• Sonuç bulunamadı

Her taşı tarih bir İstanbul oteli:Pera Palas

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Her taşı tarih bir İstanbul oteli:Pera Palas"

Copied!
8
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

E

27 MART 1989 PAZARTESİ

Dünden bugünden

Niğdeli Rum

değirmenciye

kılığı yüzünden

oda verilmeyince

oteli satın aldı

^etaffh&s

Yazan: JAK DELEON

daki ilk elektrikli asansöre sahip olan otel, "ihtiyaç fazlası" elektri ğiyle çevre binalara da yararlı oluyor, ilkel bir "je n e ra tö r" söz konusu burada sanırız. Niğde Kumlarından olup, M ersin'de de ğirmeneilik yapan Petros Bogosa- ki otelde kalmak istediğinde t pej mürde kılığından dolayı ı geri çev riliyor. Bogosaki de öfkelenip oteli satın alıveriyor! Nereden bilsin yöneticiler Bogosaki'nin (zam a­ nın parasıyla) m ilyoner olduğu­ nu

İşbirlikçi Petros

P

ERA P a la s otelinin

yapımı Nisan 1892 de başlam ış, otel 1893 yı­ lının E kim ayında açılm ıştır. Açılışında

Abdülhanıit’in de bulunduğu söy­ lenir. "Com pagnie Internationa­

le des Wagon Lits et des Grands E xpress Européens" tarafından P aris'te n İstanbul'a Orient E x ­ press treniyle gelen yolcular için inşa edilen otelin işletm esi yine aynı şirketin bir yan kuruluşu olan "Com pagnie Internationale des Grands H otels" tarafından 1896 da devralınılm ıştır. Bu ne­ denle P era P alas ve Orient Exp- ress'in am blem leri aynıdır. Pera P alas kuruluşundan günümüze si­ yasal olaylara dekor işlevi gör­ m ekten geri durm am ış, 101 nolu odası bugün müze haline getiril­ miş olan .Mustafa Kem al Atatürk, İs m e t İnönü (oda nu m arası 2tU "dir ı . Celal Bay ar (301 numa­ ralı oda onundu), Adnan Mende­ res, Fah ri KorutUrk. Refik Koral- taıı, Arnavutluk K ralı Zogo, Şah Rıza Pehlevi, İngiliz kralı 8. Ed­ ward, Bulgar kralı Ferdinand, Rom anya kralı Karol, Sırp kralı Pierre, Yugoslavya devlet başka­ nı Tito, Jacqueline Kennedy Onas- sis gibi uzun bir "politik konuk" listesi oluşturmuştur. Bu kadar m ı? Değil tabii: Giscard d 'E sta- iııg. N on Papen. M ata-ilari, Cice­ ro (hani yaşam ı rom anlara konu olan ünlü casus) "siyasiler” liste­ sinin devamı. B ir de kültür insan­ larıyla sanatçılar var ki, saym ak­ la tükenmez: Ninette de Valois (Türk Devlet B alesi nin kurucu­ su), Sarah Bernhardt, Marie Bell, Yehudi Menuhin. Y asa Prihoda. Theodorakis, Julio Iglesias ve "b erm u ta d " Agatha Christie! Şimdi Agatha’nm öyküsü dillere destandır, bilindiği gibi, 1926 yılın­ da Londra'da onbir gün kaybol­ muş, anılarına da " B u onbir gü­ nün sırrı bir anahtarda saklıdır” diye yazmış, bu paslı demir anah­ tar 7 Mart 1979 tarihinde Pera P a­ las otelinin -111 numaralı odasın­ da bulunmuş am a " s ır " hâlâ çö­ zülememiştir. ilk Mısır Sefiri 11ü- dai P a ş a ’nın da 19 Nisan 1925’te P era P alas'taki "D aire-i Mahsu­ sa''sın a indiği belgelenm iştir

İşgal kuvvetleri

karargâhı

Abdülhamit devrinde Japon ha­ nedanından iki prens de P era Pa- las'ta kalm ış, otel ücretiniyse ha­ zine ödem iş! Araştırm acı Taha Toros bu ilginç noktaya parmak basıyor. Birinci Dünya Savaşı'- ndan sonraki mütareke yıllarında işgal Kuvvetleri P e ra 4P alas'ı ka­ rargâh olarak kullanmış, işgal kalktığında anlatıldığına göre, İs­ tanbul şehrinin anahtarı Ingilizler tarafından Ankara'nın kararıyla Celal B a y a r’a teslim edilmiştir. Mudanya M ütarekesi sırasında

S U N U Ş

S

ON

yüzyıl içinde

O s m a n lI’nın ç ö ­

küşüne, Cumhuriyet’in

kuruluşuna, iki dünya

savaşına, suikastlere

ve siyasal, toplumsal

ve ekonomik

yapılanmalara tanık

olan Pera Palas Oteli

için

“ kuşağının son

canlısı’’

tanımı

kullanılabilir.

Hotel

d ’Angleterre,

Tokatlıyan

ve

Park

Otel

“y o k " olalı beri

eski İstanbul'u tüm

canlılığıyla koruyan

başka otel kalmadı.

B u dizi

Pera Palas

’ın

renkli tarihini,

duvarları arasında

geçen birbirinden

ilginç olayları,

sürükleyici bir

“serüven romanı’’

üslubuyla günışığına

çıkarıyor...

da İsm et İnönü burada kalm ıştır. O vıllar bu dizinin "A tatü rk " bö­ lümünde ayrıntılı olarak anlatıl­ m aktadır.

Yabancı ajanlar

cirit atıyor

Şimdi gün 30 Aralık 1939'dur ve bir yandan "üstün ırk " ve "A vru­ pa Birleşik Feod alitesi" terane­ leri üreten, öte yandan kolonileri İngiliz ve Fransız boyunduruğuna karşı ayaklanmaya çağıran "rüz­ gâr gülü" Nazi politikasını Bur­ han Belge radyoda "B e y a z ıt'ta söylediğini G alata'da inkâr eden bu propaganda iflas etm iştir!" di­ ye mahkûm etm ekte, böylece Türk kamuoyunu Almanya'nın gerçek rengini görm eye çağ ır­ m akta. P era P a la s ın lobisindeki dev Aga radyoyu dinleyen (ve ne rastlantıysa Türkçe bilen) Alman " a ja n ’Tann beti benzi küllenmek- te. İngiliz'lerin yüzündeyse güller açm aktad ır. O çağlard a bir de el ilânı yayımlar P era P alas: "Muh­ terem m isafirlerim izin ııazar-t dikkatine: M isafirlerim izin, her ııe cihet ve sebepten olursa olsun, oda ve salonlarına kadın m isafi­ ri kabulü kat'i surette memnu ol­ duğundan, kabul etmemeleri rica olunur. Cmumi salonda kabul et­ mekte serb e sttirle r." F ra n s a ’nın (keza dünyanın) en kaliteli şarap­

ları P era Palas ın mahzeninde bu­ lunm aktadır. 1934-1935 tarihli şa ­ rap listesinde (Fran sızşarap ları­ nın yaraşıra) seçkin Italyan ve Al­ man şaraplarına da rastlan ır: "M edoc Superior", "C hianti” , Tlochheim er" şarapları ve (m e­ raklısı sıkı dursun çünkü şimdi sa­ v acak larım ı günümüzde "g o u r­ met Ter mumla arar ve buldu mu av u çla p ara döker) “ Cordon V e rt" ve "Veuve Cliequit" şam ­ panyaları! Şarapla şam panya­ nın “su gibi" aktığı “ Birinci İstan­ bul Moda Revüsü"nün P era P a ­ las salonlarında yapılm ış olması da doğal sayılmalı. Danslı ve gü­ zellik "m üsabaka'Tı Moda Revü- sü ııün tarilıı önce 17 Kasım 1926 olarak tasarlanm ış, 25 Kasım a ertelenm iş, sonunda 2 Aralık ta gerçekleşebilm işti. O demlerde her odada bir hokka takımı ve som kristal " e ta je r " bulunduğu yazılır. Şölen düzenleyenler için özel "m e n ü 'T e r hazırlan ırd ı.

Kasa defterinden

ilginç rakam lar

Aralık 1934 tarihli kasa defteri­ ne göz attığım ızda ilginç (ve bu­ günün koşullarına göre inanıl­ maz) fiyatlarla karşılaşıyoruz: " B a r a mahsus puro ve sigara m ü bayaası" için tüm ay boyunca yalnızca 23 TL 75 kuruş harcan­

m ış! "illü strasy o n dö Türki (Il­ lustration de Turquie) m ecm ua­ sında neşrolunan ilân at" ücreti 15 TL. "M uzika. tezyinat ve müsa- m ere m asrafı” ay boyunca 134 TL 56 kuruş yazm ış. Fuad Sam ih’in yazdığı “ İstanbul R ehberi” nden (ki birinci hamur kağıda bol fo­ toğraflı basılm ıştır, dili Fransız­ c a 'd ır ve 96 sayfadır) otele 500 adet alınm ış, karşılığında tam 50 T L ödenmiştir Sayfa diplerinde kurşun kalem le bir ek : Ç am aşır­ cı Aııtoııya Plakopulo'ya 20 TL avans verilm iş! (Ola ki sağ ve sa ­ lim se bulsak diyorum şu Anton- ya'yı ve sorsak, günümüzde bir somun ekmeğin onda bir fiyatı olan avansıyla o dem lerde neler yapm ış, bozdurup bozdurup kaç zamanda harcam ış: öyle ya. Ori­ ent E x p re ss’le getirtilen nadide Fransız şaraplarının şişesi 600 ku­ ruştan gidiyor P era P alas’ta. o da lüks otel fiyatı ! )

Ernest Mamhoury'nin ünlü "İs ­ tanbul Relıberi"nin (1953) Beyoğ­ lu paftasında yer alan P era Palas, Haldun T an er'e göre "sosyete­ nin ve Orient Express yolcuları­ nın sevgili oteli"ydi ve "e n mute­ na b alo lar” burada yapılırdı. 1950Terde tek kişilik oda 7 Türk li­ rası. çift kişilik 10 Türk lirasıydı ve Beyoğlu 44810 numaralı tele­ fondan yer ayırtılabilirdi. Pera P alasTn "ta ş ta ş " tarihi oldukça ilginç: Kurulduğunda îstanbul

