• Sonuç bulunamadı

Atatürk için:Amerikan ayan üyeleri ne diyor?

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Atatürk için:Amerikan ayan üyeleri ne diyor?"

Copied!
2
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

19 • l î • *48

V A Ï A N

ŞAN ŞEREF

K İ M İ N D İ R ?

Jpk yağıdaki satırlar. D am ar A rıkoğlu’nun, Gazi M ustafa Kenıa-

®"““® 1in 1339 yılında Uşak T ü rk ocağına yaptığı b ir ziyaret hakkın- daki notlarından alınm ıştır:

K ahveler içiliyordu. Ocaklı a rk ad aşlard an sarışın, tahm inen o- tuz ik i y aşlarında bir genç ayağa k alk tı. M isafirlerini selâm ladıktan sonra b ir n u tu k söyledi.

H atip sözü A tatü rk e in tik a l ettirip O'nu N apolyon ve Bismark- la m ukayese etm eğe g iriştiği zam an, A tatü rk ü n m em nun olm adı­ ğım kaşlarm ı çatm asın d an anlam ıştık. Henüz kahvesini bitirm e­ mişti. D erhal ayağa k alk tı:

— Bey biraderim izin m üsaadelerile b u rad a b ir noktayı te n v ir etm ek m aksadile sözlerini kesiyorum . E fendiler, bu a rk ad aş beni B ism ark ve N apolyonla m ukayeseye kalkıştılar. Napolyon kim dir? Taç ve m acera peşinde koşan b ir İnsan! B ism ark ise ta c id a ra hizm et eden b ir adam ! Ben böyle b ir adam değilim!« dedi ve yerine otnrdn.

H atip pek sıkılm ıştı; Sözlerini tash ih etm ek üzere:

«— Affedersiniz P aşa H asretleri, sözlerim y an lış anlaşıldı. Si­ zin şerefinizden, yânınızdan bahsetm ek istiyordum...»

Sözlerini henüz bitirm em işti ki A tatü rk te k ra r ayağa kalktı: «— Efendiler, b u bey biraderim iz ikinci b ir h a tay a daha düş­ tüler!. Hangi şan, hangi şeref? Eğer m ensup olduğum m illetin çam. şerefi varsa, ben de şan lı ve şerefliyim . A ksi tak d ird e İçinizden herhangi b iri çık ar da şan ve şeref ark asın d an koşar ve le fe rrü t et­ m ek isterse, biliniz k i başınıza belâdır! belâdır! belâdır! M illet bu gibilerine asla m üsaade etm em elidir.

ATATÜRK İÇİN

A m erikan ayan

üyeleri ne diyor?

A

öiümile sade . silâhlanm a program ım endişe ile der piş eden nadir büyük devlet adam ­ larından b iriy d i

A tatürkle arkadaşları, T ürkiyenin siyasî vaziyetini kuvvetli ittifak lar­ la zım an altına aldılar. Türkiyenin askerlik bakım ından şerefini ve is­ tiklâlini m üdafaa edebilecek çok kuvvetli bir devlet haline getirdi­

ler-A tatü rk 4 sene evvel öldü. F akat ruhu hâlâ yaşıyor ve beynelmilel sahnede silinmez damgasını bırak­ mıştır.»

Ayan meclisi Hariciye encümeni ilerledikçe- b ü yük b ir devlet adam ı l “ aaından Giûd ^ eper 5ö*le dem i«-

___ tir:

«—■ A tatürk, parlak b ir tâbiyeci, tatü rk ü n

Türkiye değil, bütün dün­ ya en asil bir evlâdını kaybetti. Ölümünden sonra bütün dünya ga­ zetelerinde onun için çıkan sayfa­ lar dolusu yazı bu acının m illetler­ arası m ahiyetini herkese anlatm ış­ tır.

Ölümünden dört y ıl sonra bile Am erikanın en b ü yük siyaset adam la n onun yüksek şahsiyetini heye­ canla övmüşlerdir.

Am erikan Hariciye encüm eni re ­ isi Tom Konali dem iştir ki:

«Atatürkün b.iografisini te tk ik te nın en m ühim m eziyetlerinin basi­ ret, şecaat ve sebat olduğu hakkm - daki kanaatim artıyor.

A tatürkün parlak meslek hayatı­ nın bütün m erhaleleri, onun bu me­ ziyetlere d ik k ate şayan b ir derece­ de m alik olduğunu isbat etm ekte­ dir.

Türkiyenin yıkılm ış ve cesareti kırılm ış olduğu bir zam anda Kem al A tatürk, m em leketinin m ukaddera­ tını kudretli ellerine alarak basiret, şecaat ve sebatla hareket ederek o- nu, içinde bulunduğu karanlık müş külât hercüm ercinden çekip çıkar­ mış ve reform ları ve tahakkuk et­ tirdiği içtim ai ferakki sayesinde o- na itibarını iade ettirerek refahını tem in etmiştir.

Amerikan m illeti, Türkiyenin te ­ rakkilerini sem pati ile, h ayranlıkla takip etm iştir. Türkiye m ukaddera­ tının ehliyet ve kabiliyetini isbat etmiş insanlar elinde bulunduğunu görmekle memnunuz. Şuna kaniiz ki bir ecavüz vukuu halinde bu dü- rüşt memleketin zim am darları, o- ;mm şeref ve İstiklâlini m üdafaa e t­

meğe k at’î surette azmetmişlerdir.» Ayan Hariciye kom itesi azasından Gay Jilet de şu beyanatta bulunm uş tur:

A tatürkün basireti, isabetli karar ittihazındaki k.udreti Türki- 1 yenin istiklâlini ve m ü lk i tamamiye- tini teinin etm iştir. A tatü rk ü n na- ziri olmıyan sevk ve idaresi altında Türkiye, birliğini ve dahilî kuvve­ tini kazanm ıştır. B irb irin i takip eden ıslahat, bugünkü m odem ve ileri m illet haline getirm

iştir-A tatü rk ü n beynelm ilel sahadaki basireti de fevkalâde dikkate şayan­ dır. A tatürk cihan sulhunu tehdit ^eder m ahiyette olan A lm an ideoloji Terini meş’um ve hodbinane bularak ■reddetmiştir. A tatürk, A lm anyam n

uzak görüşlü bir devlet adamı ve cesur bir inkılâpçı için gerekli bü­ tün yüksek vasıfları nefsinde topla­ mıştı, Şöhreti asırlarca hiç şüphesiz solmadan ve silinmeden kalacak- ve devam edecektir.

