• Sonuç bulunamadı

Mirliva Ahmed Avni Paşa ve hatıratı

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Mirliva Ahmed Avni Paşa ve hatıratı"

Copied!
45
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

K K S N: 7610KK04640 5 9 ISSN:! 303-9342 '

um »- * ,r , " ----—

(2)

Osman ÖNDEŞ Öz: Batum'da doğdu. 1 Şubat 1934 yılında Lübnan - Cünye'de vefat etti. Mezarı Cünye’dedir.

27 Mart 1915’te kolordu komutanı yetkisiyle Rus istilasına karşı Kafkas Cephesl’nde savaştı. Mart - Nisan 1916 tarihlerinde Kafkas Cephesi 3’üncü Ordu Harekâtı sırasında, 10'uncu ve 4’üncü Kolordu Asker Alma Kurulu başkanlıklarında bulundu.

3 Nisan 1918'de Yıldırım Ordular Grubu Baş Menzil Müfettişi tayin edildi. Mart 1919'a kadar muhtelif askerî görevler üstlendi. 4 Mart 1919 da Birinci Damat Ferid Kabinesinde Bayındırlık bakanı (Nafıa nazırı) görevlerinde bulundu ve bir ay sonra Bahriye nazırı atandı, iki ay sonra Sultan Vahdettin’e seryaver olarak atandı.

Bahriye nazırı unvanı verildiğinde denizcilikle ilgili hiçbir deneyimi ve bilgi birikimi olmadığını ifade eden, politikaya daima karşı ve uzak durmaya çaba göstermiş asker bir kumandan olan Avnl Paşa, yaşamının son yıllarını geçirdiği Lübnan ın Cünye (Jounieh) kasabasında anılarını yazmaya devam etmiştir. Hatırat 2010 yılına kadar aile bireyleri tarafından muhafaza edilmiş ve 2011 yılında yayımlanmıştır. Çalışma sırasında, Sultan Vahdettin'in hatıratının, bu hatıratın son on sayfalık kısmında olduğu ortaya çıkmıştır.

Anahtar Kelimeler: Sultan Vahdettin, Mirliva Ahmed Avni Paşa, Bahriye Nazırı, Seryaver, Hatırat.

MİRLİVA [GENERAL] AHMED AVNİ PASHA AND HIS MEMOIRS

Abstract: He was born in Batumi, and died in Jounieh / Lebanon on 01 February 1934. His grave is in Jounieh.

On 27 March 1915, he fought at the Caucasus front, as the Corps Commander, against the Russian invasion. In March-April 1916, during the operation of the 3r Army at the Caucasus Front, he acted as the Head of the 10th and the 41 Corps Local Boards.

On 3 April 1918, he was appointed as Senior Range Inspector of the Yildirim [Lightning] Armies Group. Until March 1919, he served in various military posts. On 4 March 1919, he was assigned as the Minister of Public Works in Damat Ferid cabinet, and after one month he was appointed as the Minister of the Navy. Two months later, he was appointed as Adjutant General to Sultan Vahdettin.

Avni Pasha expressed that he had had no experience and knowledge about seas when he was assigned as the Minister of the Navy. Being a military commander who was always against and stayed aloof from politics, Avni Pasha started to write his memoirs in Jounieh / Lebanon, where he spent his last years. However, his memoirs were kept by his family until the year 2010 and were published in 2011. During the publication process, it became clear that the last ten pages of this study include Sultan Vahdettin s memoirs.

Key Words: Sultan Vahdettin, Mirliva Ahmed Avni Pasha, Minister of the Navy, Adjutant General, Memoirs.

Giriş

Ahmed Avni Paşa’nın Hatıratı üzerine

Bahriye nazırı unvanı verildiğinde denizcilikle ilgili hiçbir deneyimi ve bilgi birikimi olmadığını ifade eden, politikaya daima karşı ve uzak durmaya çaba göstermiş, cefakâr asker bir kumandan olan Ahmed Avni Paşa hataları ve sevapları neler ise yaşamının son yıllarını geçirdiği Lübnan ın Cünye (Junieh) kasabasında anılarını yazmaya devam etmiş ve tamamladıktan *

(3)

sonra, yayımlanmasını çok arzu etmesine rağmen basılı bir kitap hâline getirmek imkânını bulamamıştır.

Bir süre sonra anılarını yeniden gözden geçirmeye başlamıştır ve ilk yazdığı metinlere bazı eklemeler yaptığı ve kısmen de ayrıntılara ağırlık verdiği görülmektedir.

Hatıratı hangi tarihte ve nerede yazmaya başladığına dair Ahmed Avni Paşa'nın yaptığı özel bir açıklama olmamasına karşın San Remo’daki yaşamı sırasında hayli kısmını tamamladığı görülmektedir. Nitekim Sultan Vahdettin de hatıralarını San Remo’da Ahmed Avni Paşa’ya yazdırmaya başlamış, ancak devam etmemiştir.

Zamanla ortaya çıkan üzücü bir gerçek de vardır: Avni Paşa iki hatırat yazmıştır. İlk hatıratın nüshaları oğullarından Münir Şahinbaş’a intikal etmiş, fakat ailenin eksilmeyen korkuları nedeniyle bu hatırat Münir Şahinbaş tarafından yakılarak yok edilmiştir. Torunu Semih Bâki’yle yaptığım yazışmada şu bilgiyi vermiştir: “Dayımın oğullarıyla görüşmemde öğrendim ki

Paşadedemiz Ahmed Avni Paşa’nın belirttiğiniz gibi gerçekten iki ayrı hatıratı varmış. Elimizdeki olanı, ikinci hatıratı. Birinci hatırat oğlu Münir dayım tarafından ne yazık ki imha edilmiş. O tarihlerde böyle bir kitap bulundurmak münasip olmadığından hatıratı yakmış, maalesef!" (Semih Bâki - Osman

Öndeş Yazışmaları 1 Kasım 2011)

. Ahmed Avni Paşa’nın hatıratındaki son dört paragraflık kısım Sultan Vahdettin’in el yazısıyla kaydettiği bölümdür. Diğer kısımlar Ahmed Avni Paşa’nın el yazısıyla Sultan Vahdettin’in söylediklerinden oluşmaktadır (Bu ayrıntılı açıklama Tarihçi Murat Bardakçı’nın Şahbaba başlıklı eserinde s. 471’de görülmektedir. Avni Paşa’nın kızı Fitnat Türkmeneli, hatıratın ilk kırk sayfasındaki metni çok kısıtlı şekilde sadeleştirerek hatta bazı yerlerde yalın Türkçesini ifade ederek okumuş ve yeğeni Lemis Hanım da söylenildiği gibi bir deftere aktarmıştır).

Yeniden gözden geçirilen ikinci hatıratın kopyalanarak ciltlenmiş bir nüshası belirttiğim gibi emaneten elimizdedir.

Hatıratta konuların sıralaması hakkında bir açıklama yapmalıyım: Başlangıçtan itibaren konular genelde bir tarih sıralamasına çoğunlukla riayet etmesine karşın son bölümde ayrı ara başlıklar altında yeniden ilk dönemlere ait bazı olaylar anlatılmaktadır. Örnek olarak Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’dan Samsun’a hareketine ait bölüm verilebilir.

Bir diğer husus; ifade dilinin sonlara doğru olayları usulüyle anlatmaktan ve kırgınlıktan öteye, ağır küskünlük derecesinde yükselme gösterdiği tarzındadır. Ahmed Avni Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya çıkabilmesi için kayınpederi Şakir Paşa’yla tesis ettiği imkânların göz ardı edilerek kendisini vatan haini ilan edenlere ses çıkartmakta, hatta Mustafa Kemal Paşa’nın kendisine sahip çıkmayışına kırgınlık duymaktadır.

(4)

Bu hatırat sayesinde Sultan Vahdettin’in Ahmed Avni Paşa’ya yazdırdığı hatıratına ulaşılmaktadır. Yine bu sayede Sultan Vahdettin’in Mustafa Kemal Paşa hakkında, bazen umut dolu fakat çoğunlukla alabildiğine yerici ve hatta çok ağır hakaretler ve aşağılamalar dolu görüşler ortaya koyduğuna tanık olunmaktadır.

Seryaver Ahmed Avni Paşa

Ahmed Avni Paşa çoğunlukla “Sultan Vahdettin'in Seryaveri" olarak anımsandı. Sadrazam Damat Ferid Paşa tarafından seryaverlik kendisine tebliğ edildiği sırada Bahriye nazırıydı. OsmanlI İmparatorluğu’nun Bahriye nazırlığı gibi bir makamdan, padişahın başyaverliğine atanmanın, terfi mi yoksa “Rütbe-i Tenzil” mi olduğu üzerindeki çelişkiyi kendi dünyasında yaşamış ve hatıratında değerlendirmesini yapmıştır.

Bir diğer madde ise Sultan Vahdettin’in Ahmed Avni Paşa’ya yazdırdığı hatıratıyla ilgilidir. Tarihçi Murat Bardakçı Ahmed Avni Paşa’nın hatıratının son sayfalarında yer alan Sultan Vahdettin’in hatıratına atıfta bulunarak “Sultan Vahidettin, hatıralarını başyaver Avni Paşa’ya San

Remo’da dikte ettirmiş, ancak tamamlamamıştır.” diyor (age. s.471).

Rumeysa Aredba’nın “Sultan Vahidettin’in San Remo Günleri” başlıklı eserinin 20 no.lu dipnotunda “Seryaver Ahmed Avni Paşa aslen Gürcü olup

Batum’da doğmuştur... Söylentilere göre Vahdettin’in sırdaşlarından biriydi ve Vahdettin’in hatıraları onda bulunuyordu. Ancak maddi sıkıntı çektiğinden hatıraları Halife Abdülmecid’e satmış, Abdülmecid Efendi ölünce hatıraları kızı Dürrüşehvar Sultan'a bırakmış.” ifadesi bulunmaktadır (Aredba, 2009:

47).

Ahmed Avni Paşa son yıllarını büyük yoksullukla geçirdi. Bu konuda torunu Semih Bâki şöyle anlattı: “Dedem Avni Paşa hayatta iken dört

kızından sadece ikisini evlendirdi. Ancak kısa bir süre sonra vefat etti.

Cünye’deki hayatı yoksulluk içinde geçti. Evlenen iki kızı ve eşleri çok gençlerdi ve iş hayatına yeni atılmışlardı. Bu nedenle kızlarının maddi olarak Avni Paşa’ya bir yardımları olamadı.