-Yıl 1915'tir. Ama aynı Bogo­ saki devlete iki milyon borçlanı­ yor, m ütareke yıllarında işgal kuvvetleriyle işbirliği yapıyor ve işgalciler gidince Türkiye’yi ter- kediyor. 1923’ten sonra Atatürk, kendisine Suriye’deki savaşlar sı­ rasında büyük yardım ları doku­ nan ve iki at hediye eden Misbah M uhavyeş’e bir teşekkür m ektu­ bu yazarak herhangi bir isteği olup olmadığını sorar. Misbah M uhayyeş'in tek isteği Türk va­ tandaşlığına alınmaktır. Türk va­ tandaşlığına kabul edilen Muhay- yeş, P era PalasTn işletmeciliğini yüklenir. B ir süre sonra, 1928’de Muhayyeş, Pera P alas’ı satın alır. 1949’da kalem e aldığı vasiyetna­ mesinde (yani 1954’deki ölümün den tam 5 yıl önce) otelin geliri ni üç hayır cem iyeti olan Dariiş- şafaka, Darülaceze ve Verem S a­ vaş Derneği arasında eş değerde bölüştürülmesi dileği dini bay­ ram larda 50 yoksul çocuğun giy­ dirilm esi ve yıllık gelirin yüzde 10’unun “yedek akçe” olarak ban kada muhafaza edilm esi, yeğen­ leri Cemil ve Ferit M uhayyeş’in tesis müdürleri olarak otelde gö­ rev alm ası, B aşbak an Adnaıı M enderes’e ve T .B M.M. B aşk a­ nı Refik Koraltan'a V akıfın haya­ tiyetinin emaneti, sonraki B aşb a­ kan ve T.B.M .M . başkanlarının bu görevi devralm aları, İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı'nıtı de­ netleyici olarak bulunmaları te­ menni edilmiştir. Vasiyetnamede ayrıca otelle organik bağlantısı ol­ mayan antik eşyaların korunama­ ması halinde Topkapı Sarayı Mü- zesi’ne bağışlanarak kendi adını taşıyan bir köşe oluşturulmasını da arzu ettiğini yazm ıştır. 1963 yı­ lında çıkartılan bir kararn am ey­ le başbakan, T.B.M .M . başkanı, vali ve belediye başkanının vasi­ yetnamedeki şartları işlerinin yo­ ğunluğu nedeniyle yerine getire­ meyeceği bildirilmiş, otelin yöne­ timi tümüyle üç hayır cem iyet ine bırakılm ıştır.

Büyüyen işletme

1954-1974 yılları arasında P era P alas ı Darüşşafaka, Darülaceze. Verem Savaş Derneği ve Cem il'­ le F erit Muhayyeş çalıştırm ıştır. 1974'te otel kiraya verilmek isten­ miş, bakım zorluğu ve tesis yeter­ sizliği nedeniyle kirâcı bulunama­ m ış, aynı yıl Cemil ve F erit Mu­ hayyeş, Halit Ziya Özkan. Vahdet­ tin Doğan. Avukat Kirkor Şaban­ san bir aray a gelerek İstanbul Otelcilik ve Turizm T icaret Ano­ nim Şirketi ni kurup P era P alas ı hayır cemiyetlerinden 10 yıllığına kiralam ışlardır. Yıllık kira 1 mil­ yon lira olarak belirlenmiştir. 1977 sonlarında Gaziantep li işadamı Haşan Süzer, Cemil M uhayyeş’in 60T bulan hisselerini satın alarak 12 Ocak 1978 de Yönetim Kurulu Başkanı olmuş, ardından diğer hisseleri de satın alm ıştır. Bu ye­ ni dönem içinde P era PalasTn ¿da kapasitesi 112 den 145’e çık artıl­ m ış. mekân değerlendirilmesine gidilerek otel baştan sona yenilen­ m iştir.

(2)

Dünden bugünden

O

TKİ,İN tarihi niteliği­

ni sarsm adan yenile­ m elere gid ilir, dış cephe "re s to re " edi­ lir, tüm odalar, her

eşya, sıhhi ve mekanik tesisat tek tek gözden geçirilir. A nlatılanla­

ra göre otelin içinde Türk h am a­ mı. sauna, soğuk havuz, gece ku­ lübü. Uzakdoğu lokantası. Orient Express'in ilk çağlardaki İstanbul yaşan tısın ın "m u ltiv isio n " ve "sh ow " aracılığı ile canlandırıla­ cağı bir eğlence salonu yapılm ak­ tadır bu a ralar! Neden olmasın ki, P era P a la s Türkiye'nin son yüz yılını konu alan verli ve yabancı binbir kitaba, filme, televizyon di zisine "m e k â n " olm am ış mıdır? 1969-1986 yıllan arasında Pera Pa- las ta yaşayan ve gerçek bir P e ­ ra P a la s sevdalısı olan A m erika­ lı İngilizce öğretm eni Hobert llo- oper'la Orient B a r da oturuyoruz ve çevrem izi gözlüyoruz. Nerede Doğan Nadi? Bilinir ki Doğan Na­ di içkiyi (zam anın cic i beyleri gi­ bi > m ortadella ve gravyerle iç­ mez. hele rakıda beyaz sakız leb­ lebisinden başka meze tanımazdı. P e ra P a la s'ta içerken "m ü bala­ ğa "dan uzak durur, Tepebaşı'nda açtığı keyif parantezini Ayazpa- şa'daki P ark Otel'de kapatm ayı tercih ederdi. Ya diğerleri? Yine P ark O tel'in barını ve Abdullah Efendi Lokantası nı pek seven Yahya Kem al? Az mı rastlan ıl­ m ıştır ona Pera Palas'ın barında? O yıllarda el ilanları vardır “ em ­ salsiz bir mevkide kain ve Eyüp'le Haliç e nazır P era P alas'ı behe- m ahal ziyaret ediniz" diye.

Peki bugün?

Yakın tarihin tanığı

P era P alas yine P era P alas. Atatürk, İnönü, Celal B ayar, Von Papen, Mata llari, Yahya Kemal, Doğan Nadi yok artık Orient B a r’- da am a o antik ve otantik atm os­ fer içinde her türlü içki içilir, yak­ laşık yüz yıl öncesine ilişkin düş­ lem lere dalınılır, İstanbul’un ger­ çekten en nezih lokantalarından biri sayılan P era R estau ran t'ta yem ek yenir, müzik dinlenir ve gece yarısına doğru "o rien tal dansöz” izlenir. Son 96 yıl içinde Osm anlI’nın çöküşüne, Cumhuri­ y e tin kuruluşuna, iki Dünya Sa- v a şı’na ve siyasal, toplumsal ve ekonomik yapılanm alara tanık olan P era P alas "ü z re " yeni ro­ m an lar ve senaryolar düşlenebi- lir.

Daha ne istenebilir ki? Şimdi ayrıntılara girebiliriz:

Gülersov ve nostalji

Dünyanın kuşkusuz en keyifli otellerinden biri olan P era P alas için Çelik Gülersov, “ Savaş yıllan ve sonrasının İstanbul’daki tek te­ miz, bakım lı, Avrupai oteliydi d enilebilir" diyor. Ve ekliyor: “ P era P alas hakkında başlı başı­ na bir monografi yazmak gerek.” Türkiye Turing ve Otomobil Ku­ rumu Genel Müdürü Çelik Güler- şoy, P era P a la s ’a ilişkin a n ıla n ­ dı şöyle anlatıyor: " P e r a T a la s ’- la uzun yıllar komşuydu Turing ve Otomobil Kurumu. 1950 yılında Tepebaşı M eydanfnda Casa d’İ- talia’nın yanındaki Dandria Pasa- j ı ’na taşındık. O zam anlar şimdi­

Yazan: JAK DELEON

“ N

e r e d e

Doğan Nadi? Bilinir

ki Doğan Nadi içkiyi (zamanın cici

beyleri gibi) mortadella ve

gravyerle içmez, hele rakıda sakız

leblebiden başka meze tanımazdı.”

ATATÜRK, İnönü, Celal Bayar,

Von Papen, Mata Hari, Yahya

Kemal, Doğan Nadi yok artık

Orient B a rd a am a Pera Palas

yine o aynı Pera Palas...

Kimler geldi, kimler

geçti bu otelden...

Her Taşı Tarih Bir İstanbul Oteli:

*Peta*fh&s

ATATÜRK MÜZESİ:

Pera Palas ın 101 nolu odası Mustafa Kemal’in mütareke yıllarında kaldığı odadır Bugün oda o yıllardaki düzeniyle korunmakta. Atatürk Müzesi olarak ziyaret edilmektedir

ki Etap İstanbul otelinin bulundu­ ğu yerde bir Rum evi var, altın­ da da yine bir Rum'un işlettiği po­ ğaça fırını. Kahvaltım ı orada eder, Kurum'daki görevime gi­ derdim. P era P a la s'la yüzyüzey- dik neredeyse. Bize gelen önemli yabancı konukları P era P alas'ın görkemli salonlarında ağırlardık. H aliç’te günbatımı müthiş etkile­ yici bir görünüm arzediyordu P e­ ra P a la s ’tan. Yıllık genel kurul toplantılarımızı da bu tarihi otel­ de yapıyorduk. 1955’te Asmalı- m escit’e taşındı Kurum, yani Pe­ ra P alas'ın tam karsısına. Dand­ ria Pasajı'ndaki Çardaş Lokanta­ s ın ı unutmak ne mümkün! Önce­

si var tabii, ben 1947’de Kuruııı'a katıldığım da yerim iz Lale Sine­ m asının yanındaydı. 1939’da kira­ lanmış o yazıhane. Kuruluş yeriy­ se Bankalar Caddesi’nde, Galata'- daki Voyvoda Han. Asmalımes- c it'te 10 yıl kaldık. Yani yaşam ı­ mın tam 15 yılı boyunca, 20’yle 35 yaş arası, P era P a la s'la komşuy­ dum. P era P alas'ta çok sık kalan önemli bir şahsiyet. Büyükelçi Hulusi Fuat Tugay'di, hanımı da M ısır hanedanından P re n se s Em ine Fuat. 1950’lerden 1970’lere kadar birçok kışı otelde geçirm iş­ lerdir. Prenses E n ıin e’nin "U ç Yüzyıl" adlı ve Mısır-Osmanlı ha­ nedanlarını anlatan dünvaca ün­

lü bir kitabı vard ır, “ Three Centuries" başlığı altında İngiliz­ ce yayım lanm ıştır. İstanbul otel­ leri içinde ayrı bir yeri, bir say­ gınlığı vardır P era P a la s ’ın be­ nim için. Anıları tazelem ek, o an­ tik atm osferi teneffüs etm ek, es­ ki İstanbul’un yokolmaya yüz tut­ muş tadına yeniden varabilm ek için sık sık gelirim bu asırlık ote­ le. P era P alas, Ş ark ’ın han, ker­ vansaray ve Frenk pansiyonu ge­ leneğini yıkan çağdaş bir atılım olarak görülmeli. Şunu da ekle­ mek isterim : 1924-1926 yıllarında İstanbul belediye B aşkanı olan D r.E m in E rku l'la 1964’te P era Palas salonlarında uzun uzun soh­

bet etm e fırsatını bulmuştum, o güıı orada çekilen fotoğraf arlık kapanm ış bir çağın değerli anısı­ dır benim için ."

