Tiyatro mevsimi başlıyor. Üç beş yıl öncesine değin, bugünler sizin için en yorucu, en coşkulu günlerdi. Şu sıradaki duygularını
zı kısaca açıklayabilir misiniz?:
K ırk yıllık alışkanlık k o layca unutulamıyor. Kaldı ki tiyatro,üstünkörü bir meslek değildir. Tiyatro bir tutku,bir kara sevda, ömür boyu baş - döndürücü b ir s e v g id ir .. Hem de m ezara kadar süren bir sevgi.'
Her deniz teknesinin ol - duğu gibi,herkesin debirpus- lası vardır. Bu puslanın ib re le r i çeşitli yönleri jjösterir. Kiminde banka hesabını, k i minde çıkar sağlamayı, k i minde koltuk hırsını, kiminde ün salmayı g ö s t e r ir ... Be nim puslamın ib resi hep tiyatro sevgisini g ö sterir . . . Sevgiliden uzak kalma elbet üzücüdür. Ama onu size bı raktırdılar diye s iz onu b ıra kamazsınız ki. O sizin iç in iz de.
Kendim i, gereğinden çok h ızlı gittiği için, ceza olsun diye, H aliç'in çürük sularına dem irletilm iş b ir yarış tek - nesine benzetiyorum.Gerçek- ten de çok ile r iy e gidiyorduk. O kısa dönemde tiyatronun yaptığı aşamayı düşünmek bi le baş döndürür. Nasıl dön dürmesin k i, bu tekneyi koş turan, çevrem de Şirin Dev rim , Tunç Yalman,Beklan A l- gan.Asaf Çiyiltepe.G encoE r- kal.Mücap Ofluoğlu, Coşkun
Tunçtan,Nüvit Özdoğru, E n gin C ezzar, Ulvi U raz, Zihni Küçümen,Hamit Akınlı, Gün gör Dilmen, E rgun Köknar, A y la Algan gibi aşınm am ış,pırıl p ırıl gençler vardı.
İşte bu genç r e jis ö r le rin b ilgili çalışm alarıyla ti - yatro gerçekten sanat doru ğuna yükselmişti. Ama tiyat ronun yorgun, incirleşm iş gövdesi bu dinamik tempo ya ayak uyduramazdı.. Gittir le r, el ayak öptü ler.. Bu gidi-j ¡şi fren lettiler. Yarış teknesi- >oi dem irlettiler. Yeni aşılat iıan genç uzuvları attılar... B öylelikle de rahata kavuş - ¿tular. B iz de kendilerine " A l
lah rahatlık versin ."’ dedik ay rıldık. Gel gelelim .yarış te k nesinin de b ir ruhu var,o de m irlenem iyor, zincire vuru- lam ıyor ki. O yaşamını sür dürüyor. İşte böyle günler de pervanemi su üstünde,boş - lukta işletiyoru m ... Tekneyi sarsıyor,am a ruhunu b e s li yor. Böylelikle paslanmaktan küflenmekten,karıncalanmak tan kurtuluyor. Her an yeni bir yarışa hazır duruyor.
Üstelik kendimi avutacak kuruntularım da var, kendi
MUHSİN ERTUGRUL
" Kendimi, Haliç in çürük sularına
demirletilmiş bir yarış teknesine
benzetiyorum . . . ,
kendime diyorum ki: Sen bu memlekette az çalıştığı, hat ta hiç çalışmayıp da kaytar dığı için, işinden çıkarılan tek adam gördün mü?Ama gece yi gündüze katıp g e ri kalmış lığ ım ızı aşmaya kalktın mı, çevrendekileri tedirgin eder sin. B ir işde dikiş tuttürmak istiyorsan, hindi gibi arasıra kabaracaksın,biraz da g u r k layacaksın, yeter de artar bi le. ..
Devlet Tiyatrolarımız yöne - timi üstüne düşüncelerinizi ge - çenlerde çıkan bir yazınızda oku duk. Yine Devlet Tiyatrolarımızın başında olsaydınız, bu mevsim ne le r yapmayı düşünürdünüz, hangi oyunları seçerdiniz ?
