4 • MİLLİYET
26 OCAK 1986
Aile babası Turgut Özal'la Tatil Sohbeti
“ İhtiyaç arttıkça geçim derdi de artar” diyen Özal, ilk buzdolabını
4 bin liraya, bir Amerikalıdan almış. Çok büyük para.
‘Kaderimde varını
Başbakan oldum!*
K
ONUĞUMUZUN adına bakıp da “Aman yine politika konuşacak, enflasyonu anlatacak, bıktık artık gına geldi” demeyin. Bugün kelimenin tam anlamıyla “sözümüz Meclis’ten dışarı” olacak.
“Başbakan” Turgut Özal’la değil, “Tonton aile reisi” Turgut Bey ile sohbet ettik. Öyle “24 Ocak” fi
lan, aklımıza bile gelmedi. İnanın, “Dede” Özal,
"Politikacı” Özal’dan çok daha sıcak, çok daha sem
patik. Alabildiğine sevimli. Hatta “İcraatın İçinden” programındakinden bile “tonton” güleryüzlü.
Yalnız bilesiniz ki, "cebinde akrep” var. Çankaya’ • daki özel kalem müdürlü, uşaklı, hizmetçili Başbakan lık Konutu’nda saatler boyu konuştuk da, bir bardak çay bile ikram etmedi. Hele cüzdanındaki paralardan en küçüğünü bile vermemek için neler yaptı, neler. Para deyince, “kaderci” Tonton Özal T, bir “keder” alı
yor ki, sormayın gitsin.
Galiba en iyisini Semra Hanım vapıyor. Hem yi
yor, hem yediriyor. Keşke Maliye Bakanı Semra Hanım
olsaydı.
Ne dersiniz “ Turgut Ağabey?”
"B U M E V K İE GELM EK,
TA K P İR -8 İL A H İ...”
— “Sayın Özal, ben de merak ediyorum. Başba kanlık, nasıl bir güç veriyor insana? Başbakan olmak için ne yapmak gerek?”
—“ Yener Bey, bir kere şunu söyleyeyim ki, böyle mevkilere gelmek kesinlikle takdir-i ilahidir. Ne ka dar kabiliyetli olursanız olun, bu meseleyi planlayıp, o koltuğa oturmanız mümkün değildir. Kader çizgi nizde varsa olur, yoksa olmaz. Benim de kader çiz gimde varmış ki, Başbakan oldum. Başbakanlık, Tür kiye’de önemli bir mevki, bunu müşahede ediyoruz.”
— “Geçmişe göre gücü daha mı az, daha mı çok?”
—“ Bu Anayasa’ya göre, gücü 1950-1960 arasın dan daha az. Ama, Başbakanlık bütün devirlerde güç lü olmuştur. Bazı teamüller var ki, bunları önleyemez siniz, gücünü azaltamazsınız. Bizim bir farkımız da, tek başına iktidar olmamız, Meclis’te ekseriyetimizin olmasıdır. Ayrıca, çok uyumlu bir grubumuz var. Bü tün bunlar, bize siyasi işleri yapabilme imkânını ve riyor."
— “Sayın Başbakan, yardımcınız da açıkladı. Meş hur ‘kemer sıkma’ya devam edecekmişiz. Siz, bize bu kadar zamandır kemer sıktırıyorsunuz, acaba siz ken di kemerinizi hiç sıktınız mı?”
—“ Sene 1961. Askerliğimi yeni tamamlamış, ter his olmuştum. Evliydim ve iki çocuğum vardı. Bu ne denle ben, askerliğimi ekonomik olarak çok güç şart lar altında yaptım. Ankara’daki Ordonat Okulu’nda yaptım askerliği."
— “Askerden önce devlet memuru değil miydi niz?"
—“ Evet, 11 yıllık memuriyet hayatım vardı. Ama, biliyorsunuz askere gidince maaş kesiliyor. Eve bak mak lazım. Baktık olacak gibi değil, bazı şeylerimizi sattık.”
"Yeşilyurt Sokak vardır, caminin yanın
da... Bir grup Kayserili, apartman yap
tırıyormuş... Söyledim ya hiç param
yoktu... Bana, Evsahibi olmak için
borçlanmak lâzım' dediler..."
