• Sonuç bulunamadı

Göçükteki çığlıklar:Doğan Katırcıoğlu'dan iki kitap:Olur böyle vak'alar, yer altında sesler var

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Göçükteki çığlıklar:Doğan Katırcıoğlu'dan iki kitap:Olur böyle vak'alar, yer altında sesler var"

Copied!
2
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Doğan Katırcıoğlu dan ik i kitap: O lur Böyle Vak’alar, Yer Altında Sesler Var

Göçükteki çığlıklar

Y ılla rın gazetecisi DoğanKatırcıoğlu, yıllar

önce bir işçi olarak Zonguldak’taki kömür

ocaklarına inmiş, orada yaşanan gerçeği dizi

röportaj halinde yayımlamıştı. Katırcıoğlu

şimdi bu röportajını kitap haline getirdi.

Kitabı okuyunca da Zonguldak’ta yıllardır

pek bir şey değişmediğini görüyoruz.

MUZAFFER BUYRUKÇU

S azetecilik, hem saygın, hem er­

il

demli, hem zevkli, hem de konu- I mu gereği her çeşit tehlikeyi I özünde barındıran bir meslektir. Yazılan bir haber, bir fıkra, bir röportaj, çekilen bir fotoğraf bir yandan kamuo­ yunu bilgilendirip aydınlatırken bir yan­ dan da -saklanan bazı önemli gerçekle­ rin açıklanması nedeniyle- kimilerini te­ dirgin eder, kulaklarına kar suyu kaçı­ rır...ve kulaklarına kar suyu kaçanlar da, tıkır tıkır işleyen çıkar mekanizmalarının hedef seçilmesinden çalışmasının yavaş­ latılmasından ya da uğradıkları hesapsız zarardan ötürü gazeteciyi, gazetecileri, - Bu onun görevidir sözlerini akıllarına ge­ tirmeden- susturmaya, sindirmeye kalkı­ şırlar, ortaya koyulanları yalanlarlar, mahkemelere başvururlar, dava açarlar, bu işlemlerle yetinmeyenler, tehditler yağdırırlar, öldürürler, kiralık katillere öldürtürler. işlerini karıştırdı, düzenleri­ ni bozdu diye pek çok gazetecinin canına kıymışlardır silah kaçakçıları, uyuşturu­ cu şebekeleri, soyguncu çeteleri.

Ülkelerin hepsinde gazetecilerle ‘öte- ki’lerin arasındaki durum, belirttiğim gi­ bidir. Bu konuyla ilgili romanlar yazıl­ mıştır, filmler çevrilmiştir, çevrilen film­ ler televizyonlarda, sinemalarda gösteril­ miştir ve 'biz’e yüreklerimizi burkan acı­ lar tattırmışlardır. Ama hiçbir olumsuz koşul, hiçbir olumsuz ortam gazeteciyi hak bellediği yoldan geri çevirememiş, yıldıramamış, ilerlemesini engelleyeme­ miştir. Doğai olan da budur zaten.

Gazeteciliğin mutfağında iş bitiren ama öne çıkamadıkları için varlıkları he­ men hemen hiç farkedilmeyen kesimler­ den biri polis adliye muhabirleridir. Bir sürü haberle birlikte toplumdaki kavga­ ları, cinayetleri, hırsızlıkları, intiharları, aile dramlarını okura iletirler ve bu ileti­ şin yarattığı gerilimlerle, yarattığı öfke­ lerle onlara toplumsal ve bireysel ilişkile­ rin yapısını yeniden gözden geçirmeleri­ ni sağlarlar. Ben 1945 yılında Babıali’ye geldiğimde gördüm bir ayakları gazete­ lerde, bir ayakları polis müdiriyetinde olan, ordan oraya koşan, dur durak b il­ meyen özverili, çalışkan basın emekçile­

rini. Gazetelerin arasındaki rekabeti kö­ rüklemek amacıyla didinirler, gizlice öğ­ rendikleri bir haberi arkadaşlarına du­ yurmamak için yırtınırlar, atlatırlardı. Haberin yayınlandığı gazetenin muhabi­ ri övülür, alkışlanır, yayınlanmayan gaze­ tenin muhabiri ise yerilir, cezalandırılır­ dı. O dönemin polis muhabirlerinden en iyileri Ferdi Öner’di, Vedat Akın’dı, Mu­ zaffer Celasun’du, Vasfiye Özkoçak’tı, Ali Karakurt’tu, Kemal Savcı’ydı... der­ ken bunlara Doğan Katırcıoğlu da katıl­ dı. Doğan Katırcıoğlu, içtenlikli, sıcak

kanlı, cana yakın dış bakışlarıyla, gülüm­ semeleriyle yaşamın içinden kopardığı ve özümlediği bir öyküyü bir an önce coşkuyla anlatmak, o ‘an’ı deneyleriyle, bilgileriyle zenginleştirmek ister gibiydi.