İnsanın kendisine,kişili - ğine b ir gram lık bile saygısı olsa,böyle b irşeyi bir an a k lının köşesinden geçirm ez . . . Bana 1954 de,ikinci kez b ö y le b ir teklifte bulunulduğu zaman da söyledim. Bugün de tekrarlarım : Ç em işgezek'te b ir çadır tiyatrosu yönetmek benim için çok daha ilginç, çok daha çekicidir. İnsan ora da yaratıcılığım göstereb ilir.
Orada insan, ilk kez tiyatroy la karşılaşan, pınar suyu ka dar saf seyirci bulabilir.
Ya Şehir Tiyatroları,orada ne le r yapardınız ?
-Orada yapılacak b irşey görmüyorum. N eler yapılmak gerekiyorsa onlar yapıyorlar.
Özel tiyatrolarımızın durumu ortada.. .Beşi daha bu mevsime giremeden kapandı. Özel tiyatro
larımız nasıl desteklenebilir, ma lt güçlüklerden nasıl kurtanlabi- lir sizce?
-Ö zel tiyatrolar için yapı lacak ilk yardım ¡boyunların da taşıdıkları ağır v erg i l a lelerinden onları kurtarmak - tır. Bu, m ilyarlık bütçeleri o - lan d evletler için saman çö pü kadar bile ağır değildir... Örneğin, bütün özel tiyatrola rın yılda verdikleri verginin tutarı iki milyon lira olsa,bu nu d evlet,ö zel tiyatrolar adı na genel bütçeye e k liy e b ilir.. Şehrin dört köşesine b ire r çirkin kazık gibi kakılan zevk siz ilan kulelerine Devlet T i - yatrosunun astırdığı afişlerin
• j *r«~
b ir tekini özel b ir tiyatro as tıracak olsa en azından v e r gisi ile beraber e lli lir a öde mek zorundadır. Ö zel tiyatro la r böylesine her yönden kı - yasıya kahredilm ektedir...
Gerekli m alt olanaklara sahip olsanız, nasıl bir tiyatro toplulu ğu kurardınız ?Ner elerde, hangi tür eserlerde oynardınız ?
Gerekli m ali olanaklarım olsaydı,ülkücü genç sanatçı larla tekrar b ir çalışmaya katılırdım . Bütün yaşam, b o yu,özellikle son çalışm ala rımdan edindiğim deneme - ierden aldığım sonuçlara da-: yanarak "G E N Ç " kelim esi üs tünde dirençle duruyorum...: Çünkü düşünceler eskiyor,dö-! nem ler eskiyor, yasalar es kiyor, yalnız durmadan yeşe ren "İN S A N " kalıyor. Bu in -■ sanın taptaze meyvası da "G E N Ç L İK "tir ... Gençliksiz bir "G E LE C E K " düşünülebi li r mi?Onun için, böyle dinç: b ir topluluğa k a tılır,N orveç - li ozan Henrik Ibsen'ın "B a l kın Düşmanı" piyesini mem leketin bütün kentlerine, k a sabalarına, köylerine götürür; gösterirdim . Şu aralık içinde bulunduğumuz bunalıma bire-; bir gelecek ila cı o piyes ve-: recektir. 1882 de yazılan buj piyes için yazarı b ir mektu bunda bakın ne diyor:
"Halkın düşmanı üzerin de, k arşılık lı görüşmüş o l saydık, b ir noktada binleşe rek kesinlikle anlaşabilirdik. D ü şüncelerim izi,görüşleri - m izi yayma zorundayız de mekte haklısınız. Ama ben ön cü fik ir piyeslerinin toplumu kolaylıkla kazanacağına inan mıyorum. Belki on y ıl sonra çoğunluk, Dr. Stockmann ' ın, halk toplantısında bugün sa vunduğu noktaya v a ra b ilir,a - ma bu y ılla r içinde Dr.Stock- mann bugünkü yerinde say - , m ıyor k i . .. Halk gelecekte ondan en az yine on y ıl g e ri -> de kalacak. Çoğunluk Halk kütlesi, toplum ona hiçbir za man yetişem iyecek. Ben bunu kendi kendimden biliyorum. "
Bu mektup yazıldığından bu yana aradan on y ıl değil, doksan yıl geçti.Dünkü g a z e telerde "D ış H aberler S ervi- si"nin şöyle b ir açıklaması vardı:"O rtak P a za r'a HAYIR diyen N orveç'in tutumuyla il - g ili şaşkınlık ve spekülasyon la r devam ederken, ülkeyi iyi tanıyan yabancı gözlem ciler bu sonucun norrtıal olduğunu b elirtm ek ted irler.. . Yabancı gözlem cilerin ifadesine göre N o rveçliler herşeyden önce ekonominin insan hizmetinde
(D eva m ı 13. sayfada)
MUHSİN ERTUĞRUL
olduğu İlkesini gerçek leştir m işler ve ekonomi hizm etin de insan ilkesini kelimenin tam' anlamıyla b ir kenara itm eyi başarm ışlardır.
