Hâmid için
«O, hayata, vatana bağlı
canlı bir varlıktı»
«Hamid, unutulduğundan şikâyet ediyordu. Fakat
eğer ölümünde bütün milletin gösterdiği teessüre
candan alâkaya şahid olsaydı...»
ve
«İhtiyarlıyorum diyordu. Senelerden - beri memleket, muhabbet ve şefkat ka - nadlarını açmış onu her türlü ıstırabdan esirgiyordu. Millet, onun üstüne titriyor, menhus ve fakat mev’ud akıbet bari geç olsun diyordu. Korkulan, fakat beklenil- miyen kara haber çabuk geldi. Hepimizi matemli bir sükût sardı. Dışımızda sükûn fakat derunumuzda mahşer vardı. Onun tel’in ettiği sükûtu hiç sevmediği sita - yişlerle biz bozduk. «Yansın nesi varsa kâinatın, lâkin bu derin sükût dinsin».
Herkes hissini, hatıratını anlatıyor ve kendine bir teselli arıjordu.
Çok severdim. Anlattıklarını yaz de diler. A cı arasında peki demiş bulun - dum. Belki bu ona karşı hürmetkâr bir vazifedir. Fakat mevzuun büyüklüğü ö- nünde bunun nekadar güç olduğunu da ha yazmağa başlamadan anladım. H er şeyi unutmuş gibiyim, bir şey hatırlamı yorum. Ona lâyık bir şey bulamıyorum.
O, Bizim hepimizin büyük şairimizdi. V e çok güzel yazdı. Ben pek az oku - muştum. Ben onun, o büyük hayatın an cak son devrinin arkadaşı olmuştum. O, az fakat öz söyler, ben çok dikkatle ve zevkle dinlerdim. Ben saygı ve sevgide kusur etmemeğe çalışırdım. O da iltifa tım ve teveccühünü benden esirgemezdi. Ben onu bütün Türkler gibi okumak öğ renir öğrenmez tanımıştım. Namık K e mal ve arkadaşlarının Midilli, Rodos, Sakızdaki menfilikleri veya memuriyet leri Akdenizlileri Kemale çok bağlamış tı. O , muhit münevverlerinin şiir, edebi - yat, siyaset ve felsefesi hep Namık Ke malden «Bey merhumdan» menkul ve mülhemdi. Söylenilen her şiir, okunan her gazel bey merhumun ya yazdığı, ya- hud sevdiği idi. Onun manzum küfürle rini yalnızca okumak bile istibdada karşı bir hakaret ve bir hissi intikamdı. Bey merhumun iyi dediği kötü olmaz. Kötü dediğine iyi denilemezdi. Evlerde, mek - teblerde Ekremler, Hâmidler, okunur, ezberlenir. Naciler dile bile alınmazdı. Hâmidin eserleri elden ele gezer, şiirleri düşmezdi.
Galatasarayda Tevfik Fikret Edebi - yat dersine onunla başladı. Ondan imti han olduk. Fikret için Türk edebiyatı
öğrenmek demek, Hâmidi bilmek demek ti. «Muallâ bir derinlik şiri Hâmid, şiri vecdaver.»
Darülfünunda gendik arasında T e v fik Fikretin, Cenabın şiirlerini bilmek bir zevkti, bir meziyetti. Fakat Abdülhak Hâmidi bilmek ve okumak başlıbaşına bir haysiyetti. Biz onda yalnız şiiri, ede biyatı değil, felsefeyi, kiyaseti de öğren meğe çalışıyorduk. Tabiatin kanunların - dan gelen zulme bile kahirle hücum eden, tabiatin kuvvetleri üstüne çıkacak bir hamle ile haksızlığı kâinatın yüzüne ha karetle çarpan yüksek duygulu ve yük - sek haysiyetli bir insan... «Herkes insan lıkta herkesle yeksan» diyebilen ve cum hurun kadrini o vakit herkese anlatan bü yük bir vatanperver, büyük bir demokrat diye seviyor ve okuyorduk. Çirkinliği, kötülüğü, ölümü ve beşeriyeti mustarib eden maddî ve manevî elemleri ve haya tın takazalarını sevmiyen bu şairi, tabiat- ten ölüm ve ıstırab dilenen bazı şairler ve şiirler gibi hasta, ezgin, bitkin ve bedbin bulmuyorduk. O, hayatta vatana bağlı canlı bir varlıktı. Bizim onda kavuştuğu muz felsefe kuvvet, kudret ve hayat ve neşe felsefesi idi. Bu felsefesini akide ha line çıkarmış, yüksek ve derin bir hassa siyetle binbir şekilde terennüm etmişti. O, zıdlarla dolu bir âlem, bir mahşerdk Bu şair filozofun bazı hayat telâkkilerini bile kendisine has büyük bir mazeret bi lirdik. Cumhuriyet senelerinde kulübde ye mecliste çok buluşur ve konuşurduk. İdeallerimizde tam bir birlik vardı. V a - zifemde beni daima teşçi ederdi. Arasıra mektublaşır, telgraflaşırdık. Hastalığım da miiteessifane müteessir oldum diye ha tırımı sormuştu. Geçen seneki rahatsızlı - ğında çektiğim telgrafa bana iltifatlı ve teveccühlü cümleler yazdıktan sonra a- ranmadığından, artık unutulduğundan şi kâyetler ederek cevab verdi. Şikâyetinde haksızdı, bunu sonra kendisine söyledim. Eğer bugün ölümünde ve cenazesinde bü tün milletin gösterdiği teessür ve candan alâkalara şahid olsaydı kimbilir o müm taz tebessümde, daima gene ve zinde ze- kâsile gene nasıl zıdlar dolu zarif ve nük teli bir cevab bulur ve söylerdi.
O, bizler için gözleri kamaştıran derin bir girdab, gözleri karartan yüksek ve muhteşem bir şahika idi. Kuvvetile, zâfile kudretile, azmile, kemalde, noksanile tam bir insandı. Fakat büyük bir insandı.
Gene Fikretten mülhem olarak diyebi lirim ki o, ecramile, kevakibile, avalimde, sitare ve şümusiyle kendi kendine yaşıyan ve yanan bol ışıklı, bol hararetli bir gü - neşti. Sönmedi, yandı...»
Dahiliye Vekili ve Parti
Genel Sekreteri
ŞÜKRÜ K A Y A
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi