Türkiye
Türklerindir
~T, C/r
8 Kasım 1998 Pazar'Kendimle
iftihar ediyorum'
Dünyaca ünlü müzik adamı Arif Mardin, bir kaç gün lüğüne geldiği İstanbul'da Cumhuriyet kutlamalarının
heyecanını yaşadı ve çocukluk günlerindeki törenleri hatırladı. Amerika'da 35 yıldır sürdürdüğü çalışmala rıyla gurur duyduğunu söyleyen Mardin'le müzik,
New York, siyaset ve ailesi üzerine bir söyleşi...
röportaj
ilttmmj
PAZAR, 8 Kasım 1998
3
Dünyaca ünlü müzik adamı A rif Mardin'le Cumhuriyet, müzik ve New York üzerine...
Fotoğraf: Neslihan AKBAYDAR
B
ru onunla üçüncü randevumuzdu... Cumhuriyet kutlamalarının yaşandığı günlerde bir kaç gün özlem gidermek ve aile törenlerine katılmak için İstanbul'a gelen dünyaca ünlü müzik adamımız Arif Mardin, kutlamalar sırasında gördüklerinden hayli etkilenmiş ve kendi deyimiyle bizlere içini dökmek istemiş. Mardin'in bu zarif dileğini elbette seve seve kabul edecek ve bu sohbet imkanını kullanacaktım. Ailenin Gümüşsüyü'ndaki Boğaz manzaralı dairesinde önce eşi Latife H anım la laflıyoruz, sonra da Arif Bey'le. Bu kez sadece müzik değil, hayat, siyaset, aile, çocukluk yılları ve Cumhuriyet üzerine konuşmaya başlıyoruz. Ortaya her zaman olduğu gibi "hoş" bir sohbet çıkıyordu...■ Lale BARÇIN İMER
Kendimle
iftihar
► Cumhuriyet'in 75'inci yıldönümünü Türkiye'de
kutladınız. Neler hissediyorsunuz?
- Kutlamaları TRT kanalında seyrettim. Bayram ertesi buradaydım. Çok iftihar ettim. İnanın gözlerimdem yaşlar döküldü. Bu tezahürat, bu çocuksu sevgi béni çok etkiledi. Coçukluğumu ve Cumhuriyet Bayramları’m hatırladım. Taksim Meydanı'nda elimde maytapla dolaştığım o sevinçli yıllarıma geri döndüm. Sonra 1938 yılını hatırladım. Karaköy'de bir balkondan naaşınm nakledilişini. İnsanların
üzüntüsünü. Bir Cumhuriyet çocuğuyum ben. 10'uncu yılında bir yaşındaydım. Devlette asker, hukuk ve hatta din alanlarında hizmet etmiş iki ailenin çocuğu olarak hep büyük babamı hatırlıyorum, tam bir Atatürkçü idi. Ben ailemden o şeküde terbiye gördüm. Dini özel bir konu olarak görmek, dini
profesyonelleştirmek, politikaya alet etmeme gibi bir terbiye gördüm. Laiklik demek budur. Amerika'da isteyen her istediği gibi dinini yaşıyor denilir. Hayır efendim, onların da anayasasmda din politikaya alet edilemez diyor.
► Son yıllarda ülkemizde yaşananlar sizleri kaygılandırıyor mu?
- Bu karanlık fikirli insanlar beni rahatsız ediyor ama bu son
kutlamalan ben bir referandum olarak gördüm. Herkes sokaklarda, herkes kutluyor. Atatürk'ün buralara kadar getirdiği bu büyük hediyeyi bizim muhafaza etmemiz gerekiyor.
► Yurtdışında yaşayan insanlar daha hassas yaklaşıyorlar
memleket meselelerine?
- Başka bir açıdan da
görebiliyoruz. Burada
kanıksadığınız olayları biz oradan daha bir mikroskop altına
yatırıyoruz. Daha objektif bakabiliyorsunuz. Genel olarak kayğüanmıyorum, çünkü
umutluyum. Bir çok sorununuz var, onları çözmek lazım. Vergi " — toplamasını daha verimli bir hale getirmek, her kesimden toplamasını bilmek lazım. Bazı savaş-barış sorunlarımız var ki paralarımız oralara gidiyor. Bu kadar sorunu olan ülkenin kısa sürede böylesine ilerleme katetmesi gibi bir örnek daha yok dünyada. Herşeyden önce çalışkan olmak lazım. Tembelliğe kimse para vermez.
T Ü R K İY E'D EN UMUTLU ► Art arda yaşanan skandallara ne tepki veriyorsunuz?
