• Sonuç bulunamadı

Behice Hanım

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Behice Hanım"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

İlhami «Soysal

Behice Hanım

İR gün çok şaşkın ve inan­

maz gözlerle yüzüne bak­ mış olmalıydık. Bunu his­ setmiş ki, o anda bir şey demedi ama, birkaç gün sonra bir akşamüstü evine çay içmeye çağırdı. Çağrılış nedenini ancak o sırada çözebildik. Pırıl pırıl, tertemiz, ufacık bir evdi. Kapıyı çaldı­ ğımda açtı, unlu ellerini kurulayıp e li­ mizi sıktıktan sonra yer gösterdi. Bir masanın üstünde oklavayla hamur açı­ yordu. Kapısı açık mutfakta, ocağın üstüne çoktan konmuş çaydanlık tıs­ lamaktaydı. Belli ki, çay demlenmek üzereydi...

Hal hatır sorduktan sonra, “Kusu­ ra bakmayın, hem konuşalım, hem şu işi bitireyim” dedi. Bitireyim dediği iş, açtığı yağlı hamuru bir kalıba göre ke­ sip bir tepsiye yerleştirmekti. Bu işi büyük bir beceriyle adeta oyun oynar gibi yapıyordu. Bu arada da, günlük politik sorunlar, iktidardaki partinin tu­ tumu, Türkiye’nin sanayileşmesinde­ ki tıkanma, Meclis’te süregelen bütçe görüşmeleri, bozulan ve tıkanan döviz akışının getireceği sıkıntılar gibi konu­ lardan söz ediyorduk. Yani 1960'!ı yıl­ ların sonlarına doğru, bir gazeteci ite üst düzeyde bir politikacının konuşa­ bileceği sorunları...

Bu arada, hamuru kesip biçim len­ dirme, yıldız biçimindeki küçük parça­ cıkların üzerine bademleri yerleştirme ve sonra da bu tepsiyi fırına sürme işi bitti. Gitti, mutfakta ellerini yıkadı, ye­ niden kuruladı, iş önlüğünü çıkardı, geldi, karşımıza oturdu ve bir sigara yakarken Tatarımsı yüzündeki çekik gözlerinde bir gülümseme, “Evet” de­ di, “Ev hanımlığının birinci bölümü bit­ ti, bir beş-on dakika daha çay demini alsın, çörekler pişsin, sonra çayımızı içeriz.”

Gerçekten de az sonra, çörekli, ku- rabiyeli, poğaçalı nefis bir çay içtik. Birkaç gün önceki şaşkın ve inanmaz bakışımızdan hiç söz etmedi. Ama bi­ zim inanmazlığımıza en güzel cevabı vermişti. “ Özür dileriz” dedik, “Doğ­ rusu sizi böyle hamur açarken, mutfak­ ta ya da ocak başında hiç aklımıza ge­ tirememiştik.”

Tatlı tatlı güldü, “ Biliyorum” dedi, “O gün farkına varmıştım, öylesine inanmaz bakıyordunuz ki, gözünüzle görmezseniz inanmazsınız diye düşün­ düm.”

ERÇEKTEN de Behice Boran’ la, birkaç gün önce bir dost ---evinde karşılaşmıştık. Yedi-sekiz kişiydik ve hanımlar çoğunluk­ taydı. Gene ülke sorunlarını, politik ko­ nuları konuşuyorduk, laf nasıl olduy­ sa bir ara döndü dolaştı, yemek ta rif­ lerine falan geldi. Behice Hanım, eşi­

mize bir yemek tarifi yapıyordu. Doğ­ rusu çok şaşırmıştık. Behice Hanım’ı 1940’lı yılların sonlarından beri tanıyor­ duk. Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fa­ kültesinde sosyoloji doçentiydi. Ad­ nan CemgiPin çıkardığı bir gazetede­ ki Yurt ve Dünya dergisindeki yazıla­ rını okurduk, üniversiteden uzaklaştı- rılışını, Türk Barışseverler Cemiyeti Başkanlığı’nı, Kore’ye Türk askeri gön­ derilmesine karşı çıkışını, hapse giri­ şini, hapishanede büyüyen oğlu için Melih Cevdet Anday’ın yazdığı, ortak dostumuz Ruhi Su’ nun türküleştirdi­ ği Dursun Bebek şiirini falan bilirdik. Behice Boran, 1965’te Urfa’dan TİP milletvekili seçilmiş, yeniden Ankara’ ya dönmüştü. Meclis’te kendini dinlet­ mesini bilen ender konuşmacılardan biriydi.