"Ortak Pazar a üye ola rak girişin fazla b ir kazanç sağlamayacağı görüşünün ha kim olduğu dört milyon nüfus lu Norveç gem icilik yönünden dünyanın üçüncü ülkesidir . . . N orveç'te ü cretler arasında ki farklar çok düşüktür. Bu da ülkeyi sınıfsız bir toplum ha line çok ya k la ştırm ıştır.. Bu nedenle de vasıfsız b ir işçi bile kolaylıkla b ir kotra sahi bi olabilmekte, yaşadığı şe hirde oturduğu apartman ka tından başka, deniz k ivisi ve kış sporlarının yapıldığı dağ - larda ayrıca bir küçük ev edi nebilmektedir. N orveç'te ay
rıca sağlık hizm etleri p a ra sızdır. Eğitim aynı şekilde parasızdır. Emekli maaşları, ise Avrupa'da en yüksek dü zeye u la şm ıştır."
Tiyatronun kalkınmada rolü olup olmadığı üzerinde bugün bile kafa yormak iste meyenleri dürte dürte uyan dıracak b ir örnek.
Mutlu m ille tle r,y a za rla rını zamanında y e tiştiriy o r - lar. Gerçeği söyliyen b ir o - zan, gerçeği gösteren bir ya zar, toplumun havasına oksi jen katıyor böyle. Biz de hali Atatürk ülkesinde, Cumhuri - yet'in ellinci yılına basar - ken sabahları radyodan " P a dişah M asalları" dinliyerek uyutuluyoruz...
Küttür Sanıyı ’ndaıı soııru, ta rihi Dram Tiyatrosu da yandı.Oy sa, tiyatroseverlerin anıları ile dolu olan bu güzel binanın tiyatro müzesi yapılacağım duymuş, se vinmiştik. Böyle bir müze nerede açılm alı sizce?
-B öyle b ir müze, kesin likle açılmak istenirse, yine b ir tiyatroya eklenecek sa londa olması uygun olur. T i yatromuzun kısa geçm işi bü yük bir binayı dolduracak b el ge ve aksesuvardan yoksun dur. Tepebaşı'ndakibina baş- lıbaşına b ir tiyatro tarihini canlandırıyordu. O bakımdan, kendisi bir müzeydi. İliç u - nutmam, Jean Cocteau, kapı yı açıp seyirci salonuna bak tığı zaman: "H ele şükür, ni hayet gerçek b ir tiyatro ha - vasi alınan salon.' "dem işti.
Orası bizim için büsbü - tün başka değer taşıyordu... Çünkü, ömrümüzün en verim li kırk y ılı, geceli gündüzlü
o çatının altında geçm işti.O - nun için biz öylesine üstüne titriyorduk. Yazık oldu.'..
"SULUBOYA RESSAMLARI
GRUBU"NUN SERGİSİ
Geçen ayın son günü Tak sim Sanat Galerisinde "Sulu boya R essem ları Grubu " nun üçüncü sergisi açıldı. C e la - leddin Üzmen, Malik AkseÇFe- rit Apa, Kazım A n san , Cafer Bater, Nüzhet İslim y e liP m e r İstemi Hatipoğlu'nun eserle - rindcn meydana gelen sergide her ressamın ayrı bir uygu la m a tekniğine sahip bulun duğu göze çarpıyor. Grup U1 - kemizin bütün ressam ları a— rasmda da ödüllü bir y a r ış ma düzenlemiş bulunuyor. Sergi 14 Ekim Cumartesi gü nüne kadar devam edecek.
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi