• Sonuç bulunamadı

Böyle mi olmalıydı?

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Böyle mi olmalıydı?"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

20

CUMHURİYET DERGİ

Böyle mi olmalıydı?

Gönül Paçacı,

Erol Derarfla

“Ne olacak bu

musikinin

hali” sohbeti

yaptı. Hem

“yoğun" hem

“yorgun” iki

benzer süreç

karşılaşınca

sohbet,

zamanı

devredışı

bıraktı.

matkârın doğası, içinde bulunduğu ve giderek yaşamını biçimleyen dü­ şünce ortamıyla sürekli iletişim ha­ lindedir. Özeîlikle “yoğun” dönem­ lerin “yorgun" dönemlerle örtüştiiğü süreçler, başlıbaşına bir “hesaplaşma” içerir. Sanatın toplumsal yanı üzerine üretilen pek çok tikir, kişisel süzgeçten geçmeye başlar, “ne için”, “neden”, “kime” soruları sıklaşır.

“Sanatçının işlevi, sanatının işlevidir” diye bir söz anımsıyorum. Bu sözde, tam bu döne­ meçli halet-i ruhiye labirentlerinin temelinde yer alan bir tespit olduğunu düşünüyor ve bu bağlamda, bu düşüncemi adeta teyid eden bir sanatsal rastlantı ve “alışverişi” aktarmak isti­ yorum:

Birkaç hafta kadar oluyor. Haziran sıcağı. Konservatuvarda, giriş sınavlarının yarattığı yoğun kalabalığı aralayarak Ses Eğitimi bölü­ münün merdivenlerini çıkarken gözüm, Bö­ lüm Başkanı Kanuni Erol Deran’ın odasının yarı aralık kapısına takılıyor. Benim aklımda “sanatçının” bu kadar bol olduğu (!) bir ülkede bazı yanlışların tekrarını hep beraber seyredi­ yor olmak gibi bir rahatsızlık takılı. Selamlaş­ mayı bile atlayarak, adeta elimde olmadan hız­ la, benzer bir cümleyle özetliyorum bu rahat­ sızlığı. Bu kadarcık bir giriş bile yetiyor. Erol Deran’a ve kendimi bir uçtan bir uca, kültür ve sanat ortamımızı acımasızca irdeleyen bir

soh-Erol Deran ’m bir çalışması. Göksu Deresi ’rulen, 1994.

betin içindebuluveriyorum.

“Sosyal hayatın yansıması bu Gönül” diye konuyu kapatırcasına giriyor söze. Aslında müziğin, bir “münasebet kurma” biçimi oldu­ ğunu söylüyor. O bunu söylerken benim aklım, genel sanat ortamımızın vıcık vıcık magazinel yönelimine kayıyor ve yaşadığımız tüm bu “münasebetsizlikleri” çok anlamlı buluyorum. Yalnızca anlamlı bulmakla da kalmıyor; 19 yaşlarında radyoda yaptığı taksimler için tele­ fonlar alıp, örneğin “dün akşam evçârâdan uş­ şağa geçtiğiniz taksim çok güzeldi” diyerek di- legetirilen övgülerden, muhayyel birzaman ve mekandan söz eder gibi dalarak bahseden Erol Deran’ı çok iyi anlıyoum.

Hem “yoğun” hem “yorgun” iki benzer sü­ reç karşılaşınca sohbet, zamanı devredışı bıra­ kıyor.

“Yazabilirmiyim bunları Erol Bey” diyemi- yorum, bunun ortamın doğallığına müdahale olacağını düşenerek. Yazacağımı biliyorum. (Aslında odasından içeri her zamanki girişle­ rimden birisi gibi -alışageldiğimiz- espriyle karışık beyinjimnastiği seanslarından biri ol­ duğunu sanmış, “bugün muhabbetin hangi ver- siyonundayız Gönül” diye, hafifçe benim ge­ nelde kullandığım Frenkçe ve Osmanlıca söz­ lüklerin içiçe olduğu zamane üslubuna da gön­ derme yapacağını düşünmüştüm başta. Ama yanılmış olmaktan rahatsızlık duymuyorum.) Toplumca “kayıtsızlığa” doğru sürüklendiği­ miz bu dönemde, en azından bu memnuniyet­ sizliği “kaydetmek” gerektiğini düşünüyorum. “Artık beni musiki hiç ilgilendirmiyor” di­ yor. Kanununu işaret ederek, “Elime almıyo­ rum ne zamandır. Ne olacak. Bir vakitler rad­ yoda işim olmadığı halde gidip stüdyonun ko­ kusunu aldığımı, Mes’udCemil iki lafederde duyarım diye beklediğimi hatırl ıyorum. Böyle mi olmalıydı” diye devam ediyor. Elinin altın­ daki cızırtılı radyodan yayılan keman solosu ve orkestrayı işaret ederek de“ Bumüziği dinliyo­ rum, rahatlıyorum. Hafif geliyor, pop müziği gibi” diyor. Çok iyi anlıyorum ama, bilerek saptırıyorum; “Anlaşılan ‘bizim musikimiz­ den’ uzaksınız bu aralar.” “Müziği, müzik dı­ şında bir şey düşünmeden dinlemeli, üretmeli, çalmalı” diye geçiştiriyor. “İnsanlar sanatı, kendileri varolmak için alıp araç olarak kulla­ nıyorlar. Oysa insan kendisi yok olmak için sa­ natın içinde olmalı. O yok oluşla var olunur an­ cak” diye üst biraçıdan yöneliyor. Tam burada bir“puandorg” gerektiğini düşünerek susuyo­ rum. Bol alev çıkaran laciverdi çakmakla pipo- sunuyakıyor. Beş dakika “tefekkür” molası ve­ riyoruz. Muhabbetin bu versiyonundan mem­ nunuz. Aslında hep “eski muhabbetleri tecdid” etsek de.