Eski Osmanlı İm paratorluğu par­ çalanır ve Türkiyenin hayat ve be­ kası bahis mevzuu olurken A tatürk­ le m ahir ve bilgili iş arkadaşları, kahram an T ürk m illetinin hakikî cevherine olan itim atlarını kaybet­ mediler. M ütekaddim hâdiseler, bun ların haklı olduklarını isb at etti- Emniyet teessüs ettikten sonra T ür­ kiye terakki ve tekâm ül yolunda ce­ sur adım larla yol almağa başladı. Mümessiller meclisi, Hariciye en ­ cümeni reisi Sol Vlum şunları söy­ lemiştir:

«— A tatürkü h er zaman hatırlı- yacağız. A tatürkten evvel tarihe m al olmuş hiç bir şahsiyet A tatürk kadar m i l l î hayata k e n d i damgasını vurm ak suretile dünyayı hayretler içinde bırakm am ıştır.

A tatürk Türkiyede asri zihniye­ tin müşahhas bir tim sali olmuş ve öyle kalm akta bulunm uştur. T ürkl- yenin yaşam ak ve m evcudiyet h ak ­ kının tekm il safhalarında A tatürkün enerji ve terakki aşkı b ü tün parlak- lığile belirmektedir.

Beynelmilel m ünasebetler saha­ sında A tatürkün siyasî sağlam te ­ m ellere dayanm ış görünm ektedir. T ürkiyenin istiklâlini hakkile m ü­ dafaa kabiliyetinde bulunduğu nok­ tasını kabul ve tasdik için Ebedî Şefle ve Türkiyenin bugünkü idare- cilerile hem fikir bulunuyoruz. Bu sahada Türkiyenin, birleşik m illet­ lerin tam m üzaheretine itim at ede­ bileceğini düşünmek, bizim için çok cesaret ve m em nunluk verici m ahi­ yettedir.»

A ta tü rk ’ü Ânkarada

karşılarken

Gene on beş sene evvel g ibi Gazi geliyor; Gene on beş sene evvelki k a d a r yükseliyor; Gene başlarında oturm uş gene göklerde başı; Y ıldırım lar gene bir eski silâh arkadaşı. Ö lüm ün bitm iyen u fkunda y a ta rk e n gene sağ; B ir avuç toprak olurken gene yüksek gene dağ. Gene bir m em leketin saiveti b ir te k emeli;

Koca bir y u rd u iu ta ık a ı genç, sapsağlam , eli. Ç ürüyen göğsü için tak ı zaferler gene dar; Gene sağdır, gene sağlam dır. O hem dün k ü kadar. Ona m atem le* H ay ır sade taabbüdle eğil

Ö lüdür, doğru, fa k a t öldüğü hiç belli değii.

M İTHAT CEMAL

mum

»

■ B i l

SİSSİ

Birinci İnönü zaferinin  nkarada t es idi, A tatürkün Meclis balkonundan görünüşü

Atatürkün

görüşüne

göre

Siyasi ahlâk

İnsanlığın varlığını kendi şahısların­

da görenler bedbaht insanlardır

Atadan bir hâtıra

A tatü rk yalnız milletim izin değil b ü tün dünyanın sevgi ve saygısını kazanmıştı. Kâm il ve azamî m ikyas­ ta m ütekâm il b ir insan olan A ta­ tü rk sulhçu İdi ve bütün dünyayı sulh içinde yaşar görm ek isterdi.

Onun hakkında m illetlerarası bes lenen sam im i sevgi ve saygı ile si­ yasî görüşlerine verilen kıym et, ken dişine yapılan siyasi ziyaretlerle an ­ laşılır. Şöyle ki A tatürk, çok kısa b ir zam an içinde Afgan, İran, Yu­ goslavya, İngiltere, Irak, Romanya ve M averayi E rdün hüküm darlarile pek çok Başvekil ve Genel K urm ay reisleri tarafından ziyaret edilmişti.

Aşağıya nakledeceğimiz sözler, A tatürkün Romanya Hariciye Nazırı sıfatile A nkarayı ziyaret eden Vik- tor Antonesko ile yaptığı konuşm a­ nın b ir kısmıdır. O zam anlar bütün dünya gazetelerinde neşredilen bu sözler Ebedi Şefimizin siyasî ahlâk felsefesini etraflıca

göstermektedir-«— M illetleri m uahedelerden zi­ yade hisler besler. M illetler gam ve keder bilmemelidir. Şeflerin va­ zifesi hayatı neşe ve şevkle karşı­ lam ak hususunda m illetlerine yol gösterm ektir. Vaktile kitaplar ka­ rıştırdım . H ayat hakkında filozofla­ rın ne dediklerini anlam ak istedim. Bir kısmı herşeyi kara görüyordu, «mademki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünyadaki m uvakkat öm ür esnasın, da neşeye, saadete yer bulunmaz» diyorlardı.

