T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI
ULUSLARARASI İLİŞKİLER BİLİM DALI
ABD’NİN ARAP BAHARI SONRASI SURİYE
POLİTİKASI
İsmail ERGİNER
164229001012
Yüksek Lisans Tezi
Danışman
Prof. Dr. Şaban ÇALIŞ
iv
ÖNSÖZ
Hayat, insanları belirli bir noktaya getirir. YaĢam, her gün insanoğlunu yeni beklentilere sürükleyip yeni olanaklar sağlar. SavaĢ ise insanoğlunun didinerek geldiği tüm noktaları bitirir ve yaĢamın sağlamıĢ olduğu olanakları yerle yeksan eder. Tez konum olarak ele aldığım komĢumuz Suriye‟nin; içinde bulunduğu zor durumdan bir an önce kurtulmasını, çatıĢmaların sona ermesini, barıĢ ortamı sağlanmasını, terörden arınmıĢ, politik hesaplardan kurtulmuĢ, tek ve bütün bir ülke görmeyi temenni ediyorum.
Bu çalıĢmanın hazırlanmasında yardımlarını esirgemeyen, ilham veren, lisans dönemimden beri derslerine katıldığım, düĢüncelerine değer verdiğim sayın danıĢman hocam Prof. Dr. ġaban ÇALIġ‟a teĢekkürlerimi sunarım.
İsmail ERGİNER Konya 2019
v
T. C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Öğ
renci
ni
n
Adı Soyadı İsmail ERGİNER Numarası 164229001012
Ana Bilim / Bilim Dalı Uluslararası İlişkiler/ Uluslararası İlişkiler Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez Danışmanı Prof. Dr. Şaban ÇALIŞ
Tezin Adı ABD’nin Arap Baharı Sonrası Suriye Politikası
ÖZET
Arap Baharı sonrası Suriye‟de ortaya çıkan karıĢık durum, hem insani hem politik hem de terör sorununu ortaya çıkardı. Ġç savaĢın yaĢandığı Suriye‟de dini ve etnik grupların da savaĢa dâhil olmasıyla çatıĢmalar Ģiddetlendi.
Amerika‟nın Suriye‟deki duruma ilk tepkisi, Esad‟ın yönetimi bırakması yönünde oldu. Ancak Rusya‟nın Esad rejimine sahip çıkmasından sonra Suriye‟de Rusya‟ya karĢı vekâlet savaĢı baĢlamıĢ oldu. Amerika ve Rusya Suriye‟deki iç savaĢı güç mücadelesine çevirmiĢlerdir.
Arap Baharı sonrası DAEġ, çatıĢmalarda kazandıkları bölgelerle iç savaĢa yeni bir aktör olarak katıldı. Ġnternet üzerinden yayınladıkları videolarda dünyaya meydan okumaları DAEġ‟i en büyük tehdit haline getirdi. ABD‟nin Suriye politikasında birinci önceliği Esad‟ın devrilmesiyken, DAEġ‟in ortadan kaldırılması birinci öncelik oldu. DAEġ‟e karĢı mücadelede NATO‟ya destek veren ABD, bölgedeki terör örgütlerinden PYD/YPG ile de yakın iĢ birliği içine girdi.
Amerika‟daki baĢkanlık seçimlerini kazanan Donald Trump, yaptığı açıklamalarda Obama‟nın Suriye politikasında hatalı olduğunu söyledi. Ancak kendisi de tıpkı Obama gibi Kürt gruplarına destek vererek Obama‟nın Suriye politikasını sürdürdü. Amerika‟nın desteğini arkasına alan YPG, DAEġ‟in elinden pek çok bölgeyi aldı. Amerika, YPG‟ye desteğini artırarak binlerce ağır silah, yüzlerce zırhlı araç, onlarca tank ve diğer yardımlarla birlikte yaklaĢık 5000 tır askeri malzeme yardımında bulundu.
Bu askeri yardımlar gösteriyor ki, ABD Irak‟ın kuzeyinde oluĢturduğu gibi Suriye‟nin kuzeyinde de söz sahibi olabileceği bir Kürt yönetimi oluĢturmayı hedefliyor. Rusya ile Suriye‟de baĢlayan güç savaĢında, dengeleri bozacak fırsatları
vi
T. C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Öğ renci ni n
Adı Soyadı İsmail ERGİNER Numarası 164229001012
Ana Bilim / Bilim Dalı Uluslararası İlişkiler/ Uluslararası İlişkiler Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora
Tez Danışmanı Prof. Dr. Şaban ÇALIŞ
Tezin İngilizce Adı After Arab Spring US Policy on Syria
SUMMARY
After the Arab Spring, mixed situation in Syria caused human, political and terror problems. In Syria where civil war, conflicts became more intense as religious and ethnic groups were involved in the war.
The first reaction of America to the situation in Syria was that Assad has to leave administration. However, after Russia's defense of the Assad regime, a war of proxy against Russia began in Syria. America and Russia have turned the civil war in Syria into a struggle for power.
After the Arab Spring, ISIS joined as a new actor in the civil war with the regions they gained in the conflict. ISIS threated the world in video on internet caused they are biggest threat. First priorities of the US policy was to defeat Assad, clean ISIS from the region. America supported NATO against ISIS, has also worked closely with PYD/YPG terror organization in Syria.
Donald Trump won the presidential election in America, said that Obama was wrong in Syrian politics. But he carried on Obama's Syrian policy by supporting Kurdish groups. YPG forces took many place from ISIS, with behind the support of America. America has increased its support for YPG with about 5000 trucks of military supplies, including thousands of heavy weapons, hundreds of armored vehicles, tanks and other assistance.
These military aids show that America aim to create a Kurdish administration in northern Syria, as they have created in the north of Iraq. They are looking for opportunities to change the balance of power in Syria against Russia.
vii
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ ... ii ÖZET ...v SUMMARY ... vi GĠRĠġ ...1 BİRİNCİ BÖLÜM 1. Arap Baharından Önce Suriye‟deki Durum ... 32. Arap Baharının Suriye‟de Ortaya ÇıkıĢ Süreci ... 5
3. Arap Baharından Sonra Suriye‟deki Durum ... 7
3.1. Esad Rejiminin Olaylar KarĢısındaki Tavrı ... 7
3.2. Suriye Halkının Rejime KarĢı Adımları ...9
4. Esad Rejimi Destekçisi Ülkeler ile ilgili Bilgilendirme ... 11
4.1. Rusya‟nın Esad Rejimini Destekleme Nedenleri ... 11
4.2. Ġran‟ın Esad Rejimini Destekleme Nedenleri ... 13
5. Esad KarĢıtı Ülkeler ile Ġlgili Bilgilendirme ... 15
5.1. ABD‟nin Esad Rejimine KarĢı Olmasının Nedenleri ... 15
5.2. Türkiye‟nin Esad Rejimine KarĢı Olmasının Nedenleri ... 18
5.3. AB ülkelerinin Esad Rejimine KarĢı Olmasının Nedenleri ... 20
5.4. Suudi Arabistan‟ın Esad Rejimine KarĢı Olmasının Nedenleri ...23
İKİNCİ BÖLÜM 1. Suriye‟deki Aktörlerle Ġlgili Bilgilendirme ... 26
2. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ... 28
2.1. ÖSO‟nun OluĢum Süreci ve Bölgedeki Durumu ... 28
2.2. ÖSO‟nun Bölgedeki Amaçları ... 29
3. DAEġ (IġĠD) ... 31
3.1. DAEġ‟in Tanımı ... 31
3.2. DAEġ‟in VaroluĢ Süreci ... 32
3.3. DAEġ‟in Bölgede YükseliĢi ... 33
3.4. DAEġ‟in YurtdıĢındaki Terör Eylemleri ... 36
viii
4. PYD/YPG Örgütü ... 40
4.1. Örgütün Tanımı ve Arap Baharı Sonrası Rolü ... 40
4.2. Yabancı Ülkelerden Destek Arama Çabaları ... 41
4.3. Kobani KuĢatması ve Ardındaki Hesaplar ... 43
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM 1. Barack Obama Döneminde Bölgeye YaklaĢım ... 47
1.1. Suriye‟deki Ġç SavaĢa Amerika‟dan ilk tepkiler ... 47
1.2. Esad‟sız bir Suriye DüĢüncesi ... 48
1.3. BM‟nin oluĢturduğu Kofi Annan Planına Destek ... 49
1.4. DAEġ Sorununa karĢı Çözüm ArayıĢları ... 51
1.5. Obama‟nın Kırmızı Çizgi Açıklaması ve Sonuçları ... 52
1.6. Cenevre Konferansları ve Çözüm ArayıĢları ... 54
1.7. YPG/PYD ile Yakın ĠĢbirliği ... 56
2. Donald Trump Döneminde Bölgeye YaklaĢım ... 57
2.1. DAEġ‟e karĢı YPG‟ye Artan Destek ve Türkiye Çıkmazı ... 57
2.2. Rusya ile Fırat‟ın Doğusu ve Batısı AnlaĢması ... 58
2.3. Twitter Üzerinden Suriye Üzerine Açıklamalar ... 59
2.4. Vekâlet Devri ArayıĢları ve Suriye‟den Çekilme Arzusu ... 61
3. ABD‟nin Suriye Hakkında Strateji ve Planları ... 63
3.1. Vekâlet, Yıpratma, Denge Politikası, Ġzolasyonizm ... 63
3.2. Büyük Orta Doğu Projesinden Arap Baharı‟na KüreselleĢme ... 64
3.3. Rusya‟ya KarĢı Alan Hâkimiyeti Elde Etme Stratejisi ... 66
3.4. Ortadoğu‟yu Çembere Alarak Ġran‟ı KöĢeye SıkıĢtırma ... 67
3.5. Ġsrail‟in Güvenliğini Sağlama ... 71
3.6. Kürt Koridoru OluĢturarak Türkiye‟yi Kontrol Etme Planı ... 73
SONUÇ ...76
KAYNAKÇA ...80
1
GİRİŞ
Arap Baharı kimileri için bahardı kimileri içinse sonbahar oldu. Arap halkları küreselleĢmenin etkisiyle Batı dünyasıyla kendi dünyalarını kıyaslayarak daha özgürlükçü daha demokratik bir yönetim istemeleri sonrası dalgalar halinde yayılan ayaklanmalar neticesinde kimi ülkelerde yönetimler değiĢti kimilerinde sorunlar daha da büyüdü içinden çıkılmaz bir hal aldı. Orta Doğu‟nun içinden geçtiği ve Arap Baharı adını aldığı bu karmaĢık dönem; aslında yeni dünya düzeninin zorladığı, yeni siyasal ve kültürel toplum modelinin zayıf dinamikleri olan ülkeleri ne denli etkilediğini gözler önüne sermektedir. Bu bağlamda Suriye‟de yaĢanan olayları ele alırken inceleyeceğimiz ilk bölümde Arap Baharının Suriye‟de baĢlangıç serüvenini anlatmakla birlikte “Suriye neydi ne oldu?” diyerek bu soruya cevap arayacağız.
