• Sonuç bulunamadı

Hasan Ali Yücel'in arkasından

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Hasan Ali Yücel'in arkasından"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

:<y.vt'..>¿''¿-/^ : .vXxa: ^ ^ :í a ./:v./-. r ^ ' J . >í : .r ..w > ^ - ? r f .: .y x ¿ ^ .•.« J-..^ U .. -... . . - — . . . . ' ”*

Masan Ali Yücel in arkasından

Ö

LÜMÜNDEN bir akşam

önce «Markiz» de bera berdik.

Her zamanki gibi dinç, şa-

% kaçı, aydınlık, candan ve dop

\ dolu... Her zaman olduğu gi- | bi, hep o konuşuyordu, eşim. | le ben onun zengin sohbetini | biç kesmeden, sadece durai- | 1ar gibi olduğu zaman hızlan- : dırmak için müdahale ederek,

I dinliyorduk. Her zaman ol­

duğu gibi konudan konuya

| geçiyordu. Ama yine her za- maıı olduğu gibi, en basit, su : dan görünen konul&Vm altın- İ daıı bile, her sözü Türkiye- » nin bir ana dâvasına getiren fjj iilkü insanı Yücel çıkıyordu.

f örneğin o gün pastahaneye

■ giren zarif bir Alman kızını 1 vesile edip Alman, Fransız, î- talyan, Rum kadınlakı arasın­

da bir kıyaslamaya geçmiş

daha sonra Floransada Cum­ huriyet meydanındaki kahve­ lerde oturup seyrettiği san­ dallı genç kız ayaklarım tas. vir etmişti.

Bu heykel güzelliğindeki

mükemmel ayaklar, onca, en az onların üzerinde yürüdü­

ğü rönesanstan kalma mer­

merler gibi bir gelişmenin ü- rünü, onun çok sevdiği, sık sık kullandığı bîr deyimle, bir «teraküm» ün sonucu idi. Gü zel bir atyak bile, onca, kuşak lar boyu bir inceliğin, bir kültürün, bir dikkat ve öze­ nin süzgecinden sonra müm­

kündü. Damdan düşer gibi,

tesadüfen, ortaya çıkamazdı. İyi kötü her yapılanın sil baş tan’a getirilip büsbütün zıva nadan çıkartıldığı bir top, tümda, kültürün bir teraküm, bir birikme ürünü olduğunu durmadan her vesile ile tek­ rarlaması boşuna değildi.

O gün İtalyan kızların ayak­ larından vardığı bu somıcrf, bir Unesco toplantısında bir Halkevi bahsinden, yahut da : bir Dil Kurumu Kurultaym- İ da bir Köy Enstitüsü tartış­ masından ısateıl vardığına sık sık talmk olmuştum.

Ya batı özentisinden ya da doğu saplantısından öteye gi-

demiyen aydın taslaklarının

! güdük tek yönlülüğüne alı- İ şanlar için Haşan Ali tıpkı Yahya1 Kemal gibi çok taraf- ' lı ve sentezci kişiliği ile mut | lu bir keşif olurdu. Aynı renk

\ İilik ve doyurueuluk duygusu | nu onun renkli, sevgi dolu, sıcak konuşmalarında da bu- 1 lurdumız.

Söz Rönesans Floransasın- daıı Tanzimat Türkiyesine geç

4

mişti. Aynı çağdaki Fratasa-

j ma fikir hayatına kıyasla,

Şinasî Efendinin, Namık Ke. | malin en öncü sayılan yazı- 4 lalındaki seviyesizlik ve

sığ

-lığa işaret eden Yücel, Put- k.Vı Kırma isyanının bile biz­ de sınırlı bir edebiyat tepki­ sinden öteye gidemediğini be Iirtiyordu.

Bu bakımdan klâsiklerin

r

--- S

Haldun TANER

________________

J

çevrilmesi bunlara kıyasla

çok daha köklü ve cesur bir hamle sayılmalı İdi.

Dil bilmiyen, kafasını ken- di başına işletemiyen uyuşuk bir toplumda, eshabı Kehf uy kuşuna dalmış örümcekli be­ yinleri klâsiklerin ışığı ile

kamaştırmak, şüphesiz Ki

Köy Enstitüleri gibi, sekiz yıllık Bakanlığı sırasındaki ilerici hamleleri gibi, onun topluma y&Sptığı unutulmaz büyük hizmetlerin en önemli ferinden biri idi.

Yücelin ilgi plânı dışında kalan bir sanat ve kültür, hattâ bir fizik ve iktisat ola­ yı bilmiyorum.

Devlet Tiyatrosunun sade

kurucusu değil Bakanlıktan

ayrıldıktan sonra dsf en ilgili seyircisi eleştirmeni idi. An­ kara treninin yemekli vago­ nunda bir masada Prof. Ha- mit Nafiz Pamir, Prof. Civa- oğlu ve Emil Galib Sandalcı­

nın bulunduğu bir sofratia

bana ilk taslağını bütün ay­ rıntıları İle anlattırdığı piye­ simin temsilini bu gelişim­ den faydalanıp muhakkak gör mek istiyordu. Kendisine dâ- ve-tiye verdim. Pazar gecesi Prof. Tevfik Sağlam ile Ko-

medi Tiyatrosuna gidecek,

Çarşamba günü de Modada

bizi ziyaret edip fikirlerini söyliyecekti.

