• Sonuç bulunamadı

Behice Boran'ın ölümü...

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Behice Boran'ın ölümü..."

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

15 EKİM 1987

BERLİN NOTLARI

MUSTAFA EKMEKÇİ

__________

Behice Boran’ ın Ölümü...

, Stuttgart’tan Berlin'e geldiğimde duydum Behice Boran'ın öldüğünü. Çok üzüldüm . Sabiha Sertel’den sonra, yurtdışında ölen bir aydın Tü rk kadını, aynca bir dost. O n u , 1960’lı yılların birinde tanıdım. O yıllar, Milliyet’tey- dim. ilginç anılarım var Behice Hanım'la ilgili. Gazetede herkesi korkuttu­ ğunu görmüştüm. Şöyle: Ali Gevgilili, “Düşünenlerin Düşüncesi" köşesi için, çeşitli parti liderlerinden yazı istediğinde, T İ P ’ten Aybar’ı ya da Aren’i bul­ mamı, onlardan yazı almamı isterdi. Abdi Ipekçi’den sonra sanıyorum Er­ cüment Karacan da kimlerden yazı istendiğine -az çok- karışıyordu. Gazetenin yayım politikası açısından -kendince- haklıydı. Bir gün bir ko­ nuda, Aybar'ı aramışlar, bulamamışlardı ya da Aybar orada yoktu. Sadun Bey de dinlencedeydi, bulduğumda yazamayacağını söylemişti, ö yle anım­ sıyorum...

— Ne yapalım? diye düşünüp duruyorlardı... — Behice Boran’dan istesekl dedim. Ali Gevgilili:

— Ben A bdi Beyle, Ercüment B e /le bir konuşayım; yanıtını verdi. E rcü ­ ment Bey mi, kim söylemiş “O, şimdi bir "Manifesto" yazar gönderiri" diye. Ancak, istenecek başka kimse de yok. Sonunda, "Peki" dediler," İste Be­

hice Hadım'dan yazıyı!" Telefonu açıp konuştum:

— Behice Hanım, Milliyetin "Düşünenlerin Düşüncesi" köşesi için bir

yazı verebilir misiniz? Konu şu olacak...

— Düşüneyim! filan demedi. "Ne zamana dek istiyorsunuz?" diye sordu.

— Biraz erken, çünkü zaman kalmadı...

— Peki, dedi, dediğim iz günde yazıyı gidip aldım. Yazıyı okudum , öyle,

manifesto gibi, söylev gibi bir yazı değildi. Yumuşaktı. Yazı yayımlandı. Behice Hanım'a, yazısının çok yum uşak olduğunu söyledim: — Mahsus yaptım, dedi, bir daha isteyaslniz diye. Yazı sert olsa korkar­

lar, istemezlerdi... Gerçekten Behice Hanım, birkaç kez daha yazdı...

Behice Boran’ın tüm yaşamı, "demokrasi" kavgasıyla geçti. Demokrasi, barış, özgürlük kavgasıyla. Sürgünde öldü. G eçen yıl, Brüksel’de konu­ şurken.

— Artık Türkiye’de görüşürüz, dediğimde:

— Bizim durum umuzda olanlann hemen dönebileceğimizi sanmıyorum! yanıtını vermişti.

Hava da karardığı için, hemen kalkmak istedim.

— Nereye gidiyorsunuz, dedi, daha konuşmadık kil Sonra, daha çay ko­

yacağım. Biz, gece ikilere dek konuşuruz, diye düşünmüştüm... — Yok yok, çayı içmiş sayın, bize izin verin. Yiterim, miterim de...

