• Sonuç bulunamadı

Mehmet Ali Aybar'la tatil sohbeti:"SHP de, DSP de solun partisi olamaz"

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Mehmet Ali Aybar'la tatil sohbeti:"SHP de, DSP de solun partisi olamaz""

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

4 • MİLLİYET

3 KASIM 1985

■ * İ M N M

mm

Solun “ eski ustası” na göre, Atatürk’ün açıkladığı

bağımsızlık, Türk solunun ilkesi olmalı...

‘SHP de.

dsp

de solun

Ç

ATIK Kaşları, gür bıyıkları, tel çerçeveli gözlükleriyle, sırım gibi bir genç görünümün- -I de Mehmet Ali Aybar... Geçtiğimiz Ekim ayı­ nın 5’inde, 78 yaşına basan ‘sol’un ‘yıldız’ adamı, Be­ bek’te, lebiderya evinde gününü yazarak, okuyarak geçiriyor.

Türkiye’de ‘sol’un konuşulduğu, yeni b ir ‘sosyal

demokrat’ partinin Türkiye’nin siyasal yelpazesin­

de yer almaya başladığı bugünde Mehmet A li Ay-

bar’ın görüşlerini öğrendik.

Bilmeyenlere birkaç notumuz var...

27 Mayıs 1960’tan sonra kimi sendika yönetici­ leri tarafından kurulan Türkiye İşçi Partisi Genel Baş­ kanlığına getirilen Aybar, 1963,1966 ve 1968 kongre­ lerinde de aynı göreve seçildi. TİP'in katıldığı 1965 ve 1969 seçimlerinde İstanbul milletvekili olarak par­ lamentoda görev yaptı. 15 Kasım 1969’da Behice

Boran-Sadun Aren grubunun oluşturdukları ‘ Emek Grubu’ ile ‘mücadele etmek’ için hem genel başkan­

lıktan, hem de partiden istifa etti.

12 Mart döneminde Meclis’te bağımsız İstanbul m illetvekili olarak görev yapan Aybar, Nihat Erim’., in oluşturduğu hükümete güvenoyu verdi. 30 Mayıs 1975’te Sosyalist Devrim Partisi’ni kurdu ve 1979’a kadar genel başkanlığını yaptı. 1979 Senato üçte bir yenileme seçimlerinde İstanbul’dan adaylığını koy­ duysa da, kazanamadı.

Kırk yıllık ‘solcu’yu dinleyelim bakalım, kimleri beğeniyor, kimleri beğenmiyor? Ali Fuat Cebesoy ve Nazım Hikmet’in akrabası da olan Mehmet Ali Ay-

bar’ ı dinlemeye buyurun...

Aybar, “ sol olmayan sol” iktidara gelirse, dışa bağımlı

sömürü düzeninde temelli değişiklik olmayacak ve halk,

“ Solda da is yokmuş’ diyecek” görüşünde...

Yener

s u s o y

ÖNCE SOLUN ROTASI

— “ Yeni oluşan SHP ve Rahşan Hanım'ın öncü­ lüğünü yaptığı DSP’yi nasıl buluyorsunuz?”

—“ Bu partilerin açıklanan programını, Rahşan Hanım’ın kurmak istediği partinin de program ve tü­ züğünü okudum.”

— “Sizinle konuşup, fik ir aldılar mı?”

—"Hayır efendim... Programlarını okudum ve de­ min söylediğim hususlara rastlamadım. Mesela,‘Sö­

mürüye son vereceğiz’ sözü, hiçbirinde yok. Rahşan

Hanım'ın programında ‘Hakça düzen kuracağız’ var. Yanılmıyorsam dört sektöre bu hakça düzeni kurdu­ racaklar: Özel sektör, devlet sektörü, halk sektörü ve toplumun dışlanmış kişilerinin sektörü... Yani

—“ Sayın Aybar, Halkçı Parti ile Sosyal Demok­ rasi Partisi, birleşme yolunda bugün son adımı ata­ caklar. SODEP’In bugünkü kurultayından sonra, or­ taya yeni bir sol parti olarak SHP çıkacak. Bu, nasıl bir sol, bunun eleştirisini sol' ustadan dinleyelim.”

—“ Aman efendim, estağfurullah. Bu nasıl sol? Avrupa’da sol hareket doğduğundan beri sahicisi var, sahici olmayanı var. Benim ölçümü söyleyece­ ğim size. Bunun ölçüleri, herkese göre değişiyor ta­ bii.”

—“ Mehmet Ali Bey, isterseniz şöyle bir soruy­ la giriş yapalım: İnsan neden sola gerek duyuyor, neden bir tarafta sağ, bir tarafta sol var?”

