Kitap Eleştirisi
iletiim : arat›rmalar› • © 2014 • 12(1): 165-169
Tirşe Erbaysal Filibeli
Televizyon ve İçimizdeki Şiddet
1Nilgün Tutal Cheviron
Kırmızı Yayınları, İstanbul 2013. 251 sayfa
Susan Sontag Başkalarının Acısına Bakmak kitabında artık savaşla-rın hepimizin oturma odalasavaşla-rında sükûnet içinde seyredilip dinlenen görüntü ve seslere dönüşmüş olduğunu ifade etmektedir. Modern insanın gündelik hayatının oldukça önemli bir parçası haline gelmiş olan iletişim araçları, bizleri çoğunlukla farkında olmadan savaşın, çatışmanın, soykırımın, tecavüzün, felaketlerin, ölümün ve şiddetin görüntü ve seslerine maruz bırakmaktadır. Böylece şiddet sıradanlaş-makta ve içselleştirilmektedir.
Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi Nilgün Tutal Cheviron,
Televizyon ve İçimizdeki Şiddet kitabında televizyonu sosyolojik, politik
ve ekonomik mantıkların çakıştığı teorik bir perspektif ile yeniden düşünerek, seyirsel şiddetin düşünsel yoksulluğa neden olduğunu dile getirmektedir. Gelişen teknolojilere ve yeni iletişim araçlarına rağ-men, önemini yitirmeyen ve hala çağımızın en yaygın kitle iletişim aracı olarak kullanılan televizyon aracılığıyla, kamusal alan ilk kez modern insanın özel alanına taşınmıştır. Tutal’ın deyimiyle televizyon evlerimize girdiği anda dünya sahnesi herkesin ulaşabileceği bir sahne olmuştur; çünkü kendisinden önce kimsenin göremediği gerçekliği görünür kılmıştır. Nitekim bu gerçeklik yeniden üretilen bir
gerçeklik-tir. Şiddet ise yeniden üretilen gerçekliğin içerisinde en çok satan unsurdur.
Kitle iletişim araçlarının her yerdeliği ve şiddeti bir tüketim aracı olarak kullanan medyanın bundan kazanç sağlaması, şiddetin tüketil-memesini olanaksız bir hale getirmektedir. Haber medyasından, sine-maya, sinemadan gazetelere iletişimin her alanında şiddet yeniden ve yeniden üretilmekte ve satılmaktadır.
Günümüzde yeni iletişim teknolojilerindeki gelişmeler ve dünya-yı saran ağlar aracılığıyla şiddet hiç olmadığı kadar hızlı tüketilirken; bizler yeni iletişim araçlarının teknolojik aparatlarımıza dönüşmesine izin vermekte ve daha fazla gördüğümüzü, duyduğumuzu ve bildiği-mizi düşünerek, medya, sermaye ve ideoloji üçgeni arasında sıkışmış-lığımızın farkına varamamaktayız. Nitekim Tutal’ın ifade ettiği üzere daha az görmekte, daha az duymakta, neredeyse hiç dokunmamakta ve düşünememekteyiz. Yeni iletişim araçları aracılığıyla üretilen ger-çekliği izleyerek yaşamlarımızı sürdürmekteyiz.
Bahsi geçen gerçekliğin en mühim unsurlarından birisini her gün yeniden üretilen şiddet görüntüleri oluşturmaktadır. Bu görüntüler modern insanın savaşı, ölümü, aile içi şiddeti, felaketleri ve cinayeti olağan algılamasına sebebiyet vermektedir. Şiddet gündelik hayatımı-zın bir parçası haline gelirken tüm bu kötü olaylara karşı verilen tepki bir tepkisizliğe dönüşmektedir. Nihayetinde, yaşam alanımızı ve iliş-kilerimizi kuşatan ekranlar bütün farklılıkları türdeşleştirerek, başka-larının felaketlerini sıradanlaştırmakta ve televizyondaki ölüm temsil-leri öteki insanlar ile empati kurmamızı engellemektedir.
Yazar, kitabının ilk iki bölümünde çocukluğumuzdan itibaren hayatımızın bir parçası olan televizyonun etkilerini kapsamlı teorik bir bakış açısıyla tartışmıştır. İlk bölümde piyasa odaklı egemen iletişim düzeninin artık değişmesi gerektiği fikrini ve bu iletişim düzenine nasıl direnileceğini ele alan yazar, ikinci bölümde televizyonun top-lumsal bağ kurma işlevini eleştirel bir bakış açısıyla ele almıştır. Tutal ikinci bölümde çocukların televizyon izleme alışkanlıkları ve şiddet ilişkisine de detaylı bir şekilde değinmiştir. Kitabın merkezini
oluştu-ran, üçüncü ve son bölümünde ise ilk iki bölümde yapılan teorik tar-tışmalar ışığında, Tutal’ın medya, gerçeklik ve şiddet gibi konuları tartışmış olduğu İletişim Araştırmaları dersine katılan öğrenciler üze-rinde yapmış olduğu alımlama çalışması oluşturmaktadır.
Tutal, araştırmaya konu olan öğrencilere Michael Haneke’nin 1992 yılında çekmiş olduğu Benny’nin Videosu filmini izletmiştir ve ardından öğrencilerin film üzerine düşüncelerini yazdıkları metinleri çözümleyerek televizyonun toplum ve şiddet ile olan ilişkisini incele-miştir. Benny’nin Videosu insanların şiddet karşısındaki tepkisizliğini serimlememizi sağlayan ve izleyiciyi iletişim araçları ile olan ilişkisini düşünmeye yönlendiren bir eserdir. Tutal, bu çalışmayı yaparken Haneke’nin çalışmaya konu olan filminin genel olarak medyanın ve özel olarak da televizyonun imha edici gücünü kavratacak bir eser olması savından yola çıkmıştır.
