• Sonuç bulunamadı

11 inci asırda islam resim san'atı ve İbni Sinanın tasviri

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "11 inci asırda islam resim san'atı ve İbni Sinanın tasviri"

Copied!
2
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

u m x i a

TARİH ARAŞTIRMALARI

11 inci asırda İslâm resim san’atı

t, . c. 7/

x j

.

lbm binanın tasviri

Yazan: Profesör

2

Değil IX - X uncu asırlarda, hatta X I inci asırda bile, müslüman şarkta resim san’atının inkişafı hakkında elde pek az malûmat vardır. Bu hususta en salâhiyet sahibi sayılan alimlerden E. Blochet, X uncu asra aid olarak, Sa - manoğulları zamanında, milâdî 920 de Buharaya gelen bir Çin sefaret heyeti içinde bulunan Çin ressamlarının şair Rûdagîye aid bir Dimné ve Kelile nüs - hasını minyatürlerle süslediklerini söy - 1er [Notices et Extraits, 1923, P . 3 09].

Islâm san’atı tarihile uğraşan sair bir takım mütehassısların, İslâm minyatürü - nün teşekkülünde Çin tesirini mühim bir amil olarak kabul etmelerine ve bu zik - rettiğimiz hâdiseyi de buna bir delil o - larak kullanmalarına mukabil, Blochet, bunun tamamile münferid bir vak’a ol - duğu iddiasındadır. Onun nazariyesine göre, İslâm minyatürcülüğü, X I inci a - sırda Bizansın tesiri altında ve İslâm dünyasının garb sahalarında, Mezopo - tamya ve garbı İranda doğmuştur; çün­ kü X uncu asırda, İslâm dininin tezyikı altında, minyatürcülüğün doğmasına im­ kân yoktu. X III inci asır sonunda H a - runürreşidin İrandan getirttiği san’at - kârlara yaptırdığı resimlerle sarayında bir galeri vücude getirdiği hakkında Binbir Gece Hikâyelerinde mevcud ri - vayeti, Blochet tamamen muhayyal ad - dediyor; ona göre, bu devirde ne İran­ da, ne Bağdadda müslümanlar arasında bir resim san’atı mevcud değildi.

Burada, İslâm minyatürcülüğünün menşei, onun tarihî inkişafı, bu inkişaf ü- zerinde müessir olan amiller, muhtelif sahalarda hususî karakterlere malik mek- teblerin mevcud olup olmadığı hakkın - da, mütehaşsıslar arasında hâlâ sürükle­ nip giden münakaşalı meselelerin tahli - line girişecek değiliz. Benim fikrime gö­ re, bütün bu meseleler hakkında, daha uzun müddet tarihî araştırmalar yapmak lâzımdır. Bu husustaki malzeme ciddî surette toplanmadan, şimdiden bu gibi u- mumî meselelerin halline kalkışmak, a - beştir. Biz bu yazımızda, sadece X I in­ ci asrın ilk yarısında, Samanoğulları ve Gazneliler sahalarında resim san’atınm inkişaf derecesini araştırmakla iktifa ede­ ceğiz.

Bu mesele hakkında önce şimdiye ka­ dar garb alimleri tarafından elde edilen neticeleri tesbit edelim. Gazneliler dev - rinde resim san’atı hakkında en fazla malûmatı, merhum Arnoldun (M urul - man painting, 1929) adlı eserinde bu - luyoruz: Onun verdiği malûmata göre, (milâdî 1092) de Gazne hâzinesinde, maninmeizmin müessisi meşhur Mânîye isnad edilen resimler mevcuddu; Gazne­ liler devrinin meşhur müverrihi Bazha - kideki bir kayde nazaran, Gazneli Mahmudun oğlu Mes’ud, daha babası - nın hayatında, Herattaki sarayında, hu­ susî eğlenceleri için bir köşk yaptırmıştı ki, duvarları baştanbaşa - esasen hind - ceden tercüme edilmiş olan ve görünüşte tıbbî mahiyette, lâkin hakikatte tamami­ le pornographiq bir eser olan - A l - fizza ve Şalfizza adlı kitabdan iktibas 'edilmiş mevzulara aid çıplak ve müsteh­