—“ Toplumda temel olarak iki sınıf var, ondan çıkmış. Partilerin bir kısmı, sermaye sınıfının çıkar­ larını savunmuşlar, şu ölçüde, bu ölçüde... Bir kısım partiler de, sol parti olmuş; emekçilerin, işçilerin çı­ karlarını savunmuşlar. Diyeceksiniz ki, ne ister bu sol? Ne yapmak için bir sol parti vardır? Yani, pu­ sulası nedir solun?”

kundura boyacısı, falan gibi kimseler... Çok hayret ettim. Özel sektör var... Özel sektör, bugün ekono­ mimizin biçimini veriyor, sosyal düzenimizin biçimi­ ni vermiş. İki yüzyıldan fazladan beri bu böyle... Ne demek hakça düzen? Herkese göre hakça olur... Vehbi Koç’a göre de bir hakça düzen vardır, işçi Mehmet’e göre de... Bu hakça düzeni hangi mihen­ ge vururda, bu hakça düzen olur? Vurduğu düzen, sömürüye son verme düzeni olursa, tamam! Bu, aynı zamanda bir insanlık meselesidir. Bir insanın, baş­ ka bir insanın sırtından geçinmesi, insan haysiye­ tine aykırıdır.

—“ Rahşan Hanım, partisinin tabandan kurula­ cağını sık sık vurguluyor?”

Prosesüsü alalım , nasıl o lm u ş? Elim izde parti program ı var. Bu parti program ı, herhalde, taba­ nın katkısıyla hazırlanm adı. Üslubu itib a riy le de anlaşılıyor kim in tarafından hazırlanacağı. Dene­ cek ki, ‘Başka çare yok!’ Öyle... Program, bilgi m eselesidir, birtakım b ilg ile rin d e ğ e rle n d irilm e ­ siyle kaleme alınır. Demek ki, ‘tabandan kurma’ sözcüğü daha başlangıcında birtakım sorunların zihinde belirlenm esine neden oluyor... Söz ve ka­ rar sahibi olan bir tabanla yönetm ek, tabandan kurulm aktan çok daha ileri b ir kavram dır. M u tla ­ ka e m e kçile rin söz sahibi olm ası gerekir, insanı hedef almayan sosyalizm, benim indim de sosya­ lizm değildir. Bu partiler, çok değerli ve tecrübeli kim seler tarafından kuruluyor, ama böyle bir açık­ lık görm edim. Zaten isim lerini de söylüyorlar, ‘Biz

sosyal demokratız’ d iyo rla r.”

“Sosyal demokrasi, Kuzey Avrupa ül­

kelerinde başarılı... Çünkü bu ülkeler,

dünya kapitalizminden büyük pay

alıp, işçilerine verebiliyorlar...”

— “ B ir so sya list sol partinin, ta banla iliş k ile ­ ri çok yoğun olacağı için , ku ru lu şta da ‘taban’ önem lidir. Ama, tabanın kurulm ası demek, taba­ nın etkin olm ası, faal olm ası demek değ ild ir. He­ le, tabandan kurulacaktır demek, h iç değildir.

—“ Evet efendim, solun rotası nasıl ç izilir diye­ lim?”

—“ Hah, bunun rotası şöyle çizilir; bence: Bir sof parti, insanın insanı sömürmesine son vermeyi amaçlar, mutlaka... Yani sömürüyü ortadan kaldır­ mayı amaçlar. Ama, hemen iktidara gelir gelmez, kal­ dırır mı? O, koşullara bağlı bir şey. Kim son vere­ cektir? Parti iktidar olacak, iktidar olduğu zaman son verecek... Ama bu işi, daha iktidar olmadan sağla­ ma bağlamak lazım... Mademki sömürüye son veril­ mesi, bir sınıfın yararınadır, yani işçi sınıfının ve do­ layısıyla emekçi sınıfının tabakalarının yararınadır. O halde, bu işi de onların yapması gerekir. Yani, ger­ çekten emekçi halkın egemen olması gerekir ki, ik­ tidar olur olmaz, sömürüye son vermek için gerekli önlemler alınabilsin! Üçüncüsü de, hele bizim gibi geri kalmış, bağımlı ülkelerde vazgeçilmez koşul ola­ rak gördüğüm bağımsızlıktır.”

“Bugün iki süper devlet var: ABD ve

SSCB... Yöntemleri aynı... Biri Nikara­

gua'ya, öbürü Afganistan'a müdaha­

le ediyor.sankl bir eldivenin tersi..."

—“ Bağımsızlık sözünden, neleri amaçlıyorsu­ nuz?”