Büyük Sonbahar Revüsü

1926’da yapılan "Büyük Sonba­ har Moda Revüsü"nün kavuniçi renkli broşürü Osmanlıca, İngiliz ce. Yunanca, A lm anca, Fransız­ ca olmak üzere beş dilde yazılmış. Şöyle diyor bu ilginç kitapçık: “ Bu aralar P era P alas otelinde tam Batı tarzı bir moda revüsü­ nün ve defilenin olacağını bildir­ mek bizim için şeref, sizin için muhakkak ki keyiftir. Şöyle ki, program ım ız akşam 9:<>0’dan 12 : Oü’ye kadar sürecek olup sürp­ rizlerle doludur. Avrupa’nın son modasının gelişm elerini anlatan konferanslar, sahnede kostüm gösterileri, sürekli dans müziği ve herşey bittikten sonra dünyada eşi görülmemiş bir güzellik yarış­ ması uzun süre dillere destan ola­ ca k tır. Bu müthiş organizasyona katılm ak isteyen moda ustaları­ nın bir an önce bizimle tem asa geçm eleri m enfaatleri icabıd ır."

VV’illy Sperco İstanbul Indiscret başlıklı kitabında P era P a la s ’ın 1900’lü yıllarda İstanbul’un önde gelen eğlence merkezi olduğunu yazar. Maestro navai’nin Italyan o rkestrasıyla şık ç iftle r “ Viens Poupoule” , “ L ’ritmour Boiteux” , “ Fascin atio n ” , "Q uant L’Amour Meurt” , “ Amoureux” adh roman­ tik parçalarla kendilerinden geçi­ yor, dansediyorlar ve P a ris’i düş­ lüyorlar. Italyan, Fransız, Alman ve Rum gruplar balolar düzenli­ yor, bir yandan Fransız ezgileriy­ le, öte yandan Viyana valsleriyle dansediyorlardı. Fransız yazar Henri Berand, M ustafa K em al’le burada görüşmüş, Maurice Bedel Fransız kordiplomatının konuğu olduğunda yine burada kalm ıştı. G erilere gidersek, M urray’ın ,E1 Kitabı'nda P era P alas konusunda ilginç gözlemler vardır. 1893'te Londrayda yayımlanan ve 448 say­ fa olan bu kitabın 128. sayfasına göz atm ak ta yarar v ar:

"Büyük Kulüp’e, tiyatrolara ve E lçilik lere yakın bir mevkide, münhasıran otel olarak inşa edil­ miş yegâne m üessesedir.

Grand Hotel'Ier zincirinin bir halkası olan otel (alak art) servis yapan tek lokantaya ve yine İs­ tanbul'un yegâne sıcak su ile kür yapılan banyolarına sahiptir.

Büyüklüğü ve ileri gelen şirket­ ler tarafından rağbet edildiği ci­ hetle fiyatlar günlük 4,5 frank olup buna aydınlatma ve servis ü creti dahildir. Tam pansiyon, herşey dahil 15 franktan başlar. Otel içinde postahane mevcut­ tu r ."

Pera P alas’a övgüler

Aynı yıllarda P a ris’te yayım la­ nan “Guide illustré de Constanti­ nople” , P era P alas otelini özetle şöyle anlatm aktadır: “ P era P a­ las oteli yeri, rahatlığı, lüksü ve özenli mutfağıyla dünyanın önde gelen otellerinden biridir. Galata'- nın Avrupa yakasına kurulmuş olan P era P alas, Haliç'in olağa­ nüstü manzarasını görür, öyle bir şehirdir ki İstanbul, H aliç’te gün- batım ına aşık olm am ak olanak­ sız. Otelin içi geniş ve rahattır. Gi­ riş katı büyük salonlardan ve lo­ kantadan oluşur. O muhteşem sa­ lonlar ki. Doğu üslubuyla düzen­ lenm iştir. Otel son derece mo­ derndir. Odaları konforlu ve ay­ dınlıktır. Kışın çok iyi ısıtılır. Mo­ bilyaları lükstür ve her odada elektrik vardır. Mutfağı Fransız mutfağı olup özenli ve lezizdir. Konuklar için tercüm an ve taşıt otel tarafından sağlan ır.”

F r a n s a ’da 1928 yılında yayım ­ lanan “ Annuaire de l’Orient” reh­ berinin 8. basımında şöyle söz edi­ lir P e ra P a la s ’tan: “ İstanbul'un P era mahallesinde kurulmuş olan P e ra P a la s oteli, elçiliklere ve li­ m ana yakın olup Petit-Champs bahçesinin tam karşısındadır. Pe­ ra P alas şehrin en mükemmel ye­ rinde bulunm akta, m anzarası dünyaca eşi olmayan Ila liç ’e açıl­ maktadır. Otel son derece zarif ve moderndir. İş ve maliye dünyası­ nın Doğu’daki tek ve en güzel bu­ luşma yeridir P era P alas. Bay ve bayan turistlerin emrinde olan rehber ve çevirmenlerin yamsu-a, P era P a la s otelinde Am eriktn bar, akşam çayı konserleri, asan­ sör, özel banyolar, berber salonu, sig ara salonu, okuma salonu, ha­ nım lar salonu, sohbet salonu ve Türk salonu bulunmaktadır. Telg­ ra f adresi Palas-İstanbul'du

SÜRECEK

ANI TAZELİYOR:

M evhıbe Hanım, bıı düğün m ünasebetiyle bulunduğu Pera Pa­ las'ta anılarını tazeliyor. Yanında otelin Yö­ netim Kurulu Başkanı Haşan Süzer var.

SON ZİYARET

: Celal Bayar yıllar önce kaldığı 301 numaral, odayı, ölümünden kısa bir süre önce otelde bir vesile ile bulunduğu sırada ziyaret etmiş, çevresinde bulunanlara a n ı­ larını anlatm ıştı...

(3)

Dünden bugünden

Tarih Bir İstanbul Oteli

Yazan: JAK DELEOH

Mengen’den hamur isi ustaları getirildi

Kral Zogo’nun

ısırgan böreği

İ T T ' " ' ) :

Y

ıllarboyu Tarih der­

gisinde yayımlanan “ 80 Yıl Önce Bey­ oğlu" dizisinde (4 Ni­ san 1980) şu sözler y er alır: “ Eskiden zengin bir Rum'un konağı olan Amerikan Haber Bürosu'nu geçince solda şahane görünüşlü dev bir yapı karşım ıza dikilir. Bu da mimar Yallauri'niıı Uıılü yapıtlarından biridir: P era P alas. Bu nefis ote­ lin benzerlerine Avrupa’da bile ender rastlanır. P era Palas'ın fır­ dolayı çevresi yontma blok taş­ tandır. Somaki sütunları ve Car- ra re mermerinden merdivenleri­ nin görünüşü göz alıcıd ır." Vedat Tek'in anlattığı. Selçuk Mandal lı ­ nın derlediği dizide bir zam anla­ rın İstanbul'u (ve P era P alas ote­ li ) bütün görkemiyle yeniden can­ landırılıyor. Hikmet Feridun Es de Yıllarboyu T arih 'te yayım la­ nan yazısında şöyle der: “ Pera P alas. İzzet M elih’in rom anların­ da geçen otel. Okurduk: Yağm ur­ lu bir kış akşam ı, P era Palas'ın önünde bir kupa arab ası. İki İni- liz kızının arasında oturan bir Türk centilmeni. Başında püskül­ lü şık fesi, araba yürürken püskül iki tarafa sallanır durur ve kızlar fıkır fıkır gülerler. Sanki Tepeba- şı'nda İngiliz Sefareti, Amerikan Sefareti ve civarında öteki Avru­ pa sefaretleri değil de. Avrupa tem silciliği bu eski binada. P era P a ia s'ta sanırsınız.” (Bizde Otel dediğin. 8 Ocak 1982). Yine Hik­ met Feridun E s. aynı dergide ka­ lem e aldığı “ K ral Zogo’nun Isır­ gan B öreği" başlıklı sohbetinde hoş anılara değinir (10 Nisan 1983): “ Ye kralın kalacağı yer? P ark Otel mi? P era Palas mı? Ni­ hayet P era P a ia s’ta k arar kılın- , dı.,() zamanlar tahtlarından ayrıi- ıııış hemen bütün krallar bu eski otelde kalıyordu. Adeta bir K ral­ lar Oteli olmuştu. (...) Derken Zo- go'nun seyahatinde bir problem daha çıktı: Aşçılar. İstanbul'da kendisini zehirlemek çok kolaydı. Üstelik Zogo. dünyanın en lezzet­ li böreklerinin yapıldığı bir diyar­ dan geliyordu. Mengen'den ha­ mur işi üstadı dört börekçi getiril­ di.

Kopriva pida...

