilerini ifade ediş biçimidir(Dönmez, 2004, s. 58-59).
Modern toplumlarda devlet giderek yaşamın daha fazla alanında etkili olmamaktadır. Devletle ilgili büyük toplumsal meseleler devletin gerçek işlevi ve örnek bir devletin ne kadar demokratik olduğu üzerine yapılan tartışmaları içermektedir. Burada kullanılan demokratik tanımı oy verme etkinliğinin değil, iktidarı paylaşmanın ve karar almaya fiilen katılmanın bir ölçüsüdür. Toplumumuzda karar alma ve iktidar büyük ölçüde özel sektör kuruluşlarının elindedir, bu nedenle devletin bütün iktidar şeması içinde yalnızca bir parça olduğunu hatırlatmakta fayda var(Kloby, 2005, s. 145).
2.2. Devlet Ve Sivil Toplum
Devletin varlık sebebi, yani ‘hikmet-i vücudu’ bireylerinin yaşam hakkının korunması, mülkiyetin güvence altına alınması ve diğer temel özgürlüklerin korunmasıdır. Devlet, esasen bireylerin kendi aralarında anlaşarak oluşturdukları bir kurumdur. Devletin doğuşunda bir ‘Gönüllü sözleşme’ yatmaktadır. Devlet, toplumu oluşturan bireylerin imzaladıkları bir ‘sözleşme’ ile ortaya çıkmaktadır. (Aktan, 1999, s. 66).
Sivil toplum kavramı çok değişik şekillerde tanımlanmakla birlikte hemen hemen tüm tanımlarda devlete zıt bir şekilde değil devletle yan yana tanımlanmaktadır. Hepsinde ortak olan nokta devletin sivil toplumun sürekliliği için ve sivil toplumun sınırlarının belirlenmesi için gerekli olduğudur. Devlet sivil toplum ilişkisinde, hem devlete bağlı kurumların hem de sivil toplum kuruluşlarının kendi içlerinde taşıdıkları farklılıklar ve heterojen yapılanmalar göz önüne alınırsa, hem devlet ile sivil toplum, hem de bunun bir parçası ve alt kümesi olarak devlet ile sivil toplum kuruluşları arasındaki etkileşim ve ilişkilerin kaotik ve kompleks olduğu sonucuna varmak mümkündür. Gerek devlete bağlı kamu kuruluşlarının gerekse sivil toplum kuruluşlarının misyonları, yapıları, kültürleri, yöneticilerinin ideolojik ve siyasi yönelimleri, yönetim yaklaşım ve yöntemleri ve kişiliklerindeki farklılıklar gibi çok değişik etmenler, devlet ile sivil toplum arasındaki ilişkilerin olası nitelik ve görünümü değişik boyutlarda ve derecelerde etkileyecektir. Flu gerçeklik, devlet ve sivil topluma ait kurumlar arasındaki ilişkilerin aynı toplumda ve aynı dönem içerisinde dahi çok farklı nitelik ve görünümler sergileyebilmesini anlaşılabilir kılmaktadır.
Siyaset bilimi ve düşüncesi literatüründe sivil toplum ile devlet, karşıt ve aynı zamanda birbirini tamamlayan iki farklı alan olarak kabul edilmektedir. Sivil toplumun geliştiği yerde faaliyetleri itibariyle sınırlı, konumu itibariyle tarafsız, hukuksal ve araçsal bir devlet bulunmaktadır. Oysa sivil toplumun sönük kaldığı toplumlarda her tür siyasi, iktisadi ve ideolojik güç, devletin elinde toplanmakta ve devlet toplumsal yaşamın tüm titreşim noktalarına mutlak biçimde hakim olmaktadır. Sivil toplumun gelişmesi devletin kapsamı ve faaliyetleriyle yakından irtibatlıdır. Gelişen bir sivil toplum, devletin elinden bazı faaliyetleri aldığı gibi devleti farklı kesimler arasında araçsal bir kurum olmaya da zorlar(Yonca, 2003, s. 6).
‘Çoğucası bir gemiye benzetilen devlette kral klavuz, halk da kamu yararını gözettiği sürece klavuzun sözünü dinleyen gemi sahipleri durumundadır; kralsız yaşayan pek çok halklar vardır, ama halksız bir kral düşünemeyiz bile. Krallık düzeyine yükseltilenler, başkalarından güzellik yahut yakışıklılık bakımından üstün oldukları için yada onları, tıpkı çobanların sürülerini güttükleri gibi yönetmek bakımından bir doğal üstünlükleri bulunduğundan değil, halkın kalanıyla aynı hamurdan yapılmış olmalarından ötürü erk ve yetkilerini onlardan ödüç aldıklarını açıklayacakları için ortaya çıkartılmıştır. Stephonus junios Brutos
Brutos’un bu güzel sözlerini okuyunca sivil toplum ve devlet arasındaki ilişkilerin çerçevesini ve sınırlarını daha iyi anlıyorum. Bir kere daha tekrar edelim ki, devletin gücünün kaynağı halktır, yani sivil toplumdur. Sivil toplum olmadan devlet olmaz. Devlet güç ve yetkilerini Brutos’un deyimiyle halktan ‘ödünç’ almıştır. Halktan ödünç alınan güç ve yetkilerin yine Brutos’un ifadesiyle halk yararına kullanılması gerekir(Aktan, 1999, s. 67).
Devlet-sivil toplum ilişkisi, despotizme kayma tehlikesi olan devlet karşısında, çoğulcu ve kendi kendini örgütleyebilen, devletten bağımsız, demokrasinin vazgeçilmez bir koşulu olan sivil toplum ile ilişkisi ve demokratik devleti yerleştirme çabaları çerçevesinde kavranır. Gerçekten, güçlü bir sivil toplum, devlet gücünü elinde bulunduran yöneticilerin iradelerini sınırlandırmakta ve bunların birer Tirana dönüşmesinde önemli bir engel teşkil etmektedir. Öyleki bu ihtimalin olabilirliği, 18. ve 19. yüzyılda başta Montesquieu ve Tocqueville olmak üzere bazı liberal filozoflar tarafından ileri sürülmüştür. Bu filozoflar merkezi iktidarın siyasi gücü kötüye kullanma ihtimaline dikkat çekmiş ve buna karşı güvence arayışı içinde olmuşlardır. Bu arayış içinde sivil toplum, modern siyasi yapının tepesinde yoğunlaşan gücün kötüye kullanılması ihtimaline karşı bir savunma hattı olarak görülmeye başlanmıştır. Sivil toplum bugün de otoriter ve totaliter rejimlere karşı bir duvar veya mani yahut bu tür rejimlerden
demokrasiye geçişi kolaylaştıran bir unsur olarak düşünülmektedir. Sivil toplumun gelişmesiyle devlet ulaşılmaz, sorgulanmaz, sorgulanabilen, gerektiğinde yanıldığı siviller tarafından ortaya konabilen bir teknik örgüt ve hizmet içi birim haline gelir. Tocqueville’ye göre, despotizmi engelleyici siyasal mekanizmaların, devlet kurumlarının dışında kalan sivil örgütlerce gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, sivil toplum kuruluşları bireyleri devlet karşısında atomize olmaktan kurtarır, bireylerle devlet arasında ara yapılar teşkil ederek, hem siyasi taleplerin, isteklerin ve özelliklerin siyasi yapıya taşınmasında yardımcı olur, hem de bireyleri devlet karşısında korumaya yardımcı olur. Kısaca aktif bir sivil toplum demokratik olmayan rejimlerin meşruiyetlerini arındıran en önemli araçlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır(Kaya, 2002, s. 56–57).