Kriz dönemlerinde ortaya çıkıp fırsat kollayan, iyi niyetli halkları kendi saflarına çekerek bir güç oluĢturma amacında olan örgütler ve mevcut iktidarını devam ettirme uğruna iç savaĢı göze alan, halkını hiçe sayan mevcut rejim Suriye‟deki çözümsüzlüğün baĢ aktörleri olmuĢtur. Bu karmaĢık düzende varlıklarını küresel güçlere borçlu bu aktörlerin Suriye‟yi bölmekte olduğu da bir gerçektir. Ġkinci bölümümüzde göreceğimiz konu Suriye‟de Arap Baharı sonrası aktörler konusu olacak ve Suriye‟nin içinde bulunduğu duruma bu aktörlerin nasıl yön verdiğini göreceğiz.
Arap halkları yıllardır totaliter rejimlerle yönetiliyor. Bu rejimler tarihsel sürece baktığımızda kendi hükümranlıklarını korumak için kimi zaman demokrasilerinde kısmi iyileĢtirmeler yaptılar kimi zaman kesenin ağzını açıp ayaklanan halka dağıttılar kimi zamansa halkına baskı uygulayarak kanla bastırma yolunu seçtiler. Maalesef ki Suriye rejimi bu yollardan en kötü olanını seçti ve kendi halkına kimyasal silahlar da dâhil olmak üzere her türlü zorbalığı ve katliamı uyguladı. Dünya kamuoyu ise bu katliamlar karĢısında ilk baĢlarda tarafları sükûnete davet edip, Ģiddetin son bulması çağrısı yaptı. Ama iĢ çığırından çıkınca dünyanın bir numaralı gücü olduğunu iddia eden devletlerden Amerika BirleĢik Devletleri, mevcut duruma sert bir tepki koyulması gerektiğini öne sürdü ve Esad‟ın meĢrutiyetini kaybettiğini belirterek koltuğu bırakmasını istedi. Bu bağlamda ABD‟nin Suriye Politikasını incelediğimiz üçüncü bölüm tezimizin ana konusunu oluĢturuyor.
2
Tezin Önemi
Bu tezle birlikte; Suriye‟de yaĢanan Arap Baharı‟nın bir çok aktörünün,
ABD‟nin Suriye politikasında izlediği yol ve stratejiler ile nasıl bir çözümsüz sürece dönüĢtüğü anlatılmıĢtır. BaĢta Esad ile Suriye halkı arasında geçen iç savaĢın, küresel güçlerden Rusya ile ABD arasında yaĢanan güç mücadelesi haline nasıl dönüĢtüğü açıklanmaktadır. Suriye kutuplaĢmasında Türkiye-Ġran gibi bölgesel güçlerin ABD‟nin bölge politikasından duydukları hoĢnutsuzluk sebebiyle nasıl farklı yollar izlediğine ıĢık tutmaktadır. Yerel aktörlerden ÖSO, DAEġ ve PYD‟nin ABD‟nin Suriye politikasındaki konumları ve stratejileri ile Suriye‟deki iç savaĢa ve çözümsüzlük sürecine nasıl etki ettikleri konusundaki bilgiler elde edilmesi hedeflenmiĢtir.
Tezin Metodolojisi
Tezimizin metodolojisi olarak, nicel ve nitel olmak üzere karma yöntem kullanılmıĢtır. AraĢtırma modelinde betimsel ve durum çalıĢması modelleri kullanılmıĢtır. Veri toplama araçları olarak; ilgili kitap, dergi, makale, rapor, yüksek lisans tezleri, internet dokümanları, haritalar ve güncel haberler kullanılmıĢtır. Toplanan verilerin analizi aĢamasında; ilgili konularla alakası olan verileri sıralayarak hangi bölümde hangi verinin kullanılması gerektiğine ve toplanan verilerin baĢka kaynaklarda da doğruluk yönünden benzer yönde olduğundan emin olunduktan sonra veriler değerlendirilmiĢtir.
Tezin Sınırlılıkları
Tezin sınırlılıkları 20. yüzyılın ortalarından baĢlayan ve etkisi 21. yüzyıldaki politikalara etki eden durumları içermektedir. Arap Baharı ve Suriye ile ilgili; tarihsel dayanaklar, bölgedeki ülkeler, küresel ülkeler, Suriye‟deki aktörler, ülkelerin dıĢ politika değerleri ve karĢılıklı çıkar-güç çatıĢmaları olarak ele alınmıĢtır.
3
BİRİNCİ BÖLÜM
Arap Baharından Önce Suriye Neydi Ne Oldu?
1. Arap Baharından Önce Suriye’deki Durum
Suriye, yaklaĢık 23 milyonluk bir nüfusa sahip, %90‟ı Arap, %9‟u Kürt ve %1‟i de Ermeni, Çerkez ve Türkmen gibi diğer etnik gruplardan oluĢan bir ülkedir. Toplam nüfusun yaklaĢık %74‟ü Sünni mezhebi, %13‟ü Nusayri mezhebi, %10‟u Hıristiyan ve %3‟ü Dürzi inancına sahiptir.1
Yönetimdekilerin çoğunluğu Nusayri mezhebine sahip Arap kökenine dayalı Baas rejiminin mevcudiyetindedir.
Birinci Dünya savaĢından 1946 yılına kadar Fransa‟nın sömürgesinde kalan Suriye, bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte 1950‟li 1960‟lı dönemlerde askeri darbeler ve karıĢıklıklar içinde yaĢamıĢtır. 1963 darbesi sonrası Arap milliyetçiliğini savunan Baas Partisi iktidara gelmiĢtir. Partinin içindeki muhalifleri tasfiye eden Hafız Esad, rütbeli askerler ve burjuvazinin desteğiyle 1971‟de devlet baĢkanı olmuĢtur. Hafız Esad her ne kadar Müslüman KardeĢlere benzer muhaliflere karĢı kanlı mücadelelere girip rejimini sağlama alsa da, demokratik görünümlü otoriter bir rejim yaratarak ülkede düzen ve istikrar sağlamıĢtır.2
Hafız Esad artık yaĢamasa da, oğlu BeĢar Esad tarafından Arap Baharı sürecine kadar sistem aynı Ģekilde sorunsuz olarak devam etmiĢti. 2000 yılında babası Hafız Esad‟ın yaĢamını yitirmesinden sonra baĢa geçen BeĢar Esad, aslında bir göz doktoruydu. Ancak kardeĢi Basil Esad‟ın da önceden vefat etmiĢ olması beklenmedik bir biçimde BeĢar Esad‟ı ülkenin baĢına geçmesine neden oldu. Ġktidarının ilk yıllarında açık düĢünce ve hoĢgörü politikası izlese de vadettiği reformları bir türlü tam anlamıyla gerçekleĢtiremedi.3
Halkın reform istekleri Arap Baharından önce de vardı. Ancak bu istek, kalkıĢma ve kanlı protestolar olarak Arap Baharında yaĢananlar gibi olmamıĢtı.
Arap Baharından önce halkın gündelik yaĢam Ģekli diğer Arap ülkelerinden pek de farklı değildi. Kısıtlı imkânlara sahip olsalar da, hayat standartları ve yaĢam pahalılığı, geçinme olanakları bakımından yeterli; özgürlük bakımından da BeĢar Esad‟ın göstermelik de olsa uyguladığı hoĢgörü politikasından dolayı diğer Arap ülkelerinden biraz daha esnek yapıya sahipti.
1
Yağmur ġen, “Suriye‟de Arap Baharı”, Yasama Dergisi, sayı 23, s.60. 2 A.g.m., s. 57.
3 BarıĢ Adıbelli (ed), Emperyalizmin Oyununda İkinci Perde: Arap Baharı ve Suriye, Ġstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 2016, s.161.
4 Sünni ve ġii mezhebine sahip kiĢiler, birbirleri arasındaki ticari iliĢkiler sayesinde kendi
dengelerini sağlamaktaydılar.4
Hatta BeĢar Esad ġii mezhebine sahip olsa da, eĢi Sünni mezhebine sahipti. Yani bir nevi “dengeli gözükme” politikası söz konusuydu. Bu dengeli gözükme politikasından ötürü çoğunlukta olan Sünni halk, rejime karĢı gelmiyordu. Halkın toplumsal dengesinin korunması da beraberinde karĢılıklı uzlaĢı ve anlayıĢ getiriyordu.
Mevcut Suriye rejiminin, çevre ülkelerle iliĢkileri zaman zaman gerilime sahne olsa da, Arap Baharından önceye kadar çevre ülkelerle iyi geçinmeye çalıĢan bir politika izliyorlardı. Her ne kadar Hizbullah, El Kaide ve YPG/PYD gibi PKK‟nın uzantı örgütleri Suriye topraklarında küçük çaplı olaylara neden olsa da, diğer devletler Arap Baharından önce dıĢ müdahale seçeneğini hiç masaya yatırmamıĢlardı. Esad rejimi Ġsrail ile olan sürtüĢmelerinden dolayı ABD tarafından hedef haline gelse de, Suriye yönetimine bu konularda uyarılarda bulunmayı yeterli görüyorlardı. Rusya ve Ġran ile her noktada iyi iliĢkiler kuran Esad rejimi, ABD yönetimiyle 11 Eylül sonrası gerilimli bir iliĢki içerisindeydi. Türkiye ile zaman zaman gerilime neden olan “Su Sorunu” ve PKK‟lı bazı isimlerin teslim edilmediği için bazı sorunlar yaĢansa da5
, daha sonraki zaman diliminde hem ekonomik hem kültürel pek çok dostluk anlaĢmalarına imzalar atılmıĢtı.
