• Sonuç bulunamadı

İbn Teymiyye'de içtihat özellikleri

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "İbn Teymiyye'de içtihat özellikleri"

Copied!
174
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI İSLAM HUKUKU BİLİM DALI. İBN TEYMİYYE’DE İÇTİHAT ÖZELLİKLERİ Yüksek Lisans Tezi. Danışman Prof Dr. Hüseyin Tekin GÖKMENOĞLU. Hazırlayan Memiş TEKİN. 2006 - KONYA.

(2) ÖNSÖZ Şeyhülislâm İbn Teymiyye, İslam düşüncesinin üretken düşünürlerinin önde gelen temsilcilerinden biri olarak bilinir. İbn Kayyim, Zehebî ve İbn Kesîr, gibi güzide âlimler yetiştirmiş, daha sonraki asırlarda gelen; İbn Hacer Askalanî, Bedrüddin Aynî, Suyûtî, Aliyyül Karî, Alusi, Şevkânî ve Sıddık Hasan Han benzeri büyük âlimleri, fikir ve düşünceleriyle etkilemiştir. İbn Teymiyye, Gazali, Şah Veliyyullah Dehlevî’nin de aralarında bulunduğu üç büyük ıslahatçı ve yenilikçi âlimden biri olarak tanınır. Bu hususu Malik b. Nebi şu sözüyle tesbit etmektedir: “İbn Teymiyye'nin geride bıraktığı kültür mirası, örnek fikirleri, günümüze kadar ıslahatçı hareketleri besleyen düşüncenin tersanesi olmuştur.”1 Bünyesinde Hanbelî mezhebinin önemli âlimlerini barındıran, köklü bir aileden gelen İbn Teymiyye'nin, bıraktığı zengin fıkıh ve usûl mirası gözönüne alındığında, Onun; İslâm'ın temel ilke ve prensiplerini çok iyi bildiği, İslâm Hukukunun genel ilkelerine tam anlamıyla hâkim olduğu anlaşılmaktadır. İleri düzeyde bir ictihad metodu ve istinbat yöntemi kullanan İbn Teymiyye genelde ehl-i hadîs ve selef çizgisini sürdürmiş, tarihi oluşumu ve süreci içinde kısmen bütünselik ve sistemden uzak bir görünüm arzeden selefî anlayışının, bir düşünce ekolüne dönüşmesinde önemli katkıları olmuştur Hadis ilminde “hafız” derecesinde bir otorite kabul edilen İbn Teymiyye, mezhep taassubuna ve taklide saplanıp kalmamış, geleneğe bağlılıkla eleştirel olabilmenin sentezini orta ya koymayı başarmıştır. Her hangi bir konuda, mezheblerin o konudaki görüşlerinin ne olduğundan çok, hükmün kaynak ve delilerinin ne olduğunu araştırmayı tercih etmiştir. İbn Teymiyye, tevhidi (küllî) yaklaşımı ile aklın ve naklin birlikteliğini sağlamaya yönelerek, itikat boyutunda tevhidi, hertürlü harici ve yozlaştırıcı unsurlardan arındırmayı amaç edinmiştir. Sevenleri onu bidatlerle mücadele eden, sünneti yeniden ihya eden bir müceddid olarak görmüş, karşıtları ise; ehl-i sünnetin dışına çıkmak ve sapıklıkla itham etmeye kadar varacak ağır tenkitler yönetmişlerdir.. 1. Salâhaddin Makbûl Ahmed, Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye ve Eseruha Alâ Harekêti’l-İslâmiyye elMuâsıra, I, 119, Dâru İbnü’l-Esîr, Küveyt, 1996,. i.

(3) İslâm âleminde birçok araştırma ve incelemeye konu olmuş, eserlerinin çoğu yabancı dillere çevrilmiş, çağdaş İslâmi akımların birçoğunun ilham kaynağı olarak kabul edilen, İbn Teymiyye’nin hayatı ve ilmi kişiliği üzerine ülkemizde son yıllarda önemli çalışmalar yapıldığı görülmektedir. Bu alanda yapılan çalışmaların yeterli ve arzu edilen düzeyde olmadığı da ortadadır. “İbn Teymiyye’de içtihad özellikleri” çalışmasının İbn Teymiyye’nin özelikle fıkıh ve usûl sahasındaki içtihad ve düşüncelerinin daha iyi anlaşılmasına önemli bir katkıda bulunmasını ümit ediyoruz. Elimizdeki. bu. çalışmadaki. aktarılan. hadislerin. kaynakları. verilirken. concardance sistemi gözetilmiştir. ayrıca kullanılan hadis kaynakları, bibliyoğrafyada müellif ve esr adları birlikte verilmiştir. Tezimin tashihinde bana yardımcı olan Nihan AYDIN’a, yapıcı tenkitleri, görüş ve düşünceleriyle tezin oluşmasına önemli katkıları olan değerli hocalarım Yrd. Doç. Halit ÇALIŞ Beye, Prof Dr. Saffet KÖSE Beye, Prof. Dr. Ahmet Yaman Beye ve çalışmanın gerçekleşmesinde büyük emeği bulunan, sabrını ve yardımını benden esirgemeyen değerli hocam Prof. Dr. Hüseyin TEKİN GÖKMENOĞLU Beye en içten teşekkürlerimi sunarım.. Memiş TEKİN. ii.

(4) KISALTMALAR a.g.e.. : Adı geçen eser.. b.. : Bin. Bkz.. : Bakınız.. D. İ. A.. : Diyanet İslam Ansiklopedisi.. D.İ. B. Yay.. : Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.. Der.. : Derleyen.. Diy. Vak. Yay. : Diyanet Vakfı Yayınları. Düz.. : Düzenleyen.. Haz.. : Hazreti. Neş.. : Neşreden.. s.. : Sayfa. s.a. v.. : Sallalahü aleyhi ve selem.. Tah.. : Tahkîk.. Ter.. : Tercüme.. iii.

(5) İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ ................................................................................................. i KISALTMALAR ...............................................................................................iii İÇİNDEKİLER ............................................................................................... iv GİRİŞ ................................................................................................ 1 TEZDE TAKİP EDİLECEK YÖNTEM VE TEZİN HEDEFLERİ................................. 3 BİRİNCİ BÖLÜM ................................................................................................ 5 İBN TEYMİYYE'NİN YAŞADIĞI DÖNEM.................................................................. 5 1) Dönemin Siyasi Yapısı ................................................................................................. 5 a) Türk Kölemenler Devri................................................................................................. 6 II) Dönemin Toplumsal ve Dini Yapısı .......................................................................... 10 III) Dönemin Düşünce Yapısı......................................................................................... 12 IV) Dönemin İlmi Yapısı ................................................................................................ 14 İKİNCİ BÖLÜM .............................................................................................. 20 İBN TEYMİYYE'NİN HAYATI.................................................................................... 20 I) İbn Teymiye'nin Çocukluk ve Gençlik Yılları ............................................................ 20 II) İbn Teymiyye'nin Islahat Hizmetleri ......................................................................... 24 b. İnancı Uğrunda Çektiği Çileler ......................................................................................... 25 c. Yıkıcı ve Sapık Mezhepleri Ortaya Çıkarması ................................................................. 27 e. İtikadî ve Amelî Şirkle Mücadele, Tevhide Çağrı ............................................................. 30 f. Mısır Yolculuğu ve Mısır’daki Mücadele Yılları ................................................................. 36 g. İbn Teymiyye'nin Şam'a Dönüşü...................................................................................... 40 h. Vefatı ve Defnedilmesi ..................................................................................................... 42. III) İbn Teymiyye Hakkında Âlimlerin Görüşleri .......................................................... 43 IV) İbn Teymiyye’de Akıl, Bilgi ve İman...................................................................... 58 BEŞİNCİ BÖLÜM .............................................................................................. 64 İBNİ TEYMİYYE'NİN İÇTİHAD YÖNTEMİ.............................................................. 64 A) İçtihadın Inkıtâ-ı ve Taklitle İlgili İbn Teymiyye’nin Görüşleri ............................... 64 B) İbni Teymiyye'nin İçtihad Yöntemi........................................................................... 68. 1. Kitap ................................................................................................................................. 69. 2. Mütevatir Sünnet ve Mütevatir Sünen................................................................. 76 3. İcma ................................................................................................................................. 84 4. Kıyas ................................................................................................................................ 94 5. İstishab........................................................................................................................... 105 6. Mürsel Maslahat............................................................................................................. 106 7. Sahabi Sözü................................................................................................................... 111 a- Sahabi Sözünün Hüccet Olduğunu Kabul Edenler:....................................................... 114 b- Sahabi Sözünü Kesinlikle Hüccet Saymayanlar............................................................ 116 8. İstihsân........................................................................................................................... 117 9. Seddü’z-Zerîâ................................................................................................................. 121 10. Örf ................................................................................................................................ 124 11. Geçmiş Ümmetlerin Şeriatları ...................................................................................... 126. ALTINCI BÖLÜM 127 İÇTİHADLARINDAN ÖRNEKLER........................................................................... 127 I) Üç Talakla Boşama ................................................................................................... 130 II) Yemine ve Şarta Bağlı Boşama ............................................................................... 144 III) İbn Teymiyye’nin Farklı İctihad Ve Tercihlerinden Örnekler ............................... 154 SONUÇ 159 BİBLİYOĞRAFYA 162. iv.