Avni Paşa maddi imkânları çok kısıtlı olduğu için evlerindeki halıları

vs. gibi özel eşyalarını satarak ve İstanbul’daki kız kardeşinden gelen destek

ile geçimini sağladı. ”

Ahmed Avni Paşa’mn Ağabeyi Mutasarrıf İsmail Fevzi Paşa

Ahmed Avni Paşa’nın hatıratını naklederken ağabeyi İsmail Fevzi Paşa hakkında da çalışma yaptım. Cumhuriyet le beraber Şahinbaş soyadını alan bu ailenin tüm fertlerinin bu vatana hudutsuz faydalı hizmetler ürettikleri de bir gerçektir.

Ne var ki kendisi ve ailesi hakkındaki yazılı diyebileceğimiz tüm belgeler ve aile albümleri Şehzadebaşı ndaki konaklarının yanması ve yağmalanması sonucu yok olup gitmiştir.

(5)

İsmail Fevzi Paşa’nın mutasarrıflığı süresince Anadolu’nun birçok bölgesinde devam eden görevleri nedeniyle kardeşi Avni Paşa’yla irtibatının çok kısıtlı kaldığı anlaşılmaktadır.

İsmail Fevzi Paşa Batum ileri gelenlerinden ve Jandarma Kumandanlarından Şahinbaşzade Mirliva (Tuğgeneral) Süleyman Paşa ile Nazlı Hanım’ın oğludur.

Trabzon Rüştiyesinde orta, Galatasaray Sultanisinde lise öğrenimini tamamladı. Mülkiyenin yüksek kısmından en iyi derecede mezun oldu. Mezuniyetini müteakip, 28 Ocak 1889’da Hariciye Nezareti Tahrirat-ı Hariciye Kalemi ikinci Kâtipliğine tayin edilerek devlet hizmetine girdi.

20 Kasım 1889’da Yanya vilayeti tercümanlığına nakledildi. Bu görevden idare mesleğine geçti. 2 Ekim 1892’de Akçahisar, 29 Mart 1893’te İslahiye, 21 Kasım 1895’te Haçin (KaraisalI), 20 Ekim 1896'da Ayıntap

(Gaziantep), 12 Ocak 1898’de ikinci defa Ayıntap kazaları

kaymakamlıklarına atandı.

Bu son vazifesinde Mutasarrıflığa terfi ederek 23 Haziran 1900’de Ergani (Maden), 6 Nisan 1903’te Senice Sancakları Mutasarrıflıklarına gönderildi. Burada iken paşalık payesiyle taltif edildi. Ekim 1903’te Perşembe, 19 Eylül 1908’de Gelibolu, 7 Temmuz 1909’da Maraş, 22 Eylül 1911’de Urfa, 3 Ekim 1913’te Denizli sancakları mutasarrıflıklarına nakledildi. Denizli mutasarrıfı iken “Görülen lüzum üzerine” 19 Mart 1915’te “Tensikata”ya tabi tutularak 23 Nisan 1915’te emekliye sevk edildi. Emekli olarak oturmakta olduğu Konya’da 13 Nisan 1917’de Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Nâkiye Hanım’la evli idi. 1905 doğumlu Selahaddin, 1907 doğumlu Muhiddin, 1909 doğumlu Alaeddin (Şahinbaş), 1910 doğumlu Celâleddin adlarında dört erkek ve Seher, Raife, Sabiha (Şahinbaş) ve Nafıa adlarında dört kız evlat babasıdır. Fransızca ve Arapçaya kuvvetle vakıf olup İtalyanca ve Rusça konuşurdu.

Annesi Nafia Hanım tarafından İsmail Fevzi Paşa’nın torunu olan Gülveren Tüntaş Hanım’la Bodrum’daki evinde sohbet ettik.

Gülveren Tuntaş’ın anıları çoğunlukla anneannesinin anlattıklarına dayanmakta. Birde çocukluk yaşlarından bazı anıları da var.

Şöyle anlattı: “Dedem ortaokuldan sonra İstanbul’da anneannemin

yanında okumuş. Anneannem, teyzem ve dayılarım hepimiz birlikteydik. Anneannem anılarını anlatmayı çok severdi. Belki kardeşlerim arasında aile hatıralarına en fazla ilgi duyan da bendim.

Şahinbaşlar çok saygın ve büyük bir ailedir. Rus çarı tarafından ‘Prenslik’ unvanı verilmiştir. Aile zamanla Batum’dan göç ediyor.

Çok kalabalık olan Şahinbaş ailesi muhtelif dallar hâlinde OsmanlI topraklarında başka yörelere yerleşiyorlar. İsmail Fevzi Paşa aile grubu

(6)

İstanbul’a yerleşiyor ve kardeşi Avni Paşa Galatasarayda okuyorlar ve çok başarılı bir şekilde bu okuldan mezun oluyorlar.

Gürcüler genellikle sert yapılıdırlar. Dedem Galatasarayda öğrenci iken şehzadelerden biri kendisine ‘Deli Gürcü’ diye laf ediyor ve dedem de çok kızarak şehzadeye bir tokat atıyor!

Bu hadise saraya kadar intikal edince padişah huzura çağırtıyor. En azından Galatasaraydan atılması beklenirken padişah neden böyle bir harekede bulunduğunu soruyor. Dedem de kendisine ‘Deli Gürcü’ dediğini belirterek ‘Biz ailece Gürcü’yüz ama biz önce Türk’üz.’ ‘Deli Gürcü’ değilim, Türk’üm!’ diye cevap veriyor.

Hatta heyecanla ‘Padişahım, bana aynı sözü sarf ederse yine tokadı atarım. ’ diye devam edince huzurda olanlar bu gencin cüretinden dolayı iyice şaşırıyorlar ve okuldan atılmasına kesin gözüyle bakılırken padişah, ardından ‘Bu genç çok zeki ve kendine müthiş güveni var. Gelecekte çok başarılı olacaktır! Sadece ihtar verilsin ve okula devam etsin.’ buyuruyor. Bu olay üzerine kendisine ihtar verilmekle kalınıyor.

İsmail Fevzi Paşa’nın özel yaşamında, aile içinde zaman zaman ters karşılanan bir kararı da olmuştur. Zira amcasının kızı Nâkiye Hanım a âşık oluyor ve daha da ileri giderek talip oluyor. Babasına Nâkiye’yi istemelerini söylüyor. Babası da arada kan bağı olduğunu, amca çocuğu ile evlenmenin imkânsızlığını belirtmesine karşı çıkılınca Trabzon a gidiyor ve orada Nemlizadelerin kızıyla evleniyor. Eşi hamile kalıyor ve çocuğunu dünyaya getirirken vefat ediyor. Bunun üzerine İsmail Fevzi Paşa yeniden İstanbul da babasının karşısına çıkıyor. Tabancasını çıkartıp masanın üzerine koyuyor ve ‘Ya bana Nâkiye’yi alırsınız ya da ben intihar ederim! deyince, babası durumu kardeşine anlatıyor ve bu çıkmaz durum karşısında Verdim gitti! denilerek iki kardeş çocuğu arasında evlilik bağı kuruluyor. Bu olay, ailede bir nevi tehdit olarak yorumlanmış ve kan bağı olan bu evlilik yüzünden dargınlıklar olmuştur. Daha da ileriki yıllarda dahi bir türlü hazmedilememiştir!

Şahinbaşların birçok kolu vardır ve Fatsa da,Ordu da, Trabzon da Şahinbaş soyundan gelenler vardır. Daha sonraki kuşaklardan ABD’ye göç edenler olmuştur.

Bizimkilerin yerleştiği İstanbul’da dedem mülkiyeye intisap etmesi nedeniyle sonunda valilik makamına kadar yükselerek ülkenin birçok kentinde çok hayırlı hizmetler ifa etmiştir.

İsmail Fevzi Paşa, Arabistan Cephesi’nden dönmekte olan perişan hâldeki Türk askerlerinin bindirildikleri vagonları görmek için askerlerin yanına gitmek ister. Fakat tifüsün yaygın olmasından dolayı giderse kendisinin hastalanmasının kuvvetle muhtemel olacağını belirterek caydırmaya çalışılır. Fakat dedem askerler arasında dolaşır ve onlara maneviyat vermeye gayret eder. Konya’ya vardıklarında İsmail Fevzi Paşa tifüsten çok ağır hasta olmuştur ve oradan ileri gidemez. İstanbul a haber

(7)

yollanır, durum bildirilir. Annem, babası gelecek diye mendil işliyormuş. Konya’ya yetişmeye çalışırlar. Anneannem Konya’ya vardığında dedem artık ağırlaşmıştır ve ölümün bir hak olduğunu söyler. Vefat ederse Mevtana âşığı olarak Konya’da Hacet Tepesi’nin önüne gömülmesini vasiyet eder. İsmail Fevzi Paşa son nefesini Konya’da verir. Mezarının Mevlana Müzesi’nin düzenlenmesi sırasında diğerleriyle birlikte oradan kaldırıldığı söylenmiştir.

Avni Paşa’dan başka dedemin bir de Haşan Paşa isimli bir kardeşi daha vardır ki pek bahsedilmeyen Haşan Paşa İstanbul Zaptiye nazırı imiş.

İsmail Fevzi Paşa ailesi İstanbul’da Şehzadebaşı’ndaki konağında yaşamıştır. Ben de çocukluğumda anneannemin yanında olduğum için bu konağı hatırlarım. Bu konak ailenin, çocuklarının bakıcıları dâhil olmak üzere İzmir’de oldukları bir sırada, Fatih’te başlayan bir yangın sonucu tamamıyla yanmış ve içinde kimseler olmadığı için de eşyası kurtarılmak yerine talan edilmiştir. Bu nedenledir ki İsmail Fevzi Paşa’nın ve ailesinin belgeleri de yanıp yok olmuştur.”

Ahmed Avni Paşa’nın Hatıratı Nasıl Bulundu?

Yıllarca Ahmed Avni Paşa’nın hatıratının varlığından bahsedilmiştir. Ancak Ahmed Avni Paşa’nın hatıratı oğlu Süleyman Şahinbaş’ın 1985 yılında vefatından sonra ortaya çıktı. Çocukları Mehmet Şahinbaş ve Evnur Sargın hatıratı aile içinde paylaşmak inceliğini göstererek hatıratı bir süreliğine ailenin diğer fertlerine verdiler. Hatırat eski yazıyla yazıldığı için aile bireylerince okunamadı.