—“ Hepimizin anladığı anlamda, ulusal bağım­ sızlık... Ulusal bağımsızlık savaşını ilk vermiş ülke­ lerden birinin evlatlarıyız. Bir kere o anlamda bağım­ sız bir ülke olmak lazımdır. Atatürk’ün açıkladığı gibi askerlikte bağımsız, ekonomide bağımsız, o zaman önemli bir konuydu, adliyede bağımsız... işte böyle bir ülke olması lazım. Solcular için, ayrıca bunlara bir de ideolojik bağımsızlığı eklemek lazım.”

—“ ideolojik bağımsızlık nasıl olacak?”

—“ Yani, biz sosyalizm yoğurdumuzu kendimi­ ze göre yiyeceğiz. Model ithal etmeyeceğiz, kimse­ ye hesap vermeyeceğiz. Bu, hem ülke için, hem dün­ ya solu için çok önemli bir sorun. Bakın, bugün iki tane süper devlet var, bu bir gerçek. Biri Amerika, öteki Sovyetler Birliği... Ama yöntemleri aynı... Biri Nikaragua’ya müdahale ediyor, öbürü Afganistan’a... Adeta bir eldivenin tersine çevrilmiş şekli. Bu, dün­ ya sosyalizmini de ilg ile n ir K>r sorun.”

— “ Sosyal demokratların, Türkiye’ye bir şey kazandıracaklarına inanıyor musunuz?”

—“ Bilhassa Kuzey Avrupa’daki partiler, ‘sosyal

demokrat’ sözcüğünü kullanmışlardır. Burjuva de­

mokratlarından ayırt etmek İçin ‘sosyal’ sözcüğünü kullanmışlardır. 19. yüzyılın ikinci yarısında kurulan- ların, hemen hepsine yakın bölümü, Marksist parti­ lerdir. Sosyal demokrat sözcüğünün bugünkü anla­ mında Türkiye’ye bir şey kazandıracağına inanmı­ yorum. İster SHP olsun, ister DSP olsun, iktidara ge­ lirlerse, Türkiye'ye ne kazandırırlar diye soruyorum.”

AVR U PA SOSYALİZMİ

Tualdekî balık tutkusu...

Boş zamanlarında amatör balıkçılık ya­

pan Aybar, sualtı dalgıçlığıyla da ünlü,

işte bu balık tutkusunu, 1950'lerde

kendi eliyle yaptığı tablolara yansıt­

mış. Bunları bana gösterirken, eski

denemeler’ diye açıklama yapıyordu

—“ Cevabını nasıl veriyorsunuz?”

—“ Şimdi, sosyal demokrasinin, başarılı olduğu memleketler var. Mesela Kuzey Avrupa memleket­ leri, gerçekten başarılı. İsveç başarılı... Adam başı­ na düşen ulusal gelir çok yüksek... Geçenlerde gö­ züme bir rakam ilişti. Danimarka’da bir kilo ekmek için, işçi 4 dakika çalışıyor. Türkiye’de 120 dakika çalışıyor. Danimarka’da sosyal demokrasi, kapita­ list düzeni bozmadan yürütülebilecek bir sistem... Çünkü, üst sömürü payları pek çok. Dünya kapita­ lizmi içinde, İsveç, Norveç, Danimarka gibi ülkeler büyük pay alıyorlar. Geri kalmış ülkelerden topladık­ ları paralar da, yüksek düzeye ulaşıyor. Bunlar, ileri teknolojiyle, ileri üretim yapan memleketler. Dış sö­ mürüden, işçiye önemli miktarda pay ayırıyorlar. Ya doğrudan ücret, ya da sosyal yardımlarla... Oradaki işçilerin de, devleti yöneteyim diye bir merakları yok... Zengin bir adamın evinde neler varsa, işçinin de evinde onlar var... ‘Orası öyle, ne güzel olmuş,

biz de onu yapalım. Değiştiriyorlar mı kapitalizmi, yoo, o zaman biz de yaparız!’ Hayır, biz yapamayız.

Onlar, bizim gibi ülkeler varolduğu için, değiştirme­ mek fantezisini sürdürüyorlar, işçilerinin bilinç dü­ zeyi de, bundan ötürü bir türlü keskinleşmiyor. Ama bu, ilelebet sürmeyecektir, süremez! Çünkü bu, A f­ rika açlıktan öldüğü için böyledir. Latin Amerika, son derece düşük seviyede bir m illi gelire sahip oldu­ ğu için böyledir. Asya, aynı şekilde... Büyük emper­ yalist kapitalist sömürü devam e ttiği ve bunlar bü­ yük paylar aldıkları için, bu cöm ertliği kendi işçile­ rine, emekçilerine yapabiliyorlar.”