(6) GİRİŞ Cenâb-ı Allah'ın insanlığa en son öğretilerinden oluşan İslâm Hukukunun; Kur'an ve sünnetin üstünde hiç bir otorite kabul etmeyen, zaman ve coğrafya ötesi bir hukuk sistemi olduğu ortadadır. Kur'an ve sünnetin özerinde her türlü masumiyyete ve şartlanmaya karşı olan İslâm; tarihi tekâmülün bir adım önünde seyreden, bir sosyoloji ve hukuk sistemine sahip dünya görüşü olarak bilnir. İbn Teymiyye’nin yaşadığı dönemde, ilim meclislerinin, eğitim kurumlarının kısmi bir durağanlık yaşadığı, taklit ve taasubun öne çıktığı görülmektedir. Kitap ve sünnete bağlılık ilk dönemdeki ruhunu yitirmiş, ifratlar ve tefritler artmıştı. Müslümanlar'ın yeniden İslâm hukukuna hayat verecek, İslâm fıkhının dehlizlerine inebilen, ufku geniş, engin Kur’an ve sünnet bilgisiyle, ilk asrın olaylarını kavramış bir âlime ihtiyaçları vardı. Bu âlimin eliyle fikir ve düşünce dünyasının yenilenmesi ve tacdidi zorunluluk arzetmekteydi. Bu durum, İbn Teymiyye'nin tarihi bir misyon olarak ortaya çıkmasını hazırlayan önemli bir tarihi ve sosyal nedendi. Bütün bu olumsuz gelişmelere tanık olan İbn Teymiyye, İslâm hukukuna kazandırdığı eserleriyle, İslâm dünyasın’ın önemli bir kesiminde taraftar tarftar bulmuştur. Hukuk tarihimizde O, genelekci olduğu kadar yenilikci ve ıslahatcı düşünceleriyle tanınmış bir fakih ve müceddidir. İbn Teymiyye'nin hayatta iken yargılanıp hapse atıldığı, sonraları ise tekfirine varacak boyutta tenkitlerin yöneltildiği evlilik, talak, vasiyet ve vakıf konularındaki fıkhi içtihatları ve tercihleri, günümüzde bazı İslâm ülkelerinde uygulanmaya konulmuştur.. 2. Bu da, Onun cumhurdan farklı. düşündüğü ictihatlarında sağlam delilere dayandığını göstermesi bakımından önemlidir. İbn Teymiyye hakkında eser yazanların genel kanaati Onun Ahmed b. Hanbel'in genel usûlüne bağlı kaldığı, fıkhî ictihadlarında ise; müstakil hareket ettiği üzerinde birleşmiştir. Çoğunlukla Hanbelî mezhebi ile aynı ictihadî sonuçlara ulaşmış, bazen de farklı neticeler elde etmiştir. Zaman zaman dört mezhebe muhalif ictihadlarda bulunmuştur. Cumhura muhalif ictihadlarında, cumhurla birlikte hareket ettiği 2. Bkz. Muhammed Ebu Zehra, Ibn Teymiyye Hayatühu ve Asruhü ve Erâuhü ve Fıkhuhü, Dâru'l-Fikri'lArabî, Kahire.. 1.

(7) ictihadlarındaki gibi, şeriatın temel ilke ve kurallarını gözeterek, hadis ekolünün yöntemini temsil eden, Ahmed b. Hanbel'in usulünü hüküm çıkarma yöntemi olarak benimsemiştir. Ona göre hadis ekolünün kullandığı ictihat yöntemi, diğerlerinden daha sağlıklı bir yöntemdir. Kısacası hüküme ulaşmada uyguladığı metod bütünsel olarak bir kaç konu dışında, İmam Ahmed'in usulünden farklı değildir. İbn Teymiyye, çok yönlü bir kişiliktir, fakihliği, muhaddisliğinin yanında akaid konularında filozoflara ve kelemcılara yaptığı sert ve ciddi eleştirileriyle de öne çıkmıştır. Yaşadığı dönemde geniş halk kitleleri arasında büyük taraftar toplayan bazı tarikat mensuplarına özelliklede vahdeti vucûd düşüncesine sert tenkitler yönetmiştir. Bu da onu tartışmaların merkezinede bir isim olmasına yol açmıştır.3 Bu araştırmadan, İbn Teymiyye'nin İslâm Hukuku sahasındaki çalışmalarının incelenmesi, hukuk tarihi içindeki misyonunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Önemle üzerinde durulacak temel nokta, onun ictihad yöntemi ve özelliklerinin belirlemesi olacaktır. Bunun için de başta Fetâvâ’sı olmak üzere, dedesi ve babasından devralarak tamamladığı “el-Müsevvede fi Usûli’l-Fıkh” adlı eseri temel alınacak, onun hakkında yazılan farklı kaynaklardan da istifade edilecektir. İbn Teymiyye'nin ıslahatçı ve yenilikçi bir fakih olduğunda şüphe yoktur. Ancak, zaman içinde geleneksel bağlılık ve kendi aczini bir büyük dâhinin gerisinde gizlemek isteyenlerin, İbn Teymiyye’nin görüş ve düşüncelerini tarflı yorumlamalarına temes edilecek, onu bir mezhep kurucusuymuş ve ya mezhebsizmiş gibi gösterenlerinin kanaatlerin gerçekten uzak olduğu ortaya konulacaktır. Bu sunumu, İbn Teymiyye'yi zindana mahkûm edenlere verdiği şu ölümsüz cevapla bitirelim: "Düşmanlarım bana ne yapabilir ki? Ben cennetimi yüreğimde taşıyorum, nereye gitsem o benimle gelir. Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir. Değil mi ki göğsümde Allah'ın Kitabı ve Rasulü'nün sünneti vardır!". 3. Bkz. İbn Teymiyye, Vahdet-i Vucud Risalesi, Ter. , Tevhit Yayınları, İstanbul,1996,. 2.

(8) TEZDE TAKİP EDİLECEK YÖNTEM VE TEZİN HEDEFLERİ İbn Teymiyye'nin ictihad metodunun tespiti ve hususiyetinin anlaşılması, yaşadığı dönemin özelliklerinin ve kişiliğinin çok iyi bilinmesine bağlıdır. Bu nedenle yaşadığı dönem, siyasal, toplumsal ve bilimsel yönleriyle ele alınacak, İbn Teymiyye'yi etkileyen faktörler müsbet ve menfi yönleri ile değerlendirilecektir. Ancak İbn Teymiyye'nin ictihadının anlaşılması, eserlerinin incelenip, ictihad usul ve yönteminin çıkartılması, temel hedefimiz olacaktır. İbn Teymiyye’nin ictihadındaki öncelikler tam olarak anlaşılması için, İslâm Hukukunda “talak” bahsi bütünselliği ve orjinalliği bozulmadan işlenecektir. Bu arada onun farklı ictihad ve tercihlerine de yer verilecektir. Öncelikli hedefimiz İbn Teymiyye'nin ictihad metodunun pratiğe aktarılışını belirlemek olduğuna göre, ictihad ve usul yönteminin genel olarak tanımlanması, ictihad yönteminin belirgin ve ayrıntılı bir şekilde ortaya konması ve diğerleriyle mukayese edilmesi gerekir. Bunun için başta, “el-Müsevvede fi Usuli’l-Fıkh” olmak üzere, ictihad yönteminin uygulanışını fetâvâlarında incelenecek, diğer eserleride dikkatli bir şekilde taranacaktır. Bu araştırmamızda temel kaynak, başta Fetâvâ olmak üzere İbn Teymiyye'nin diğer eserleridir. Ancak kendi kitaplarının yanında, hakkında yazılan bazı önemli eserlerden de yararlanmaya çalışacağız. Bu kaynaklar arasında: Dört büyük mezhep İmamı ve birçok âlimin hayatını ve ilmi kişiliğini konu alan eserleriyle tanınan, Muhammed Ebu Zehra'nın, “İbn Teymiyye, Hayâtühu, Asruhu ve Erâ’ühu ve Fıkhuhü” adlı kitapı ilk sırada yer alacaktır. Ebu Zehra’nın bu çalışmasına müsavi olan bir diğer önemli eserde: Ebu'l-Hasan en-Nedvî’nin, “Ricâlü'l-Fikiri ve'd-Dâveti fi'l-İslâm, elHafız Ahmed b. Teymiyye” adlı kitapıdır. Bir üçüncü önemli kaynak ise: İbrahim Ugaylî'nin, “Tekâmülü'l-Menheci’l-Ma’rifeti İnde İbn Teymiyye” adındaki çalışmasıdır. Bu temel kaynakların dışında Tâha Câbiri’l-Ulvânî’nin, “İbn Teymiyye ve İslâmiyetü’lMa’rife” gibi bir kaç ilmi çalışmadan da yararlandığımızı belirtmek isterim. Tezin konusu ve hedeflerini şu şekilde maddelendirme mümkündür: 1. İbn Teymiyye'nin hayatı ve şahsiyeti. 2. İslâm Hukukunun İbn Teymiyye dönemindeki yapısıi. 3.

(9) 3. İbn Teymiyye'nin âlimler arasındaki itibarı 4. İbn Teymiyye ictihadının dinamikleri. 5. İbn Teymiyye ictihadının özellikleri. 6. İbn Teymiyye'de ictihad metodu. 7. Fıkh ve usule olan katkıları. 8. İçtihat yönteminin pratik uygulanışına örnekler.. 4.

(10) BİRİNCİ BÖLÜM İBN TEYMİYYE'NİN YAŞADIĞI DÖNEM İbn Teymiyye'nin yaşadığı dönem toplumsal, ilmi ve dini açıdan önemli olayların yaşandığı, siyasi tarih açısından oldukça karmaşık ve tehlikeli bir dönemdir. İbn Teymiyye’nin İslâm Hukukundaki yerini, gerçekleştirdiği ıslah ve tecdid (yenilik) hareketinin boyutunu görebilmemiz için, içinde yetiştiği aile ortamını, toplumsal şartları, yetiştiği geleneği ve beslendiği kaynakları bilmek gerekir. Bu nedenle, Suriye ve Mısır'ın hicri (600/ 750) yılları arasındaki tarihlerini kısaca gözden geçirilecektir. 1) Dönemin Siyasi Yapısı İslâm tarihinde Suriye ve Mısır birlikte ele alınmıştır. Muvahiddler Devlet'i dışındaki İslâm coğrafyası topraklarının tümünün o dönemdeki hukuki sahipleri Abbasi halifeleriydi. Hilafet merkezi dışındaki hükümdarlar, halife adına hüküm icra ediyorlardı. Tolunoğulları, İhşidiler gibi, halifeye başkaldırıp bağımsız devletler kurulmuş olsa da, bunlar kısa ömürlü olmuşlardır. Bu durum; Eyyubiler Devleti'nin kurucusu, Mısır, Suriye, Güneydoğu Anadolu, Kuzey Irak, Hicaz, Yemen ve Kuzey Afrika'nın büyük bölümünü hâkimiyeti altına alıp, Kudüs'ü Haçlılardan geri alan ve İslâm birliğini gerçekleştiren, Selahaddin Eyyubi (589/1193) için bile farklı değildi. Selahaddin Eyyubi yaptığı çok önemli işlerden halifeyi haberdar etmekteydi.4 Selahaddin Eyyubi'nin gerçekleştirdiği İslâm birliği, bölgedeki siyasi istikrar, ölümünden sonra çok uzun sürmemiş, yerini hanedan üyelerinin saltanat kavgasına bırakmıştır. Bu durumdan yararlanan Haçlılar, Mısır Eyyubilerinin beşinci hükümdarı el-Kamil Nasırüddin Muhammed zamanında (616/1219) Dimyat'ı alarak, Mansuriye'ye kadar ilerlemişlerdir. Dimyat’tan çekilmeleri karşılığında Kudüs'ü ve Selahaddin'in Doğu Akdeniz kıyılarında teslim aldığı bütün toprakların geri verilmesini teklif bile etmişler, teklifleri kabul edilmemiştir. Dimyat 17 ay boyunca işgal altında kaldı. elKamil, iki yıl sonra diğer Eyyubi meliklerinin de yardımını alarak Haçlıları teslim olmaya mecbur bıraktı. Suriye'de kendisinden ayrılarak bağımsızlığını ilan eden kardeşiyle meşgul olduğundan Haçlıların üzerlerine daha fazla gitmeyerek, Dimyat'ı geri almakla yetindi. Aradan 8 yıl geçtikten sonra, Eyyubi Hanedanları arasındaki 4. Ülkü, Hayati, Başlangıçtan Günümüze İslâm Tarihi, III, 123 – Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, VI, 321, Çağrı Yayınları, 1993.. 5.

