• Sonuç bulunamadı

Sinema kaçmaya kışkırtır:Bilmem anlatabildim mi?

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Sinema kaçmaya kışkırtır:Bilmem anlatabildim mi?"

Copied!
2
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

S İ N E M A K A Ç M A Y A K I Ş K I R T I R

Bilmem Anlatabildim mi?

F a t i h Ö z g ü v e n

Ben, aslında, banliyö çocuğuyum . D okuz ile on

yedi yaşlarım arası Ataköy’de geçti. Bu, ilkokulun bir

kısmıyla, bütün ortaokul ve lisenin bir kısmı demektir.

Banliyö kâbustur. Banliyö, “Evrensel modeli temsil eder:

Ölçeği büyütür. Araziyi genişletir. Binaları yükseltir, uzatır, bir­

birinden koparır, yeşil üzerinde yüzdürür1’^

Banliyö hikayeye izin vermez. Hem kendi hikayesizliğiyle yorar çocu­

ğu,

hem de insana kendi hikayelerini yansıtacak

bir

perde, fon, geri plan, dekor, derinlik sağlamaz. Yeşili kederlidir, “modernliği insanın içini ezer, çarşısı çarşı gibi değil­ dir, plajı hep ıssız, okulu kutu kutu, gece­

si dünyanın son gecesi gibidir, saklana­ cak, gizlenecek köşeleri, kuytulan başka hikayeleri değil, olsa olsa hep uğuldayan bir rüzgar eşliğinde, jenerik bir “yok ol­ ma” hikâyesini hatırlatır (Gazetelerde “Ci­ nayetin Olduğu Yer” diye okla gösterilen yerler vardır, baktığınızda yerin boşluğu insanın tüylerini ürpertir; onlar kadar anonim, terkedilmiş ve korkunç).

îkokulun son üç sınıfım orada oku­ dum. Ayrıca kendimi bildim bileli de “okudum”. Yakın çevre, insanın okuduğu her şeye dekor olur -ya da bana öyle olurdu,- Monte Kristo Kontu, iki Şehrin

Hikayesi, hatta Mary Poppins, hatta hatta

Teksas ciltleri bile benim için hala Ata­

köy’de geçer (Ayşegül... dizisini hiç say­ mıyorum).

Oysa sinema farklıydı. Sinema benim için çok erken yaşlarda banliyönün hika- yesizliğini hatırlattı, onu doldurdu. Önce her şeyi, her yeri dolduran Amerikasıyla (Sonradan Almanlar için de, tngilizler için de, îtalyanlar için de bunun böyle oldu­ ğunu görmek şaşırtmadı beni; diyelim ki Wenders belki de benimkinden daha bile korkunç olan bir banliyö-kentte büyü­ müştür). Filmleri, nerede, nasıl seyretti­ ğim önemli değil. Siyah-beyaz televizyon, uzun yıllar inatla götürülmediğim yazlık sinema, ara sıra kaçıp gittiğim Bakırköy sinemaları -hepsi olabilir. Sinemaskop perdenin üzerinde bir uçtan diğerine ya­

yılan beyaz, tozlu yolda gıcırtıyla fren ya­ pıp duran kırmızı bir araba hatırlıyorum (Bundan iyi hikaye başlangıcı olur mu?). Ya da kucağında Virna Lisimsi güzel bir kız, onun topuklu ayakkabılar içinde ayaklarla sona eren uzun, güzel bacakla­ rını havada sallayarak itiraz etmesini umursamadan “The End”e doğru uzakla­ şan Sean Connerymsi bir erkeğin siyah ceketli geniş sırtını (Bundan iyi son? Ya da başlangıç?).

Üstelik de sadece, ne derler, “macera duygunrla “cinsel düşlerim” değildi sine­ manın sunduğu hikaye imkânlarından sarhoş olan. Sinemanın hikayeleri olay örgülerinin de ötesinde, başka yerler, renkler, insanlar, sonsuz bağdaşımlar de­ mekti. Çin, New York, sinemaskop, bir zamanların renkli sinemasının kızılcığımsı kırmızımsı, limonkiifümsü sarısı, mürek- kebimsi mavisi, İsviçre Alpleri, “Kuşlar”, fragmanlarda konuşan adam, jenerikler, son yazılar... duyular; makaranın değiş­ mesine yakın görüntünün üzerinde beli­ ren beyaz çizik-çizik-çizikler, sinemanın rutubetli kokusu, lobi fotoğrafları, bir rü­ yadan uyanmak gibi olan on dakika ara, yaz günleri karanlıktan güneşe çıkarken bir an her şeyin bembeyaz kesilmesi...