İnsanların inançları ve girişimleri ne olursa olsun, karşılıklı barış içinde olacakları ve araçların yetersizliğinin önlenebileceği sivil kurumların çerçevesini çizer. Yani iç barış özel mülkiyet kurumlarını ve sözleşmeye dayalı özgürlüğü kapsar, bir hukuk yönetimini öngörür ve sivil toplum üyelerinin ortak amaçlar çerçevesinde sınırlanmalarını değil özgürlüklerini kendi amaçları adına kullanmalarını gerektirir. Sivil toplum üyelerinin özgürlükleri iç barışın gereklilikleriyle sınırlandığından ve barışın sağlanmadığı durumda hepten ortadan kalkacaklarından, Hobbes’un düşündüğü gibi, mutlak yada vazgeçilmez haklar değildirler. Başka bir deyişle, bir sivil toplumdaki vatandaşların özgürlükleri devlet otoritesi üzerinde öngörülen kısıtlamalar değildir. Bu özgürlükler ancak mutlak otoritenin tanınmasıyla varlığını koruyabilecek sivil toplum ruhuyla ifade edilir. (Gray, 2004, s. 15)
Hobbes’çu kuramdan çıkartacağımız ders, modern devletin çok yüksek hedefleri olması ve fazla büyümesi nedeniyle güçsüzleşmesidir. Daha kötüsü, modern devlet, bizi, evrensel yırtıcılık ortamından yada herkesin herkese karşı savaştığı koşullardan sivil toplumun barış ortamına taşımaya ilişkin görevini başaramamıştır(Gray, 2004, s. 14).
Sivil toplum devlet ilişkisi bir karşıtlık mıdır yoksa bir işbirliği midir? Bu soruya kolayca cevap vermek zordur. Hele bunlardan birini ön plana çıkarıp, karşıtlık ya da iş birliği demek daha da zordur. Çünkü tartışmalar bu iki saptamanın da aynı zamanda sivil toplum – devlet ilişkisinde belirleyici olabileceğini bize anlatmaktadır(Güneş, 2003, s. 122).
Sivil toplum dar anlamda devletin yani siyasal toplumun alanını daraltacak bir alternatif gibi sunulmuştur. Türkiye`deki durum aslında sivil toplumun durağan büyümesi ile siyasal
toplumun git gide çürümesinin bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Başka bir deyişle, sivil toplumun büyümesi siyasal toplumun gerilemesiyle birleşmiştir(Tüzen, 2003, s. 17).
Sivil toplum ve devlet arasındaki ilişkilerde unuttuğumuz ana ilke büyük özgürlük bildirgelerinden biri olan Virginia İnsan hakları bildirgesinin 2. maddesinde yazılıdır. Tüm Güç Halkta toplanır ve halktan Gelir. Oysa günümüzde geçerli olan ve uygulanan ilke ise şudur. ‘Tüm Güç Liderlerde ve Hükümetlerde Toplanır ve Halktan Gelir(Aktan, 1999, s. 69).
Devlet sivil toplum ilişkisindeki en önemli nokta, devletin örgütlenme şeklinin, sivil toplumun yapısını belirlemesidir. Bu bağlamda demokratikleşme açısından, edilgen dışlayıcı devlet, aktif bir sivil toplum için anahtar görevini yüklenir. Bunun tam tersi, içselleştirici, güçlü devlet anlayışı ise, toplumun içindeki toplulukları veya küçük kamusalcıkları güderek ve tek bir potada eriterek sivil toplumun oluşmasını engelleyebilir(Dönmez, 2000, s. 20).
Devlet iktidarı sivil toplum lehine sınırlandırılmalıdır, çünkü bütün bireylerde, topluma dönük bir doğal eğilim vardır: Devletlerin oluşumundan önce de var olan bu doğal toplumsallık, bireylere, sadece karşılıklı öz çıkar ve paylaşılan bir karşılıklı yardım duygusu temeli üzerine inşa edilen barışçı ve mutlu rekabet ve dayanışma ilişkilerini kurma olanağını vermektedir. Devlet gerekli bir kötülük, sivil toplum ise niteliği belirlenmiş bir iyilik sayılmıştır. Meşru devlet, toplumun ortak çıkarı için iktidarın temsilcilere devredilmesinden başka bir şey değildir. Sivil toplum ne kadar mükemmelse kendi işlerini de o ölçüde kendisi düzenlemekte ve yönetime, o ölçüde az fırsat bırakmaktadır(Keane, s. 60).
Yönetenler yönetilenlere karşı en üstün biçimde işleyen bir yaptırım sistemini devlet aygıtıyla gerçekleştirebilmektedirler. Devlet yönetilenlerin itaatsizliğine karşı etkin bir biçimde işleyen bir örgütlenme biçimidir. Nitekim Max Weber devletle ilgili olarak yapmış olduğu ünlenmiş tanımında bir siyasal kurum olarak devletin başlıca özelliğinin şiddeti bir araç olarak kullanma yetkisine sahip olan bir örgütlenme olduğunu vurgulamaktadır. Weber’e göre devlet toplumun üzerinde hakimiyet kuran siyasal bir örgütlenmedir. (Vergin, 2003, s. 24)
Şu ana kadar devlet-sivil toplum arasındaki ilişkinin tam olarak tanımı yapılamamakla birlikte sivil toplumun devleti tamamlayıcı bir unsur olduğu söylenebilir. Görünüşte devlet karşıtı söylemi litarütüre girse de asıl karşıtlığın hükümet karşıtlığı olduğu söylenebilir. 28 Şubat sürecinde sivil toplum kuruluşlarının takındığı tavır bu düşünceyi destekler mahiyettedir.