Genel olarak değerlendirdiğimizde; Arap Baharı öncesi Suriye bu denli yıkımlara ve protestolara sahne olacak bir ülke imajında değildi. Diğer Arap ülkelerindeki “Bahar” olayı yönetimleri değiĢtirmek açısından baĢarı ile sonuçlanmıĢ olmasa ya da böyle kalkıĢmalar diğer Arap ülkelerinde hiç yaĢanmamıĢ olsaydı Suriye‟de yine de bu olaylar yaĢanır mıydı sorusunun cevabı; pek tabi ki “Hayır” yaĢanmazdı olurdu. DıĢ ülkelerin müdahalesi olmasa bu kadar uzun süren bir “Bahar” olayı yaĢanır mıydı? YaĢanmazdı çünkü denge sağlama açısından Rusya ve ABD, rejim ve muhalifler açısından birbirlerini dengeledikleri için vekâlet savaĢlarına dönüĢmüĢ bir Suriye oluĢtu. ABD ve Rusya Suriye‟ye müdahil olmasaydı dengeleme olmayacağı için birisi üstün gelen taraf olurdu ve iç savaĢ bu kadar uzun sürmezdi. ABD‟nin vekâlet olarak önce
4 Yağmur ġen, a.g.m., s.60-61.
5 NATO‟yu sonra PYD/YPG örgütünü öne sürmesi de süreci etkileyen ve dengeleyen unsurlardan olmuĢtur.6
2. Arap Baharının Suriye’de Ortaya Çıkış Süreci
Arap Baharının baĢ göstermesi ile baĢlayan sorunsal sürecin günümüze kadar geldiği, çatıĢmaların hiç eksilmediği, halkın yok sayıldığı, insanlığın hiçe sayılarak politik hesapların yapıldığı, küresel güçlerin çözüm arayıĢı içinde gözüküp çıkar odaklı müdahalelerde bulunduğu Suriye‟de sözde “Bahar” durumu 2019 yılı itibari ile sekizinci yılına girdi. Her Ģey 15 Mart 2011‟de "öfke Cuması" adını alan bir dizi hareketle baĢladı. Dera‟da halk sokağa çıktı ve rejime karĢı ilk kitlesel eylemi
düzenledi. Bu tarih Suriye‟deki olayların baĢlangıcı olarak kabul edildi.7
Dera bölgesinde baĢlayan protestolar çok geçmeden bütün ülkeye yayıldı. Protestoların iç savaĢa dönüĢmesiyle dört yüz bini aĢkın kiĢi yaĢamlarını yitirdi. Ġç savaĢın baĢladığı 2011 yılından günümüze kadar, beĢ milyondan fazla Suriyeli ülkesini terk etmek zorunda kaldı, yedi milyon kadarı da Suriye içinde güvenli bölgelere göç etmek zorunda kaldı. Bu göçlerin sonrasında sığınmacı sorunun ortaya çıkması AB ülkelerini çeĢitli politikalar geliĢtirmek durumunda bıraktı. AB ile Türkiye arasındaki karĢılıklı geri kabul anlaĢmasından sonra neredeyse üç milyondan fazla Suriyeli Ģuan Türkiye‟ye
sığınmıĢ durumda.8
Bu durumun yarattığı sosyoekonomik ve sosyokültürel sonuçlar dikkate alındığında Arap Baharının faturası sadece krizlerin yaĢandığı Arap ülkelerine kesilmiyor, Türkiye‟ye ve AB ülkelerine de ağır bir faturanın kesilmesine neden oluyor. Suriye‟deki iç savaĢ Arap Baharını yaĢamıĢ diğer ülkelerle kıyaslanamayacak kadar karıĢık bir halde. Tunus‟ta, Libya‟da ve Mısır‟da iyi ya da kötü bir yönetim Ģekli oluĢtu ve Arap Baharı kalkıĢmaları bazı Arap ülkelerinde tamamen kontrol altına alındı. Ancak Suriye‟de olaylar dinmek bilmiyor. Bu yüzden küresel ve bölgesel güçler Suriye‟ye müdahil olup birbirlerine karĢı güç mücadelesi vermektedirler. Bir tarafta bölgeye müdahil olarak, rejim karĢıtı grupları püskürtmeye çalıĢan Esad rejiminin mutlak destekçisi Ġran ve Rusya var. Diğer tarafta ise Esad rejiminin karĢısında; zaman
6 Hasan Basri Yalçın, Burhanettin Duran, Küresel ve Bölgesel Aktörlerin Suriye Stratejileri, Ġstanbul: Seta Yayınları, 2016, s.82-88.
7 Begüm Zorlu, “Suriye Ġç SavaĢında 4 yılda neler oldu?”, 16.03.2015,
https://www.bianet.org/bianet/siyaset/163049-suriye-ic-savasinda-dort-yilda-neler-oldu (12.05.2018)
8 Esra Uludağ, “Suriye Örneği Üzerinden Türkiye ile Kritik Aktörlerin Göç Politikalarına KarĢılaĢtırmalı Bir BakıĢ”, 18.04.2018,
6 zaman kendi aralarında fikir ayrılıklarına düĢseler de Türkiye, Amerika BirleĢik
Devletleri, Katar, Suudi Arabistan ve diğer NATO ülkeleri bulunmaktadır.9
SavaĢı hararetlendiren iç aktörler ise DAEġ ve PYD/YPG yani diğer bir adıyla Amerika‟nın önerisiyle kurulup, Amerika tarafından desteklenen Suriye Demokratik Güçleri(SDG) bulunmaktadır. Amerika‟nın Suriye‟ye ve bölgeye tarihsel bakıĢı ve politikası açıkça söylenmese de Ġsrail‟in güvenliğini sağlayıcı yönde ve Kürt gruplara
kurdurulacak devlet ve ya bölgesel yönetimler üzerine kuruludur.10
Tabi bunların bazı sebepleri var. Böl, parçala, yönet stratejisinden ziyade, çevredeki baĢat güç olan ülkelerden Türkiye‟nin ve Ġran‟ın bölge üzerindeki hâkimiyetlerini en aza indirgemek
ve kendi politikalarının ve çıkarlarının korunmasını sağlamayı amaçlamaktadırlar.11
Irak modelini de göz önünde bulundurursak, Suriye‟de de benzer bir siyasi sonuç çıkarımına gidilmeye çalıĢıldığı izlenen yol ve PYD/YPG‟ye yapılan yardımlardan anlaĢılmaktadır. Suriye‟nin bir bütün olarak kalmasının imkânsız olduğunu düĢünen ABD, Suriye‟yi de tıpkı Irak gibi görmektedir. Ancak Irak‟ın arkasında duran bir Rusya ve Ġran yoktu. Rusya ve Ġran Arap Baharı‟nın Suriye‟de çıkıĢ sürecine müdahil olamasalar da, sonraki süreçte rejime destek olarak günümüze kadar rejimin can simidi olmuĢlardır. Onlar olmasa ABD Suriye‟de Esad rejimini devirmiĢti ya da Irak gibi bölgesel yönetim devletleri kurulmasını sağlamıĢtı. Ancak Türkiye, Irak‟ta yapılanın Suriye‟de de yapılmasına izin verecek bir ülke değildir. Türkiye, Kıbrıs BarıĢ Harekâtından sonra ilk kez bu denli çapta Fırat Kalkanı Harekâtı ve Zeytin Dalı Harekâtıyla Suriye‟ye askeri olarak müdahil olmuĢtur. Türkiye‟nin bu harekâtları gösteriyor ki; ABD Türkiye‟nin hassasiyetlerini dikkate almadan Suriye‟de izlediği ve izleyeceği her politika risk altında olacaktır. Dolayısıyla Arap Baharının Suriye‟de ortaya çıkıĢ süreci pek çok devletin farklı açılardan politik hesaplar yaparak bölgeye hâkim olmak için Suriye‟ye müdahil olmasına neden olmuĢtur. Günümüz 2019‟unda konunun Arap Baharı olmaktan çok ABD-Rusya çekiĢmesine hatta farklı platformlarda “Türkiye-İran-Rusya ittifakına karşı
ABD” gibi çok taraflı çekiĢmeler yaĢanmaktadır. Bu yaĢananlar bazen devletlerin
bölgedeki aktörler vasıtasıyla güç mücadelesine girmesiyle, bazense bizzat kendisini
9 Yağmur ġen, a.g.m., s.72. 10
Tatiana ġuvalova, “ABD, Kürt devletini Ortadoğu‟daki dayanağı olarak kuruyor”, 15.01.2019,
https://tr.sputniknews.com/columnists/201901151037114071-abd-kurt-devletini-ortadogudaki-dayanagi-olarak-kuruyor/ (20.02.2019)
7 öne sürmesiyle yaĢanmaktadır. Güç dengesinin eĢitlenmesi ise Suriye‟de çözümsüz bir döngüye neden oluyor.
3. Arap Baharından Sonra Suriye’deki Durum
3.1. Esad Rejiminin Olaylar Karşısındaki Tavrı
Arap Baharı‟nın Suriye‟de ortaya çıkıĢı protestolarla baĢlamıĢtır. Esad rejimi baĢlayan protestoları dindirmek adına bir takım müdahalelerde bulundu. Ġlk olarak 20 Mart 2011‟de Dera Valisini görevden aldı. Protestolarda gözaltına alınan 16 kiĢi serbest bırakıldı. Bu hareket protestocu kesime Ģirin gözükmek için atılan bir adımdı. Ancak protestocu kitlenin giderek büyümesi ve organize olarak protestoların artması ihtimali sonrası olabilecekler, Esad rejiminin kâbusu oldu. 3 gün sonra yani 23 Mart 2011‟de Esad rejimi protestocu kesime büyük bir saldırı gerçekleĢtirdi. Dera bölgesinde gerçekleĢen saldırıda beĢ yüzün üzerinde sivil halkın üzerlerine ateĢ açılarak birçoğu öldürüldü.12
Bu saldırıdan anlıyoruz ki Esad rejimi, Arap Baharı gibi bir kalkıĢmaya hazır değildi ve ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Üç gün önce halkı sakinleĢtirmek, yatıĢtırmak için protestocuları serbest bırakıp valiyi görevden almıĢlardı ama üç gün sonra daha büyük bir saldırı gerçekleĢtirip onlarca sivili katlederek kontrolsüz ve acımasız bir yönetim sergiliyorlardı. Bu durum yönetimsel anlamda “psikolojik korku” olarak nitelendirilebilir. MeĢruluğunu kaybetme korkusu içinde olan Esad, bir yandan halka karĢı Ģirin gözüküp protestoları bitirme eğilimine girdiğini göstermek istiyordu ama bir yandan da protestocu kesimin giderek büyüdüğü istihbaratlarını alınca korkudan ne yapacağını ĢaĢıran, en sonunda da halkını katletmeyi seçen bir lider rolüne bürünüyordu.