— “Memuriyetten aldığınız maaş ne kadardı?”
—“ O tarihlerde en büyük ücret 875 liraydı. Yanıl mıyorsam, ben askere giderken 625 lira maaş alıyor dum .”
— “Bazı şeyleri sattım dediniz, neleri mesela?”
— "Buzdolabını anneme sattım, taksitle... Sonra, o da bize çok yardım etti. Yedeksubaylığın ilk altı ayın da dışardan bazı işler de yaptım. Mühendis olduğum için, bazı küçük işler bulabiliyordum. Ondan sonra asteğmen olunca, yedeksubay maaşı imdadımıza ye tişti. Bu sırada Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde ders veriyordum. Ayrıca, Ordonat Okulu’nda da veri yordum.”
• — “Bunlardan geliriniz olmuyor muydu?”
—“ Yok efendim... Ders ücreti olarak beş lira ve riyorlardı. Yol parasını ancak karşılıyordu. 1961 Tem- muz’unda askerliğim b itti ve Elektrik İşleri Etüt idaresi’ne döndüm. Orada, genel müdür yardımcısı olarak göreve başladım.”
— “Kemer sıkmaya ne zaman başladınız? Anlattı ğınız kadarıyla, durumunuz pek kötü değilmiş...”
Başbakan Özal'dan ortadireğe tavsiyeler:
^ S o b a daha idarelidir...
Yatak odanız soğuk olur,
ama inanın daha sıhhidir...
İşte bu da bir ekonom i...^
^ K uru gıdaları
uujz
iken
stok edin... Ucuz
bulduğunuzda, depolayın...
Ben de bunu tatbik ettim ...^
YENER SÜSOY
— “ Evimiz yoktu, kirada oturuyorduk. Doğru dü rüst bir birikim im iz de yoktu. ‘Bir ev almamız lazım’ diye düşündüm. Sonunda, borç-harç. aldık."
— “Bunu nasıl becerdiniz Sayın Özal?”
—“ Aşağıda Yeşilyurt Sokak vardır, caminin yanın da. Kayserili bir grup, apartman yaptırıyormuş. Dai reler galibe seksen m* falandı. Söyledim ya, hiç param yoktu. Dediler ki bana, ‘Ev sahibi olmak için, mutla
ka borçlanmak lazım, başka türlü olmaz’. Biz de öyle
yaptık. Eşe çlosta borçlanıp, evin giriş parasını öde dik.”
— “Bankalardan kredi alamaz mıydınız?”
—“ Onu da yaptım. Emlak Kredi Bankası’na biraz para yatırıp, ev kredisi aldık. Bu arada hanımın bile ziklerini elden çıkardık. İşte Yener Bey, bundan son ra o borçları ödemek için birkaç sene çok esaslı ke mer sıktık. Bizim ilk kemer sıkmamız budur."
— “Şimdi ev sahibi olmak isteyenlere siz ne tav siye edersiniz?”
—“ Bugün çok daha iyi şartlar var. Özellikle kre di bakımından. Ev sahibi olmak isteyenler, kendileri de gayret sarf etsinler. Borçlanacaklar, hesaplarını daha iyi yapacaklar, ucuz buldukları yerden alışveriş yapacaklar. İsrafı asgariye indirecekler. Bu suretle in san bir şeyler yapabilir.”
'H E R K E S İN GEÇİM D ER D İ
birikimleri, o devirdeki enflasyondan hayli değer kay betm işti. Malatya’da ev yaptırırken çok sıkıntılı gün ler geçirdik. Dünyanın her yerinde, üstteki yüzde bir-iki hariç, herkesin bir geçim derdi olacaktır. Bu nu böyle kabul etmek lazım.”
— “Geçim derdini de kader olarak mı görüyorsu nuz?”
—“ Gelişen bir memlekette ihtiyaçlar artacaktır, ihtiyaçları daha fazla temin etmek, geçim derdi mey dana getirebilir. 1958’e kadar Ankara'da, evli olduğum devrede biz dört sene buzdolabı nedir bilmezdik. Tel- dolap vardı, arasıra buz alırdık. İlk buzdolabını bir Amerikalıdan dört bin liraya aldım. Büyük rakamdır. İlk araba alışım, mezuniyetimden tam on beş sene sonradır. 1965 senesinde aldım, yurt dışında çalıştı ğımda biriktirdiğim dövizlerle. Ö zaman yerli otom o bil yapılmıyordu, FIAT 1500 alm ıştım .”