Ve isteklerini gerçekleştiriyor­ du konuşunca. Yaşamındaki bu tavrı; içerikleri çok geniş alanları kapsayan, kökleri, çok derinlerden akan sularla bes­ lenen sıkıntılı, üzüntülü kap­ kara haberleri ‘haber’ kimli­ ğinden kurtarıp anı ve röpor­ taj kalıplarına dökme başarı­ sıyla sürdü. Karşılaştığı ve ta­ nık olduğu, hatta ‘bizzat’ olu­ şumunda bulunduğu yüzde- yüz gerçek, yüzdeyüz yaşan­ ıp E l mış olayları “Olur Böyle I Vak’alar” kitabında topladı. Oğlunun morga götürüldüğü­ nü ve ölmediğini öğrenen ba­ banın dramı ile yersizlik yü­ zünden onbeş gün önce evlen­ diği karısıyla yatamayan, yata­ cağı otele girince de ahlak za­ bıtası tarafından yakalanan bir karı-kocanın trajikomik öykü­ sü çarpıcıdır. Bunlara benze­ yen epey olay vardır. “Olur Böyle Vak’alar"da habercilik anlayışı hakkında şöyle demektedir Doğan Katır- cıoğlu. “Köpeği ısıran adamın peşinde değil, olayın içindeki ‘Bit’in peşinde koş­ tum. Ve ‘Bit’ yeniğini gördüm.” Doğan

Doğan Katırcıoğlu nun kitabı ile gündeme gelen soru:

TARİK DURSUN K.

Z

J düşmedi. s onguldak’a hiç gitmedim, yolum Zola'nm “Germi­ y i S nal”inden bu yana maden ocakları­ nı da, maden işçilerini de hep me­ rak etmişimdir. Bir yazar olarak, bir gazeteci olarak (buraları konu kumku­ masıdır) hem görmeye hem yazmaya değer­ dir bence.

Bugün pek azımızın bildiği hikayeci Ah­ met Naim (Çıladur) ZonguldaklIydı ve bi­ ze hikâyelerinde madencilerle maden ocak­ larını anlatmıştır. Bir dönem içinde yaşayan bir başka çağdaş Türk hikâvecisi, Mehmet Şeyda da aynı konuyu edebiyatımıza taşı­ yanların başında gelir.

Kuşkusuz, Ahmet Naim’de de, Mehmet Şeyda’da da Zonguldak’m ve Zonguldak insanın gerçekleri vardır, ama, yine de onla­ rın anlattıklarında hikâyeci-romancı yanla­ rı ağır basar; kimi gerçekler romanın ya da hikâyenin kurallarına uydurulup kurgula­ nır ve kimi kez de saptırılır.

Bu, edebiyatın kaçınılmaz gereğidir. Gazeteci, olaylara ve insanlara edebiyatçı gibi bakmaz. Zaten ne görevidir, ne işlevi. Çıplak gözle görür her şeyi. Boyamaz, süsle­ mez, yeniden biçimlendirmez. Üstelik renkli fotoğraf gibi de değil, siyah-beyaz ör­ neği aktarır, katkısız sunar bize.

Evet, biliyorum, kurudur, kimi zaman ya­ vandır, hatta itici bile gelir. Ama gazeteci dediğimiz kişi budur, yapacağı da, yapması zorunlu olan da budur.

Bu eksiklikten kaçan, kaçabilen yok mu­ dur?

Vardır. Bir dönem Fikret Otyam, Yaşar

Zonguldak ölü

kent mi?

İnsanları başka

gezegenden mi?

Kemal, kısa aralıklarla Orhan Kemal, Cen­ giz Tuncer, Halit Çapın, Mete Akyol ve Nail Güreli gazeteci yanlarını edebiyatla payandalamış, edebiyattan güç almışlardır. Ne var ki, zaman zaman edebiyata verdikle­ ri ağırlık nedeniyle, belgeselliklerinden ol­ muşlar, aşırı süslemecilikleri; anlattıkları olguyu bir çeşit ‘hafife indirgemiştir.