Hatırat, Avni Şahinbaş tarafından, İskenderun’da mukim torunları Semir Bâki ve Semih Bâki’ye gönderildi. Semih Bâki hatıratı fotokopiyle çoğalttıktan sonra ablası Lemis Has’a gönderdi.

Lemis Has hatıratı büyük bir gayretle yeni yazıya çevirmeye uğraştı ve hatta bu çeviri için OsmanlI Türkçesini öğrenmeye çalıştı. Fakat sonunda Ahmed Avni Paşa’nın evlatlarından hayatta kalan tek kızı Fitnat Türkmeneli’yle birlikte bu çeviriyi en iyi yapacakları düşüncesiyle onun yanına gitti. Ne yazık ki Fitnat Hanım’ın sağlığı bu çeviriyi sonuna kadar yapmaya imkân vermedi ve ancak 30-40 sayfa çeviri yapılabildi. Bu çeviri dahi bazı yerlerde asıl metne nazaran özetler hâlinde kaldı.

Ahmed Avni Paşa’nin torunu Semih Bâki, hatıratın kopyalanmış ciltli nüshasını 2011 yılı başlarında bana emanet etmiştir.

Tümgeneral Ahmed Avni1 (1878-1934) Aile Durumu

Batum’da doğdu. Süleyman Bey’in oğludur. 1 Şubat 1934’te Lübnan - Cünye’de vefat etti. Mezarı Cünye’dedir.

1 Dr. Hülya Toker - Nurcan Aslan; Birinci Dünya Savaşı’na Katılan Alay ve Daha Üst Kademedeki Komutanların Biyografileri, Gnkur. ATAŞE Başkanlığı Yay. Ank. 2009, Cilt II., s. 20

-22."

(8)

Öğrenim Durumu

1895.. . Teğmen rütbesiyle Kara Harp Okulundan mezun oldu. 1896.. . Üsteğmen oldu.

24 Ocak 1898’de kurmay yüzbaşı oldu.

18 Mayıs 1898’de kurmay kıdemli yüzbaşı oldu. 28 Aralık 1901’de kurmay binbaşı oldu.

16 Nisan 1903’te kurmay yarbay oldu. 11 Şubat 1908’de kurmay albay oldu. 10 Aralık 1911 ’de tümgeneral oldu.

Askerî Görevleri

24 Ocak 1898’de Genelkurmay Dairesi Kuvâ-i Umumiye Kısmına, Daha sonra gönüllü olarak Tesalya Ordusu Kurmaylığına,

18 Mayıs 1898’de 7’nci Ordu Kurmaylığına, 15 Eylül 1898’de 13’üncü Tümen Kurmaylığına, 8 Eylül 1900’de Genelkurmay Dairesine,

31 Ocak 1902’de 1 ’inci Ordu Kurmaylığına atandı.

24 Nisan 1906’da tetkik için Doğu Rumeli Hat Mıntıkasına tetkik amaçlı olarak gönderildi.

18 Mayıs 1907’de 3’üncü Ordu emrine tayin olundu.

11 Ekim 1908’de 1 ’inci Ordu 2’nci Nizamiye Tümeni kurmay başkan vekili atandı.

23 Şubat 1909’da 1’inci Ordu 22’nci Nizamiye Tümeni 87’nci Alay komutanı,

31 Mart 1909’da 1’inci Ordu 3’üncü Nizamiye Alay kumandam oldu. 25 Ocak 1910’da 4'üncü Ordu Samsun Tugayı komutanı oldu.

10 Ocak 1911 'de 9’uncu Babaeski Nizamiye Tümeni komutanı atandı. 1 Şubat 1911 'de Mürettep Kuvâ-yı Askeriye Umum Komutanlığı refakatine atandı.

10 Aralık 1911’de San'a Tümen Komutanı,

6 Ocak 1914’te 10’uncu Kolordu Askerlik Dairesi başkanı, Birinci Dünya Savaşı başında 3’üncü Ordu Menzil müfettişi,

27 Mart 1915’te Kolordu Komutanı yetkisiyle Lazistan ve havalisi komutanı,

(9)

(Kafkas Cephesi 3’üncü Ordu Harekâtı Mart - Nisan 1916 tarihlerinde bu görevde devam etmektedir.)

31 Mart 1916’da 10’uncu Kolordu Asker Alma Kurulu başkanı, 8 Ocak 1917’de 4’üncü Kolordu Asker Alma Kurulu başkanı,

3 Nisan 1918’de Yıldırım Orduları Grubu Baş Menzil müfettişi olarak atandı ve 11 Haziran 1918’de bu menzil müfettişliğine Kolordu yetkisi verildi.

12 Ocak 1919’da Nakliye genel müfettişi,

12 Şubat 1919’da 1 ’inci Kolordu Asker Alma Kurulu başkanı,

4 Mart 1919’da Birinci Damat Ferid Kabinesinde Bayındırlık bakanı (Nafıa nazırı) olarak atandı.

2 Nisan 1919’da Birinci Damat Ferid Kabinesinde Bahriye nazırı atandı.

15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgali üzerine kabineden istifa etti. 15 Nisan 1920’de Sultan Vahdettin’e seryaver olarak atandı. 17 Aralık 1923’te askerlikle ilişiği kesildi.

Daha sonra affa uğradı. (KKK’deki şahsi dosyasında yer alan “Halife ile ‘yurt dışına kaçtığına” dair ifade düzeltilmelidir. Avni Paşa, Sultan Vahdettin’in Malaya zırhlısına intikalinden dokuz ay önce ailesiyle -30 Ağustos 1922’den sonra- Romanya’ya yerleşmiştir).

Katıldığı savaşlar

1897 Osmanlı - Yunan Savaşı, 1911 - 1912 Trablusgarp Savaşı, 1912-1913 Balkan Savaşı, 1914 -1918 Birinci Dünya Harbi.

Nişan ve Madalyaları

8 Ağustos 1897’de Yunan Muharebe Madalyası, 21 Mart 1898’de 4’üncü Dereceden Mecidî Nişanı, 10 Şubat 1899’da 4’üncü Dereceden Osmani Nişanı, 10 Haziran 1905’te 3’üncü Dereceden Mecidî Nişanı, 27 Kasım 1911’de 3’üncü Dereceden Osmani Nişanı, 15 Ekim 1916’da Kırmızı Şeritli Harp Madalyası, 12 Aralık 1916’da 42’nci Dereceden Mecidî Nişanı, 23 Eylül 1917’de Muharebe Gümüş Liyakat Madalyası.

(10)

ATATÜRK’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer’in Anılarındaki Bahriye Nazırı Ahmed Avni Paşa

Ahmed Avni Paşa’nın Bahriye nazırlığı, çok kısa süre de olsa Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçme hazırlığı açısından büyük önem arz etmektedir.

Mustafa Kemal Paşa’nın Yaveri Cevat Abbas’ın hatıratında bu olaylar şöyle anlatılır: “Şişli’deki evine çekilerek bir gün gerçekleşecek ölen derin

görüşlerinin planlarının düşüncesiyle meşguldü. Tek yaveri kalmış olmak şerefiyle övünen ben, gündüz yanında idim. Bir gün bana, Cevat, Bahriye Nazırı Avni Paşa’yı görmeliyim. Bunun için lazım gelen girişimde bulun, dedi.

Mustafa Kemal’in bu görüşmeden maksadı şu idi: Damat Ferid Paşa kabinesine Bahriye nazırı olarak girmiş bulunan Avni Paşa, Mustafa Kemal in Yıldırım Ordusunda menzil müfettişi idi. Mustafa Kemal, kendisini başarısızlığından dolayı vazifesinden affetmişti. Şimdi böyle başarısız kalmış bir kimsenin nasıl olup da bakanlık makamına getirildiğini gözleriyle görmek istiyordu.

Temin edilen günde Mustafa Kemal yaveri Cevat Abbas’la Bahriye Nezaretine gitti. Nazır Paşa ile konuşurken bir aralık bir sefer tası getirildi. Bu, Nazır Paşa’nın evinden gönderilen öğle yemeğiydi.

Nazır Paşa: ‘Affedersiniz, hem konuşalım, hem ben yemeğimi yiyeyim. ’ dedi ve yemeğe oturdu. Nazır yemeğini yerken Mustafa Kemal kendisine şu sözleri söyledi: ‘Sizi tebrik ederim. Devletin en büyük makamlarından birini işgal etmiş bulunuyorsunuz. Sizin gibi yüksek adamlar kıymetlerini gösterebilmek için ancak böyle yüksek mevkiler edinmek fırsatına kavuşabilmelidirler. Gerçi ben zat-ı devletinizi başka vazifelerde görüp tanımıştım. Fakat şimdi anlıyorum ki kıymetinizi ölçebilmek için sizi bu makamdan görmek lazımmış. ’

Bahriye Nazırı'nın koltukları kabarmıştı. Bu sözlerden pek hoşlandı. Mustafa Kemal’e teşekkür etti.

Avni Paşa bu ziyareti çok geçmeden Mustafa Kemal’e Şişli’deki evinde iade etti. O gün her vakit olduğu gibi Mustafa Kemal’le birlikte yemek yiyordum. Avni Paşa’nın geldiğini haber verdiler. Kalkıp Paşayı karşıladım ve çalışma odasına götürdüm. Biraz sonra Mustafa Kemal misafiriyle görüştü. Avni Paşa çok telaşlı görünüyordu: Paşa m, dedi. Bizim kabinede Dâhiliye nazırı olan Mehmed Ali Bey, gayet kıymetli bir arkadaşımızdır. Ona sizden bahsetmiştim. Kendisi sizinle tanışmayı pek arzu ediyor. Müsaade buyurursanız hemen getireyim. ’

Mustafa Kemal’in onayı üzerine Avni Paşa Çfk/p gitti ve biraz sonra Mehmed Ali Bey ile beraber geldiler. Genç gibi görünen fakat hakikatte o kadar genç olmaması lazım gelen Mehmed Ali Bey Mustafa Kemal’e sordu: ‘Siz Ittihad ve Terakkici misiniz?’

(11)

Mustafa Kemal: ‘Ben İttihad ve Terakkici değilim; fakat Ittihad ve Terakkinin kuruluşunda ve esas gayesinde onunla beraberdim. ’ dedi.

Mehmed Ali Bey, o hâlde neden ittihad ve Terakki ile beraber çalışmadığını sordu.