cen resimlerle örtülü idi [Tahran tab’ı, S. 116; Hind tab'ı, S. 135]. Sultan Mahmud bunu haber alınca fevkalâde canı sıkılmış ve Mes’ud da bu resimleri bozdurmağa mecbur olmuştu. İşte bu küçük kayid, Gazneliler devrinde saray­ larda duvar resimlerinin mevcudiyetini gösteren mühim bir delildir. Bunu teyid etmek üzere, gene o devirde yaşıyan Sis- tanlı büyük şair Ferruhînin divanındaki bir kasideyi zekredeceğiz: Sultan M ah - mudun Bağınev (yani Yenibağ) adlı yazlık sarayını tasvir eden bu kasidede, oradaki köşkün «Çin kumaşları gibi na­ kıslarla ve Mâninin resim mecmuası gibi tasvirlerle müzeyyen olduğu, işlret ve

eğ-[*] Birinci makale 2 birinci teşrin ta - rihli sayımızdadır.

M. Fuad Köprülü

-i*]

rı-m iu

lence meclislerini, cenk ve kahramanlık sahnelerini gösteren türlü türlü duvar resimleri bulunduğu» açıkça anlaşılmak­ tadır [Ferruhî Divanı, Tahran basması, S. 55 ], İşte,'küçük fakat çok mühim bir kayid ki, şimdiye kadar kimsenin gözüne çarpmamıştır. Büyük ricalin ve zengin - lerin saray duvarlarını böyle fresklerle süslemeleri âdetinin Gazneliler devrinde Horasanda da mevcud olduğunu göste - ren bir misal daha verelim: Meşhur H o ­ rasanlı mutasavvıf Şeyh A bû Saîd A - bû - 1 - Hayrin babası, Gazneli Sultan Mahmudla çok dosttu; kendi memleketi olan Mezhenede büyük bir saray yap - tırmıştı ki, X II nci asrın son yarısında hâlâ Şeyh sarayı diye maruftu; bu sara­ yın duvarları ve tavanları Sultan Mah- muda, onun adamlarına, ordusuna, fil - lerine aid nakışlarla tezyin edilmişti [V. Jukowski tarafından 1889 da bas­ tırılan A srâr al - Tevhîd, S. 14; bu ri - vayet, şüphesiz bir eserden naklen, A t - târın Tezkire - i Evliyâsmda da mün - dericdir: Nicholson tab’ı, C: 2, S. 322]. Fakat ayni memba, Şeyh Abû Saîdin resimlere düşman olduğunu, ve onun teş- vikile babasının bu tesvirleri mahvettiği­ ni de bildiriyor ki, o devir sofularının canlı tasvirlere nasıl düşman bir vaziyet aldıklarını göstermek itibarile de mühim­ dir.

Garb âlimlerinin şimdiye kadar G az - neliler devrine aid addettikleri yegâne e- ser, Pariste Millî kütübhanede bulunan bir Kelide ve Mimne nüshasındaki bazı minyatürlerdir ki, Blochet bunların (1150 milâdî) de yani X II nci asrın ilk nısfında ve Mezopotamya eserlerini takliden yapıldığı ve bazılarında da Hind tesiri göze çarptığı iddiasındadır [Blochet, yukarıda zikredilen eser, S. 298 - 319], Maamafih sair bazı müel - lifler, bu minyatürlerin Gaznede yapıl - dıklarmı kabul etmiyorlar; ve bunların doğrudan doğruya garbî Iran ve Mezo­ potamya mektebine aid olduğunu söy - lüyorlar [A . Sakisyan, la Miniature persane, 1929, P . 21 - 22].

H er ne olursa olsun, X II nci asra aid olan bu eser, bu makalemizin mevzuu dı­ şındadır. Çünkü biz, sadece, îbni Sina zamanında Iran ve Maveraünnehir sa - hasında resim san’atmın inkişaf derecesini anlamağa çalışıyoruz. Yukarıda, bu müşkül mesele hakkında ortaya koydu­ ğumuz yeni vesikalar, garb alimlerinin bu hususta şimdiye kadar elde ettikleri neticeleri, mühim nisbette genişletmekte ve aydınlatmakta, Gazneli Mahmud devrinde resim san’atmın - Blochet gibi bazı mütehassısların iddialarına rağ - men - büyük bir inkişafa mazhar oldu - ğunu kat’î surette göstermektedir. Gele - cek yazımızda, îbni Sinanın tasviri hak- kındaki çok mühim bir vesika hakkında malûmat verdikten sonra, İslâm resim san’atı tarihinin çok karanlık bir devre - sini de oldukça aydınlatacağımızı ümı'd ediyoruz.