Esad rejiminin bu Ģiddet eğilimlerine tepki olarak, 25 Mart‟ta “İzzet Cuması” adını alan büyük bir protesto gösterileri düzenlendi. Suriye'nin ġam, Humus, Lazkiye, Halep ve Hama kentlerinde binlerce kiĢi aynı saatlerde yönetim karĢıtı protesto gösterilerine katıldı. Olayların daha da büyüyeceğini ve kontrol edilemez hale geleceğini gören Naci Itri BaĢbakanlığındaki hükümet istifa etti. Ġstifayı kabul eden Esad yönetimi, Naci Itri‟nin geçici olarak BaĢbakan olarak devam edeceğini bildirdi. 31 Mart tarihinde, BeĢar Esad protestoların baĢladığı günden sonra ilk kez halka seslendi. KonuĢmasında reform sözü veren Esad, göstericileri vatan hainliğiyle suçlamaktan da
12 Hürriyet, “Suriye'de içsavaĢ 3'üncü yılında”, 15.03.2013,
8 geri durmadı.7 Nisan‟da ise Kürt grupların kutuplaĢıp baĢka bir ayaklanmaya sebep olmamaları için Kürtlere vatandaĢlık hakkı verdi. Bir hafta sonra da 14 Nisan‟da bir genelge yayınlayarak protestolar sırasında tutuklanan yüzlerce kiĢiyi serbest bıraktığını bildirdi.
Ama protestoların baĢını çeken kesim olarak gördüğü aktivistleri serbest bırakmadı. 21
Nisan‟da da Esad rejimi tarafından olağanüstü halin kaldırıldığı duyuruldu.13
Olağanüstü hal kavramı Suriyeliler için zaten bir anlam ifade etmiyordu. Çünkü 48 yıldır devam eden bir olağanüstü hal söz konusuydu ve bu durum halk için zamanla normal bir durum gibi gözükmeye baĢlamıĢtı. Esad kendi halkı karĢısında ne yapacağını bilemediği için bu tip kararlara baĢvurarak yumuĢak yüzünü gösterip masum devlet adamı rolüne bürünmeye çalıĢtı. Protestoların baĢlarında geçerli olan bu durum zaman zaman yumuĢama Ģeklinde olsa da protestolar büyüyüp kontrol edilemez hale geldikten sonra Esad rejimi sadece katil yüzlerini gösterdiler. Kimyasal silahların da kullanılması dâhil olmak üzere kendi halkını acımasızca katletme yolunu seçtiler.
“Yönetmek bir hastalıktır” tezini ortaya atanlar ileride mutlaka Esad rejimini de örnekler içerisine alacaktır. Kendi halkına sırf yönetimde kalabilmek adına katliamlar yapan Esad rejimi, tarihe adını Ģimdiden kanlı harflerle yazdırmıĢtır. Hâlbuki Arap Baharından seneler evvel Suriye bir bütünken, Batı‟yı örnek aldıklarını defalarca deklare etmiĢti. Reformlar konusunda ise Türkiye‟yi örnek model olarak değerlendirdiklerini belirterek bu tip reform düĢüncelerine rağmen sözlerini hayata geçiremedi. Baas sistemini esneterek çok partili sisteme geçemedi. Akrabaları ve sistemde etkin rolde bulunan kendine yakın isimlerinde etkisiyle güç buhranına yenildi.14 Yönetimde kalmak adına kendi halkına acımasızca saldırılar gerçekleĢtirdi. En önemli Ģehirlerini harabelere çevirdi. Halkın bir kısmını göçe zorladı bir kısmını da terörist grupların kucaklarına attı. Protestolarla baĢlayan süreci kanla bastırmak Esad rejiminin tüm meĢruluğunu sonlandırdı. Halkın yönetiminden tamamen uzaklaĢan BeĢar Esad yönetimi tamamen kendi rejiminin devamını sağlamak adına kararlar alıp, hamlelerini sırf bu doğrultuda uyguladı. Milyarlarca dolar kiĢisel servete sahip olan Esad ve ailesi olaylar büyümeden halkın demokrasi ve özgürlük taleplerine olumlu cevap verebilirdi. Kendi yönetimlerinin belirli bir zamana kadar devam edeceği
13 Hürriyet, “Suriye'de içsavaĢ 3'üncü yılında”, 15.03.2013,
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/suriyede-icsavas-3uncu-yilinda-22824015 (10.06.2018)
9 mesajını verip sonrasında demokratik bir seçim sonrası yönetimi bırakabileceklerinin sinyalini vermiĢ olsalardı Ģuan muhtemelen Suriye‟de var olan örgütler bu kadar büyüyemeyecek, dıĢ güçlerce beslenemeyecek ve Arap Baharı süreci Suriye‟de bu kadar uzamıĢ olmayacaktı.
Sonuçta Suriye ne oldu? ParçalanmıĢ, terörist grupların yuvası olmuĢ; dört bir yanı dinsel, mezhepsel, ırksal ayrıĢmalara uğramıĢ, küresel güçlerin çıkar çatıĢması uğruna birbiri ardına çeĢitli stratejilerle istedikleri yerleri istedikleri an bombalayabildikleri, edilgen yapıda bir ülke haline geldi.
Suriye‟nin bu duruma düĢmesinin nedenlerinden biri de kimlik sahibi olmamasıdır. Osmanlı döneminde Osmanlı‟nın vali atadığı bir vilayet olan Suriye, 1.Dünya SavaĢı sonrası Fransa mandasına girmesiyle kimlik buhranı yaĢamaya baĢladılar. Suriyeliler Osmanlı döneminde halifeye bağlı Ġslamcı bir anlayıĢ içindeyken, bağımsızlık sonrası ġii Baas rejimi tarafından yönetilen bir ülke Ģekliyle tanıĢtı.15
Ancak Arap Baharı sonrası görüldü ki, Suriye halkının büyük bir çoğunluğunun sığındığı tek liman Osmanlı mirasçısı Türkiye oldu. Bunun sebebini ġaban ÇALIġ‟ın bir zamanlar tıpkı Suriye gibi Osmanlı toprağı olan Balkan ülkeleri için değindiği sözlerde bulabiliriz. “Özgül kimlik duygusunu besleyen kolektif aidiyet kalıpları özünde hayalden
ibaret olsa da onu yaşatan hayalin beslendiği kaynak var oldukça, yani yüzyıllarca acı tatlı ortak yaşananlar hala hafızalarda ise, figürleri hala işlevsel ise, bir olgu olarak her zaman var olacaktır.”16 Suriyeli olma bilinci ve kimliği oluĢamayan toplumda, geçmiĢe yönelik kimlik aradıklarını ve buldukları Ģeyin Osmanlı bağı ve özlemi olduğunu, yaĢadıkları bunalım sonrası kendilerini kurtarıcı gözüyle baktıkları Osmanlı mirasçısı Türkiye‟de bulmalarından anlayabiliriz.
3.2. Suriye Halkının Rejime Karşı Adımları
Arap Baharı ile baĢlayan halkın reform isteklerine karĢı rejim güçleri orantısız Ģekilde saldırıyordu. Bu saldırıların bazıları kimyasal silahlar kullanılarak gerçekleĢip, muhalif kesim ortadan kaldırılmak istenmiĢtir. Bazı saldırılar ise hedef gözetmeksizin gerçekleĢmiĢtir. Kadın, yaĢlı, çocuk demeden esir alınan kiĢiler zalimce iĢkenceler görmüĢtür. Suriye halkı yaĢanan zulümlere karĢı birlik olmanın zamanının geldiğini
15 BarıĢ Adıbelli, a.g.e., s.34.
16 ġaban ÇalıĢ, Hayalet Bilimi ve Hayali Kimlikler Neo-Osmanlılık, Özal ve Balkanlar, Konya: Çizgi Kitabevi, 2001, s.31.
10 düĢünerek rejime karĢı adımlar atmaya baĢladı. Haziran 2011‟e gelindiğinde mücadelenin silahlı kanada dönüĢmesi için protestocu kesim toparlanmaya baĢladı. 2 Haziran 2011‟de Antalya‟da buluĢan 300 önemli Suriyeli muhalif isim “Suriye’de
Değişim Konferansı” gerçekleĢtirdi.
Konferans sonucunda 31 kiĢiden oluĢan bir komite kurdular. GerçekleĢen konferansa Arap aĢiretleri, Müslüman KardeĢler, Kürtler, Arap Aleviler, Türkmenler, Dürziler, Hıristiyanlar, Süryaniler, Yezidiler, sivil toplum örgütleri, önde gelen vilayetlerin temsilcileri, ġam Deklarasyonu liderleri, Avrupa‟daki, ABD‟deki Suriyeliler Ortadoğu‟daki Türkiye‟deki her coğrafyadan Suriyeliler katıldı. Temmuz 2011‟de ise Suriye ordusuna mensup bölgeleri ve kasabaları korumak için örgütlenen kitle Riyad el-Esad liderliğinde, Özgür Suriye Ordusu‟nu kurdular. Bununla birlikte bağımsız halk
komiteleri de kuruldu.17 Birlik olma bilinciyle baĢlayan bu konferans, dünya
kamuoyunda etki yaratarak zulüm gören halkın destek bulmasında büyük katkıları oldu. 15 Eylül 2011‟de ise merkezi Ġstanbul olan Suriye Ulusal Konseyi kuruldu.18
Bu tip konferansların Türkiye‟de yapılması, bir ülkenin muhaliflerinin kurduğu ulusal konseyin yine burada olmasının Türkiye‟nin bu süreçte ne kadar önemli bir aktör olduğunu gösteriyordu.