(11) kavgalardan istifade eden Haçlılar, (626/1229) yılında İmparator II. Frederik tarafından Eyyubiler'den Kudüs ve Sayda'yı büyük para karşılığı ve Müslümanların serbestçe dolaşması şartıyla barış yoluyla birkez daha geri aldılar.5 Bölgede siyasi istikrar yoktu. Şam ve Kahire'de sultanlar kısa sürede değişiyor, iç savaşlardan fırsat bulan Müslümanlar, Hristiyanlar ile savaşmayı sürdürüyorlardı. Buna bağlı olarak başta Kudüs olmak üzere, Doğu Akdeniz kıyılarındaki önemli şehirlerin hâkimiyeti sürekli el değiştiriyordu. Nitekim Kudüs (641/1224) yılında Şam Emiri Melik Salih tarafından yeniden fethedildi. (647/1249) yılında ise Dimyat ve Mansura Haçlılar tarafından birkez daha zaptedildi. Aynı yıl Melik Turan Şah buraları geri alarak, Haçlıları Mısır'dan çıkardı.6 a) Türk Kölemenler Devri Kölemenler; İslâm âlemini her taraftan tehlikelerin kuşattığı, kuzeyden ve doğudan Moğolların batıdan da Haçlıların işgal ve talanlarına maruz kaldığı, Bağdat'ta halifeliğin çöktüğü, Endülüs İslâm Devleti'nin yokolma sürecini yaşadığı, tam bir buhran döneminde tarih sahnesine çıkmışlardır. Bu yüzden bütün Müslümanların gözü, ilgi ve ümitleri üzerlerine yönelmişti. Eyyubi ordularının askerlerinin ekseriyetini Türk Kölemenleri teşkil etmekteydi. Bir diğer adları da Memâlik (köle) olan bu askerler, Nil Nehri boyunda özel bir kışlada yaşıyorlardı. Bunun için kendilerine Bahriyyûn da denilir. Eyyubi Sultanlarından Salih Necmüddin zamanında Aybek Türkmeni adında bir komutan vezir-i azam mevkiine kadar yükselmişti. Aybek, son Eyyubi sultanı Turanşah’ı (648/1250) yılında tahtan indirerek Salih Necmüddin'in karısı Şecerü'd-dar'ı melike olarak ilan etti. Böylece Mısır'ın en güçlü adamı olmuştu. Hutbelerde ve bastırılan paralarda Şecerü'd-dar'ın adı geçiyordu. Ancak Bağdat halifesi Mû'tasım Billâh (640/1242) kadının sultanlığına karşı çıkınca onunla evlenip, Mısır'ın tahtına el-Melikü’l-Muaz İzzeddin lakabıyla tahta oturdu ve sultan unvanını da aldı. Son Abbasi Halifesi el-Mû'tasım, Moğolların Hülagu komutasında Irak'a yaklaşmakta olduklarını işitince, Şam’ın hükümdarı en-Nâsır Salahüddin Yusuf’a elçi göndererek ona Aybek’le anlaşmasını, Moğollara karşı ittifak yapmalarını emretti. (651/1253) yılında iki taraf arasında sulh yapıldı. Bu anlaşmaya göre; Kudüs ve sahil bölgesi de dâhil Ürdün Nehri’ne kadar Filistin, Kölemenlerin oldu. Suriye'nin geri kalan 5. İbn Kesir, Ebu’l-Fidâ İsmail b. Ömer, el-Bidâye ve’n-Nihâye, VIII, 603, Dâru’l-Fikir, Beyrut, 1997. - Ülkü, age, III, 135.. 6.

(12) kısmı da Eyyubiler'e bırakıldı. Böylece Kölemenler, Eyyubilerlerce tanınarak, tarihte Kölemenler diye bilinen devlet kurulmuş oldu.7 Kölemenler'in İslâm tarihinde şöhret bulmalarının en önemli nedeni hiç şüphesiz, Müslümanların başına musallat olan, Mısır hariç İslâm ülkelerinin tamamını istila etmiş olan Moğollar'ı tarihte ilk kez mağlup etmeleri, Suriye ve birçok önemli merkezden Moğol ve Haçlı ordularını söküp atmalarıdır. (657/1259) yılında Moğolların Sultanı Hülagu Han, Suriye'ye yönelince Suriye'de korku ve kaos hâkim oldu. Halkın büyük bir kısmı Mısır'ın yolunu tuttu. Zor kış şartlarında çoğu yollarda telef oldu. (658/1259) yılına gelindiğinde Hülagu altı günlük kuşatmanın ardından Haleb'i emân ile teslim aldı. Ancak verdiği sözü tutmayarak halkın büyük bir kısmını katledip, şehri tümüyle talan etti. Kadın ve çocukları esir aldılar. Haleb'in istilası, Hama hâkiminin şehrin anahtarlarını Hülagu'ya göndermesi ile sonuçlandı. Hülagu, vakit kaybetmeden Kitboğa'yı Şam'ın işgali için sefere çıkardı. Moğol ordusu hiçbir direniş görmeden savunmasız şehre kolayca girdi. Şehir halkına Hülagu'nun emânı okundu. Şam'ın emirliğine atadıkları Eblesiyan, tam bir Hristiyan hayranı idi. Kiliselerine giderek papazlaryla buluştu. Papazlar tarafından sevgi ve coşkuyla karşılandı. Bu durumu fırsat bilen Hristiyanlar, halka zulmetmekte, camilere ve Müslümanlara saldırmakta gecikmediler.8 Aynı yıl Mısır'da (657/1259) tahta geçen Seyfüddin Kutuz bilgili, cesaretli ve tedbirli bir komutandı. Hülagu’nun gönderdiği mukavemet gösterilmeden teslim olmalarını isteyen elçilerin ikisini de öldürerek kararlılığını gösterdi. (658/1260) Haziran'ında Suriye'ye yöneldi. O güne kadar hiç yenilmemiş olan Moğol ordusunu Aynü Calut’ta mağlup ederek Suriye'yi fethetti. es-Salih'in ölümünden sonra çöken Mısır ve Suriye'nin birliğini yeniden sağlayarak Fırat'tan itibaren Suriye ve Mısır'ın tek başına hâkimi oldu. Ne yazık ki, sultanlığı uzun sürmedi. Muzaffer bir komutan olarak Kahire'ye girmeden kendisini çok kıskanan Emir Baybars tarafından öldürüldü. Artık Mısır'ın yeni sultanı; Baybars'tı. Baybars da sahip olduğu meziyetler açısından selefinden aşağı değil, belki de fevkinde idi. Gerek ülke içinde, gerekse ülke dışında, çok önemli başarılara ve yeniliklere imza atmıştır. Memlüklü ordusunu yeniden tanzim ederek Araplardan yardımcı birlikler oluşturdu. Mısır filosunu yeniledi. İskenderiye, 6 7 8. İbn Kesir, age, IX, 60 - Ülkü, age, III, 136. Ülkü, age, III, 141 – Doğuşundan Günümüze Büyük İslam Tarihi, VII, 143, 146. İbn Kesir, age, IX, 101, 102.. 7.

(13) Dimyat gibi önemli merkezlerin kalelerini yenileyip güvenliklerini artırdı. Bu nedenle Baybars Kölemenler tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. İslâm âlemi Bağdat'ın Moğollar. tarafından. istilası. Bağdat'taki. son. Abbasi. halifesi. Mu’tasım'ın. öldürülmesinden itibaren yaklaşık 3,5 yıl halifesiz kalmıştı. Sultan Baybars, Şam'dan Mısır'a davet ettiği Abbasi Hanedanından Ebu'l-Kasım Ahmed'i (659/1261) el-Muntasır Billâh unvanı ile Abbasi Halifesi ilan etti. Böylece Mısır'da Abbasi halifeliği yeniden kurulmuş oldu. Sultan Baybars'ın amacı; bütün Müslümanları Kölemenler etrafında birleştirmekti. Hedefine ulaşmada biraz güç de olsa başarılı olmuştur.9 Moğollar, Aynü Calut yenilgisinden sonra Suriye'den çekilmişlerse de uğradıkları hezimetin acısını çıkarmak için fırsat buldukça Suriye'ye hücumlarını tekrarladılar. Sırasıyla (664/1265) Birecik'e, (700/1271) Antep ve Harran'a saldırdılarsa da hepsinde de yenildiler. Baybars Suriye'den Moğolları temizlemekle kalmayıp, Humus’taki Eyyubi şubesine de son vererek, Mısır ve Suriye'nin tek başına hâkimi oldu. Artık ünü, bütün İslâm dünyasına yayılmıştı. Moğolların tehdidi altındaki Anadolu Beyleri, kendisinden yardım istediler. Büyük bir ordu ile sefere çıkan Baybars Elbistan'da yoluna çıkan kalabalık bir Moğol ordusunu mağlup etti. Kayseri'ye geldiğinde kendisini davet eden Anadolu Beyleri Moğollardan korktuklarından kendisiyle temas kurmaktan kaçındılar. Bu duruma üzülen Baybars kendisini Anadolu Selçuklu Hükümdarı ilan edip, kendi adına para bastırıp, hutbe okutturdu ise de, fazla kalmayıp ülkesine geri döndü.10 Sultan Baybars, Haçlılar arasındaki iç çekişmelerden istifade ederek (605/1267) de Taberiyye ve Akka mıntıkalarını yağmalayıp ertesi yıl da Yafa, Arnun şehirlerini istila etti (606/1268). Bölgedeki en önemli Haçlı merkezi olan Antakya'yı kuşatarak teslim aldı. Artık Doğu Akdeniz'de Haçlıların önemli bir varlıkları kalmamıştı. Yukarıda geçen fetihlerden, Moğollar ve Haçlılara karşı kazandığı üst üste zaferlerden de anlaşıldığı gibi Baybars şüphesiz İslâm tarihinin en büyük simalarından biridir. Son derece cesur ve zeki, sefahat ve para hırsından uzak, ayrıca; dindar ve İslâm şeriatının uygulanmasına gayret etmekteydi. Ülkenin tamamında içkiyi yasaklayarak, 9. 10. Ali Selim en-Nebehîn, Nizâmü’t-Terbiyeti’l-İslâmiyyeti Fi Asri Devleti’l-Memâlik, Kahire, 1981, 124 – İsmail Yiğit, İslâm Tarihi, Kayhan Yayınları, 1991, VII, 43 – Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, VI, 452, 453. age, VI, 459 - Ülkü, age, III, 143.. 8.