«Başka kitaplar okudum- Bunları daha akıllı adam lar yazmışlardı ve şöyle diyorlardı: «Mademki sonu nasıl olsa sıfırdır. Bari yaşadığımız müddetçe şen ve şatır olalım!» Ben kendi k arak terim itibarile ikinci hayat telâkkisini tercih ediyorum. F akat şu k ay ıtlar içinde bütün in­ sanlığın varlığım kendi şahısları içinde gören adam lar bedbahttırlar, Besbelli ki o adam fe rt sıfatile m ah­ volacaktır, herhangi b ir şahsiyetin yaşadıkça m em nun ve m es’u t olma­ sı için lâzım gelen şey kendisi için değil kendisinden sonra gelecekler için çalışm aktır. M akul bir adam ancak bu suretle h arek et edebilir. H ayatta tam zevk ve saadet ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, sa­ adeti için çalışm akta bulunabilir.

«Bir insan böyle h arek et ederken: «Benden sonra gelecekler acaba böy le b ir ru h la çalıştığımı farkedecek- ler mi?» diye düşünmemelidir. H at­ tâ mes’u t olanlar hizm etlerinin bü­ tü n nesillerce m eçhul kalm asını ter­ cih edecek karakterde bulunanlar­ dır.

«Herkesin kendine göre b ir zev­ ki var. Kimi bahçe ile m eşgul ol­ m ak, güzel çiçekler yetiştirm ek is­ ter. Bazı insanlar da adam yetiştir­ m ekten hoşlanır. Bahçesinde çiçek yetiştiren adam birşey bekler mi? A dam yetiştiren adam da çiçek ye­ tiştirendeki hislerle h arek et edebil­ m elidir. A ncak bu tarzda düşünen ve çalışan adam lardır ki m em leket­ lerine ve bunların istikbaline fay­ dalı olabiiirer.

«Bir adam ki m em eketin ve m il­ letin saadetini düşünür o adam ın kıym eti birinci derecededir- Esas kıymeti kendine yeren ve mensup olduğu m illet ve m em leketi ancak şahsiyeti ile kaim gören adam lar m illetlerinin saadetine hizm et etm iş sayılamaz. A ncak kendilerinden son rakileri düşünebilenler, m illetlerini yaşam ak ve ilerletm ek im kânlarına kavuştururlar. K endi gidince terak ­ ki ve h arek et d u ru r zannetm ek bir gaflettir.

«Şimdiye kadar bahsettiğim nok­ talar ayrı ayrı cem iyetlere aittir. F akat bugün bütün dünya m illetleri aşağı yukarı akraba olm uşlardır ve olmakla m eşguldürler. B u itibarla insan m ensup olduğu m illetin var­ lığını ve saadetin, "

İ

■ • f i l i

I S P i

-''^ ¡ İİy İf -SSjffl M / { * ? — r !: 4 / e x - * . . , . » "" i > i . ' ■•■■■■■'

İiSiliİftfciİİi

.

^

■&s:

^

e V" X, .V.

.

1 1

p

W ÊÈÊiSÈlSltÊÈ.

">*■"& * V vV,' W f "

Y ukarıda klişesini gördüğünüz yazı, M ustafa K em alin Sofyadaıı Salih Bozok’a gönderdiği bir m ektuptan alınm ıştır. Bu yazıda A tatü rk bir Fransız şairinin h ayat hakkındaki bir şiirini tercüm e etm iştir. Fransızeası şudur:

1 — La vie est brève Un peu de rêve Un peu d'am our Et puis bon jour

2 — La vie est vaille Un peu de haine Un peu d’espoir Et puis bon soir

B unları M ustafa Kemal, tercüm e ed erk en «Bir F ransız şairi hayatı şöyle tavsif ediyor« diyor:

I — H ayat kısadır Biraz hayal Biraz aşk

Ve sonra A llaha ısm arladık

2 — H ayat boştur Biraz kin Biraz üm it

Ve sonra A llaha ısm arladık Ve S alih Bozok’a tavsiye ediyor: «Salih b u n ları ezberle ve sen h a­ y atı nasıl aııladınsa ona göre b u n lard an birisini benimse!»

refahını düşünm eli ve kendi m ille­ tinin saadetine ne kadar kıym et ve­ riyorsa bütün dünya m illetlerinin saadetine hizm et etmeğe elinden geldiği k ad ar

çalışmalıdır-«Bütün akıllı adam lar tak d ir eder ler ki bu vadide çalışm akla hiç bir şey kaybedilmez. Çünkü dünya m il­ letlerinin saadetine çalışmak diğer bir yolda kendi huzurunu, saadetini temine çalışmak dem ektir. Dünya ve dünya m illetleri arasında sükûn, vuzuh ve iyi geçim olmazsa bir m il­ let kendisi için ne yaparsa yapsın huzurdan m ahrum dur. O nun için ben sevdiklerim e şunu tavsiye ede­ rim: M illetleri sevk ve idare eden adam lar, tabiî evvelâ kendi m illet­ lerinin m evcudiyet ve saadetlerinin 'anili olm ak isterler. F ak at ayni za­ m anda bütün m illetler için ayni şe­ yi istem ek lâzımdır. B ütün dünya hâdiseleri, bize bunu açıktan açı­ ğa isbat eder. En uzak zannettiği­ miz bir hâdisenin bize b ir gün te ­ mas etmiyeceğini bilemeyiz- Bunun için beşeriyetin hepsini bir vücut ve bir m illeti bunun bir uzvu addet­ m ek icap eder. B ir vücudun parm a­ ğının ucundaki acıdan diğer bütün

cek birşey beklemem. Beklemeğe de lüzum yoktur. İşte b u sükûnet içinde b ü tün dünyayı m ütalâa et­ mek fırsa tı bizdedir. «Dünyanın fa­ lan b ir yerinde bir rahatsızlık var­ sa bana ne» dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa tıpkı kendi ara­ mızda olmuş gibi alâkadar olmalı­ yız. Hâdise ne k ad ar uzak olursa olsun bu esastan şaşm am ak lâzım­ dır. İşte bu düşünüş insanları m illet leri ve hüküm etleri hodbinlikten k u rtarır. H odbinlik şahsî olsun, mil lî olsun daim a fena telâkki edilm e­ lidir.