Özgür Suriye Ordusu vasıtasıyla halkın Esad rejimine karĢı silahlı direniĢi baĢlamıĢ oldu. BaĢlarda ABD‟den de destek gören halkın bu silahlı direniĢ örgütü, ABD‟nin strateji değiĢtirerek baĢka bir örgütü desteklemesi sonrası aldıkları destek minimuma düĢmüĢtür. ABD strateji değiĢtirmeseydi, ÖSO Ģuan bölgedeki en büyük yerel güç olabilirdi. Ancak ABD, Türkiye‟yi ve Ġran‟ı bölgede kıskaç altına almak istediği için “Kürt Koridoru” kurmak istedi. Aslında bu plan yeni bir strateji değildi. Özal zamanında da Saddam‟a karĢı hamle olarak ABD tarafından Türkiye‟nin önüne Kürt koridoru meselesi getiriliyordu.19
Irak iĢgali sonrası Türkiye ABD planlarına ortak edilmese de, Irak‟ın kuzeyinde oluĢturulduğu gibi Suriye‟nin kuzeyi içinde benzer yapı oluĢturulmak isteniyor. Ancak Suriye halkı ve Türkiye buna izin vermeyecektir.
Göç konusu ise Suriye halkının en çok zorlandığı konu olmuĢtur. Esad rejiminin zulmünden kaçan Suriyeliler baĢta Türkiye olmak üzere pek çok ülkeye göç etmek zorunda kalmıĢtır. Esad rejiminin harabeye çevirdiği Ģehirlerde barınma, yeme, içme,
17 Begüm Zorlu, a.g.m. 18 BarıĢ Adıbelli, a.g.e., s.234. 19 Mehmet Ali Güller, a.g.e., s. 26-27.
11 alıĢveriĢ gibi ihtiyaçların karĢılanamayacak Ģekle dönüĢmesi ve can güvenliğinin sağlanmasının imkânsız hale geldiği Ģehirlerden göçler baĢlamıĢtır.20
Sığınmacı ve göçmen olanlardan bazıları da ÖSO‟ya katılarak askeri eğitim almaya baĢlamıĢtır. Özellikle Türkiye‟den askeri eğitim alarak bu örgüte katılan Suriyeli sayısı bir hayli fazla. Halkın direniĢi olarak görülen bu örgüt, Suriye‟nin pek çok bölgesinde Esad rejimine karĢı mevcudiyetlerini sürdürmektedir.
Cenevre barıĢ görüĢmelerinde de yer alan muhalefet temsilcileri21, ülkelerinde barıĢın sağlanması için gerekli adımların atılmasını bekliyor. Gerek uluslararası gerekse bölgede oluĢturdukları kurullar ile BirleĢmiĢ Milletlerin Esad rejimi ile ilgili alacağı kararların ve dünya kamuoyunun gözünün Suriye‟de kalması için, ülkelerine huzurlu bir Ģekilde dönüĢ yolu oluĢturabilmek için çalıĢmalarına devam ediyorlar.
4. Esad Rejimi Destekçisi Ülkeler ile ilgili Bilgilendirme
4.1. Rusya’nın Esad Rejimini Destekleme Nedenleri
Esad rejiminin, bunca uluslararası baskıya rağmen rejimini devam ettirebilmesinin bazı nedenleri var. Bu nedenlerden en büyüğü Rusya‟dır. Rusya‟dan aldığı, hem askeri hem lojistik destek sayesinde rejim yaĢantısını devam ettirebiliyor. Rusya‟nın Akdeniz‟de söz sahibi olan küresel ülkeler arasına girme hedefi var. Stratejik olarak değerlendirdiğimizde, küresel güçlerden Ġngiltere‟nin Güney Kıbrıs Rum yönetiminde üssü var. Bu üssü Ortadoğu ile ilgili yapılan operasyonlarda sıkça kullanıyor. ABD ise Türkiye‟nin Adana ilinde Ġncirlik üssüne sahip ve Ortadoğu ile ilgili operasyon yapması gerektiğinde alternatif olarak bu üssü kullanıyor. Rusya ise Suriye‟deki Tartus‟u üs olarak kullanıyor. 22
Soğuk savaĢ dönemlerinde de ABD‟nin savaĢ uçakları ve savaĢ gemilerinin hedefi olan Suriye, Sovyet Rusya‟nın bloğunda yer alıyordu. ġimdiki Rusya‟nın Küba ve Vietnam'daki üsleri de dâhil tüm askeri üslerini kaybetmesi sonucu elinde sadece Suriye'deki Tartus tesisi kaldı.23 Bu tesisin her ne kadar askeri bir tesis olmadığı söylense de, Rusların jeopolitik olarak önem verdiği Akdeniz coğrafyasında söz sahibi
20 Habertürk, “BM'den Suriye'de göç açıklaması”, 12.09.2018,
https://www.haberturk.com/bm-den-suriye-de-goc-aciklamasi-2011-den-bu-yana-gorulmemis-sekilde-2139205 (15.09.2018)
21
Ali Poyraz Gürson, Büyük Güçlerin Suriye Planı, Ankara: Kripto Yayımcılık, 2016, s.278. 22 BarıĢ Adıbelli, a.g.e., s.262.
23 Abdulcelil El Merhun, “Suriye - Rusya iliĢkilerinin hikayesi”, 09.02.2014,
12 olma arzusu nedeniyle bu tesisteki varlıklarını sürdürüyorlar. Dolayısıyla Rusya‟nın
Suriye‟den ve Akdeniz‟de yer edinme hedefinden vazgeçmesi söz konusu değil.24
Rusya için sıcak denizlerin önemi hem stratejik hem politik hem ticari açıdan tarihsel olarak hep ön planda olmuĢtur.
Her ne kadar Suriye Rusya için bu kadar önemli olsa da, iç savaĢın baĢlarında Esad rejimine destek verme konusunda fazla aceleci olmadılar.25 Çünkü diğer Arap ülkelerinde yaĢanan Arap Baharı kalkıĢmaları sonrası yönetimler değiĢmiĢti. Yine de Esad rejiminin yanında olduklarını göstermek için Akdeniz‟de bulunan savaĢ gemilerini Tartus limanına göndererek rejime karĢı denizden yapılabilecek saldırıları önlemek istediler. ABD ise buna karĢılık uçak gemisini Suriye yakınlarına gönderdi. Rusya ise buna karĢılık tek uçak gemisini Suriye‟ye yakın konuĢlandırarak bir nevi dengeleyici unsur oluĢturmak istediler.
Dengeleyici unsur konusu Libya‟da da söz konusu olabilirdi. Ancak orda yaĢananlar hem ABD hem de NATO tarafından oldubittiye getirilerek orada Rusya‟nın aleyhine bir sonuç ortaya çıkmıĢ oldu. Aynı senaryonun uygulamaya konarak; ABD ve AB tarafından Suriye‟ye dıĢ müdahalelerin olmaması için elinden geleni yapan Rusya, BM Güvenlik konseyine Esad rejimi aleyhine gelen tüm tasarıları Çin ile beraber veto ettiler.26 Daha sonraki geliĢmeler Rusya‟nın Esad rejimine daha çok sahip çıkmasının yolunu açtı.
Bu geliĢmelerden biri; ABD‟nin Esad konusunda sadece tehditkâr açıklamalar ile yetinip, tehditlerini eyleme dökmemesi oldu. Özellikle Barack Obama‟nın “kırmızı çizgimiz” diye nitelendirdiği kimyasal silahların kullanılması olayı ve sonrasında hiçbir adım atılmaması, Obama‟nın Suriye politikasının ne kadar zayıf olduğunu ve lafların sözde kaldığını gösterir oldu.27
Rusya bu durumu çok iyi sezdi ve bölgedeki diğer geliĢmeleri de ele aldığında, ÖSO‟nun Esad‟ı devirme ihtimalinin zayıf olduğu kanaatine vardı. DAEġ‟in amaçlarını da değerlendiren Rusya, Esad rejimi için uzun vadede daha fazla sorun çıkaramayacaklarını düĢündü. Çünkü DAEġ‟in dünya kamuoyu tarafından bir terör örgütü olarak görülmesi ve dünyayı tehdit eder
24 Hasan Basri Yalçın, Burhanettin Duran, a.g.e., s.179-180. 25 BarıĢ Adıbelli, a.g.e., s.53.
26
A.g.e., s.54.
27 Ben Rhodes, “Inside the White House During the Syrian 'Red Line' Crisis”, 03.06.2018,
13
açıklamaları, gözleri Esad‟dan DAEġ‟e çevirmiĢti.28
Bu örgütün de bölgede fazla tutunamayacağı ve bir Ģekilde yok edileceği görüĢü ön plana çıktı. Dolayısıyla Rusya tarafında Esad rejiminin dıĢ müdahale olmazsa devrilmesinin imkânsız olduğu görüĢü pek çok olasılık değerlendirilerek ön görüldü. DıĢ müdahale seçeneğini bertaraf etmek için her olayda rejim lehine açıklamalar yapıp her müdahale tasarısında veto hakkını kullanan Rusya, Lazkiye bölgesine de askeri yığınak yaptı. Lazkiye‟ye hava üssü kurulmasıyla Esad rejiminin havadan desteklenmesi, rejimin kaybettiği bazı bölgeleri geri almasını sağladı. Rusya ise Suriye‟yi DAEġ‟ten kurtarmak bahanesiyle Esad rejimine olan askeri desteğini artırarak bölgede hâkimiyet kuruyor. Rusya‟nın Esad rejimine desteği vekâlet savaĢları açısından değerlendirildiğinde de kendi tarafını kollamak olarak görülebilir.