O LAC AI
— “Bir de hayat pahalılığı var Sayın Özal. Siz, ha yat pahalılığından hiç şikâyetçi olmadınız mı?”
— “Hayat pahalılığı veya geçim derdi her zaman vardır. Geçenlerde birisi bana, CHP'nin ilk devirlerin de, Atatürk döneminde, 1934'lerde, Ahmet Ağaoğlu’ nun bir raporunu okudu. Enteresandır, o yıllarda da aynı şikâyetler var. Bugünkülerin hemen hemen ay nı. Ben 1940'ları da hatırlıyorum. Annemin, babamın
"1950 lerde Kızılay'da öğle yemeği ola
rak sahanda yumurta yerdik, üstüne
muhallebi... şimdi öyle mİ? Renkli
TV’den telsize kadar, her şey var...
Geçim derdi her zaman olacaktır!.."
—“ Evlendiğinizzaman, evinizde başka ne gibi ek sikler vardı?”
—“ Hiçbir şeyimiz yoktu. Ne buzdolabı, ne çama şır makinesi... Hatta, biz gardırop filan da alamadık. Altı sandalye, bir masa vardı. Sonradan, üç parçalı bir koltuk takımı ilave ettik. O günkü şartlar böyley- di, Türkiye’nin şartları da böyleydi. 1950’lerde, Anka ra’da vazifeye başladığım zaman, Kızılay’da öğle yemeği olarak sahanda yumurta, üstüne muhallebi yerdik. Şimdi öyle mi ya... Renkli televizyondan te l size kadar her şey var. Bizim zamanımızda bunlar yok tu. Şimdi bu m asraflarda çıkmıştır. Ş u n u söylemek istiyorum ki, geçim derdi her zaman olacaktır.”
EKONOMİ
UMUR TALU
Yöneten:
Enflasyon hedefi unutuldu, tahvil faizi fark atıyor
Borç kamçısı yağlandı
M
Yasalar değişiyor, tım a r
röntgenden geçecek
Maliye, kaçağın
peşine düştü
A L İY E , kaçağın ardına düştü. Bakan K urt- cebe A lptem oçin, kaçakçılığın “ aşın ka zanç” tutkusundan kaynaklandığını ve bu kuralın tüm ülkelerde aynı olduğunu söyledi. Ka çakçılıkla mücadele için Gümrük Yasası ve mevzu atın yeniden düzenleneceğini belirten Bakan, ka çakçılara özel yargılama sisteminin getirileceğini açıkladı. Ayrıca, önümüzdeki dönemden itibaren gümrük kapı ve limanlarında T IR ’ lar, röntgen ci hazlarıyla kontrol edilecek.
SHP M illetve kili Cüneyt Caııver’ in kaçakçı lıkla ilg ili soru önergesini yazılı olarak yanıtlayan Maliye ve Güm rük Bakanı A lptem oçin, kaçakçı lıkla mücadele ve bu olayları en aza indirmek için ekonomik yasal ve personel mevzuatına yönelik önlemler alındığım, dış ticaret ve kambiyo rejimin de yapılan düzenlemeler sonucunda da kaçakçılı ğa karşı daha etkin mücadeleye g irilm iş olduğunu söyledi. A N K A ’ mn haberine göre Alptem oçin, Türkiye’ de 50 binin üzerinde kaçakçılık davası gö rülmekte olduğunu açıkladı. A lptem oçin, alman önlemler sonucunda geçtiğimiz yıl operasyonların şıklaştırıldığını ve bu operasyonlar karşılığında 1.7 m ilyar lira karşılığı döviz girdisi sağlandığını söyledi.