2.3. Demokrasi
En genel anlamda demokrasi, halkın halk tarafından, halk için yönetimidir. Demokrasinin tanımı konusunda ideal bir kavram yoktur. Demokrasi kavramı kültürden kültüre farklı bir çerçeve de tanımlandığı için bir kavram kargaşası devam etmektedir. Kişiler veya toplumlar bir idealin ölçüsü olarak düşündükleri demokrasiyi kendilerine göre belli değer yargıları, tercihler ve istekler çerçevesinde yorumlamaktadırlar (Gözübüyük, 2002; s. 8).
Demokrasi halkın kendi seçtikleri yöneticiler aracılığıyla kendi kendini yönetmesi olgusudur. Ancak burada unutulmaması gereken önemli bir nokta; halkın seçimden seçime kendisini yönetecekleri seçtikten sonra yönetime seyirci kalması, yönetim devlet ve toplum sorunlarına hiç karışmaması demokrasi değildir. Bu olsa olsa bir grubun belirli süreler içinde olsa mutlak egemenliği, bir başka söyleyişle, oligarşik bir yönetim modelidir. Gerçek demokrasi, halkın egemenliğinin, yani söz hakkının sürekli olduğu bir yönetim modelidir. O da halkın kendisini yönetecekleri (temsilcilerini) seçtikten sonra da gerek kendi, gerekse toplumsal sorunlarda doğrudan yada dolaylı olarak örgütleri aracılığıyla yönetenlerin kararlarına katılarak, onları etkileyerek, yönetimi sürekli denetleyebilmesiyle olabilir(Öztekin, 2003, s. 61 ).
Demokrasi kavramına içeriksel olarak üç farklı yaklaşım söz konusudur.; a)muhalif,
b)gerçekçi
c)mükemmeliyetçi yaklaşım
Demokrasi, muhalif bir içerikle kullanıldığında ,ne olmaması gerektiğini;
Gerçekçi yaklaşımda neyin olduğunu yani kurumlar, işlevler ve süreçler olarak demokrasiyi; Ütopik yaklaşımda ise mükemmel toplumun nasıl olması gerektiğini yani bir değerler bütünü olarak demokrasiyi anlatır.(tosun,agk,s:98)
Demokrasi, Diane Ravitch’in yazdığına göre bir süreç, bir birlikte yaşama ve iş yapma biçimidir(Tdv, 2005; s. 26).
Demokrasi eşitlik ilkesine dayanır. Yasa, yoksullara zenginlere oranla bir üstünlük sağlamaz, Sınıflardan biri diğerine egemen olmayacak, ikiside aynı ağırlıkta olacaktır(Göze, 1995, s. 45).
2.4. Demokrasi Ve Sivil Toplum
Demokrasi, günümüz de hemen herkesin benimsediği evrensel bir ilke ve genellikle olumlu değer atfedilmiş bir kavram olmasına karşın, tek ve değişmez bir anlamı ve şekli yoktur. Demokrasi kavramına içeriksel olarak üç farklı yaklaşım söz konusudur; muhalif, gerçekçi ve mükemmeliyetçi yaklaşım. Demokrasi, muhalif bir içerikte kullanıldığında, ne olmaması gerektiğini; gerçekçi yaklaşımda neyin olduğunu yani kurumlar, işlevler ve süreçler olarak demokrasiyi; ütopik yaklaşımda ise mükemmel toplumun nasıl olması gerektiğini yani bir değerler bütünü olarak demokrasiyi anlatır(Yonca, 2003, s. 6–7–10).
Demokratik rejimlerde devlet her grubun manevra alanına girebilecek tarzda esnek nötral bir yapıya sahiptir. Demokrasiye rağmen meşruiyetini bir ideolojiye dayandıran toplumlarda demokrasinin hiçbir garantisi ve teminatı söz konusu değildir. Cumhuriyetlerin ikinci bir özelliği de “toplumsal homojenliği ön plana çıkarmaktır(Çaha, 1999, s. 28).
Sivil toplum kuruluşları olmadan, Sivil Toplum; sivil toplumsuz demokrasi ve demokrasisiz yönetim ve yönetimsiz toplum düşünülememektedir(Yıldırım, 2004, s. 283).
Birleştirici demokrasi kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde sivil toplum içindeki birlikleri (STK’ları) ve toplumsal grupları birer ortak (partner) olarak kabul etmektedir. Kendi üyelerine karşı sorumlu olan, gönüllülük temelinde örgütlenmiş, kendi kendini yöneten STK’ların çoğulculuğunun devletin yerine getirdiği bazı hizmetlerin yerelleşmesini sağlayabileceği savunulur (Cohen & Rogers, 1992; Hirst, 1994). Bu açıdan birleştiricilik, toplumsal, siyasal ve ekonomik iktidarın, merkezi ddevletten alarak –sivil toplum içindeki- daha küçük gönüllü gruplar arasında dağıtımını içeren bir doktrin olarak betimlenir (Stears, 1999: 570). Her ne kadar arka planda refah devleti ve liberal sistem eleştirisi bulunsada STK’lar birincil yönetişim yapıları olarak birleştirici kuramın merkezini oluşturur. (Edisyon, 2005, s. 28)
2.5. Siyaset ve Sivil Toplum Kuruluşları
Siyaseti, en yalın hali ile toplumsal taleplerin karar süreçleri ile kesişme süreci sonunda kamusallaşması olarak okunabilir. Bu açıdan siyaset devlet-toplum arasında sürekli bir mücadele alanının adıdır. Ancak ulus-devlet kurgusunun son kertede otoriter zihniyetten neşet ettikleri göz önüne alındığında, bu mücadele de toplumsal talepler ile devletin tercihlerinin mücadelesi farklı coğrafyalarda farklı özellikler gösterse de, genel bir değerlendirme ile devletin tercihlerinin daha önde olduğu yönünde bir değerlendirme çok yanlış olmayacaktır.
Devlet-toplum arasında var olan bu ilişki, yani siyaset, kamusal alanda cereyan etmekte ve bütün tartışma bu alanın daraltılıp-genişletilmesi üzerinden yürütülmektedir. Bu ilişkide devletin ağır bastığı toplumlarda, siyasetin alanı yani kamusal alan devlet alanı olarak kabul edilmekte ve burada devletin normları geçerli olmaktadır. Oysa devlet-toplum ilişkisinin göreli olarak denge üzerine oturduğu toplumlarda kamusal alanın sınırları sürekli bir mücadele konusu olmakta ve bu mücadele demokrat bir damara oturmaktadır. Bu mücadele kamusal alanda toplumsal meşruiyetin sürekli yenilendiği ve üretildiği bir devlet-toplum ilişkisi yaratmaktadır.