«O halde konuştuklarım ızdan şu neticeyi çıkaracağım: «Tabiî olarak kendimiz için bütün lâzım gelen şeyleri düşüneceğiz ve icabını ya­ pacağız. F ak at bundan sonra bütün dünya ile alâkadar olacağız. Bu m ü nasebetle şunu da söyliyeyim: Ben düşündüklerim i sevdiklerim e oldu­ ğu gibi söylerim. Ayni zam anda lü­ zum lu olm ayan b ir sırrı kalbinde ta ­ şımak iktidarında' olm ayan b ir ada­ mım. Çünkü ben bir halk adam ıyım , ben düşündüklerim i daim a halkın huzurunda söylemeliyim. Yanlışım varsa tash ih eder. F a k a t şimdiye « a « b i/ r i n

ATAMIZI

nx>

T A V A F

Bu m illetin m elâlini söyler, d erin derin; D erya önünde çırp ın arak D olm abahçeııin.

y m

G önlüm de eski h atıra la r, eyledim tavaf: A rtık o doğm uyor diye m uzlim di h er taraf. Ç am lar hüzünlü, y ollara düşm üş söğüt, çınar- Y aprak döküp huzura kapanm ıştı sonbahaç. M erm erli m ethalin ona lâyık v ak arı boş. H eyhat o m uhteşem kap ın ın in tizarı boş. Sessiz nöbetçiler de lıeyulâ dolaşm ada, H er yerde b ir k ed erli m uam m a dolaşm ada. Susm uş b ü tü n saray nefes alam az izdiham Son uykusunda te k ra h a t etsin diye A tam . Son uykusunda öyle m i bir devir u y andıran B ir ırk a can veren A ta tü rk adlı kahram an. D üşsün o lu r m u to p rağ a göçmüş cihan gibi. Sönsün o m avi gözler b ir asum an gibi. Sussun o m avera konuşan m adenî şada D ursun olur m u h ilk ate b ir fa h r olan zekâ? Sözler ki çağlayıp k öpüren b ir p ın a r gibi. H isler ki şahlanıp atılan dalgalar gibi. Atiye, hale, geçmişe her anda bir temas, Bin tü rlü ihtisas ile, bin tü rlü ihtiras. M ilyonla h alk ı cezb ile m ih rak olan zekâ

İfratı, hadsi, vecdi, tezadile b ir deha... B ir meş’aleydi, neşesi h er bezme n u r olur. B ir harikaydı benliği b ir m ülkü doldurur. Cismile pek güzeldi ve ruhile devdi o, B ir yıldırım dı, bir m ütekâsif alevdi o. Eyvah o varlığın bize kalm ış fesanesi Y astıkta bir ışık yele, arslan nişanesi. K arşım da servilik ve gurubun v u ran alı G öklerde şimdi■’Ç ankayanın şanlı k a rta lı. Ey nam olan, zafeı- yaratan, inkılâp açan, Ey yol veren h ü k ü m leri ta rih e b ir zam an. Ey eski k ah ram an ları geçmiş asırların! Gaziye ihtiram ile k alk ın ve toplanın.

Saf bağlayıp selâm a d u ru n hep! O 'dur gelen, T ü rk ırk ın ın m uhabbeti üstünde yükselen

Ölmez, evet gönüllere heykel k u ran A tam L âkin nedir içim deki payansız iıihidam ?

. İBRAHİM ALÂEDDİN

K İ T A B I N D A N

— P a rç a la r —

Kahramanlığı:

âr «Harp dehalarından b ahsedilir­ k en daim a en bariz b ir örnek ola­ ra k ileriye sü rü len Napoleon Bo- n a p a rt’ın askerî h ay atın ın b ir çok zaferlerle dolu olduğu k ad ar, b ir sürü m ağlûbiyetlerle de y ü k lü bu­ lunduğunu bilm eyen kim se y o ktur. B una m ukabil, T ü rk iy en in son h a rp tarih i G eneral ve M areşal M ustafa K em alin te k m ağlûbiyeti­ n i ve te k b ir hatasını kaydetm e- m ektedir. D evlet kuru cu su ve si­ yaset eri o larak ise, F ransız im pa­ ratoru, birinci T ü rk C um hurreisi- nin yanında b edbaht b ir cücedir. İn k ılâp çılık sahasına gelince, onu, gene eşsiz b ir şahsiyet o la ra k te ­ lâk k i etm ek ıztırarm d a kalıyoruz. B irçok ecnebi m üellifler M ustafa K em al ile Lenifl arasında b ir p a ­ ralel yapm ak istem işlerdir. Hiç şüphesiz k i L enin b ü y ü k b ir in k ı­ lâpçı idi. F ak at, Lenin, M ustafa K em al gibi kendi ideolojisini k en ­ disi bulm uş; k en d i tak tiğ in i kendi­ si tesbit etm iş, y ık tığ ı k a d a r ve y ık tığ ın d an fazlasını yapm ış b ir ihtilâlci değildir.

İr B ir ecnebi m u h a rrir an la tı­

yor: «Bu b ü y ü k «ressusciteur» (ö- lüye can verici) b ir gün ban a Pe- rap alas’m salonlarında göründü i- di. O telci ona bazı ecnebilerle gö­ rüşm e fırsa tla rı hazırlıyordu. B en­ de b u m ü la k a tta n yalnız s e rt b ir sükûtiliğin, b ir astra g a n kalp ağ ın ve b ir «asimetrik» b akışın h a tıra ­ sı kaldı. O zam anlar benim le b e ra ­ b er b u lu n an lar, bana, son günlerde h a tırla ttıla r ki, m u v ak k aten göz­ den düşm üş bu generalin yanından a y rılırk e n «Bu adam y a b ir deli, ya b ir dâhidir» dem iştim . H iç şüp­ hesiz b u kısa görüşm enin bende b ı­ ra k tığ ı iç sıkıntısını an cak b u söz­ lerle örtebilm işim . D em ek k i b ir b ü y ü k lü ğ ü n önünden hiçbir, şey görm eksizin geçip gittim.»