(14) fuhuşla şiddetle mücadele etti. Âlimlere büyük hürmet gösterirdi. İbn Teymiyye, Nevevi'nin, kendisine mektuplar yazdığı, devlet işlerinde tavsiyelerde bulunduğu Şeyh Hızır’ın bütün isteklerini yerine getirdiği bilinmektedir. İbn Teymiyye Baybars sultan olduktan iki yıl sonra dünyaya gelmiş, çocukluk ve ilk gençlik yılları onun döneminde geçmiştir. Baybars öldüğünde 15 yaşında delikanlı idi.11 (678/1279) yılına gelindiğinde Baybars'tan sonra üçüncü hükümdar olarak sultanlığa Seyfüddin Kalâvun gelmiştir. Kalavun İlhanlı hükümdarı Abka'nın Mısır Kölemenler’i üzerine sevkettiği büyük bir orduyu (680/1281) Humus yakınlarında hezimete uğratmaya muvaffak olmuştur. Kalâvun 185’yıldır Haçlıların elinde bulunan Trablus'u geri almıştır. (6891290) yılında Kalâvun’un ölümünden sonra Mısır, (709/1309) yılına kadar istikrarsız bir dönem yaşamıştır. Aynı yıl oğlu Nasırüddin Muhammed, Türk Kölemenler’inin dokuzuncu hükümdarı olarak ve tahta üçüncü defa çıkmıştır. Saltanatı 32 sene gibi uzun bir dönem sürmüştür. Doğrusu İbn Teymiyye'nin gerçekleştirdiği yenilik ve ıslah hareketleri de aynı yıllara rastladığından asıl çağdaşı konumundadır.12 (699/1300) yılında Moğollar, Simliye vadisi yanındaki Haznedar vadisinde Memluk kuvvetlerini büyük bir yenilgiye uğrattılar. Sultan savaş meydanından kaçarak hayatını kurtarabildi. Şam'da tam bir korku ve panik hâkim oldu. Şehrin âyan ve eşraf tabakası Mısır'a kaçmıştı. Tam bu sırada şehirden ayrılmayan birkaç âlimden biri de İbn Teymiyye idi. Başta İbn Teymiyye ve arkadaşları halkı en az zararla kurtarmanın yollarını arıyorlardı.13 İbn Teymiyye'nin Moğollarla yapılan savaşlardaki üstlendiği çok önemli role ileride daha ayrıntılı olarak değineceğiz. Mısır Kölemenleri ile savaşmaya devam eden İlhanlılar Kutlu Şah komutasında Moğol, Ermeni, Gürcü askerlerden oluşan yüz bin kişilik büyük bir orduyla Suriye'ye yöneldi. Aynı anda sultan Nasır beraberinde halife Müstekfi de olmak üzere bölgeye ulaşmıştı. (702/1303) yılı ramazan ayında Suriye'nin Mercü’s-Safer denilen yerinde üç gün süren kanlı bir savaş sonunda ağır bir hezimete uğratarak, Moğolların bölgeye olan saldırılarını tamamen önledi. (709/1309) yılında Çerkez asıllı olan Baybars el-Muzaffer el-Çeşnigir14 lehine saltanattan ayrılıp Kerek’e çekilmek zorunda kaldı. Ancak 11 ay sonra diğer Memluk emirlerinin de yardımıyla tekrar tahta üçüncü kez oturmayı başardı.. 11 12 13 14. İbn Kesir, age, IX, 139 - Yiğit, age, VII, 55. Yiğit, age, VII, 60. İbn Kesir, age, IX, 248. Memlüklerde saltanata Baybars adında iki ayrı sultan çıkmıştır. I. Baybars, H.658’de, II. ise; H. 708’de.. 9.

(15) (710/1330) Hama Eyyubiler'inin üzerine yürüyerek burasını tamamen işgal etmeye muvaffak oldu.15 Nasırüddin Muhammed’in 32 yıl süren saltanatı (M.1341) yılında vefatıyla son buldu. İkinci saltanatı sırasında Suriye sahillerini tehdit eden bazı adaları fethederek bölge üzerindeki Haçlı tehdidine son verip, İlhanlıları mağlup etti. Nasır, üçüncü saltanatı sırasında da içte ve dışta istikrarı sağlamış, başta Müslüman ülkeler olmak üzere başarılı ilişkiler kurmuştur. Heybetli, ihtiyatlı, otoriter bir hükümdar olan Nasır, âlimlere büyük değer verirdi. Az önce belirttiğimiz gibi, zamanında yapılan savaşlarda büyük kahramanlıklar gösteren devrinin büyük âlimi İbn Teymiyye'ye çok hürmet ederdi. Kendisi imarı seven, yaptırdığı çok sayıda eserlerle de tanınan büyük bir sultandır. Zamanında inşa edilen çok sayıda cami, medrese, tekke, han, hamamlardan bazısı hala ayaktadır.16 Türk Kölemen sultanları bir taraftan Moğol tehlikesiyle uğraşırken, diğer taraftan birinci Haçlı seferinde Suriye ve Filistin'e gelip yerleşen ve küçük büyük beylikler kuran Hristiyanlarla da uğraştılar. Bilhassa Sultan Baybars zamanında bu Hristiyan beyliklerle yapılan savaşlarda son derece başarılı olundu. En son, Toroslarda kurulan Küçük Ermeni Krallığı da ortadan kaldırılarak Kölemenlerin sınırı Toroslar'dan Yemen'e, Fırat'ın doğusundan Bingazi'ye kadar genişlemiştir. Seyfeddin Kalâvun zamanında Haçlıların elinde Akka, Sayda, Sur ve Aslis'ten başka hiçbir yer kalmamıştı. Oğlu el-Eşraf Selahaddin döneminde ise Suriye tümüyle Haçlılardan temizlenmiş oldu.17 II) Dönemin Toplumsal ve Dini Yapısı Dönemin siyasi tarihini incelerken gördüğümüz gibi, zaman zaman istikrar ve düzen tesis edilmiş olsa bile, genel olarak sosyal yapı çalkantılı, karmaşık ve buhranlı bir görünüm arzetmekteydi. Siyasi bunalımlar iktisadi hayatı olumsuz yönde etkilemiştir. Tücarlar arasında ihtikâr başlamış fiyatlar nomalin kat kat üstüne çıkmıştı. Hile, ihtikâr ve hırsızlık yaygınlaşmıştı. Bu durum, İbn Teymiyye’nin “ el- Hisbe Fi’lİslâm” adlı risalesinin yazmasına sebep olmuştu. Bu risalesinde İslâmda yönetim birimlerinin tamamının temel hedefinin iyiliği emretmek kötülükten sakındırmak olduğu ilkesinden yola çıkarak yetkilileri kamu düzeninin sağlanması, yolsuzlukların 15 16 17. İbn Kesir, age, IX, 268, 270 - Yiğit, age, VII, 7475. Yiğit, age, VII, 80, 81. Doğuşundan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, VI, 571.. 10.

(16) önlenmesi, hırsızlık ve ihtikârın önlenmesi konusunda uyarmış ve teşvik etmiştir. Bazı fakihlerin “Fiyatları belirleyen Allah’tır, yükseltirde indirirde” hadisinden yola çıkarak devletin fiyatlandırmada mutlak olarak müdahil olamayacağı görüşlerini eleştirerek yanıldıklarını belirtmiştir.18 Siyasi istikrarsızlığın, toplumsal huzursuzluğun temel sebepleri arasında; Haçlı seferlerini, Moğol istilalarını ve saltanat kavgalarını görmekteyiz. Tarih içinde İslâm ülkelerine en büyük zararı saltanat kavgaları, bunun da asıl nedeni olan saltanat sistemi, modern çağda ise; devletin siyasi, idari ve anayasal yapılanması içinde İslâm'ın nereye oturtulacağına karar verilememiş olmasıdır. Dün saltanat sistemi içinde İslâm'a özel bir alan tanımaya çalışan ulema, bugün demokrasi içinde İslâm'ı gündeme getirmekten bile çekinmektedir. Aslında bu sorun, ilim ve düşünce alanında, evrensel düşünce; gerçek fikir üretmenin yerine, anlamsız düşünce ve fikirlerin üretilmesinin de en temel sebepi olmuştur. Tarihi süreç içinde devamlı görmezden gelinen, devletin yapılanması, anayasal düzeni, hukuki bir zemine oturtulamamıştır. Ümmetin en temel sorunlarını tartışması gereken ulema, sahip olduğu zihni dehayı akaid ve fıkhın ayrıntılarında heder etmiştir. Önümüzdeki bölümlerde ayrıntılı olarak temas edeceğimiz gibi; tartışılması sosyal gerçeklere, bilimsel sonuçlara, pratik çözümlere götürmeyen aksine çok sayıda mezhep ve fraksiyonun ortaya çıkmasına, binaenaleyh Müslümanların parçalanmasına ve bölünmesine sebep olan lahuti konulara yönelmiştir. Kölemenler devletinin topraklarında, çok farklı etnik ve kültürel kimliklerden müteşekkil, karma bir toplum yapısı vardı. Söz konusu zorunlu toplumsal birliktelikten üç farklı içtimaî tabaka oluşmuştu. Bunlar sırasıyla: a-Hâkim sınıf (ülke dışından gelenler) b-Alimler c- İşçiler ve Çiftçiler Değişik toplumsal tabakalar birbirinden çeşitli yönlerden ayrıldığı gibi, devletin de onlara bakışı farklı olup, haklar ve sorumluluklar açısından da farklılık söz konusu idi. Devletin başında, sınırsız yetkileri, mutlak otoritesi olan sultan vardı. Sultandan sonra naibü's-sultan gelirdi. Üçüncü sırada ise, ordunun başkumandanı olan Atabek yer almaktaydı. Peşinden eyalet ve bölge emirleri gelirdi. İkta nizamı uygulanan 18. İbn Teymiyye, el- Hisbe Fi’l-İslâm, Dâru’l-Fikr, 23. 11.