Bunlardan ikisi Rumeli börek­ lerinde otorite idiler. B iri: ‘E m i­ nim. kral kopriva böreği isteye­ cektir'.' diyordu. Kopriva pida? O da ne demek? Kopriva ısırgan otu demekti, pida da börek. Yani ıspanaklı börek gibi, yem yeşil, taptaze ısırganla yapılan börek: Kopriva pida. Aksiliğe bakınız ki. o zamanlar İstanbul civarında öy­ le körpe, öyle taze, yem yeşil ısır­ gan otu yok. Ama otel mutfağı yıl­ madı. Nerelerden bulundu ise bu­ lundu. polis motosikletleri ile kök kök, öbek öbek ısırgan getirildi P era P alas'a. Ve kopriva pida ya­ pıldı. Yanında da sütkuzusu ba­ şından bir elbesan tavası. Artık eski kralı a ğ ırlay ab iliriz!"

^ D E R K E N Zo go ’nun seyahatinde *

v

bir problem d a h a çıktı: Aşçılar.

İstanbul’d a kendisini

zehirlemek çok kolaydı. Üstelik

Zogo, dünyanın en lezzetli

a

böreklerinin y a p ı l d ı ğ ı m

Z

bir diyardan geliyordu 7

J

AGATHA CHRISTIE SALONU:

Ünlü polisiye romanlar yazarı Agatha Ch-ristie'nin 11 günlük Pera Palas serüveni hâlâ esrarını koruyor. Otelde Bir salona tanınmış yazarın adı verilmiş ve dünya basınında dizimizin ileri bölümlerinde söz edeceğimiz olayla ilgili gazete ve dergi haberleri İle C hristie’nin eserlerine yer verilmiş.

ğer ailelere iki ya da beş kişilik odaları, tüm Avrupa dillerini ko­ nuşan hizm etkârları, Altın Boy- nuz'a (H aliç) ve Boğaziçi’ne açı­ lan mükemmel m anzarası, sefa­ rethan elere ve kiliselere olan ya­ kınlığı, sağlıklı yapısı, banyoları, hidrolik asansörü, telefon ve pos­ ta servisi, kapısının önünden iki dakikada bir hareket eden tram ­ v ayları, istim botları ve trenleri karşılayan tercümanlarıyla İstan­ bul’un en yeni ve birinci sınıf oteli" olarak tanımlanan Pera Pa- las ta aym yıllarda birçok balo tertiplenmiştir. Bu balolardan biri 19 Şubat 1927 tarihli Cumhuriyet gazetesinde geniş yan kılarla ya­ yınlanm ıştır. Gazetenin arşiv ç a ­ lışanları tarafından eski T ürkçe'­ den günümüz diline aktarılan h a­ ber şöyle: " P e r a P alas salonla­ rındaki balo Türk Hanımları E sir­ geme Derneği’nin senelik müsa- meresiydi ve Mebus-u Muhterem D r.F ik ret Beyefendi’nin taht-ı hi­ mayesinde bulunuyordu. E sirg e­ me Derneği’nüı yetimhanesi men­ faatine verilen bu balo pek güzel ve eğlenceli oldu. Baloda Mebus Fikret Bey ve refikaları ve Mebus Mazhar Müfit Bey, Şehremini Bey ve refikaları. Besim Ömer P aşa

ve hem şireleri, Nuri P a şa ve hem şireleri ile kerim esi Afet Ha­ nım, Doktor Operatör Orhan Ab­ di B ey’in harem i hanım, Merkez Kumandanı M iralay Şakir Bey, Yüzbaşı M ustafa Bey, Şükrü Ali Bey, Sezai Bey ve refikası, Sudi Bey ve refikası, Diştabibi Halid B ey ve refikası, Ali Naci Bey ve refikası, Doktor K im yager İbra­ him E them Bey ve refikası, Ami­ ral Hikmet Paşa ve refikası ve ke­ rim esi, Ekrem Bey ve nişanlısı. Mösyö Şnayder, Mösyö Humayer, Doyçe Bank Müdürü Herr Karles ve refikası, Dr.Nazım B ey, Hida­ yet Naci Hanım, bilhassa cümle­ sinde Beyhan Hanım ile biraderi Veysi Hüsamettin Bey, Bahriye Mülazımı Neşet Bey ile Muzaffer Hanım, Nüzhet Kemal Hanım, za­ rif tuvaletliler arasında da Hamit B ey’in refikası. B erat Sezai ve Ze- liha Sudi hanım lar temayüz edi­ y o rlard ı.”

İstanbul kökenli

Yunan elçisi

Yine Cumhuriyet gazetesi 21 Temmuz 1925 tarihli sayısında ilk Yunan Büyükelçisi Argiropulos’un

P e ra P a la s ’a geldiğini ve otelde iki gün kaldıktan sonra "itim atna- m e”sini sunmak üzere Ankara'ya gittiğini, kendisiyle P era P a la s ’- ta görüşen muhabire, babasının bir zam anlar Bab-ı Ali'de ve Donan­ mayı Hümayun’da tercüm anlık yapm ış bir İstanbul çocuğu oldu­ ğunu açıkladığını yazıyor. B ir de Fransız H eyeti’nin geliş haberi v ar gazetede (23 Ağustos 1924): "B irk a ç gündür gelm elerine inti­ zar olunan Strazburg’lu seyyahlar Lloyd-Trieste kumpanyasının Se- ıııiram is vapuruyla şehrimize va­ sıl olmuşlardır. Seyyahlar, Şehre­ m aneti tarafından gönderilen bir motorda vapurdan alınarak rıhtı­ ma çıkarılm ıştır ve zabitan-ı be­ lediye memurlarından mürekkeb bir kıta tarafm dan istikbal edil­ mişlerdir. Seyyahlar Şehremane- ti'nden tahsis olunan otomobille­ ri ile doğruca P era P a la s’a tazil olmuşlardır.” Yazıda ayrıca ülke­ mizde incelem elerde bulunmak üzere gelen üç kişilik heyetin şe­ refine bir ziyafer verildiği habe­ ri de yer alm aktadır.

Hikmet Feridun E s ’in "devrin en büyük oteli" unvanını verdiği P era P alas konusunda İstanbul

m.

—rar

bir 1* btanbufrelfberinde^"s'a^ıde" 1900'1Ü yılların başında otel postanesinden temin edilebilen Pera Palas a özel,kartpostallarından biri

tarihçisi Said Naum Duhani, “E s ­ ki İnsanlar-Eski E v le r" başlıklı kitabında şöyle yazar:

Mösyö Nava’nm

orkestrası_____

"A ynı kolda A sm alım escit'in devam ı olan bir sokaktan sonra P era P alas'ın muhteşem silueti belirir. "Compagnie Internationa­ le des Wagon-Lits et des Grands E xpress Européens” tarafından yaptırılm ış olan bu çok lüks ker­ vansaray, Avrupa dışından ve Av­ rupa'dan gelen birçok soyluyu ağırlam ıştır. (...) 1900'lerin en ün­ lü baloları bu otelin dev salonla­ rında yapılır ve sarm aş dolaş çift­ ler .Mösyö Nava'ıım orkestrasının nağm eleri eşliğinde dans ederler­ di. O neşeli flonfon’ları hatırlıyor musunuz? "V ien s P aupou ie", "P o lk a des A nglais” , "M arch e des Petits P ierrots” , “ Amour Bo- ileux” , “ in d ian a"... P ek iy a kral­ lara vals yaptıran ölümsüz, vals kralı J.S trau ss'u n Viyana ezgile­ rinin peşisıra gelen ve öğünlerde pek tutulan ağır valsleri? " F a s c i­ nation", "Quand l'amour meurt", “ A m oureuse..."

Duhani, "Beyoğlu P era İken" adlı çalışm asında şu notları alır: "H ay ır cem iyetleri m enfaatine tertiplenen balolar ekseriya P era P aias'ta verilirdi. Bunları İngilte­ re, Avusturya-Macaristan, İtalya, İran ve bazen Belçika hayırsever­ leri tertiplerdi.” Duhani konuyu daha da açıyor: "M aestro N ava’- ııın idaresindeki orkestra çalm a­ ya başlayınca, güzel, dekolte tu­ valetli kadınlar, yakışıklı erkek­ lerle müziğe uyarak dönmeye başlardı. Viyana valsleri çalm an gözde parçaların başında gelir­ d i." Duron, Kalivrusu, Lazzaro Franco, K arlm aan, Tiring m ağa­ zalarından son moda giyinmiş "kem an kaşlı, ahu gözlü, akça ya­ naklı, kiraz dudaklı, hokka ağız­ lı, servi boylu” hammefendiler ve iki dirhem bir çekirdek “ kaval- ye’Teri P era P alas'ın büyük salo­ nunu renklendiriyor, orkestra mü­ ziğe ara verdiği anlarda zamanın ünlü “ Kouvet” şarabını yudumlu- yorlardı. Bilinir ki Kouvet şarabı Constantin Georgiadis’in ürünü­ dür, "Seuyudlu Tchecm e Djadde- si, K adı-Keuy" (Söğütlü Çeşme Caddesi, Kadıköy) adresinden ne­ redeyse elli yıldır temin edilmek­ tedir.

(4)

I

30 MART 1989 PERŞEMBE

Dünden bugünden

Her Taşı Tarih Bir İstanbul Oteli:

SP<Pefa<

Pañi

S

Yazan: JAK DELEON

\ 4 U

P E R A Palas, yapılışından

günümüze gelinceye kadar,

dekoratif özelliklerini çok iyi

korumuştur. Odalar ve bütün

salonları geçen yüzyılın ince

zevkini yansıtmayı

sürdürüyor

O TELİN tüm sistemleri

bilgisayara geçirilmiş,

odalara direkt telefon, uydu

kanallı TV, buzdolabı, stereo

müzik gibi modern çağın

gerektirdiği her şey

konulmuştur

"Efsane öterde diin ve

bugün içiçe yaşanır...

BU ASANSÖR HALA ÇALIŞIYOR

; Pera Palas'taki asansör İstanbul'un ilklerinden. Bir je ­ neratörden elde edilen elektrikle çalışan asansör, geçen yüzyılda adeta şık hanım ve beylerin oyun­ cağı haline gelmişti. Motor ve donanımı yenilenen tarihi asansör işlevini hâlâ sürdürüyor.