— “ Mehmet A li Bey, bütün bu anlattıklarınızdan sonra, hem SHP, hem de DSP’nin, sizin anladığınız anlamda bir ‘s o l’ nitelik taşımadıklarını söyleyebi­ lir misiniz?”

—“ Evet... Bu gayet açık... Yener Bey, asıl kor­ kum şu: ‘Sol olmayan sol’ iktidar olursa, dışa bağımlı sömürü düzeninde temelli bir değişiklik olmayacak. Halk ‘Solda da iş yokmuş’ diyecek. Bu da, gerçek solun işini zorlaştıracak. İşe yeniden başlamak ge­ rekecek. Bu nedenle gerek SHP, gerekse DSP’nin

EKONOMİ

UMUR TALU

Yöneten

IK İT korumacılığının

terki istendi

te

1I T O

' d

a

n

y

i n

i y

e

t

p

a

k

e

t i

Mücadelesi için politika değiştirildi

Enflasyon açmazı

I

ı

A N K A R A , A A IL L IK ekonomik programda, enflasyona karşı uygulanacak politikalar arasında mal ve hizmet arzım a rtın a tedbirlerin ön plana T i “ l S T A N B U L Ticaret Odası - IT O ” ,

Ha-l zine’ye istek paketi sundu. 1986 ithalat rejim çalışmalarının sürdüğü bir sırada

I

I

sunulan pakette yerli üretimin korunarak, it­ halatın serbest bırakılması istendi. İstek pa­ ketinde aynca T ü rk Parasını K orum a Kanu- nu’ nun tamamen kaldırılması istendi. “ A N - K A ” mn haberine göre, “ İT O ” tarafından sı­ ralanan istekler arasında “ K İT 'le rd e k i koru­ macılığa son verilmesi ve ithalat rejim inin de sürekli kılınması isteniyor.

“ İT O ” raporunda, ithalat rejim inin y ıl­ lık olarak uygulanmasının terk edilerek, de­ vamlı kılınması istenirken, ithalat işlemlerin­ deki aksaklıklar dile getirildi.

“ K İT ’ lerdeki korumacılığın yersiz ol­ duğu belirtilen “ İT O ” raporunda konuya iliş­ kin şu görüşlere yer verildi:

“ Ülkemizde K İT ’lerin ü retim i tekel du­ rum undadır. Bu üretim lerin fiyatlarının de­ vamlı artması, m aliyetlerinin artmasından kaynaklanmakta ve bir maliyet enflasyonu or­ taya çıkm aktadır. Bu kuruluşların ürettikle­ ri eşyanın ithalatına fon konması veya mev­ cut fonların artırılması, bu kuruluştan yer­ siz olarak korum a altına alm aktadır. Vergi­ ler yoluyla alınması uygun olan paralar, yer­ siz Fiyat artırmaları ile halktan atanmaktadır-”

I

I

çıkarılması ilkesine yer verildi.

24 Ocak Kararları sonrasında ilk kez arz artırıcı tedbire yer verilen 1986 programında şöyle denildi:

“ M a l ve hizmet arzım artıracak tedbirler pla­ na alınarak kapasite kullanım oranlannda artış sağlayıcı düzenlemelere gidilecektir.”

Hep aynı sözler

Enflasyon konusunda son üç yılın ekonomik programlarında benzer cümlelere yer verildiği görül­ dü. 1984 yılı geçiş programında, “ 1983 için prog­

ramlanmış olan yüzde 2 0 'lik enflasyon hedefinin, yıl sonunda aşılması beklenmektedir" denilmişti. Yıl

► Yıllık ekonomik programda, enf­

lasyona karşı uygulanacak p o liti­

kalarda, mal ve hizmet arzını

artırıcı önlemlere önem verilme­

si kararlaştırıldı

konunda enflasyon hızı yüzde 30.6’Iık fiyat artışı ger­ çekleşmişti.

1985 programında, “ 1984 yılındaki fiyat artışı­

nın porgram hedefi olan yüzde 25.0’ı büyük ölçü­ de aşacağı tahm in edilm ektedir” denilmiş, enflas­

yon hızı yüzde 52.0’ a erişmişti.

1986 programında da, “ 1985 yılındaki fiyat a r­

tışlarının program hedefi olan yüzde 25.0'ı önemli ölçüde aşacağı tahm in edilm ektedir” görüşü tek­

rarlandı.

• D

,

Î T T T V ! M M * m

»K»L- TZ»l i ı M

■.Hinimi

Tobankm Gençlik

Semineri

★ Töbank tarafından düzenlenen

“ Ç eşitli Ülkelerde Gençliğin Kendi Toplum u nda ki Y eri ve S orunları”

konulu seminer A n ka ra ’da yapıldı. Seminere T B M M Başkanı Necmettin

Karaduman, M illi Eğitim Bakanı M e­ tin Em iroğlu ile Töbank Yönetim Ku­

ru lu Başkanı Kemal M im a roğ lu da katıldı.