Türkiye’de bu ilişki daha ziyade kamusal alanın, devletin hareket alanı olarak devlet tarafından tanımlanması süreci olarak yürütülmektedir. Bu kamusal alanda toplumsal temsil işlevi görmesi gereken siyasi partiler ise devletin tanımladığı kültürel kimliğin savunulması ile hayat bulabilmektedirler. İstisnalar dışında STK’ların kaderi de siyasi partilerden farklı olmamıştır. Devletin rant yaratma ve bunu dağıtma gücü siyasi partileri olduğu gibi STK’ları da kontrol etme ve yönlendirmede önemli bir güç olmuştur.(Aksoy, Murat, 2006,)
3. TÜRKİYE’DE SİVİL TOPLUM
Ülkemizde sivil toplum kavramı da batıdan alınan birçok kavramın başına gelen akıbetten kurtulamamıştır. Ait olduğu batı dünyasında tarihi süreç ve şartlar içinde farklı anlamlar yüklenmiş olan bu kavram, ülkemizde sıra dışı bir anlam kaymasıyla genellikle ve belki de sadece “askeri toplum” ve “militarizm” karşıtı olarak kullanılmıştır. Sivil toplumun ortaya çıkışı ve tarihsel süreç içerisinde geçirdiği aşamalar göz önüne alındığında, Türkiye’de Batı’da ki anlamıyla özde bir sivil toplumun var olup olmadığı tartışma konusudur. Ancak, kendi tarihsel sürecimiz içerisinde kendi kültürümüzle ile özde bir sivil toplumun hiç çıkmadığını söylemek yanlış olacaktır. Keza, bu konuda yapılan araştırmalar, gerek Osmanlı döneminde gerek Cumhuriyetin ilk yıllarında kendi kültürümüzde özde bir sivil toplumun varlığını ortaya
koymaktadır. Dünya Bankası’nın “Türkiye’de STK’lar” konusunda hazırladığı rapor da (1997) bunu doğrulamaktadır. Rapor’a göre; Türkiye’de sivil toplum gönüllülük kavramı ile birlikte gelişmiş olup bu Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş yıllarına kadar uzanan ve neredeyse 700 yılı kapsayan bir süreçtir. Rapor ayrıca, Türkiye’de bugünkü eğitim ve sağlıktan sorumlu devlet kuruluşlarının temellerinin, Osmanlı döneminde kurulan vakıflara dek uzandığını belirtir. Fakat tüm dünya da olduğu gibi Türkiye’de de sivil toplum kavramının popüler olması 1980 sonrası döneme rastlar(Kaya, 2002, s. 73).
10–15 yıllık bir periyotta sorun çözücü anahtar kavramın devletten ve devletçilikten, sivil toplum ve demokrasiye kaymasıdır. Hatta bu durumu biraz daha karakteristik hale getiren, demokrasiye ve sivil meslek odaları ve kooperatifler gibi sivil toplum unsurları arasında işbirliğini yasaklayan Anayasa maddelerinin 1995 yılında kaldırılması olmuştur. 1990’lı yılların sonunda hız kazanan Avrupa Birliği’ne giriş sürecinde hazırlanan Ulusal Program ile Kopenhag Siyasi Kriterlerine uyum sağlamak amacıyla atılan adımlarda özellikle sivil toplum kuruluşları ile ilgili hususları düzenleyen yasalarda kamuoyunda Uyum Yasaları olarak adlandırılan bir dizi düzenleme yapılmıştır(Yonca, 2003, s. 81).
Türkiye toplumunu batıdan farklılaştıran temel etmenin sivil toplumun oluşmamış olması tezidir. Bunlara göre Batı toplumlarında devlet denetiminden uzak, bireysel becerilerle oluşan ve sivil toplum olarak adlandırılan tarihsel bir oluşum varken, Türkiye’de dahil olmak üzere doğu toplumlarında devletten bağımsız bir alan yani piyasanın belirlediği özerk bir oluşum yoktur(Yonca, 2003, s. 81).
1980 ve 1990 sonrası dünyada çevresel felaketlerin yaşanması, çevresel sorunların tüm dünyada konuşulan entelektüel bir konu haline gelmesi Türkiye’yi de derinden etkilemiş ve çevre ile ilgili dünyadaki örneklerine benzer sivil toplum kuruluşlarının kurulmasına yol açmıştır. Türkiye siyasi haritasına baktığımızda ekonomik açıdan gelişen veya kent yaşamında iş fırsatlarından yararlanarak maddi bağımsızlığını elde etmek isteyen kırsal hayatı yaşayan halkın 90’lı yıllarla birlikte kentlere akın etmeleri aslında sivil toplum hayatına yeni bazı tanımlar getirmiştir. Mutaassıp ve muhafazakâr olan kırsal kesim halkı kent yaşamında ilk olarak yardımı hemşerisi veya dini cemaatlerden alıyor ve bir anlamda yeni başladığı hayatta yardımcı olan hemşeri ve dini gruplara borçlu kalıyor. Vicdanını rahatlatmanın en güzel yolu ise bu grupların etkinliklerine katılmak ve bunlardan bağını koparmadan yeni kent hayatına atılacaklarına
yardımcı olmak oluyor. Dini cemaat, mezhep birliklerinin veya hemşeri derneklerinin sayısının bu tarihlerde arttığını söyleyebiliriz.
Dünyada ve Türkiye’de meydana gelen siyasi, sosyal, ekonomik olaylar sivil toplum kuruluşlarının temellerinin atılmasına sebep olmuştur. 1980 sonrası Türkiye de ki demokratik hayatın düzene girmesi, ifade özgürlüğü, yaşanan ekonomik krizler, doğal afetler, komşu ve akraba ülkelerde yaşanan savaşlar, siyasi krizler sivil toplum kuruluşlarının kuruluş sebebi olmuştur. Özellikle son dönemlerde, sivil topluma yeni bir görünüm kazandıran olgulardan bir tanesi de örgütsüz sivil inisiyatif ve girişimlerin yaygınlaşması eğilimidir. Bunların mahalle düzeyinden başlayıp ülke çapına kadar yayılan bir düzlemde olduğu görülür ve çok çeşitli söylem ve kampanyalarla ortaya çıkmaktadır. Trafik kazalarından çevre sorunlarına, yolsuzluktan kadın sorunlarına, savaş karşıtlığından insan haklarına kadar birçok konuyu gündeme taşımayı başarmışlardır(Bayraktar, 2002, s. 179–180)
1980 sonrası Türkiye’sinde sivil toplum düzeyinde ki gelişmelerin işlevse1 sonuçlarına bakıldığında ise şu dört sonuç ortaya çıkmaktadır;
• Sivil Toplum unsurları Türk devletinin türdeş, tek tipleştirici politikasını farklılaştırma yönünde bir işlev görmüştür.