H
(1986 enflasyonunu yüzde 25 ola
rak hedefleyen hükümet, yüzde
54 faizle devlet tahvili sştmaya
başladı. Bu oran, geçtiğimiz yıla gö
re 3.5 puan daha fazla
• Zülfikar D O Ğ A N - ANKARA A Z I NE “ da r” a düşünce, faizler tırmanmaya başladı. Tahvil ve bono faizleri enflasyon “ he- de fi” ni unuturcasına, geçtiğimiz yılın oranla rına fark atmaya başladı. Bu arada, geçtiğimiz yıl sa tışı gerçekleştirilen l trilyon 247 m ilyarlık Hazine bonosu ve devlet tahvillerinin ana para ile faiz öde melerine ise M art ayından itibaren başlanacak. "B orcu
borçla kapat” ilkesinin geçerli olacağı bu yılda da ye
ni satış ve borçlanmalarla ödeme yoluna gidileceği b il d iriliyo r.
Hazine ve Dış Ticaret Müstaşarlığı, Eylül ayından itibaren satışa çıkardığı altı ay vadeli Hazine bonoları ile geçen yıl Mayıs ayında satışa çıkardığı b ir yıl va deli devlet tahvillerinin geri ödemelerini yeni bono ve
tahvillerle yapmayı düşünüyor. Üst düzeyde bir müs teşarlık yetkilisi, bono ve tahvillerin yenileriyle değiş-, tirileceğini, dolayısıyla b ir nakit çıkışının söz konusu olmayacağım söyledi. Ancak, bu durumda Hazine’nin borç tutarı “ kartopu” gibi katlanarak büyüyecek. Geç tiğim iz yıl altı ay vadeli Hazine bonosu satışı 385.5 milyar, bir ve iki yd vadeli devlet tahvili saüşı ise 861.6 m ilyar lira oldu.
A N K A ’ mn haberine göre, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığınca bu yıl içinde şimdiye kadar yapılan üç ihale sonunda b ir yıl vadeli devlet tahvilleri ortala ma yüzde 54.17, ik i yıl vadeli devlet tahvilleri ise yine ortalama yüzde 54.23 oranında yıllık faizle satıldı. A ltı ay vadeli Hazine bonolarının ortalam a faizi ise yüzde 25.44 oldu. Geçen yıl yapılan ihalelerde ise bir yıl va deli tahvillerin yıllık faizi de yüzde 48.95 düzeyinde oluşmuştu.Hazine bonolarının altı aylık faizi ise yüzde 24.89 olmuştu. Böylece, devlet tahvillerinin bir yıl va deli olanları için faiz 3.55 puan, ik i yıl vadeli olanları için de 5.28 puan arttı. Hazine bonolarının faizindeki artış ise 0.55 puan oldu.
Eczacıbaşrrm göre karlar arttı
CZAC IB AŞ I Holding Yöne tim K urulu Başkanı Nejat
Eczacı başı, özel girişime say-
gıb hükümetin ilaç endüstrisini kur tardığım söyledi. A N K A ’mn haberi ne göre, Eczacıbaşı, kurtarm anın
“ kâr marjı yükseltilerek” gerçekleş
tirildiğini belirtti. İlaç sanayiinin bu günkünden daha düşük b ir fiyatla
Í Í
Özal, ilaç gibi”
ilaç üretmesinin olanaksız olduğunu savunan Eczacıbaşı, “ Ne var ki,
fiyat belirleme sistemi dün olduğu gibi, bugün de bakanbğın deneti- m indedir. T ü rk iy e ’ de ilaç fiya tla rını temel girdi, iş çilik ve üretim m aliyetleri belirlem ektedir. Oysa,
Batı ülkelerinde ilaçların bulunup geliştirilmesi için yapılan harcama lar da ilaç fiyatlarına eklenmekte d ir. Bu nedenle, Tü rkiye'de üreti len ilaçların riyadan A vrupa ülke leri, A m erika , hatta Y unanistan’ a göre önemli ölçüde düşüktür” dedi.
Dertci banka
★ Devlet Sanayi ve İşçi Y atı rım Bankası (D E S İY A B )’m or
tak olduğu 53 işçi şirketi ile başı derde girdi. 1984 sonu itibariyle bu şirketlere 16.3 m ilyar lira kredi açan D E S İY A B , bunun 10.1 m ilyarlık bölümünü bugü ne kadar tahsil edemedi.
Köprü-barai
★ Keban Barajı ve Boğaz Köp rüsü gelir ortaklığı senetlerini pazarlayacak bankalar belirlen di. Ziraat Bankası, Yapı ve
Kredi Bankası ve Vakıflar Ban kası tarafından saüşı yapılacak
senet tutarı ise 60 m ilyar lira.
