f G Ü R E Ş M U S A H A B E L E R İ j
^ ^ ^ I V V ^ » V « N ^ S » W ^ i r
Fikir adamlarımızın
pehlivanlıkları
Ş a ir Mehmet Âkif, Filozof
RızaTevfik, Edip Ercüm end
Ekrem ve Faik Hoca Merhum
Y azan
: M. S a m i K a r a y e l
E
vet, m illî şairim iz m er hum M ehm et A kif p eh li vandı. H em de kısbeti olan, yağ lan ıp güreşen b ir pehlivandı.E vvelden m edreseler pehlivan yatağ ı idi. E n değerli pehlivan lar m edreselerden y e tişird i.
B irçok kereler yazdığım veç hile bizde, yalnız g üreşen b ir adama pehlivan denm ezdi. V e yaln ız güreşen b ir adam da pehlivan sayılm azdı. T ü rk le rd e pehlivan olmak demek şim di b il
diğim iz ve bizde m aalesef o l- m ıyan a tle t komplje dem ekti. Yani m evcut olan sp o rlard an b irçoğunu yapan adam.
E ski m edreseler, ilim ve irfan ocağı olm akla beraber, en de ğerli pehlivanlar da y e tiş tirird i. -Sarıklı hocalardan çıkan zeki, usta, m ahir g ü reşçiler h a lk i- çinde.ı güç y e tişird i.
M eselâ ikinci M ahm uttan S ultan H am it devri o rtaların a kadar yetişen sarık lı h ocalar dan m eşhur pehlivanlar şu n la r d ır: K azancı Molla, M olla M e hj
met, Ü sküdarlı Şahin zade. Ço lak M olla (M üm in hoca) E lif hoca. Sarı H afız, K u rt derelinin ustası Cinci hoca ilh..
Bu saydığım m ollalar, eş3İz softalardı. Şahin zade, K el A- liço avarındaydı. M olla M ehm et de öyle... Çolak M olla. Koca Y usuf.: yegâne açık d ü şüren lerdendi.
İşte M ehm et A k ifin p e h li vanlığı da m edreseden gelm iş bulunuyordu. İnce ruh lu, heye canlı. idealist b ir b ilgin olan A kif, kısb et senbili om uzunda güreş m üsabakalarına gider gü- reşird i.
Ben M ehm et A k ifin g ü re ş ti ğini görmedim. F ak at Tambura cı Osman pehlivanla idman yap tık la rın ı ve güreşe m eraklı ol duğunu öğrendim* Ü stadım ız F atiıı hoca, M ehm et A k ifin çok yakın arkadaşlarınd an b u lu n d u ğu cihetle, üstad da m illî şairi m izin pehlivanlığından bahse derdi.
M ehm et A k ifin pehlivan o l duğuna dudak büküp taaccüp etm iyelim . A srım ızda en yük - sek rekor kıran a tle tle r İngiliz, Alman. A m erikan ü n iv ersitelile rinden yetişiyor.. Evvelce bizde de m edreseden yetişiy ordu.
F
- ilözof R ıza T evfik, p e h li vanın, pehlivanıdır... A t letin . a tle tid ir. F ilozo fu n peh li van lığını, jim n astik ç iliğ in i pek yakından tanırım . O nunla dost lıtğum uz kadîm dir. R ıza T evfik, fevkalade adaleli b ir vücuda ma lik ti. T u ttu ğ u n u k o p arır b ir a- damdı, iyi g ü reşîrd i. E n a ğ ır gü lleleri k ald ırırd ı.Ben çok genç iken filozofu tam dım . Y irm i, yirm i bir y a şında... F ilo zo f Bebekte, Posta sokağı içinde b ir evceğızde o tu rurdu. K itap odasında sandovv lâstik le ri g ü lleler bulunurdu. Sdyunup jim n astik yapardık... Ben ü lo zo fa nazaran daha genç tim . Onun fevkalâde adaleli, nıüteşekkel vücuduna b a y ılır dım. O. benim çok fevkim de ha rek e tle r yapardı. B ana:
— Efendim , görüyorsunuz ya!.. Ben, fikrim» kadar, kafam kadar bazuya sahibim dır... A- ma bizim le alay ediyorlar... T u lumbacı, serseri ruhiuı diyorlar.. B ırak efendim ! Bu kozm opolit Babıâli efen d ilerin i!.. B u nlar da adam m ıdır efendim ?.