P

era P a la s ’ın edebiya­tımızdaki yeri önem ­

lidir. Falih Rıfkı Atay, “ Zeytindağı” adlı ya­

p ıtın d a “ ây an

azasından" Abdurrahmaıı P a şa ’- yla 1918 yılında P era P alas oteli­

nin alt katındaki salonda oturdu­ ğunu ve sohbet konusunun Sadra­ zam T alat P aşa olduğunu yazar. (H akim iyeti M illiye M atbaası, 1932, s . 11.) S em ih M üm taz, 1948’de yayım lanm ış olan “ T ari­ himizde Hayal Olmuş Hakikat­ le r” başlıklı kitabında P era P a- la s ’a şöyle değinir: “ B ir akşam üzeri B abıâli dönüşü P era P alas’a uğram ıştım (1905). Niyetim ote­ lin salonunda çay içm ek, evine yürüyerek dönmekti. Otelin sofa­ sında Suriyeli iki tanıdığa rastgel- dim. Biri büyükelçiliklerimiz baş­ katiplerinden Ja n TUveyni B ey ’- di, öteki Suriyeli N'adra M ıtran’- dı. Beni görür görmez koşup ya­ nım a geldiler, m asalarına davet ettiler. Kabul ettim. Karşımızdaki diğer salonda Şeyhülislâm Cema- leddin Kfendi’nin mahdumu Muh­ ta r Bey vardı, kendi kendine otu­ ruyordu. Davet edelim mi dediler. Şurada karşı karşıya oturuyoruz, burada ne mahzuru olabilir, de­ dim. J a n gitti, Muhtar B ey ’i aldı, geldi. Şuradan buradan konuşma­ ya başladık. Salonlar oldukça ka­ labalıktı. Güzel tuvaletli güzel ka­ dınlar, dürüşt giyinmiş erkekler, m asaları işgal etm iş konuşuyor, çay içiyorlard ı.” (s .201) Şimdi G alatasaray Lisesi Kütüphane Müdürü Celal K işm ir’in a ra ştır­ m alarına dayanarak Mehmet R a­ uf’un "Sönen Yıldız” ve Saffeti Zi- y a ’nın "Salon Köşelerinde” adlı romanlarına göz atalım. İki kitap­ ta da P era P alas otelinin adı sık sık geçm ektedir. 1910-1915 yılları arasında yayım lanan bu rom an­ ların ilgili bölümlerini G alatasa­ ray Lisesi Kütüphane Müdürü Sa­ yın Celal Kişm ir eski T ü rk çe’den günümüz diline aktarm ıştır. "S ö ­ nen Yıldız”da (İstanbul, Suhulet Kütüphanesi) P era P a la s ’la ilgi­ li bölümler şunlardır: "B u akşam P era P alas'ta balo var değil m i?” (s .130). “ Ç arşam ba günü gelen Faham et Hanımefendi pek sevim­ li, pek ince bir kadın... Baloya git­ m ek istiyorlar... Daha P era P a ­

la s ’a gitm em işler d e...” ( S .141).

“ Davetlilerin pek azı baloya git­ miyordu. Onbire doğru çağırtılan müteaddid otomobülere binen mi­ safirler, bir katar halinde P era P a la s 'ı boyladılar. (...) P erran, F ah am e t'le Nermin’in arasında otomobilden inip de P era P a la s ’- ın kapısından girerken, içerde, uzaktan uzağa akis eden cazban­ dın ahengi arasındaki mahşeri ka­ labalıktan adeta geçebilecek yol bulmak müşküldü. Kapının önü bir otomobil kasırgası içinde kay­ nıyordu. (...) Dans edilen büyük salona varm ak için P erra n ’a bir uzun m esafe katetm iş gibi geldi. Sağda ve solda birçok hanım lar, tanınm ış, meçhul yahut benzeti­ len çehreler karşılaşıyor, her çeh­ rede tebessüm çiçeklenm iş, bir neşe parlıyor. (...) Şimdi dans edenleri görmeye başlam ışlardı. F a k a t bu dans değil, bir kayna­ m a, bir karıncalanm a, bir fışkır­ maya benziyordu.” ( s .151-174).

Balo denilince...

“ Salon Köşelerinde” (İstanbul, Ahmet Ihsan Matbaası, Edebiyat- ı Cedide Kütüphanesi no. 24) adlı romanda da Pera P a la s’ta verilen görkemli bir balo anlatılır: "O ak­ şam P era P a la s'ta büyük bir ba­ le veriliyordu. Kış mevsiminin ilk ve kibar balolarından biri olduğu için Beyoğlu'nun kibar aileleri bu fırsatı kaçırm am ışlar. (...) P era

P a la s ’ın iki büyük salonu serapa çiçekler, kıymetli halılarla tezyin edilm işti. Ortada latif bir valsın latif havası ile vücuda gelmiş bü­ tün bir şebeh, cazibedar tüller, ipekler, rayihalar arasında dönüp duruyordu. (...) O aralık bir hücum-ı umumi: E lele tutuşmuş yüzlerce kadın ve erkek gülüşe­ rek, birbirini çekerek önümüzden geçiyorlardı. Bu alay önce sağdan sola doğru koşuşurken birdenbire bir ses ‘sa ğ a ’ kumandasını verin­ ce hep birden döndüler. Kadınlar, kızlar kendilerini büsbütün bırak­ m ışlar, adeta sürükleniyorlar, er­ k ek ler düşm em ek, kadınların eteklerine ayaklarını dolaştırm a­ mak için önlerine bakarak ilerli­

yorlardı (...) Orkestra Strauss'un bir valsını çalm aya başladı. Ko­ ca salonda bir hareket, bir telaş, bir kıyam et uyandı.” (s.7-36).

Pera Palas Müzesi

G erçek bir koleksiyoncu ve a r­ şivci olan Haşan Süzer, otelle il­ gili olan her belgeyi yıllar boyun­ c a titizlikle araştırm ışken eskile­ ri bile bulmuş ve özenle saklam ış­ tır: Menüler, listeler, müşteri lis­ teleri, ödeme defterleri, mektup­ lar, fotoğraflar bugün eksiksiz bir "P e ra P alas Müzesi” oluşturuyor. Örneklem ek gerekirse, neredey­ se yüz yıl önce otelin muhasebe

şefliğini yapmış olan Mösyö Anas- tas Laghopoulos’un tüm yazışm a­ ları var elimizde, önceleri Kahi- r e ’deki Ghezireh P a la c e (Cezire P a la s) otelinde sek reter olarak çalışan Laghopoulos, 1897’de P e ­ ra P a la s ’a başvuruyor. 14 Tem ­ muz 1897 tarihli mektubuna Cezi­ re P a la s ’tan aynı yılın 12 M art’- ında aldığı “ bonservis” i de ekli­ yor. 31 E kim 1930 tarihinde yazı­ lan bir mektupta Anastas Lagho­ poulos’un P era P a la s ’ın tam k ar­ şısındaki Petit Champs gazino­ sunda 29 Haziran-30 Ekim 1900 ta­ rihleri arasında çalıştığı yazılıdır. Mektup anteti P era P alas olduğu­ na göre, P etit Champs’m (Beyoğ­ lu tarihine “P ö tişan ” olarak da

geçer) P era P a la s ’ın mülkiyetin­ de olduğu, otelin en azından bu eğ­ lence yerinde hisseleri bulunduğu­ nu düşünmek yanlış olmaz. 28 E y ­ lül 1901 tarihindeki mektubun sa ­ hibi “ Constantinople Otellerinin D irektörü” (P era P a la s o zaman resm i adıyla “ Hotel de Constan­ tinople de la Compagnie Interna­ tionale des Wagons-Lits et des Grands E xpress Européens” ola­ rak anılıyordu) aynı zatın son de­ rece dürüst ve işbilir olduğuna ta­ nıklık ediyordu. 11 K asım 1905 ta­ rihinde Laghopoulos’un "otobi­ y o g ra fis i” iste n iy o r, 3 O cak 1906’da Laghopoulos yılda 300 F ran sız Frankı zam la tekmil P e ­ ra P a la s ’m muhasebe şefliğine getiriliyordu. Hasan Süzer’in elin­ deki binbir belgenin, "n o sta ljik " kaydın yalnızca biri bu, gerisi bu kitabın “ görsel” bölümünde keyif­ le izlenebilir.

Topkapı Sarayı’na

bağışlananlar

Tam bir müze olan P era P alas’- ın yöneticileri, 3 Aralık 1973’te Topkapı Sarayı Müzesi’ne paha biçilmez eşyalar bağışlar. Bunla­ rın arasında fildişi, sedef ve gü­ müş mektup a çacak ları, işlemeli kalem d anlar, m ozayik nakışlı rah leler, Çin porseleni vazolar, gülabdanlar, Jap on porseleni kâ­ seler ve sürahiler, kristal nargi­ leler, gümüş ayaklı meyvelikler, dem likler ve kupalar, buhurdan­ lar, m erm er tabanlı bronz şam ­ d anlar, sedef çerçev eli aynalar, üç kanatlı som ağaç paravanlar, çakm aklı tüfekler, bağa mahfaza­ lı cep saatleri, çini mum m akas­ ları, Iran işi ağaç üzerine lakeli ey erler bulunmaktadır. Toplam 400’den fazla antik eşya bugün Topkapı Sarayı’nın müzesinde gö­ rülebilir...

ilginç değil, konforlu

P eki, yalnız tarih ve antika m ı­ dır P era P alas?

Doğal olarak hayır.

Haşan Süzer dizginleri eline al­ dığından beri otelin tüm sistem ­ leri bilgisayara geçm iş, her oda­ da direkt telefon bulunması için özen gösterilm iş ( bu sayede sant- ra la gereksinim duyulmaksızın dünyanın her yeriyle anında görü­ şebilm e olanağı sağlanm ış) uydu kanalıyla televizyon, stereo mü­ zik, odalarda buzdolabı ve sıcak su çağdaş uygarlık düzeyinin ge­ rektirdiği alışkanlıklar haline ge­ tirilm iştir. P era P alas bugün dün­ yanın en “ ilginç” değil, en mo­ dern ve konforlu otellerinden bi­ ri sayılm aktadır. Lokantasında Doğu ve B atı mutfağının en göz­ de yem ekleri en “ müşkülpesent gourm et” yi hazdan haza sürük­ ler, barındaysa yeryüzünün yedi bucağından getirtilm iş sayısız tür içki ve kokteyl kendi efsanesini yazar.