4.2. İran’ın Esad Rejimini Destekleme Nedenleri
BeĢar Esad‟ın Ġran‟a yaklaĢımı babası Hafız Esad‟dan beri hep olumlu olmuĢtur.29
Mezhepsel olarak bir birliktelik içinde olan Esad rejimi ve Ġran yönetimi, savaĢtan önce de sıkı iliĢkiler içindeydiler. Ġran her zaman bölgede mezhepsel bir yaklaĢım içinde olmuĢtur. Gerek Türkiye‟ye karĢı, gerekse Sünni Arap ülkelerine karĢı hep bir soğukluk içindeydiler. Suriye‟de ise yönetim Nusayrilerdeydi. Suriye, mezhepsel olarak kendilerine yakın bir Arap devletiydi. Suriye‟nin nüfusunun nerdeyse 4/3‟ü Sünni mezhebine sahip kiĢilerden oluĢmasından dolayı herhangi bir kötü senaryoda kendilerine mezhepsel olarak yakın bir devleti kaybetmek istemiyorlardı. ABD‟nin iddialarına göre protestoları bastırmak için Ġran‟ın Devrim Muhafızları‟na bağlı Kudüs Ordusu da Esad rejimine yardım etti.30
Ġç savaĢın baĢlarında muhalif sıfatıyla popülaritesi artan Sünni mezhebine sahip Özgür Suriye Ordusu‟na karĢı çıktılar. Ġlerleyen süreçte güçlenerek ortaya çıkan Sünni mezhebine mensup radikal bir örgüt olarak gördükleri DAEġ‟e karĢı çıktılar. Yani mezhepsel kaygılar nedeniyle BeĢar Esad‟ı destekleyerek aynı zamanda Batılı ülkelerle Arap ülkeleri liderlerinin Suriye‟yi direniĢ cephesinden ayırmak için yaptığı baskılara karĢı Ġran‟ın direniĢ cephesini
28 Denise Lu, Gene Thorp, “How the growing web of conflict in Syria became a global problem”, 03.11.2015,
https://www.washingtonpost.com/graphics/world/explaining-the-syrian-conflict/?noredirect=on (17.07.2018)
29 Ahmet Kıymaz, Arap Baharı’nda Açan Çiçek: Suriye, Ankara: Sarkaç Yayınları, 2012, s.65.
14 koruma stratejisi güdüyorlar.31
Irak‟tan sonra Suriye‟nin de ABD tarafından iĢgal edilmesi demek sıranın Ġran‟a gelmesi demek olacağı için Ġran‟ın mutlak Suriye politikası Esad rejiminin devamı yönündedir. Protestocu gruplar Esad aleyhinde gösteriler yaparken Ġran bayraklarını da yaktıkları için olası bir rejim değiĢikliğinde kaybeden tarafın Ġran olacağı da aĢikârdır.32
Bu nedenle bölgedeki ġii milisleri ve Esad‟a bağlı birlikleri gizliden gizliye hep desteklediler.
Arap Baharını yaĢamıĢ diğer ülkeler için de aslında Ġran mevcut yönetimlerin kalmasından yanaydı. Arap ülkelerinde değiĢen yönetimlerin demokrasi adı altında yönetimden indirildiği, küreselleĢme olgularının ve sosyal medyanın gücü sayesinde örgütlenmenin üst tavana ulaĢtığı algısı ile Ġran‟ın da sosyal olarak etkilenebileceği hissiyatı oluĢmuĢtu. Baskıcı rejimlerin görevde kalması Ġran için de bir nevi destek kapısı olabilirdi. Müslüman KardeĢler tarzı Sünni yapıların baĢa geçmesi ABD‟nin istemediği kadar, Ġran‟ın da istemediği bir durum olurdu. Müslüman KardeĢler tarzı yapılar: “Ġslam çözümdür, Ġslam hem din hem devlettir, Sosyal adalet din ile sağlanabilir.”33
Ġdeolojisinde devleti dinsel argümanlarla yönetme eğilimine girme güdüsü taĢımaktadırlar. Dolayısıyla Ġran, Suriye‟de Müslüman KardeĢler tarzı bir yapının ortaya çıkmaması için de Esad rejimini destekleme gereği duymuĢtur.
Ġran‟ın çok denklemli bir oyunda 3 blok ülke içerisinde görüldüğünü söyleyebiliriz. Esad rejimi ise bu blokla arasını hep iyi tutmuĢ sadık bir müttefik olarak görülmektedir. Rusya‟nın Esad rejimini desteklemesinin nedenlerinden biri de “Rusya -
İran - Çin bloğunun” çıkarlarıyla örtüĢen bir politika izlemesidir. Ġran‟ın Suriye‟ye açık
olarak müdahil olması; Ġran askerlerinin resmi olarak Suriye‟de varlığını ilan ederek rejime destek olması Ġran karĢıtı devletlerce savaĢ sebebi olarak görülebilir, bu da Ġran‟la kapıĢma konusunda hevesli olan “ABD – İsrail - Suudi Arabistan bloğunun” eline büyük bir koz geçmesi demek olabilirdi. Konu Suriye‟deki iç savaĢtan Ġran‟a açılacak olan bir savaĢa dönüĢebilirdi. Ancak konuya ABD açısından bakarsak, ABD için Ġran‟a savaĢ açmak somut bir sonuç elde edemeyeceği bir maliyet getirir. Maliyetin dıĢında nükleer güce sahip bir ülkeye savaĢ açmak telafisi imkânsız sonuçlar
31 Yakın Doğu Haber, “Ġran Suriye‟yi neden destekliyor ve ne zamana kadar destekleyecek”, 26.02.2017,
http://www.ydh.com.tr/HD15086_iran-suriyeyi-neden-destekliyor-ve-ne-zamana-kadar-destekleyecek.html (20.07.2018)
32 A.g.m., s.16.
33 Hasret Çomak, Caner Sancaktar, Ortadoğu Analizi İki Kutuplu Sistem Sonrası Ortadoğu ve Arap Baharı, Ġstanbul: Beta Yayıncılık, 2014. s. 157.
15 doğurabilecek bir durumdur. ABD‟de de bunu bildiği için Ġran‟a ambargo ve ekonomik yaptırımlar uygulamayı daha uygun buluyor. Ġran‟ı ekonomik olarak zayıflatmak ve
bölgede yalnızlaĢtırmak, ABD‟nin Ġran politikasında birinci önceliklerdir.34
Dolayısıyla Ġran, Suriye‟de Esad rejimini desteklerken temkinli adımlar atmak ve Rusya‟nın daha etkin olması için ikili iliĢkiler kurma konumundadır. Çin de Suriye‟ye müdahil olma konusunda hevesli olsa da, Rusya‟nın varlığı Çin‟in müdahil olma konusunda ısrarcı olmasını engelliyor.
5. Esad Karşıtı Ülkeler ile İlgili Bilgilendirme
5.1. ABD’nin Esad Rejimine Karşı Olmasının Nedenleri
Suriye‟nin 1946‟dan sonra bağımsızlığını kazanmasından beri ABD ile iniĢli çıkıĢlı iliĢkileri olmuĢtur. Hatta Ġsrail‟in Golan Tepelerini iĢgali sonrası BMGK‟da ABD tarafından da Suriye destek görmüĢtür. Hafız Esad öncesi ise dıĢ politikalarında bu denli güç ve destekleri yoktu. Ġstikrarsız ve darbelerle geçen yönetimlerden dolayı diğer Arap ülkelerinin politikalarını takip etmek zorundaydılar.35
Hafız Esad Suriye‟nin bölgesel bir güç haline gelmesine büyük katkı sağlamıĢtır.36
Ancak soğuk savaĢ dönemlerine gelindiğinde her ülke bloklaĢmaya gidince bir seçim yapmak zorunda kaldılar. Kimisi Sovyet Rusya‟yı kimisi ABD tarafını seçiyordu. Suriye ise Sovyetlerden gizliden gizliye yardımlar alıyordu. Ayrıca ABD bu dönemde Ġsrail‟e arka çıkmaya baĢlamıĢtı. Bu durumlar göz önüne alındığında Hafız Esad‟ın taraf seçimi konusunda Sovyetler dıĢında seçeneği kalmasa da, denge strateji izleyerek iki tarafla da bağlarının kopmaması için uğraĢtı.37
Ruslardan aldıkları askeri yardımlarla Ġsrail‟e karĢı silahlanan Hafız Esad, devam eden barıĢ görüĢmelerinde Sovyet Rusya‟nın diplomatik olarak yetersiz kalacağını öngörerek ABD‟yle iyi geçinmeye çalıĢtı. ABD DıĢiĢleri Bakanı
Henry Kissinger‟ın giriĢimiyle 1974‟te Ġsrail‟le ateĢkes anlaĢması imzaladı.38
Kissenger ise Suriye ile ilgili olarak “Ortadoğu‟da Mısır‟sız savaĢ, Suriye‟siz barıĢ olmaz”39 sözüyle Suriye‟ye verdiği önemi belirtiyordu. Hafız Esad‟ın denge stratejisi, ABD ile Suriye‟nin bazen dönemsel olarak iyi iliĢkiler içerisinde durumu idare etmelerine,
34 A.g.e., s. 291-319.
35 ġatlık Amanov, Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Asya Politikaları, Ġstanbul: Gökkubbe Yayınları, 2007, s.234.
36
A.g.e., s.235.