H ak ik aten bizim le alay ed er lerdi. H oyrat, serseri ruhlu gö rü rle rd i bizi... F ilo zofun tu lu m bacılığı da vardır. M üsaade e - derseniz, ben de iyi bir tu lu m bacıydım... Çok kıyak kaçar dım. Yani iyi koşardım .
F ilozofla, B üyük Postahane sırasın d aki kebapçıya yemek ye m eğe gelirdik.. Y irm i para bir şiş F ilo zof, kebapçıya sesle n ird i :
— îüfendim ! Bize k ırk a r şiş kebap koyuver!..
M ü şteriler, hayretle bize ba k a rla r ve g ü lerlerd i. Hazan bu
kırk şişe, onar sjs daha ilâve e
derdik... T abiî, ta tlı veyahut pi lâv tara fı da ay rı!.
B ugün filo zcf yetm iş beş y a şınd adır. Baz u la n , kafası gibi koskocam an ve adaleli...
Benim fik rî ve bedenî teşek külüm de filozof R ıza T ev fiğ in ü stad lık , ağabeylik hissesi bü y ü k tü r. N erede böyle gençler şim di?.
# # *
B
oğazdan, şiş kebabından açıldı. O kuyucularım a m er hum pehlivanlık üstadım ız F aik hocannzın b ir ziy afetin d en hah sesteyim :H cca, otuz beş sena kadar evvel hir gün ileri gelen ve sev d iğ i a tle tle rd e n on on beş k i şiy i evine yemeğe davet etm işti. Yemek listesi şu y d u : B ir bütün kuzu kızartm ası.. Z eytinyağlı, y o ğ u rtlu bakla... P ilâv.. S ütlü ilm ik helvası.. Bol,, buzlu ayran..
H ocanın K adıköyündeki evi - nin kapısını çaldık.. H iç u n u t mam, on iki k işiydik. H oca k a
p ıy ı açtı v e :
— H oş geldiniz evlâtlar... K u zu hazır, ağzınıza lâyık, sütlü ilm ik helvası da hazır... F akat bunları yemek için pehlivan ol m ak lâzım dır, ö y le bütün kuzu başına pire gibi h e rifle r
geçe-nıez...
D edikten sonra* elile kapı ö- nü n de duran elli kiloluk bir g ül
leyi g ö s te re re k : ,
— Bu gülleyi kim kaldırırsa içeri ve kuzu başına, gelebilir.. Yoksa yüz geri!.. Şurada p i r e lerin k a m ıf bacakların yemek yediği ahçı dükkânına, gider..
A rkadaşlar sıray a geldik.. Ca- ketini; çıkaran gülleye yapıştı. Ben Allah rahm et eylesin Ali S eyfinin arkasındaydım . S ey fi. gülleyi sağlı, sollu üçer defa araşe (güllede bir nevi k a ld ı r J ma h arek eti) etti. B unun ü zeri ne hoca b a ğ ırd ı:
— A ferin, e v lâ t:.. Sen üç m is li fazla yiyeceksin!.
Dedi. Sıra bana geldi. Ben, I r r e r kere araşe, b irer kere de jete (güllede bir kaldırm a ha re k e tli ettim . B ana da:
— A ferin evlât! F a k a t jete yap tığ ın için sen, iki m isli faz la y iy e c e k sin !.
Dedi.