Mustafa Kemal, Enver Paşa’dan memnun olup olmadığı hakkında Mehmed A li’nin sorduğu soruya da şu cevabı verdi: ‘Enver Paşa herhâlde zamanın en kuvvetli bir adamı olması lazım gelir. Bunun aksini ispat edecek elimizde hiçbir belge yoktur. Buna karşın kuvvetine kanıt olacak bir vesika vardır ki o da Enver Paşa’ya mevkide iken kimsenin karşı gelmemiş ve ancak o memleketi terk ettikten sonra birtakım insanların başlarını kaldırmış olmasıdır. Böyle bir şahsın kuvvetli olmadığını söylemek lüzumsuz ve manasız bir iddia sayılmaz mı?’

Mehmed Ali Bey tekrar sordu: ‘Paşa Hazretleri, bugün Enver Paşa ile tekrar çalışır mısınız?’

Mustafa Kemal: ‘Buna açık şekilde cevap vermeliyim. Ben ömrümde ve askerlik hayatımda hiçbir zaman Enver Paşa ile yakından iş birliği etmedim ki bundan sonra böyle bir ortak çalışma peşinde olayım. ’

‘Peki Paşa Hazretleri bizimle iş birliği yapar mısınız?’

‘Niçin etmeyeyim? Eğer siz memleketi bugün içine düşmüş olduğu felaketten kurtarmaya kararlı insanlarsanız.’ (Gürer, 2008: 188-189, 213-

220.)

Mehmed Ali Bey ayrılmak üzere kalktı ve ertesi gün için Mustafa Kemal’i Serkildoryan’da öğle yemeğine davet etti.

Ertesi gün Circle d’Orient Kulubü yemek salonunda dört kişilik bir masa etrafında, Mustafa Kemal’in sağında Mehmed Ali Bey, solunda Avni Paşa oturdular. Mustafa Kemal’in karşısındaki koltuk boştu.

Mehmed Ali, salonun kapısının solunda oturmakta olan bir adamı göstererek: ‘Bu zat posta ve telgraf müdürü umumisi Refik Halid Bey’dir.

Gayet kıymetli bir arkadaşımızdır. Masamızda ihtiyaten onun için bir yer hazırlamıştık. Müsaade buyurursanız, gelsin.'dedi.

Mustafa Kemal: ‘Henüz kendisini tanımadım. Şimdilik bizde kalalım’ karşılığını verdi ve bu suretle Refik Halid sofraya çağrılmadı."

Ahmed Avni Paşa’nın Kayınpederi Harbiye Nazırı Müşir Şakir Paşa Hakkında

Harbiye Nezaretine getirilen Müşir Şakir Paşa’nın bacanağı Yarbay Doktor Ahmed Reşid Bey'le yakın ilişkileri olan Abbas Cevat şöyle devam eder: “Bu zatla yalnız akrabalığımız dolayısıyla görüşmüyordum. Hakikaten

Ahmed Reşid’i namuslu ve faziletli bir kişi olarak tanıdığımdan hürmetle sever, sık sık apartmanına gider ve kendisiyle memleket işlerinde ürkütmeyecek kadar açık dertleşirdim.

(12)

Kendisine hikâyelerimle ve tasvirlerimle Mustafa Kemal’in askerî dehasını Şakir Paşa’ya tanıtmak istiyordum. Yalnız her iki zattan da Mustafa Kemal’in Anafartalar’la Cönk Muharebelerinde tanıdığım ve taptığım ve sonradan en yakın arkadaş gibi takip ettiğim yüksek kabiliyetlerini gizliyordum.

2 Nisan 1919’da Harbiye Nazırlığı makamına getirilen ve 1878 Mühendishane-i Berr-i Hümâyûn mezunu olan Gürcü lakaplı Mareşal Şakir Paşa, Mustafa Kemal’in Samsun’a gönderilmesini onayladıktan sonra, 19 Mayıs 1919 günü görevinden ayrılmıştır. 18 Haziran 1919’da yaşama veda etmiştir.

Harbiye Nazırı Mareşal Şakir, Ahmed Raşid’in evinde yatıp kalkardı. Bir gün doktorun vasıtasıyla uzun görüşme yaptığım Şakir Paşa’ya: ‘O yalnız bir askerdir. Verilen emri yapar. Hele Vahdettin hazretlerine pek bağlıdır.

Padişahın Almanya seyahatleri esnasında kumandanım Mustafa Kemal’i İstanbul’un ikinci Fatih’i takdiratıyla tebrik etmişti. Zat-ı şahane kendilerini çok iyi tanırlar. Her işlerinde yaverleri Mustafa Kemal Paşa’dan en yüksek derecede istifade edebilirler. Esasen Zat-ı devletleri kendileriyle görüşseler Mustafa Kemal’in saydığım niteliklerini bendenizden daha iyi takdir buyuracaklarından eminim.

Büyük Harp’in dört senesi içinde İttihad ve Terakki zümresiyle uğraştı durdu. Politikadan nefret eder. Kendisinin ordu müfettişliklerinden biriyle çırak buyrul ması Zat-ı Şahane’ye teklif olunamaz mı?

Bir teşebbüste bulunursanız memleket ve ordu için kıymetli bir kumandan kazanmış olacaksınız.’ sözlerimle özetlenen Mustafa Kemal’i anlatmış ve emniyet ve güven yaratmaya çalışmıştım.

Sözlerimi Mareşal Şakir’in tekrar ettiği suallerine, tereddüde düşmeden ve anlamlarını değiştirmeden verdiğim cevaplarımla inanılır bir hâle getirdim.

Bu görüşmemizden bir iki gün sonra da Vahdettin’in ikinci esvapçısı Münir Kılıç’a tesadüf etmiştim. Çok hürmet ve muhabbet gösterdiği kumandanımın cuma selamlıklarına neden devam buyurmadıklarını sormuştu.

Münir Kılıç 7’nci Orduda ve Yıldırım Ordularında Mustafa Kemal’in yaverliğini ifa eylemiş, gençliğine ve acemiliğine rağmen kıymetli ve asil bir kişiliğe sahip olduğunu herkese teslim ettirmiş olan Muzaffer Kılıç’ın ağabeyi olduğundan ‘Mustafa Kemal Paşa’nın Vahdettin tarafından ihmal edildiğinden pek müteessir olduğunu, esasen epeyce bir zamandır Almanya seyahatinde aldıkları rahatsızlıkları hafif hafif devam ettiğinden cuma selamlıklarına devam duyuramadıklarından üzüntüler içinde olduğunu’ söyledim ve ‘Bir münasip fırsatta Zat-ı Şahane’ye büyük arz olunmasına ricamı’ ilave ettim.

(13)

Kumandanımın yanına döndüğüm zaman görüşmelerimi arz ettim. Üç gün geçmemişti ki Münir Kılıç Bey selam-ı şahaneyi Mustafa Kemal Paşa’ya getirmiş ve padişah fahri yaverinin hatırını sorduğunu arz etmişti.

Şakir Paşa’ya yaptığım açıklama ve temennilerim, Mehmet Ali Bey ile Refi Cevat Beyin güvenini ve itimadını kazandıran temasları ve soruşturmaları ve Mustafa Kemal Paşa’nın yeniden cuma selamlıklarına devama başlaması artık padişahça ve hükümetçe toplanan kuşkuları ve kararsızlıkları ortadan kaldırmış, yeniden güvenilen ve itibar edilen bir kumandan olarak görülmeye başlanmıştı.

... Mareşal Şakir Paşa sonunda Vahdettin’in de sözlü iradesini almaya muvaffak olmuş ve Mustafa Kemal Paşa’nın memuriyetini onaylatmak için Vükela Meclisine bizzat götürmüştü. Vükela Meclisinin görüşmelerinin devamı sıralarında da Sadrazam Damat Ferid Paşa lüzum gösterirlerse derhâl mütalaa arzı için Mustafa Kemal Paşa ’nın BabIali’de bulunmasını rica eylemişti.”

Mareşal Şakir Paşa Her İlişkiyi Tesis Ediyor

Cevat Abbas şöyle devam ediyor: “BabIali’de sadaret bekleme

salonunda emre intizar ediyorduk. Vükela Meclisinden başarıyla ayrılan Mareşal Şakir Paşa kumandanımı çağırttı ve dış merdivene doğru yürürken her şeyin arzuya göre çözümlendiğini bildirdi ve bundan sonra da “Cenabıhak yardımcınız olsun" duasında bulundu.

• Bana dönerek gülümsedi ve imakâr bir yüz ifadesiyle ‘Memnunsunuz

galiba’ dedi. Cevabını beklemeden Mustafa Kemal Paşa’ya döndü: ‘Yaveriniz akrabamdır. Fakat beni hiç sormaz ve aramaz, pek nadir gözükür. Ancak yakinen biliyorum, zat-ı devletinize pek bağlı ve düşkündür. ’

Ağır ağır söylediği bu cümleleriyle tecrübeli politikacı asker beni de tarifsiz bırakmadı. Sırası gelmişken arz edeyim ki Gürcü Mareşal Şakir’in aslında namuskârlığı, gözden düştüğü zaman çektiği ızdıraplardan anlaşılmıştı.

Eskiden aldığı terbiyenin icabı olarak hanedana pek bağlı olmaktan başka, bu zatın bir kusuru yoktu. Gözden düştüğü uzun senelerinde son sürgün yeri Gemlik civarı köylerinde kalabalık ailesinin geçimini ve iaşesini temin için pek kısıtlı tarımla uğraşabildi. Temiz alnına en büyük tanık, o zamanlar üzerinde taşıdığı pejmürde elbiseleriydi.

Şakir Paşa, Harbiye Nezaretine getirildiği zaman yaşını başını almış bir çağdaydı, yıpranmıştı ve prostat rahatsızlığından son derece ıztırap çekiyordu. Bir ayağı mezarda olan bu zatın Mustafa Kemal Paşa'nın 3'üncü Ordu Müfettişliğine tayin olunmasına delaleti bence çok samimiydi. Mareşal Şakir Paşa’nın bu delaleti ömründe yaptığı işlerin en büyüğü olarak yerinde ve zamanında gerçekleşen vatani ilk ve son yüksek hizmetidir."

(14)

Cevat Abbas Gürer’in Hatıratından, Samsun’a Hareket Öncesi

“İrade-i seniyeye arz edilmek üzere Harbiye Nezaretine bizzat vükela kararını götüren Mareşal Şakir Paşa, kumandanımı otomobiline kadar geçirdi.

Mustafa Kemal Paşa yalnız kalır kalmaz bana dönerek ‘Cevat şimdi beni anlayan ve bana samimiyetle bağlanacak ve işten ziyade maksadıma hâkim olacak yetenekte bir yaver ve birkaç emir zabiti ve mülhak zabitler bul.’ emrini verdi.