• Türkiye’de devletin kadiri mutlak görüntüsüne son verme noktasında önemli bir işlev görmüştür.
• Devletin, sosyal, siyasal ve iktisadi yaşam içinde oluşturduğu tekelleşmeci özelliğini esnetmede ve serbest rekabete dayalı bir toplumsal ve iktisadi yasamın oluşturmasında ön ayak olmuşlardır. • Merkeziyetçi yapılanmayı adem-i merkeziyetçi bir yapıya doğru çevirmede önemli rol oynamışlardır(Yonca, 2003, s. 81–82).
Türkiye’deki sivil toplum ve kuruluşları adına gerçekleşen en büyük demokratikleşme hareketi, sivil toplum kuruluşlarının kuruluş ve faaliyetlerinin yürütülmesinde polisten izin alma ve polis denetiminden ayrılmasıdır. 2004 yılında ilgili kanunda yapılan değişikliklerle İçişleri Bakanlığı bünyesinde daire başkanlığı düzeyinde olmak üzere, Valiliklerde İl dernekler Müdürlüğü kurulmuş ve Emniyet Müdürlüğü bünyelerinde dernekler masası kaldırılmıştır. Dernekler ve diğer sivil toplum kuruluşlarının muhatap olduğu yer, konusunda uzman sivil devlet görevlileridir. Polisin devreye girdiği tek nokta yapılan faaliyetin asayiş, kamu güvenliği ve düzeni açısından sakıncasının olup olmadığı konusunda görüş bildirmektir. Buda devletin kanunlarının işlemesi bakımından zorunlu bir müdahale olduğudur. Ancak burada ortaya bir
sorun çıkmaktadır. Sivil toplum ve kuruluşlarının önünü açmak, demokratik hayata müdahil olmalarını sağlamak bir gereklilik olsa da amaç dışı faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının (kumar oynatan dernekler, ruhsatsız içki sevisi yapan dernek ve lokalleri, dernek, vakıf ve kooperatif gibi) denetiminde zafiyet yaşanmaktadır. Sivil toplum kuruluşlarını devlete karşı örgütlenme amacıyla araç olarak kullanan siyaset yapan, üyelerine devlet karşıtı eğitim vermek için mekan olarak kullanan, terör ve illegal grupların legal uzantıları şeklinde faaliyet gösteren kişi ya da grupların denetimleri yapılamamaktadır. Dernekler kanununun kolluk kuvvetlerini denetimlerden uzaklaştırması demokratikleşme hareketi olsa da sivil denetimin iyi yapılamaması, müeyyideler getirilmediği durumda uzun zaman zarfında kamu düzeni, kamu ahlakı açısından derin yaralar açacağı muhakkaktır.
4. GENEL OLARAK ÖRGÜT KAVRAMI
Örgütler insanların gereksinimleri karşısında ortaya çıkan yapılardır. Yeryüzündeki ilk örgütler, insanların bir takım gereksinimlerini, karşılamak amacıyla verdiği uğraşlar sırasında, bu ihtiyacını başka birinin ya da birilerinin yardımı olmaksızın karşılayamayacağını anlamasıyla ortaya çıkmıştır(Arslan, 2006, s. 143).
Örgütler amaçlarına, insanlar tarafından gerçekleştirilen faaliyetlerle ulaşır. Örgütsel etkinliğin ön koşulu insan gücüdür. Bu nedenle örgütler insanların varlığı ile bir anlam taşırlar. Örgütler bireylerin sınırlı fakat farklı yeteneklerinden yararlanırlar. Örgütler bireysel yetenekleri artıran ve bireysel amaçları gerçekleştiren bir araçtır(Azmaz, 2006, s. 16).
Örgüt, insanoğlunun yer ve zamana göre oluşturduğu tinsel birleştirici düşünceye, amaca, plana ve kontrole uygun, kendi yapısı içinde uyumlu, esnek ve güvenle organlara bölünen ve bütün bu organları aynı türden özünde kapsayan bir bütündür.
Öyle bir bütün ki, amacı, yetinilebilen en az zaman, güç ve araçlarla olabilen en büyük yararları edinmek ve istenen ereğe bu yolda ulaşmaktır.
Dış görünüş açısından bakılırsa, o, bir iş bölümü, bir birlik, toplumsal bir oluşum, bir düzen, bir donatım, bir kuruluş, bir kurum ve bunlara benzer bütünler olarak görülür(Yazıcı, 1978, s. 4).
“Çağımız toplumu bir örgütler toplumudur ve çağdaş örgütler giderek artan bir şekilde çeşitli araçlar aracılığıyla bireysel davranışları etkilemektedir”. Toplumumuz insanı büyük bir olasılıkla gözlerini dünyaya bir örgüt (hastane) içinde açmakta, eğitimini örgütlerde tamamlamakta ve büyük bir çoğunluğu yaşamının önemli bir bölümünü örgütlerde çalışarak
geçirmektedir. İnsanların çalışma yaşamı dışında boş zamanlarının büyük bir kısmını yine örgütlerde geçirdikleri göz önüne alınacak olursa, örgütlerin insan yaşamının ayrılmaz bir parçası olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. Zamanının çoğunu örgütlerde geçirmenin yanında, insanoğlu gerek örgüt içi gerek örgüt dışı yaşamını düzenleyen ve çeşitli örgütlerin ürünü olan kurallar ile karşı karşıyadır.
Hayatın her alanında faaliyet gösteren ve önceleri toplumun gereksiniminden doğan örgütler, günümüz çağdaş toplumunun vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiştir. Çağdaş toplumun örgütler olmaksızın varlığını sürdürebilmesi, neredeyse imkânsız olarak görülmektedir. Toplumsal ve kişisel ihtiyaçların karşılanması, sürekli gelişmekte olan teknolojiyi kullanarak, geniş ölçekli mal ve hizmet üretimini gerektirmektedir. Bunun başarılması için bireylerin örgütlenmesi, amaçlar doğrultusunda örgütler kurulması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Örgütlerin temel işgücü kaynağı insanlardır. Bir birey olarak insan, örgütlerde bireysel amaçlarına ulaşabilmek için yer almış ancak örgütte kalmasının örgütün başarılı olmasıyla ve amaçlarına ulaşmasıyla mümkün olacağı belirtilmiştir(Yüksel, Tezi, 2004, s. 1).