Gözümüzde Behice Boran hep bir kavga insanıydı. Kısa kesilmiş saçla­ rı, gülmediği zaman oldukça haşin ba­ kışları, gösterişsiz erkeksi giyimi ile ev hanımı yanını bir türlü düşünemezdik. Onun için ilk kez, bir yemek tarifi ya­ parken duyduğumuzda çok şaşmıştık. Börekli-çörekli, hem de usta işi börekli-çörekli Behice Hanım’la tanış­ mamız işte böyle olmuştu.

IONRAKİ yıllarda Behice Ha- nım’la temeldeki politik görüş---lerimiz uyuşmasa da ahbaplık ve dostluğumuz hep sürdü. 12 Mart darbesini izleyen karanlık günlerde Yıl­ dırım Bölge Gözaltı’nda, Keçikıran Te- pesi’ndeki Mamak Cezaevi’nde kom­ şu koğuşlarda hapis yattık. Arada sa­ lıverilip yeniden tutuklanmalarımızdan önce görüşmelerimiz oldu. Sonra o Adapazarı Cezaevi’ne, biz İstanbul’da Davutpaşa Kışlası, Selimiye, Erenköy’­ deki Ziverbey Köşkü’ne gittik. Yargı­ landık, biz aklandık salıverildik, o hü­ küm giydi, cezasını çekti çıktı, yeniden kavgalara girdi, kapatılan TİP'in yeri­ ne yeni bir TİP kurdu. Derken 12 Eylül darbesi geldi, gene tutuklanmalardan, yargılanmalardan geçtik. O yurt dışı­ na g itti, sıkıntılı günler geçirdi, vatan­ daşlıktan çıkarıldı ama Türkiye ve Türk halkı için kavgasını hep sürdürdü ve sonunda kalbi durdu.

Politik inanışlarına katılmasak da, başını hiç eğmemiş, çok çile çekmiş ve kavgasını hep sürdürmüş sosyaliz­ min bu yiğit savaşçısının, Behice Ha- nım’ın anısı önünde saygı duyguları­ mızı dile getirmek bizim için bir boyun borcudur.

NOT: Geçen haftaki Geleceğe Bakmak başlıklı yazımızda, düzeltilmesi zorunlu olan üç dizgi yanlışı vardı. Yazı, “Sonu ba­ şından belli" diye başlayacaktı, “Konu ba­ şından belli" olmuş, “belki bölünmeler”, “belli kİ bölünmeler” ve “SEKTER" de, “sekreter” diye dizilmiştir. Düzeltirim,

¡.S.

İ

Referanslar

Benzer Belgeler

A multicentre, randomised clinical control trial comparing the retropubic (RP) approach versus the transobturator approach (TO) for tension-free, suburethral sling treatment

Bunun üzerine Mustafa Kemâl, (Hz. Peygamber ölürken kimi vekil tâyin etti ki siz daha hilâfet is­ tiyorsunuz. Biz sancağı çektik, o sancağa düşman olmadık,

1842 - 1910 yıllan arasında yaşayan Osman Hamdı Bey, Sadrazam İbrahim Ethem’in oğludur ve ilk müze müdürlüğü gribi görevi yanında bugünkü Güzel

BP Türkiye, fotoğraf dem ekleri çalışma kum lu ile birlikte, geçtiğimiz yıl yitirdiğimiz değerli fotoğraf ustası Sami Güner’in anısına “ Türkiye 92” albüm

İngiltere sefiri Lord Stad ffo rd de Redcliffe’in geniş para yardımla­ rı ile desteklenen Protestan misyonerler Anadolu’da Ermeni- leri Gregoryen kilisesinden

rosuna telefon eden kim liği belir­ lenemeyen kişiler, “ Ermeni S o y ­ kırımının Adalet Kom andoları" adlı cinayet örgütünün adına ko­ nuştuklarını

HYDRO BA020 Suyun çekildiği andaki kıyı çizgisi Zorunlu NAMN1 Birinci ulusal dilde detayın ismi Seçmeli NAMN2 İ kinci ulusal dilde detayın ismi Seçmeli NAMA1

Navigation systems allow people to find their route and explore their surroundings easily and quickly in the places they have not visited before without losing too much time and