Turan GÜRKAN
"T T -
(¿ı f t f l'L
ACAR'IN DOĞASI
DOĞA NIN ACAR'I
S
alih Acar’ı doğadan, doğayı da Sa lih Acar’dan so yutlamak oldukça güç, güç değil olanaksız. Sanat evreninde 25’lnci yılım dolduran Acar, resim sanatı alanındaki uğra şını yenilik peşinde koşarak sürdürüyor. 15 yıl sadece kuş resimleri çizdiği için ününü «kuş ressamı» olarak yapan Acar, önceki yıl dar bulduğu bu çerçeveyi kırmış, doğanın öbür yaratıklarına yönelmişti. Acar’ın iki yıl öncesinde fır çasıyla değindiği yaban hay vanları» çalışması, geçen yıl yerini «balık böcek ve kele b e k le re bırakmıştı. Durma dan kendini yenileyen, sade ce kuş resmi çizdiği dönem lerde bile yaratıcılık yetene ğini alabildiğine sergileyen Acar, bu yıl hazırladığı tab lolarını daha ilginç, daha de ğişik bir konuya ayırıyordu. Son yapıtlarının konusu «çir kin ve güzel»di. Sanatıyla do ğayı iç içe yaşatan ressam, bu yıl doğada çirkin ve güzel olanları yansıtıyordu. Ne den li değişik konulara da yönel- se, Acar’ın sanatının değiş mez özelliği, doğaya her yö nüyle sıkı sıkıya bağlı kalma sı, doğanın dışında hiç bir şe ye ilgi duymamasıydı. Gele cek yıllarda yapacağı resimler de hiç kuşkusuz doğaya ilişkin olacaktır. Yaşamını do ğanın İçine oturtan sanatçı nın doğaya karşı değişmeyen bir bakış açısı vardır. Salih Acar, başkalarının göremedi ği doğayı görüyordu. Parça parça non - figüratif bir görü nüm verdiği halde, tümüyle sağlam bir kompozisyon anla yışını ve figür güzelliğini yan sıtan tablolarında buram bu ram doğa sevgisi, tutkusu, eğilimi, kaygısı görülebiliyor du. Tüm doğa canlılarını sa natına ortak etme eğilimi, Acar’ın başlıca ilkesi olmuş tu. Böylece Salih Acar, bugü ne dek dar anlamda bellediği miz «kuş ressamı» olma özel liğini, çok boyutlu bir alana yayarak daha geniş anlamdaki «doğa ressamı»na devretmiş oluyordu. Güzeline, çirkinine, iyisine, kötüsüne ayrıcalık ta nımadan doğanın tüm canlıla rı, artık Acar’ın tablolarının değişmez araçları olmuşlardı. İnsan figürü, cansız eşya, durgun evren yapmaktan özenle kaçınan Acar, sadece yaşayan canlı doğaya bağlıy dı, yapıtlarında da yalnız ya şam dağıtan varlıkları yaşat maktan gayri bir amaç gütmü yordu. Kuşları, doğayı, tüm canlıları bu denil seven, ölesi ye tutkun bir başka sanatçı yeryüzüne gelmemiştir deni
lebilir. Doğanın canlıları Acar’ m tablolarında hep hareket halinde, zaptedilemez bir çır pınış içindeydiler. Acar’ın ya pıtlarında hayvanlarla birlik te, doğanın öbür canlıları, bitkiler, ağaçlar, çiçekler de bundan böyle yerlerini ala caklardı. Salih Acar’ın sanatı nı İnceleyenlerin, onu her za man doğanın bir parçası ola rak görmeleri, doğadan ayır mamaları gerekmektedir. Re sim yapmaya, profesyonel olarak çalışmaya başladığı dönemde bir ara panoya, de koratif resme yönelen sanat çı, fresk, dekoratör, gravür ressamı, desenci ve heykelci gibi çok yönlü uğraşlarında bile doğayı dile getirmesini bilmişti.