Sermaye yetmedi
★ Tiirk-,Suudi Yatınm
Holdin-gi'ne iştirak edecek T ü rk özel sektöründen yeterli sermaye sağlanamadı. Yüzde 40’ lık bö lümü oluşturan 40 m ilyon do larlık sermaye katılımına özel sektörün yetersizliği devam ederse, bu kez K İT ’ ler devreye sokulacak.
Serbeste ilgi
★ Mersin ve A ntalya’ da ku ru lacak serbest bögelerdc faaliyet göstermek için bugüne kadar 400’ ün üzerinde firm anın baş vuruda bulunduğu açıklandı. Başvurular karşılığında Serbest Bölgeler Fonu’ nda, 500 bin A B D doları ve 750 m ilyon lira b irikti.
Ozal'ın
1 0 0 Urasııu altlım
Evet ama yüreğinin yağları eridi. Başbakanlık Konu-
tu'ndakl, geniş salonda cüzdanını boşaltmasını rica ettim, birdenbire, çok şaşırdı, son
ra gülmeye başladı. Sonunda bana uğur parası' verdi. Cüzdanının içindeki paraların hepsi
10 binlikti. Bunları vereceğimi zannediyorsun ama sana bir numara yapayım da gör'
dedi. Ve gerçekten yaptı numarasını’. Sağ cebinden çıkardığı yepyeni D 83 676180’ nu
maralı 100 lirayı imzalayıp, verdi. Doğrusu Tonton özal’ işini biliyor.
— “Okul hayatınızda arkadaşlarınızdan borç pa ra almaz mıydınız?”
— "Ben, üniversitede leyli meccani okudum. A i lem, bana ayda beş lira gönderirdi. Bazen bu da gel mezdi. Benden az alanlar da vardı, çok alanlar da. Paramız bitince, bazı şeyleri ortaklaşa idare ederdik. Pek borç olmazdı."
— “Nereye para harcardınız ki?”
—“ Mesela, sigara içerdik. Para varken, kalitelileri seçerdik. ‘Gelincik’, ‘Yenice’ gibi... Dolapta da ‘paşa
pantolonu’ dediğimiz ‘Asker’ sigarası olurdu. Para
lar suyunu çekince, dolaba hücum ederdik.”
S EM R A H A N IM ,
K Ö M Ü R T A Ş IY O R
— “Okul yaşamınızda en çok mutlu olduğunuz gü nü hatırlıyor musunuz?”
—O zamanki standartlara göre çok iyi bir yurtta kalıyorduk. Sıcak suyu vardı, banyo yapabiliyorduk, ilk askerlik kampımızı 1946 senesinde Ayazağa'da yaptık. Ayazağa, o zamanlar şehrin dışındaydı. Şişli Camii’nin olduğu yerden sonra bir şey yoktu. Yürü yerek gittik. Tabii, yirmi günlük kamp döneminde yı kanma imkânı olmadı. Teknik Üniversite Yurdu'na gelip, orada iyi bir banyo almak öyle güzel geldi ki... Hayatımın en mutlu günü diye hatırlarım. Kampın di siplinli havasından çıkıp, birtaraftanda temizliğe ka vuşmamızı hiç unutamam.”
— “Turgut Bey, bugünkü memurun hali de orta da. Bu vatandaşlarımız, sizin deyiminizle ortadirek' için bir geçim reçetesi rica etsem...”
—“ Bu sıkıntıları ben de çok yaşadım. Annemin, babamın yanında otururken, bekârlık dönemimde, ev liliğim izin ilk yıllarında. Şimdi hemen şunu söyleye yim. Genellikle yeni memuriyete girenin hemen evlenmesi pek imkân dahilinde gözükmüyor. Ama, ai lesi yardım ediyorsa, bir başka taraftan geçim ilave si varsa, o başka... Genellikle, bugün evlenmede, evi düzmede, eskisinden daha kolaylıklar var. Bugün memleketimize baktığımız zaman, çok pahalı olan yerler de var, çok ucuz olan yerler de var. Tabii, kali tesi de ona göre değişecektir. Benim ilk yaşadığım ev kaloriferli değil, sobalıydı. 1958’e kadar sobalı ev de oturduk, bunlardan biri Çankaya’da, bağ eviydi.”