★ ... D iyebilirim ki, onun k e n ­ di nefsine v e nefsaniyetine k arşı cidali, m u h iti üzerindeki azm i ve â tıl m addeyi itip, k ım ıldatıp h a re ­ kete getiriş cehdi ö m rünün son y ıl­ la rın a k a d a r devam etti.

★ (A tatü rk ) y o lu n u kesm ek iste-- iste-- «>«»

— ,İB.

tese yapm azdı? Ve niçin yapm adı? Ç ünkü o, k u d re t ve heybetini sinir­ lerinden ve adalesinden alan bir k ah ram an değildi. Ç ünkü, onun k ah ram an lığ ı P rom etenin ulûhiye- ti gibi sırf akıldan, zekâdan, ru h ta n gelen İnsanî ve sp iritü el bir k ah ­ ram an lık tı.

Dâhiliği

★ H içbir fe rd m ensup olduğu m illetle on u n k a d a r kaynaşıp bir- leşm em iştir. M illetin b ü tü n ıstırap ­ la rım k en d i vücudunda hissetm iş; m illetin neyi istediğini, neyi iste­ m ediğini, ne düşünüp, neden şikâ­ yet ettiğ in i k en d i beyninin h a re ­ k etlerin d e v e kendi vicdanının fe­ v eran ların d a keşfedip anlam ıştır.

Devlet kuruculuğu

★ O h e r şeyden evvel dünyaya b ir devlet reisi o la ra k geldi. İnsan­ la rı sevk ve idare etm ek hünerini o h iç b ir k ita p ta n öğrenm edi. Bu bilgi ve h aslet ile d o ğ du...

•k B u k a d a r insani, b u k a ­ d a r m edenî b ir inkılâp hâdisesine cihan tarih in d e ilk defa rastgeliyo ruz. M ustafa Kem al, harp tek n i­ ğinde olduğu gibi ihtilâl tekniğin­ de de y e k ta ve emsalsiz bir «tacti­ cien» idi. L enin de d ah il olm ak ü- zere, b ü tü n h a rp sonrası inkılâpçı­ ları lid erlerin in h içb iri b u sahada on u n la boy ölçüşemez.

★ A ta tü rk b ir d ik ta tö r değildi. B ir in k ılâp çı devlet k u ru c u su idi ve o h içb ir v a k it «Ben böyle istiyo rum ; böyle olacak!» dem edi, «Mil­ let böyle istiyor, böyle yapacağız» dedi.

M illiyetçiliği

★ O, T ü rk m illetin in daim a te­ tikte, u y an ık şu u ru idi. T ü rk m il­ leti onda tek b ir adam haline in k ı­ lâp etm işti. B ü tü n hassasiyeti, b ü ­ tü n dehası, b ü tü n enerjisi m illî fa ­ ziletlerim izin b ir hulâsası gibi idi.

Askerliği

★ Evet, A ta tü rk sapına k ad ar »rirordi. fa k a t m ilitarist değildi.

(2)

...I- ...'.,.« »

V i l İ N

10 - i l - .46

ATATÜRK

ve

DEMOKRASİ

Atatürk, milletin

birden

fazla parti

iledaha iyi idare edileceğine kanidi

enilm ez b ir k o m utan, dün-" y a çapında b ir inkılâpçı v* n ih ay et essiz bir insan olan A ta­ tü r k ’ü n en m ühim vasfı hiç şüp­ hesiz, k i dem okrat v e garp m âna­ sı ile dem okrasiyi tam am en kav­ ram ı? olm asıdır.

P o litik a h ay atın a ilk girdiği gün den, çok sevdiği T ürkiyesine v e k u rd u ğ u C um huriyete gözlerini ebedi su rette kapadığı son âne k a ­ d a r A tatü rk , m illi hâkim iyeti h e r kuvvetin üstünde görmüş ve eşsiz zafer ve m uvaffakiyetlerini an cak v e an cak h a lk tan alm ış olduğu k u v v etle sağlam ıştır.

D aha henüz genç b ir subay ik e n o, T ü rk m illetinin halâs ve refa­ h ım dem okraside sezmiş ve bu se­ zişini zam anın m üşkül şartların a rağm en ihsas etm ekten çekinme­ m iştir.

Mensup olduğu İttih a t ve Te­ ra k k i C em iyetinin ancak tam b ir dem okrasi ru h u ile h a re k e t etm ek m ecburiyetinde olduğunu anlay an ve bunu ark ad aşların a an latm ak ­ tan çekinm eyeh ilk ve yegâne in­ san, A ta tü rk ’tür.

İttih a t ve T erâkki C em iyetinin Selânik kongresinde, ordunun si­ yasetten çekilerek talim ve te r­ biye ile m eşgiil olmasını, cemiye­ tin h alk ın itim at ve m uhabbetini kazanm ak ve icraatında halk hâ­ kim iyetine y er verm ek su retile b ir h a rek et h a ttı tak ip etm ek za­ ru retin d e olduğunu açığa v u ran yine A tatü rk tü r.

İttih a t ve T erakki C em iyeti ile olan m ünasebetlerinde, A tatü rk ü n h e r vesile ile h a lk ın itim at ve m üzaheretine olan şiddetli ihtiyaç ve lüzum dan bahsettiğini görü­ yoruz.

M ütarekenin çok elim ve ka­ ran lık günlerinde A ta tü rk ü n , Şiş lideki evinde verm iş olduğu k a ­ r a rı bugün a rtık k a t’î o larak h a­ tırlıyoruz: H âkim iyeti m illiyeye m üstenit, bilâkayd-ü şa rt m üsta­ k il yeni b ir T ü rk devleti tesis et­ mek!..