Ödlil bekleniyor

Alman basınının önde gelen im­ zaları arasında bulunan Christia­ ne Gehner (Stern dergisi) ve J a ­ pon televizyonundan Ikiko Tera- nalca, P era P alas otelinde gör­ müş oldukları “olağanüstü konuk- sev erlik” ten söz ederken, dünya­ nın en yüksek tirajlı dergilerinden b iri olan Newsweek 5 Nisan 1982’de şöyle sesleniyordu yeryü­ zünün yedi bucağındaki okurları­ na: “ Antik ve rom antik bir otel­ dir İstanbul’daki P era P a la s ." Tüm bu ça b a la r ürün verm iş, m erkezi T ek sas’ta bulunan “ Bu­ siness initiative D irections” (İş İnisiyatif Yönetimi) adlı uluslara­ rası kuruluş, P era P alas otelini "A m erikan Nitelik ve Turizm Ödülü”ne değer görmüştür. Ödül belgesinde şu sözler yer alm akta­ dır: " İş dünyasma yaptığı ölçüsüz katkılar, yüksek standartlar ve profesyonel prestij nedeniyle bu sertifika P era Palas oteline sunul­ m uştur.”

1989 ortalarındaysa Türkiye’ye önemli bir heyet geldi: “ Comité de l’E xcellence Européene” (Av­ rupa Kusursuzluk K om itesi). Ül­ kemizdeki en başarılı on işadam ı­ nı ve kuruluşu belirlem ek üzere incelemelerde bulunan komitenin Yönetim Kurulu Başkanı Vaissi- ere, P era P alas otelinin “ Altın Zincir” ödülüne aday gösterilm e şansının çok yüksek olduğunu ba­ sına açıkladı ve haber 25 Şubat 1989 tarihli Günaydın gazetesinde yayınlandı. Merkezi F r a n s a ’da bulunan C .E .E .’nin B a tı’nın seç­ kin yöneticilik kuruluşlarından bi­ ri olduğunu da eklem ek gerek.

işte budur P era P a la s : Dünü bugünde yaşatan ve yarına yan­ sıtan bir “ efsane o te l!”

SÜRECEK

BİLGİSAYARLA HİZMET:

Otelde kurulan bilgisayar sistem i, sadece muhasebe hizmetleri vermekle kalmıyor, yabancı konukların tarih ve turizm konularında öğren­ mek istediklerini hızlı ve en doğru biçim de sağlayabiliyor. Yandaki resimde otelin Su­ riye asıllı sahibi M ısbah Mukayyeş görülüyor. M ukayyeş'in ölümünden sonra kendi isteği ile Pera Palas hayır kurumlarının malı olmuştu.

(5)

n

31 MART 1989 CUMA

Dünden bugünden

cPeta(fhâıs

Yazan: JAK DELEON

İSTANBUL işgal altındadır

ve İşgal Orduları Başkomutanı

General Harrington yaverleriyle

birlikte yemek yemektedir.

Az ötedeki masada sarışın,

düşünceli ve kararlı bir adam

oturmakta ve çevresi ile hiç

ilgilenmemektedir

G ENERAL Harrington şef

garsona işaret eder ve sorar:

“Kim bu zat?” Garsonun

cevabı gayet nettir.

“Çanakkale galibi Mustafa

Kemal P aşa.” Şaşırmıştır

Harrington, şu efsanevi

Mustafa Kemal Paşa ha?..

Mustafa Kemal’in işgalci

komutana verdiği ders

DERSİN VERİLDİĞİ YEMEK SALONU:

Pera Palas'm yemek salonunu gösteren bu fotoğraf, otelin postanesinde satılan ilk kartpostallarından biridir. Bu yemek salonunda M ustafa Kemal, şıma­ rık ve mağrur İşgal Orduları Başkomutanı General Harrington'un aşağılam ak am acı ile yaptığı kahve davetini ustaca reddedip, verdiği nazik cevapla da haddini bildirmişti.

S

İS. K esif bir duman,

gözgözü görmüyor. Te- pebaşı’mn cılız ışıklan altında boz-gri, kunt ya­ pılı bir binanın ön "cep- h e "si. P era P alas Oteli. 1918 son­ larıdır. İstanbul işgal altındadır ve İşgal Orduları Başkom utanı General Harrington yaverleriyle birlikte yemek yem ektedir. İşgal orduları P era P alas ve Tokatlı- yan'da seksen odayı kapatm ıştır. Harrington'un yanında “ İtilaf D e v le tle r i Deniz K u v v e tle ri Umum Kumandanı" Amiral Calt- horpe vardır. Az ötedeki m asada sarışın, düşünceli ve k a ra rlı bir adam oturm akta, çevresiyle hiç ilgilenmemektedir. General Har­ rington şef garsona işaret eder ve so rar: "K im bu z a t? " . Garsonun cevabı gayet “n e f'tir : "Çanakka­ le galibi Mustafa Kem al P a ş a ." Şaşırm ıştır Harrington, şu efsane­ vi Kem al P aşa ha? "Lü tfen söy­ leyiniz, masamızı onurlandırsın, kahve içe lim ." Şef garson işgal­ ci generalin isteğini M ustafa Ke­ m al'e iletir. Kem al P aşa'n ın da cev abı “ n e f 't ir : "K en dilerin e söylevin, bizim geleneklerim ize göre daveti ev sahibi yap ar! On­ lar her ne kadar işgal kuvvetleri kom utanları iseler de, ne de olsa m isafirim izdirler! Günün birinde gideceklerdir! Benim le kahve iç­ mek istiyorlarsa, benim m asama g e ls in le r!".

Sonuçta (doğal olarak) gerek M ustafa K em al, gerek H arring­ ton yerinden kım ıldam az...

Atatürk Müzesi

Sis dağılıyor. Sesler uzaklaşı­ yor. M ustafa K em al'in o gün P e ­ ra P a la s'ta k i m asasını paylaşan Rauf Orbay. az ötede ayakta bek­ leyen yaveri Cevat Abbas, otelin vestiyerine asılı kurşun renkli kurm ay pelerini, kapının önünde bıraktığı M ercedes m arka m a­ kam arabası bugün yok artık, ö y ­ le ya, o demlerden bugüne tam yetm iş yıl geçm iş, yine P era Pa- las'tayız, Atatürk'ün 101 numaralı odasında. B ir müzeye çevrilm iş burası: Atatürk'ün Panam a şap­ kası, yünlü beyaz elbisesi, kaske­ ti, kravatları, Altmçizme m arka ayak kabıları ve terlikleri, ipekli göm lekleri, diş ve saç fırçaları, sedef işlem eli sigara tabakası, m anevra gözlüğü, çay ve kahve fincanla ••i, güneş ve yakın gözlük­ leri, çay kaşığı, kartvizitleri, tren biletleri ve çam tozu kutusu duru­ yor vitrinli dolaplarda. Gömlek ve fincanlarındaki m arkaların dev­ rin en büyük hattatlarından İsm a­ il Hakkı Altınbezer tarafından çi­ zildiğini de eklemek gerek. Otelin Yönetim Kurulu B aşkanı Haşan Süzer bir bölümünü (10 Ekim 1928-10 Kasım 1938 tarihleri a ra ­ sında Atatürk’ün koruma polisi ve fotoğrafçısı olan) Rıdvan Gürarı'- dan 5 Ocak 1982 de almış. Aynı ta­ rihte noter huzurunda şöyle bir açıklam ad a bulunuyor Rıdvan GUrarı: "B a h is konusu şahsi eş­ yaların benden sonra ancak Pera P a la s Oteli Yönetim Kurulu B aş­ kanı Haşan Süzer tarafından mu­ hafaza edilebileceğine kanaat ge­

tirm iş b u lu n u y o ru m .”

Atatürk’e arm ağanlar

Her eşyanın önünde durârak. arad a onbeş yıl boyunca biriktir­ diği belgelerden alıntılar yapa­ rak , fotoğraflardaki ayrıntılar üzerinde durarak anlatıyor Haşan

Süzer. Duvardaki her imzalı re­ sim kendi tarihini barındırıyor İran ve Çin halıları, ipek üzerine altın sim işlemeli kuştüvü yastık­ lar. abanoz ağacından koltuklar, pirinç yazı takım ları, som porse­ len vazolar (ki tümü de yabancı devlet adamlarının hediyeleriydi) arasında bir "s e c c a d e " ilgimizi çekiyor: Hintli bir m ihrace ta ra ­ fından gönderilm iştir Atatürk'e, siyah ipek üzerine altın sim işle­ melidir, ortasındaki saat motifin­ de zaman tamı tam ına "dokuzu y e d i" geçm ektedir ve bu arm a ­

ğan Atatürk'e 1929 yılında v eril­ m iştir! Y ıllar geçti, Cumhuriyet "te s is " edildi am a Atatürk ayağı­ nı P era Palas tan kesmedi. Tokat- lıyan da dinlendikten sonra yürü­ yerek 101 numaralı odasına döner, dostlarıyla toplanıp sık sık yemek yermiş büyük salonda. Gözlerimiz duvardaki eski bir fotoğrafa takı­ lıyor: Atatürk P era P a la s ’ın bü­ yük salonunda ilk kadın pilot Sa- biha G ökçen'le oturm akta; tarih 22 Şubat 1937. Bu fotoğrafı Sabi- lıa Gökçen P era P a la s ’a hediye etm iştir.

Mustafa Kemal, çeşitli tarihler de kaldığı Pera Palas Oteli ne iliş kin notlarını Falih Rıfkı Atay'a ( Hakimiyeti Milliye başyazarı ve İstanbul milletvekili) ve Mahmut Soydan’a (M illiyet başyazarı ve S iirt m illetvekili) kalem e aldır­ m ış tır . (A ta tü rk 'ü n A n ıla rı.