Yapıtlarından buram buram doğa fışkıran Salih Acar, özel yaşamında da doğa ile Içiçe, kucak kucağa yaşamak tadır. Sanatçının Rumelihisa rı, Aşiyan Müzesi yanındaki bir doğa müzesini andıran evi nin bahçesinde güvercinden tavusa, kelaynaktan şahine dek çok sayıda kuş türüne rastlanmaktadır. Evinin içi baştan başa ülkemizde eşine rastlanmıyacak değerde, dün yanın çeşitli yörelerinde av lanmış, doldurulmuş kuş çe şitleriyle süslenmiştir.
Doğa-ya âşık, onu sanatına katacak denli tutkun olan sanatçıya göre yeryüzünde canlı görü nen her şey doğanın ürünüy dü ve bunu sanat yoluyla ser gilemekle, üzerine düşen gö revi de yerine getirmiş olu yordu.
Salih Acar’ın doğa ressam lığı dışındaki tüm yaşamı da doğanın içinde, doğaya hiz metle geçmektedir. Resimle rini daha duyarlı çizebilmek için küçük yaşlardan kalma bir alışkanlıkla yaz kış deme den sisli göllere, sazlıklara, kuytu ormanlara, ırmak kıyı larına ve dağbaşlarına gidip doğayı yerinde inceleyen, do ğanın sancısını içinde duyan ve eskizlerini bu gezilerin ışı ğı altında çizen Salih Acar, doğaya verilen zararları gi dermek amacıyla 1968 yılın dan bu yana yapılagelen do ğayı koruma çalışmalarıyla il gilenmeye başlamış, Manyas Gölü’ndeki Kuş Cenneti’nde yılın belirli aylarında gönüllü bir doğa neferi gibi çalışma ya başlamıştır. Her yıl güney ülkelerinden bu yöreye gelen ve yavruladıktan sonra güz başlangıcında yeniden geldik leri yerlere giden göçmen kuşların markalanması işle mini başlatan kişi Salih Acar ve sanat yaşamında en büyük yardımcısı eşi halıcılık uzma nı Belkıs Acar olmuştur. Acar’ın yıllar önce ayaklarına marka taktığı kuşlardan bazı ları, çok sonraları Nil Nehri vadisinde bulunmuş ve bu olay sanatçının uluslararası düzeye çıkmasına neden ol muştur. Böylece Salih Acar bir anda kendini Dünya doğa bilim araştırmacı kuşağının arasında buluvermiştir. Re sim sanatı dışında bir doğa bilimcisi gibi çalışmaya başla yan Salih Acar, çok geçme den Avrupa basınında da anıl maya başlamış, dünyanın çe şitli ülkelerinden gelen doğa bilimciler, fotoğrafçılar, ya zarlar, sanatçının konuğu ol muşlar, onunla kaynaşmışlar, karşılıklı doğa alış-verişinde bulunmuşlardır. Yabancı doğa hayranları Acar’larla uzun Anadolu gezilerine çıkmışlar, Türkiye doğasını yakından in celeme olanağı bulmuşlardır. Bunun sonucu olarak yabancı dergi ve gazetelerde Acar'la ilgili geniş röportajlar, onu öven yazılar yer almıştır. Acar sadece resim yoluyla de ğil, yazıp yayınladığı doğa ile ilgili kitaplarla da ülkemizde doğa sevgisini aşılamaya ça lışmış ve bu alanda büyük bir başarı sağlamıştır. Şu an da gece gündüz çalışarak tüm yaşamına ilişkin hazırladığı yaşam öyküsü, Acar’ın sana
tını da en ince ayrıntılarıyla gözler önüne serecektir. Acar'ın dev boyutlu yaşam öyküsü, yayınladığı zaman hem sanatı, hem de doğayla olan ilişkilerine yeni bir an lam kazandıracaktır.
Salih Acar, doğa İle ilişkile rini amatör bir alanda bırak mak istememiş, yasallaştır ma yoluna gitmiş, doğasever arkadaşları ve eşini de yanı na alarak 1975 yılında «Doğal Hayatı Koruma Derneği»ni kurmuştur. Türkiye’de ilk kez kurulan bu dernek adına yap tığı olağanüstü çalışmalara, derneğin organı olarak yayın ladığı gazete ile de katkıda bulunmuştur. Dernek aracılı ğıyla doğayı sevdirmek için nu ilkokul çağındaki çocukla ra dek uzatarak, çocuklar ara sında doğaya ilişkin çeşitli ya zı, resim, fotooğraf yarışmala rı, konferanslar, diya gösteri leri düzenlenmesine katkıda bulunmuştur. Geçtiğimiz ilk baharda ilk kez yapılan Man yas Gölündeki çocuk şenliği nin gerçekleşmesinde yine Acarın öncülük ettiği görül mektedir.