- Bu durum kapatalizmin en kötü örneği. Amerika da 19'uncu yüzyılın sonunda böyle bir süreçten geçti. Türkiye'de hepsi ortaya çıkıyor. Zorbalıkla,
gangsterlikle para kazanmak. Ama öte yandan dürüstçe iş yapan pek çok insanımız var. Bu konuda medyanın etkisini unutmamak gerekir.
► 2000'li yıllarda Türkiye'yi nasıl hayal ediyorsunuz?
- Ben çok iyimserim bu konuda. Çok iyi olacak. Sorunlar çözülecek. Belki biraz taviz vererek çözülecek. Çok hesapsız sarfedilen paralar devlet tarafından belki daha iyi değerlendirilecek. Daha bir ayaklanacağız. Dinler ve kültürler meselesine gelince; Amerika'da şunu savunurlar, "Aman isteyen istediğini yapsm, demokrasi var" derler. Hemen karşı çıkarım. İsim vermiyorum, bu insanlar, seçim
konuşmalarında "Biz demokrasiyi bir alet olarak kullamp başa geçtiğimiz zaman demokrasiyi kaldıracağız" diyecek kadar cesaret gösterecekler, kimse sesini
çıkarmayacak.
► Çok yoğun bir yaşam tecrübeniz var... Bu yıllar içinde
sizin için önemli olan ve önemini yitiren şeyler oldu mu?
- Önemli olan tek şey ailem, çocuklarım. Jülide ya da July, fotoğrafçıdır, şu sıralar İtalya'da. Oğlum Yusuf ya da Joe, müzisyen aranjördür. New York'ta yaşıyor. Onların başarılı olmaları benim için
önemli. Bir de önemli olan sağlık. Yaşlandıkça aman dizim ağrıyor, aman kulağım ağrıyor dememek lazım. Bu arada bugünlerde dizim gerçekten ağnyor.
► Çocuklarınız için Türkiye ne ifade ediyor?
- Bir kere Türkçe konuşurlar, buraya çok geldiler. 70'li yıllarda daha büyükdedeleri büyükanneleri hayatta iken onları görmeye gelirlerdi. Büyük bir Türk tarafları vardır, yemekleri severler. Hatta oğlumun Türk müziğine karşı aşırı saygısı ve ilgisi vardır. Türk müziği enstrümanlarını kullanırız
kompitürde. Kopmuş değiller, Türkçe'yi de gayet iyi konuşuyorlar.
A T L A N T İK 'T E 35 YIL ► Siz kendinizi Amerika'da yaşayan bir Türk olarak mı, yoksa Türk kökenli bir Amerikalı gibi mi hissediyorsunuz?
- Zor bir soru bu. Bunu
çocuklarıma sormanız daha doğru. Ben Türkiye'de doğmuşum, birinci jenerasyonum. Onlar New York'ta doğmuşlar. Ben büyürken ablalarım Amerikan müziği dinlerlerdi, o kültürle filmlerle insanlar büyüyor, yabancısı değilsiniz oranm. Benim Türklüğüm'de, burada yetişmemin getirdiği boyutlar var.
Ortadoğu'nun özelliklerini, mantalitesini çok iyi tanıyoruz. Benim iki büyükbabam da gayet alim insanlar. Ben oraya başka bir şey getiriyorum, Türklüğümü getiriyorum. Amerika da bu şeküde düşünen insanları istiyor, muhacir olarak katkıları daha büyük oluyor. Sonuçlan ortada. Ben iftihar ediyorum, bu yaşa geldim, 66 yaşındayım, Atlantik'te 35 seneye yakın bir zaman çalışıyorum.
Amerikan pop müziğine yaptığım katkılardan dolayı iftihar ediyorum. Ödüller var, plaklar var. Bunlar birer kanıt.
► Başarınızın sırrı ne?
- Hiçbir zaman kendini büyütmemek. Olduğundan farklı görünmemek. Hiçbir zaman öyle olmadım ben. Ben neyim, onlar daha önemli diyorum. Amacım hep önümde durur, hiçbir tarafa
bakmadan at gözlükleri takmış gibi yalnız o amaca doğru giderdim. 60'h yıllarda o kadar çok çalışıyordum ki, stüdyoda emin olun televizyonu açıyordum Vietnam'da korkunç şeyler oluyor ama ben ertesi gün stüdyoda neler olacak onu
düşünüyordum. Iskaladığım şeyler oluyordu.
► Herşeyi değerlendirebilen bir noktadasınız aslında. "Hayat bana en çok şunu öğretti" dediğiniz nedir?
- Hem kuvvetli olacaksınız hem alttan alacaksınız aym zamanda.
► Bu kadar enerjik olmak için ne yapıyorsunuz?