1917-1919, sadeleştiren İsm et

Bozdağ, Bilgi Y ay ın ları): "E v e t, İstanbul'da P era Palas O teli’nin bir dairesine yerleşm iştim . Artık herşeyin mahvolduğuna inanmış bir adam gibi üzüntü içinde düşü­ nüyordum; ancak, mahvolan

her-PERA PALAS VE

ÜNLÜ CASUSLAR

Kim

Philby

ve

Kim Philby

Cicero

A

LMAN gazetesi "Die Seile

Drei" 16 Ocak 1983 tarihin­ de “ Krallann ve Casusların Ker­ vansarayı" başlıklı yazısında Pera Palas’ı uzun uzun anlatmış, Sovyet- ler adına casusluk yapan İngiliz gizli servisinde anti-Sovyet masası so­ rumlusu Kim Philby nin takma adla bu otelde kaldığını ileri sürmüştü. Pera Palas Oteli’nde kalan tek ca­ sus Philby değildi kuşkusuz. Mata Hari, Cicero, Kontes Klisabeth von Plettenberg, Erich Vermehren gi­ bi yaptıkları işlerle ün kazanan ca­ susların da zaman zaman Pera Pa­ las Oteli’ni karargah olarak kullan­ dıklarım çeşitli kaynaklar ortaya çı­ karmışlardır.

Yıllarca İngiliz gizli bilgilerini Sovyetler’e sızdıran Kim Philby, İs­ tanbul'daki Sovyet diplomatlarının birisi tarafından yapılan bir ihbar sonucu deşifre olmuştu. İhbar dö­ ne dolaşa Kim Philby'nin kendisi­ ne gelmiş, İngiliz gizli servisinin anti-Soyvet masası şefi olan Kim Philby boylece kimliğini bir süre da­ ha gizleyerek, Soyvetler Birliği'nc kaçmayı başarmıştı.

Cicero adıyla tanınan Arnavut asıllı Eliaza Bazna. İngiliz büyükel­ çisinin uşağı olduğu sıralarda casus­ luğa başladı. İngilizleri sevmediği­ ni gerekçe göstererek, gizli bilgile­ rin fotokopilerini büyük paralar kar­ şılığında Almanlara aktardı. İngi- lizler 1951 yılına kadar bilgilerin kim tarafından sızdırıldığını ortaya çı­ karamadılar. Savaş sonrasında Türk v atandaşlığına geçerek İlyas Bey adı ile müteahhitliğe başlayan Cicero, bir tüccara verdiği Alman parala­ rının sahte çıkması sonucu deşifre oldu. Küçük bir ceza ile kurtulan Cicero, tüm mal varlığını kaybede­ rek, emlak tellallığı ve zaman za­ man da Saray Sineması’nda şan re­ sitalleri vererek geçimini kazanma­ yı sürdürdü. Daha sonraları Alman­ ya'ya gitti. Berlin'de "Cicero Bendim" adıyla yazdığı romanının cılız telifi ile yoksulluk ve yalnızlık içinde öldü. Casusluk yaptığı yıllar­ da ve savaştan sonra, Pera Palas’- ta verilen baloların müdavimi oldu­ ğu biliniyor...

şeyin kurtarılabileceğine inanmış bir adanı gibi de kendimi avutu­ yordu m ." O günlerde E nver P a ­ şa. Mustafa Kem al’i P era P alas ­ tan a rar, veliaht Yahdeddin’le bir­ likte Alm anya'ya gitmesini öne­ rir. Tarih 15 Aralık 1917. Sadi Bo- ra k ’ın “ Ata ve İstanbul" ile Niya­ zi Ahmet Banoğlu'nun "A tatü rk'­ ün İstanbul'daki H ayatı" adlı ki­ taplarında P era P alas günlerine değinilir...

Çanakkale

Zaferi’nin sırrı

14 K asım 1918 P erşem be günü P e ra P alas'tak i dairesinde Daily Mail Gazetesi muhabiri Ward Pri- c e 'a şu sözleri söylüyordu Musta­ fa Kem al P aşa: "B u böyle olmaz. Y atanı baştan başa değiştirm ek lâzım, yenileştirmek lâzım .” Tam iki gün sonra ( 16 K asım 1918. Cu­ m artesi) İngiliz General William Birdwood P era P a la s ’ta M ustafa Kem al P a ş a ’ya Çanakkale Zafe- ri nin sırrım sorar. Atatürk de bü­ yük bir alçakgönüllülükle "B en birşey yapmadım, sizi yorgunluk ve susuzluk yendi" şeklinde yanıt­ la r Birdwoôd’u Sadi B o rak’ın araştırm asına göre Mondros Mü­ tarekesi sonucu İstanbul’a gire­ rek karargâhını P era P alas Ote- li nde kurabilen Birdvvood’un " r e ­ fakat subayı” olarak Sedat Rıza Bey bulunmaktadır. Bu konuşma gerçekleştiği sırad a da Mustafa Kem al P aşa'n ın yanında D r.R a­ sim F e rit Tek vardır. Aynı Bird- wood M areşalTiğe kadar yüksel­ m iş ve 1938’de asker ve devlet adamı olarak büyük saygı duydu­ ğu A tatürk’ün cenaze töreninde bulunmak üzere yine P era Pa- la s’a gelm işti. "A tatü rk A raştır­ ma Aıcrkezı D ergisi"nin 1. sayı­ sına göre (Kasım 1984) Atatürk 2t K asım a kadar P era P alas Oteli ­ nde kalm ıştır. İsm et P aşa da sık sık bu otelde kalm ıştır.

SÜRECEK

Karawanserei von Königen

li

, Ol* Geschie h t» des geheimnisumwitterten ehemaligen Prunkhoteis spiegelt eine turbulente E r j

S$Kir»--j weep. -rK rit'.H Fr* SV#»* •

■ <

- ;.a

: •

f ist ! <5** ‘¿tâté* Vİ&tiMŞftSİ-'iS fff «Ktswî £ « « : t.-*. **<:??»* J V r a P u te rn - fir n e m <5f»s ■ ' Hm? ««* - : ms&rix»- « rïft.n <ii»

i $ szw'i ihit i\t£hrx»x k f«®« fc sar»*}, iff, f

J - -, - -... f r Sitz-Wirs*«*»'«*» - «wwxâ ¡ö**- i m im t e r r n p m * '- . ■’■ ■ ■ - t a «W Ê ttr *

i ■■ «tvs.

... r ■

Ki'im vtm

:•

^ Á

•* (yfé ttzn «LíVi Ít k íií -- H it-- usté K iff t ¡Y;*i

4

p*»vî:'-r> iæt P » » ftfe

>: - i r.î«ta Htw# * iw.rmiteMsii#*

“KRALLARIN, CASUSLARIN VE MUSTAFA KEMAL'İN O T E U P e

ra Palas’m restore edilip tekrar açıldığı yıllarda bir Almam gazetesinde uzun bir tanıtım yazısı yayınlanmıştı. Yaızıda otelin uzun bir tarihçesi verilerek, Pera Palas’- m İstanbul’un işgal yıllarındaki rolü anlatılıyordu. Kralların, ünlüleri-? ve casusla­ rın işgad yıllarında sık sık bu otelde bir arada bulunduğuna değinilerek, "Anadolu’nun kurtarıcısı Mustafa Kemal de, arkadaşları ile Pera Palas’m bir oda­ sında bir araya gelip önemli kararlar alm ıştı" deniliyor. Yandaki fotoğrafta da şim ­ di müze olarak kullanılan 101 nolu Atatürk'ün odasında oturma köşesi görülüyor.

(6)

1

1 NİSAN 1989 CUMARTESİ

Dünden bugünden

*P

'etcfPafas

Yazan: JAK DELEON

Ö N C E Mustafa Kem al’in sonra

Atatürk’ün yaşantısında çok önemli

bir mekan olmuştur P era Palas

Oteli, ilk yıllarda Türkiye için son

derece önemli siyasal kararların

alındığı bir merkez, cumhuriyet

tesis edildikten

sonra da İstanbul’un nezih bir

dinlenme yeri..

A îA T Ü R K ’ün ölümü 10 Kasım

1938 sabahı bütün dünyaya

duyurulduğunda, dünyanın dört

bucağından sayısız devlet adamı

cenaze töreninde bulunmak üzere

İstanbul’a gelmiş, yine basının

bildirdiğine göre, gelen konukların

neredeyse tümü P era Palas

Oteli’nde kalmıştır.

Türkiye’nin tarihinde

Pera Palas çok önemli

ATATÜRK MÜZESİ:

M ustafa Kemal işgal yıllarında, 13 Ekim 1918 günü Adana T.renın'den in­ dikten sonra annesinin oturduğu Akaretler'deki eve gitmez, doğruca Pera Palas Oteli ne yerleşir. Bu tarihten itibaren işgal ordularının karargâhı konumundaki otelin 101 nolu odası aynı zamanda Mustafa Kemal ve arkadaşlarının karargâhı olur. Burada, düşmanın burnunun dibinde önemli ka­ rarlar alınır, tartışmalar yapılır. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da Mustafa Kemal Atatürk Pera Palas'ta sık sık kalmaya devam eder. A tatürk’ün anısına bir müze haline getirilen 101 nolu oda bü­ yük öndere arm ağan edilmiş, değerli eşyalarla zenginleştirilmiştir. Haşan Süzer'in kişisel çabaları ile Türk toplumuna kazandırılan Pera Palas Oteli Atatürk Müzesi, A tatürk’ün doğumunun yüzüncü yılı kutlamaları çerçevesinde 20 Mart 1981’de ziyarete açılmıştı.

H

asaıı I zzettin Dina­

mo "K u tsal İsy an " adlı belge-romamnda M ustafa K e m al’in P era P a la s ’taki oda- sını "H aliç'in m avi sularına ba­ kan mllkellef bir d a ire" (s. 118) olarak tarif eder. Mustafa Kemal aynı odada "Sad razam , Başku­ mandanlık Genel Kurmay Başka­ nı ve H arbiye N azırı" olan Müşir (M areşal) Ahmet İzzet P a ş a ’yla görüşür. (3 Ağustos 1918), kendi­ sine durumun kötüye gittiğini, pa­ dişahla mutlaka görüşmesi gerek­ tiğini anlatır. Sonuçta Mustafa Kem al 5 Ağustos’ta artık padişah olan Vahdeddin'le görüşür ve umutsuzluk ve öfkeyle huzurdan ayrılır; ülkede değişmesi kayıtsız sartsız gerekli çok şey vardır!

ilginç bir nokta da şudur: Mus­ ta fa Kem al 13 E kim 1918 günü Adana treninden iner, Haydarpa­ şa rıhtım ına gelir. M anzara kor­ kunçtur: İstanbul Lim am ’nda yir­ mi iki Ingüiz, oniki Fransız, onye- di İtalyan, dört Yunan gem isi de­ m irlem iş, bu ellibeş gem ilik işgal filosundan yaklaşık 3500 asker çı­ kartılm ıştır Türk topraklarına, içi derin bir acıyla burkularak yaveri Cevat Abbas’a döner ve m ırılda­ nır: "Geldikleri gibi g id erler!" 13 K asım ’da P era P a la s ’taki daire­ sine yerleşir. Şevket Süreyya Ay­ dem ir, "T e k Adam " başlıklı y a­ pıtında (cilt 1, sayfa 341) konuya şöyle açıklık getirir:

"H aydarpaşa'dan Köprü yaka­ sına geçebilen Mustafa Kem al P aşa'n ın arkasında yaveri ile so­ kaklardan yol bulup İstanbul'un bir Müslüman m ahallesi olan Be­ şik taş'ta, A karetler’de annesinin oturduğu eve varabilm esi olduk­ ça zordu. 2»ten evinde pek işi yok­ tur. K ararı evinde dinlenmek de­ ğildir. Köprü’ye çıkınca Beyoğlu'- ııa yönelir ve P era P alas Oteli’ne y erleşir. Annesini ondan sonra zi­ yaret ed ecek tir."