Kelebek Mobilya'ya

zam

H

Ü K Ü M E T , piyasadan para toplama işlemini hızlandırdı. Ekim ayının son haftası içerisinde dolaşımdaki para miktarı 31.6 milyar lira da­ ha azaltıldı. Son üç hafta içerisinde geri çekilen pa­ ra m iktarı da 77.5 m ilyar lirayı buldu. Böylece, do­ laşımdaki para m ikta rı 1 trilyon 327 m ilyar liraya gerilemiş oldu. Çeşitli çevreler, piyasadan para top­ lama işleminin hızlandırılmasına yıl sonuna yakla­ şılmasını gerekçe gösterdi. Buna göre, yıl sonu i t i­ bariyle enflasyon hedefine yakın b ir rakam tu ttu r­ mak için sıkı para politikası daha da sıkı tutulacak. Son b ir haftalık daralmaya karşın piyasaya sü­ rülen para m iktarı yılbaşından bu yana 354.5 m il­

yar lira düzeyinde artmış bulunuyor. Geçen yılın ilk 10 ayında emisyon hacmi 164.7 milyar liralık geniş­ lemeyle, 895.2 m ilyar lira düzeyine çıkmıştı. B ilin ­ diği gibi, emisyon hacmi 23 Ağustos’ ta 1.46 t r il­ yon liraya ulaşarak büyük b ir rekor kırmış, bu ta­ rihten sonra da aşamalı olarak daraltılmaya baş­ lanmıştı.

Bu arada Merkez Bankası tarafından kamu ve özel kesime kullandırılan krediler şimdiye kadar özel kesimde daralıp, kamu kesiminde artış gösterirken, Ekim ayının son haftasında ilk kez kamu kesimine yönelik kredi hacmi 91.7 m ilyar lira düzeyinde da­ raltılarak, 826.7 m ilya r lira düzeyine çekildi.

★ Kelebek M obilya A .Ş ., maliyet ar­ tışlarını gerekçe göstererek, ürünleri­ ne ortalama yüzde 15 oranında zam yaptı. Zam lı m obilya satışlarına baş­ landı.

Petrolofisi'nin

sıkıntısı

★ Petrolofisi Genel M üdürü Mehmet

G ü lte kin , akaryakıt fiyatlarının son

17 ay içerisinde yüzde 100’ üıı üzerin­ de satış kaydetmesine rağmen, sermâ­ ye artışına gidemediklerini, bu nedenle de finansman sıkıntısı çektiklerini söy­ ledi. Kuruluşun sermayesi halen 40 m ilyar lira.

Hava meydanları

devire soyunuyor

★ T H Y ’ nin ardından, kârlı b ir ku­ ruluş olan D H M İ’ nin de özel sektöre devredileceği b ild irild i. Kuruluşun ha­ len yıllık 25 m ilyon dolar tutarında geliri bulunuyor.

"A ltın"

yıldönümüne

doğru...

1908 İstanbul doğum­

lu olan Mehmet Ali Ay­

bar, 1928 yılında Gala­

tasaray Lisesi Ticaret

Bölümü nden mezun

oldu. 1936 yılında İs­

tanbul Hukuk Fakülte-

si'nl bitiren Aybar,

1939 yılında hukuk

doktoru, 1942 yılında

da doçent olan ünlü

politikacı,

"sos­

yalist" fikirlerinden

dolayı, 1945 sonunda

fakülteden çıkartıldı.

Mehmet Ali Aybar, eşi

Siret Hanımla 38. evli­

lik yılını kutluyor. 1947

yılında hayatlarını bir­

leştiren mutlu çiftin,

1956 doğumlu Güllü

adlı bir de kızları var.

Bir zamanlar, pop mü­

zik şarkıcısı ilhan

İrem'le nişanlı olan

Güllü, şimdi anne ve

babası gibi mutlu bir

evliliği sürdürüyor

gerçek sol parti olmadıklarını halka anlatmak gerek. Bundan dolayı, gerçek bir sol partinin, yeni bir sos­ yalist partinin kurulması, artık Türkiye’nin günde­ m indedir."

— "Bu partilerin Marksizmîe İlgileri var mı?”

—“ H içbiri Marksist değil, öyle söylüyorlar za­ ten... Hatta Sayın Bülent Ecevit diyor ki, ‘Politika­

da bilim olmaz; politika bir ahlak m eselesidir’ diyor.