— “O zamanlar evinizin işlerini kim görüyordu efendim?”
—“ Evin bütün işlerini hanım görürdü. Biz, hizmet çi filan kullanmadık. Odunluk, kömürlük, apartmanın en alt katındaydı. Semra Hanım, oradan kendisi ta şırdı. Asansör filan da yok, üçüncü katta oturuyor duk. Soba, daha idarelidir. Netice itibariyle, belli bir yeri ısıtırsınız. Ankara şartlarına göre, yatak odanız epey soğuk olur. Ama, inanın daha sıhhidir. Benim çocukluğum böyle geçti. İşte, bu da bir ekonomidir. Bugün, yakıt parası önemli bir yekûn tuttuğuna gö re, buna dikkat etmek lazım.”
— “Yiyecek, içecek, sözün kısası, mutfak sorun larını nasıl halledeceğiz acaba?”
—“ Kendi ailemden de gördüm, ben de tatbik et tim . Kuru gıda maddelerini ucuz olduğu dönemler de biraz fazla almak. Bir nevi stok etmek yani. Eskiden, kış ortasında domatesi bulabilir miydik? Son beş senede olan hadise. Geçen gün bir gazetede gör düm, ‘Erik ne kadar pahalı’ diyordu. Kardeşim, kış or tasında caneriği olursa, pahalı olacak tabii! Vaktiyle biz böyle şeyler görmedik. Ama, şimdi durum farklı dır. Bizim, eski devirlerde yaptığımız kadar stok yap maya ihtiyacı yoktur. Artık, yazla kış arasında neredeyse fark kalmadı. Ama, yine de tavsiyem, ucuz bulduğunuz zaman, bilhassa kuru gıda maddelerini depolayın.”
"En pahalı çizmeyi göstermek kolay...
Ama ucuzu da var bunun. Elbette ka
lite değişecek,.. Mümkün olabilen yer
de, karı-koca da çalışmalıdır.
— “Depolayalım Sayın Ozal, ama bize alışveriş ya pacağımız yerleri de gösterir misiniz lütfen?”
—“ İşte, bunu da iyi hesap etmek tazım. Semt pa zarlarından lüks marketlere kadar değişik yerler var. Herkes, kendi bütçesini iyi yapmalı. Eskisinden çok daha fazla alternatifiniz var.”
— “Giyim, kuşam konusunda tavsiyeleriniz neler olacak?”
— “ Orada da bugün çok çeşitli alternatifler var. En pahalı ayakkabıyı, çizmeyi göstermek kolaydır ama, ucuzu davar bunun. Elbette kalitesi değişecek. Elle mi yapılmış, lastik midir, köselesinin cinsi ne dir? Herkes, kendi bütçesine uygun g iyin e b ilir.”
— “Bugünkü hayat pahalılığında tek başına çalış mak olmuyor. Siz, eşlerin de çalışmalarına taraftar mı sınız?”
—“ Mümkün olabilen yerde karı-koca çalışmalıdır. Eğer kadın çalışıyorsa, evlilikten dolayı işinden ay rılmamalıdır. Hiç olmazsa bir müddet, aile yerine otu- runcaya kadar... Hesap kitap yapmak artık ailelere düşüyor."
— “Turgut Bey, birde taksitle alışveriş konusu var. Annenizden, kızınızdan dinlemiştim. Siz, taksitle mal almaktan hoşlanmazmışsınız, borçtan korkarmışsı nız...”
— “ insan, devamlı, her ay ödemeyi unutabiliyor. Ama, biz de birçok şeyimizi taksitle yaptık. Taksitle alışverişte de hesabı şaşırmamak, ipin ucunu kaçır mamak lazım. Bazen, taksitle alışveriş çok ucuzmuş, hatta bedavaymış gibi gelir. Ama, sonradan taksitler toplanıyor, bir de bakıyorsunuz ki, maaşı geçmiş. Eğer hesabınızı iyi yapıyorsanız, taksitle alışverişi ra hatlıkla yapabilirsiniz.”