Diplomatların

vazgeçemediği otel

P era P alas ta. Fransız gazete­ ci M arcel Lucain 1933’te İstan ­ bul'a gelir ve bu konuda notlar tu­ ta r: "O telin otomobili bir takım dik yollardan beni P era P a la s ’a götürüyor. Diplom atların ve ya­ bancı g azeteciler« bu otele inme­ leri bir gelenek olmuş. Coşkun bir halk topluluğu beni karşılıyor. Bu halk yığını bu akşam Ankara'dan İstanbul'a geleceği haber verilmiş olan Başbakan İsm et P a şa ’yı bek­ liyordu. Bu suretle yalnız Hükü­ met R eisi'nin değil, aynı zaman­ da Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü B ey ’in ve değerli konuğu Venize- los'un benimle beraber bu otelde kalacaklarını öğrendim. Gazete­ cilik mesleğinin bazı garip cilve­ leri oluyor: Türkiye ve Yunanis­ tan ’ın en seçkin ve önemli mü­ m essilleri yanıbaşım da buluna­ c a k la r.”

E v et, önce M ustafa K em al’in, Sonra Atatürk'ün yaşantısında çok önemli bir m ekân olmuştur P era P alas Oteli; ilk yıllarda Türkiye için son derece önemli si­ yasal kararların alındığı bir m er­ kez, Cumhuriyet tesis edildikten sonra da İstanbul'un nezih bir eğ­ lence yeri, Atatürk’ün dinlenmek, güncel dertlerden kurtulmak için uğradığı bir keyif noktası...

Haşan Süzer'in kişisel ç ab ala­ rıyla Türk toplumuna kazandırıl­

mış olan Pera Palas Oteli Atatürk .Müzesi, A tatürk’ün doğumunun yüzüncü yılı kutlam aları çerçeve­ sinde 20 Mart 1981’de saat 16.00’da devrin Kültür B akanı Cihat Ba- haıı'ın da hazır bulunduğu bir tö­ renle halka açılıyordu. A tatürk'­ ün manevi kızı Ülkü Çukurluoğlu da A tatürk’ün kırkdört yıl önce kendisine verdiği yatak örtüsünü

müzeye bağışlam ıştı. Şöyle anla­ tıyor örtünün öyküsünü Ülkü Çu­ kurluoğlu: "1937 yılıydı, paratifo- ya yakalanmıştım. Fransız keten­ lerinden yapılm ış bu dantelli ör­ tü Atatürk'ündü aslında, ben de ellerimi işlemelerin arasına sokup oyun oynardım . İyileştiğim de Atatürk çok sevindi, bu örtüyü de bana hediye etti. Onca yıl büyük

bir özenle sakladığım yatak örtü­ sünü müze açıldığı gün lâyık oldu­ ğu yere, manevi babam Atatürk'­ ün yatağına serdim .”

Ş e re f D e ft e r i’nden

Şimdi dilerseniz P e ra P alas'ın Ş e re f D efteri’ni açalım ve Süley­ man Tuna'nın 5 Ağustos 1985'te

PERA PALAS VE

ÜNLÜ CASUSLAR

Mata Harl’nin

50 bin kurbanı

D

İE Stile Drei gazetesine göte

Pera Palas’ta takma adla ün­ lü casuslardan biri de Matı Hari idi. Gerçek adı Margaretha Geert- nıida Zelle olan ünlü dişi casus, as­ len HollandalI idi ve rahibeler oku­ lunda eğitim görmüştü. Uzakdoğıf- ya gitmiş, Paris'te dans dersleri al­ mış, Paris, Roma, Berlin ve Viya­ na gibi önemli merkezlerde vodvil sanatçısı olarak çalışmıştır. İşte bu sıralarda çeşitli ülkelerin sosyal ve siyasi çevrelerinde önemli dostlar edinmeye başlamıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Berlin polis şefi ile sıkı işbirliği içinde olduğu sıralar­ da casusluk eğitimi gördüğü sanılı­ yor.

Fransa’ya tekrar döndüğünde ün­ lü bir modacı olarak kendisini ta­ nıtmıştır. Kuşkulamlmasına rağmen etkili dostlan yüzünden yakalanması uzun sürer. Bu zaman zarfında Ma­ ta Hari 50 bin Alman Markı kazan­ mış, karşılığında da 50 bin mütte­ fikin öldürülmesine neden olmuştu. Kısa bir mahkemeden sonra Vincen- nes’de kurşuna dizildi. Mata Hari. ilk kez 1897’de eşi ile birlikte 1a- va’ya giderken Pera Palas’ta kal­ mıştı. Birinci Dünya Savaşı'nda İs­ tanbul’a gelişlerinde yine Pera Pa­ las’ta kalmış olması akla yakın, an­ cak doğal olarak, takma ad kullan­ dığı için hangi tarihlerde ve kaç kez geldiği saptanamamıştır...

yazdığı nota göz atalım . Tuna. P e­ ra P a la s’ta Atatürk’le birlikte bu­ lunduğu birkaç saati özetle şöyle anlatıyor: “ 13 Şubat 1937 Perşem ­ be gecesiydi. Büyük A tatürk’le geceyarısından sonra aynı sofra­ da oturuyordum. Atatürk o gece gençliğe ilişkin görüşlerini uzun uzun anlattı. Mehmet Akif ve Ab- dülhak 11 a mit konusundaki düşün­ celerini dile getirdi, bir ara mü­ zik çald ırarak bir arkadaşım ızla dans etti. Bu unutulmaz gece tüm yaşantım ın en renkli anısıd ır." M ustafa Kem al Atatürk'ün ya­ şantısında belirgin bir rol oyna­ m ıştır P era P alas Oteli. B ir devir­ de odasında görüşm eler yaparak siy asal k a ra rla r alm ış, 1923’ten sonra da otelin salonunda gerçek­ leştirilen birçok toplantıda ülke sorunları konusundaki görüşleri­ ni açıklamıştır, örneklem ek gere­ kirse, 16 Ocak 1937’de Yüksek İk­ tisat ve T icaret M ektebi mezun­ larına seslenm iş Atatürk P era P alas salonunda.

İstanbul gazetelerinin verdiği h aberlere göre, Atatürk 14 Şubat 1933, 16 Şubat 1933, 8 Şubat 1935, 20 Şubat 1936,1 Ocak 1937,14 Ocak 1937,16 Ocak 1937,6 Şubat 1937,21 Şubat 1937,1 Ekim 1937 tarihlerin­ de çeşitli nedenlerle P era P alas ta kalm ıştır. 10 K asım 1938 Şubat'ı A tatürk’ün ölümü bütün dünyaya duyurulduğunda dünyanın dört bucağından sayısız devlet adamı cenaze töreninde bulunmak üze­ re İstanbul’a gelmiş, yine basının bildirdiğine göre neredeyse tümü P era P alas Oteli’nde kalm ıştır...

SÜRECEK

KÜÇÜK ÜLKÜ DEN BÜYÜK ATATÜRK'E:

Atatürk’ün manevi kız. ülkü Çukur-luoğlu, büyük önderin 44 yıl önce kendisine verdiği dantelli örtüyü Pe *3 Palas Oteli Ata­ türk Müzesi’ne bağışladı. Bugün bu örtü A ta’nın odasındaki yatağın üzerinde örtülüdür. Yandaki resim de her bir yanı bir müze görünümünde olan Pera Palas’ın giriş holünü gös­ teriyor.

Referanslar

Benzer Belgeler

Orhan Kemal’in yaşamı boyunca olduğu gibi ölümünde de yanında olan ve cenazesini Sofya’dan İstanbul’a getiren Necati Cumalı, dostu Orhan Kemal üzerine

Kanülasyon bölgesinin soğutulması için topikal etil klorid kullanılmış ve kateter yerleştirmede ağrıyı azalttığı gösterilmiştir (8) Bu yöntem

Sonuç olarak, antibiyotik direnci sıklıkla izole edilen patojen bakterilerde yüksek oranlarda bulundu. Bu sonuçlar sepsisin ampirik antibiyotik tedavisinin belirlenmesinde lokal

Biri “eli erkek eline de¤memifl”, di¤eri de yapt›¤› son cilveden bu yana iki y›l geçmifl iki Komodo ejderi (bir dev kertenkele türü) diflisi, erkeksiz üreme

H ep aynı şeyleri söyler sa­ nırsınız, oysa H erakleitos’un de­ diği gibi, iki kez dalam azsınız onun düşünce ırm ağının suları­ na, onu h er

Resimde olsun, öteki sanat dallarında olsun, rastlantı olarak bir araya gelmiş toplulukların bir ekol, bir akım olabil­ mesi için derli toplu koşullar,

ta Mithat Paşa, tüm Yeni Osmanlılar, İngiliz Parlamentosu’nun coşkun âşık- landırlar ve Westminister’in kopyası­ nı vatana getirmek isterler?. Bu konu­ da

Sayfa ortasında (aşağıda) görüntüleme için hazırlanmış bir DNA molekülünün etrafına sarmal halde dolanmış altı DNA molekülünden oluşan DNA lifinin yapısını gösteren