14
1 V U L 1 l l \
Şiir ile felsefenin buluşması: İlhan Berk’in yeni kitabı ‘Çok Yaşasın Sayılar’
Sayılar resin i gibi asılabilir
*
A
ulatmak Türk şiirinin baştan beri
vazgeçemediği bir yoldur,
neredeyse saynlığıdır, başbelasıdır.
H
er dilin içinde binlerce dil vardır: Şairin
yarattığı, yalnız o şiirde kullanılan. Bu dil
kendisi ile birlikte tekniğini de getirir.
TURGAY FİŞEKÇİ__________________________ İlhan Berk, yeni yayımlanan kitabı Çok Yaşasın Sa
yılar üstüne sorularımızı yanıtlarken, şiirinin ulaştığı yeni kavşakları da açıkladı.
- İki yıl önce yayımlanan son kitabınız Avluya Düşen Gölge için “Dilin doğasında sözün sıfıra indiği bir dil vardır. / Dili o sınırda tutmak, / Ordan yazmak...” de miştiniz. Yeni kitabınız Çok Yaşasın Sayılar’da şür di liniz nereye geldi?
- H er dilin içinde binlerce dil vardır: Şairin yarattı ğı . Her şiir neredeyse bir dil yaratır, yalnız o şiirde kul lanılan. Bu dil kendisi ile birlikte tekniğini de getirir. Teknik dil gibi kapanamaz, kendini giz-
leyemez, dışa vurur. Bu yüzden de baş ka bir şiirde yinelenemez; yinelenirse ‘çoğaltm a’ya, kendini silmeye gider. Paz, ‘Şairin biçemi yoktur’ derken bu nu söylemek ister. Avluya Düşen Göl ge, dilin sıfır halinden yaratıldı. Şiirler böyle bir yeri işaret ediyordu. Söz’ün üstünü çiziyordu. Anlatmayı neredey se bir kıyıya sürüyordu. Benim işim değil anlatmak, diyordu. Ben duyur mayla görevliyim, diyordu. Sezinlet mek, anıştırmak istiyordu yalnız. Mal
larmé buna ‘telkin’ (aşılama) der. Av
luya Düşen G ölge’nin serüveni böyle bir yol izler. Ahmet Haşim’i bir yana bırakırsak, Türk şiirinin bildiği, kurca ladığı bir şey değildir bu.
Çok Yaşasın Sayılar bunun tersi bir dil, teknik gerektiriyordu. Anlatmayı başa alarak yola çıktı. Yani düzyazıyı istiyordu. O dille yazıldı. Elbet düzya zının da kullanılageleni, yaratılanı var dır. Bunun örneklerinden geçilmez biz de. Anlatm ak Türk şiirinin baştan be ri vazgeçemediği bir yoldur, neredey se saynlığıdır, başbelasıdır. Şunu hemen söyleyeyim: Çok Yaşasın Sayılar şiir de
ğildir, siz Memet Fuat’ın ‘şiir’ dediğine bakmayın. El bet yarattığım bir düzyazıyla yazıldı, sonra da gene ya ratıyı gerektiren bir teknik de kullanıldı. Bir beste gi bi prozodi elinden tuttu. Dizem büyük ölçüde vurgu landı. Sayfada, sayfanın olanakları göz ardı edilmedi ği için yeni bir boyut kazandı. Kısaca, Avluya Düşen G ölge’ye ters düşer, Çok Yaşasın Sayılar.
- Kitabınızda sayıların sizi nasıl esinlendirdiği üzeri ne kimi ipuçları var; Magritte’in deseni, Franz Kline'ın resmi gibi. Sayıların şiir gereci olabileceğine hangi sol lardan geçerek ulaştığınızı anlatabilir misiniz?
Harfler gibi sayılar da beni ilkin biçimleriyle ilgi lendirdi. Sayılar her zaman resim gibi asılabilir, bakı labilir, İlk etki bu, ama işin ark a penceresi çok başka. Dünya halkları sayılara türlü anlamlar vermişler, ne redeyse sayıların görevi unutulmuştur. Gizemcilerin el lerinde de sayı olmaktan çıkmış, ancak simgesel bir an lamı vardır. Kabalacılar (bu öbür dünya yorumcuları)
sayıların kendileri için büyük bir tehlike oluşturduğu nu görerek, yeryüzünden silmeye kalkm ışlardır sayı ları. Ben sayılara şimdiye kadar verilen bütün anlam ları bir yana bırakarak, kendim bir anlam verdim. Şa irlerin bu dünyadaki en güzel işleri de bu değil mi? Bel ki de en başta gelen işi. Sayıların arka penceresi bu ol du benim için.
- Bir de Aristoteles, Plotinus gibi felsefecilerden el al dığınız anlaşılıyor. Uzunca bir süreden beri de özellik le metafizik felsefecileri okuduğunuzu biliyorum. Şiir ve felsefe ilişkisi üstüne neler söylemek istersiniz?