Sinema insana, -kitaplardan daha çok,- başka hayatları özlediğini düşündü­ rür. Etrafı sadece insanın kendi

(2)

Fatih Özgüven Arşivi

cüyle değil, görüntülerle, renklerle, ba­ kışlarla, kokularla sarar. İnsan, kitap okurken, olduğu yerin hikayelerini kitap­ ların sunduğu hikayelere çevirebilir. Sine­ mayla ise, sadece, bulunduğu yerin hika­ yesinin, içinde olmak istediği hikaye ol­ madığım daha iyi anlar. O, öbür hikaye­ lerde olmak ister. Sinema yüzünden evin­ den kaçanlar 20. yüzyılın en gerçek trajik kahramanlarıdır.

Açık ki sinema kaçmaya kışkırtır (“'Ka­ çış Sineması” lafı bu yüzden bana hiçbir zaman hiçbir şey demedi). İnsanı oturdu­ ğu banliyöden koparıp şehre götürür. Za­ ten insan, şehri -hangisi olursa olsun,- si­ nemanın sunduğu hikayelerle donatmış, doldurmuştur bile. Kendine sinemadan bir Şehir yapmıştır.

Bu yüzden, Beyoğlu -birkaç yüzyıldır, benim gibiler için, kaçtığımızda kendimi­ zi bulduğumuz yer,- banliyöyü ardımda bırakıp da şehre indiğimde, benim için bayraklarla donanmış gibiydi. Her köşe­ sinde görmek istediğim, yıllardır biriktir­ diğim hikayeleri görüyordum. Sanki dev

dia makineleri yıllardır biriktirdiğim gö­ rüntüleri duvarlara yansıtıp duruyordu; duvarlar bunları emiyor, bana yeni hika­ yeler halinde sunuyorlardı (Beyoğlu’nu tüketmem de banliyö hayatım kadar bir süre aldı, belki de daha fazla, ama tabii öbürüne oranla çok daha eğlenceli, çok daha heyecanlıydı). Neyi nerede seyretti­ ğim gene önemsiz, Sinematek’in Sıraselvi- ler’deki rutubetli -ıslak- küçük salonunda perdeye sığmayan bir “Venedik’te Ölüm” seyretmiş olabilirim, ya da -banliyö hak­ kında olan- “Onun Hakkında Bildiğim İki Üç Şey”... Ya da bazen sinematek görevi gören Emek’te ya da D ünya’da yazın “ipek Çoraplar”, ya da seks filmi gösteren sinemalardan birinde beklenmedik bir şey. Filmler ayrıntı; önemli olan sine­ manın o tek büyük hikayesiydi. Kaçmış­ tım; buradaydım. Hikayelerin biriktiği yerde, şehirde.

O zamandan beri de bu şehirde ol­ masa bile, şehirlerden başka bir yerde ol­ mak istemedim. Yaz tatilleri benim için sadece bir sıkıntıdır,yıllar önce iki tane

mavi yolculuktan sonra örgütlü tabiat tapınmalarına da bir son verdim.

Şehirde bir köşeyi döner insan ve iş­ te, sinemada olduğu gibi, bir hikayenin içindedir (Sinemada da bir sahne sonra yeni bir şehirdedir).

Bilmem anlatabildim mi? ■

' İhsan Bilgin in banliyö hakkında bir yazısını çevir­ meye oturmuştum, bu cümlelerle karşılaştım. Yazıyı başlatan onlar oldu.

85 |

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

149 Emine Işınsu’nun Hacı Bektaş Velî Romanında Bektaşîlik Algısı.. Serdar

 Doğal polimerlerden elde edilen lifler  Sentetik polimerlerden elde edilenler.  Anorganik

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde kaliteli eğlence programı yapan fazla televizyon kanalı olmadığı için birçok kişi söz konusu yarışmayı izliyor.. Zaten bu

Titan’›n yüzeyinin, bu atmosferi besleyen metan- la kapl› oldu¤u ve atmosferden gezegen yüzeyine sürekli ya¤an s›v› ve kat› organik maddenin, flim- diye kadar 800 m

En iyi kalitede termal görüntüler ve profesyonel raporlar: Yeni termal kamera testo 883 her şeyi görür ve sizin için düşünür. Böylece, tam olarak en çok ihtiyaç

Sırayla seleksiyondaki ilerleme, her bir özelliğin seleksiyonu için ne kadar zaman harcandığına ve seleksiyon uygulanan özellikler arasındaki genetik korelasyona

Tanım 3.2.1. Kompleks sayıların ve dual sayıların hem cebirsel hem de geometrik özelliklerine göre dual-kompleks sayıların beş olası eşleniği tanımlanır [13]..

Flöresan İSH (FİSH) yöntemi, meme karsinomlarında HER2 testi için uzun süredir kullanılan, doğruluğu kanıtlanmış ve altın standart olarak kabul edilen