Doğan Katırcıoğlu, (şükür) edebiyatçı değildir, gazetecidir. Bütün gazetecilik ya­ şamı polis-adliye muhabirliği ile geçmiştir. Mesleğin ilginç fakat (bence) hâlâ en zor dalı, bu polis-adliye muhabirliğidir. Sınıfı­ nızdan ve çevrenizden koparsınız. Toplu­ mun dışladığı ya da dışlamaya hazır olduğu insanlarla karşı karşıyasınızdır. Toplumsal konumunuz ve insan yanınız onlara ne yan­ daş olmanıza izin verir, ne düşman kesilme­ nize.

Bir tek yararı vardır, kimsenin erişemeye­ ceği bir insan sarrafı kesilir, insan dediğimiz yaratığı gizli-açık bütün yönleriyle gözlem­ lersiniz.

Gazetecilik mesleğinde, bu, çok azımıza ‘müyesser’ olmuştur.

Gerçekten ağır bir insan sarrafı olarak Zonguİdak’a giden Doğan Katırcıoğlu, yazı

dizisinde bunun başarılı örneklerini sergi­ ler. Önce gazeteci gerçekçiliğine başvurur. Doğru olan da budur zaten.

Gider, sıradan bir Zdhguldaklı gibi baş­ vurur maden ocaklarına. İnce elenip sık do­ kunarak işe alınır. O andan başlayarak, Do­ ğan Katırcıoğlu, artık bir maden işçisidir. Başında ölü ışıklı kaskı, elinde kazması, bil­ mem şu kadar metre yerin dibinde kömür kazıp çıkaran bir maden işçisi.

Bundan sonraki gözlemleyerek bize an­ lattıkları, dışardan gözlemlenerek anlatı­ lanlar değildir, içinde ‘bizzat’ yaşanarak, yazılana karşı gelme düşüncesinden uzak, bir lokma ekmek ve ‘viran olası hane’ için tartışılmaz bir boyun eğişle, saatler ve saat­ leri kazma sallamanın hikâyesidir.

Kitabı okursanız, başlangıçta; bağışlan­ maz bir kusuru var., diyebilirsiniz. Nedir bu kusur? Doğan Katırcıoğlu’nun bu rö­ portajının çok, çok eski yıllarda yapılmış ol­ masıdır. Fakat...

Okuyun, sonuna kadar getirin Doğan Katırcıoğlu’nun anlattıklarını ve durup dü­ şünün bakalım. Durup düşünün ve sorun bakalım kendi kendinize: Zonguldak’ta, o madenocaklarında, o maden ocaklarında çalışan maden işçilerinin yaşamlarında o günden bugüne ne değişmiştir, ne kazanıl­ mıştır, kim ne zaman ve nasıl, neyi değiştir­ miştir?

Dünya dönüyor ve değişiyor. Doğru. Dünya ile insanlar da, değil mi?

Peki, ama, Zonguldak niçin değişmiyor, niçin başka bir gezegendeymiş gibi bunca değişimlerden ne kent, ne maden ocakları, ne maden işçileri etkilenmiyor, etkilendiril­ miyor?

Doğan Katırcıoğlu’nun kitabı ile güncel­ liğini yılların ötesinden eksiksiz olarak gün­ deme getirdiği bu soruyu, kim cevaplandı­ racak dersiniz? ■

(2)

dönen dolapları, kişisel ve ailesel dram­ ları saptamıştır, bu saptamalarını tanık­ lıklarla, işittikleriyle, belgelerle güçlen­ dirmiştir ve onbinlerce emekçinin bilin­ meyen gerçeğini gözler önüne sermiştir. Yankı uyandıran bu çabalarının sonun­ da Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin ba­ şarı armağanına layık görülmüştür. “Yer Altında Sesler V ar” kitabı hakkın­ da yazdığı yazıda Nail Güreli, şunları söylemektedir,“...Böylece maden işçile­ rinin tarihinden bir kesit olma niteliğini taşıyan kitap kendi içinde bütünleşiyor. Kitabı bütünleyen, tamamlayan bir baş­ ka öğeyi de, o günlerden bu yana maden işçilerinin her önemli eylemi üzerine ga­ zetelerde yazılan çeşitli yorumlan, köşe yazılarını da içermesioluşturuyor. ”

Doğan Katırcıoğlu’nun “Yer Altında Sesler Var’, Zonguldak kömür bölgesin - de varolma savaşımım canlarım dişleri­ ne takarak veren emekçilerin bir desta­ nıdır. Ayrıca gazeteciliğe ilk adımlannı atan acemilerin mutlaka okumaları, devleti yönetenlerin ise başuçlarında mutlaka bulundurmaları gereken ince­ leme, araştırma ürünü önemli bir yapıtı­ d ır.«

Olur Böyle Vak’alar/ Anılar/ Doğan

Katırcıoğlu/ s.

