• Sonuç bulunamadı

Muhteşem kentin hayal dünyası:Mısır Çarşısı

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Muhteşem kentin hayal dünyası:Mısır Çarşısı"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Fotoğraflar: NAZIM T İM U R O Ğ L U

Muhteşem kentin hayal dünyası

Bir zamanlar ‘muhteşem şçhre’ hayal, sarhoşluk ve keyif

dağıtan, Mısırçarşısı idi. Sarhoş edici kokuların, baharatın etkisi,

bugün bile hayal çarşısının dört bir yanına sinmişliğini sürdürür.

Ahmet Sablh

alata Köprüsü’nden Eminönü tarafı­ na doğru yürüdüğünüzde, karaya yak­ laşırken, karşınızda bütün haşmeti ile beliren Turhan Valide Sultan’ın “Yeni Cami”sini solunuza alırsanız, sağda arkada görülen "büyük kapı” ünlü “Mısırçarşısı” mn kapısıdır.

Mısır’dan gelen malların satıldığı yer oldu­ ğundan adına Mısırçarşısı denmiş... Yoksa Mısırlıların oturduğu veya Mısır paşasının yaptırdığı çarşı falan değil...

A ltı kapısı ve seksen altı dükkânı ile bu çar­ şı, gerçek bir “tarih”tir. Avcı Mehmet’in anası

Hatice Turhan Sultan’ın Yeni Cami ile bir­

likte Mimar Kasım Ağa’nın 1660 yılında or­ taya çıkardığı bu çarşıyı 1874 yılında, İtalyan yazar Edmondo de Amicis şöyle anlatıyor:

“Yola devam edince, kemerli ve asma dal­ ları ile süslenmiş eski bir kapının altından ge­ çilir ve ortasından uzun, düz, üstü örtülü, tık­ lım tıklım insan, sandık, sepet, çuval, eşya do­ lu loş dükkânlarla çevrilmiş bir yol geçen, bü­ yük kârgir bir binanın karşısına gelinir. İçe­ riye girer girmez, insanın burnuna öyle kes­ kin bir bitki kokusu çarpar ki nerede ise ge­ risin geriye dönmek geçer içinizden. Burası

Hindistan, Suriye, Mısır ve Arabistan’dan ge­

len her türlü baharatın toplanarak odalıkla­ rın ellerini yüzlerini boyamaları için evlere, hamamlara dağıtılan, ağızlara, sakallara ve yemeklere güzel kokular veren, kızgın paşa­ lara kuvvet kazandıran, bedbaht zevceleri ya­ tıştıran, tiryakileri uyuşturan, muhteşem şehre hayal, sarhoşluk ve keyif dağıtan esans, hap, toz, merhem haline döndüğü Mısırçarşısı’dır. Çarşıda biraz yürüyünce insan sersemleme­ ye başlar ve hemen uzaklaşır oradan. Fakat bu sıcak ve ağır hava ile sarhoş edici kokula­ rın tesiri, açık havaya çıkınca bile, bir müd­ det devam eder ve zihninizde Şark’ın en giz­ li, en anlamlı izlerinden biri olarak dipdiri ka­ lır...”

İstanbul’a gelip de Mısırçarşısı’nı görmeyen yok gibidir. Amicis’ten yaklaşık iki asır önce 1694’te aynı çarşıyı gezen İtalyan F.Gemelii ise “A Voyage Round the Word” isimli ese­ rinde, “Tecrübe ile sabittir ki veba hastalığı en çok bu taraflarda görülür, zira çarşı rutu­ betlidir ve ilaçlardan çıkan kokular havayı bo­ zar..!’ demektedir.

M ısırçarşısı, ilk büyük yangını, yapıldıktan otuz yıl sonra, 1989’da geçirmiştir. Hemen ta­ mamıyla mahvolan çarşıda, “on Mısır hazî­

nesi değerinde” eşyanın yanıp kül olduğunu

Ermeni tarihçi İnoiciyan yazar.

Mısırçarşısı ikinci büyük yangını 1940’ta geçirmiştir.

1943'te restore edilerek kullanıma açılan çarşı, 1955 yılında baştanbaşa yenilenmiştir.

M ısırçarşısı’nın yerinde Bizans döneminde de aynı mallan satan bir çarşının bulundu­ ğunu Ernest Mamboury yazıyor... Mambo- ury’ye göre o zaman satıcıların ve dükkân sa­ hiplerinin çoğu Venedikli...