T ü rk m illetin i uğradığı hezi­ m et ve h ak sızlık tan k u rta rm a k ve ona, dünya tarihinde m üsta­ h a k olduğu şerefli m evkii tem in etm ek için 19 M ayısta Samsuna ay ak basan A tatü rk , kendisine ^yegâne m üzahir olarak m illi hâ­ kim iyeti ele almış, m illi hâkim i­ yet« güvenm işti. 8/9 Temmuz 335 gecesi Erzurunıda, kendisine tev­ cih edilmiş olan ordu m üfettişli­ ğinden ve askeri m eslekten istifa etm ek suretile h alk araşm a k a rı­ şan A tatürk, b u h areketindeki ce sa re ti hiç şüphesiz, ki h a lk h â k i­ m iyetinin sonu olm ayan İlâhi k u v

! ve tin e inanm ış olm asına borçlu-

İdur.

\ E rzurtım da to p lan an ilk kon-

jgre, k a b u l etm ek m ecburiyetin- ideyiz, k i h e r şeyden evvel A ta­

tü r k ’ü n b ir eseridir.

; O n d ö rt gün devam eden ve bir çok şiddetli m ünak aşalara sahne ¡olan E rzurum kongresini m ütea- ikip neşir ve tam im olunan beyan ¡nameden öğreniyoruz, k i K uvayi jMilliyeyi âmil ve iradei milliyeyi ¡hâkim k ılm ak esastır. (Beyanna­

m e m adde 3).

Erzurum kongresinden Sivas kongresine k ad ar geçen zamanı ve hâdiseleri te tk ik edecek olur­ sak görürüz, k i A tatü rk , zam anın çok m üşkül şa rtların a rağm en başlı başına hiçbir k a ra r ittihaz etm em iş ve T ü rk m illetine irade­ si haricinde hiçbir fik ir Ve m ües­ sese tahm il etm em iştir.

İstanbulun işgali ve teşri vazi­ felerinin devam ına im kân kalm ı- yan b ir kısım m illetvekillerinin İstanbuldan k açarak A nadoluya iltihakı üzerine A ta tü rk ü n Anka- rad a b ir Meclis teşkilinp k a ra r verdiği m alûm dur.

A tatü rk bu K ararım verm eden evvel birçok vali, kom utan v a a r­ kadaşları ile istjgarede bulunm uş­ tu r. İstişarelerini, m üteakip v ali­ liklere, m üstakil sancaklara ve kolordu k om utanlarına, heyeti tem siliye nam ına im zalam ış oldu­ ğu telg raf A tatürkün, dem okrasi esaslarına ne k a d a r sadık bir in­ san olduğunu belirtm esi b akım ın­ dan bilhassa şayanı d ik k attir.

A tatü rk bu telgrafında, Anka- rada toplanacak ve fevkalâde sa­ lâhiyeti haiz bu lu n acak olan Mec lisin, u m u ru m illeti te d v ir ve mü- rak ab e edeceği, intihap’ ir in gizii

.

4: f i t

-■ ■ .

'

Büyük A tatü rk ü n İstan b u lu teşriflerinde, H aydarpaşa garından çıkışları. Kendisi coşkun tezah ü ratla karşılanıyor

.

‘ I l.lı|.JBH|Ppıl.ı.l.l!..,J... __

Eşsiz kahram an A tatü rk ü n Sam sunu ziyaretlerinde alınm ış resm i

â \ \ \

Hâkimiyet

V e

Afatürk

irinci B üyük M illet Mec­ lisi feshedilip yeni bir in tih ap yapılarak İkinci Büyük M illet Meclisi kurulduğu za­ m an, Gazi M ustafa K em alin bir beyannam esi in tişar etti.

Anadolu ve R um eli M üdafaai H ukuk C em iyetleri nam ına çı­ k an bu beyannam ede şimdiki H alk P artisin in esasları tesbit olunuyordu. P a rti için direktif m ahiyetinde olan bu beyanna­ m ede şu sözleri heyecanla ve zevkle okuyalım :

«H âkim iyet m illetindir. T ür­ kiye Büyük M illet Meclisinden başka hiç bir m akam , milli m u­ k adderata hâkim olamaz. B ü­ tün kanunların tanzim inde, her nevi teşk ilâtta idarenin alelû m um teferru atın d a, um um î

tor-~~ Yazan:

Hüsnü Hamit

KOPTAGEL

lunacağı, oy ların Meclis ta ra fın ­ dan üyeleri arasından seçilen iki âza tarafın d an ve Meclis huzu­ ru n d a tasnif olunacağı zikroluna- ra k diğer hususlar tâm im olun­ m aktadır.

A nkarada teşekkül edecek olan M eclisin u m u ru m illeti tedvir ve m ürakabe etm esi keyfiyeti, hiç şüphesiz, k i dem okrasinin değiş­ mez b ir esasıdır.

O yların gizli verilerek, Meclis âzası arasında m üntehap iki kişi tarafın d an Meclis huzurunda tas­ n if edilm esi esası bilhassa şayanı d ikkattir.

M illî m ücadelenin en buhranlı zam anında H eyeti Tem siliye Rei­ si A ta tü rk ’ün yerinde ve basiret­ li b ir k a ra rı üzerine 23 N isan 1336 günü toplanan B üyük Meclis m illî hâkim iyeti fiilen ilân et­ m iştir.

B ilâhare, yine A tatü rk ü n bir e- seri olarak 20 Ocak 1337 ta rih in ­ de k ab u l olunan 85 sayılı Teşki­ lâtı Esasiye kanunum uzla hâki­ m iyetin kayıtsız ve şartsız m illet­ te olduğu, idaye usulünün halkın m ukadderatını bizzat ve bilfiil i- daresi esasına dayandığı, icra kud re ti ve teşri salâhiyeti m illetin yegâne ve hakikî m üm essili olan Büyük M illet Meclisinde toplandı­ ğı ilân edilmiştir. İlk Büyük M i l l e t Meclisinde bir çok g ru p la r görüyoruz. T esanüt gru- pu, İstiklâl grupu, M üdafaait H u­ k u k züm resi, H alk züm resi ve Is­ lah at grupu naı»ı alan bu g ru p ­ la rd an başka, hususi m a k satlarla

k u ru la n bazı k ü çü k teşekküller, ilk B üyük M illet Meclisinde, b ir­ den fazla grup ve siyasî akidele­ rin m evcut olduğunu gösterm esi itibarile, dem okrasi hayatım ızı v e 1 A ta tü rk ü n siyasî tesam uhunu te- j y it ve isbat edebilir.