37 Ali Poyraz Gürson, a.g.e., s.102. 38 A.g.e., s.103.
16 bazense kiĢilere bağlı politikaların değiĢmesi sebebiyle bozulmaya uğramıĢtır. Buna 1977‟de baĢkan seçilen Jimmy Carter örnek gösterilebilir. Konu Lübnan olduğu zaman Suriye‟ye tavizler veren ABD, konu Ġsrail olduğu zaman sanki konu kendi ülkesiymiĢ gibi bir hissiyatla hemen Suriye‟nin karĢısına geçiyordu. Hafız Esad da bu durumu tecrübe ettiği için Sovyet Rusya ile iliĢkilerini hep sürdürüyordu. 1980 yılında Sovyet Rusya ile “ArkadaĢlık ve ĠĢbirliği” anlaĢması imzalayarak aralarındaki iliĢkilerin iyi
düzeyde olduğunu ve safını göstermiĢ oluyordu.40
Sovyetler Birliği‟nin 1980‟lerin sonlarına doğru çöküĢe geçmesiyle endiĢeye kapılan Hafız Esad, bu sefer ABD ile arasını iyi tutmaya çalıĢmıĢtır. George Bush‟un da Suriye‟ye ayrı bir önem vermesi sonucu iliĢkiler tekrar düzelmiĢtir. Körfez savaĢı ise Suriye ve ABD iliĢkileri için en iyi dönem olmuĢtur. SavaĢ boyunca ABD‟nin isteklerinin dıĢına çıkmayan Suriye, bu tavrından ötürü Körfez ülkelerinden önemli ekonomik yardımlar almıĢtır. Sovyetlerin yıkılmasından sonra dıĢ politikasını Batı‟nın isteklerine göre yönlendirmek zorunda kalan Hafız Esad, bir takım reform çalıĢmaları baĢlattı. Ancak devletin içyapısı rütbeli askerler, subaylar ve rejimin ileri gelenleri tarafından kiĢisel çıkarlara bağlı bir sistemde olduğu için istenilen değiĢimler
gerçekleĢemedi.41
Hafız Esad‟ın ölümünden sonra baĢa geçen oğul Esad, 11 Eylül ve Irak iĢgali sonrası ABD ile sürekli gergin bir iliĢki içinde olmuĢtur. ABD BaĢkanı Bush‟un “ya bizimle berabersiniz ya da teröristlerle” söylemine karĢı “ne müttefikiz ne de düĢman” diyerek ABD - Suriye iliĢkilerinin ne kadar gergin olduğunu göstermiĢtir. BeĢar Esad, ülkesinde El Kaide ve Taliban gibi örgütlerin var olmasını hiçbir zaman istememiĢtir. Ancak Lübnan ve Filistin‟de Ġsrail‟e karĢı eylemler gerçekleĢtiren örgütlere desteğini de esirgememiĢtir. Bunun bir sebebi de Ġsrail‟i kendi Ģartlarına göre barıĢa zorlamaktır. ABD ise Ġsrail‟in Ģartlarını destekleyici bir tutum ile barıĢ sağlanması için Suriye‟ye baskı yapıyordu ve bir yandan da Suriye‟nin Lübnanlı ve Filistinli örgütlere verdiği desteği kesmesini istiyordu.42
Dolayısıyla Esad rejimi Ġsrail için her zaman bir tehdit olmuĢtur.
ABD‟nin terör listesinde bulunan örgütlere Suriye‟nin sağladığı yardımlar, ABD tarafından Ġsrail‟i bunaltmaya yönelik adımlar olarak görüldüğü için Suriye‟nin mercek
40 Ali Poyraz Gürson, a.g.e., s.103-104. 41 A.g.e., s.104-106.
17 altına alınmasına yol açmıĢtır. Bu süreçte ABD‟nin Suriye‟ye karĢı uyguladığı kontrollü tırmandırma stratejisi ters tepmiĢ ve baskılardan bunalan Esad rejimi Ġran‟a yönelmiĢtir. ABD yönetimi ise Esad rejiminin ikili oynamalarından sıkıldığı için zaman zaman sert açıklamalarla sindirmeye çalıĢmıĢtır.
Irak iĢgali sonrası sıranın kendisine de gelebileceği endiĢesiyle bölgedeki Amerikan müttefikleriyle iyi geçinmeye çalıĢan Esad rejimi, Ġran‟la olan bağını da kısmen zayıflatmıĢtır. Daha sonraki süreçte ülkesini ABD baskısından korumak için AB ile stratejik ortaklık tesis etmeye çalıĢan Esad rejimi, bölgede yalnız kalmamak için kendisine bir çıkıĢ yolu aramanın peĢine düĢmüĢtür.
Ancak Lübnan‟ın bazı kesimlerini iĢgal edip bazı örgütlere de yardımlarına devam eden Esad rejimi, 12 Aralık 2003‟te ABD BaĢkanı Bush tarafından imzalanan Suriye‟ye yaptırım uygulanması kararından kurtulamamıĢtır. Suriye‟nin sorumluluğu ve Lübnan‟ın yeniden inĢası adını alan yasa ile bir nevi Suriye‟nin kontrol altında tutulması amaçlanmıĢtır. Bu yasada ekonomik yaptırımlar beraberinde diplomatik çalıĢanların kısıtlanması ve ABD hava sahasının kullanılamaması gibi zorlayıcı yaptırımlar iĢleme konmuĢtur. Ayrıca ġam‟da bulunan Hamas ve Ġslami Cihadı‟nın
bürolarının tekrardan kapatılması istenmekteydi.43
Ġsrail‟in güvenliği konusu ABD için hayati bir mesele haline geldiği için Suriye, ABD ile olan iliĢkilerinin uzun vadede kendisine yararı dokunabilecek bir iliĢki biçimine dönüĢebileceğine inanmıyordu. Amerika ve Suriye, gerek Lübnan konusunda olsun gerekse Filistin konusunda olsun, gerekse Ġran konusunda olsun hep bir karĢıt düĢüncede yer alan iki zıt ülke olarak görülmüĢlerdir. Esad rejimi her ne kadar denge politikası izleyerek kendisini Amerika‟nın hedef tahtasından indirmeye çalıĢsa da Arap Baharı ile baĢlayan süreçte yaptıkları hatalar, kendi halkına yaptığı katliamlarla dünya kamuoyunun önüne “barbar rejim, zalim Esad” imajı olarak akıllara geliyordu. Amerika da dünyanın bir numaralı gücü olduğunu iddia ettiği için “kötülerin bir numaralı
düşmanı, iyilerin kurtarıcısı” imajına girme çabasıyla Esad rejimine karĢı durdu.
1970‟lerden Arap Baharı sürecine kadar ABD‟nin Esad‟lar rejimi ile yaĢadığı “Ġsrail eksenli” sorunlar göz önüne alındığında, BeĢar Esad rejiminin devrilmesi onlar için en iyi seçenek olarak görülüyordu. Arap Baharı da bunun için iyi bir fırsattı. Ayrıca Irak‟ın kuzeyinde oluĢturulan bölgesel Kürt yönetimi ile Akdeniz‟e uzanan bir koridor açılması
18 için bir fırsat doğmuĢtu. Suriye‟de kimliksiz olan Kürtler ve PKK‟nın uzantısı YPG/PYD, Amerika‟nın Kürt teması izlenimiyle ulaĢabileceği “Akdeniz” arzusu için bir fırsattı. Tek hedef Akdeniz olmayıp, Türkiye‟nin kontrol altında tutulması da planlar içerisindeydi. Esad rejiminin zayıflığından faydalanıp, bölgeleri ele geçiren DAEġ terör örgütü ise oluĢturduğu tehdit bakımından Suriye‟ye müdahil olmanın ana etmeni olarak öne sürülmüĢtür.
Eski ABD BaĢkanı George W.Bush 11 Eylül saldırılarından sonra 20 Eylül 2001‟deki kongrede El Kaide ile teröre savaĢ açtıklarını ancak bu savaĢın El Kaide ile sınırlı kalmayacağını, devamlılık arz edip politik bir yol oluĢturacağını açıklamıĢtı.44 DAEġ‟e karĢı giriĢilen politik hesaplarda hem Irak üzerine bölge hâkimiyetini yeniden ele alma ve Suriye ile geniĢletme hedefi olarak değerlendirilebilir.
Sonuç olarak; Suriye‟de yaĢanan insanlık dramını sona erdirme gayesi adı altında DAEġ terör örgütüne karĢı vekâlet stratejisiyle YPG/PYD örgütü desteklenmiĢ olup, Esad rejimine ve dolaylı olarak Rusya‟ya karĢı Suriye üzerinden güç mücadelesine giriĢilmiĢtir. Rusya ile birbirlerinin gücünü test edebilecekleri bir alan oluĢması da ABD için değerlendirilebilir bir fırsattı. Bu fırsat sayesinde birbirlerinin caydırıcılık ve uzlaĢı yollarını test etmiĢ oldular.
5.2. Türkiye’nin Esad Rejimine Karşı Olmasının Nedenleri
Suriye‟de rejimin göstericilere karĢı silahlı müdahaleleri sonrası, Türkiye sınıra çadır kentler oluĢturmaya baĢladı. Ġlk baĢlarda Türkiye‟nin Esad rejimine karĢı tavsiyesi; halkına karĢı sabırlı olmaları ve reform çalıĢmalarına hız vermeleri yönünde olmuĢtu. Dönemin DıĢiĢleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, BeĢar Esad ile görüĢmek için ġam‟a gittiğinde Türkiye‟nin bu konudaki tüm beklentilerini altı saat süren toplantıda anlatmıĢtı.45
Bu görüĢme Türkiye Cumhuriyeti‟nin ve Esad rejiminin resmi olarak son görüĢmesiydi. Bu görüĢmeden sonra Esad rejiminin halkına karĢı yumuĢamasını uman Türkiye, beklenenin aksine Esad rejiminin katliamlarını hızlandırdığı haberlerini duydu. Artık Türkiye için sınır güvenliği ön planda tutulması gereken bir hâl aldı. Ġnsanların Esad rejiminin zulmünden kaçıp ülkelerine sığınacağı tahmin ediliyordu. Ancak bu geçiĢlerin kontrollü bir Ģekilde olması önemliydi. Esad rejiminin katliamlarından kaçan
44 Daniel Byman, Matthew Wasman, The Dynamics of Coercion: American Foreign Policy and the Limits of Military Might, Newyork: Cambridge University Press, 2005, s.1.
19 halk, Türkiye‟ye akın akın gelmeye baĢlamıĢtı. Türkiye‟nin bu kadar kiĢiyi sahiplenecek altyapısı yoktu. Bu sebeple çadır kentlere sığmayan Suriyeliler artık Türkiye‟nin dört bir yanına yayılmaya baĢladı. Türkiye bir yandan Suriyeli mültecilere kapılarını açıyordu, diğer yandan da Esad konusunda Batılı liderlerle ve ABD ile dirsek teması yapıyordu. Batı‟da yaĢayan Suriyeli önemli isimler Türkiye‟ye gelerek Esad karĢıtı konferanslar düzenlemeye baĢladı. ABD‟den gelen Esad‟ın görevi bırakmasına yönelik açıklamalar sonrası Batı‟nın da aynı tavrı alması, Türkiye‟yi Esad‟ın karĢısında olması gerektiği izlenimi veriyordu. Türkiye‟nin bu düĢünceye kapılmasının tek sebebi bu değildi. Arap Baharı sonrası ayaklanan halklardan Tunus‟ta, Libya‟da, Yemen‟de ve Mısır‟da halk ayaklanmaları sonucu iktidardaki mevcut kiĢiler görevlerini bırakmak zorunda kalmıĢtı. Esad‟ın halkına bu denli Ģiddet içeren saldırılar gerçekleĢtirmesi de, Esad‟ın yönetimi kaybetme korkusunu ne denli yaĢadığını gösteriyordu. Tüm bu hususlar Türkiye tarafından değerlendirildiğinde, Esad rejiminin ömrünün uzun olmadığı düĢüncesi hâkim oldu. Ayrıca olayın insanlık boyutuna da en fazla değeri Türkiye veriyordu. Orada yaĢanan insanlık dramları neticesinde Esad rejiminin
meĢruluğu kalmadığı inancı hâkimdi. Türkiye‟nin “komĢularla sıfır sorun”46
politikası artık mecburen sonlanmak durumundaydı. Esad rejiminin Türkiye‟deki mal varlıkları ve finans kaynaklarının dondurulmasına karar verilerek rejime karĢı bir tepki konmak istendi. Yapılan her açıklamada Esad‟ın zulmünden ve görevi bırakması gerektiğinden bahsedilmeye baĢlandı.