(2)

fRIYET

f TARİH ARAŞTIRMALARI

... 11 inci asırda İslâm resim san’atı ...

v e

Ibni Sinanın tasviri

Yazan: Profesör

— 3 -Semerkandlı Nizamî-i A rüzî’nin (hic­ ri 550-milâdî I I 55) te yazdığı «Çahâr Makale» adlı meşhur eserde, İbni Sina- ya aid bir kayid vardır ki, doğrudan doğruya onun tasviri meselesine temas etmektedir. Buna göre, Mahmudu Gaz- nevî, X I inci asrın ilk senelerinde, İbni Sinanın arkadaşlarından olup nakkaşlık­ la da maruf olan A bû Nasr adlı tanınmış bir alime İbni Sinanın resmini yaptırmış ve sonra Gazne nakkaşlarına bu resmin kırk tane kopyasını çıkartmıştı. Büyük â- limin iconographie’si için olduğu kadar Gazneliler devrinde resim san’atının in - kişafım göstermek bakımından da pek mühim olan bu fıkrayı - mevzuumuza doğrudan doğruya temas etmiyen cihet- erini bırakmak şartile - hulâsa ve nakle­ delim :

«Harzemşah A bdul - A bbâs M e’mu- «nun Ahmed bin Mehmed al - Sahlî «- doğrusu Süheylî - adlı bir veziri vardı «ki fâzıl, kerim, ilimsever bir adamdı. «Bu sebeble tıbda, felsefede, riyaziyat- «ta, nücumda en ileri gitmiş âlimleri o - «raya topladı: Bîrunî, İbni Sina, A bû «Nasr, A bû Sehl bunların en ileri ge - «lenlerindendi. Nihayet, Gazneli Sultan «Mahmud bunu haber aldı. Gaznenin «büyük âlimlerinden H oca Hüseyin bin «Aliyi bir mektubla M e’muna göndere - «rek, bu âlimleri Gazneye yollamasını «diledi. M e’mun için, Mahmudun em - <rine karşı gelmek kabil değildi. Binaen- «aleyh bütün bu âlimleri çağırtarak va- «ziyeti ve kendilerini Gazneye göndere - «ceğini bildirdi, ibni Sina ile A bû Sehl, «kat’iyyen gitmiyeceklerini söylediler. «Diğerleri ise memnuniyetle gideceklerini «söylediler. İbni Sina ile arkadaşı H ar- «zemde kalamıyacaklarmdan derhal «şehirden çıktılar; yollarda birçok güç - «lüklere uğradılar; A bû Sehl bu meşak- «katlere dayanamıyarak öldü. İbni Sina «bin zahmetle T ûs’a ve oradan Nişâbur’a «vardı. Bu sırada diğer üç alim yani «Bîrûnî, A bû Nasr ve A bû - l - H ayr «Gazneye varmışlardı. Halbuki Sultan «Mahmudun asıl maksadı, İbni Sinayı «Gazneye getirmekti. Onu görmeyince, «riyaziyeci ve nakkaş olan A bû N asr'a «İbni Sinanın resmini yaptırttı; nakkaş - «lan getirterek onun kırk kopyasını çı - «karttı. V e emirnameler yazdırarak «bu resimlerle beraber, memleketin her «tarafına yolladı; bu emirnamelerde (bu «resmin sahibi olan ibni Sina adlı ada - «mm nerede bulunursa hemen Gazneye «gönderilmesi» yazılıydı. İbni Sina N i - «şâbûra gelince, Mahmudun kendisini a- «rattığını haber aldı; birkaç gün orada «gizlendikten sonra, Gurgâna gitti. Çün- «kü oranın padişahı olan K abûs’un ilmi «ve alimleri himaye ettiğini duymuştu. «Gurgânda indiği bir kervansarayda «hastalara baktı, iyi etti. Bu sırada Ka- «bûs’un akrabasından biri hasta idi; ora- «daki hekimlerin bütün gayretlerine rağ- «men iyi olamıyordu. Onun adamlarm- «dan biri İbni Sinanın şöhretini haber al- «mıştı; onu tavsiye etti. İbni Sina o has- «tayı da iyi etti. Bunu öğrenen Kabûs «bu mahir hekimi görmek istedi. H uzu - «runa çıkardılar. Daha evvelce M ah - «mud Gaznevî’nin emirnamesini ve İbni «Sinanın resmini almış olan Kabûs, onu «görür görmez derhal tanıdı. «Sen A bû «Sina değil misin? diye sordu. «Evet» «cevabını alınca tahtından inerek ona «hürmet etti, yanma oturttu, konuştu. «Bundan sonra İbni Sina Rey şehrine «giderek Alâüddevle’nin veziri ol - « d u ...» [S. 76 - 80],