Şiirle felsefe iki zıt, dahası düşm an kardeş. Birbi- riyle hiçbir ilgisi yok. Şiirde felsefe yumurtlamayı da
hiç mi hiç anlamam. Şiirin doğası buna karşıdır. Şiir kendinden başka hiçbir şeyi kabule yanaşmaz. Şiirse elbet. Yalnız felsefecilerle şairlerin kimi yerde ortak ko nulan var. En başta da yaşam aktan ne anladıklan. Asıl da ölüm. Yaşamak gibi ölüm de şiirin lokomotifidir. Bir şey daha var, her ikisi de uç düşünce habercileri dir. H er sanat yapıtı bilinmeyenin y anındadır. Bu da yet mez, bilinmek ister her yapıt. Böyle bir yakınlıktan söz edilebilir felsefeyle şiir akrabalığı söz konusu olduğun da. Asıl yakınlık da dünyaya bir anlam verm ekte ya tar.
M etafiziğe gelince: Her şairin sonunda geleceği yer, diye düşünüyorum bunu. Şairler su bulucularıdır. Top rağa da bîr kuyucu gibi bakarlar; yeryüzünde gidip gelm elerin başka bir anlamı yoktur. Toprağı eşelem e lerinin anlamı bir kuyu kazıcısınınkinden ayırt edile mez. Daha da ileri gideceğim: K af dağı adamlarıdır şa irler, daha çök da bilinmeyenin peşindedirler. Bir tek
yol göstericileri vardır bunda da: Dil. Bu dili kullan mak. Dil çünkü hem varın hem de yokun öncüsüdür. Daha çok da yokun. Şairler arka pencere adamlarıdır, oradan bakarlar.
- Yakın zamanlardaki bir söyleşinizde ‘şiirin bir yaş lılık işi’ olduğunu söylediniz. Kimi şairler, bildiğiniz gi bi yalnızca gençlik dönemlerinde yazdıkları şürleıie ge leceğe kalmışlardır. Şairin şiirle ilişkisini yaşamının dö nemlerine göre niteleyebilir misiniz?
Şiirin bir yaşlılık işi olduğunu söylerken şunu de mek istiyorum: Şiir gençlikte daha çok yazılıyor. Ama çok azı kalıyor. Şair bunu ancak yaşlılığında görüyor. Yaşlılıkta ise zor yazılıyor, ama az fire veriliyor. Ka-
vafıs, “Ben yaşlılığın şairiyim” derken bu
nu demek istiyor herhalde. Şu da bir gerçek elbet: Bir koşul diye sürülemez bu. Şair doğası gereği çekülün düştüğü yere düşmez. Havada da çakılıp kalabi lir. Bunu şunun için de söyledim: Baş langıçları parlak şairler görüyorum, bu parlaklıkları kısa sürede sönüyor. Bunun için, yaşlanmalı şair, diyorum.
- Şiire bunca adanmış bir hayatta, ge riye dönüp bakmak, sözgelimi şiirinizin değişik dönemleri üstüne bugün bulun duğunuz noktadan bakarak kimi değer lendirmeler yapmak ister misiniz?
Zor bir soru. Zorluğu şairin böyle bir soruya ne ölçüde gerçeğe yakın yanıt ile ri sürebileceğidir. Bunu bilmek zor. Ama deneyeceğim: Uzun bir süredir en iyi ki tabımın Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum olduğuna inanıyorum. Bu dü şüncem ne zam ana dek sürer bilmiyo rum. Şiirler çünkü durdukları yerde bü yürler ya da silinir gibi olurlar. Yalnız kendilerine özgü bir yaşamları vardır. At las ’tâki kimi şiirler öyle. Kül, Deniz Es kisi kitaplarım da öyle. Kitaplar yerle rini, zamanlarını, dahası saatlerini ken dileri seçerler. Mısırkalyoniğne bile kırk yıllık yerini zaman zaman şaşırıyor, Kül’ün önüne geç meye kalkıyor. Galile D enizi’ne gelince, ona yer be ğendirmek zor. Hâlâ dile başkaldınyor, uçları seçiyor, anlamı da hor görmeyi sürdürüyor. Hakkı yok değil; değil mi ki o zamana değin yazılan şiiri o yırttı, yerin den oynattı; kırk yıllık beni yeni alanlara çıkardı; ni çin kafa tutmasın?
Am a asıl sorun şurada: Şiiri tepe taklak etmek, şim diye değin uğramadığı yerlere sürmek, oralarda gezin dirm ek, çıkm az denilen sokakları tepm ek, tem izle mek, süpürmek; öyle gelmek. Yoksa düzgün şiir hep yazılır. Sevilirde. Alanı açıktır. Şair, şiirde devrim yap madıkça, bir yol açmadıkça var sayılmaz. Her şair her şiir böyle bir yol buluculuğunu yüklenm emişse varla yok arasıdır. Böyle diyorum, şiirler hep yazılır çünkü. Ama yetmez bu iyi bir şair için. Binlerce şiir bunun için yazılıyor her gün dünyada, ama üçü beşi ancak iz bı rakıyor. Bütün iş burda. Asıl şairi de öyle tanıyoruz.