A ta tü rk ’e h ay atta iken birçok tek lifler vâki olm uştur. Bu tek­ lifler arasında padişah ve h attâ halife olm asını tem enni edenler de vardı.' F a k a t o, b ütün bunları reddetm iştir. A tatü rk e padişah ol­ m asını tek lif eden tem enni, bir kısım m illetvekilleri arasında, da revaç bulm uştu. Ancak, A ta tü r­ k ü n gayesi, T ü rk vatanını k u rta r­ m ak ve ona lâyık olduğu idare şeklini verm ekti. Bu idare şekli­ nin C um huriyet olduğunu bize ta ­ rih gösterm iştir.

A tatü rk , b ir m em leketin birden fazla parti ile daha’ iyi idare oluna­

cağına kanidi. F akat, T ürk v a ta n ı1 için yapılm ası g erekli olan in k ı­ lâ p ların irticaa y er verm em esi i- çin b u k a ra rım te h ir ettiğini bili­ yoruz. Serbest F ırk a tecrübesi e- ğer dejenere olm asaydı, A tatürk p a rtile r üstünde b ita ra f kalacak ve nâzım b ir rol oynıyacaktı,

A tatü rk , T ü rk m illetine Cum­ h u riy e ti verm ekle ona, bünyesi­ ne en uygun h ü küm et şeklini te­ m in etm iştir. B ütün T ü rk m illeti ona m edyundur.

C um huriyet idaresi, kuruluşu tarihindenberi ilk defa olm ak ü- zere birden fazla p a rtilid ir. A ta­ tü rk ü n m em lekete ekm iş oldpğu dem okrasi ru h u filizlenm iştir. Bu ru h u n genişleyerek büyüyeceğin­ den ve feyizli gölgesinde A ta­ tü rk ü n h atıraların ı, dünyalar k a ­ d a r değerli olan emanetini, Cum­ h u riy eti m uhafaza edeceğine kani bulunuyoruz.

biyede, iktisadiyatta m illî hâ­ kim iyet «esasları dahilinde ha­ re k e t olunacaktır. Salta latm ilgası hakkm daki k a ra r değiş­ mez düsturum uzdur.»

Bu sözier A ta tü rk ü n geniş dem okrasi anlayışının en güzel b ir ifadesidir.

Yüce Atatürk

O n u n

ölümü

ile

dünya barışı

kayboldu. İnsanlığın saadeti

söndü

H

azin gün yaklaştıkça her T ürkün kalbinde canlanan acıyı seneler hafifletem iyor... Endi­ şe içinde bekleşen halka felâket ha­ berini veren Dolmabahçedeki san­ cağın m atem li inişinden sekiz yıl geçtiği halde h e r sene ayni günde saatin dokuzu çalışını tıpkı bir ölüm çanı gibi gözlerimiz yaşlı, kalbimiz ezgin dinliyoruz.

Dehasmı cihanın alkışladığı dün­ yanın en büyük adam ı o saatte göz­ lerini yum m uştu...

A tatürkün ölümü yalnız y u rd u ­ muz için bir m atem olmadı.. Her yanda tesiri görüldü. Onunla beraber dünya barışı, da kayboldu- İnsan­ lığın saadeti söndü..

O, yeryüzünü ayduriatan bir m e­ şale idi.. Ivlânevî kuvveti ile m üca­ deleleri önlerdi.. Ölüm ünden sonra, tarihin bir eşini daha görmediği en kanlı boğuşmayı yaşadık- Dinam ik enerjisi iie T ürkiyenin dış politika­ sını A vrupada barışı yaşatacak tarz­ da gütmüştü.. Savaş inceliklerinden hiç birinin onca bir sırrı olmayan, denenmiş cesareti herkesçe takdir edilen M ustafa K em al silâhlı çarpış­ m aları en az isteyen adamdı.. İstik ­ lâl H arbine şahsî ihtirasları tatm in etm ek için değil, bir.ülküye varm ak, devletin tem ellerini kuvvetlendir­ m ek için atılm ıştı.. Uzaklarda gör­ düğü bu ülkü göklerden gelen bir ışık gibi ona amacını göstermişti-. Y ürürken gözüne bin boş hayal gö­ ründü.. Sayısız güçlükler önüne di­ kildi.. Fakat o bunların hiç birine bakmadan, hiç birisinde durm adan gayesine ulaşm ak için ilerledi., Sağ­ lığının sarsılm asından çekinmedi..

Herşeyden fazla sevdiği yurdunu zincirlenmiş esir görmek dayanıl­ maz acılar veriyordu. Yalnız bağım­ sız m illetlere değil, nefes alışının öl­ çüsü başkasının elinde olm ayan gök kubbenin altındaki h ü r kuşla­ ra bile gıpta ettiği zam anlar olmuş­ tu.. Onun için hürriyet devletlerin istirahati, zenginliği ve şerefi idi- Sonunda vatan sevgisi ile tekm il zorlukları yendi-. V atanı yabancılar dan ve içinden kem iren unsurlardan k u rtararak , ona k udretli uçuşunu uçsuz bucaksızlığa yayan bir k artal hürlüğü verdi..

Zaferi ile sevgisi arttı. K albler ona bağlandı.. Yaradılış üstü bu adam uyandırdığı heyecandan fay­ dalanarak kendini halife ilân edip b ü tü n m üslüm anlârın m ânevi şefi olabilirdi-. F ak at kendine denk bir başkasına taham m ül edem iyen m ü- tehakkim , m ağrur adam lardan de­ ğildi.. B ir m efkure için, kardeşlerini zulüm ve baskıdan k u rtarm ak ... Zin. cirlerini kırm ak... Eğik başlarını kaldırm ak.. Bükük dizlerini doğrult mak.- Em niyet ve neşe_yi yeniden getirmek.. Yeryüzünde Türklere de bir vatan sağlam ak için savaşmış­ tı... Prensiplerine aykırı hareketi düşünmedi bile... Hep sonsuz bir aşkla bağlandığı vatanını, içinde bu­ lunduğu acıklı durum dan k u rta r­ m ak için çalıştı.. D em okratik fik ir­ lerle yaşadığı için yurdun selâm e­ tini C um huriyette buldu- A tılışları­ nı hiç birşey önleyemedi.. Geniş vukufu ile eski rejim in köhne ta raf­ larını bularak, kaybedilm iş zamanı telâfi etmek, ilerlem iş m em leketler­ le yurdum uzu ayman d erin hendeği doldurm ak emeli ile kök salmış es­ ki âdetleri bir gün içinde ortadan kaldırm akta tereddüt etmezdi. H er şeyin hasta tarafını ve verilecek ilâ­ cını vaktinde sezer, yarayı dağla­ m ak için en cüretli çarelere başvu­ rurken, m üteassıpların düşm anlığı-

çekerek hay atın ı

tehlike-* ■

. . /a / v

rrth

r : İ i i m

İ h İ İ İh Ii

. . o, ... •/’ ^

¡V 'M M : * - iri ■

7-Tî, .v - T ...

T arihî b ir vesika: A taiü rk ü n S in a n ın heykelinin yapılm ası için el yazıları ile v erd ik leri direktif. F ak at bu d irek tifin üzerinden uzun

y ıllar geçtiği haide hâlâ S in a n a bir heykel yaptıram adık.

Yazan'

Hüsamettin ÜLSEL

yalnız vatan vardı. Uğrunda ölme­ yi m utlu sayardı.. Yolunda kendim fedaya h e r zaman hazırdı.. Vatanı için hayatını tehlikelere attığı mey­ danları sayabilir miyiz?.

Gelecekteki olayları evvelden tah min eden bu dâhi, hâdiselerle sürük lenmeyi beklemezdi-. O nlardan ileri gider, icabında onlara yollarını de­ ğiştir tirdi..

A tatü rk yalnız bir ıslahatçı, bir devlet reisi, b ir general değil, bun­ ların üstünde kâbına varılam ayan bir yaratık, anlatılam ayan birşey- d ir... Hiç b ir fanî, hilkatin bu kadar çeşitli m evhibesini bir arada nef­ sinde toplayam am ıştır. Uyanık ze­ kâsı ile en ufak hâdiseleri bile ta ­ kip eder, doğurucu faaliyetine ge­ celer, gündüzler yetmezdi..

Tanrı ona bu yenilmez kuvveti yurdunu k u rtarm ak için bahsetm işti. Çiçek y ap rak ları arasındaki bir

dam la şebnem gibi kalblerde belir sı? duran üm idi canlandıran ve ha­ kikat yapan odur..

Bugün mes’u t annele. kızlarına: İlk gençliğimiz gözyaşı ve elemle geçti.. K orkulu endişelerle sarsıldı.. Yüzümüzdeki bu çizgiler o üzüm ü ve felâketlerin eseridir... Çocuklu­ ğunu sükûn içinde geçiren sizler, bütün tazeliğinizi m uhafaza ediyor­ sunuz. Nefesi andıran bahar rüzgâr­ larının kırıştıram adığı deniz kadar düz yüzünüz var.. Bu saadeti ta ttıra ­ nın ru h u şadolsun d iyorlar-,.

Atatürk-ü öven T ürk yabancılara birşey öğretmiş olmaz.. Ona yaklaş­ m ak arzusunu beslememiş hiç bir yabancı devlet şefi, tek bir yabancı politika adam ı yoktur..

Seneler geçebilir, onu tanıyanlar ölür fak at kurtarm ış olduğu m illetin kalbinde (O) h er zaman yaşayacak­ tır. H er düşünen onu takdis eder.

Gece ve gündüz, yıldızlar ve gü­ neş esrarlı lisanlarile hep onu te­ rennüm edecektir. İsmi göklerde si­ linmez harflerle yazılıdır.

‘-1- M e c lis V m e n n lrM i

Referanslar

Benzer Belgeler

Ressam, aynı zamanda, padişahın direktifiyle tarihi tablolar, Türk kahramanlığını yansıtan panolar yaptı.. Tarihi tabloların en meşhuru, Fatih'in İstanbul'a girişi,

Kırtasiyeci dükkânı işletmek büyük bestekârımız Adnan Say- gun’un liseyi bitirdikten sonra, musikî mesleğine intisap edin­ ceye kadar değiştirdiği 25

Ressam Şevket Dağ, Mecit Efendi'nin notlarında şöyle anlatılıyor:. «Dinin ruha ne kadar keskin nüfuzu varsa, Şevket Bey'ln tabloları o nispet­ te bir kuvvete

Afrika ormanları güzel, vahşiler hemen birçok filimlerde görünen vahşi­ lerin aynıdır.. Yalnız cüceler müstesna, onların da hari- kulâde bir tipleri

Ölümümüzü geciktirmeyi, daha acısız kılmayı başa­ rabiliyoruz, ileri de bu alanda çok daha büyük başarılar elde edebileceğimiz gibi, gen biliminde

O ’nun, şüphesiz, kendine has bir sembolizmi, hattâ bir romantizmi vardır; bu hayâl örgüsünde mânâ, romantizmde olduğu gibi şişirilmemiş, sem­

Aile işi olan petrol ve akaryakıt sektörü­ ne babasırun ani vefatı üzerine çok genç yaşta giren Kaya Baban, Baban ve Faban adlı petrol şirketlerinden

«D