Salih Acar'ın doğaya hizmeti bunlarla bitmemektedir. Yal nız Güney - Doğu Anadolu'da Birecik yöresinde soyu tüken mekte olan ve yeryüzünde sa yıları 35-40 kadar kalan Kel aynak kuşlarının yaşatılması için büyük bir kampanya baş latmış, bu kampanyaya öncü lük etmiş, AvrupalI doğa adamlarını buraya çekmiş, her yıl bu yörede Kelaynak Festivali yapılmasını sağla mıştır. Doğal Hayatı Koruma Derneği'ne amblem olarak da Kelaynak'ı seçen Acar, üç yıl önce bir sergisini dolduran tablolarını sadece Kelaynak kuşlarına ayırmıştır. Salih Acar’ın doğa ile alış-verişi hiç bir ödün vermeden, hiç bir engel tanımadan aralıksız sürüp gitmektedir. İleride ül kemizde doğayı koruma çalış maları yörüngesine oturduğu, bilimsel bir düzeye eriştiği zaman her halde Salih Acar bu işi başlatan, öncülük eden, yaşamıyla, sanatıyla kendini doğaya adamış bir kişi olarak anılacak, doğa ta rihindeki yerini de almış ola caktır.
NATURE and
SALİH ACAR
Turan GÜRKAN
t is impossible to think of Salih Acar apart from the nature he has spent so many years in portraying. Of the 25 years of his life as an artist at least 15 were devo ted entirely to pictures of wild birds. Two years ago he turned to wild animals, and last year he began to paint fish, insects and butterflies. But even during the years when he devoted himself entirely to birds each indivi dual picture always displayed a quite remarkable originality and novelty of treatment. The latest pictures take as their subject the -beautiful and the ugly» in nature. But no matter what particular subject he is treating at the moment his most strking characteristic as a painter is his total involvement with living nature. In spite of the feeling of abstraction given by some of his paintings, the solidity of their composition and the skill of the drawing breathe a wholly natural and ingenuous love of nature, with all its beauty, ugliness, good and evil. Acar has always avoided human port raiture and still life, and in nature it has always been the living that attracts him, the animals, trees, plants and flowers. Even in the decora tive panels, the frescoses, the engravings and the sculp ture he experimented with when he firs t embarked on his career as an artist, this preoccupation with living nature is clearly visible. In his private life, too, he is intimately involved with nature. His house at Rumeli- hisar reminds one of a natural museum with its flocks of birds ranging from doves to peacocks and from bald ibises to falcons. Inside the house one finds stuffed birds of every species from every part of the world. The knowledge and love of nature displayed In the pain tings were acquired on expeditions in all sorts of weather, winter and summer, to misty lakes, lonely mars hes and remote woods and forests. They were also acquired in the course of his work in nature conservation, and in this work he has been admirably assisted by his wife, Belkis Acar, by profes sion an expert on the history and design of Turkish carpets. As conservationist
■
Salih Acar has been the subject of news and articles in the world press, and he has been visited by nature experts, photographers, w ri ters and artists from all over the world, who have thus Introduced to the wild life of Turkey. He has also won international recognition by his writings on nature and wild animals.
In 1975 he founded, in part
nership with his wife, the -W ild Life Preservation Society», and since then he has done a great deal by means of publications, lec tures, slide shows and com petitions of various kinds to bring the problems of conser vation to the notice of the public in general and of school-children in particular. In connection with this he and his wife have devoted much time and energy to the
preservation of the Bald Ibis, a species of migratory bird that was fast dying out in Anatolia - a few years ago there were only 30-40 survi vors. By work on the actual site, publicity both at home and abroad and the organisa tion of festivals in the little town In which the few remai ning birds come to nest, they have done a very great deal to save this unusual species from extinction.