Ortak bir çabayı gerektiren bir amacın gerçekleştirilmesinde, birden fazla bireyin güç ve eylemlerini birleştirmesi zorunludur(Aydın, 1991, s. 13).
İnsanlar toplum ve devlet karşısında, fert olarak yalnızdır ve güçsüzdür. Bu yalnızlığı ve zayıflığı amaçlarına ulaşma yolunda yenmek için bir araya gelirler. Paylaşılan yalnızlık ve zayıflık azalırken güç ortaya çıkar. Meydana gelen güç ve amaç belli hedefler doğrultusunda kişiler arasında paylaşılır. Bu paylaşım ve birliktelik bir kurumu oluşturur.
5. SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI
Modern toplumlarda belirli amaçları gerçekleştirmek veya belirli konularda kamuoyunu aydınlatmak veya yönlendirmek için çalışan ve gönüllülük esasıyla hareket eden kuruluşlara Sivil Toplum Kuruluşları (STK) denilmektedir(Arslan, 1999, s. 92)
Bireylerin, grupların ya da çeşitli kurumların bazen birbirleriyle uzlaşan, bazen çelişen; inanç, kanaat, çıkar ve yaşayış tarzlarını koruyarak, birlikte var oldukları toplumsal ortamlardır. Kısaca, bireyleri aktif kılan, onları ortak amaçlar etrafında birleştirerek kapasitelerini kullanmasını mümkün kılan örgütlü yapılardır(Gözübüyük, 2002, s. 8).
Sivil toplum örgütleri, ortak amaç gerçekleştirmeye yönelik farklı çözüm yolları öneren bireyleri bir araya getirerek, çoğulculuk kültürünün yerleşmesine, toplumsal yapının çoğulcu bir
nitelik kazanmasına çok önemli katkılar yapmaktadırlar. Diğer yandan, devletin uygulamalarından ortaya çıkan olumsuzlukların ve pazar ekonomisi içerisinde rekabet eden firmaların neden oldukları sorunların önlenmesinde sivil toplum örgütleri tampon rolü oynamakta, olumsuz uygulamaların etkilerini azaltmaya çalışmaktadırlar. Uygulamaya konulan ve toplumda tepkiyle karşılanan bazı politikalar, sivil toplum örgütlerinin çalışmaları sonucu uygulamadan kaldırılmaktadır. Buna karşılık sivil toplum örgütlerince benimsenen uygulamalar, toplumun genelinde de daha çabuk benimsenip kabul görmektedir. Sivil toplum örgütlerinin oynadıkları bir diğer önemli rol ise; “bireylerin aktif katılımlarını sağlamak suretiyle, piyasadaki metalaşmaya ve egemen piyasa değerlerine karşı” (Erözden, 1998: 14) oynadıkları dengeleyici roldür. Bu role bağlı olarak, serbest piyasada tekel oluşturarak bireylerin haklarını ihlal eden sektörlere karşı bireylerin haklarını korumaktadırlar (Çaha, 2000, s. 67).
Sivil toplum örgütleri, demokrasinin yerleşip işlerlik kazanması sürecinde eğitim, çevre, adalet hizmetlerine erişim, sosyal refah ve istihdam konularında devlete alternatif projeler üretebilmekte ve kaynak bularak bu projeleri uygulamaktadırlar. Böylece topluma sağladıkları katkının yanı sıra kendilerine de çalışabilecekleri uygun bir yasal zemin yaratmaktadırlar.
Demokrasiye geçiş sürecinde sivil toplum örgütlerinin karşılaştıkları önemli bir sorun; yasal çerçevenin belirlenmesi sorunudur. Bu çerçevede, demokratik sistemlere özgü katılım, tanıma, tanıtma haklarıyla birlikte, sivil toplum örgütlerinin mali kaynaklarını nasıl elde edebilecekleri, hukuki ve mali denetimlerinin nasıl sağlanacağının da tespit edilmesi gerekmektedir. Çünkü sivil toplum örgütleri ekseninde yürütülen çalışmaların bir boyutunu da bu örgütlerin mali kaynak arayışları sırasında başvurdukları yöntemler oluşturmaktadır. Mali kaynak sıkıntısı nedeniyle zaman zaman ana hedefle ters düşecek yöntemlere yönelinmektedir. (Emrealp, 1998,43).Bu tür yönelmeler, sivil toplumun güçlü bir şekilde oluşmadığı, yasal ve normatif yapının netleşmediği toplumlarda kendisine yönelik meşruiyet tartışmalarını gündeme getirmektedir. Bu tartışmaların aşıldığı toplumlar da ise sivil topum örgütleri daha geniş çapta bir kabul görmekte ve böylece kamuoyu oluşturabilecek, baskı yapacak güç elde etmektedirler. Toplumdan aldıkları bu güç sayesinde bireysel talepleri, beklentileri, eleştirileri ve beğenileri farklı ortamlarda dile getirerek, bunların özel ve kamu örgütlerinin politika ve uygulamalarına yansımasını sağlayarak düzenleyici bir rol oynamaktadırlar (Biber, 2002, s. 130–131).
Bilimsel çalışmalarda sivil toplum kuruluşlarını kar amacı gütmediği, hükümetten bağımsız olması ve vatandaşın yararına çalışması nedeniyle siyasi hayatta ayrı bir sınıfa
sokulmakta ve tanımlanmaktadır. Sivil toplumu güçlü ve örgütlenmesi tamamlanmış ülkelerde bu tanımlamalar yerine oturmuştur.
Üçüncü sektör; Kamu sektörü (birinci sektör) ve kar amaçlı özel sektör (ikinci sektör) yanında vatandaşın kar amacı gütmeksizin gönüllü olarak kamu görevlerine katılımını sağlar. Birinci sektör iktidar merkezli, ikinci sektör kar merkezli iki ayrı süreçtir. Üçüncü sektör ise vatandaş amaçlıdır. Diğer iki sektörün egemenliğine karşı aynı zamanda insan hak ve özgürlüklerini ve kamu yararını korumak için vatandaşları ulusal düzeyde vakıflar ve dernekler ile evrensel düzeyde uluslararası hükümet dışı kuruluşlar üçüncü sektörü oluşturmaktadır(Kars, 2002, s: 17).
Avrupa sivil toplum geleneğini sonradan kazanmış bir medeniyete sahip olması nedeniyle sivil toplum kuruluşları açısından incelenmeye değer bir kıtadır.
6. SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI FAALİYETLERİ
Batı toplumunda sivil toplum:
a.STÖ içerisinde en geniş yapılanmaya sahip olanlar insani yardım ve bağışlarla ilgili
faaliyetleri yürütenlerdir.
b.Bunların dışında kalan STÖ’nin ise azınlıklar arasında insan kaynaklarının gelişiminde
çok katkıları vardır. Bunu da Yerel ölçekli hizmetler vererek, Toplu organizasyonlara yardım ederek Eğitim faaliyetlerine katkıda bulunarak,
Toplumda itibar kazanmak gibi maddi olmayan menfaatler için çalışarak, yaparlar.
c.STÖ üyelerinin çoğu özellikle; Yetişkinlerin eğitimi, Gelir sağlama, Tasarruf ve borç
verme derneklerini organize etme, Koruyucu hekimlik hizmetleri, Küçük ölçekli tarımsal üretim konularında toplum önünde iyi birer hatiptirler.
d. STÖ hükümetle işbirliği içinde çalışabilirler. STÖ toplumun her tabakasında neşet
TÜRLER: Toplum Ölçeği Organize Türleri Yerel Kiliseler Kültürel cemiyetler Çiftçi klüpleri Dil dernekleri Tasarruf dernekleri Kadın dernekleri
Ulusal Yetişkin eğitim dernekleri
Kiliseler
İskan(ev) dernekleri Dil dernekleri Profesyonel gruplar Kırsal gelişim dernekleri
Nakil ve değişim organizasyonları
Uluslar arası Gelişim ve yardım organizasyonları(CAFOD,OXFAM,Red
Cross,Save the Children,and World Vision) Dernek federasyonları
Dil dernekleri
Nakil ve değişim organizasyonları
(Www.Sil.Org, 1999).
Batıda sivil toplum, devletle arasındaki sınırlarını çizmiş, siyasal kültür içerisinde kendine bilinçli ve örgütlü bir faaliyet alanı yaratabilmiş olması bağlamında tarif edilmiştir(Tüzen, 2003, s. 17).
Avrupa sivil toplum kuruluşları anlayışına baktığımızda kuruluşlarını tamamlamış, devletten bağımsız, devletin uzanamadığı veya eksik kalan yerleri doldurdukları, maddi konuların yanında manevi konuları da kapsayan, halkın toplumsal gelişimini sağlayan konularda organize oldukları ve faaliyet içinde oldukları görülmektedir.
7. GÜNÜMÜZ SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ NİTELİKLERİ
Gerek dünyada gerek Türkiye’de sivil toplum kuruluşları alanında oluşum biçimleri, sundukları hizmetler, kapasiteleri, süreklilik dereceleri, faaliyetlerinin mekânsal yayılımı vb. bakımından büyük bir çeşitlilik bulunmaktadır. Bu çeşitlilik söz konusu alanın doğası gereğidir. Kuşkusuz bu çeşitlilik içindeki kuruluşlar, zaman içinde yeni biçimlere geçmeye açık olacaklardır. STK’ların bu zengin çeşitliliğine karşın bazı ortak özellikleri bulunmaktadır.
Sivil toplum kuruluşlarını ayırt eden özelliklerden birincisi, gönüllülük ve özel alandan fedakârlık yapılmasına dayandırılmalarıdır. Bu nitelik sivil toplum kuruluşlarından bireysel düzeyde olan beklentilerle yakından ilişkilidir.
Sivil toplum kuruluşları içinde yer almaya kimse zorlanamaz. Sivil toplum kuruluşlarının ikinci önemli niteliği, nihai amaçlarının topluma bir şey sunmak, toplumsal iyiye katkıda bulunmak olmasıdır. Bu amaç içinde, hiçbir biçimde başkaları üzerinde bir iktidar oluşturma arayışının bulunmamasıdır. Sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri içinde hiçbir dayatma bulunamaz. Bir iktidar talebi olmadığı için bu alan içinde çatışmaya neden kalmaması gerekir. Üçüncü önemli nitelik, sivil toplum kuruluşları alanında yatay ilişkilerin ön plana çıkması ve hiyerarşik ilişkilerin yadsınmasıdır. Bu özellik sivil toplum kuruluşlarından beklenen demokrasinin güçlendirilmesi işleviyle yakından ilişkilidir. Bir sivil toplum kuruluşundan beklenen, toplumdaki diğer gruplarla eşit olarak ilişki kurmak ve ortaklıklar oluşturmaktır. Bir sivil toplum kuruluşundan beklenen, kendi isteğiyle de olsa, bir bağımlılık ilişkisine hiçbir şekilde girmemektir. Demokratik olmayan ilişkiye sivil toplum alanında yer olmamalıdır. Dördüncü önemli nitelik, sivil toplum kuruluşlarının açık ve belli bir konuda uzmanlaşmış (issue specific) olmalarıdır. Bu özellik, sivil toplum alanının iktidar oluşturmaya dönük, çatışmalı bir alan haline gelmesini engelleyecektir. Bu özellikle toplumsal hareketlerin örgütlenmesi açısından önem kazanmış olan bir niteliktir. Geniş katılımı sağlamayı amaçlayan konu da özel toplumsal hareketlerin partileşmesini önleyecektir (Tarih Vakfı Yerelleşme Ve Yerel Yönetimler, 2002, s. 14–15).
8. TÜRKİYE’DE STK’LARIN GELİŞME EĞİLİMİ
Temsili demokrasinin yaşadığı krizler karşısında dünyada ve Türkiye’de STK’ların önemi giderek artmaktadır. Dünyadaki bu genel eğilimin dışında, Türkiye’nin bu konuda uluslararası platformlarda verilmiş sözleri vardır. AB’ye üye olmak isteyen Türkiye bu alanda yasal çerçevesini, dünyanın günümüzde ulaştığı anlayışa göre yeniden düzenlemeyi kabul etmiştir. 1996’da İstanbul’da yapılan Habitat II konferansında yayınlanan “İstanbul Deklarasyonu”n da, “Habitat Gündeminde ve “Ulusal Eylem Planı”nda Türkiye’de de hükümet, diğer ülke hükümetleri gibi, sivil toplum kuruluşlarının meşruiyet alanını genişleteceğine ve kamu hizmetlerinin görülmesinde sivil toplum kuruluşlarıyla ortaklıklar yapacağına ilişkin sözler vermiştir. Nitekim İstanbul’daki Habitat II toplantısından sonra Türkiye’de STK’larda ciddi bir canlanma yaşanmıştır. Özellikle Kocaeli ve Sakarya’da yaşanan deprem sonrasında STK’lar çok önemli sorumluluklar yüklenmiş, başarılı olmuş ve halkın önemli ölçüde güvenini kazanmıştır. Bu saptamalar, Türkiye’nin hem STK’ların gelişmesine gereksinmesi bulunduğunu hem de böyle bir potansiyele sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Ama STK’ların gelişmesi, onlara duyulan güvenin artışı beklenen hızla olmamaktadır, denilebilir.