(17) Kölemen topraklarının sahipleri bu yönetici ve idari kadrolardı. Sultanlar değiştikçe iktaların sahipleri de değişmekteydi. Hâkim zümre yalnızca sahip oldukları topraklardan elde ettikleri ürünlerle yetinmez, bazen meşru bazen da gayri meşru vergilerle tüccar ve çiftçilerden yüksek vergiler toplama yoluna giderlerdi.19 Mısır ve Suriye'nin yerli halkıyla asla karışmayan Kölemenlerin hepsi de aynı soydan değil, ana unsur Türkler olmak üzere Moğol, Çerkez, Rum ve diğer milletlerdendi. Çoğunluğu Arapların oluşturduğu yerli halk ise; genelinde ülkeyi ilgilendiren sorunlarla fazla ilgilenmez, olup biteni dışardan izlemeye ve anlamaya çalışırdı. Bundan ötürü Kölemenlerin yerli halkın refah düzeyini yükselttiği ve mutlu ettiği söylenemez. Kölemenlerin Aslında yerli halk, siyasi ve idari yapıdan dışlanmış, zorunlu hallerde kendilerine görev verilmiştir. Kölemenler, Arap olmayan unsurlardan olsalar da; İslâmî duyarlıklarını, İslâm'a yönelen Moğol, Haçlı saldırılarına karşı verdikleri üstün mücadele, İslamî ilimlerin yayılması için kurdukları çok sayıda medrese ve kütüphane, ayrıca inşa ettikleri sayısız camilerle isbat etmişlerdir. Belki de bunu dindar olan yerli halkın gönlünü almak, halk üzerinde son derece etkin ve itibarlı olan ulema sınıfına yaklaşmak için de yapmışlardır. Her ne olursa olsun Kölemenler döneminde son derece canlı “bir dini hayat vardı. Bir yandan medreseler, diğer yanda halkla bütünleşen yönetici tabakanın halka karşı zulmünü engelleyen, camileri ilim meclislerine çeviren ulema, öbür tarafta ücra köşelere kadar yayılan tekke ve zaviyeler toplumdaki dinî ve ruhî havanın kaynağı idi. Toplumun gerçek sultanları âlimlerdi. Halk sultanlardan daha çok âlimlerine itaat ediyor, değer veriyordu. Onlar, gerçek ıslahatçı liderlerdi. Halkın hukukunun sahipleri ve koruyucuları olarak, sultanlara karşı aldıkları eşsiz tavır, verdikleri yürekli mücadele ile İslâm tarihinde İzzeddin bin Abdüsselâm (620/1265), İbn Dakıki'l-İd (702/1306), İbn Teymiyye (728/1327) emsali direniş sembollerini tarihe maletmişterdir.20 III) Dönemin Düşünce Yapısı Hicri altıncı asrın sonu ile yedinci asrın başındaki, fikir ve düşünce hareketlerini izleyen biri, eğitim kurumlarının -medreseler-, dev ansiklopediler ve ilmi eserle dolu büyük kütüphanelerin dönemin düşünce, bilgi ve kültür düzeyinin 19. İbn Teymiyye, Ahmed b. Abdilhalim, el-Tefsiru’l-Kebîr’in mukaddimesinden, 17, 26, Daru’lKütübi’l-İlmiyye, Beyrut. – Doğuşundan Günümüze Büyük İslam Tarihi, VII, 28.. 12.

(18) derinliğine ve zenginliğine çok büyük katkısının olduğunu görecektir. Bu ve diğer önemli faktörlerin üzerinde daha sonra daha ayrıntılı olarak duracağız. Her ne kadar Abbasiler devrinde görülen, Ümmetin birliğini tehdit eden, çok sayıdaki dini mezhep ve fırkalar bu devirde etkinliğini kaybetmiş olsa bile, yine de, faydasız mezhep taassubuna dayanan, bir takım kurnazlıklar ve düşmanlıklar içeren tartışmalar devam etmiştir. Kısaca gerek ilmî, gerekse fikri üretim, kapsam açısından geniş ve zengin, içerik açısından sığ ve sınırlıdır. İbn Teymiye'nin yaşadığı dönem ve öncesi; zihinsel teolojinin, felsefî ve kelâmî olarak çok karmaşık argümanlarla donatıldığı tam anlamıyla fikri bir karmaşanın yaşandığı dönem olmuştur. Tartışılan konuların başında gelen, C. Allah'ın zatı ve sıfatları konusu ise; mecrasının dışına taşmış, anlamsız bir boyut kazanmıştı. Bu konu üzerinde değişik görüşler ve düşünceler ortaya çıkmış, zamanla bu görüş ve düşünceler farklı itikadi mezhep ve ekollere dönüşmüştür. Gerçekte İslâm, inanç konularını, kapalı, muğlâk ve müphem birtakım kavramlara sıkıştırmayıp, bilakis kolay, anlaşılır ve sade bir üslupla insan kavrayışının sınırlarını zorlamadan ortaya koymuştur. Doğrusu bu, iman ve ilmin kaynağı Rabbani ve gaybi bir peygamber öğretisiydi. Böyle olunca da aklın, söz söyleme, katkıda bulunma alanı, oldukça dar bir alandı. İslâm, insanlığı kararlı bir çizgide yürümeye yöneltmiş, daha doğrusu ona emretmiştir. Aslında felsefenin, bu ilmin temel ilke ve prensiplerini kabullenmeden, Rabbani öğretilerinin belirleyiciliğini esas almadan, konu hakkında araştırmada incelemede bulunması, taraf ya da karşıt olması düşünülemezdi. Üzerinde çalışılan konu; deney ve tahlillere, önermeler ve çıkarmalar yapmaya müsait değildi. Ancak felsefe; bilimsel aczine ve yetersizliğine rağmen konuya girmekle kalmamış, tereddütsüz, tam bir güvenle, temel sorunlarını, ayrıntılı hususlarını ele almış, belirleyici olma iddiasını sürdürmüştür.21 Kelâm ilmi; felsefenin karşısında durmak, dini korumak adına zuhur ederek yola çıkmıştır. Aslında bu çıkışın zorunlu, gerekli bir çıkış olduğunda tereddüt yoktur. Ancak felsefenin ruhundan etkilenmiş, tesiri altında kalmış, aynı uslubla benzer konuları, araştırma ve kanıtlamada benzer yöntem ve metodları kullanmıştır. Neticede Allah'ın zatı ve sıfatları hususunda benzer yanlışlara düşmekten kurtulamamış, gaybi 20 21. Ali Selim en-Nebehîn, age, 123. Ebu'l-Hasan en-Nedvî, Ricâlü'l-Fikiri ve'd-Da’veti fi'l-lslâm, el-Hafız Ahmed b. Teymiyye, 10, Dâru'l-Kalem, Küveyt, 1993. 13.

(19) konuların akıl ve diyalektik aracılığı ile çözümlenebileceğini kabullenmiştir. Daha da vahim olanı; konunun peygamberlerin getirdikleriyle, açıklanmasını yeterli bulmamışlar kısır, sınırlı, şüphe ve tereddütleri artıran Helen terminolojisini kullanmakta beis görmemişlerdir. Bütün bunların ötesinde, aynı iklimde daha asil, kalıcı bir düşünce gelişiyor, bir grub saygın âlim söz konusu felsefi ayrıntılardan, kelâmi yorumlardan uzak Kitap ve sünnetin ruhuna uygun bir ekol oluşturuyorlardı. Fakat bu ekolün; hakikati görebilen, ufku geniş, üstün ilim sahibi, imanı güçlü Kur'an ve sünnetin ruhundan sapmadan etkileyici, güçlü bir yorumcuya ihtiyacı vardı. O âlimin Allah'ın zatı ve sıfatları hususunda Kitap ve sünnetin naslarının ve ifade ettikleri anlamların yeterliliğine, mükemmelliğine tam olarak inanmış olması gerekliydi. Bunun da ötesinde; araştırmaları, zekâsı, bilgisi ile felsefenin derinlerine nüfuz etmiş, karanlık ve çelişkilerine tanık olmuş, temel zaaflarını ortaya çıkarmış, Yunan filozoflarının düşüncelerini, felsefi akımlarını ilmi bir eleştiriye tâbi tutacak bir âlim olmalıydı. Bunu ancak engin düşüncesi ile kelamın künhüne vakıf olmuş, dinler ve İslâmî mezhepler arasındaki ince ihtilafları görmüş, kelamın tarihi gelişiminden hiçbir şeyi gözden kaçırmamış biri başarabilirdi. Elbette bu âlimin Kur'an ve sünnete bağlılığı, nasları hakkındaki kültürel birikimi, eğitim ve tecrübesi ile selefin mezhepini kuşatmış olması, üstün gayret, sonsuz bir azimle selefin mezhepinin bütün felsefi ve akli sistemlerden gerek düşünce gerekse akıl yönünden üstün olduğunu isbatlayacak güçte ve inançta olması gerekir.22 IV) Dönemin İlmi Yapısı Kölemenler devrinde Mısır, geniş bir ilmî harekete sahne olmuştur. Bu devirden kalan her sahadaki muazzam eserler, ansiklopediler ve dini ilimlerle ilgili temel kaynaklar bunun en güzel örnekleridir. Kölemenler dönemindeki bu ilmî uyanışın sebepleri arasında; Moğol istilalarından, Endülüs ve Kuzey Afrika'nın içinde bulunduğu istikrarsız ortamdan kaçan âlimlerin Mısır'da toplanması, Abbasi hilafetinin Mısır'da ihyası zikredilmiştir. Buna Mısır'ın iktisadi cazibesini, sultanların ilme ve ulemaya olan sevgileri, bu yöndeki teşviklerini de ilave etmek gerekir. Sultanların pek çoğu haftada birkaç kez ilmî müzakere ve tartışma meclisi topluyordu. İçlerinden bazıları tarih, fıkıh, hadis, arapça sahalarında ilmi eserler vermişlerdir. Özellikle Sultan Baybars devrinden. 22. Nedvî, age, 11. 14.