2 6 7 /

Yer Al tında SeslerVar/ Röportaj/Do-

ğan Katırcıoğlu/s. 688/

İsleme Adresi PK. 02 (34831) Basın-

köy-lstanbul.

(Ödemeli kitap isteyenlerin 45.000-

TL Posta Pulu gönderm eleri gereklidir)

' f e t i ş f m ’ t f en_______________________________________________________

Orhan Pamuk Sessiz Ev

B

iri tarihçi, biri devrimci, biri de zengin olmayı aklına koymuş üç

torun İstanbul yakınlarındaki Cennethisar kasabasındaki baba-

melerini ziyaret eder, dedelerinin yetmiş yıl önce siyaset yüzünden

irgün edildiğinde yaptırdığı evde bir hafta kalırlar. Bu sürede, ba-

iannelerinin doksan yıllık anılarla yüklü geçmişi ağır ağır aralanır-

:n, dedenin Doğu ile Batı arasındaki uçurumu bir çırpıda kapataca-

ıı sandığı büyük bir ansiklopediyi yazışı hatırlanır. Evde sessiz

izlemleriyle kuşaklar arasında köprü kuran tarfıklar, bahçe duvarla-

ıın ötesinde ise aile ile ilgilenen tutkulu gençlerin hareketleri var-

-. Sessiz Ev,

Orhan Pamuk’un ikinci romanı. Yayımlandığında he-

canla karşılanmış, pek çok yabancı dile çevrilmiş, yurt içinde

yurt dışında ödüller almıştı. İletişim Yayınları, Orhan Pamuk’un

erlerini yayımlamaya, Sessiz Ev’in 10. baskısıyla başlıyor.

I

1 0 .

B A S K I

Orhan

Pamuk’un

yeni romanı

Yeni Hayat

yakında

kitapçılarda!

Katırcıoğlu’nun anlatımı yumuşaktır, duygularla örülmüştür, bu anlatımı, her satırda okura hınzırca göz kırpan, kişile­ re, kurumlara, olgulara eleştiri yağmur­ ları yağdıran canlı mizah renklendir­ mektedir.

Aynı haber anlayışı ve aynı anlatım, “Yer Altında Sesler V ar” kitabında da sürmektedir.

İnsanın yaşamı, kendisinin yanlışlıkla­ rından, toplumsal düzenin çarpık, kimi katmanları abad, kimi katmanları ber­ bat eden yapısından, yüce doğanın ken­ dine özgü yasalarının her an yürürlükte olmasından ve işlemesinden doğan olay­ larla sarsılır ömür boyu: Hastalıklar, ay­ rılıklar, kavgalar, cinayetler, yangınlar, seller, depremler, savaşlar serüveninin içine yerleşir. Ve bu içerik, allak bullak eder onu; yıkar, devirir, benliğindeki hücreleri giderilmesi olanaksız acılarla doldurur, ışıklarını söndürür. Bu ‘faci­ alara kömür ocaklarında meydana ge­ len çökmeleri, grizu patlamalarını da ek­ lemek gerekir. Çünkü o ocaklar, her sa­ niye ölüm üreten, ölüm üretebilecek bir cehennemin üstüne oturtulmuştur. Kü­ çük bir hata, yüzlerce kişinin yaşamını si­ ler dünyadan. Ama bu hatalar ne yazık ki sık sık yapılmakta, Türkiye haftalarca yasa bürünmektedir. Geçen yıl müthiş bir grizu patlaması olmuş, pek çok kişi canını yitirmişti. Kitleleri ısıtma gücünü taşıyan kömür topaklarını -kelle koltuk­ ta- kişiyi ürküten boyutlardaki derinlik­ lerden çıkaran bu kahramanoğlu kahra­ manların çalışma koşullan korkunçtur.