Burada bu fıkrayı diğer tarihî kay - nakların verdiği malûmatla karşılaştır - mak biraz uzun sürer; ve bizi asıl mev- zuumuzdan uzaklaştırır. Yalnız kısaca şunu söyliyelim ki, İbni Sina, kendi biyografisine aid risalesinde Harzem - den çıkmasının sebebini ve senesini tas­ rih etmemektedir. Eğer yukarıki fıkra doğru ise, bunun (hicri 408) te olması lâzımdır; çünkü Bîrûnî, bu zamana ka - dar Harzemde bulunduğunu söylemek - tedir; ve Mahmud, Harzemdeki karı - sıklıkları bastırdıktan sonra oradaki â - limleri alıp Gazneye getirmiştir ki bu da (408) dedir. Halbuki İbni Sina, biyog­ rafisinde, Gurgâna Kabûs’un yanına git­ mek maksadile Harzemden çıktığını ve o sıralarda - yahud ondan pek az sonra - Kabûs’un hapsedilip öldürüldüğünü ve kendisinin onunla görüsemediğini söyler ki, bu hâdise (hicri 403) tedir. Esasen yukarıki fıkrada daha birçok tarihî ha - talar vardır ki. Mirza Mohammed

Kaz-[*J Birinci ve ikinci yazılar 2 ve 11 bi- rlnciteşrin tarihli sayılarımızdadır.

M. Fuad KöprülU

- [* ]

vînî, bu esere yazdığı haşiyelerde onları tashih etmiştir. Bu hususta akla gelen en büyük ihtimal şudur: İbni Sinaya karşı büyük bir alâka duyan Mahmud, belki 403 ten biraz evvel veya o yıl, İbni Si - nayı ayrıca Gazneye davet etmiş ve o da bunun üzerine Kabûs’un yanına git - meğe kalkmıştır. Yahud, kendi hâmisi o- lan Vezir «Ahmed bin Mehmed Sü - heylî» ile Harzemşah Abul - Abbâs bin M e’munun arası bozulduğu sıralarda, İbni Sina da Harzemden çıkıp gitmeyi tercih etmiştir. Çünkü bu vezir, asıl, A - bul - A bbâs’tan evvel Harzemşah olan - İbni Sinanın asıl hamisi - büyük karde­ şi A li bin M e’munun veziri idi; bir müd­ det Abul - Abbâsa da vezirlik etmiş, lâ­ kin sonra, (hicri 404) te Bağdada kaç­ mağa mecbur olmuştu. Maamafih, yuka­ rıda söylediğimiz birinci ihtimal, yani, Mahmudun talebi üzerine îbni Sinanın 403 te Harzemden kaçmağa mecbur ol­ ması,» Cahâr M akale» deki kayidle te­ lif edilebildiği için, daha kuvvetli sayı­ labilir.

* * *

Bütün bu muhtelif rivayetlerden, ka - yidlerden, tenkidlerden, nazariyelerden sonra, bunlardan çıkabilecek başlıca ne­ ticeleri şöylece tesbit edebiliriz:

I. — X uncu asırda islâmlar arasında resim san’atmm meçhul olduğunu iddia eden Blochet’ye rağmen, bu asrın ikinci yarısında, bu san’atın oldukça büyük bir inkişafa mazhar olduğunu görüyoruz. Deylemî hanedanından olup (milâdî 949 - 978) yıllarında Şirazda ve (978 - 983) te Bağdadda hüküm süren meşhur A dud al - Devle’nin Şirazdaki sarayında üç yüz oda olduğunu, ve bunların nakış­ lar, tasvirlerle müzeyyen bulunduğunu meşhur Mukaddesi söylemektedir [V . Minorski, la Domination des Dailamites,

1932, P . 15].