(20) itibaren ilmi faaliyetler daha da güçlenmiş, başta Ezher Camii olmak üzere camilerin etrafı adeta küçük birer ilim şehrine dönüşmüştür.23 Dönemin eğitim ve öğretim veren en önemli kurumu medreselerdi. Medreseler başta dinî ilimler olmak üzere değişik alanlarda öğretim veriyordu. Medreseler Selahaddin Eyyubi devrinden itibaren çok parlak bir statü kazanmış, Selahaddin döneminde Şam ve Kahire'de en-Nasıriyye, es-Salihiyye, el-Kamhiyye gibi, çok sayıda medrese açılmıştır. Kölemenler, medreselerle halka daha rahat ulaşacaklarına inandıklarından, durumlarını güçlendirmek için yalnızca Kahire ve Şam'da değil Hicaz, Kudüs, Halep, Hama, Humus ve diğer bölgelerde de medreseler açmışlardır. Yalnızca Kudüs'te kırk civarında medresenin olduğu bilinmektedir. Sultan Baybars ez-Zahiriyye, en-Nasır Muhammed b. Kalâvun en-Nasırıyye, ez-Zahir Berkuk el-Berkukiyye medreselerinin kurucularıdır. Müderrislik ise saygın bir görevdi. Müderrisler İnşa Divanından yazılan bir beratla öğretim görevine atanırdı.24 Bu medreselerin ekseriyyeti ehl-i sünnet'e mensup dört mezhepden birine aitti. Ancak her birinde diğer üç mezhepin fıkhı; hadis, tefsir vb. dini ilimler okutuluyordu. Medreselerin üstlendiği diğer bir rol de, Fâtimiler'den kalan Şiî inançlarını yıkmak Sünni akidesini neşretmekti. Bu medreselerin yanında; Daru'l-Kur'an ve Daru'l-Hadis gibi Tahassus medreseleri de vardı. O dönemdeki Kahire ve Şam'daki medreselerin dağılımları şöyleydi:25. 23 24 25. Kahire. Şam. Şafiî Fıkhı medreseleri. 14. 63. Malikî Fıkhı medreseleri. 4. 4. Hanefi Fıkhı medreseleri. 10. 52. Hanbelî Fıkhı medreseleri. -. 11. Şafîî-Malikî Fıkhı medreseleri,. 3. -. Şafiî-Hanefi Fıkhı medreseleri. 6. -. Malikî- Hanefi Fıkhı medreseleri. 1. -. Dört Mezhep Fıkhı medreseleri. 4. -. Daru'l-Hadis. 2. 16. Daru'l-Kur'an. -. 7. Ali Safim en-Nebehîn, age, 146,147 – Doğuşundan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, VII, 41 Doğuşundan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, VII, 42. Yiğit, age, VII, 245, 246. 15.

(21) Daru'l-Kur'an ve Daru'l-Hadis. -. 3. Mezhep belirtilmeyen. 25. -. Tıp medreseleri. -. 3. Dini. ilimler. okutulan. bu. medreselerin. bazılarında. tıp. dersleri. de. okutulmaktaydı. Yukardaki tabloda da görüldüğü gibi tıp ilmi okutulan müstakil eğitim kurumlarının yanında, hastanelerin bünyesinde de tıp eğitimi verilmekteydi. Kölemenler dönemindeki medreseleri üniversite ve yüksekokul düzeyinde eğitim kurumları olarak kabul edersek, ilkokul ve lise düzeyindeki kurumlar mekteplerdi. Bu okullarda özellikle yetim çocuklar yetiştirilirdi. Çocuklar bu okullarda okuma yazma, Arapça, matematik gibi temel dersleri okurlardı. Gerek mekteblerin gerekse medreselerin ayakta durması için; vakıflar teşekkül ettirilmiş ve ciddi kaynaklar aktarılmıştı. Medrese eğitiminde, öğrenciye üstadını seçme özgürlüğü tanınmaktadır. Bu nedenle talebeler çoğu kez birden fazla şehir gezerler farklı hocalardan istedikleri ilimleri alırlardı. Eğitimini tamamlayanlara müftülük, müderrislik yapabilmeleri için icazetnameler verilir, icazetnamelerde sahibiyle ilgili kütük bilgileri, okuduğu dersler, müderrisleri, mezhepi gibi bilgiler yazılırdı.26 Eyyubiler ve Kölemenler döneminde yalnızca çok kıymetli eserler yazılmakla kalmamış, binlerce cilt eseri içinde barındıran çok sayıda kütüphaneler de kurulmuştur. Hanedan merkezi olan Kalatü'l-Cebel'de çok büyük bir kütüphane bulunmaktaydı. Bu dönemde kurulan kütüphanelerden birkaç tanesi Şam'da günümüze kadar ulaşmıştır. Müstakil kütüphanelerin dışında medreselerin ve camilerin de kütüphaneleri vardı. Dönemin bir diğer özelliği de camilerin halka açık birer dini eğitim kurumu gibi çalışmasıdır. Medrese uleması aynı zamanda camilerinde ders hocaları idi. Buna ilave olarak örgün olmayan fakat halk üzerinde medreseler kadar etkili olduklarını söyleyebileceğimiz diğer eğitim müesseseleri de tekke ve zaviyelerdi. Günümüze kadar ulaşan Ahmedî, Rifaî, Şazelî ve Nakşî gibi tasavvufi hareketlerin oldukça etkin olduklarını ilerde İbn Teymiyye'nin sofilerle olan münasebetlerinde değineceğiz. Medreselerin yaygınlaştığı bu dönemde başta dini ilimler olmak üzere; kelâm, nahiv, tasavvuf, tarih, coğrafya ilimlerinde çok sayıda âlim yetişmiştir. Mısır'daki bu ilmi inkişafı tarihin başka bir devrinde görmemiz mümkün değildir. Bu asırda “Lisânü'lArab” kamusunun yazarı İbn Manzûri'l-Mısrî, (711/1311) ve büyük nahivci Ibn Hişâm en-Nahvî, (761/1360) Arab dili ve edebiyatı ile ilgili çalışmalarda öne çıkan en meşhur. 16.

(22) dil bilimcilerindendir. Kölemenler döneminin en parlak ilimlerinden biri tarih ilmidir. Öyleki; bu devirde çok sayıda büyük tarihçi yetişmiş, arkalarında dev tarihi kaynaklar bırakmışlardır. Bunlardan: İbn Abdüzzâhir, (692/1293) el-Kastallânî’yi, (686/1287) ve biyografi. telif edenlerden;. İbn. Hallikan'ı, (681/1282) Zehebî’yi,. (748/1347). Safedî'yi,(764/1363) Suyutî'yi, (911/1505) ve İbn Hacer el-Askalânî’yi (852/1449) zikredebiliriz. Bunların yanında belirli şehirleri veya bir tek devleti konu edinen tarihçilerde vardı: Cemâlüddîn İbn Vâsıl, (697/1298) Makrizî, (845/1442) İbn Tağrîberdî, (874/1470) gibi Dönemin en bariz ilmi çalışmalarının başında şüphesiz ansiklopedik eserler yazan müellifler gelmektedir. Bunlardan en meşhurları; Nüveyrî, (733/1333) Kalkaşendî, (821/1418) Ömerî (749/1349) ve Suyûtîdir. Coğrafya, siyaset ve yönetim bilimlerinde de önemli eserlerin yazıldığına da şahit olmaktayız.27 İslâmî ilimler alanında da kıymetli eserler yazılmış, büyük âlimler yetişmiş, özellikle de hadis ilmi için çok verimli bir dönem olmuştur. Hadis ilminin altın devri olarak da anılan bu asırda yazılan hadis şerhleri ve ricâl kitapları sahasının en çok okunan en mutemed kitapları olarak bilinir. Sübkî, İbn İshak el-Mâliki, (758/1357) ibn Hacer el-Askalânî, Zehebî, (748/1347) Kurtubî, (671/1273) İbn Kayyim el-Cevziyye, (751/1350) İbn Kesîr (774/1373) bu çağda yetişmiş meşhur âlimlerdir. Burada önemli bir ayrıntı da, Kölemenlerin dillerinin Türkçe olması, Türk diline verilen önemin bir neticesi olarak tarih başta olmak üzere çeşitli ilim dallarında Türkçe eserlerin yazılmış ve bazılarının da türkçeye tercüme edilmiş olmasıdır. Esasen Kölemenler yerli halka pek fazla karışmamışlar, dilleri dâhil birçok geleneklerini muhafaza da etmişlerdi. Çoğu da Arapçayı yeteri kadar bilmiyordu. Bu nedenle bazı önemli eserlerin Türkçe tercümelerinin yapılması sağlanmıştır. Bu alanda Kadı Bedreddin el-Aynî (855/1451) “Kuduri’yi ve Ikdü’l-Cümân fi Tarihi Ehli’z-Zaman”ı Türkçeye çevirmiştir. Araplara Türkçe öğretmek amacıyla Türk dilini anlatan kitaplar da telif edilmiştir. Nitekim büyük Nahiv bilgini Ebu Hayyan, (745/1344) bir kısmı zamanımıza ulaşan dört eser yazmıştır.28 Bu dönem, çok parlak bir ilim asrı olmasına rağmen; orjinalite ve yenilik boyutunda istenilen düzeyde olmadığı görülmeklerdir. Dolayısıyla VI, VII, VIII. 26 27 28. Doğuşundan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, VII, 42. -Yiğit, age, VII, 244 Ali Selim en-Nebehîn, age, 149,151. - Yiğit, age, VII, 252,253. Yiğit, age, VII, 253.. 17.