Birsürü eksikle kuşatılmıştır; havasızdır, rutubetlidir, sağlığa aykırıdır ve onlar ‘yaşadıkları kadar yaşayacak, verimlerim den ölünceye kadar yararlanılacak’ köle­ lerdir, böyle görünürler, böyle değerlen­ dirilirler ilgililerce. Kazaların arkasın­ dan yöneticiler, hükümet üyeleri ‘olayı örtücü’ taktiklere başvururlar, ölülere rahmet dilerler, tazminattan söz ederler, önlem alacaklarını belirtirler, mangalda kül bırakmazlar ama hiçbir eğriyi düzelt­ mezler, hiçbir sorunu çözümlemezler. Ölen öldüğüyle kalır ve ölüm yeni kur­ banlarını yutmaya hazırlanır iştahla.

Vegöçük altında kalmalar, grizu patla­ malarında kavrulanlar hiç azalmaz. Zon­ guldak kömür ocakları üretime başladığı günden beri böyledir bu. Ayrıca grev

yapmaları yasaklanır, grevde ısrar eden­ lerin üstüne asker yollanır, ateş açılır ve ortalık kana boyanır.

‘Yer altında güneş yok/ Yer altında ışık yok/ Amma kara kömürde/ Bir ek­ meğin hayali var/ Kara taştan ak ek­ mek..’ sözlerini başlangıcına yazdığı

“Yer Altında Sesler Var” kitabında

Do-f

;an Katırcıoğlu, kömür ocaklarında bu- unan zengin damarlara kazma sallar­ ken tükenen bireylerin kaderlerine eğil­ miştir. Bir maden işçisi sıfatıyla onlarla birlikte kuyulara inmiş, onlarla birlikte çalışmış, aynı koğuşlarda yatıp kalkmış­ tır. Aynı yemeği yemiştir. Dertlerine, acılarına, neşelerine ortak olmuştur; ümitlerini, hayallerini bölüşmüştür. Yö­ netimdeki aksaklıkları, çürümüşlükleri,

ANBUL Dağıtım + Kitabevi: Klodfarer Cad. İletişim Han No.7, Cağaloğlu 34400 • Tel. (0-212J 516 22 63-64 • Fax; (0-212) 516 12 58

İNKARA Dağıtım: Konur Sok. 24/4, Kızılay 06640 • Tel. (0-312) 425 36 00 / 425 20 71 • Fax: (0-312) 425 18 15 • Kitabevi: Selânik Cad. No. 72/C, Kızılay 06640 / (0-312) 418 59 32 ■ İZMİR Dağıtım + Kitabevi: 853 Sok., 33/B, Konak 35250 • Tel. (0-232) 483 10 40 • Fax: (0-232) 484 46 65

Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

• Söyleyiş Sesbilim (articulatory phonetics): Dildeki seslerin nasıl (hangi yoldan) üretildiğinin incelendiği alan. • Sesbilim, ayrıca temel olarak iki farklı çalışma

Damağın istencinde umut, umuttan güzellik doğacak bize Tellaklar tellaklar, tel örgülerde çığlık çığlık sevinç naraları atacak o gün. Erzak atıkları karışacak

Kırım Ukrayna Simferopol/Akmescit İsmail Gaspıralı Araştırma Derneği Şeref Üyesi (1990), Kriterion Vakfı kurucu üyesi (1991), Lefkoşa Kıbrıs Türk Folklor

Öksüzlere bir ana Bak, şu güzel vatana, Kabe olsa cihana Yaraşır Anadolu.O. H er ovası, her dağı, Andırıyor uçmağı; Zümrüt yeşil toprağı Rürgârı çam

Bahar olur hep çiçekler açılır; Yer yüzüne renk ve ışık saçılır; Kış gününün mateminden kaçılır; Ben baharı kuşlar gibi severim .... Güneş bazen

Müellifinin izni olmadan bu dergiden şarkı iktibas etmek yasaktır.. İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha

Ancak tetik- leyici sesleri duyduklarında mizofonik olan katılımcıla- rın beyinlerindeki anterior insular kortekste etkinliğin daha yüksek olduğu görülmüş.. Bu bölge

Mu ğla Köyceğiz ilçesi Yuvarlakçay’da 6 köyün sulama, içme suyu, ve kullanma suyu olan su kaynakları olan Yuvarlakçay Suyu üzerine yap ılmak istenen HES’i istemeyen