Ayrılmıştım yanında bir saate yakın kalıp; Türkiye’ye dönüşte, arkadaş­ lar takılmışlardı, sitemli:

— İnsan Behice A na’nın bir çayını içm ez m i? diye. Ankara'da cezaevinden bir çıkışında söylemişti:

— Senin yazılannı sonuna dek okuyorum; nerede ne söyleyeceğini bilmi­

yorum kil

Cezaevinde de mutlu olunabileceğini, onun bir mektubunu aktararak an­ latmıştım. 1973’te, Ankara'da "Yıldınm Bölge Kadınlar K oğuşu"nda yatıyor­ du. Fatma Hikmet işmen’e yazdığı mektubunda şöyle diyordu:

"Sevgili Hikmet Hanım,

Defterleri aldığımdan beri size mektup yazacağım. B ugün yann derken günler geçti, geçiverdi. Hapiste günler öylesine çabuk geçiyor kİ, şaşarsı­ nız. Hem erken kalkıldığı halde... Kahvaltı ve yemekler, havalandırmalar, yok­ lamalar günü bölüyor ve kısaltıyor. Araya banyo, çamaşır yıkama gibi işler de giriyor. Kalan zamanı da günü yararlı geçirmiş olmak için, okumak, çevi­ ri, daktilo yazmak, örgü veya İş işlemekle dolduruyorsunuz. Ve gece yatağa yorgun argın giriyorsunuz. Cidden hiç şaka değil. Halbuki dışarda iken in­ san, hapiste de vakit geçm ez diye düşünür.

Defterler bana geçm iş yıllan hatırlattı. Zamanın ölçüsü bakımından çok yakın, niteliği bakımından çok uzak yıllan. Bahçeye çıkıp açık havalarda Çan­ kaya, Dikmen tepelerini görünce de sık sık hatırlıyorum sizin balkonda otur­ duğum uz akşamlan. Her nedense yine öyle oturacakmışız gibi geliyor bana. On beş yılı ciddiye alamıyorum bir türlü. Uzaktan siyaset sahnesini izlemek de ilginç. Çok gazete, dergi alıyoruz, onlan okumak da her gün üç dört saat alıyor.

Şimdi gece... Son yoklamadan sonra yazıyorum bunlan. Koğuş sessiz. Herkes bir işle meşgul. Mektubu bitirince tercüme tashihleri yapacağım ve böylece günün programı kapanmış olacak. Sabah altı-altıbuçuk arası kal­ kacağım.

Siz neler yapıyorsunuz? Yazarsanız sevinirim. Munise Hanırriı görüyor mu­ sunuz? Selam ve sevgilerimi söyleyin lütfen. Diğer eşe dosta da.

İşte bizim hapishane havadisleri bitti bile Günler çok dolu geçmekte be­ raber, çok yeknesak da. B ugün tam bir bahar havası vardı. İçim bir genişle­ di, ferahladı ki... Koğuş sanki genişlemiş gibi geliyor. Bahçe de öyle .. Dumanı azalmış hava ciğerlere daha yumuşak, daha dost... Havanın bir değişimi bile böylesine sevinç kaynağı oluyor hapiste. Küçük şeyler büyük değer ka­ zanıyor ve insan mutlu olmak nedenini buluyor yine de.

Hatırladığınız için teşekkürler eder, gözlerinizden öperim.

Behice Boran."

M ektubu,,26 Şubat 1973 günlü "Ankara Noöa/V'nda yazmışım . “Gün Ola

Harman Ola" kitabımın birinci cildinden aldım.

Behice Boran, Belçika'da sürgündeyken, eli kolu bağlıyken, Türkiye'de gazetelerde ona sövüp sayanlar, onun ölüm ünden sonra olsun utanmışlar mıdır?

ir -k ir

Stuttgart'ta, Sabahattin A li’nin 80. doğum yılı toplantıları sırasında, sen­ dikanın “Yazariarevi"nde kaldık Dem ir O zlü'yle birlikte. Ayrılacağımız sa­ bah, Yazarlarevi'nin mutfağında çorba pişirdi Demir Ö zlü, içlik. Kemal Sûlker de, orada Yazarlar- evi’nde kalacaktı. Pasaportunu alamadığı için geleme­ di. Türk Aydınlarıyla Dayanışma Girişimi Başkanı Server Tanilli, Kemal Sül- ker’e yazdığı mektupta, bir yerde özetle şöyle dedi:

•;. .Olayın sizi ne denli üzdüğünü biliyoruz, -en az sizin kadar- blzler de üzül­

dük ve bu keyfi olay karşısında sonsuz bir nefret duyduk. Türkiye'deki reji­ min aydınlanmıza neler çektirdiği soymakla bitmez; onlan, kültürümüze onur veren ölümsüz yazaıianmrzı anma toplanülanna katılmaktan alıkoymaya kadar varan keyfi, keyfi olduğu kadar da iğrenç davranışlar da işin içine girmiştir ki, şu sizin uğradığınız işlem, bunun son bir örneğidir.

Olay karşısında sessiz kalamayacağımızı tahmin edersiniz. Üzüntüm üzü bir yerde hafifleten bir şey vardır ki, o da şudur: Bugün sizin yurtdışına çıkı­ şınızı engelleyen karanlık güçler, geleceğin aydınlık Türkiyesi'ne olan umu­ dum uzu elimizden alamıyorlar ve alamayacaklardır..."

Demir ö z lü , pasaportu elinden alındığı için İstanbul’a babasının ölümü­ ne gelememişti. Bu yaz, ölüm yıldönümünde ne yapıp edip gelecekti. İs­ veç gazeteleri, bir olayla çalkalanıyordu. Sovyet casusu olduğu gerekçesiyle ağır hapis cezasına çarptırılan bir kişi, cezaevinden evine -eşini, çoluk ç o ­ cuğunu görme gerekçesiyle- gittiği sırada, pasaportuyla yurtdışına kaçmıştı. Hükümet, cezaevindeki adamın elindeki pasaportunu geri almayı düşün­ memişti! Cunta dönem inde Melina Mercuri, sürgünden babasının cena­ zesi için Y u na nistan’a gidip dönm üş, cunta M elina M e rcuri'yi tutuklamamıştı...

Stuttgart’ta, 1935-1945 yılları arasında, nasyonal sosyalistlerce öldürü­ len anti-faşistier anıtına çiçek koyduk...

-' H M B H H H I İ H M

Referanslar

Benzer Belgeler

A multicentre, randomised clinical control trial comparing the retropubic (RP) approach versus the transobturator approach (TO) for tension-free, suburethral sling treatment

Bunun üzerine Mustafa Kemâl, (Hz. Peygamber ölürken kimi vekil tâyin etti ki siz daha hilâfet is­ tiyorsunuz. Biz sancağı çektik, o sancağa düşman olmadık,

BP Türkiye, fotoğraf dem ekleri çalışma kum lu ile birlikte, geçtiğimiz yıl yitirdiğimiz değerli fotoğraf ustası Sami Güner’in anısına “ Türkiye 92” albüm

İngiltere sefiri Lord Stad ffo rd de Redcliffe’in geniş para yardımla­ rı ile desteklenen Protestan misyonerler Anadolu’da Ermeni- leri Gregoryen kilisesinden

rosuna telefon eden kim liği belir­ lenemeyen kişiler, “ Ermeni S o y ­ kırımının Adalet Kom andoları" adlı cinayet örgütünün adına ko­ nuştuklarını

HYDRO BA020 Suyun çekildiği andaki kıyı çizgisi Zorunlu NAMN1 Birinci ulusal dilde detayın ismi Seçmeli NAMN2 İ kinci ulusal dilde detayın ismi Seçmeli NAMA1

Navigation systems allow people to find their route and explore their surroundings easily and quickly in the places they have not visited before without losing too much time and

As the results were not satisfying enough to acceps as valid calibration, extrapolation curves have been hence chosen to perform the measurement campaign in an