A rkadaşlardan en küçüğüm üz Şevki idi. (Sonran m üthiş bir güfteci oldu).
Daha çok gençti. O. g ü lle y i sol elile biraz bozuk düzen kal dırdı.
H o c a :
— Yoo... Sen. kuzuyu y iy e m ezsin!. Ahçı dükkânına!..
D iye bağırdı. E yvah!.. N asıl olurdu?. Şevki, kıpkırm ızı oldu
Çocuk, b ü tü n bir asabiyet ve m ahcubiyetle gülleye tek rar sa
rıldı ve sağlı sollu m untazam an k ald ırd ı. Hoca g ü rle d i:
— A ferin evlât!. G örüyorsun v a '. M üsam aha iyi şey değildir. E ğ er böyle h arek et etm eseydim sen bu m uvaffak iy eti kazanamı- y acaktın!. M uharebe m eydanla rınd a da böyledır bu iş!.
Dedi, işte böyle hocalara, böy le im anlı adam lara, böyle çetin karak terler rehberlere m uhtaçtır gençlik...
* * *
E ? rcüm ent E krem T a lu ; hu ince ruh lu edibim iz, bu ince görüşlü, keskin ve selîs ka lemli çelebi m uh arririm iz de pehlivandır diyebilirsem hayre te düşm eyiniz!. O dâ, yamEn
bir sportm endir. O da, yaman bir pehlivandır.
E rcüm ent Ekrem , F aik hoca nın y etiştirm elerin d en d ir. Faik hoca, E rcüm ent ve arkadaşları nı yanına aldığı gibi T atavla (K urtulU ş) da m eşhur Yunan klıibü H e ra k lis’e gider, orada Rurnlara, Y unanlılara meydân okurdu ve hoca talebelerine şöy le s ö y le rd i:
— H aydi pehlivanlarım ... 'B u akşam çorbacılarla boy ölçüşm e ğe gidelim... A tinadan T iirk le ıi yenm ek için Y unanlı a tle tle r gelmiş... T ü rk lü ğ üm ü zü babayi ğit ecdadım ızın çocukları oldu ğum uzu gösterelim . G örsünler
ki T ü rk y iğ itliğ i ölm em iştir. F aik lıoca, E rcüm endi birkaç bilekli arkadaşını peşine ta k tığ ı gibi Yunan klübüne düşerdi. O v a k itle r Yunan klübünün hoca sı, M enelâs ism inde biriy di. (M enelâs benim alafranga g ü reş kocam dir) Yaman b ir a tle t ti. F a k a t F a ik h o c a n ın k a r s ı s ın da sıfır... Günkü F aik hoca dev gibk b ir adamdı. Yaman bir a t letti. Yani türkçesi pehlivandı. F a ik hocanın GalatasaraylI ta lebeleri Rum lara, Y unanlılara göz açtırm azdı. B ilhassa E rc ü m en t iyi bir güreşçiydi, Önüne geleni yc.nerdi.
Lag lilâsa şu d u r ki, evvelden * * sporculuk ayıptı. H erkes onlara tulum bacı, serseri gözile bakardı; Biz- topu topu yirm i o- ttlz- kişiy i geçmezdik... F a k a t c- k r.yuculânm a f buyursunlar... Soörcu idik... Hem de içiminden fikir, adam ları, y ü k sek ' ilim a- damları y etişti: Daha hâlâ sağ lamız da e lh a m d ü illîâ h !.
Ş im dikiler ne âlemde acaba?. E v et yüz binî'erce sporcu var!!. F ik ir ve beden mesaisi m üşare keti ve itiy a tla rr terbiyesi lâzım T ürle çocuklarına !;
F ik ir ve beden mesaisi m üşa reketi ve itiy atları terbiyesi vücutlandırm a yollarım v azet m edikçe spor, sporculuğun Bir m em lekete m azarrat vereceği â-
şik?>• su re tte bilinm elidir,