Tabii, mutlaka bir ahlak meselesidir, ama bugün bi­ lim i olmayan bir etkinlik var mı dünyada? Yahut da, biz insan olarak, bilim in el atmasını istemeyeceği­ miz bir etkinlik olabilir mi? Bilimden başka bize doğ­ ruyu gösterecek yol yok... Hele biz Türkler için... Çünkü biz, zamanında rasyonalizmi yaşamadığımız için, hâlâ duygularla, aklı karıştıran bir ulusuz. Bir arkadaşla oturup düzgün lakırdılar ederken, ‘ama

birader’ der birisi... İşte o ‘ama birader’ , akıl dışı fi­

lan birtakım gerekçeler getirmesi demektir. Bundan bir an önce kurtulmamız lazım. Kolay değil, yüzyıl­ ların birikim i.”

"Anayasa, sosyalizme kapalı değil...

çünkü Sosyalizme kapalı’ olduğunun

yazılması istenen bir önerge, redde­

dildi... Öyleyse aksi, serbesttlr...'i

'muammam

mmuumm

— “ Sayın Aybar, son Anayasa ile sizin anladığı­ nız ‘sosyalizmin yapılabileceği inancında mısınız?”

—“ Evet, inancındayım... Anayasa'nın içeriğini bir kenara bırakıyorum. Anayasa, Danışma M eclisi’nde tartışılırken, bir önerge verildi. Bu önergede, Ana- yasa’ya, ‘sosyalizme kapalı’ olduğunun yazılması is­ tendi. Önerge reddedildi. Hukukun temel bir kura­ lıdır. Bir konuda verilen önerge reddedilmişse, o ko­ nunun aksi serbest demektir. Sosyalizmi engel­ lemek için bir önerge verilm iştir, reddedilm iştir, o zaman sosyalizm serbesttir. Kaldı ki, sosyalizmin kullanılacağı malzemelerin pek çoğu, bu Anayasa’ da bile var. Dünya öyle bir yere geldi ki, bazı şeyleri en geri anayasaya bile koymak gerekiyor. Mesela ka­ mulaştırmak, devletleştirmek anayasaya konuluyor. Bunlar, sosyalizmin adımları arasında yer alan kav­ ramlar, kurumlardır. Onun için ben, 1982 Anayasa­ s ıy la da bir sosyalist parti kurulacağına inanıyo­ rum.”

1988'DE SOLUN ŞANSI

—“ Sayın Aybar, SHP ve DSP’nin İktidar şansla­ rı nedir, Türkiye’deki sol birikim , bunun için yeterli

m İ? ”

—“ Değişim, birikimle oluyor. Türkiye’de bugün iktidar olmak için sosyalist birikim , yeterli değildir. Maalesef... Şimdi bulanık, sol etiketli olup da, sol olmayan, hakça düzen isteyen filan gibi şeylerin şan­ sı daha fazla... Seçimlerin yapılacağı tarihi 1988 ka­ bul edersek, bu şansın iktidara kadar götürmesini çok zor görüyorum. Birtakım basın organları, ‘Aman

kimse çıkmasın, aman bunlar Özal’t devirsinler ve sosyal demokrasi kurulsun’ diyor.”

—“ Sizce Özal, bu yolla devrilebillr m i?”

—“ Efendim, böyle demekle Özal kolay kolay devrilmez... Mesela gazetelerde, Refah Partisi’yle il­ gili haberler var, kapatılacakmış... Sağın iktidarı kay­ betmesi zor... Hepsini birlikte, koalisyon olarak söy­ lüyorum. Özal, bir miktar oy alacak, mutlaka... DYP mutlaka alacak... MDP, belki DYP ile birleşecek... Re­ fah Partisi var... Demirel’in gezileri var. B ird e Mu­ hafazakâr Parti var... Bunların alacakları oylar, ilk se­ çimde ‘sol etiketli, sol olmayan’ partilerin iktidar şansını zayıflatıyor gibi geliyor bana...”

—“ Sayın Aybar, siz 15 Kasım 1969’da TİP Genel Başkanlığından İstifa etmiştiniz. Size cephe alan Sa- dun Aren-Behice Boran grubu, sizin için ‘Sosyaliz­

min başbelası’, ‘Lord Aybar’ gibi sözler sadetmiş-

lerdi. Bunlar, yanılmıyorsam ‘Bağımsız sosyalizm’ anlayışınızdan ortaya çıkmıştı...”

—“ Efendim, benim sosyalizme yaklaşımım böy­ le... Yani her ülke, kendi sosyalizmini kuracaktır. Ga­ yet açık... Türkiye’nin de, kendine özgü bir modeli olması lazım. Bu model, işçilerin, emekçilerin doğ­ rudan doğruya söz ve karar sahibi olm aları.”