Otomobille Harbiye Nezaretine Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cenap Paşa’yı ziyarete gittiler.

... Büyük bir rastlantı vaktiyle 3’üncü Orduda bulunduğumuz zaman kurmay heyetimiz mensuplarından yedek subay Teğmen Serdar Rıza’yı Harbiye Nezareti koridorlarında gördüm ve görevini öğrenmek istedim. İngilizceye gayet iyi vakıf bu mert çocuk İngiliz askerî heyetinin tercümanlığını ve Türkçe işlemlerin çevirilerini yapmakta olduğunu anlattı. Hareketimiz müsaadesini İngilizlerden gizleyerek yapıp yapamayacağını sordum.

‘Merak etme, ruhları bile duymaz. Benim de bu kadarcık bir hizmetim olsun.’ dedi ve evrakımızı aldı, birkaç dakika sonra getirdi. Kendisinden başka hareketimizi kimsenin bilmeyeceğini söyleyerek kumandanını temin etti.

Hareketimizden önce BabIali’de sadrazama ve makamlarında Dâhiliye ve Harbiye nazırlarına veda ettiler. Mayıs’ın on beşi cumaya rastlıyordu.

Padişah’a 3’üncü Ordu müfettişinin vedası hâliyle camide oldu. Namazı müteakip huzura çağrılan Mustafa Kemal in padişahla bir saatten fazla konuşması herkesin dikkatini çekti. Hâlbuki kahveler ve sigaralar içilmiş, gözlerini kapayarak ve epeyce durduktan sonra konuşan Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa’ya istemeyen gönlünün ağzından yayılarak dökülen hareket ve başarı temennilerinde bulunmuş, İzmir’in işgalinden dolayı teessürlerini belirtmiş, ‘Aksi hâlde öresim de işgel edebilirler, demiş ve

‘Bütün suçluluk İttihet ve Terekkinin ve önlerin hempelerınındır. Bizim millet dehe böyle fıkrelerle hereketten uzektır. ’ gibi sözler söylemişti.

... Cevat Abbas Gürer’in akrabası olan Harbiye Nazırı Mareşal Şakir Paşa vasıtasıyla Padişah Vahdettin’in onayı alınmış ve Mustafa Kemal Paşa’ya Üçüncü Ordu müfettişliği görevi verilmişti. Bu görev Samsun yoluyla Anadolu’ya çıkabilme olanağını sağladığı için aylar önceden gizlice hazırlanan Kocaeli üzerinden Anadolu’ya gizlice geçme planına artık gerek kalmamıştı.” (Gürer, 2008: 211,212, 213, 215, 216, 225).

(15)

Bahriye Nazırı ve Başyaver Ahmed Avni Paşa’nın Hatıratı

Hatıratın ön sözünün başlığı: “Ferid Paşa Kabinesi” ve şöyle devam ediyor: “Yazmaktan ziyade okumaya dalmıştım. Yazmaya heves ettim.

Elimde vesika olarak bir kurşun kalem ile hafızamdan başka bir şey yoktu. Yalnız sözlerimi işiten, bilen, hatta ezberleyen pek çok iyilik beni yazmaya teşvik ettiler.

Ben ise vakalar tamamen hafızamda menkuş olmasa bile alnımda yazılmış gibi herkes okuyor, görüyor zannediyordum. 0 hâlde, ben de leyhimde, aleyhimde olsun, yazılmış basılmış görmeyi arzu ettim.

Refah içinde yaşıyorken kişi kendini göremezmiş!

Düşündüm, fani insanlar servetleri gibi, bildiklerini de bir başka âleme götürmeye hakları yoktur. Çünkü hakikatler ve vakalar bir ‘Sened-i Müştereke’ ortak belge, bir ortak maldır. Her kimde bulunursa bulunsun, hemşehrilerine verilmesi icap eden bir borçtur.

Bu mülahaza ile gördüklerimi, işittiklerimi, hatta söylediklerimi bir araya topladım. Tarih sırasına pek de bakmadım zira benim niyetim tarih yazmak değil!

Bu kitaba ne tarih denir ve ne de hatırat. Bu kitap, belki müverrihlerin işine yarayacak ve tarihe mal olacak. Yazacaklarım örtülü kalmış, hasbel memuriyetim sırasında bildiklerimi anlatan, aktaran yaşamıma ve çevreme ait olayların tanıklıkları içeren bir bütündür. Bunların tamamını anlatırken hoş veya nahoş olması düşünülmemiştir. Hedef, asla ahlaka hizmet olduğundan, kayda alırken yalnız hakikatin saptırılmamasına ve hatıra feda edilmemesine dikkat edilmiştir. Bilhassa ismi mevzubahis olan kişiler kimlerse mutlaka takdir veya hakkında bir yumuşatma gibi bir yöne itibar edilmemiştir. Bununla beraber kimi işaret ediyor isem tarif, hüviyet ve hizmetlerinde bulunuyorum.

... Bu eserde naklettiğim hangi olay, konuşma, görüş velhasıl neyi yazdıysam bunların tümünün şunun veya bunun gözüne hoş görünmesi veya beğenilmemesi, sevimsiz sayılması düşünülmemiştir. Asıl hedefim ahlaka hizmet olduğundan gündeme getirirken ve yazarken bu satırlara nakledilen her şahsiyetin gerçek kimliğiyle anlatılmasına ve bilhassa gerçeklere dayanarak kaydedilmesine dikkat edilmiştir.

Kaçınılmaz olarak ismi geçen şahsiyetleri ille de eleştirmek veya saldırmak gibi bir tavırdan kesinlikle uzak kalınmıştır. Bununla beraber birisini tanımlarken ve hizmetlerinden lakayıtlık iddiasında bulunmuyorum. Şu kadar ve belki muhzır görülürsem muatebeye hacet yok zira: “Bir adama her işittiğini ve her yaptığını söylemesi ve yazması günah ve ceza olarak kâfi ve atidir.

Allah’ın selamı üzerinizde olsun!”

Ahmed Avni Paşa’nın hatıratı için başlıklara göre kısımlar sıralama yapılmış ki bu kısımlar ve sıralamadaki konular şöyledir:

(16)

Birinci Kısım

1- Sadrazam Tevfik Paşa’nın İstifası,

2- Hürriyet ve İtilaf Fırkasına Seçilmek istemeyişim, 3- Bağımsızlık ve Tarafsızlık Sorunu,

4- Birinci Damat Ferid Paşa Kabinesinin Kurulması,

5- Kabinede Harbiye Nezaretine ilaveten Nafia Nezaretini Üstlenişim, 6- Yemin Töreni İçin Huzuru Hümayuna Kabul,

7- Hattı Hümayun’un Okunması, 8- Kabinenin Programı, icraatı, 9- Divanıharplerin Birleştirilmesi, 10- Tutuklanma,

11- Sıdkı Bey’in Dâhiliye Nezaretine Vekâleti.

İkinci Kısım

1 - Abuk Paşa’nın Harbiye Nezaretinden istifası 2- Bahriye Nezaretine Tayinim

3- Dâhiliye Nazırı Cemal Bey’in İstifası

4- Mehmet Ali Bey’in Dâhiliye Nezaretine Tayini 5- İtilaf Devletleri Temsilcileriyle Görüşmeler

6- Anadolu ve Rumeli’ye Şehzadegân Başkanlığında Heyetlerin Gönderilmesi

7- Mekteb-i Sultaniyede Ziyafet ve Nutuklar 8- Ermeni Tehcir ve Taktili Sorunu

9- Kürt Mustafa Paşa'nın Bana Hücumu 10- Hürriyet ve itilaf Fırkasının İddia ve İtirazları 11- Adliye Nazırı Sıdki Bey’in İstifasının Nedeni 12- Adliye Nezaretine Cemil Molla Bey’in Tayini

Üçüncü Kısım

1- Bahriye Nezaretindeki İcraatım

2- Cemal Paşa'nın Bir Mektubu ile Souchon Paşa nın Bir Raporu 3- Fransızların Bahriyeden Almak İstedikleri istimbot

(17)

5- Harp Kömür Merkezinin itilaf Devletleri ile Müştereken idaresi 6- General Franchet d’Esperey’in Mühim Bir Notası

7- Heybeliada’daki Mektebin Tekrar Rumlara İadesi 8- Rauf Bey’in Bahriye Mesleğinden istifası

9- Bahriye Mektebinin İntizamı

10- Almanya'dan Avdet Eden Bahriye Talebesinin Şüpheli Tavrı

Dördüncü Kısım

1- Cevat Paşa’nın Erkânı Riyaseti

2- Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya Görevli Olarak Hareketi 3- Miralay İsmet Bey’in ve Bazı Arkadaşlarının Eleştirileri 4- Damat Ferid Paşa’nın Hâli ve Şanı

Beşinci Kısım

1- İstanbul'da İtilaf Devletleri Arasında Hissolunan Ayrılıklar 2- ingilizlerin Umum İşgal Kumandanlığım Almaları

3- General Franchet d’Esperey’in İstanbul’dan Ayrılması 4- İngilizlerin, Yunanların Yeniden İş Birliği

5- İtalyanlarn Nazikane ve Tarafsız Vaziyetleri 6- İzmir Hakkında İtilaf Devletlerinin Notası 7- Lloyd George ve Venizelos

8- Kabinenin Müttefiken ve Müctemien İstifası 9- Protestolar, Mitingler, Tutukluların Tahliyesi

Birinci Damat Ferit Paşa Kabinesi Yenilgiye Uğradığından Dolayı Kabine Değişikliği

Son Cemaat Safından Mihraba Sıçramak Kuvayımilliyenin İç Yüzü ile Üç Yüzü

Kuvayımilliye, İttihad ve Terakki gibi bir terkiptir. Ben Kuvayımilliyeden korkmuyorum. Bilahare şekil değiştirmesinden ürküyorum.

Avni Paşa

21 Temmuz 1341(1925)

Ahmed Avni Paşa’nm Bahriye Nazırı Olarak Künyesi

Ahmed Avni Paşa’nın İstanbul’a avdetinden sonra, Nafıa nazırı ve Bahriye nazırı olmasına dair resmî kayıtlarda bazı eksiklikler ve hatalar

(18)

vardır. Bu kaynaklardan yapılmış alıntılar, bu hataları aynen tekrarlamış; bazıları ise fark edilmiştir.