II. — Samanoğulları sülâlesine men- sub ilk hükümdarların, dine muğayir o - lan tasvirlere, heykellere düşman olduk­ larını gösteren muhtelif deliller vardır [Kabili ,*- NamA T*~*---- * b-^basi, S, 197]. Lâkin X uncu asırda artık bu w assub azalmış olacaktır ki, Gazneli M ah­ mud (saltanatı: 997 - 1030 milâdî) za­ manında Gaznede, Heratta, hulâsa memleketin her tarafında resmin inkişa­ fım görüyoruz. Yukarıda naklettiğimiz parça, Gazne sarayında bir takım res - samların mevcudiyetini gösterdiği gibi, meselâ Harzemde de riyaziyeci A bû N asr gibi nakkaşlıkla şöhret kazananla - ra tesadüf edildiğini anlatmaktadır. D e­ mek X I inci asrın başlarında, Gazneliler imparatorluğunun her tarafında, tabiî büyük şehir ve kasabalarda, resim san’atı inkişaf etmişti.

III. — Gene yukarıki parçadan anla­ şılıyor ki, X I inci asrın baslarında, İbni Sinanın gençlik devrine aid - iptida ar - kadaşı A bû Nasr tarafından yapılıp sonra başka ressamlar tarafından kopya­ ları çıkarılmış - bir tasviri mevcuddu. Nizamî - i Arûzînin bu husustaki fıkra - smı bütün yanlışlıklarına rağmen, baş - tanbaşa uydurma addetmeğe bir sebeb yoktur. Böyle olsa bile, gene bundan X II nci asır ortalarında «İbni Sinanın hakikî bir tasvirinin yapılmış olduğu» an’anesinin mevcudiyetini istidlal edebi - liriz. Belki de bu müellif, böyle bir tas­ vir görmüş veya mevcudiyetini duymuş olacaktır. Yani, bu fıkra tamamen uy - durma olsa bile, İbni Sinaya aid olarak elde mevcud bir tasvirin menşeini izah için uydurulmuş olabilir. Maamafih, Gazne­ liler devrinde resim san’atınm inkişafı hakkında geçen yazımızda vermiş oldu­ ğumuz kat’î malûmat, Mahmud devrin­ de Gaznede bir takım ressamların mev­ cudiyeti hakkında Arûzînin kaydını kuv­ vetlendirecek mahiyettedir.

A caba X I inci asrın 'başında yapılan ve X II nci asırda ellerde mevcud olduğu anlaşılan bu tasvir, yahud, daha müah - har bir devirde ondan istifade edilerek yapılan daha yeni bir kopya ele geçecek midir? Yoksa birçok yangınlar, zelzele­ ler, harbler, istilâlar, birçok kültür hâ­ zineleri gibi bunu da ortadan kaldırmış mıdır? Bunun cevabını vermek şimdilik kabil değildir. Şimdi bize düşen, ümid et­ mek ve aramaktır!

M. F. KÖPRÜLÜ

Tashih: Bundan evvelki makalede bazı küçük yanlışlıklar olmuştur ki onları tas­ hihe lüzum gördük: «Manimenizm» değil «Maniheizm» olacaktır. «Bazhaki» değil «Beyhakî» dir. Harunurreşid XIII üncü asırda değil VIII inci asırdadır; şarkî Iran­ da resim san’atının inkişafı IX uncu asır­ da değil X uncu asırdadır.

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

萬芳醫院神經外科葉宜憲醫師呼籲,莫輕忽「頭痛與顱內動脈瘤破裂」

Spinocerebellar ataxia type 8 (SCA8) is reported to be caused by an unstable CTG repeat expansion in the 3’ untranslated region of a novel gene, KLHL1AS, on chromosome 13q21.However,

Deli­ kanlı, hayatta sık sık karşı­ laştığı, onun da kendisi gi­ bi zorlamadan nefret eden, hak ve hürriyetlere kendisi kadar bağlı bir varlık oldu­

Alaeddin Konserve Sanayii’ - nin kurucusu Alaeddin Kemer­ li, “ İşi büyüttük, geliştirdik, ama şimdi de balık çıkmaz oldu ” diye yakınıyor.. Alaeddin Bey

[r]

Sanat ile bilim arastndaki iligkiyi bir grafikle aqrklayan Koestler, bilimsel afrrhklt (nesnel) olgulan ordinatta, sanatsal afrrhkh (oznel) olgulan da absiste

Ahmet Haşim, bireyselleşmiş yanıyla ilk etkileri aldığı Servet-i Fünun şiirinden ayrılır.. Doğayı duygularına göre

işten çıkarken - Salkım salkım tramvaylardan - Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor - Namussuz akşam üstleri geliyor&#34; diye baş­. layıp “ Rezil, tam o saatlerde