Son buluşmamızın en il­

ginç bir konusu da roman ol muştu. Haşan Âli YüceL ro­ mansız medeniyet olmaz, di­ yordu. Geriliğimizin, doğulu, lüğümüzün bir şaşmaz ölçüsü

de romanın ve romancının

toplum içindeki önemini kafv

rayamamış olmamızdı. Tabii

romancı derken, piyasayı kap layan köy ya da kent röpor­ tajcılarını değil, insan ruhu­

nun olduğu kadat yaşadığı­

mız devrin, toplumun özel

şartlarının şaşmaz bir sismog rafı olabilecek büyük kültür, kavrayış ve sentez sahibi has saslyetleri kastediyordu. Bos

ioiewsky, Balzac, Proust,

Mann, Kafka* bu çap insanlar dı. Onlar, kuru denemelerin, felsefî spekülâsyonların, tez­ lerin, bilimin yapamadığı öl­ çüde insanı ve dolayısiyle top

iumu açıklayan, aydınlatan

projektörlerdi. Bu dev ro­

mancıların yaşayış,

düşü-□üş, çalışma tarzları hakkın­ da şaşılacak ayrıntılar anlatı,

yordu. Bütün bunlar onun

gepgenç belleğinde dipdiri

duruyor ve işte böyle bir ve. sile çıkınca sizi havran eden bir cöınertlik'e ortaya dökü­ lüyordu.

Büyük eksiğimiz bu çapta bir romancı yetiştirmemiş ol- mamızdı. Çok sevdiği, çok sevdiğim Karaosmanoğlu ger çi bâzı romanları ile bu fonk­ siyonda bir yazarlık' kişiliği göstermemiş değildi am;. ro­

msan alanımız bu bakımdan

korkunç derecede fakirdi,

yoksuldu.

Bu gerçeği acı ile müşahe­

de etmekle birlikte, bütün

tek yönlülüklerine, kısır ko­ nularına, kültür yoksunlukla­ rına, sentez güçsüzlüklerine rağmen yine de bazı köy ro­ mancılarımızı sevgiyle anıyor­ du. Kendi ölçülerine uymama­ larına raiğmen onlara gösterdi­ ği bu sevgide bir küçük övün

me sezmek de güç değildi.

Sayın Yücel bütün bilgi ve görgü sermayelerini klâsikler çevirisinden ve köj enstitüle. rinden alan bu halk çocukla­ rını çok baklı olarak biraz da kendi eseri sayıyordu.

Bir öğle yemeği sırasında, hayatında en sevdiği iki dos­ tuyla, tatlı tatlı sohbet eder- ken dinç çağında umulmadık bir anda bizleri bırakıp giden Yücel, Atatürk mirasını Ata­ türk’ten sonra en iyi, en yü­ rekli savunmuş bir ileri dev­ rimci olaVak dünya imtihanı-

nı pek az insana müyesser

olan bir başarı ile açık alınla verdi.

Ysfeılan binlerce yazının kn ma çizilmiş gibi havaya git. tiği, söylenen her sözün ilgi­

sizlik rüzgârında uçup sav­

rulduğu bir toplumda o ese- rini, ilerici gücünü fiil halin,

de gerçekleştirip damgasını

bu topluma vurabilmiş mutlu bir insan olarak aramızdaki gitti.

Bugün kırkından genç olan kuşak içinde üzerinde Yüce­ lin etkisi, payı olmayan aydın bulamayacaksınız.

Bir ülkücü, maarifçi ve dü­ şünür olarak öldükten sonra bu yönü ile yasamak mutuna eren kaç kişimiz var?

Aziz Yücel! Sana çektirilen- ler, için, paVatoneri olduğun ilericilik uğruna katlandığın haksız tenkidler ve karaçal- malar için, yiğitçe devrimci­ liğin, vatanseverliğin dostl: - ğun için, bir kelime ile insan­ lığın için sana büyük teşek­ kür borçluyuz.

A V e t-d /

{

I

£

:

i ?• i

Referanslar

Benzer Belgeler

Elektronun elektrik yükünün karesinin, ›fl›k h›z›yla Planck sabitinin çarp›m›na bölünmesiyle elde edilen ince yap› sabiti, son bir kurama göre ancak ›fl›k

Fakat o tarihlerde de kayık bütün bu vasıtalar İçinde halk tara­ fından kâh ucuzluğu, kâh her an j emre hazır oluşu bakımından ve yük­ s e k sınıf

lej’de ve Almanya’nuı Magdeburg şehrinde yüksek tahsilini ise An­ kara Hukuk Fakültesinde yap­ mıştır. 17 Nisan 1927 de Dışişleri Bakanlığına intisap

Çiçekleri neredeyse tamamen kapalı sikonyum’lar içerisinde hap- sedilen dişi incir ağaçlarının tozlaşmasına ilek arıcığı (Blastophaga psenes) denilen ve

(Lac Léman) m etrafını geceleri nura gark eden yine bu beyaz kömür dür. Honoré diyor ki « bir kaç manetle mü­ zeyyen bir mermer levhanın arkasına 10,000 ve

Umumî bir suretde denilebilir ki zemanımı- zın « Bourgeoisie » sinde vaki’ olduğu gibi çocuğun taiim ve terbiyesi, vetişdirilmesi fazla masraflı olduğu

Araflt›rmac›lar, daha önce bir morötesi (dalgaboylar›nda parlayan) halka ve optik (görünür) ›fl›kta parlayan s›cak noktalarla ayn› yerde bir X-›fl›n›

Neyzen çok içki içerdi, ben ağzıma koymam; Neyzen sigarayı yutardı, ben tadını bilmiyorum, ama ikimizin bir müştereği var: İkimiz de dilimizi tutamıyoruz. O