“Harp Akademilerinin 120 Yılı”2 başlıklı künye kitabının “Bahriye Nazırlığı Yapmış Olan Kurmay Subaylar” bölümünde Bahriye Nazırı Ahmed Avni Paşa’ya ait bilgi mevcut değildir. Ayni şekilde “Nafıa Nazırlığı Yapmış Olan Kurmay Subaylar” bölümünde de Ahmed Avni Paşa’ya ait bir kayıt yoktur. (Harp Akademilerinin 120 Yılı, 1970: 28-30, 35-36).

Mezkûr eserin 1970’de yapılan yeni baskısında “Bahriye Nazırları” bölümüne Avni Paşa maddesi ilave edilmişse de bazı alıntılarda künyesi yazım hatası olarak 1895 yerine 1985 olarak görülmektedir. Bu kaynak esas alınarak “Denizlerimizin Amirleri’3 başlıklı eserde (Akkaya ve Ayanoğlu, 2009: 136) künyesi “P.1895- b-13, Akademi 1898” olarak görülmekte ve şöyle denilmektedir: “Sınıfı 50. sınıf. 1897-1898 mezunu (24 Ocak 1898)

başlığı altında 17 kurmay subay. Harp Okulu sıralamasıyla kurmaylık sıralaması altüst olmuş. Bu sınıfta ancak 4 tümgeneral var. Sınıfın başında Ferit Cemal Mersinli (P.1895- b-12) var. Ünlü bir isim Küçük Cemal Paşa- Büyük Cemal Paşa hikâyesi. Büyük Cemal Paşa zaten iki sınıf yukarıdan. Bir sonraki sınıftan da (51. sınıf) ünlü olarak 13. Sırada (Tamamı 18) Mareşal Fevzi Çakmak (P.1895- c-7) ve 14. Sırada da Orgeneral Ali Sait Akbaytugan (P. 1895-C-1) var ki Yemen’in son komutanıydı...

Bahriye Nazırı Ahmed Avni Paşa 11. sırada görülüyor. 17 Aralık 1923’te emekli edilmiş ve 1933’te ölmüş; Avrupa’da medfun. (Bu kayıt yanlıştır. Osman Öndeş)

OsmanlI döneminin son padişahı VI. Mehmed Vahdettin’in son zamanlarında başyaveriydi. Onunla birlikte yurt dışına kaçmış (Bu bilgi yanlıştır. Osman Öndeş) ve 17 Aralık 1923’te orduyla ilişiği kesilmiştir.

Ahmed Avni Paşa her asker gibi atandığı yerlerde başarılar göstermiş ki generalliğe yükselmiş ve bakanlıklarda bulunmuştur. Nafia Nazırlığı (3 Mart 1919 - 2 Nisan 1919) ve Bahriye Nazırlığı (12 Nisan 1919 - 21 Temmuz 1919).

Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya gönderilişindeki çabaları Şakir Paşa’yla birlikte olduğu için burada onları tekrar etmeyeceğiz.

Harp Akademilerinin mezkûr neşriyatında yer alan Avrupa da medfun ifadesinin Avrupa olmadığını, fakat Beyrut - Cünye Kasabası olduğunu belirtmeliyiz.

Yine Sultan Vahdettin’le yurt dışına kaçtığı ifadesinin doğru olmadığını, bu hatalı ifadeyi4 tarihî bir bilginin düzeltilmesi adına işaret

2 Harp Akademilerinin 120 Yılı (1970); Harp Akademileri Neşriyatı, 1846-1968, s. 28-29-30 ve “e d'z. Alb. İbrahim Akkaya - E. Öğ. Alb. Fahri Ayanoğlu (2009); OsmanlI imparatorluğu'ndan Günümüze Denizlerimizin Amirleri, Deniz Kuvvetleri Yayını, Deniz Basımevi s.

(19)

etmeliyiz. Mezkûr tebliğdeki “Padişahla beraber yurt dışına kaçınca” ifadesi5 yanlıştır. Sultan Vahdettin Malaya zırhlısıyla İstanbul’dan ayrılırken Ahmed Avni Paşa ailesiyle birlikte Romanya’daydı. Bu yanılgı büyük olasılıkla KKK'deki Tercüme-i Hâl kaydındaki hatadan ileri gelmektedir ve alıntı yapanlar bu hatayı tekrarlamaktadırlar.

s uS j j j.. e* -< İ V ] t >?v . C k \ \

vHf M

*e!j

I A v

}

I s t T ç j ----VÛ

Ahmed Avni Paşa’nın İstanbul Deniz Müzesi Deniz Tarihi Arşivi Künyeler Bölümündeki Künyesi, Bahriye Nezaretine Tayinine ve Görevden Alınmasına

Dair Sadrazamlık Yazıları.

Mareşal Fevzi Çakmak (2011); Büyük Harp’te Şark Cephesi Harekâtı, Yayına Hazırlayan Ahmet Tetik, Işkültür Yayınları, Altıncı Konferans bölümündeki 407. No.lu açıklama: “Tümgeneral Ahmet Avni, 1311-b.P13 (? - 1933) 1895 yılında Harp Okulundan, 1898'de Harp Akademisinden mezun oldu. Çeşitli birliklerde ve karargâhlarda çalıştı. Tümen ve Lojistik Destek komutanlıklarında bulundu. 1897 Yunan, Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya Harbi’ne katıldı. Padişahla yurt dışına kaçınca 17 Aralık 1923’te askerlikle ilişiği kesildi.

(20)

Bahriye Nazırı Mirliva Ahmed Avni Paşa nın Künyesi İstanbul Deniz Müzesi Komutanlığı Deniz Tarihi Arşivi Künyeler bölümünde yer almaktadır ve bu künyedeki bilgilerle Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın; Nafıa Nazırı Avni Paşa’nın Bahriye Nazırı olarak atanmasına ve bu makamdan alınmasına dair iki yazısı ilk kez tarafımdan bu eserde yayımlanmaktadır.

Bahriye nazırlığı öncesine ait tüm kısımları cevapsız bırakılmasına rağmen bu künyenin günümüz Türkçesiyle aktarımı şöyledir.

İsmi ve Pederi İsmi

Bahriye Nazırı- Mirliva Avni Paşa Veladeti:-Mahai-i Tevellüdü Vilayeti:- Kazası:- Karyesi:- Mahallesi:-Tasrih-i Tevellüdü Arabî:- 6

6 İstanbul Deniz Müzesi Komutanl.ğı; Deniz Tarihi Arşivi, Künyeler Bölümü, Defter Numaras, 1 Sayfa/Sıra Numarası 8A.

(21)

Rumî:-Tahsil Ettiği Mekâtib ve Vâkıf olduğu Elsine Kuyûd- Esasiye Numaraları

Sicili:-

Muavine:-Mekteb veya Asker künyesi:- Cedid künye:-

Atik

künye:-Tahakkuk Eden Kıdemi (13. Senesi ihtidasındaki kıdemi) Gün/Ay/Sene

-İhtisası

Tarih-i Tehhülü

Duhul ve Nasbi

• Müddet-i Hizmet ve Vazifesi 02 Nisan 1335 Bahriye Nâzırı

20 Mayıs 1335 ibkaen Bahriye Nâzırı 22 Temmuz 1335 İnfisal etmişdir.

Hamil olduğu Nişan ve Madalya

Suret-i Mezuniyeti

Mükafat

Meşruhat Bâb-ı Ali Saderet-i Uzma

Umur-ı Mühimme Müdüriyeti- 65 Evrak-1 Umumiye -61 /II. Daire I. Şube.

(22)

Nafia Nazırı Avni Paşa Hazretlerine Saadetlü Efendim

Bahriye Nezaretinin uhde-i vâlâlarına tevcihi hususuna İedeiarz 2 Nisan 1335 tarihinde irade-i seniyye-i hazret-ı hılafet-ı penahı şeref-müteallik buyurulmuş olduğu beyânıyla tezker-i muhlisi terkımıne ıbtıdar kılındı, efendim. 1 Recep 1337/2 Nisan 1335 Sadrazam Damat Ferıd.

Bâb-ı Ali

Sadaret-i Uzma -98

Evrak-ı Umumiye-108/ II. Daire I. Şube, Bahriye Nazırı Sabıkı Avni Paşa Hazretlerine Saadetlü Efendim Hazretleri

Bahriye Nezâret-i aliyesinin uhde-i vâlâlarına tefvizi hususuna İedeiarz irade-i hazret-i hilafet-i penahî şeref- südûr ^ tezkere-i hulûs-verî terkîm olundu, efendim. 19 Şaban 1337 ve 20 Mayıs 1335.

infisâl etmekle Bahriye Nezâretine tayin kılınmıştır. Dersaadete avdetine kadar ayandan . j d ■

Paşa Hazretlerinin nezaret umurunun vekâJ fZ J ^ n l 1335 ve 22 Şevval

seniyye şeref- sâdır olduğu şeref- südûrdur. e

1337 tarihli tezker-i samiyede emir ve iş’âr buyurulmuşdur.

Evrak-, Umumiye-157/11. Daire I. Şube 2828/35.

Kafkas Cephesi’ndeki Mücadelesi

■ „„„o n Arif Cemil Bev, OsmanlI Devleti’nin Talat Paşa’nın yaverliğim y P Mahsusa gibi gizli bir örgütte yer son dönemine damgasını vurmuş Teşkıla 0|Ucturduğu bu istihbarat almıştır. Enver Paşa’nın kertdıstnt bagl cfcak « . J faa|iye„ erde örgütü özellikle Birinci Dünya Harbi sırasınud y

bulunmuştur.

t 7 * * “Riya ve Nail Beyler o aralık Trabzon’da Arif Cemil Bey hatıra ında. Rl® ve ~ m|nJ asına Doktor Bahaettiri teşkilat yapmakla meşgul ° ^ or'ar' llT ntlkasl Rıza Bey'e kalmıştı. (Denker. Şakır Bey gönderildiği için Trabzon mıntıkası niza y

2006: 20-21, 232-250)

f »oriien ve o sırada Rize mutasarrıfı ...İlk olarak sopalı mutasarrıf nam edilmişti.” diyerek gerek olan Cemal Azmi Bey Trabzona v R y a i|eticarfmünasebetleriolup Trabzon’da bulunan Gürcülerden gere veV Gürcü|erin hareket tavırlar.

Rusya ya gidip gelen kişilerden y Türkiye’ye karşı düşman

hakkında bilgi almak istendiğim, şayet y

7 Arif Cemil Denker (2006); Birinci Dünya Savaşı nda' TeŞkllat Metin Martı, Arma Yayınları, İkinci Baskı, s. 20- , s.

(23)

vaziyeti alacaksa Rusya’da bulunan Gürcülerin şimdiden Türkiye’ye taraftar edilmelerine çalışılmasını, Gürcüleri silahlandırmayı ve işe yarayabilecek elebaşlarını Trabzon’a getirmek gibi müzakerelerin yapıldığını yazar.