SOVYETLER VE SÖMÜRÜ

—“ Onları bir partinin tem sil etmesine karşı çı­ kıyorsunuz?..”

—“ Evet... Ben bunu kabul etmiyorum. Bunu, bü­ rokratik bir yönetim şekli olarak görüyorum ve ba­ şarılı olacağına da inanmıyorum. Bakınız, Sovyetler B irliği’nde devrim olalı 67 sene oldu. Bugün Sovyet­ ler B irliğ i’nde hâlâ sömürü var.”

—“ Bunu nereden biliyorsunuz?”

—“ Efendim, Stalin’in zamanında yayınlanmış bir Ekonomi-Politik kitabı var. Diyor ki: ‘ Sovyetler Bir­

liğ i’nde sömürü kalkmıştır. Çünkü, sömürücü sınıf yoktur!..’ işte, bu tartı totaloji... H içbir şey getirme-

yen, mantık oyunu. Zaten sömürü kalkm ıştır dedi­ ğin zaman, bu sınıfın olmamasını içeriyor ama de­ mekle kalktı mı... Ama benim kanım o ki, sömürü yine kalkmıyor. Çünkü artık değeri yaratan insan, bu­ nun dağılımına karışmıyor, onun yerine bir parti bü­ rokrasisi karar veriyor. O zaman, sömürü devam edi­ yor dem ektir.”

vatandaş politika yapmak istiyorsa,

mutlaka yapmalıdır, öyle yasak, masak

olmaz. Demokrasi halkın bileceği İştir,

yönlendirme olmaz"

s-—"Peki, bu sömürüyü önlemenin yolları neler, Mehmet Ali Bey?”

—“ Sömürünün sona ermesi için, örgütlenme çok önemli. Piramidal örgütlenme yerine, yatay ör­ gütlenme olacak. Piramidal, sınıflı toplumların sis- temidjr, bence... Feodalite, köle düzeni, burjuvazi ve Lenin’in parti modeli, bir burjuva modelidir, hepsi piramidal örgütlenmedir. Sömürünün son bulması,

ancak üreticiye doğrudan doğruya söz hakkı, karar verme olanağı sağlayacak bir örgütlenm e biçimiy-le mümkün olabilir.M arksbunahiçdeğinm em iş.her

farzetmiş. işte benim sa-halde kendiliğinden o lu r farzetmiş. İşte benim sa­ vunduğum fikirle r bunlardı. TİP’in tüzüğünü, prog­ ramını incelerseniz, bunları görürsünüz. Yani bu par­ ti, Leninist bir model de ğ ild ir.”

—"Sayın Aybar, Ecevit ve Oemirel’in yeniden po­ litikaya atılmalarından yana mısınız?”

—“ Elbet, hiç kuşku yok. Bunların fikrin i onay­ lamadığım, ortada... Ben sosyalistim , onlar değil.. Bir vatandaş politika yapmak istiyorsa, mutlaka yap malıdır. Öyle yasak, masak olmaz!.. Yener Bey, bi zim tarihimizin talihsiz bir dönemidir 1960-80 arası.. Demokrasi, halkın bileceği iştir, yönlendirm e yok tur. Demokrasiye, düşe kalka g id ilir.”

— “ Sayın Aybar, eğer sosyalizm gelirse, Türkl ye cennet mi olacak?”

—“ Türkiye’de sosyalizm olduğu zaman, elbet te cennet olmayacak. Şu anlamda cennet olmaya cak: Aradaki mesafeyi çok daha kısa zamanda ka patmak mecburiyetinde kalacağız. Onun için hepi mizin, bugünkünden daha fazla çalışmak, daha faz la özveride bulunmak durum unda kalacağımızı sa nıyorum. Demin söyledim, 67 yıl sonra hâlâ sömü rü düzeni kalkmamış. Onun için ben demokrasiyi, gökten zenbille inecek bir rejim olarak kabul etrni- yorum. Halk, bunu düşe, kalka, hatasını anlayarak kuracak.”

—“ Efendim, Türkiye’de demokrasinin işlememe­ sinde sizce hangi devletlerin çıkarı var?”

—“ Ö ncelikle ABD’nin çıkarı var. Demokrasinin işlediği tarihlerde, dehşet bir anti-Amerikan cereyan başladı, köylere kadar g itti. 1947’de birtakım insan­ lar, Truman D oktrini’ne karşı çıktı. Peki, Sovyetler’ in parmağı yok mu? Mutlaka vardır! KGB’nin de par­ mağı olduğuna kesinlikle inanıyorum. Ama öncelik­ le, Türkiye’de demokrasi olmamasında ABD’nin menfaati vardır.