Film, evinin bulunduğu sokağa dahi odasında bulunan ekranlar aracılığıyla bakan, annesi ile savaş ve çatışma haberleri izlerken baba-sının “televizyonda ne var?” sorusuna “hiçbir şey…” diye yanıt veren, filmlerde kan için ketçap kullanıldığını söyleyen ve aksiyon ve korku filmleri kiralayan 14 yaşında bir çocuğun hikâyesini anlatmaktadır.
Ailesine ait olan çiftlikte bir domuzun öldürülme anını gösteren bir video çeken Benny, videoyu odasında sürekli başa sararak izlemek-tedir. Akan görüntüyü geri sardığında domuz dirilmektedir ve tekrar izlediğinde domuz ölmektedir. Benny her gün televizyon ekranından akan savaş, çatışma, ölüm, bir başka deyişler şiddet görüntülerini ve tabii ki kendi çekmiş olduğu domuz videosunu izleyerek hayatına devam etmektedir. Orta-üst sınıf Avrupalı bir ailenin çocuğu olan Benny, bir gün video kiralarken orada tanıştığı kızı evine getirir ve çekmiş olduğu domuz videosunu kıza izletir. Çiftlikten domuzu öldürmek için kullanılan silahı çaldığını kıza söyleyen Benny, ona sila-hı gösterir. Silasila-hı eline alan kız, merakına yenik düşen Benny’nin aynı silah ile onu öldüreceğini tahmin edemez. Tutal’ın ifadesiyle şiddetin seyri gerçek yaşamda taklit yoluyla şiddete yol açmıştır.
Benny’nin odasında yaşanan bu olay o sırada kayıtta olan kame-raya dolaylı olarak kaydedilir. Ailesi eve döndüğünde Benny bu görüntüleri onlara izletir ve ebeveynleri Benny’nin yaptığını örtbas etmek için çocuk yaştaki kızın cesedini ortadan kaldırma planları yap-maya başlar. Haneke küçük kızın cinayeti anında ve sonrasında ger-çekleşen şiddeti doğrudan göstermeyi tercih etmemiştir. Dolayısıyla film gösterilmeyen ama var olduğu bilinen şiddet unsurları ile devam etmiştir.
Tutal’ın yapmış olduğu çalışmada yer alan öğrencilerin bir bölü-mü filmi izlediklerinde Türkiye’nin gündemini oldukça uzun bir süre meşgul eden Münevver Karabulut Cinayeti’ni anımsamıştır. Bu durum, gerçek hayatta gerçekleşmiş olan bir olaya dair şiddet unsurlarının hem yazılı hem de görsel olarak medyada fazlaca yer almasından ve filmde bize gösterilmemesine rağmen var olduğunu bildiğimiz şiddet unsurları ile olan benzerliğinden kaynaklanmaktadır. Bunun yanı sıra katılımcıların bir bölümü Benny’nin yaşantısını kendi yaşantısına ben-zetirken, bir bölümü yan komşularının dahi benzer olaylar yaşayabi-leceği tezini ortaya atmıştır. Bu farkında olmadan tükettiğimiz şidde-tin içimizde olduğunun bir göstergesidir. Nitekim Tutal’ın yapmış olduğu çalışmadan da anlaşılacağı üzere Haneke filmi çekerken elde etmek istediğini başarmıştır ve filmi izleyenleri ekrandaki ölüm ve savaş gibi şiddet içeren görüntüleri geri alarak şiddetin yok edileme-yeceği gerçeği ile yüz yüze getirmiştir.
Kitabında tüm iletişim araçlarının ama özellikle televizyonun zihinlerimizi nasıl köleleştirdiğini ve gerçeklik algımızı nasıl yitirdiği-mizi ele alan Tutal, iletişim araçlarının bizleri maruz bıraktığı düşünsel ve duygusal köleliğe karşı çıkma zamanının çoktan geldiğini ifade etmektedir. Michel Tournier’in Altın Damla kitabına bir gönderme yapan Tutal, imgenin köleliğinden kurtulmak için imgeyi okumak, okumayı bilmek gerekir demiştir. Bu eksende Haneke’nin filmini izle-yen katılımcı öğrencilerin imgeyi okumayı öğrenerek duygusal ve düşünsel köleliklerinden kurtulmuş olduğu söylenebilir.
Nilgün Tutal Cheviron, Televizyon ve İçimizdeki Şiddet kitabıyla, televizyona atılmış çürük bir domates görselinin kullanıldığı kapak tasarımından itibaren okuyucuyu başta televizyon olmak üzere, tüm iletişim araçları ile olan ilişkisi üzerine düşünmeye çağırmaktadır.
Savaşların, çatışmaların, ölümün ve şiddetin çok olduğu, terör örgütlerinin ellerindeki rehineleri öldürdüğü görüntüleri ağlar aracılı-ğıyla paylaştığı ve haber sitelerinin görüntüleri seyirsel bir şekilde bizlere sunduğu bir dünyada iletişim araçlarıyla bizlere iletilen imge-leri okumayı öğrenmek, başkalarının acılarına karşı hissizleşmemizi ve şiddetin içselleştirilmesini önlemek adına bir gereklilik oluşturmak-tadır. Televizyon ve İçimizdeki Şiddet okuyucuya imgeyi okumasını öğrenmesi açsından eşsiz bir katkı sağlamaktadır.
Sonnot
1 Michael Haneke’nin 1992 yılında çektiği Benny’s Video filmine dair spoiler içermek-tedir.