Türkiye ve Esad rejimi arasındaki bu soğuk hava, iki ülke arasında pek çok gerilime sebep oldu. Esad rejimi, bu süreçte Türk Silahlı Kuvvetlerine ait F4 savaĢ uçağını da hava sahası ihlali ettiğini öne sürerek düĢürdü.47
Türkiye belki resmi olarak olmasa da fiilen bir savaĢın içindeydi. Esad karĢıtı gruplardan Özgür Suriye Ordusu‟na askeri eğitimler vermeye baĢlayan Türkiye, sınır bölgelerine ortaklaĢa operasyonlar düzenleyerek bölgenin kontrolünü sağlamaya çalıĢıyordu. Esad rejimi güçlerine karĢı direkt olarak bir operasyon içinde olmayan Türkiye, ÖSO‟nun rejime karĢı gerçekleĢtirdiği operasyonlarda lojistik destek sağlıyordu.
46
Ġskender Serdar, “AKP Hükümetinin Suriye DıĢ Politikasının 2011 Arap Baharı Sonrası DeğiĢimi”,
Sadab Dergisi, cilt 1, sayı 1, 2015, s.13.
47 Vatan Gazetesi, “Suriye, Türk savaĢ uçağını düĢürdü!”, 23.06.2012,
20 Suriye‟nin Türkiye sınır dolaylarında yaĢayan Bayır Bucak Türkmenleri ile ilgili endiĢeleri artmaya baĢlamıĢtı.48
YPG-DAEġ ve rejim tehdidi altında yaĢayan Türk soydaĢlar Türkiye‟den yardım beklentisi içerisindeydi. Türkiye ise hem soydaĢları için hem de kendisine akın akın gelen göç dalgasını azaltmak için planlar yapıyordu.
Bu planlar neticesinde küresel güçlerle birlikte “Güvenli Bölge” oluĢturmak arzu edildi. Ancak Türkiye‟nin hiçbir müttefiki bu beklentiye cevap vermedi.
En sonunda da Türkiye kendi göbek bağını kendisi koparmak istedi ve Fırat Kalkanı operasyonunu baĢlatarak Suriye‟ye resmi ilk harekâtını gerçekleĢtirdi. Devamında da Zeytin Dalı Harekâtını baĢlatarak Afrin‟i YPG‟nin elinden aldı. Bu harekâtlar sayesinde göçmenler yurtlarına dönmeye baĢladı ve sınır hattı biraz daha güvenli hale geldi. Son duruma bakarsak, Suriye Ģuan üçe bölünmüĢ halde, Ġran‟ın ve Rusya‟nın desteğindeki Esad rejimi, Türkiye‟nin ve Katar‟ın desteğindeki Özgür Suriye Ordusu, ABD‟nin ve bazı Batılı devletlerin desteğindeki YPG/PYD örgütü. Elbette El Nusra ve benzeri grupların varlığıyla birlikte, gücü giderek azalan DAEġ de Suriye‟de hala bir tehdit. Ancak Türkiye‟nin iç savaĢın baĢlarında gördüğü resimde böyle bir tablo yoktu.
“15 gün içinde Esad rejimi devrilecek. 6 ay sonra Esad görevi bırakacak. Esad’ın yerini İhvan alacak”49
düĢünceleri göründüğü gibi olmadı. Suriye hâlâ iç savaĢ halinde. Bu iç savaĢın Türkiye‟ye maliyeti hesaplanamayacak kadar büyüktür. Gerek yabancı yatırımların korkması bakımından gerekse Türkiye‟nin siyasi ve ekonomik baskılara maruz kalması Suriye‟deki durumdan ötürüdür. Ayrıca 3 milyonu aĢkın mültecinin
Türkiye‟de ikamet etmesinin sosyal pek çok kaybı da getirdiği aĢikârdır.50
Son dönemde Türkiye‟nin Rusya‟ya yakınlaĢması sonrası Esad rejimine karĢı az da olsa yumuĢama olsa da, Türkiye Esad rejiminin görevi bırakması konusundaki ısrarını sürdürüyor.
5.3. AB ülkelerinin Esad Rejimine Karşı Olmasının Nedenleri
Suriye‟de yaĢanan insanlık dramı, demokrasinin ve hukukun temsilcisi gözüyle görülen Avrupa‟da büyük rahatsızlık yarattı. Elbette ki Suriye‟de yaĢananlar dünya kamuoyunun gözünden kaçmıyordu. Arap Baharına duyulan ilgi, pek çok konunun araĢtırılmasına neden oluyordu. Meseleye Suriye temelli bakmaktan çok, Arap halklarının demokrasi isteklerine cevap aradıklarını ve onlar için neler yapılabileceği ile
48 Ali Bademci, Suriye Sendromu Suriye‟de Bahar Ne Zaman?, Ġstanbul: Yeditepe Yayınları, 2017, s.159. 49 Mehmet Ali Güller, a.g.e., s. 53.
21 ilgili tartıĢmalar gündem haline geliyordu. Tunus, Libya ve Mısır‟da yaĢanan değiĢimleri de göz önüne alarak Suriye‟de de aynı değiĢimlerin olacağı tezini ön gördüler.
BeĢar Esad ve ailesine yakın kimseler AB‟nin hedefinde olup, angajman politikası izlendi. Avrupa KomĢuluk Politikası ve Akdeniz için Birlik politikaları Esad rejiminin katliamlarına tepki olarak askıya alındı.51
Suriye‟ye karĢı uygulanan ambargodan dolayı Suriyeli muhaliflere silah desteği veremeyen AB ülkeleri, Brüksel‟de toplantı gerçekleĢtirdi. AB ülkelerinin DıĢiĢleri Bakanlarının yaptığı toplantı sonrası Suriyeli muhaliflere ambargo uygulanmaması kararı alındı.52
Bu karardan sonra isteyen AB ülkeleri Suriyeli muhaliflere silah yardımında bulunabilecek bir konuma geldi. Bu kararın bir diğer anlamı; Esad rejimine karĢı oldukları ve yaĢananlara tepkisiz ve tarafsız kalamayacaklarını göstermiĢ olmalarıdır. AB‟nin Esad rejiminden rahatsız olmasının baĢlıca sebebi ise göçmenler konusudur. Esad rejimi görevinden ayrılmadığı müddetçe Esad‟ın zulmünden kaçan göçmenler AB ülkelerinin kapılarına dayanacaktır. Türkiye‟yi göçmen konusunda kalkan olarak gören bu ülkeler, Türkiye ile göçmen geri alımı anlaĢması dahi imzaladılar. Bu anlaĢmaya göre Türkiye, AB kapılarına dayanan göçmenlere ev sahipliği yapacak ve karĢılığında Avrupa Birliği tarafından 6 milyar Euro değerinde finansal destek Türkiye‟ye verilecek, Türkiye‟nin AB üyelik süreci hızlandırılacak ve vatandaĢlarına vize serbesti çalıĢmaları yapılacaktı.53
AB ülkelerinden Ġngiltere ve Fransa‟nın Orta Doğu ile ilgili her zaman petrol zaafı olmuĢtur. Yani Ortadoğu‟da konu petrol olunca mutlaka olaya müdahale etmek isterler. Libya‟da Kaddafi‟yi devirmek isteyen gruplarla Fransa‟nın petrol temelli yaptığı anlaĢmalar sonrası Libya‟nın bombalanması da bu durumun bir göstergesi olmuĢtur. Ġngiltere için de Suriye coğrafyasının önemi petrole kolay ulaĢım sağlaması ve Akdeniz‟e bağı olması nedeniyle bir önem arz etmektedir. Her ne kadar Ortadoğu‟nun kaderini belirleyen ülkeler konumlarını ABD‟ye kaptırmıĢ olsalar da, o
51 Hasan Basri Yalçın, Burhanettin Duran, a.g.e., s.112-114.
52 BBC, “AB Suriyeli isyancılara silah ambargosunu kaldırdı”, 28.05.2013,
https://www.bbc.com/turkce/haberler/2013/05/130527_suriye_ambargo (11.08.2018)
53 Habertürk, “AB'de Türkiye'ye verilecek 3 milyar euro anlaĢmazlığı”,
22 bölgede yaĢanan olaylara da kayıtsız kalamıyorlar. Esad‟ın Ġran yanlısı olması ve kendi ülkelerinin çıkarlarına uygun olmaması ve vadettiği reform sözlerini tutmaması sonrasında gerçekleĢtirdiği katliamlar nedeniyle Esad rejimine karĢılar. Almanya ise son dönemlerde ülkelerindeki göçmen sayısını azaltmanın derdinde. Bununla ilgili çeĢitli yasalar çıkaran Almanya, Suriye‟deki insanlık dramlarına da sessiz kalınmaması gerektiğini gerçekleĢen BM Güvenlik Konseylerinde ve AB Parlamentosu oturumlarında dile getiriyordu. Ancak Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin Esad zulmünden kaçanlara da kucak açmaya gönüllü olduğu söylenemez. Bu ülkelerin en büyük korkusu iltica ve göçmen sayısının Avrupa‟da giderek artmasıdır.
AĢağıdaki haritada Arap Baharıyla birlikte Suriye‟de baĢlayan göçler ve 2018 yılına kadar olan iltica baĢvuru kaydı yapılan ve kaydı yapılmıĢ olan Suriyeli sayısı yer almaktadır.
Harita 1- 2018 yılına ait kaydı yapılmış Suriyeli mülteciler ve Avrupa’ya iltica başvurusu sayısı