(23) asırların şöhreti, Muhammed Ebu Zehranın da belîrtiği gibi; düşüncenin gelişmesi değil, ilmin yayılması ve âlimlerin çoğalmasıdır.29 Bu durumun en önemli nedenlerinden biri, ictihadın mahzurlu görülmesi, mezhep tassubu ve taklidin damgasını vurmasıdır. .30 İlimlerde ezbercilik, nakilcilik öne çıkmış, ulema eski eserlerin şerhlerine, ihtisarına ve ta'likine yönelmiştir. Ayrıca zaman zaman düşüncenin bazı alanlarına kısıtlamalar da getirilmiş, özelikle kelâm ve felsefe sahalarında resmi yasaklamalara gidilmiştir. Farklı zamanlarda tekrarlanan söz konusu yasaklardan biri el-Bidaye’de şöyle geçmektedir: “626 yılında Şam'da yapılan genel bir duyuruyla, hiçbir fakihin, tefsir, hadis ve fıkıh dışında bir ilimle uğraşmaması, geçmiştekilerin ilimleri ve mantıkla uğraşanların ülkeden sürgün edileceği ilân edildi.”31 Ulema dört mezhepin dışındaki görüş ve ictihadlara müsamaha göstermemiştir. Bu gerçeği ilerde bizzat İbn Teymiyye'nin ictihadlarını incelerken açıkça göreceğiz. Bazen dört mezhepin de sınırlarının daraldığına mezheplerden birinin yarı resmi bir hüviyyet kazandığına da şahit olmaktayız. Bütün olumsuzluklarına rağmen bu dönemde de âlimler, takdire şayan ciddi çalışmalar da yapmışlardır. O güne kadar gelen hükümlerin geniş olarak ele alınıp yorumlanması, eksik olan delillerinin tamamlanması, mezhepler içinde değişik görüşler içinden tercihlere gidilmesi, fıkhın kaynak ve materyal olarak daha sistematik bir yapıya kavuşması gerçekten küçümsenemez çalışmalardır. Dönemin bu olumlu yönüne İbn Teymiyye’nin katkısını Muhammed İkbal şu ifadeliriyle dile getirmiştir: “On üçüncü asırda ve ondan sonra İslâm fakihlerinde görüldüğü veçhile, maziye karşı gösterilecek sahte bir hürmet ve riayet saiki ile aşırı nizam ve intizam kurma temayülü, İslâmın derunî ruhuna aykırı idi. Neticede İbn Teymiyye’de görülen kuvetli bir aksülâmali yarattı. İbn Teymiyye (661/1263) yılında, yani, Bağdad’ın harabından beş yıl sonra dünyaya gelmiş, yorulmak bilmez kuvvetli bir kaleme sahip, ateşli İslâm mücahitlerinden biri idi. İbn Teymiyye Hanbeli an’anesine göre yetiştirilmişti. Kendisi ictihad hüriyeti davası ile dört mezhepin kesinliğini redderek, ona karşı isyan etti. Yeni bir başlangıç yapmak azmiyle usullere avdet etti.”32 29. Muhammed Ebu Zehra, Ibn Teymiyye Hayatühu ve Asruhü ve Erâuhü ve Fıkhuhü, 155, Dâru'lFikri'l-Arabî, Kahire. 30 Muhammed Ebu Zehra, Târihu'l- Mezâhibi'l- İslâmiyye, Dâru'l-Fikri'l-Arabî, Kahire, 302, 304. 31 İbn Kesir, age, IX, 29. 32 Muhammed İkbal, Dini tefekkürün yeniden teşekkülü, 173, ter, Sofi Huri, Kırkambar yayınları, 1999,. 18.

(24) İbn Teymiyye, bazı modernist düşünürlerin idia etiği gbi, ne dört mezhepe karşı isyan etmiş, ne de; dört mezhepi birleştirme gibi bir amaca hizmet etmemiştir. O sadece mezhepleri kutsamaya ve taklide karşı çıkmıştır. Bütün gayretini İslâmın ilk dönemine dönmeye yönetmesine rağmen o, bunun mümkün olmadığını bildiği gibi, mezhepleri. bir. araya. getirmenin. veya. aralarında. sistemli. birlikteliğin. de. sağlanamayacağını biliyordu. Bunun için İbn Teymiyye, mezhep mensuplarından karşılklı müsamaha göstermeyi, birbirini iyi anlamayı, dört mezhepe muhalip fakat Kitap ve sünnete muvafık fetva verenleri ve kıble ehlini tekfir etmemeyi istemiş ve tavsiye etmiştir.33. 33. İbn Teymiyye, Mecmû’u Fetâvâ, Der. ve Düz., Abdurrahman Muhammed b. Kasım, Rabât, XXXV, 100, 103-104. Mektebetü’d- Daru'l-Maârif. – Şahinoğlu, Nazif, Sa’di-yi Şirazi ve İbn Teymiyye’de Fert ve Cemiyet İlişkileri, 176, İşaret Yayınları.. 19.

(25) İKİNCİ BÖLÜM İBN TEYMİYYE'NİN HAYATI I) İbn Teymiye'nin Çocukluk ve Gençlik Yılları İsmi ve künyesi: Ahmed b.Abdülhalim b. Abdüsselam b.Abdullah b. Ebi'lKasim b.Teymiyye el-Harran-i, Sümme'd-Dımşki el- Hanbelî Takiyyuddin Ebu’l-Abbas Ahmed b. Şahabeddin b. Müceddiddin.34 İbn Teymiyye,. Bağdat’ın Moğollar tarafından istila edilmesinden beş yıl,. Halep ve Şam'a girmelerinden yalnızca üç yıl sonra, on Rabîûlevvel 661/ 22 Ocak1263 Pazartesi günü Harran’da dünyaya geldi. Harran, İslâm'dan önce ve sonraki asırlarda çok önemli bir kültür ve medeniyetler şehri idi. Yedi yaşına kadar, çocukluğunun ilk yıllarını Harran'da geçirdi. Moğollar şehre hücum edince kaçmaya fırsat bulan halk, şehri terketti. (667/1269) yılında Dımaşk’a hicret eden ailelerden biri de Teymiyye ailesi idi. Yol güvenliği yoktu. Düşmanla her an her yerde karşılaşılabilinirdi. Yolculuk daha çok geceleri yapılıyordu. Hiç şüphesiz âlimlerden oluşan ailenin en önemli eşyaları kitaplarıydı. Kitapları ve kurtarabildikleri eşyaları bineklerde taşıyorlardı. Böyle bir yolculuğun ne kadar meşakkatli ve çileli geçtiğini tasavvur etmek pek de zor olmasa gerekir.35 İbn Teymiyye çocukluğunda, Müslümanların yurtlarının talan edilmesinin, yakılıp yıkılmasının eserlerini gördü. Müslümanlar kitleler halinde katledilirken, tarihin çok az şahit olduğu en vahşi işkence ve cinayetlere tanıklık etti. En azından bunların acıklı hikâyelerini ve ağıtlarını dinleyerek büyüdü. Moğolların vahşetini İbn Kesir şöyle nakleder: “Şayet biri; insanlık, Âdem (a.s.) yaradılışından bugüne kadar benzer bir musibete şahit olmamıştır dese, gerçeği söylemiş olur. Çünkü tarih, vuku bulanların eşi ve benzeri şöyle dursun, yakın olanına bile tanıklık etmemiştir. Tarihçiler en büyük soykırım ve tahrib olarak, Kudüs'te, İsrailoğullarının başına gelenleri zikrederler, Kudüs'te olanlar nerede? Kudüs'ten kat kat büyük olan şehirler nerede? Moğollar, Yahudilerin nüfusunun tümünden daha fazlasını bir tek şehirde katletmişlerdir. Belki de insanlık benzer olayları bir kez daha yaşamadan (Ye'cuc, Me'cuc) hariç kıyamet kopacaktır. Deccal'e gelince; kendisine tabi olanlar hayatta kalacak, karşı çıkanlar helak 34. İbn Hacer el-Askalânî, Şihâbuddîn Ahmed b. Muhammed, ed-Dürerü'l-Kâmine, l, 154, Dâru'lKütübi'l-Hadis, Kahire.. 20.

(26) olacaktır. Moğollar ise; canlı bırakmamışlar, kadın, erkek, çocuk demeden öldürmüşler, hamile kadınların karınlarını yararak ceninleri katletmişlerdir.”36 İbn Teymiyye'nin gerek yaşadığı dönem, gerek yetiştiği aile ve sosyal çevrenin şartları, büyük bir müceddidin ve ıslahatçının ortaya çıkmasına son derece uygun bir zemindi. Toplum; fikir ve düşünce açısından, çelişkiler ve çekişmelerin girdabında bocalıyor, felsefe, kelâm, fıkıh alanlarında tam bir mezhepler savaşı ve kargaşa yaşanıyordu. Dürzilük, Nuseyrilik gibi ayrılıkçı yıkıcı unsurların fitnesi Moğol tehlikesiyle bütünleşerek toplumun varlığını tehdit ederken, yönetim ve siyaset olarak zalim ve cebbar hükümdarların zulmünden inliyordu. Böylesine karmaşık, karanlık bir dünyanın elbette cesur, hiçbir şeyden korkmayan, gözüpek, sorumluluğunun idrakinde, Kur'an ve Sünnetin ilmini, bütün derinliği ve enginliği ile derununda toplamış gerçek bir âlime ihtiyacı vardı. İbn Teymiyye; şeceresinden de anlaşıldığı gibi, Harranî ailesi, bulundukları bölgede Hanbelî Mezhebinin önde gelen temsilcileri idi. Fazilet ve dindarlıkları ile tebarrüz etmiş Harranî ailesinin âlimleri, devamlı müderrislik, müftülük ve telif ile meşgul olmuşlardır. Dedesi Ebu'l-Berekât Mücediddin (652/1254), Hanbelî Mezhepinin en büyük İmamlarından, Şevkânî’ye (1250/1834) göre de mutlak müctehid idi.37 Dedesi ve onun amcası Fahreddin İbn Taymiyye’nin (622/1255) bölgede Hanbelî Mezhebinin gelişmesinde önemli katkıları olmuştur. Babası Şeyh Şahabeddin Abdülhalim b. Teymiyye (682/11284), Hanbelî Mezhebinde fakih, hadis ilminde muhaddis olarak, Harran'da bulunduğu yıllarda İslâmî ilimlerde müderrislik, müftülük ve kadılık hizmetlerinde bulunmuştur. Şam'a yerleştikten sonra saygın âlimlerin ders yaptığı Emevî Cami’nde düzenli dersler vermeye başlamış, aynı anda Sükkeriyye Dârulhadisi’nin Şeyhliğini de yapmıştır.38 Dinin ulularındandı. Faraiz, hesab, astronomi konularında derin bilgiye sahipti. Fakat babası Mecdüddîn ve oğlu Takıyyüddin gibi iki devin arasında kaldığı için adı fazla duyulmamıştır.39 İbn Teymiyye ilk eğitimine Sükkeriyye Dârulhadis’inde başlamış ve bu medrsenin hocalarından ilim ögrenmiştir. Hadis, fıkıh ve usul ilimlerinde ilk hocası, 35 36 37 38 39. Ebu Zehra, Târihu'l- Mezâhibi'l- İslâmiyye, 117. - Nedvî, age, 19. İbn Esir, Ebu’l-Hasan İzzuddinali b. Muhammed aş-Şeybânî el-Cezerî, el- Kâmil fi’t-Tarih, IX, 329, Daru'l-Fikr, Beyrut, 1976. – İbn Kesir, age, IX, 594 Şevkanî’nin "Neylu’l-Evtar" adı ile şerhettiği "el-Muntekâ min Ahbari’l-Mustafa" adlı eser O’nun te’liflerinden biri, “el- Müsevvedde” adlı usul-i fıkıh kitabı da O’nun bir diğer eseridir. Nedvî, age, 34,35 Şeşen, Ramazan, Harran Tarihi, 99, Diy. Vak. Yay., 1996.. 21.