— “Sayın Özal, seçim gezilerinizden bu yana eşi niz Semra Hanımla birlikte sürekli mutlu tablolar ser giliyorsunuz. Görebildiğimiz kadarıyla, huzurlu bir aileniz var. Evlilikte mutluluk sizce nasıl olmalı? Siz, hiç Semra Hanımla kavga etmez misiniz?”
— “ Yener Bey, gençken insan kavga da ediyor. Ufak tefek meseleler biraz da inada bindi mi, kavga ya dönüşüyor. Ben, bunun aile hayatında hiçbir fay da sağlamadığını gördüm. Karşılıklı bir tartışmaya girişiyorsunuz, ondan sonra iş çığrından çıkıyor.”
— “Semra Hanımla en çok hangi konularda fikir ayrılığınız olur?”
— “ Birkaç kere tartıştığımız hadiseler olmuştur. Kavga ettiğim iz zaman dahi, biz kısa zamanda barış mışadır. Ya o, ya ben inattan vazgeçeriz. Ben vazgeç tiğim zaman, o ısrar etmez, o vazgeçtiği zaman da ben ısrar etmem. İşin anahtarı burada. Ç iftle r arasında kavga olabilir, münakaşa olabilir, bunu tamamiyle def
terden silmek diye bir şey yok. Fakat, barışmasını bil mek lazım."
— “Semra Hanım’la en uzun ne kadar küs kaldı nız?”
—Vatta, iki günü geçmemiştir. Biz, tartışmamızın ardından, hemen olanları unutacak bir şeyler yapa rız karşılıklı olarak.”
— “Ailenizde, çocuklarınızla ilgili sorunlar yaşa dınız m ı?”
—“ Bizim çocuklarımız genelde bize hiçbir prob lem getirmemişlerdir. Biraz, Zeynep’ in bazı problem leri olm uştur. Onun haricinde, iki oğlumun hiçbir problemi olmamıştır. Zeynep'inki de aslında bir prob lem değil, ben izafi olarak söylüyorum .”
— “Onların öğrenimlerinde hiç sıkıntıyla karşılaş madınız m ı?”
—“ Hayır. Mesela Efe, şu anda bizden ayrı oturu yor. Liseyi, kendisi ayrı bitirdi, tek evde oturuyor. Ge çenlerde geldi, bütün vizelerini vermiş, herhangi bir takıntısı yok. Bu da hem benim, hem Semra Hanım için çok iyi bir durum. Eğer öyle bir derdimiz olsa, o da bir başka münakaşa kapısı olur. ‘Sen sebep ol
dun, ben sebep oldum’ diye.”
‘'Aileyle ilgili ana kararları Semra Ha
nım la beraber veririz... Mesela politika
ya girip girmeme konusunu, Semra Ha
nım la oturduk, ciddi ciddi konuştuk..."
— “Önemli kararlar arifesinde Semra Hanım’a da nışır mısınız, onun sözünü dinier misiniz Turgut Bey?”
—“ Aileyle ilg ili, yolumuzla ilg ili ana kararları be raber veririz. Mesela, benim politikaya girip girme mem konusunu Semra Hanım’la oturduk, ciddi ciddi konuştuk. ‘Gireyim mi, girmeyeyim mi? Parti kuralım
mı, kurmayalım mı? Bu konuda ilerde ne gibi prob lemler olabilir, o ne görüyor, ben nasıl bakıyorum?’,
oturup bunların kararını birlikte verdik. Büyük itiraz ları olup olmadığını anlamak istedim ."
G ELİN - K A Y IN V A L İD E
— “Semra Hanım, politikaya atılmanıza itiraz et medi m İ?”
—“ Ben, politikaya girmeyebilirdim. Çok rahat bir hayatım olurdu. Çok daha iyi para kazanırdım. Yurt dışında da iş bulabilirdim. Rahat, uzun tatillerim o lu r du. Ama, neticede girmeye karar verdik, belli sebep lerden dolayı. Semra Hanım, benim politikayı isteyip istemediğim e baktı. Dikkat e ttiğim nokta budur. Be nim, bu işi yaparak mesut olabileceğim i düşündü ve destekledi.”
— “Destekleme yöntemlerinden memnun musu nuz?”
—“ Gerek seçim kampanyası sırasında, gerek se çim kampanyasından sonra, Başbakanlık dönemin de davranışları, sergilediği tutum bakımından çok destek olm uştur, oluyor da.”