Türkiye’deki STK’lar alanının kendisinden kaynaklanan da önemli sorunları bulunduğunu söylemek doğru olur. Henüz sayıları ve kapasiteleri kendisinden beklenenleri gerçekleştirecek nitelikte değildir. Maddi kaynak yapıları ve düzenli gelirleri sınırlıdır. İlişki alanları dardır. Dış dünya ile ilişki kurabilenlerin sayıları çok sınırlıdır. Kısa bir süre önce kuruldukları için deney birikimleri azdır. Bunların dışında, bu alan içindeki STK’ların birbirleriyle ilişkileri gelişmemiştir. Başka bir deyişle, kendi bahçelerinin içini düzenleyen bir ilişkiler ve kurallar sistemini, yani yeterli bir ahlakı geliştirememişlerdir. Bu durumda Türkiye’de STK’lar alanının kendilerinden beklenilen işlevleri gerçekleştirecek ve bu alanın saygınlığını koruyarak gelişmesini sağlayacak bir potansiyele henüz kavuşamadığını söyleyebiliriz. Oysa Türkiye’de demokrasinin yaşamı zenginleştirici bir nitelik kazanması için STK’ların önlerinin açılmasına ve kapasitelerinin geliştirilmesine çok gereksinme vardır (Tarih Vakfı Yerelleşme Ve Yerel Yönetimler İstanbul, 2002, s. 14–15–16–17).
Batı’da bireysel ve toplumsal özgürlüklerinin gelişmesi ile toplumdaki farklı çıkar
grupları yönetim sürecine etkide bulunan birçok sivil toplum kuruluşu içinde örgütlenmiştir. Sivil toplum kuruluşlarının Batıdaki ortaya çıkış ve yaygınlaşma koşulları göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının henüz Batı’daki kadar etkili bir
konumda olmadığı görülür. Bunda Türkiye’deki modernleşme projesinin yarım kalmasının büyük payı vardır. Modernlik projesinin dayanaklarını oluşturan sanayileşme, kentleşme, ulus, devlet, demokrasi, laiklik ve insan hakları gibi alanlardaki gelişmenin yavaş olması toplumun önüne önemli sorunlar çıkarmaktadır. Sivil ve siyasal toplumun içinde bulunduğu koşullar, bu sorunların doğrudan yansımalarıdır. Ancak bu sorunları asılıp modern toplum yolunda adımların atılmasında en büyük görev sivil ve siyasal toplumun aktörlerine düşmektedir. Son yıllarda sivil toplum kuruluşları alanında gerçekleşen umut verici gelişmelerden yola çıkılarak sivil toplum kuruluşlarının toplumla bütünleşmesinin önündeki engellemeler tam olarak ortadan kaldırılırsa hem sivil toplum kuruluşlarının işlevselliğinin hem de siyasal kurumların yeniden yapılandırılmasının önü açılmış olacaktır. Toplumdaki aktif, bilinçli, örgütlü cephenin genişlemesi, modern toplum yolundaki engellerin aşılmasını kolaylaştıracaktır(Yavuz 2003, s. 70).
Türkiye’de ki sivil toplum kuruluşlarını sınıflandırırken emniyet teşkilatının sivil toplum kuruluşlarının karşılığı bulunan güvenlik şube müdürlüğünün ilgili büroları yöntemiyle sivil toplum kuruluşları türlerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.
9. SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI TÜRLERİ
Siyasi Partiler Dernekler Sendikalar Vakıflar Meslek Kuruluşları Esnaf Odaları Öğrenci Platformları
9.1. Siyasi Partiler
Günümüz anlamında modern siyasi partilerin ilk örneklerini Amerika Birleşik Devletleriyle İngiltere’de görüyoruz. Siyasi partilerin ilk olarak bu ülkelerde görünmesinin nedenide, oy hakkının ilk olarak bu ülkelerde kitlelere yayılmaya başlamasına bağlayabiliriz. Daha önceleri, servet, vergi gibi belirli ölçülere dayanan oy hakkı, Amerika Birleşik Devletlerinin Newyork eyaletinde 1827 yılında, İngiltere’de ise 1832 yılında genişletildi. İlk siyasi parti de Amerika Birleşik Devletlerinde 1795-1800 yılları arasında Cumhuriyetçi Parti adıyla kuruldu. İngiltere’deki ilk siyasi parti de 1877 yılında kurulan ulusal Liberal Federasyondur. İkinci Dünya Savaşından sonra siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olarak anayasalara girdiler (Öztekin, 2003, s. 75 ).
19.yy`ın ikinci yarısında, fiilen ortaya çıkan siyasi partilerin hukuk metinlerince tanınıp düzenlenmeleri için 20.yy`ın başlarını beklemek gerekmiştir. Bu yy`ın başlarında siyasi partilerin hukuk metinlerince tanınmasıda, partilerin kendilerine özgü kanunlarla düzenlenmesi şeklinde ortaya çıkmıştır. Siyasi partilerin hukuk metinlerince düzenlenmesi, genellikle cemiyetler kanunu, parlemanto iç tüzükleri ve seçim kanunları yoluyla olmuştur. Siyasi partilerin hukuk düzeni tarafından tanınarak düzenlenmesi ve güvence altına alınmasıyla, bireyi esas değer alan ve partileri reddeden liberal devlet anlayışından “partiler devletine” geçilmiştir (Küçük, 2005, s. 14)
Siyasi partiler, iki dünya savaşı arasında gelişen olumsuz olaylara tepki olarak, savaş sonrasında yapılan birçok devletin anayasalarında düzenlenerek siyasi sosyolojik alandan anayasal kurum düzeyine çıkarılmıştır. Yeni anayasal hükümlerle siyasi parti hürriyetinin, demokratik rejim içinde serbestçe mücadele edebilme haklarının kendilerine vücut veren, yaşamlarını borçlu oldukları hürriyet düzenini yıkma hürriyetinide kapsayacak şekilde geniş yorumlanamayacağı, bütün rejimler gibi demokratik rejimlerin de dayandığı temel değerlerle açıkca bir çelişkiye düşmeksizin kendini koruyabileceği anlayışı ortaya çıkmıştır (Küçük, 2005, s. 18).
Dünyadaki siyasi parti oluşumlarının devletlerde hukuki kapsam alanında yer alması ve anayasal hak olması bu oluşumların gelişimi ve genişlemesini sağlamıştır. Artık siyasi partiler toplulukları arkasından sürükleyen veya topluma yön veren bir yapıya dönüşmesi itibariyle sivil toplum kuruluşu niteliğini kazanmış ve demokrasi kavramında yerini almıştır.