(27) öncelikle babasıdır. Babasından başka Şeyh Şemsüddin İbn Ebi Ömer'den, Şeyh Zeynüddin İbn. el-Müneccâ'dan fıkıh ve usul okumuştur. Hocaları Arasında; Mecdüddin İbn Asâkir, İbn Ebü’l-Yüsr et-Tenûhî, Kâsım el-İrbilî, Ebü’l-Ferec İbn Kudâme elMakdisî, Şemseddin İbn Atâ, İbn Abdüdâim, Zeyneb bint Mekkî gibi âlimler sayılabilir. Elbette hadis aldığı hocaları yalnız bunlarla sınırlı değildir. İbn Teymiyye Dımaşk şehrinde bir çok büyük âlimden ders okumuş talebesi İbn Abdilhadi onun ders aldığı hocalarının iki yüzden fazla olduğunu söylemiştir. 40 Bu sayının içinde düzenli derslerin yanında hadis dinledeği, küçük yaşta ilim meclisine bulunduğu âlimler de vardır. Ahmed b. Hanbelin Müsnedini defaatle dinlemiştir. İlk ezberlediği hadis kitabı: İmam el-Hâmid'in el-Camu Beyne’s-Sahiheyn’idir. Kütübü's-Sitte'yi, birkaç kez, Tabarânî’nin Büyük Mu’cem’ini ve daha başka yüzlerce cilt hadis kaynağını okumuştur.41 Daha sonra Ali İbn Abdülkavî’den Arapça dersleri almış, nahiv ilminde ustalaşıp, sonra da Sibeveyhî’nin kitapını okumuş üzerinde çok titiz bir çalışma yapmıştır. Yakın dostu olan Ebu Hayyan'la aralarında geçen bir sohbet anında Sibeveyhî’nin bazı hususlarda yanıldığını söylemesi üzerine, Ebu Hayyan kendisine itiraz edince: “Sibeveyhî ne nahivin peygamberi ne de masum idi. Doğrusu kitabında seksen yerde yanılmıştır. Sen farkında değilsin.” deyince aralarının açılmasına sebep olmuştur.42 Felsefe ve kelam ilmine yöneldiğinde bu sahada da otorite olmayı başarmış, bu ilimlerin önde gelen isimleri ile ilmi tartışmalar yaparak çok ciddi tenkitler ve eleştirilere imza atmıştır. İbn Teymiyye erken yaşlarda hafızlığını tamamlamış, henüz yirmi yaşına basmadan Kur’an hadis, fıkıh ve usulü ferâiz, hesab, cebir, kelam ve felsefe alanlarında zamanının en yetkili bilginlerinden biri olmuş ilim öğretmeye ve fetva vermeye başlamıştır. Artık O; kıymetli eserler yazan, Emevi Camiinde tefsir dersleri yapan, saatlerce süren hitabesinde asla dili sürçmeyen, akıcı üslup ve belağâtı ile şöhret yapmış bir vaiz olmanın ötesinde ulemanın da derslerini dinlediği bir müfessirdir. Yirmi bir yaşında 30 Zilhicce 628/ 19 Mart 1284 tarihinde babası vefat ettikten bir yıl sonra, Şam’ın. “Tenkîzi’ye” semtinde bulunan Daru'l-Hadis'te, onun yerine müderrisliğe. geçmiştir. Hadis ricali ve illetleri hususunda tam bir ummandı. Bunun yanında, hafıza 40 41. 42. Herras, Muhammed Halil, İbn Teymiyye es-Selefi, 26. Daru’l-Kütübi’l-Alemiyye, Beyrut, 1984. – Koca, Ferhat, İbn Teymiyye, D.İ.A. , XX, 391 İbn el-İmâd, Abdü’l-Hayy, Şezerâtü’z-Zeheb fi ahbâri Men Zeheb, III, 80, Dâru’l-Fikr, Beyrut. Miras, Kamil, Tecrîdi Sarîh Tercemesi ve Şerhi, IV, 179 -183, D.İ.B. Yay. 1978. - Şeşen, Ramazan, age, 102. İbn Hacer, age, l, 162, 163.. 22.

(28) ve zekâsını kullanmadaki hızı, sentez kabiliyeti, selefin ve halefin görüşleri ve mezhepleri üzerindeki sonsuz bilgisi, rivayet ve dirayetteki ufku ile herkesin gıbta ettiği, şaşırdığı, fıkhın zirvesine oturmayı başaran, ilim öğreten, fetva veren bir insandı. İbn Teymiyye'nin, farklı ilim dallarında akranlarını geride bırakıp, zirveye oturmasını sağlayan iki temel unsurun varlığını görmekteyiz:43 a-Çok güçlü hafızası, b-Keskin zekası: Erken yaşta hafız olan İbn Teymiyye’nin ilme olan sevgisi, planlı, disiplinli çalışması, zekâsı ve azmi dikkatleri cezbediyordu. Bu özelliklerini farkeden, mekteb yolu üzerinde ikamet eden bir Yahudi, zaman zaman yolunu kesiyor, sorduğu sorular karşısında aldığı cevaplardan şaşkına dönüyordu. Bu fırsatı değerlendiren İbn Teymiyye, her defasında Yahudiye dininin zayıf ve tutarsız yönlerini anlatıyor, inancının batıl olduğunu isbatlıyordu. İbn Teymiyye'nin küçük yaştaki gayretinin sonucu çok geçmeden semeresini vermiş, Yahudi İslâm'a girerek iyi bir müslüman olmuştur. İbn Teymiyye'nin müthiş zekâsını, benzeri görülmemiş hıfzını kanıtlayan, bundan daha da etkileyici başka bir örnekte şudur: “ Mısır'da hapse atıldığı çile dönemlerinin ilkinde irili ufaklı çok sayıda kitap yazmıştır. Bu kitapları yazarken ihtiyaç duyduğu hadisleri, sahabi ve tabiun görüşlerini, âlimlerin sözlerini, kitaplarını ve yazarlarının isimlerini yanında kaynak bulunduramadığı için ezberinden nakletmiştir. Yalnızca bunları değil bu rivayetleri yapanların isimlerini, rivayetlerin hangi eserlerin hangi bölümlerinde geçtiğini verirken de ezberine dayanıyordu. Daha sonra sözkonusu olan kitaplar yeniden incelenmiş kaynakları ve bilgileri titiz bir araştırmaya tabi tutulmuş hiç bir eksik ve noksan bulunamamıştır.”44 (691/ 1292) yılında hacca gitti. Hac dönüşü Şam’da Menasik el-Hacc adında bir kitap yazdı. Bu eserinde hacc ibadetine giren bazı bidatlere işaret etti. İbn Teymiyye yalnızca ilmî olarak değil, fiili olarak da İslâm'a ve Müslümanlara yönelen her türlü tecavüze karşı mücadele veriyordu. (693/1293) yılında Şam'da Assâf en-Nasranî adlı bir 43 44. İbn Hacer, age l, 155 - İbn el-İmâd, age, II, 81 – İbn el-Verdî, Zeynüddin Usra, Tarih İbn'l-Verdî, II, 408, Dâru'l-Marife, Beyrut. el-Bezzâr, Ebu Hafs Sirâcüddin Ömer b. Ali, el-A’lâmü'l-Aliyye Fî Menâkıbi Şeyhlislâm İbn Teymiyye, 28, Neş. Züheyr eş-Şâviş, Beyrut, 1996.. 23.

Referanslar

Benzer Belgeler

Ġlk olarak Balassa‘nın açıklanmıĢ karĢılaĢtırmalı üstünlükler endeksinden yararlanılmıĢ ve yapılan hesaplamalar sonucunda Türkiye‘nin tekstil sektöründe

Bu paftada büyük bahçeler içinde kâgir konaklar, aralarında ahşap yapılar ve tarla, bostan, arsa olarak tanımlanan boşluklarla, yer yer küçük kagir birimlerden

Aşırı Şiî fırkalar (Gulât-i Şia), teşekkül ettiği günden bu yana farklı görüşleri ve aşırı inançlarıyla İslam Mezhepler Tarihi içerisinde apayrı bir yere

Şeyh İshak ibn Abdurrahman Ali Şeyh dedi ki; “ İbn Muflih Şeyh Takiyyuddin’den hikâye ettiği gibi; İslam’ın ve küfrün ahkâmının izhar edildiği beldeye ne

"Dilini, yüce Allah'ın zikriyle ıslak tutmakta devamlı ol. Kim, bir yere yatar da, orada, yüce Allah'ı zikretmezse, o kimse üzerine, yüce Allah'tan bir eksiklik

İmalat sanayinde kapasite kullanım oranı Mart ayında, geçen yılın aynı ayına göre 16,5 puan azalmış ve % 64,7 seviyesinde gerçekleşmiştir... Kapasite kullanım

İbn Teymiyye, zaman zaman “sahih kıyas”ın şer’îata aykırı olabileceği yönünde usul literatüründe yer alan söylemi reddederken buradaki “aykırılık”

bulunduğunu inkâr edenlere dayanır.” 214 Bu ifade Mecmû’u-fetava’nın VII. cildi içinde bulunan ve bizim de yukarıda yer verdiğimiz Kitabu’l-iman el-kebir’deki