“Doktor Bahaettin Şakir Bey, Teşkilat-ı Mahsusa Kumandanı Halit Bey’in bu teşkilata ait idealini anlatan fikirlerini çok beğenmekteydi ve onu takdir ediyordu. Fakat orduyla Teşkilat-ı Mahsusa büsbütün ayrı şeyler olduğundan ve Teşkilat-ı Mahsusa her ne kadar ordunun emrine tabi olsa da gene, Bahaettin Bey’in Halit Bey’e tavsiye ettiği gibi her emrini dinlemeye kendini mecbur görmediğinden, teşkilata mensup olan kumandanların bütün arzularını yerine getirmek mümkün olamıyordu.

Mesela ordu kumandanlığı, zabitin ayrılarak Teşkilat-ı Mahsusa emrine verilmesine razı olmuyordu. Doktor Bahaettin Şakir Bey, Hilmi Bey’e karşı olan hissiyatını gösteren bir telgrafında şöyle diyordu: ‘Bu muharebede senin ve sana bağlı olanların gösterdiği hamiyet ve fedakârlık büyüktür. Huda âlem sana olan muhabbetim o kadar büyüktür ki bunu anlamak için kalbime girmelisin ki göresin.’

Erzurum’da öğrendim ki burada kâfi miktarda silah, cephane ve bilhassa eski martinler çoktur. Ben onları sizlere göndermek için çare bulacağım. Siz de Şavşat ve Ardanuç’ta yeniden teşkilat yaparak efrat hazırlayınız. Bu telgrafımı aldığınız zaman onları kafileler hâlinde kendi silah ve cephanelerini almak üzere Yusufeli’ne doğru gönderiniz. Ali Efendi’yi de silah ve cephane almak üzere yüz hayvanla Erzurum’a gönderiniz. Fakat yollarda hastalık olduğu için Erzurum'a gelirken konak yeri olmayan ıssız köylerde kalarak gelsinler.

Mademki bütün kıtaları bu mıntıkaya almayı başardık, Ahmet Bey’i de buraya mıntıka kumandanı tayin etmek muvafıksa tayinini icra et ve herhâlde Sabit Bey çetesini bir kere teftiş ettir. Bu sırada Artvin civarındaki İslam ahali çok büyük bir merak ve endişe içinde bulunuyordu. Çünkü Rusların tazyiki gittikçe artıyordu.

... Ruslar, Artvin’in son günlerini yaşamakta olduğuna şüphe bırakmamıştı.

... Ordu Teşkilat-ı Mahsusaya tamamen vaziyet etmek istediği için Hilmi Bey şimdi hemen her gün Doktor Bahaettin Şakir Bey'e telgraf çekerek ondan imdat istiyor ve Teşkilat-ı Mahsusayı ordunun elinden kurtaracak emri almadıkça Kafkas Cephesi’ne zinhar dönmemesini hatırlatıyordu.

Hilmi Bey İstanbul’da Doktor Bahaettin Şakir Bey’e çektiği bu telgraflardan birisinde diyordu ki: ‘Avni Paşa ve Kara Vasıf umumi Teşkilat-ı

Mahsusarıın nizamiye gibi tanzimine ve sevk ve idaresine memur oldular. Bunların ikisi de şimdi Trabzon dadır. Biz bu kadar zamandan beri çalıştık, çabaladık. Bu fikrin tatbikinde hiçbir fayda beklenilmemektedir. Bazı kişilerin işe karışması Teşkilat-ı Mahsusanın nihayet böyle bir şekil almasına sebep oldu. Bizim için bu vaziyette çalışmaya imkân yoktur. ’

(24)

Hilmi Bey’in feryatları pek boşuna değildi.

14 Mart 1915 günü Ruslar c e p h e n saldrnp yandaş d ^ h a «

donanmalarının yardımıyla Arhaviye girdiler. 2 (Çakmak

saldırmaya başladılar. 27 Mart 1915’te Artvin Rusların elin g ç • (Ç 2°11: 122, 123).

v 28 Mart günü Avni Paşa Lazistan Çevresi Ko— ğına atandı Yarbay Vasıf, kurmay başkanlığına getirildi. Avni a§a „ Jandarma Müfrezesi, Teşkilat-ı Mahsusa gönüllü grupları ve ra , avrılmıştı. A|ayı bulunuyordu... Bu arada Stange hastalanmış ve c p

4 Nisan 1915 günü Ruslar Milo’yu işgal ettiler. Yuzbaş^HaN ^mutasındaki 1.500 mevcutlu Milo Müfrezesini Gold 9 Tümenin sürdüler. Bunun üzerine Erzurum’da yeniden kurulan 29 uncu Turnenin Tortum’a gönderilmesi için hazırlıklara başlandı.

8 Nisan günü Ruslar Işhan'r işgal ettiler.

Tortum’a geldi, 19 Nisan günü Vihik- Kisha ya yer eş ı. 9

Erzurum Muharebesi devam ederken Karadeniz ve Muş - Bitlis bölgelerinde de Ruslar taarruza geçmişlerdi.

Sahil Müfrezemiz 14 ve 25 Ekim 1915; 29 ^ 1 9 1 5 7 - 8 Orak

1916. 18 Ocak 1916 tarihlerinde Rus mevzılenne saldırmış, fakat Rusları atmayı başaramamıştı.

16 Şubat 1916 tarihinde Türkler yine geri s'arp

Ruslar, Büyükdere’nin Batı sınırlarına kadar takıp ettiler. 9 ve sağlam olduğundan Ruslar durdular.

Ahmed Avni Paşa şubat ayının sonlarına doğru bir akşam geç vakit Alano Sohot köyüne intikal etti.

onu yerel tarihçi Haşan Umudun kaydettiği üzere -S ^ a h erten^Avnl Paşa, evin arkasında bahçede bir sandalyede oturur e edince şu Yıga Rum heyet, ihtiyar,yes, de beraberdi. Kendim,z takdim edinç* şu sözleri söyledi; ‘Burada düşmanla harp edeceğim. As er

isteyenlere silah vereceğim. Harp etmek istemeyenler otebrih onlar da askerlerim İçin istihkâm kazsmlar. Bunu da yapamam diyen olursa askerlerine dua etsinler. Bunu da yapamam diyenler,

asarım.’ dedi ve bize müsaade etti.”

Bu sözleriyle Paşa, kimseyi c e b r e ^

asker kaçaklarını bile arayıp takıp etmek fikrin , , ,

oluyordu. Çünkü durum bu gibi hareketlere müsaı egl . .. harekete halkı bu gibi felaketli zamanlarda cebren değil, vatan aşkı He a e e e 9®lmelidir. Zorla iş göreyim derken tehlikeli bir durum mey g 8

(25)

Nitekim Paşa’nın tedbiri iyi netice verdi. Harp başlar başlamaz memleket evlatlarının mühim bir kısmı vatanı kurtarmak yolunda içten gelen bir aşkla savaştı. Ne fayda ki bulunduğumuz asırda intizamsız harekete geçen vatan evlatlarının muntazam düşman kuvvetlerine karşı muvaffakiyetleri mahdut oldu.

Aynı gün Ziya Bey isminde bir tabur kumandanı, taburuyla beraber dağ eteklerinden ricat ederek askerlerini Ruslara kaptırmadan Ahmed Avni Paşa’nın huzurlarına gelmişti. Paşa, bu taburu teftiş ettikten sonra etrafını çevreleyen kalabalık bir halk kitlesi de hazır olduğu hâlde, askerlere karşı şu hitabede bulunmuştur: “Askerler, sizi sağ cenaha, deniz kenarına gönderiyorum. Orada kahramanca düşmanla harp edeceksiniz. Her kim bana bir düşman şapkası getirirse kendisine yirmi kuruş = bir gümüş Mecidiye vereceğim. Bir düşman tüfeği getirene bir altın vereceğim. Bir düşman kulağı getirene beş altın vereceğim.” dedikten sonra, müessir bir lisan ile şu sözleri ilave etti: “Askerler, ben bu kadar mükâfat verebilirim. Vatan için harp eden sîzlere Allah daha çok şeyler verecektir.” (Haşan Umur, Of ve Of Muharebeleri, Güven Basımevi 1949. s. 46-50).

4 Mart 1916 günü şafakla beraber Rus gemileri Pazar civarına asker çıkararak iki bölüğümüzü esir alıp Pazar’ı işgal ettiler. 5 Mart 1916 günü Çayeli’ne efenizden asker çıkarıp yeniden Türklerin arkasını çevirmeye girişince Sahil Müfrezemiz yine çekilmek zorunda kaldı.

8 Mart 1916 günü Ruslar, Rize’ye girdiler. Bundan sonra mevziler tamamıyla denizden dövülemediğinden Ruslar takviye birliklerini beklemek üzere takibe son verdiler.

Kıyı bölgeleri dağlıktır. Bu dağlar kıyıdan 10-15 km uzaktır. Buraları ateş altına almak üzere Ruslar sahile zırhlı getirdiler, imparatoriçe Maria ve

İmparatoriçe Katerina savaş gemilerini de bölgeye getirdikleri için artık Yavuz zırhlısından da korkmuyorlardı.

Karadenizli Bir Halk Kahramanı Hüseyin Sabri Bakkaloğlu9

Çaykaralı düşünür, eğitimci, araştırmacı yazar Faik Yeni “Ataköy" kitabında şöyle demekte: “Karadeniz halkının yokluklar içerisinde Ruslara karşı verdiği mücadelenin halk kahramanlarından biri de Hüseyin Sabri Bakkaloğlu olmuştur. (Yeni, 2013).

Mehmet Efendi’nin beş oğlundan biri, İsmail Hakkı Bakkaloğlu’nun kardeşidir. 5 Haziran 1266/1850’de Ataköy’de doğdu. (Ataköy; Trabzon ili,

Çaykara ilçesine bağlı belde iken nüfusunda meydana gelen düşüş nedeniyle köy statüsüne dönüştürüldü. Yüzlerce din adamı ve bilim adamı yetiştirmiştir.)

(26)

Köyünde Sübyan Mektebini bitirip babası müderris Mehmet Efendi’den üç yıl tahsil gördükten sonra Ofun Uğurlu Medresesinde dokuz yıl tahsil görmesinin ardından icazet almıştır.