Bazen ben de çok şaşırıyorum. Örneğin stüdyoda olduğumda herşeyi unutuyorum. Galiba çok seviyorum yaptığım işi, yaşantımı. Şehir dışında olduğum zaman New York'u da özlüyorum.
► New York'tan vazgeçmek gerçekten zor bir şey mi. Hani "ille de New York" derler ya.
- Amerika'da benim için gerçekten öyle. "İlle de New York..." Üstelik suç
oranı çok azaldı. Şehir güzelleşiyor, tiyatronun iyisi var, klasik müziğin en iyisi var. Avangard yerler çok. Kendimi rahat hissediyorum orada. Tek şikayetim trafik. Ama
onun dışmda tutkulu bir New Yorklu'yum ben.
Yetenekli insanlara kapım açık
- Müziğe ve çalışmalarınıza dönelim. Neler yapıyorsunuz?
- Ünlü Patti La Belle ile bir çalışma yaptık. Canlı kayıt oldu. Bu sanatçı Amerika'da gospel, yani kilise müziğinden gelmiş en önemli ismi. Betty Midler ile bir çalışmayı bitirdik. Sanıyorum Türkiye’de de piyasaya çıktı. Bu ayın sonunda aralık başında Barbra Streisand ile çalışmaya başlayacağım.
► Tarkan'ın Avrupa başarısı "tortusunda ne düşünüyorsunuz?
- Tarkan'ı dinledim çok beğendim, ırkan'm icrası % 100 şaheser. O ırçayı söylemek zor. "Seni gidi ndıkkıran" diyor bunları tek tek eceleri ve temposu ile söylemek zor.
hmet Ertegün'le biz Türk sanatçıları n şey derdik, bir dil meselesi var,
Türkçe okumamak gibi, İngilizce öğrenin yazın ondan sonra okuyun diye. Tabii bu bizim teorimizi yok etti. Fransa'da bir Türk şarkısı liste başı. Bu önemli bir mesele.
►Amerika'da projesini etkiler mi bu başarı?
- Şarkının iki tane özelliği var, biri melodisi. Şöyle anlaşılıyor ki, Türkçe sözler dinleyicilerin kulaklarına hoş geldi. Dili anlamadıkları halde. Bir de disko için yapılan bir versiyonu var, o da tutuyor. Demek ki, dans ediliyor ve melodik. Bu bir plağın hit olması için önemli iki tane unsur. Amerika'daki plağa yardım eder mi? Avrupa'dan sonra Amerika'ya kolay atlarsınız.
► Sezen için neler düşünüyorsunuz?
- Sezen'in CD'sini daha almadım, o
yüzden bir şey diyemem. Ama ben Sezen'nin farklı bir kategoride şanslı olduğunu söylüyorum. Yaratıcılığına o kadar inanıyorum ki, her zaman başarı alacağma kaniyim, çünkü o durmayan bir dinamo. Sezen Aksu, milli
hâzinemiz.
► Türkiye'de ne gibi çalışmalarınız olacak.
- Uzun süredir yapmak istediğim bireysel çalışmalarım var. Sertab Erener ile bir şeyler yapmayı planlıyorum. Yetenekli insanlara, kendine güvenenlere kapım her
zaman açık. "I Will Wait" adında bir opera projem var. Bir de caz bestelerim var, bir türlü toparlayamadım. Ve yine bütün çalıştığım, sevdiğim
aranjmanları bir CD'de toplamayı düşünüyorum.
’98 yılının buluşu:
C i l d i n i z i n e n e r j i k a y n a ğ ı !
Yorgunluk, stres, hava kirliliği ve sigaranın meydana getirdiği etkenlerden bilindiği gibi en fazla cilt zarar görüyor. Bu etkenler vücutta mikro dolaşımı bozarak cildin donuk, solgun ve cansız bir hal almasına neden oluyor. Bundan yola çıkarak Fransız kozmetik firması Lancöme VITABOLIC'i geliştirdi.
VİTABOLİC'in yapısındaki üç aktif madde mikro dolaşımı hızlandıran, kolajcn sentezini artıran Glnscng ve Ginkgo bitki özleri, cildi gerginleştiren ve canlandıran Vitamin C ile birleşiyor. Bu altın enerji üçgeni cildin derinliklerine Lanconıe'ıın buluşu, benzersiz bir
taşıyıcı olan Glycovector™ ile taşmıyor. Kozmetik dünyasında Glycovector™ ile ilk ' defa, C vitamini oksidasyona uğramaksızm en saf biçimde cildin derinliklerine kadar
ulaşabiliyor. V1TABOL1C uygulandığı andan itibaren ciltte farklılaşma sağlıyor, cilt yeni bir enerji kaynağı ile canlanıyor, hiç olmadığı kadar gerginleşiyor.
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toras Arşivi