Bedrettin Dalan döneminde yıkılan Yemiş Çarşısı’nda birkaç Venedik yapısının bulun­

duğu hatırlanırsa, İstanbul rehberlerinin en iyisini hazırlamış olan ünlü Ernest Mambo- ury’ye hak vermek gerekecek...

Mamboury, 1940 yangınından önceki Mı- sırçarşısı’nı şöyle tarif ediyor:

“Droglar ve hazır ilaçlar, gayet değerli cam eşya toprak kaplarda saklanıyor... Doğu’nun tüm halk eczanesi orada... Yılan derileri, kap­ lumbağa kabukları, çeşitli kabuklu hayvan­ lar, kurutulmuş deniz mahsulleri, yapraklar, çiçekler, saplar, tohumlar, her çeşit kuru bit­

Mısırçarşısı'nın bir başka ilginç dükkânı da hasır sepetçi.

kiler, çeşitli ağaçların tutkallan, Arabistan, Hindistan ve Afrika’nın baharatı!..!’ S eksen altı dükkânlı Mısırçarşısı’nda bugün on iki “aktar” dükkânı faaliyet gösteriyor.

Özellikle 1955 restorasyonundan sonra dükkânların çoğu mefruşatçı, kasap, börek­ çi, kolonyacı, şekerci olmuş... Şimdi de “elek­ tronikçiler ve beyaz eşya satıcıları” ço­ ğunlukta...

1958 yılından beri otuz iki yıl çarşıda bu­ lunmuş aktar İsmail Karadere şunları söylüyor:

“Dükkânımızda sattığımız halk ilaçlarının çeşidi üç yüzü bulur. Müşteri mevsime göre geliyor. Bizden şifa bekliyor. Biz ilaç tavsiye

etmeyiz, sorulursa fikir veririz. İlacın kati olarak tesir edeceğini söylememiz zararlıdır, ilaçlar bünyeye göre değişik tesirler gösterir­ ler. Birine iyi gelen diğerine iyi gelmeyebilir. Bu yüzden bizde ‘kesin konuşmak’ yoktur. Sadece verdiğimiz ilacın ‘zararlı’ olmaması­ na dikkat ederiz... Bizim ilaçlarımızın yan te­ siri yoktur. Genellikle, ‘koruyucu’ ilaçlardır. Bununla birlikte özellikle basur tedavisinde yüzde 80 sonuç aldığımızı söyleyebilirim. TÜ­

BİTAK bizden ilaç aldı... Neticeyi bekliyo­

ruz..!’

İsmail Bey’in dükkânının duvarında, Sağ­ lık Bakanlığı Ilaç ve Eczaneler Genel Müdür­ lüğümden imzalı “Bitkisel Droglara Mahsus

İzin Belgesi” asılı duruyor. □

17

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

1925 yılında Van' ın Erciş İlçesinde doğdu. İlkokulu Bitlis' te, Ortao- kulu Muş'ta bitirdi. Lise öğrenimini parasızyatılı olarak Erzurum Lise- si'nde tamamladı. 1943

Plasma neutrophil gelatinase-associated lipocalin levels in acute myocardial infarction and stable coronary artery disease..

Saat on ikide Vali Haydar, Polis Müdürü Sadettin, Em­ niyeti Umumiye Müdürü Muhit tin, Beyoğlu Altıncı dairei Be­ lediye müdürü Hâmit (Eski İzmit Valisi)

Eşlik eden sırt ağrısı ve yanıcı tarzda ağrı nedeniyle notalgia parestetika ön tanısı ile fiziksel tıp ve rehabilitasyon polikliniğine konsülte edildi.. Bu olgumuzu kısa

Oysa o ser­ gi için özellikle İstanbul’a gelen Ürdün Saray Na­ zırı Raad bin Zeyd’i ve Fahrelnissa Hanım’m Fi­ listin kökenli güzel öğrencisi Hint

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha

Türkiye, dinamik bir süreç olan demokrasinin kendiliğinden bir çırpıda gerçekleşmediğini, ısrarlı bir mücadele gerektirdiğini ve bu süreçte dış dinamiklerin

Yavuz bu söyleşide Türk aydınlarının onda dokuzunun oryantalist olduğunu söylüyor ve Çelik Gülersoy'un tüm bunları bilmesine karşm tam aksi bir tutum