Bundan sonra aralıksız Rize Of medreselerinde 1326/1910 yılına kadar ders okutmakla meşgul oldu. Dört defa icazet vermiştir.

1323/1907 yılında Of Müftülüğüne tayin oldu. Of müftülüğü görevini sürdürürken Rusların istila hareketinde, Of Müdafaası olarak tarihe geçen Birinci Dünya Harbi yıllarında mahalli halkı silahlandırarak Ruslara karşı cansiparane gayret göstermiştir.

Hüseyin Sabri Bakkaloğlu’nun başarılarını duyan Lazistan Havalisi10 Kumandanı Mirliva Ahmed Avni, müteakip yazıda geçen yetkiyi verdi:

“Lazistan Havalisi Komutanlığı: Bismillahirrahmanirrahim; Mektup velai selahiyetimdir.

Bu kerre kazayı Of’ta mukim (ikamet eden) ve misafir harp ve darbe veya nakliyat veya inşaatı cerriyeye kudret-i vafir bilumum firarı bekaya ve tebdilhava efradının nezdi fazilanelerine ve emir ve kararınıza tefrik olunan Hacı Haşim Ağanın gayreti ve sizin din ve devlet uğrundaki fedakârane faaliyetiniz ile cem ve tarafıma sevk olunmalıdır.

Müfrezede ve kapısı önünde çalışmaktan ve emrimize itaat etmeyi reddedecek kimseleri cezalandırmak üzere sana yetki verdim.

Veminellahi tevfik.”

28 Şubat 1331 (12 Mart 1916)

10 Bazı eserlerde Lazistan Havalisi Komutanı olarak Hüseyin Avni Paşa adı geçmektedir. Hüseyin Avni Paşa diye bir komutan yok ama Ahmed Avni Paşa var! (Mareşal Fevzi Çakmak - age.) Bu eserdeki sayfalara göre sayfa 123'te "28 Mart 1915 ara başlığı altında” “Avni Paşa Lazistan Çevresi Komutanlığına atandı.” denilmektedir. Sayfa 307’de 27 Mart 1916 ara başlığı altında “Ofu işgalden kurtarmak için yapılan karşı hücum başarılı olamadı. Sahildeki Avni Paşa’nın yerine (dipnotu 407) Albay Hacı Hamdi Komutan olarak atandı.” denilmektedir. Sayfa 641'deki 407 No.lu dipnotunda “Ahmed Avni, 1311 - b.P.13 (? - 1933). 1895 yılında Harp Okulundan 1898'de Harp Akademisinden mezun oldu. Çeşitli birliklerde ve karargâhlarda çalıştı. Tümen ve Lojistik Destek komutanlıklarında bulundu. Padişahla yurt dışına kaçınca 17 Aralık 1923'te askerlikle ilişiği kesildi. Kaynak - Genelkurmay ATAŞE Başkanlığı." açıklaması vardır. Hüseyin Avni Paşa'yı Karadeniz'de Lazistan Havalisi komutanı olarak kaydeden eserlerde ciddi bir hata yapılmaktadır zira Hüseyin Avni Paşa Karadeniz'de hiç bulunmadı ve hâliyle Lazistan Havalisi komutanı da olmadı. Zira o sırada zaten hayatta değildi ve 15 Şubat 1876’da bir suikasta kurban gitmişti! 15 Şubat 1874 - 26 Nisan 1875 tarihleri arasında sadrazam oldu. 30 Mayıs 1876 tarihinde yapılan ve Midhat Paşa’yla birlikte padişah Abdülaziz’in tahttan indirilmesiyle sonuçlanan hükümet darbesinin liderlerinden biriydi . 15 Haziran gecesi Mithat Paşa’nın Beyazıt’taki evinde bir hükümet toplantısına katılırken devrik padişah Abdülaziz'in kayınbiraderi Çerkeş Hasan’ın konağı basarak yaptığı katliam sırasında yaşamını kaybetti.

(27)

Lazistan Havalisi Kumandanı Mirliva Ahmed Avni (Jandarma)

Diğer taraftan Paşa bütün resmî makamlara şu emri göndermiştir:

“Düşmana karşı mücadele etmek için orduya asker celbi vesair tedbirlerin alınması için Of Müftüsü Hüseyin Sabri Efendi’ye her türlü salahiyet verilmiştir. Bütün alakadar makamların suret-i kattiyede müzaheret göstermesini beyan eylerim. ”

Hüseyin Sabri Efendi 1916’da yaş haddinden emekliye sevk olunması istenmişse de Ofa bağlı köy idare heyetleri ve medrese müderrisleri tarafından tanzim olunan dilekçe yetkili makamlardan tasvip görmesi üzerine, iki yıl daha görevde kaldı. 1337/1921 yılında Ataköy’de öldü. Caminin yanında defnedilmiştir.”

15 Mart 1916 günü Ruslar, Tercan’ı aldılar... Ruslar Trabzon’u almak ve burada üs kurarak 3’üncü Ordunun yanını vurmak istiyorlardı.

... Ruslar önceki düzende olduğu gibi dağdan plastonlarla cepheden de 19’uncu Türkistan Alayıyla 26 Mart 1916’da saldırıya başladılar. Denizden

Panteleimon zırhlısı ile 6 muhrip, Türklerin sol kanadını ve cephesini yoğun

salvo ateşi İJe dövüyordu. Akşamüstü geç saatte Ruslar Ofa girdiler.

(28)

Ahmed Avni Paşa’nın Mahalli Ağalara 3 Mart 1332 Tarihiyle Gönderdiği Talimat

Ahmed Avni Paşa’nın bazı kaynaklarda kısmen eksik okunmuş ve alıntılanmış olan 3 Mart 1332 (16 Mart 1916) talimatının, tam metni Prof.Dr. Uğur Derman’ın delaletiyle günümüz Türkçesiyle şöyledir:( 1

Bismillahirrahmanirrahim

Hacı Fazlıoğlu Behram Ağa Çakıroğlu İbrahim Ağa Hacı Fettahoğlu Hayrullah Ağa Sarı Alioğlu Ömer Ağa Osman Hilmioğlu İbrahim Ağa Çakıroğlu Haşan Efendi Tellioğlu Halim Ağa

(29)

Ey Ağalar!

Ofluların, ilk davetimden beri, fevc fevc gelmekte olduklarım görüyorum. Müddet, yarın akşam hitam bulacağından, mıntıkanız dâhilinde mukîm ve misafir bilumum flrârî bekaya veya tebdil-i hava harb ve darba kâdir efraddan ferd-i vâhid, köylerinde bulunmayacaktır. Müddet münkazî olduktan sonra, bulunacakları kimin mıntıkasında ise anın hânumânıyla beraber mahv ü nâbûd kılarım.

Okne ve Şerâh mıntıkası kumandanlığına, fahrî yüzbaşılık rütbesiyle Osman Çelebi oğullarından İbrahim Ağa tâyin edilmiştir. Of müstahfaza taburunun ikinci bölüğüyle, Okne ve Şerâh müsellah erbâbı, mumâileyhin taht-ı emrine verilmiştir.

3 Mart 1332 Avni.'

27 Mart 1916 günü Ofu geri almak için yapılan karşı saldırlar başarılı olamadı.

Sahildeki Ahmed Avni Paşa’nın yerine, Albay Hacı Hamdi komutan olarak atandı. 30 Mart 1916 günü bir denizaltı (Alman) Rusların Portugal gemisini batırdı. Bu gemi hastane işareti taşımasına rağmen mühimmat taşıyan botları çekiyordu. Birkaç gün sonra aynı tarzda bir gemi daha batırıldı.

18 Nisan 1916 günü Ruslar Trabzon'u işgal ettiler.

Rusların taarruzları aylar boyunca devam etti. 3 Ağustos 1916 günü Rus 39’uncu Tümeni ile 5’inci Türkistan Tümeninin saldırılarıyla, 9’uncu ve 10’uncu Kolorduların ileri hatları düştü. 7 Ağustos 1916’ya kadar devam eden çarpışmalarda Canboğul Tepesi’nin kuzeyinde Bülbüloğlu Hanı’na yerleşen Rus 5’inci Hudut Alayını, 34’üncü Tümen uzaklaştırdı. Bu şekilde, 3’üncü bölge, karşı taarruzlarla düşmanı durdurmaya uğraşıyordu. (Çakmak, 2011:252-253, 259, 307, 395).

9’uncu Tümen, Haziran ayı ortalarında Bayburt civarına geldiği sırada, tümende kolera salgını çıkmıştı. Bu durumda 9’uncu Tümeni muharebeye sokmak, koleranın bütün orduya yayılması tehlikesini doğurabilirdi. Bakteriyolog Hulusi (Behçet) Bey, bir gün içinde 500 kadar hastalık mikrobunu taşıyan askeri araştırıp ayırarak 9’uncu Tümeni sağ ve sağlam bir durumda muharebe meydanına yetiştirdi.

... Kış Harekâtı sırasında ise aralık ayında yapılan baskınlarla ele geçen esirlerden, Rus kuvvetlerinde bir değişiklik olmadığı anlaşılıyordu.

Referanslar

Benzer Belgeler

propafenone versus sotalol as an initial choice of treatment in patients with symptomatic paroxysmal atrial fibrillation (AF), according to a double-blind randomized system. In

İzole edilen virüslerin çoğunun 2016’dan beri domuzlarda baskın olarak görülen yeni bir tür (G4) olduğu tespit edildi.. Araştırmanın sonraki aşamasında, grip

Tanr›- n›n en yüce eseri olan bizlerin de öncül bir türden türeyen ve zaman içinde ya- vafl yavafl oluflan milyonlarca türden yaln›zca bir tanesi oldu¤u düflüncesiy-

Venedik’e hiç güvenmediği gibi, açıkça güvenlik nedenleriyle Osmanlı bağlaşıklığını yeğlemiş olan Sırbistan despotuna da güvenmiyordu, öyle ol­ duğu için

Sıcak para akışının önemli duraklarından biri olan tarihi çar­ şının sırrının, geleneklerde gizli olduğu, Ertaş ve Fırat'la yaptığımız söyleşi de bir kere

Qa[daq insan iginde bulundu[u diinyaya ister yan\ uaglardan, ister televizyon ekantndan bakstn, modern toplumun kitle iletiqim araglan diler bir adryla medyasr,

Horse upsets the obstacle with hind legs ..—2 Faults. Horse or Rider falls

Başta eşi Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Devlet Sanatçısı Prof.. Gürer