— “Sayın Özal, eşinizle sizin anneniz arasında bazı problemler var gibi. Bunları nasıl hallediyorsunuz?”
—“ Bizde bazı ufak tefek problemler vardır, siz de müşahede etm işsiniz. Ama, bunları her iki taraf da büyütmemişlerdir. Ben, iki tarafla dengeli bir şekil de bu konuyu götürmüşümdür. Anneme saygım faz ladır,bunu bilir. Her fırsa tta kendisini ararım, İstanbul’a gittiğim zaman, onu ziyaret ederim. Bir der di varsa, halletmeye gayret ederim. Bu demek değil ki, karıma da aynı sevgiyi, hürmeti göstermem. Ona da önem veririm. Bu önemde, birini diğerine şu veya bu şekilde tercih ettiğ im i gösterm em .”
— “Biraz da dede Özal’dan söz edelim. Dede ol mak nasıl bir şey, yakında bir torun daha gelecek.”
—“ Dedelik, harika bir olay. Şimdi iki tane toru num var; bir üçüncüsü de herhalde Zeynep’ten gele cek. Büyük oğlum Ahmet’in bîr kızı, bir oğlu var; ikisi de Amerika’da doğdu. Oğlanın adı Turgut, ben onunla adaş oldum. Biraz alikıran, başkesen. Çok hareketli. Kız, ondan iki yaş büyük. Nahif, akıllı bir kız. Küçük Turgut, haklıyor onu. ikisini de çok seviyorum. Fır sat olsa da, sık sık görebilsem. İstanbul’a gittiğim za man, en fazla bir saat görebiliyorum. Daha iyi bir zaman bulabilsek iyi olacak.”
— “Sayın Başbakan, televizyon yayınlarını izleye biliyor musunuz, yoksa yalnız kendinizi mi?
—“ Bazılarının sonunu seyrediyorum. Gazeteciler le yaptığımız konuşmanın ardından b ir bakayım de dim, ‘Bütün Nehirler Akar’ diye bir dizi çıktı karşıma. Meğer, son bölümüymüş. Tabii, kendi programımız olunca seyrediyoruz. Ama, ötekilere pek zaman kal mıyor. Bizde bu konuyu en iyi bilenler, annem ve ka yınvalidem dir.”
"Kayınvalidem , fu tb o ld an nefret
eder... TV fazla spor programı göster
di mi, şikâyet başlıyor... O daha ziya
de iyi filmler ister: isaura’ gibi... çok
tutuyorlar bunu..."
’■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ i
— “Onlar, televizyon programlarından size yakı nıyorlar m ı?”
— "H er ikisi de, televizyonun profesyonel seyir cileri. Her ikisi de kendi jandarma göre televizyonu tenkit ediyorlar. Mesela, kayınvalidem top oyunun dan nefret eder. Televizyon, fazla spor programı gös terdi mi, şikâyet başlıyor. O, daha ziyade iyi film le r gösterilm esini ister.”
— “Ne gibi iyi filmler acaba?”
—‘‘Mesela, ‘İsaura’ var, çok tutuyorlar. Annem de tutuyor, benim kayınvalidem de. Başkalarından da işittim , çok iyiymiş. Demek ki, bizim toplumumuzun halet-i ruhiyesine uygun bir film . ”
K A V A N O Z L A B A L Y E M E K
— “Bir vatandaş olarak, TRT’nin hangi tür prog ramlara ağırlık vermesini arzuluyorsunuz?”
— “ Bir kere, Türkiye’yi daha iyi tanıyalım. Belge sel programlara biraz daha ağırlık verelim: Eğitim ola rak daha çok yararlanalım. Bazen, ‘Açık Üniversite’ programlarını görüyorum. Bayağı güzel, ama daha iyi de yapılabilir. Dünyaca tanınmış bilim adamlarının ko nuşmaları, film gibi tercüme edilerek de verilebilir. Kavgalı, vurdu-kırdılı film lerin değil, biraz daha iyi his lerle dolu olanların tercih edilmesi lazım. Vaktiyle ‘Kü
çük Ev’ vardı, çok güzeldi. Onun gibi diziler olm alı.”
Devamı 13. sayfada
İstanbul Şehir Üniversitesi Ki Taha Toros Arşivi