“Avrupa’ya gittiğinde görürsünki, en ortala­ ma adam bile Monet biliyor, Rambrandt, De- gasbiliyor. O toplumun müzisyeni de ona göre. Pes veya tiz ama bir akort dahi inde. Bizde öyle mi? Şu yeni yapılan şeylere bak,eskinin deva­ mı mı?” diyor. Hak veriyorum. “Onun için hep resim yapıyorum. Kalıcı oluyorsun. İnsanlar al ıp duvarına asıyor, 20 yıl sonra da seni anım­ sıyor. Vefa bu işte” diye tamamlıyor. 51 -52 ya­ şında radyodan emekli olduğunu, birgün bile çağırıp ne istediğini sormadıklarını, hasılı tat­ min olmadığını söylüyor. Okulda da artık, tale­ belere “alacakları kadar” vermesi gerektiği noktasına geldiğini ifade ediyor.

“Radyoda Münir Bey’in, Mesud Bey’inbile plaklarını koruyamadılar. Ne işim vardı benim bu camiada. İlgilenmiyorum artık, ne yaptıkla­ rını dinlemiyorum bile." Bu toplumda pek çok sanatkâra öldükten sonra değer verilmesini de anlamsız bulduğunu söyleyerek “Kimleri kay­ bettik. Oysa bu insanların adım atışlarınadek kaydedi lmesi lazımdı. Yapamadık, hâlâ da ya­ pamıyoruz” diyor. “Bizim kültürümüz, yaptık­ larımızla değil, yapamadıklarımıza hayıflan­ makla örülü galiba” diye tamamlıyorum ben de.

Odadan çıktığımda ise merdivenlerin başın­ da ası lı olan ve konservatuarımızın 20. yı 11 do­ layısıyla geçen yıllarda ölmüş bir hocamız için düzenlediğimiz eski bir konserin afişine gö­ züm takılıyor.-^

İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Evinde rahat koltuğu- j na uzanmış gazetesini okuyan, örgüsünü ören, uyuklayan- veya ‘ oyun oynayan bütün vatandaş­ ların, marşın nağmeleriyle bir­

Kontrol koroner anjiyografilerde restenoz saptanan 9 hastada PTKA öncesi artmış olan QTd ve QTcd aralıkları PTKA sonrası 24 saatte azaldı ancak restenozun neden olduğu

—“ Gördükleriniz bir h iç.” Ve sıralıyor İnönü ve Roose- velt’in bahçeleri bitişik villa­ larının etrafına yerleştirilen si­ lahları: Şu kadar

ve konutlarda kullanılan doğalgaz ile elektrik tüketiminin istatistiksel olarak analiz edilmesi şeklindedir. Farklı analiz teknikleri kullanılarak hazırlanan çalışmada ANOVA

Galata­ saray Lisesi mezunu olan Acar Başkut, 1964 yılında Münih Akademie der Bildenden Künste Tiyatro Dekoru ve Ti­ yatro Kostüm Desinatrlüğü Bölümü'nden diploma

Ayrıca Toptaş ve Sönmez (2015), öğretmenin Türk dilinin fonetik yapısını doğru kurallarla öğretmesi, bireye yapacağı işin farkındalığını kavratarak

Tele çalışma bir taraftan çalışanların işe gidiş- geliş için ayır- dıkları süre sorununu ortadan kal- dırmakta (evden tele çalışma) veya azaltmakta (tele merkez

Sağlık hizmetlerine ulaşımın kolay- laştırılması ve özellikle maliyet açısından avantajlı yönleri ile tele-tıp uygulamalarının öncelikle uzun süreli takip ge-