'PASAPORT VERMİYORLAR'

— “ Sayın Aybar, biraz da özel yaşamınızdan söz edelim... Günleriniz nasıl geçiyor, neler yapıyorsu­ nuz?”

—“ Elimde bir kitap var... Türkiye işçi Partisi’yle ilg ili anılarımı yazıyorum. Dostlar, arkadaşlar, gelip soruyorlar.”

— “ Sizin, çok ünlü balıkçılığınız vardır... Denize dalardınız?..”

—“ Ah, maalesef bu kalp zırıltılarından sonra geçmişte kaldı... Hatta oltayla bile tutamıyorum. Son zamana kadar bisiklete binerdim. Sabahleyin kalkıp, Tarabya’ya kadar gider, gelirdim .”

— “ Yeni bir sağlık sorununuz mu var?”

—“ Evet, sol gözüm ç ift görüyor. Büyük ağrılar oldu, hâlâ da devam ediyor. Doktorlar, ‘Anjio

yapalım’ diyorlar. Biraz tehlikeli buldular. Şimdi bir

tomografi daha yapılacak. Sizin anlayacağınız, tek­ ne su almaya başladı.”

—“ Yurt dışında tedavi olmayı düşünmüyor mu­ sunuz?”

—“ Hayır, hiç düşünmüyorum. Ayrıca, pasaport vermiyorlar bana. Ulusu Hükümeti zamanında bir kongreye çağrılmıştım. İçişleri Bakanı Selahattin Çe- tin e r’e mektup yazdım. O zaman kızıma da verme­ diler. Hanımın pasaportu vardı, Ankara'da bir dos­ tumuz haber gönderdi. ‘Çıkmasın, havaalanından ge­

ri çevirecekler’ dedi. Çok ilkel cemiyetlerde uygu­

lanan, kolektif sorum luluk yöntemi olduğunu söy­ ledim. O günden beri de kurcalamadık, içişleri ba­ kanları değişti, öylece duruyor."

—“ Televizyonda tercih ettiğiniz programlar han­ gileri?”

—“ Haberleri izliyorum, haber çıkar diye, ama çık­ mıyor. Filan yerde açılış töreni, kurtuluşunun şu yı­ lı kutlandı gibi haberler... Dünyada nelerin olup b it­ tiğ i hiç yok... Son olarak bir de film seyrettim. “ So-

fle ’nln Seçimi” çok güzel film di... Klasik Müzik kon­

serlerini izliyorum .”

— “ TRT’nin yayın politikasını nasıl buluyorsu­ nuz?”

Devamı 11. sayfada

fWiúww

(ERKESE

A teşli günler... işte Tip«Genel

Başkanı Mehmet Ali Aybar, İstanbul

Milletvekili olarak bir toplantıda kür­

süde... Konuşmasında hep aynı konu­

yu vurguluyor: "Türkiye, sosyalizm yo­

ğurdunu kendine göre yemelidir. Mo­

del ithal etmeyelim”

Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Çünkü, ( deha ) denilen kuv­ vetten nasipleri bulunan bu iki genç, çok faal olduklari için, yüksek san’atlarını neşir hususun­ da cömert davranacaklar,

Zerrin Arbaş, Berger Mobilya'ya yaptırdığı yatak odasında bir bütünlük oluşturma amacıyla yatak örtüsünü, per­ deleri ve dolap kapaklarını Aykut Ham­ zagil'in

Görüntüsü alınan cidar bölgesi ile film arasındaki mesafeden dolayı, boru cidar kesitinin film üzerindeki görüntüsü borunun gerçek cidar kalınlığından daha

Elde edilen sonuçlar göz önüne alındığında keman öğretim elemanlarının keman öğrencilerine göre çalgılı ve çalgısız hazırlayıcı çalışmalar ile

İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Bedri Rahm i atölyesin­ den mezun olduktan sonra A m eri­ ka Wisconsin Üniversitesi’nde mas­ ter yapan ve Amerika, Tahran,

Bi- limsel programda sualtı omurgasızları- nın örneklenmesi ve denizlerimizdeki yabancı türler, sualtı fotoğrafçılığının bilimsel amaçlı kullanımı, gözleme da-

Türk musikisi repertua­ rının baş köşesinde yerini almış olan Hicazkâr saz semaisi ve LEYLÂ isimli fantezisi yanında, bir mu­ siki hocası olarak da ö-

Öncelikle insan ve çevresini ele a- lan çalışma ikinci bölümde mimari çevre ile insan arasındaki vazgeçilmez bağı o- luşturan görsel algı'ya eğilmektedir..